İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Karaca Başvurusu (B. No: 2014/11657)

1. Başvuru; taşınmaz satış vaadi sözleşmesine

Başvuru No2014/11657Tarih22 Haziran 2017Okuma37 dk · 7.339 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mustafa Karaca Başvurusu

Karar tarihi
22 Haziran 2017
Başvuru Numarası
2014/11657
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.339 kelime·37 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; taşınmaz satış vaadi sözleşmesine

istinaden açılan tapu iptali ve tescil davasında taşınmazınharca

esas olmak üzere tespit edilen gerçek bedeli yerine sözleşmede belirlenen

bedelin malike ödenmesine karar verilmesi, buna karşılık harç ve vekâlet

ücretinin ise mahkemece belirlenen gerçek bedel üzerinden hesaplanması, karar

ve ilam harcına her bir davalı için ayrı ayrı hükmedilmemesi, ayrıca temyiz

karar harcının yanlış hesaplanması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/7/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1950 doğumlu olup Samsun ili Vezirköprü ilçesinde

ikamet etmektedir.

9. Başvurucu ve başvurucunun kardeşleri olan A. Karaca ve N.

Karaca Samsun ili Vezirköprü ilçesi Esentepe Mahallesi'nde kâin 179 ada 3

parsel numaralı taşınmazın hisseli malikleri olup her biri taşınmaza 1/3

oranında paydaştır.

10. Başvurucu ve kardeşlerden N. Karaca, anılan taşınmazdaki hisselerini

Vezirköprü Noterliğinde düzenlenen 11/3/2005 tarihli

gayrimenkul satış vaadi sözleşmesiyle diğer kardeş A. Karaca'ya 5.000 TL bedel

karşılığında satmayı taahhüt etmiştir.

11. Taraflar arasında anlaşmazlık çıkması üzerine A. Karaca

tarafından söz konusu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanılarak

başvurucu ve diğer hissedar aleyhine 22/5/2008

tarihinde Vezirköprü 1. Asliye Mahkemesinde (Mahkeme) tapu iptali ve tescil

davası açılmıştır.

12. Mahkeme tarafından dava konusu taşınmazın harca esas değerinin

tespiti için 18/5/2012 tarihinde mahallinde keşif ve

bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi tarafından Mahkemeye sunulan 24/5/2012 tarihli raporda, taşınmazın değeri 932.616 TL

olarak hesaplanmıştır. Mahkeme, taşınmazın değerini dikkate alarak eksik

yatırılan harcı ikmal ettirmiştir. Bu şekilde davacı tarafından 9.232 TL peşin

karar ve ilam harcı yatırılmıştır.

13. Mahkeme, davacının sözleşme ile belirlenen 5.000 TL satış

bedelinin ödendiğini ispatlayamadığı sonucuna ulaşarak bu tutarı başvurucu ve

diğer davalıya ödenmek üzere Mahkeme veznesine depo ettirmiştir.

14. Mahkemece 25/12/2012 tarihinde

verilen kararla, davanın kabulü ile taşınmazın tapusunun davacı adına tesciline

hükmedilmiştir. Mahkeme ayrıca davalılar (başvurucu ve N. Karaca) aleyhine

36.931,59 TL nispi karar ve ilam harcına, 35.719,76 TL de vekâlet ücretine

hükmetmiştir. Karar ve ilam harcı ile vekâlet ücretinin miktarı, taşınmazın

bilirkişi tarafından belirlenen değerinin -davalıların hisseleri dikkate

alınarak- üçte ikisi üzerindenhesaplanmıştır. Kararın

gerekçesinde 12/1/2011 tarihli ve 6101 sayılı Türk

Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. maddesi

delaletiyle olayda uygulanacak olan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga

Borçlar Kanunu'nun 81. maddesi uyarınca vaat alacaklısı lehine tescile

hükmedilebilmesi için vaat alacaklısının sözleşmede belirlenen semeni ödemesi

gerektiği ifade edilmiştir. Gerekçede, satış vaaadi

sözleşmesinin 11/3/2005 tarihinde akdedildiği ve

davanın da 22/5/2008 tarihinde açıldığı gözetildiğinde yerleşik Yargıtay

içtihadına göre semenin güncelleştirilmeksizin aynen depo ettirilmesinin

yeterli olacağı açıklanmıştır.

15. Karar, davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Başvurucuya

ait temyiz dilekçesinde, harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın satış bedeli

üzerinden belirlenmesi gerektiği savunulmuş; her bir davalının sorumlu olduğu

yargılama giderinin ayrı ayrı belirlenmesi gerektiği ifade edilmiş; ayrıca

davacının ediminin de (satış bedelinin) taşınmazın bilirkişi tarafından belirlenen

bedelinin esas alınarak tayin edilmesi gerektiği iddia edilmiştir. Yargıtay 14.

Hukuk Dairesinin (Daire) 16/12/2013 tarihli kararıyla

Mahkeme kararı usul ve yasaya uygun görülerek onanmıştır. Daire kararında,

ayrıca temyiz talebinde bulunan her iki davalı aleyhine ayrı ayrı 42.471,26 TL

temyiz karar harcına hükmedilmiştir. Harcın oranının binde 68,31 olarak

uygulandığı anlaşılmaktadır.

16. Kararın düzeltilmesi isteminde bulunan başvurucu tarafından

diğer iddiaların yanında aleyhine hükmedilmesi gereken temyiz karar harcının

hissesi gözetildiğinde 21.235,66 TL olması gerektiği de ileri sürülmüştür.

Daire 14/5/2014 tarihli kararıyla karar düzeltme

istemini reddetmiştir. Kararda, başvurucunun temyiz karar harcının yanlış

hesaplandığına yönelik iddiasıyla ilgili herhangi bir değerlendirme

yapılmamıştır.

17. Kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin karar 20/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 11/7/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı

Harçlar Kanunu'nun 15. maddesi şöyledir:

“Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne

göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktü

esas üzerinden alınır.”

20. 492 sayılı Kanun’un 16. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1)

sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına

taallük eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara

alınır.

Gayrimenkulün aynına taallük

eden davalarda ecrimisil ve tazminat gibi taleplerde

de bulunulduğu takdirde harc, gayrimenkulün değeri

ile talebolunan tazminat ve ecrimisil

tutarı üzerinden alınır.

...

Noksan tesbit edilen

değerler hakkında 30 uncu madde hükmü uygulanır.”

21. 492 sayılı Kanun’a ekli (1) sayılı Tarife'nin "Karar ve

ilam harçları"nı düzenleyen bölümünün ilgili

kısmı şöyledir:

“1. Nispi harç :

a) Konusu belli bir değerle ilgili bulunan

davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık

konusu değer üzerinden (Binde 68,31)

(Ek hüküm: 4/12/1985

- 3239/96-A md.) (Değişik cümle: 15/7/2016-6728/36 md.) ... Bakanlar Kurulu dava çeşitleri itibariyle birlikte

veya ayrı ayrı olmak üzere bu bente yazılı nispeti

binde 10’a kadar indirmeye veya Kanunda yazılı nispete kadar çıkarmaya

yetkilidir.

...

e)(Değişik:25/12/2003-5035/34

md.) Yukarıdaki nispetler... Yargıtayın

tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları için de aynen

uygulanır.”

22. 6101 sayılı Kanun'un 1. maddesi şu şekildedir:

"(1) Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe

girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup

olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken

gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar

Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak

gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine

tabidir.”

23. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga

Kanun'un 81. maddesi şu şekildedir:

"Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir

akdin ifasını talep eden kimse, akdin şartlarına ve mahiyetine nazaran bir

ecelden istifade hakkını haiz olmadıkça kendi borcunu ifa etmiş veya ifasını

teklif eylemiş olmak lazımdır.”

24. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesi şöyledir:

“(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine

hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.

(2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı

çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre

paylaştırır.

(3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise

mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.”

25. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesi şöyledir:

“(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine

hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.

(2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı

çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre

paylaştırır.

(3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise

mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.”

26. 12/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı

Türk Borçlar Kanunu’nun 162. maddesi şöyledir:

“Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından

sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar.

Böyle bir bildirim yoksa,

müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.”

27. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 8/11/2006

tarihli ve E.2006/14-692, K.2006/702 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

“...Satış vaadi sözleşmesine dayanılarak elde edilmesi istenilen hak

tapu iptali ve tescildir. Sözleşmenin asli unsurunu tapu iptali ve tescil

oluşturmaktadır. Sözleşme ile elde edilmek istenilen nihai talep iptal ve

tescildir. Tatbikatta görüldüğü gibi, bu talep, bazen çok uzun yıllarca

yapılmamaktadır. Taşınmaz vaad olunana teslim

edilmişse zamanaşımı da işlemeyeceğinden, taraflar tescil talebinde

bulunmamaktadır. Çok zaman 20-30 yıl sonra talepte bulunabilmektedirler. Bazen

de sözleşmede onlarca taşınmazınsatışı vaat

edilmektedir. 20-30 yıl önce veya onlarca taşınmazın satışının vaad edildiği sözleşmelerde gösterilen değerler yeni açılan

davalarda çok cüzi kalmaktadır. Uzun yıllar süren yüksek enflasyon ve

tarafların satış bedelini sözleşmede bilerek düşük göstermeleri ihtimali nazara

alındığında taşınmazın değerinin dava tarihine göre belirlenmesi gerekmektedir.

Hakim yapacağı keşifte dinleyeceği bilirkişilere taşınmazın değerini tespit

ettirecektir. Tespit edilen bu değere göre hem mahkemenin görevi tayin

edilecek, hem de noksan harç ikmal ettirilecektir. Bu durumda sözleşmeye

müdahaleden de söz edilemeyecektir. Kamu düzeninden olan bu husus tarafların insiyatifine bırakılmadan, hakim

tarafından resen yerine getirilmiş olacaktır. Harçlar Kanununun 16.maddesi de,

müdahalenin meni, tescil ve tapu iptali gibi taşınmazın aynını ilgilendiren

davalarda, taşınmazın değerinin esas alınacağını öngörerek görüşümüzü teyit

etmektedir. Harç kaybı da böylece önlenmiş olacaktır.

...”

28. HGK'nın 29/3/2006

tarihli ve E.2006/14-91, K.2006/115 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

“...Satış vaadi sözleşmesine dayanılarak elde edilmesi istenilen hak

tapu iptali ve tescildir. Sözleşmenin asli unsurunu tapu iptali ve tescil

oluşturmaktadır. Sözleşme ile elde edilmek istenilen nihai talep iptal ve

tescildir. Tatbikatta görüldüğü gibi, bu talep, bazen çok uzun yıllarca

yapılmamaktadır. Taşınmaz vaad olunana teslim

edilmişse zamanaşımı da işlemeyeceğinden, taraflar tescil talebinde

bulunmamaktadır. Çok zaman 20-30 yıl sonra talepte bulunabilmektedirler. Bazen

de sözleşmede onlarca taşınmazınsatışı vaat

edilmektedir. 20-30 yıl önce veya onlarca taşınmazın satışının vaad edildiği sözleşmelerde gösterilen değerler yeni açılan

davalarda çok cüzi kalmaktadır. Uzun yıllar süren yüksek enflasyon ve

tarafların satış bedelini sözleşmede bilerek düşük göstermeleri ihtimali nazara

alındığında taşınmazın değerinin dava tarihine göre belirlenmesi gerekmektedir.

Hakim yapacağı keşifte dinleyeceği bilirkişilere taşınmazın değerini tespit

ettirecektir. Tespit edilen bu değere göre hem mahkemenin görevi tayin

edilecek, hem de noksan harç ikmal ettirilecektir. Bu durumda sözleşmeye

müdahaleden de söz edilemeyecektir. Kamu düzeninden olan bu husus tarafların insiyatifine bırakılmadan, hakim

tarafından resen yerine getirilmiş olacaktır. Harçlar Kanununun 16. maddesi de,

müdahalenin meni, tescil ve tapu iptali gibi taşınmazın aynını ilgilendiren

davalarda, taşınmazın değerinin esas alınacağını öngörerek görüşümüzü teyit

etmektedir. Harç kaybı da böylece önlenmiş olacaktır.

...”

29. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 13/11/2015

tarihli ve E.2015/10774, K.2015/10298 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

“...Mahkemece, satış bedelinin dava tarihindeki güncelleştirilmiş

değeri depo ettirilerek tapu iptali ve tescil isteminin kabulüne karar

vermiştir.

...

Kaynağını Türk Borçlar

Kanununun 29. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar

Kanununun 237. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89.

maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen

düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı

kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür.

Vaat alacaklısı,

taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan

edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun 716. maddesi uyarınca

açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini

isteyebilir.

Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan

tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan

bedel ödenmiş olmalıdır. Ancak, bedelden ödenmeyen bir kısım var ise, bu bedel

Borçlar Kanununun 97. maddesi uyarınca depo ettirilmelidir.

Yukarıda yapılan açıklamaların ışığı altında

somut olaya gelince; dava konusu 1226(103 ada 3) sayılı parsel, Giresun 1. Noterliği'nin 18.01.1993 tarihli ve 760 yevmiye numaralı

satış vaadi sözleşmesi gereğincedavalıların murisi ... tarafından 10.000.000,00

ETL'ye dava dışı ...'e satmayı vaad

edildiği onun da taşınmazdaki hak ve hisselerinin tamamını 20.02.1990 tarih

2469 yevmiye numaralı satış vaadi sözleşmesi ile davacıya satmayı vaad ettiği anlaşılmaktadır. Satış vaadi sözleşmesinin

taraflarınca satış bedelinin 5.000.000,00 ETL kısmı peşin kalan kısmının ise

tapu devrinde ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davacı satış

bedelinin tamamının ödendiği kanıtlanayamadığına göre

dava konusu taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri belirlenerek, ödenen

5.000.000,00 ETL taşınmazın sözleşmedeki satış bedeli olan 10.000.000,00 ETL’ye oranlanmalı ve bu orana göre dava konusu bağımsız

bölümün dava tarihindeki rayiç değeri üzerinden belirlenecekbakiye

satış bedelinin depo edilmesi için davacıya süre verilerek sonucuna göre karar

verilmesi gerekirken, satış bedelinin ödenmeyen kısmının güncelleştirilmiş

değeri esas alınarak hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın

bozulması gerekmiştir."

30. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 17/5/2012

tarihli ve E.2012/5689, K.2017/7082 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

“...Kaynağını Borçlar Kanununun 22.

maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 213.

maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi

hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi

gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam

iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir

borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun

716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen

yerine getirilmesini isteyebilir.

Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan

tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan

bedel ödenmiş olmalıdır. Ancak, bedelden ödenmeyen bir kısım var ise, bu bedel

Borçlar Kanununun 81. maddesi uyarınca depo ettirilmelidir.

...

...Somut olayda; dosya içerisinde bulunan

22.02.1978 tarihli satış vaadi sözleşmesi incelendiğinde satış bedelinin

200.000 TL olduğu 50.000TL kısmınınpeşin ödendiği,

kalan 150.000 TL'nin ise 10.000TL'lik taksitlerle ödeneceğinin

kararlaştırıldığı görülmektedir. Satış vaadinde bulunan ...

mirasçıları davalılar satış bedelinin tamamınınödenmediğini

savunmuşlar, satış vaadi alacaklısı ... mirasçıları davacılar ise dosyaya ibraz ettikleri bono

niteliğindeki belge fotokopileri ile satış bedelinin tamamının ödenerek senetlerin

geri alındığını ifade etmişlerdir. Bu durumda davacılarınsatış

bedeline ilişkin ödemelerini dosyaya ibraz ettikleri senetler karşılığında

yapıldığını ispat etmeleri gerekir. Davacılar bu hususu kanıtlayamadıkları

takdirde dava konusu taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri hesaplanarak

davalılar tarafından ödendiği kabul edilen 70.000TL, taşınmazın değerine

oranlanıp hesaplanmalı, ödenmeyen kısım davacılar tarafından depo edildiğinde davakabul edilmelidir."

31. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 17/2/2014

tarihli ve E.2013/14923, K.2014/2015 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

“... Somut olayda; dosya içerisinde bulunan

29.07.1997 tarihli satış vaadi sözleşmesi incelendiğinde satış bedelinin

1.400.000.000,00 eski TL olduğu, 1.000.000.000,00 eski TL kısmınınpeşin

ödendiği, kalan 400.000.000,00 eski TL'nin ise yarısının 16.08.1997 diğer

yarısının 31.10.1997 tarihindeödeneceğinin

kararlaştırıldığı görülmektedir. Davalı satış vaadi borçlusu yüklenici ... satış bedelinin tamamınınödenmediğini savunmuştur. Bu durumda davacı ...'ın satış bedelinden kalan kısmı ödendiğini kesin delillerle

ispat etmesi gerekir. Davacı...ödemeyi kanıtlayamadığıtakdirdedavakonusu taşınmazın dava

tarihindeki rayiç değeri hesaplanarak satış vaadi sözleşmesinde ödendiği belirtilen

1.000.000.000,00 eski TL, taşınmazın değerine oranlanıp hesaplanmalı, ödenmeyen

kısım davacı ... tarafından depo edildiğinde davakabul edilmelidir. "

32. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 27/10/2015

tarihli ve E.2015/8956, K.2015/9538 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

“... Davacıların dayanağı olan Adana 1. Noterliği'nin

17.08.1998 tarihli 16660 yevmiye no'lu satış vaadi

sözleşmesinde sözleşmeye konu taşınmazın satış bedelinin "500.000.000

TL" olduğu belirtilmiş ise de gerek satış vaadinde bulunan davalıların murisi ... gerekse satış vaadini kabul eden

... tarafından satış bedelinin ödendiğine

ilişkin beyanlarının sözleşmeye geçirilmediği açıkça anlaşılmaktadır. Satış

vaadi sözleşmesinin zorunlu unsurlarından olan "satış bedeli"

sözleşmede belirtilmekte ise de gerek sözleşme kapsamından gerekse dosya

içerisindeki belge ve delillere göre satış vaadini kabul eden

... tarafından satış bedelinin ödendiği kanıtlanamadığındanBorçlar Kanununun 81. maddesi uyarınca

dava konusu taşınmazın satış vaadine konu kısmınındava

tarihindeki rayiç değeri belirlenerek satış vaadinde bulunan ...'ün mirasçıları

adına depo ettirilmesi için davacıya süre verilerek sonucuna göre bir karar

verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. "

B. Uluslararası Hukuk

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1) No.lu

Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'ye

ek (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesinde güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının

pozitif yükümlülükleri de içerdiğini kabul etmektedir (Kotov/Rusya, [BD] B. No: 54522/00, 3/4/2012,

§§ 109-115; Öneryıldız/Türkiye, [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 134; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,

§ 143; Dzugayeva/Rusya, B. No: 44971/04, 12/2/2013, § 26).

AİHM, bu hükümle koruma altına alınan mülkiyet hakkının

gerçek ve etkili kullanımının sadece devletin müdahale etmeme ödevine bağlı

olmadığını fakat aynı zamanda özellikle başvurucunun kamu otoritelerinden meşru

olarak alınmasını beklediği önlemler ile mülkünden etkin bir biçimde

yararlanması arasında doğrudan bir bağlantının bulunduğu durumlarda koruyucu pozitifönlemler alınmasını da gerektirdiğini ifade

etmektedir. Öte yandan AİHM'e göre özel

kişiler arasındaki ilişkilerde bile devlete pozitif yükümlülük yükleyen kamusal

menfaatlersöz konusu olabilir (Kotov/Rusya, § 109).

35. AİHM, bu bağlamda mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına

kamu otoriteleri dışındaki kişilerce müdahale edilmesi durumunda devletin pozitif

yükümlülüğünün koruyucu/önleyici ve düzeltici ödevler biçiminde ikiye

ayrılacağını ifade etmektedir. AİHM'e göre bu durumda

Sözleşme'ye taraf devletler, iç hukuk sisteminde

mülkiyet hakkının yasalar tarafından tatmin edici bir şekilde korunmasının güvence

altına alınması ve hakkına müdahale edilen kişinin -gerekmesi durumunda-

meydana gelen zararının giderilmesine yönelik talepler dâhil olmak üzerehakkını arayabileceği düzeltici mekanizmaların temin

edilmesi yükümlülüğü altındadırlar (Blumberga/Litvanya, B. No: 70930/01, 14/10/2008,

§ 67).

36. AİHM, devletin pozitif yükümlülüklerinin mahiyeti ve

kapsamının olayın somut koşullarına göre farklılaşabileceğini düşünmektedir (Kotov/Rusya, § 111). AİHM'e

göre devletin olayın somut koşullarına göre sağlama yükümlülüğü altına girdiği

düzeltici önlemler, zarar gören tarafın hakkını savunabilmesi imkânı tanıyan

uygun yasal mekanizmaların oluşturulmasını içermektedir. (1) No.lu Protokol'ün

1. maddesi açık bir biçimde usule ilişkin yükümlülükler içermemekte ise de bu

hüküm, gerek devletin müdahil olduğu uyuşmazlıklarda gerekse iki özel kişi

arasındaki uyuşmazlıklarda devlete usule ilişkin yükümlülükler yüklemektedir.

Özel kişiler arasındaki müdahalelerde devlet, zorunlu usule ilişkin garantiler

içeren yargısal başvuru yolları kurma yükümlülüğü altındadır. Bu bağlamda

görevlendirilecek mahkemelerin veya yargısal yetkiyi haiz diğer kurul veya

kamusal otoritelerin özel kişiler arasındaki uyuşmazlığı etkili ve adil bir

şekilde çözecek yargısal güçle donatılmaları gerekmektedir (Kotov/Rusya, § 114).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 22/6/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Satış Bedeline İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

38. Başvurucu; taşınmaz satış vaadi sözleşmesine istinaden

aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasında, taşınmazın Mahkemece tespit

edilen gerçek bedeli yerine sözleşmede belirlenen bedelin lehine depo

ettirilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucu, davacının sözleşmeden doğan edimini zamanında ifa etmemesi nedeniyle

sözleşmede kararlaştırılan bedelin dikkate alınamayacağını savunmuş ve

taşınmazın satış bedelinin Mahkeme tarafından tespit edilen harca esas değer

üzerinden belirlenmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

39 Bakanlık görüşünde, başvurucunun iddiasının dördüncü

dereceden temyiz şikâyeti niteliğinde olduğu ifade edilmiş ve delillerin

değerlendirilmesinde açık bir keyfîlik bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesinin Anayasa Mahkemesinin takdirinde olduğu

belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

40. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

41. Somut olayda başvurucu ve kardeşi N. Karaca, ihtilaf konusu

taşınmazdaki hisselerini 11/3/2005 tarihli gayrimenkul

satış vaadi sözleşmesiyle diğer kardeş A. Karaca'ya toplam 5.000 TL bedel

karşılığında satmayı taahhüt etmişlerdir. Ancak taraflar arasında anlaşmazlık

çıkması üzerine A. Karaca tarafından söz konusu gayrimenkul satış vaadi

sözleşmesine dayanılarak başvurucu ve diğer hissedar aleyhine Mahkemede tapu

iptali ve tescil davası açılmıştır. Mahkeme tarafından dava konusu taşınmazın

harca esas değeri bilirkişi marifetiyle 932.616 TL olarak tespit edilmiştir.

Mahkeme; davacının sözleşme ile belirlenen 5.000 TL satış bedelini ödediğini

ispatlayamadığı sonucuna ulaşarak bu tutarı, başvurucu ve diğer davalının her

birine 2.500 TL olarak ödenmek üzere Mahkeme veznesine depo ettirmiştir.

Mahkemece davanın kabulü ile taşınmazın davacı adına tesciline hükmedilmiştir.

42.Başvurucunun şikâyetinin temelindeki satış bedeli, taraflar

arasında akdedilen ve özel hukuk hükümlerine tabi olan gayrimenkul satış vaadi

sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı taraf, başvurucunun satış sözleşmesini

ifa etmemesi nedeniyle kamu gücü kullanılarak sözleşmenin gereğinin yerine

getirilmesinin temini amacıyla dava açmak suretiyle kamu gücüne müracaat

etmiştir. Yargı mercilerinin yargılama sürecindeki işlem ve eylemleri taraflar

arasındaki özel hukuk ihtilafını çözüme bağlama amaçlıdır. Dolayısıyla özel

kişiler arasındaki özel hukuk ihtilaflarının çözümlenmesi amacına yönelik

yargısal süreçlerdeki iş ve işlemlere yönelik şikâyetlerin devletin pozitif

yükümlülükleri kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

a. Mülkün

Varlığı

43. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında inceleme yapılabilmesi

için öncelikle somut olayda "mülk"ün var

olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir.

44. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015,

§ 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan

menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni

haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da

mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut

Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017,

§ 60). Ancak bir alacak hakkının mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilebilmesi için iç hukukta kesin bir biçimde tanımlanmış ve icra

edilebilir bir hâle erişmesi gerekmektedir.

45. Başvurucu, mülkiyetin kaybı karşılığında lehine takdir

edilen 2.500 TL'nin taşınmazın gerçek bedelini karşılamaktan uzak olduğundan

şikâyet etmektedir. Başvurucunun şikâyetinin temelindeki satış bedeli, taraflar

arasında akdedilen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinden kaynaklansa da

uyuşmazlığın asıl konusunu taşınmazın başvurucuya ait hissesine ilişkin tapunun

iptali ve tescil istemi oluşturmaktadır. Mahkeme tarafından başvurucu lehine

depo ettirilen 2.500 TL, taşınmaz mülkiyetinin davacı adına tescil edilmesinin

karşılığı ödenen bir bedeldir. Başvurucu lehine 2.500 TL depo ettirilmiş

olmasından hareketle somut olaydaki uyuşmazlığın bir alacak hakkının tespitine

yönelik bir ihtilaf olduğu sonucuna ulaşılamaz. Somut olaydaki mülk, davacı

lehine tescil kararı verilen taşınmaz hissesidir. Taşınmaz hisselerinin mülk

teşkil ettiği tartışmasızdır.

b. Genel

İlkeler

46. Bireysel başvuru, devlet tarafından kamu gücü kullanılarak

bireylerin temel haklarına yapılan müdahaleler sonucu meydana gelen hak

ihlallerini gidermek amacıyla ihdas edilmiş bir ikincil koruma mekanizması

olmakla birlikte kimi durumlarda özel kişiler arası ilişkiler sonucu özel

kişilerin birbirlerinin haklarına yaptıkları müdahalelerde devlete atfedilebilecek

sorumluluklar bulunabilmektedir. Bu durumlarda bireysel başvuru konusu yapılan

dava sadece adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmekle kalmayıp özel kişiler

tarafından başlatılan süreç sonucu etkilenen diğer haklar yönünden de

incelenebilir (Türkiye Emekliler Derneği,

B. No: 2012/1035, 17/7/2014, § 34).

47. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet güvencesi,

mülkiyet hakkına yönelik kamu gücü tarafından gerçekleştirilen müdahalelerin

yanı sıra kimi durumlarda özel hukuk kişilerince yapılan müdahalelere karşı da

anayasal koruma sağlamaktadır. Dolayısıyla mülkiyet hakkı devlete, müdahalede

bulunmama biçimindeki negatif yükümlülüğün yanında üçüncü kişilerden

gelebilecek müdahalelere karşı malike koruma sağlama şeklindeki birtakım

pozitif yükümlülükler de yüklemektedir (Osmanoğlu

İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri A.Ş., B. No: 2014/8649,

15/2/2017, § 42).

48. Mülkiyet hakkına üçüncü kişiler tarafından müdahalede

bulunulması durumunda bu müdahalenin malik üzerinde doğurduğu olumsuz sonuçların

mümkünse eski hâle döndürülmesini, mümkün değilse malikin zarar ve kayıplarının

telafi edilmesini sağlayan idari veya yargısal hukuki mekanizmaların

oluşturulması devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir. Bu bağlamda hak

ihlalinin sonuçlarının giderilmesi bakımından ne tür hukuki mekanizmaların

öngörüleceği hususu devletin takdirindedir. Bu husus, kural olarak Anayasa

Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin,

tercih edilen idari veya yargısal mekanizmanın malik üzerinde doğurduğu olumsuz

etkilerin düzeltilmesi bakımından yeterli ve elverişli olup olmadığı

hususundaki denetim yetkisi saklıdır. Bu bağlamda düzeltici bir mekanizmanın

hiç oluşturulmaması veya oluşturulan mekanizmanın müdahaleden önceki durumu

tesis edici veya oluşan kayıpları giderici bir nitelik arz etmemesi durumunda

mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler ihlal edilmiş

olabilir (Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda

Temizlik Hizmetleri A. Ş.,

§ 48).

49. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelere karşı usule ilişkin güvenceler sunan yargısal yolları da kapsayan

etkili hukuksal bir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu hukuksal çerçeve

kapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında

etkili ve adil bir karar vermesini temin etme sorumluluklarını da içermektedir

(Selahattin Turan, B. No:

2014/11410, 22/6/2017, § 41).

50. Taraflar arasındaki mülkiyet uyuşmazlığının çözümlenmesinde

uygulanacak mevzuatın yorumlanması ve uygulanması hususu bu konuda uzman olan

derece mahkemelerinin görev ve yetkisindedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda

uzmanlaşmış bir mahkeme olmadığı gibi Mahkemenin bu şekilde bir görevi de

bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu bağlamdaki görevi, derece mahkemelerince

yapılan yorumun sonuçlarının ve somut olay bazındaki tatbikinin başvurucunun

hak ve özgürlüklerini ihlal edip etmediğini tespit etmekten ibarettir.

c. İlkelerin

Olaya Uygulanması

51. Somut olaydaki uyuşmazlık, başvurucu ve N. Karaca ile A.

Karaca arasında akdedilen satış vaadi sözleşmesinin başvurucu ve N. Karaca'ya

yüklediği taşınmazın mülkiyetini karşı tarafa devretme ediminin ifa edilmemesi

sebebiyle başvurucu ve N. Karaca aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasına

ilişkindir. Söz konusu davanın özel kişiler arasındaki uyuşmazlıkları çözme

amacına yönelik olarak devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde

oluşturulmuş hukuksal bir mekanizma olduğu açıktır. Başvurucu, bu hukuki yola

başvuran (davacı) değil aleyhine yargısal koruma talep edilen davalı taraf

konumundadır. Dolayısıyla davalı taraf statüsünde bulunan başvurucu açısından

bu mekanizmadan beklenen, uyuşmazlığın etkili ve adil bir çözümünün temin

edilmesidir.

52. Olayda Mahkeme, borçlar hukuku hükümleri çerçevesinde

uyuşmazlığı incelemiş; davacı tarafından sözleşmeyle yüklenilen 5.000 TL'nin

davalılara ödendiğinin ispatlanamadığı sonucuna ulaşarak 5.000 TL'yi davalılar

lehine Mahkeme veznesine depo ettirdikten sonra taşınmazın davacı adına

tesciline karar vermiştir. Başvurucu ise Mahkeme tarafından harca esas olmak

üzere belirlenen gerçek bedelin (başvurucunun hissesine isabet eden 310.872 TL)

ödenmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

53. Satış vaadi sözleşmesinin ifa edilmemesinin hüküm ve

sonuçlarının ne olduğu ve ne tür yaptırımlar uygulanacağı hususu borçlar

hukukuna ilişkin düzenlemelerde gösterilmiştir. Bu düzenlemelerin yorumu ve

neyi ifade ettiğinin tespiti, borçlar hukukuna ilişkin uyuşmazlıklara bakmakla

görevli ve alanında uzmanlaşmış derece mahkemelerinin görev ve yetkisi kapsamındadır.

Özellikle adli yargı kolunda en üst derece mahkemesi olan ve aynı zamanda

içtihada istikrar kazandırmakla görevli bulunan Yargıtayın

ilgili düzenlemelere ilişki yorum ve uygulamaları büyük önem taşımaktadır.

Anayasa Mahkemesinin bu husustaki yetkisi yargılama sürecine ilişkin olarak

getirilen güvencelere uygun davranılıp davranılmadığının tespitiyle sınırlıdır.

54. Özel borç ilişkilerindeki edimler kural olarak eşit konumda

bulunan tarafların serbest iradeleriyle belirlenir. Sözleşmedeki edimlerin belirlenmesinde

mutlak anlamda bir eşitlik ve adalet fikrinden hareket edilmiş olması gerekmez.

Özerk bir varlık olarak birey kendi çıkarının ne olduğunu ve ne tür bir edimin

kendi menfaatine sonuç doğuracağını en iyi bilebilecek konumdadır. Buna bağlı

olarak bireyin yaptığı sözleşmenin hukuksal sonuçlarına katlanma sorumluluğu ve

mecburiyeti bulunmaktadır. Bireylerin özgür iradeleriyle akdettikleri

sözleşmelerin taraflara yüklediği edimler arasında dengesizlik bulunması da söz

konusu olabilir. Ancak özerk bireyin serbest iradesiyle yüklendiği edimin

taraflardan birine ölçüsüz bir külfet yüklemiş olması ve edimler arasında

dengesizlik bulunması kural olarak devletin müdahalesini gerektirmemektedir.

Kamu müdahalesi ancak hata, hile, zorlama gibi bireyin iradesini sakatlayan

istisnai durumların varlığı koşuluyla haklı görülebilir. Bu gibi müstesna

hâller haricinde kamunun özel hukuk sözleşmeleriyle yüklenen edimlere -adalet

düşüncesiyle bile olsa- müdahale, özerk bireyin devletin vesayeti altına

sokulması anlamına gelir ki bu durum özgürlükçü demokratik hukuk devletiyle

bağdaşmaz. Devletin özel borç ilişkilerindeki rolü üstün buyurma gücüne

dayanarak sözleşmelerin ifasını sağlamaktan ibarettir. Dolayısıyla sözleşmeyle

tayin edilen edimin dengesiz olduğu gerekçesi tek başına yargı organlarının o

sözleşmenin hükümlerini ihmal ederek karar vermesini gerektirmez.

55. Yargıtay içtihadı da sözleşmede belirlenen bedele öncelik

tanınması yönündedir. Ancak yukarıda atıfta bulunulan

kararlarından da anlaşılacağı üzere (bkz. §§ 29-32) Yargıtayın

taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklara bakmakla

görevli 14. Hukuk Dairesinin-taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin rızaen ifa edilmemesi nedeniyle tapu iptali ve tescil

davası açıldığı durumlarda- sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında uzun zaman

geçmesi hâlinde sözleşmede kararlaştırılan semenin aynen depo ettirilmesinin

adalete aykırı sonuçlar doğurabileceği düşüncesiyle ödenmeyen satış bedelinin

veya kısmen ödeme durumunda kalan kısmının dava tarihi itibarıyla güncellenerek

ödenmesi gerektiği içtihadında bulunduğu görülmektedir. Dairenin, bu

içtihadını medeni hukukta geçerli olan "dürüstlük ilkesi"ne

dayandırdığı anlaşılmaktadır. Daireye göre aksi takdirde edimini ifa etmeyen

vaat alacaklısı dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacak bir biçimde kendi

temerrüdünün sonuçlarından yararlanmış olmaktadır. Bununla birlikte sözleşme

tarihi ile dava tarihi arasında geçen sürenin uzun olmaması durumunda Daire,

taraflar arasında kararlaştırılan bedelin depo ettirilmesinin yeterli olacağını

belirtmektedir.

56. Somut olayda taşınmaz satım vaadi sözleşmesi 11/3/2005 tarihinde akdedilmiş, dava ise 22/5/2008 tarihinde

açılmıştır. Başvurucu, sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında geçen yaklaşık

3 yıl 2 aylık sürenin uzun olduğu yolunda açık bir iddia öne sürmemiştir.

57. Kaldı ki sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında geçen

yaklaşık 3 yıl 2 aylık sürenin semenin güncellenmesini gerektirecek derecede

uzun olup olmadığının takdiri derece mahkemelerine aittir. Nitekim Mahkeme,

sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında geçen sürenin uzun olmadığını

değerlendirerek semenin güncellenmesine gerek görmemiş ve tarafların özgür

iradeleriyle sözleşmede kararlaştırılan bedelin depo ettirilmesini yeterli

görmüştür. Mahkemenin bu yoldaki değerlendirmesi Yargıtay denetiminden geçmiş

ve hukuka aykırı bulunmayarak temyiz istemi reddedilmiştir.

58. Son olarak Mahkemenin taşınmazın rayiç bedelini bilirkişi

marifetiyle belirlemiş olması, ödenmesi gereken harcın miktarının tespiti

içindir. Harca esas değerin tespit edilmesi devletin harçlandırma

yetkisine ilişkin bir mesele olup tespitin taraflar arasında kararlaştırılan

satış bedeliyle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Harcın miktarının veya harç alma

ölçüsünün belirlenmesi kanun koyucunun takdirindedir. Nitekim 492 sayılı

Kanun’un 16. maddesinin birinci fıkrasında, müdahalenin men'i,

tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük

eden davalarda gayrimenkulün değeri üzerinden karar ve ilam harcı alınacağı

hükme bağlanmıştır. HGK'nın yukarıda atıfta bulunulan

kararları da satış vaadi sözleşmesinin ifa edilmemesinden doğan tapu iptali ve

tescil davasında harcın, taraflarca kararlaştırılan satış bedeli üzerinden

değil mahkemece belirlenen taşınmazın rayiç bedeli üzerinden alınması

yönündedir(bkz. §§ 27, 28). Tapu iptali ve tescil davalarında karar ve ilam

harcının taşınmazın değeri üzerinden belirlenmesi, davanın temelindeki satış

vaadi sözleşmesiyle kararlaştırılan bedeli geçersiz kılmaz.

59. Bu itibarla somut olayda devletin

pozitif yükümlülükleri kapsamında mülkiyetin kullanılmasına ve korunmasına

yönelik yeterli güvencelerin mevcut olduğu, bireysel başvuruya konu kararlarda

yer verilen tespit ve gerekçeler itibarıyla mülkiyet hakkının korunması

yükümlülüğü yönünden başvurucunun usule ilişkin güvencelerden etkin biçimde

yararlanmasının sağlandığı ve yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının

aşılmadığı sonucuna varılmıştır. Bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkına ilişkin şikâyeti

yönünden açık ve görünür bir ihlal bulunmamaktadır.

60. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Karar ve İlam Harcının

Ayrı AyrıHükmedilmemesine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

61. Başvurucu; her biri taşınmazın 1/3 hissesine müşreken malik olan davalıların mecburi dava arkadaşı

olmadığını, bu nedenle karar ve ilam harcının her iki ihtiyari dava arkadaşı

aleyhine ayrı ayrı hükmedilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu, karar ve

ilam harcının davalılar aleyhine ayrı ayrı hükmedilmemiş olması nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

62. Bakanlık görüşünde, yargılama

giderlerinin kural olarak davada haksız çıkan tarafa yükletileceği ve haksız

çıkan tarafın birden fazla kişi olması durumunda hâkimin yargılama giderlerini

paylaştırması mümkün olabileceği gibi davayı kaybedenlerin yargılama

giderlerinden müteselsilen sorumlu olmasına da karar

verebileceği ancak bu yönde bir kararın verilmemesi durumunda her dava

arkadaşının yargılama giderlerinin kendi payına düşen kısmı için sorumlu

olacağı belirtilmiştir. Bakanlık, başvurucunun iddiasının dördüncü dereceden

temyiz şikâyeti niteliğinde olduğunu savunmuştur.

2. Değerlendirme

63. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”

kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru

ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel

ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.

64. Buna göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön

koşullar başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü

eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı başvurucunun “güncel bir hakkının

ihlal edilmesi”, bu ihlalden dolayı kişinin “kişisel

olarak” ve “doğrudan” etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun,

kendisinin “mağdur” olduğunu ileri sürmesidir (Onur

Doğanay, B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).

65. Olayda İlk Derece Mahkemesi, karar tarihinde yürürlükte

bulunan tarife uyarınca davalılar (başvurucu ve N. Karaca) aleyhine 36.931,59

TL nispi karar ve ilam harcına hükmetmiştir. Başvurucunun yargılama sonucunda

karar ve ilam harcı ödemekle yükümlü kılınması ekonomik menfaatlerini

etkilemektedir. Bu nedenle olayda Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülk teşkil

eden ekonomik bir menfaatin var olduğu anlaşılmaktadır.

66. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı veren bir

haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin

mülkünü kullanma, ürünlerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme

yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil

eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,

B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Ayrıca kişinin mal

varlığında azalma sonucunu doğuran kamusal işlem ve eylemler de mülkiyet

hakkına müdahale oluşturur (Tülay Arslan ve

diğerleri, B. No: 2014/7051, 2/2/2017, §

77). Bu bağlamda başvurucu aleyhine nispi karar harcına hükmedilmesi mülkiyet

hakkına müdahale teşkil etmektedir.

67. 6100 sayılı Kanun'un 326. maddesinin

(2) numaralı fıkrasında, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa

mahkemenin yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre

paylaştıracağı belirtilmiş; (3) fıkrasında ise aleyhine hüküm verilenler birden

fazla ise mahkemenin yargılama giderlerini bunlar arasında paylaştırabileceği

gibi müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar

verebileceği hükme bağlanmıştır.

68. Somut olayda Mahkeme, davalılar (başvurucu ve N. Karaca)

aleyhine 36.931,59 TL nispi karar ve ilam harcına hükmetmiş ancak bu harcı

davalılar arasında paylaştırmadığı gibi davalıların harçtan müteselsilen

sorumlu tutulmalarına da karar vermemiştir. 6100 sayılı Kanun'un 326.

maddesinde mahkemenin davayı kaybedenlerin yargılama giderlerinden sorumlu

olacağı bölümü somutlaştırmadığı ve müteselsilen

sorumlu tutulmaları yolunda hüküm de kurmadığı durumlarda davayı kaybedenlerin

yargılama giderlerinin ne kadarından sorumlu olacağını belirleyen bir hüküm

bulunmamaktadır. Bu durumda genel hükümlere müracaat edilmesi gerekmektedir.

69. 6098 sayılı Kanun’un 162. maddesinin birinci fıkrasında,

birden çok borçludan her biri alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı

kabul ettiğini bildirirse müteselsil borçluluğun doğacağı belirtildikten sonra

ikinci fıkrasında, böyle bir bildirim yoksa müteselsil borçluluğun ancak kanunda

öngörülen hâllerde doğacağı düzenlenmiştir. Bu hüküm dikkate alındığında

tarafların kendi aralarında rızası olarak müteselsil sorumluluk öngörmesi

dışında açık bir kanun hükmü bulunmadıkça müteselsil sorumluluk hükümlerinin

uygulanamayacağı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla müteselsil sorumluluğun istisnai

bir sorumluluk türü olduğu söylenebilir.

70. 6100 sayılı Kanun'un 326. maddesinin (3) numaralı uyarınca

yargılama giderlerinden dolayı müteselsil sorumluluk ancak mahkemenin karar

vermesi hâlinde doğabilmektedir. Mahkemece açıkça davayı kaybedenlerin

yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olacağı

yolunda hüküm kurulmadıkça müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanmaz. Bu

durumda mahkemece açıkça belirtilmese bile davayı kaybedenlerden her biri kendi

payına düşen miktardan sorumlu olur.

71. Bu açıklamalar dikkate alındığında başvurucunun sorumlu

olacağı karar ve ilam harcı Mahkeme kararında açıkça belirtilmemiş olsa bile

davalıların karar ve ilam harcından müteselsilen

sorumlu olacağına yönelik açık bir ifade bulunmadığından başvurucunun sadece

kendi hissesine isabet eden 18.454,80 TL'den sorumlu olacağı anlaşılmaktadır.

Başvurucunun fiilen diğer davalının hissesine isabet eden harcı ödemek

mecburiyetinde bırakıldığı yolunda bir iddiası ve şikâyetinin de bulunmadığı

görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun sorumlu olacağı karar ve ilam harcının,

Mahkeme kararında hissesi oranında açıkça somutlaştırılmamasının başvurucu

yönünden bir mağduriyete yol açmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

72. Açıklanan nedenlerle başvurucuların karar ve ilam harcına

ayrı ayrı hükmedilmediği şikâyeti yönünden mağdur sıfatı taşımadığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin kişi yönünden

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Temyiz Merciince

Hükmedilen Temyiz Karar Harcı Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

73. Başvurucu; 492 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri uyarınca

binde 68,31 oranı üzerinden aleyhine hükmedilmesi gereken temyiz karar harcının

-hissesi gözetildiğinde- 21.235,66 TL olarak belirlenmesi gerektiği hâlde

Yargıtay tarafından bu miktarın iki katına hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

74. Bakanlık görüşünde, başvurucunun iddiasının dördüncü

dereceden temyiz şikâyeti niteliğinde olduğu savunulmuş ve delillerin

değerlendirilmesinde açık bir keyfîlik bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesinin Anayasa Mahkemesinin takdirinde olduğu

belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

75. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Herkes, meşrû

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

76. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Temyiz karar

harcının fazla hesaplanmasına yönelik şikâyetin mahkemeye erişim hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

77. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan temyiz

karar harcının yanlış hesaplanmasına yönelik iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin

Varlığı ve Hakkın Kapsamı

78. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi

bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca

diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2011/33,

K.2012/54, 11/4/2012; AYM, E.2010/83, K.2012/169,

1/11/2012; E.2012/108, K.2013/64, 22/5/2013; E.2013/64, K.2013/142, 28/11/2013;

E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; E.2015/96, K.2016/9, 10/2/2016 § 18).

79. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,

2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.

No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç., B. No:

2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan Yıldırım

ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).

80. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık

kapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde

karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Mahkemeye erişim hakkı,

hak arama özgürlüğünün bir gereği olmakla birlikte hak arama özgürlüğünün

varlığının kabulü için tek başına yeterli bulunmamaktadır. Mahkemeye erişimi

etkisiz kılacak ya da yargı yoluna başvurmayı önemli ölçüde zorlaştırıcı veya

caydırıcı nitelikte(AYM, E.2013/40, K.2013/139, 28/11/2013)

kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını (Özkan Şen, § 52) ya da kişinin bizatihi

mahkemeye başvurmuş olmasını anlamsız hâle getiren sınırlamalar, mahkemeye

erişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim Can

Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 31).

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

81. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye

erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür.

Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın

13. maddesinin gözönünde bulundurulması

gerekmektedir.

82. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

83. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir.

84. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez.

Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve

özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş

hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM,

E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012; E.2012/108,

K.2013/64, 22/5/2013; E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49,

14/5/2015; Hüseyin Dayan, B. No:

2013/5033, 13/4/2016, § 46). Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve

sınırlandırılabilen mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların kanuna

dayanması, hakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç

izlemesi ve ölçülü olması gerekir (Serkan

Acar, B. No:2013/1613, 2/10/2013, § 38; İbrahim

Can Kişi, § 36).

85. Dava konusu yapılmış hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması ilke olarak derece mahkemelerinin takdirindedir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42). Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru

kapsamında inceleme yaparken kural olarak derece mahkemelerince uygulanan hukuk

kurallarının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda derece mahkemelerinin

yerine geçerek karar vermesi bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa

Mahkemesinin görevi; derece mahkemelerince benimsenen yorumun etkilerini

incelemek, bunların hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğini saptamaktır (Süleyman Oktay Uras ve Sevtap

Uras, B. No: 2014/11994, 9/3/2017, § 71).

Ancak derece mahkemelerinin bu husustaki değerlendirmelerinin bariz takdir

hatası veya açık bir keyfîlik içermesi, bunun hak ve

özgürlüklere müdahale teşkil etmesi hâlinde Anayasa Mahkemesinin denetim hakkı

saklıdır (Ahmet Sağlam, § 42).

86. 492 sayılı Kanun’un 15. maddesinde yargı harçlarının (1)

sayılı Tarife'de yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden,

işlemin nevi ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı belirtilmiştir.

Aynı Kanun’un 16. maddesinin birinci fıkrasında, değer ölçüsüne göre harca tabi

işlemlerde (1) sayılı Tarife'de yazılı değerlerin esas olduğu düzenlenmiş ancak

müdahelenin men'i tescil ve

tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük

eden davalarda gayrimenkulün değerinin nazara alınacağı açıklığa

kavuşturulmuştur. Kanun'a ekli (1) sayılı Tarife'nin mahkeme

harçlarından nispi karar harcını düzenleyen bölümünde, konusu belli bir değerle

ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi hâlinde hüküm altına

alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68,31 oranında karar ve ilam

harcına hükmedileceği kurala bağlanmış ve bu oranların, Yargıtayın

tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları için de aynen

uygulanacağı ifade edilmiştir.

87. Bu hükümlerin değerlendirilmesinden tapu iptali ve tescili

davalarında gerek karar ve ilam harcının gerekse temyiz karar harcının

taşınmazın değerinin binde 68,31 oranı üzerinden hesaplanacağı anlaşılmaktadır.

Somut olayda Dairenin 16/12/2013 tarihli kararında

temyiz talebinde bulunan her iki davalı aleyhine ayrı ayrı olmak üzere

taşınmazın değerinin üçte ikisi olan 621.744 TL'ye binde 68,31 oranı uygulanmak

suretiyle belirlenen 42.471,26 TL temyiz karar harcına hükmedilmiştir.

88. Başvurucu taşınmazın 1/3 hissesine sahip olup kendisi

yönünden davanın değeri değeri 621.744 TL değil

310.872 TL'dir. Dolayısıyla başvurucunun ödemesi gereken temyiz ve karar

harcının da bu tutar üzerinden hesaplanması gerekmektedir. Yargıtayın

başvurucunun sorumlu olduğu temyiz karar harcının taşınmazın değerinin üçte

ikisi üzerinden hesaplaması, yukarıda değinilen kanuni düzenlemelerin açık

lafzına uygun düşmemektedir. Yargıtayın ulaştığı

sonucun Kanun'un açık hükmüne aykırılık taşıması nedeniyle bariz hata içerdiği

kanaatine varılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun aleyhine fazladan hükmedilen

21.235,66 TL temyiz karar harcının kanunilik unsurunu taşımadığı kanaatine

varılmaktadır.

89. Açıklanan nedenlerle fazladan aleyhe hükmedilen 21.235,66 TL

temyiz karar harcı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

D. Karar ve İlam Harcı

ile Vekâlet Ücretinin Taşınmaz Değeri Üzerinden Belirlenmesi

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

90. Başvurucu, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine istinaden

açılan tapu iptali ve tescil davasında taşınmazın Mahkemece tespit edilen

gerçek bedeli yerine sözleşmede belirlenen bedelin kendisine ödenmesine karar

verildiği hâlde harç ve vekâlet ücretinin Mahkemece belirlenen gerçek bedel

üzerinden hesaplanmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Başvurucu, taşınmazın satışı karşılığında 2.500 TL elde ettiği hâlde toplamda

115.122,61 TL harç ve vekâlet ücreti ödediğini iddia etmiştir.

91. Bakanlık görüşünde, başvurucunun iddiasının dördüncü

dereceden temyiz şikâyeti niteliğinde olduğu savunulmuş ve delillerin

değerlendirilmesinde açık bir keyfîlik bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesinin Anayasa Mahkemesinin takdirinde olduğu

belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

92. Harç ve vekâlet ücretinin Mahkemece belirlenen gerçek bedel

üzerinden hesaplanmasına yönelik şikâyetin mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

93. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre

kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme

masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına

müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun

talepleri azaltmaya yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir. Ancak bu

sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı

ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının

gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak

şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş olması gerekir (Özkan Şen, §§ 61, 62).

94. Somut olayda davanın konusu, tazminat ödenmesi istemi

olmayıp tapu iptali ve tescil istemidir. Mahkemece, başvurucu lehine 2.500

TL'nin davacı tarafından Mahkeme veznesine depo edilmesi temin edilmiş ise de

taşınmaz bedeli davanın asıl konusunu oluşturmamaktadır. Mahkeme, gayrimenkul

satış vaadi sözleşmesiyle vaatte bulunulana yüklenen edimin ifasını temine

yönelik 2.500 TL'yi vaatte bulunan başvurucu adına depo ettirmiştir.

Dolayısıyla başvurucuya yüklenen harç ve vekâlet ücretinin ölçülü olup olmadığı

değerlendirirlerken 2.500 TL'nin değil dava konusu taşınmazın bedelinin dikkate

alınması gerekmektedir.

95. Mahkemece bilirkişi marifetiyle taşınmazın toplam değeri

932.616 TL olarak tespit edilmiştir. Taşınmazın başvurucuya ait üçte bir

oranındaki hissesi başvurucu aleyhine açılan davanın konusunu oluşturduğuna

göre davanın başvurucunun hissesine isabet eden değeri 310.872 TL'dir. İlk

Derece Mahkemesince hükmedilen harcın başvurucuya isabet eden kısmı 18.454,80

TL, vekâlet ücretinin başvurucuya isabet eden kısmı ise 17.858,88 TL'dir.

Başvurucu aleyhine 42.471,26 TL temyiz karar harcına hükmedilmiş ise de bunun

21.235,66 TL'sinin hatalı hesaplandığı ve bu miktar yönünden mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşıldığından başvurucunun gerçekte

katlandığı temyiz karar harcı 21.235,66 TL'dir. Dolayısıyla başvurucunun temyiz

aşaması dâhil toplamda yüklendiği karar ve ilam harcı ile vekâlet ücretinin

57.549,34 TL olduğu anlaşılmaktadır. Bu miktarın, dava konusu taşınmazın

başvurucunun hissesine isabet eden kısmının değerinin yaklaşık %18,5'ine

tekabül ettiği görülmektedir.

96. Bu durumda somut olayda başvurucu aleyhine hükmedilen ve

dava değerinin %18,5'ine tekabül eden karar ve ilam harcı ile avukatlık

ücretinin başvurucunun mahkemeye erişimini ve temyiz yolu incelemesine ulaşmayı

engelleyecek şekilde yüksek bir miktara ulaşmadığı anlaşılmaktadır.

97. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

E. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

98. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

90. Başvurucu, yapılan yargılama gideri ve vekâlet ücretinin

ödenmesine hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

100. Başvurucunun aleyhine fazladan hükmedilen 21.235,66 TL

temyiz karar harcı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

101. Başvurucu aleyhine fazladan hükmedilen 21.235,66 TL temyiz

karar harcı yönünden mahkemeye hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Yargıtay 14. Hukuk

Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

102. İlk Derece Mahkemesince hükmedilen karar ve ilam harcı ile

vekâlet ücretine ilişkin şikâyetin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verildiğinden buna ilişkin tazminat talebinin reddi gerekir.

103. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harcın ve

1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Satış bedeline ilişkin şikâyet yönünden mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Karar ve ilam harcına ayrı ayrı hükmedilmediğine ilişkin

şikâyet yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının kişi yönünden yetkisizlik nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Temyiz karar harcının hatalı hesaplandığı şikâyeti yönünden

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

4. İlk Derece Mahkemesince hükmedilen karar ve ilam harcı ile

vekâlet ücretinin taşınmazın değerinin esas alınarak belirlenmesine yönelik

şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Başvurucu aleyhine fazladan hükmedilen 21.235,66 TL temyiz

karar harcı yönünden Anayasa'nın 36. maddesinde güvenceye bağlanan mahkemeye

erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin başvurucu aleyhine fazladan hükmedilen

21.235,66 TL temyiz karar harcı yönünden Anayasa'nın 36. maddesinde güvenceye

bağlanan mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmak üzere Yargıtay 14. Hukuk Dairesine (E.2013/15692) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harcın ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Vezirköprü 1. Asliye

Mahkemesine (E.2009/317)

GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/6/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Mustafa

KARACA

Vekili

:

Av. Sezai

DEMİRKAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/11657, 22 Haziran 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Satış Bedeline İlişkin
  11. B. Karar ve İlam Harcının
  12. C. Temyiz Merciince
  13. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Temyiz karar
  14. D. Karar ve İlam Harcı
  15. E. 6216 Sayılı Kanun'un
  16. B. Başvurucu aleyhine fazladan hükmedilen 21.235,66 TL temyiz
  17. C. Kararın bir örneğinin başvurucu aleyhine fazladan hükmedilen
  18. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  19. Necipoğlu
  20. Hakyemez
  21. Karaca
  22. Demirkan
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/11657
Tarih
22 Haziran 2017

İlgili Kararlar

  • Şahin Değirmen Başvurusu (B. No: 2014/9049)
  • Selahattin Turan Başvurusu (B. No: 2014/11410)
  • Ertuğrul Yaban Başvurusu (B. No: 2014/6238)
  • Abdurrahman Koçhan ve Navaf Koçhan Başvurusu (B. No: 2014/7045)
  • Nesrin Yıldırım Başvurusu (B. No: 2014/5503)
  • Mesut Gerez Başvurusu (B. No: 2014/3998)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.