İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/8663)

1. Başvuru, tam yargı davasının makul sürede sonuçlanmaması ve

Başvuru No2013/8663Tarih30 Mart 2016Okuma19 dk · 3.873 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mustafa Yıldırım Başvurusu

Karar tarihi
30 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/8663
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.873 kelime·19 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tam yargı davasının makul sürede sonuçlanmaması ve

davanın yetkisiz mahkemede görülerek süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin adil

yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 17/4/2015 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 17/4/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı/Bölüm tarafından 11/1/2016 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 9/2/2016 tarihli yazısında, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlere atfen başvuru

hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

başvuruya konu yargılama dosyasından elde edilen bilgi ve belgelere göre ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, işçi olarak çalışmakta iken 20/4/2005 tarihinde

karın ağrısı şikâyetiyle başvurduğu İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinde

20/4/2005, 23/4/2005 ve 30/4/2005 tarihlerinde ameliyata alınmıştır. 30/4/2005

tarihli ameliyata ilişkin epikriz raporunda başvurucunun ince bağırsaklarının

kısaltıldığına ilişkin bilgiye yer verilmiştir.

9. Daha sonra aynı Hastanenin Sağlık Kurulu tarafından

başvurucuya kısa bağırsak sendromu

teşhisiyle 17/6/2005 tarihinden geçerli olmak üzere iki ay istirahat raporu

verilmiştir. Aynı teşhisle 17/8/2015 tarihinden itibaren iki ay daha istirahat

raporu verilmiştir. 17/10/2015 tarihli raporda da apendektomi sonrası i. bağırsak rezeksiyonu (kısa bağırsak send.) teşhisine yer verilerek bir ay istirahat

uygun görülmüştür. 18/11/2005 tarihli raporda dakısa bağırsak sendromu teşhisiyle yenideniki

ay istirahat uygun görülmüştür.

10. Başvurucu 18/1/2006 tarihinde yeniden kısa bağırsak sendromu teşhisiyleiki

ay istirahat raporu almış ve bunun üzerine iş akdi, 20/4/2005 tarihinden

itibaren çalışamadığı gerekçesiyle 31/1/2006 tarihinde feshedilmiştir.

11. Başvurucu 27/7/2008 tarihinde Sağlık Bakanlığına başvuruda

bulunmuştur. Başvurucu 20/4/2005 tarihinde anılan Hastanede apandisit

ameliyatına alındığını, ameliyatın 4-5 saat sürdüğünü, sonrasında iyileşmeden

taksiyle evine gönderildiğini, aynı gece tekrar rahatsızlanması üzerine özel

bir hastaneye götürüldüğünü; burada ameliyat kesiğinin büyük olduğu ve iltihap

kaptığı söylenerek tekrar ameliyat olduğu Hastaneye gönderildiğini, ertesi gün

burada ikinci defa ameliyat edildiğini, bu ameliyatın da başarısız olması

üzerine takip eden günlerde aynı Hastanede üçüncü bir ameliyatın yapıldığını

ancak bunun da başarısız olduğunu, sonrasında ailesi tarafından özel bir

hastaneye götürüldüğünü ve tedaviye başlandığını, tedavinin devam ettiğini,

bununla birlikte ameliyat sonrasında yeni sorunların ortaya çıktığını,

doktorunun söz konusu rahatsızlığın bağırsaklarının kısaltılmasından kaynaklandığını

söylediğini, apandisit ameliyatı nedeniyle üç yıldır acı çektiğini belirterek

maddi ve manevi tazminat istemiştir.

12. Sağlık Bakanlığı 3/9/2008 tarihli işlemle, söz konusu

dilekçe üzerine düzenlenen tıbbi mütalaa raporunda, uygulanan ameliyatların hayati

önemi haiz olduğu; ileri sürülen problemin basit diyet tedbirleriyle

giderilebileceği, ameliyatlarda yanlışlık bulunmadığı, her şeyin zamanında ve

yerinde yapılarak hayat kurtarıcı olduğu hususlarının belirtildiği dolayısıyla

olayda hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle istemi reddetmiştir.

13. Bunun üzerine başvurucu;bağırsaklarının

kısaltılmasının başka problemlere yol açtığını oysa bağırsaklarının

kısaltılması konusunda bilgilendirilmediğini ve bu durumu doktorundan yeni

öğrendiğini, ayrıca çalıştığı iş yerinde iyi ücret almakta iken ameliyatlardan

sonra çalışamadığını, doktorların çalışabilir raporu vermediğini belirterek

maddi ve manevitazminat istemiyle 17/9/2008 tarihinde

Ankara 9. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.

14. Mahkeme 26/9/2008 tarihli ve E.2008/1697, K.2008/1801 sayılı

kararı ile davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararın gerekçesi

şöyledir:

"Dava dosyasının

incelenmesinden mamul vinç operatörü olarak çalışan davacının 20 Nisan 2005

tarihinde karın ağrısı şikayeti ile İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesine

başvurduğu ve dava dosyasındaki raporlardan davacının 20.4.2005, 23.4.2005

tarihleri de dahil üç kez ameliyat olduğu ve bu ameliyatlardan dolayı yine 2005

yılı içerisinde de sağlık raporları aldığı, davacının bu sağlık durumundan

dolayı çalışmaması nedeniyle 31.1.2006 tarihinde iş akdinin feshedildiği ve

aynı tarih itibariyle Türkiye İş Kurumunca işten ayrılma bildirgesinin

düzenlendiği ve Türkiye İş Kurumu Bayrampaşa Şube Müdürlüğünün 21.3.2006

tarihli yazısından davacıya 01.02.2006 ila 01.08.2006 tarihleri arasından

işsizlik ödeneğinin ödendiği ve davacının bu tarihten sonra işsiz kaldığı,

bunun üzerine 27.07.2008 tarihinde davalı idareye başvurarak çalışamaz duruma

gelmesine sebebiyet veren idarenin kusurundan dolayı tazminat talebinde

bulunduğu, Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 3.9.2008 tarih

ve 33.707 sayılı işlemiyle davacının talebinin reddedilmesi üzerine 17.9.2008

tarihinde görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda, her ne kadar davacı tarafından davalı

idareye başvuru üzerine tesis edilen işlem üzerine 60 gün içinde dava açılmış

ise de; 2005 yılı içerisinde geçirmiş olduğu

ameliyatlardan dolayı hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek tazminat talep

edildiğinden dava açma süresi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının

13.maddesinin 1. fıkrası uyarınca hesaplanacaktır.

Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden

davacının 2005 yılı içindeki ameliyatlardan dolayı meydana geldiği ileri

sürülen hizmet kusurunu en son sağlık durumu nedeniyle artık çalışamayacağını

ortaya koyan ve çalıştığı şirket tarafından iş akdinin fesh

edildiği 31.01.2006 tarihinde öğrendiğinin kabulü gerektiği açıktır.

Bu nedenle, yukarıda belirtilen kanun hükmü

gereğince davacının en geç 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca 31.01.2006

tarihinden itibaren bir yıl içerisinde davalı idareye başvurmak suretiyle

davasını açması gerekirken, bu bir yıllık süreyi geçirdikten sonra davalı

idareye 27.7.2008 tarihinde yaptığı başvuru üzerine açılan davada süre aşımı

bulunduğundan işin esasını incelemeye hukuken imkan

bulunmamaktadır."

15. Başvurucu 99,50 TL temyiz harcı ödeyerek kararı temyiz

etmiş, karar Danıştay Onuncu Dairesinin 25/12/2012 tarihli ve E.2009/4152, K.2012/6892

sayılı ilamıylaonanmıştır. Başvurucunun, karar

düzeltme istemi aynı Dairenin 12/6/2013 tarihli ve E.2013/7427, K.2013/4564

sayılı kararı ile reddedilmiştir. Nihai karar 1/11/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucu 29/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

17. 1/6/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl

ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 30/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu,

i. Uğradığı zararların tazmini istemiyle açtığı davanın süre

aşımı nedeniyle reddinin hukuka uygun olmadığını zira malul olup olmadığının

tespitinin ancak sağlık raporu alınması suretiyle tespit edilebileceğini ve iş

akdinin feshinin subjektif bir tasarruf olması

nedeniyle dava süresinin hesabına esas alınamayacağını,

ii. Uyuşmazlığa yetkisiz mahkeme tarafından bakıldığını,

iii. Adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesine karşın

kendisinden temyiz aşamasında harç tahsil edildiğini,

iv. Makul süre içinde yargılama yapılmadığını belirterek

Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini ve yargılamanın

yenilenmesine karar verilmesini istemiştir. Başvurucu ayrıca adli yardım

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun tüm iddialarının adil

yargılanma hakkı kapsamında aşağıdaki başlıklar altında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir:

a. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Davanın Süre Aşımı Gerekçesiyle

Reddedilmesine İlişkin İddia

21. Başvurucu, uğradığı zararların tazmini istemiyle açtığı

davanın süre aşımı nedeniyle reddinin hukuka uygun olmadığını zira malul olup

olmadığının tespitinin ancak sağlık raporu alınması suretiyle tespit

edilebileceğini, iş akdinin feshinin subjektif bir

tasarruf olması nedeniyle dava süresinin hesabında esas alınamayacağını ileri

sürmüştür.

22. Bakanlık, başvurucunun şikâyetlerinin Derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına

ilişkin olduğunu belirtmiştir

23. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı

6. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

25. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi bir

temel hak niteliği taşımasının ötesinde- diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir (Vedat Benli,

B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

26. Mahkemeye erişim hakkı aynı zaman da Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almakta

olup (Ahmet Yıldırım, B. No:

2012/144, 2/10/2013, § 28), bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelmektedir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52).

27. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp

sınırlandırılabilen bir haktır. Ancak, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar

vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama

amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları

arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine

katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gerekir (Özkan Şen, § 58).

28. Belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi ya da hak

arama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek süreler

hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil yargılanma hakkının ihlali olarak

değerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle

güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak

geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekle

oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi

önemli ve meşru amaçlara hizmet eder. Süre sınırlaması getiren bu müdahaleler,

devletin takdir yetkisi içinde olup ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı

oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe Anayasa'da yer alan hak arama hürriyetini

engellemiş sayılmaz (Garanti Bankası A.Ş.,

B. No: 2013/4553, 16/4/2015, § 43).

29. İdari işlem ve eylemlerin sürekli bir biçimde dava açılma

tehdidi altında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde

yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılma süresi kanunlarla

düzenlenmiş; 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca idari eylemlerden dolayı

hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce bu eylemlerin yazılı

bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve

her durumda eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri, bu isteklerin kısmen veya tamamen

reddi hâlinde ise bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya

altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten

itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açmaları gerektiği düzenlenmiştir.

30. Derece mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan

davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan

kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar

aşırı bir esneklikten kaçınmaları gereklidir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

31. Başvurucu, derece mahkemesinin dava açma süresine ilişkin

hükümleri yorumlamasından ve uygulamasından şikâyet etmektedir. Somut olayda

başvurucu, 20/4/2005 tarihinde karın ağrısı şikâyetiyle gittiği İstanbul Eğitim

ve Araştırma Hastanesinde yapılan ameliyatların başarısız olduğunu, ameliyat

sonrası yeni rahatsızlığın oluştuğunu, doktorunun bu durumun bağırsaklarının

kısaltılmasından kaynaklandığını söylediğini, apandisit ameliyatı nedeniyle üç

yıldır acı çektiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiyle 27/7/2008

tarihinde Sağlık Bakanlığına başvuruda bulunmuştur. Sağlık Bakanlığının, olayda

hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle istemi reddetmesi üzerine başvurucu,

bağırsaklarının kısaltılması konusunda bilgilendirilmediğini ve bu durumu

doktorundan yeni öğrendiğini, ayrıca çalıştığı işyerinde iyi ücret almakta iken

ameliyatlardan sonra doktorların çalışabilir raporu vermediğini belirterek

17/9/2008 tarihinde Ankara 9. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.

32. İdareMahkemesi ise başvurucunun

ameliyatlar nedeniyle oluştuğunu ileri sürdüğü hizmet kusurunu en geç sağlık

durumu nedeniyle iş akdinin fesh edildiği 31/1/2006

tarihinde öğrendiğinin kabulü gerektiği ve 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi

uyarınca bu tarihten itibaren bir yıl içinde idareye başvurarak dava açması

gerekirken 27/7/2008 tarihinde yaptığı başvuru üzerine açtığı davada süre aşımı

bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, karar Danıştay

incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

33. Adil yargılanma hakkı çerçevesinde mahkemeye erişim hakkına

yönelik sınırlamaların veya mevzuat yorumlamalarının dava açmak isteyen bir

kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmaması

gerekir. Bu değerlendirmeler ışığında ve özellikle başvurucuya verilen

istirahat raporlarının tamamında kısa bağırsak sendromu teşhisinin yer aldığı

ve bu raporlar üzerine iş akdinin feshedildiği dikkate alındığında İdare

Mahkemesinin, 2005 yılı Nisan ayında yapılan ve başarısız olduğu ileri sürülen

ameliyatlar ve bu ameliyatlar sırasında bağırsaklarının kısaltılması nedeniyle

uğranılan zararların tazmini istemiyle, en geç iş akdinin feshedildiği

31/1/2006 tarihinden itibaren bir yıl içinde idari başvuru yapılması gerektiği

yönündeki değerlendirmesinin mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya

da imkânsız hale getiren nitelikte olmadığı sonuç olarak başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.

34. Açıklanan nedenlerle davanın süre aşımından reddedilmesinde

bir ihlalin olmadığı açık olup, başvurunun bu kısmınınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

ii. Adli Yardım Talebinin

Kabulüne Karar Verilmesine Karşın Temyiz Aşamasında Harç Tahsil Edilmesine

İlişkin İddia

35. Başvurucu davanın İdare Mahkemesinde adli yardım talepli

olarak görüldüğünü, karardan sonra karar kesinleşmeden harçların

tamamlatılmasının istenmesinin ve eksik harç tamamlanmadan dosyanın Danıştaya gönderilmemesinin adil yargılanma hakkını ihlal

ettiğini ileri sürmüştür.

36. Bakanlık başvurucunun bu şikâyetinin Derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesine ilişkin olduğunu belirtmiştir.

37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen

işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerekir.

38. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır.

39. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması

esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan

denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §

18).

40. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sisteminde

düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca,

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Bayram Gök, 19).

41. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak

olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar

Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere

sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök,§ 20).

42. Somut olayda, başvurucunun açtığı tam yargı davasında İlk

Derece Mahkemesince 26/9/2008 tarihli kararla davanın reddine ve toplam 37 TL

yargılama giderinin davanın adli yardım talepli olması nedeniyle başvurucuya

tamamlattırılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, temyiz ettiği İlk Derece

Mahkemesi kararının yürütmesinin durdurulması isteminde bulunmadığı gibi temyiz

ve karar düzeltme dilekçelerinde de adli yardıma ilişkin şikayetini dile

getirmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının temyiz

incelemesinde karşılanması imkânı bulunduğu ancak bu konuda temyiz dilekçesinde

herhangi bir talepte bulunmadığı anlaşıldığından anılan iddiaların Anayasa

Mahkemesince incelenmesi, bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği mümkün

değildir.

43. Açıklanan nedenlerle başvuru yolları usulüne uygun şekilde

tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Kanuni Hâkim

Güvencesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

44. Başvurucu; davanın yetkisiz mahkemede görüldüğünü, davanın

Ankara İdare Mahkemesi yerine İstanbul İdare Mahkemesinde görülmesi gerektiğini

ileri sürmüştür.

45. Başvurucunun iddiaları kanuni hâkim güvencesine ilişkindir.

46. Anayasa’nın 37. maddesi şöyledir:

“Hiç

kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.

Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden

başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü

merciler kurulamaz.”

47. Hukuk devletinde kanuni hâkim, tabii hâkim olarak

anlaşılmalıdır. Tabii hâkim kavramı ise dar anlamda, suçun işlenmesinden veya

çekişmenin doğmasından önce davayı görecek yargı yerini yasanın belirlemesi

diye tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla tabii hâkim ilkesi, yargılama

makamlarının, suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra

kurulmasına veya hâkimlerin atanmasına engel oluşturur; sanığa veya davanın

yanlarına göre hâkim atanmasına olanak vermez (AYM, E.1990/13,K.1990/30,

20/11/1990).

48. Kanuni hâkim güvencesi ilkesi, olayın niteliğine göre

yargılamanın hangi mahkemede yapılacağının önceden belirlenmiş olması

ilkesidir. Yargılama, tabii hâkimi dışında başka bir hâkim tarafından yapılamaz

(Muhammet Kaplan, B. No:

2013/1586, 18/9/2013, § 31).

49. Somut olayda başvurucu tarafından davanın İstanbul İdare

Mahkemesinde açılmayıp Ankara İdare Mahkemesinde açıldığı, Ankara 9. İdare

Mahkemesinin de davayı süre aşımı gerekçesiyle reddettiği anlaşılmakta olup,

davayı karar veren Mahkemenin ihtilafın doğmasından sonra kurulan bir mahkeme

olmayıp görev ve yetkileri daha önceden kanunla belirlenmiş bir mahkemedir. Bu

durumun kanuni hâkim güvencesi açısından sorun oluşturmadığı açıktır.

50. Açıklanan nedenlerle başvurucunun bu yöndeki iddiası açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur.

c. Makul Sürede Yargılama

Yapılmadığına İlişkin İddia

51. Başvurucu davanın makul sürede bitirilmediğinin ileri

sürmüştür.

52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

53. Başvurucu 27/7/2008 tarihinde yaptığı idari başvuru üzerine

açtığı tam yargı davasının 2013 yılında karara bağlanması nedeniyle makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

54. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında

yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma

hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

55. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

56. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması

gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancak

sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici

olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda

belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler; başvurucunun, haklarına zarar

verdiğini iddia ettiği idari bir eylemden doğan zararlarının tazmini amacıyla

açtığı tam yargı davalarına da uygulanacaktır (Selahattin

Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44). Başvurucunun, yapılan

ameliyat nedeniyle uğradığı zararların tazmini istemiyle açtığı tam yargı

davasına ilişkin somut yargılamanın medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir

yargılama olduğunda kuşku yoktur

57. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin

niteliği dikkate alınarak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih

başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (Selahattin Akyıl, § 45). Somut başvuru açısından benzer bir

durum söz konusu olup makul süre değerlendirmesinde nazara alınacak zaman

diliminin başlangıç tarihi, başvurucu tarafından tazminat talebinin Sağlık

Bakanlığına iletildiği 27/7/2008 tarihidir.

58. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak

şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher

Ergun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti

açısından sürenin bitiş tarihi, başvurucunun karar düzeltme talebinin Danıştay

Onuncu Dairesince reddedildiği 12/6/2013 tarihidir.

59. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde 27/7/2008

tarihinde Sağlık Bakanlığına tazminat istemiyle başvurulmasıyla sürecin

başladığı, Sağlık Bakanlığının 3/9/2008 tarihli işlemle istemi reddettiği,

Ankara 9. İdare Mahkemesinde 17/9/2008'de açılan davanın ilk inceleme

aşamasında 26/9/2008 tarihli kararla reddedildiği, kararın temyiz edilmesi

sonrasında Danıştay Onuncu Dairesinin 25/12/2012 tarihli kararıyla onandığı,

karar düzeltme talebinin de aynı Dairenin 12/6/2013 tarihli kararıyla

reddedilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kesinleştiği ve yargılamanın bu

tarih itibarıyla sonlandığı görülmektedir.

60. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, başvuruya konu

yargılama sürecinin idari yargı makamları nezdinde sürdüğü görüldüğünden 2577

sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama faaliyetinin söz

konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil uyuşmazlıkları konu alan yargılama

faaliyetleri için geçerli usule ilişkin genel hükümler içeren 2577 sayılı

Kanun’un muhtelif maddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi

gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır.

61. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alan

uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığı

yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal kararında yer

verilmiş olupözellikle idari yargı alanındaki yapısal

sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde

geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu

anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların

makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru

konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da

yer alan usul hükümleri de dikkate alınarak makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin

Akyıl, §§ 54-60).

62. Başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın

mahiyeti nedeniyle karmaşık olduğunun söylenemeyeceği, özellikle dört yıla

yakın bir süre Danıştay'da temyiz incelemesinde beklediği ve toplamda yaklaşık

beş yıl süren yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

63. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

64. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

65. Başvurucu davanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle

20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

66. Yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

67. Adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

68. Vekâlet ücretinden oluşan 1.800 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesine karşın

temyiz aşamasında harç tahsil edilmesine ilişkin iddianınnın

başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Kanuni hâkim güvencesi ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesine güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. Vekâlet ücretinden oluşan 1.800 TL yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Ankara 9. İdare Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Danıştay Onuncu Daire Başkanlığına

GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

I. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

30/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Raportör : Mehmet Sadık YAMLI Başvurucu : Mustafa YILDIRIM Vekili : Av. Fatih TEPEAŞAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/8663, 30 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin
  12. B. Anayasa’nın 36. maddesine güvence altına alınan adil
  13. D. Vekâlet ücretinden oluşan 1.800 TL yargılama giderinin
  14. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. F. Kararın bir örneğinin Ankara 9. İdare Mahkemesine
  16. G. Kararın bir örneğinin Danıştay Onuncu Daire Başkanlığına
  17. I. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  18. Paksüt
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/8663
Tarih
30 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Gülli Dağhan ve Mehmet Nesih Dağhan Başvurusu (B. No: 2013/1951)
  • Şebap Bayam ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5769)
  • Lütfi Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5531)
  • Abdulbaki Korkmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9643)
  • Ramazan Ayder Başvurusu (B. No: 2013/5690)
  • Denktaş Nakliyat Turizm Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/3915)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.