İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nejmettin Tiryaki Başvurusu (B. No: 2014/14265)

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından kardeşi ve köy

Başvuru No2014/14265Tarih8 Aralık 2016Okuma18 dk · 3.620 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nejmettin Tiryaki Başvurusu

Karar tarihi
8 Aralık 2016
Başvuru Numarası
2014/14265
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.620 kelime·18 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından kardeşi ve köy

halkından bazı kişilerin öldürüldüğü dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve

5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun

yargılanma ve mülkiyet haklarının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin

yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/9/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/10/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 11/4/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu; terör örgütü üyeleri tarafından 6/6/1993 tarihinde

köye yapılan baskında kardeşi ve köy halkından bazı kişilerin öldürüldüğünü, bu

özel durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek

zorunda kaldığını iddia etmiştir.

7. Başvurucu 1/5/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

8. Komisyon 2/10/2006 tarihli ve 2006/1-201 sayılı kararında,

başvurucunun olay tarihinde reşit olmadığı için mal sahibi olamayacağı

kanaatine vardığından talebin reddine karar vermiştir.

9. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine

Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

10. Diyarbakır 1.İdare Mahkemesinin 19/3/2008 tarihli ve

E.2006/2243, K.2008/349 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir.

Kararın gerekçesi şöyledir:

“...Dava konusu işlemde zarar tespit komisyonunun davacının başvurusunu

reddetmesinin sebebi olarak; "davacının olay tarihinde yaşı küçük olduğu,

olay tarihinde reşit olmadığı, mal sahibi olamayacağı kanaatine varıldığı

gerekçesiyle " gösterildiğine göre, uyuşmazlığın bu çerçevede incelenmesi

ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

5233 sayılı Kanun Hükümlerinden

faydalanabilmek için; terör eylemi sebebiyle ya da terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle meydana gelen bir zararın olması gerekmekte olup, olayın

bu kapsamda yani davacının herhangi bir zararının olup olmadığının tespiti için

dava dosyasına sunulan;

Davacıya ait nüfus kayıt örneğinin incelendiğinde; davacının

"07.07.1983" doğumlu olduğu yani köyden göç etme tarihinde 10 yaşında

olduğu, köye dönüş tarihi olan 1997 tarihinde de 14 yaşına olduğu, 18.03.2003

tarihinde de evlendiği görülmektedir.

Diğer taraftan anılan kanunun genel gerekçesi ile 1. maddesinin

gerekçesinde belirtildiği üzere; olağanüstü hal ilan edilen illerdeki kişilerin

uğradıkları zararlar, ister terör örgütlerinin eylemlerinden, isterse terörle

mücadele kapsamında alınan tedbirlerden kaynaklanmış olsun; bu zararların

belirtilen ilkeler uyarınca karşılanmasının, Devlete olan güveni pekiştireceği;

vatandaş ve Devlet kaynaşmasını arttıracağı, terörle mücadeleye ve toplumsal

barışa önemli katkıda bulunacağı açık olup, kişilerin terör ve terörle mücadele

kapsamında meydana gelen bir malvarlığı zararının olmaması durumunda tazminat

istemlerinin 5233 sayılı Kanun uyarınca karşılanmasının ise Kanunun amacına

ters düşeceği kuşkusuzdur.

Dava dosyasındaki bütün bilgi ve belgeler ile yukarıda belirtilen

belgelerin incelenmesinden; köyden göç etme tarihinde 10 yaşında olduğu ve

reşit olmadığı, fiil ehliyetinin bulunmadığı, bu yaştaki bir insanın köy

yerinde ayrı evi, arazisi, ahırı vs. taşınmazının bulunmasının hayatın olağan

akışına aykırı olduğunun hukuken karine olarak kabulü gerektiği, aksi bir

durumun davacı tarafından da somut olarak ortaya konulamadığı; dolayısıyla,

davacının 5233 sayılı Kanun kapsamında uğradığı herhangi bir zararının olmadığı

sonuç ve kanaatine varılmıştır.

Bu itibarla; davacının, zarar gören malvarlığının olmadığı anlaşıldığından

başvurusunun bu sebeple reddedilmesinde hukuka ve mevzuata aykırılık

bulunmamaktadır...”

11. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 17/4/2014 tarihli ve E.2011/7187, K.2014/2855 sayılı ilamı ile

kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek onanmasına karar verilmiştir. Temyiz kararı başvurucuya 5/8/2014

tarihinde tebliğ edilmiştir.

12. Başvurucu 1/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu kararı eki kararın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

14. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge

rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine

göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü

derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört

katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci

derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci

derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen

nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa

ilişkin hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Mahkemenin 8/12/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

16. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini,

"Köy korucusu ol ya da köyü terk et." şeklinde idarece

yapılan baskı ve zorlamaya köy halkının maruz kalmasının dikkate alınmadığını,

terör örgütü üyeleri tarafından 6/6/1993 tarihinde köye yapılan baskında

kardeşinin ve köy halkından bazı kişilerin öldürülmesine dair özel durumunun

dikkate alınmadığını, Komisyonca adına kayıtlı mal varlığının bulunmadığı ve

reşit olmadığı için mal sahibi olamayacağı kanaatine varıldığından bahisle

talebinin reddedildiğini oysa bilirkişi ve keşif heyeti tarafından mal

varlığının tespit edilerek tutanak tanzim edildiğini, 1983 yılında doğduğunu ve

kırsal alanda olması nedeniyle ergin olmadan erken evlendiğini, altı çocuğunun

olduğunu, açtığı davada yapılan yargılama sırasında Derece Mahkemesinde ve

temyiz aşamasında dile getirmesine rağmen Mahkeme ve Danıştay tarafından bu

hususların dikkate alınmadığını belirterek adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

17. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtiva

etmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgelere dayalı

olarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, aynı köyden başvuru yapan

kişilere tazminat verilirken kendisine tazminat verilmediğini ve ayrımcılık

yapıldığını, idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine

getirmemesi sonucu mülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemesinin

yaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233

sayılı Kanun’da yer almayan bir nedene dayanılarak Komisyon ve yargı

makamlarınca talebinin reddedildiğini, yaptığı başvuru hakkında yürütülen

işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7.,

10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

18. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar

altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

19. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim

taleplerinin yaşı küçük olması gerekçesiyle reddedildiğini ancak aynı yerleşim

yerinden aynı yaşta başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi

yönünde karar verdiğini ve yargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma

ve inceleme yapılmayarak davasının reddine hükmedildiğini, bu nedenle makul ve

objektif bir sebep bulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde karar

alındığını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

20. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesi, başvurucuların

kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin bir

beyanının bulunmadığı başvurular ile bu yöndeki iddialarını somut herhangi bir bulgu

ve kanıt ile temellendirmedikleri başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olduğu

gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,

§§ 43-48; Cahit Tekin, B. No:

2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).

21. Somut başvuru açısından, yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen

iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı

anlaşıldığından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

22. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin, açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

23. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel bir

kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,

§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

25. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

26. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkate

alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar

verildiğini belirtmiş, bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

28. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vâkıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgelerin değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak

tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,

§§ 70-72).

29. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

30. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

d. Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia

31. Başvurucu, Komisyonca verilen kararın akabinde açtığı

davadan sonuç alamadığını, göç etmeye mecbur kalması nedeni ile mal varlığına

ulaşamadığını, yaşı küçük olduğu gerekçesiyle Mahkemece taleplerinin

reddedildiğini, zararlarının tazmin edilmediğini belirterek mülkiyet hakkının

ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuş; yargılama sürecinde yapılan incelemeler ve

lehine olmayan yargı kararı temeline dayandırıldığı tespit edilen bu iddiaların

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

32. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 24).

33. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu

şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik içermedikçe Anayasa

Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, § 26).

34. Başvurucu, maddi vakıa ve delillerin hatalı takdiri

neticesinde yaşı küçük olduğu gerekçesiyle zararlarının karşılanmadığını ve

davasının reddedildiğini, bu kapsamda Derece Mahkemesince delillerin takdirinin

hatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukuka aykırı olduğunu belirtmekte olup

başvurucunun iddialarının özünün Derece Mahkemesince delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve

esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

35. İdare Mahkemesince, dava dosyasında yer alan bilgi ve

belgelere göre başvurucunun köyden göç etme tarihinde 10 yaşında olduğu ve

reşit olmadığı, fiil ehliyetinin bulunmadığı, bu yaştaki bir insanın köy

yerinde ayrı evi, arazisi, ahırı vs. taşınmazının bulunmasının hayatın olağan

akışına aykırı olduğunun hukuken karine olarak kabulünün gerektiği, aksi bir

durumun başvurucu tarafından da somut olarak ortaya konulamadığı dolayısıyla başvurucunun

5233 sayılı Kanun kapsamında uğradığı herhangi bir zararının olmadığı sonuç ve

kanaatine varıldığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Başvurucunun iddiaları, temyiz merciince de incelenip reddedilmek suretiyle

yerel Mahkeme kararı onanmıştır. Başvurucunun anılan iddialarına yönelik olarak

bu çerçevede Derece Mahkemesinin kararında açık bir keyfîlik

bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

36. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından, başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucu, terör örgütü üyeleri tarafından 6/6/1993

tarihinde köye yapılan baskında kardeşi ve köy halkından bazı kişilerin

öldürüldüğünü, güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını,

bu özel durumu dikkate alınmaksızın 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı

başvurunun reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

38. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır."

39. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya

eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması

gerekir.

41. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır.

42. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması esastır.

Bireysel başvuru yoluna iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim

mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §

18).

43. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sisteminde

düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Bayram Gök, §

19).

44. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak

olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar

Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan

yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).

45. Başvuru konusu olayda başvurucunun dava dilekçesi ve temyiz

talebi incelendiğinde başvurucunun dava dilekçesinde kardeşinin ölümüne dair

herhangi bir husustan bahsetmediği, davasını yaşı küçük olması nedeniyle mal

varlığı zararının karşılanmadığını iddia ettiği, Komisyon kararına karşı açtığı

ve dava dilekçesinde sadece maddi tazminat talebinde bulunduğu tespit

edilmiştir. Sadece temyiz aşamasında kardeşinin öldüğünü ileri sürmesi yeterli

görülmeyerek anılan iddia hakkında herhangi bir dava açmamış olması neticesinde

iddiaların Anayasa Mahkemesince incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

ilkesi gereği mümkün değildir.

46. Açıklanan nedenlerle anılan ihlal iddialarının başvuru

yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

f. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

47. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

48. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülen giderim

talebinin değerlendirilmesi hususundaki yargılama prosedürünün özellikle

Danıştay aşamasında geçen sürecin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

49. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari yargı

makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede

gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan

kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,

B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

50. Başvuru konusu olayda başvurucunun şikâyetinin yargılama

sürecine özellikle Danıştay aşamasında geçen sürece ilişkin olması ve

Komisyonda bir ay gibi kısa sürede başvurunun sonuçlandırılmış olması dikkate

alındığında başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasının 5233 sayılı Kanun kapsamında Anayasa Mahkemesince oluşturulan

ilkelere göre değil Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına

yönelik şikâyetlerde uyguladığı genel ilkelere göre değerlendirilmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

51. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalar ile hukuk

sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince kamu hukuku alanına dâhil olan

ancak sonucu itibarıyla medeni haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici

olan uyuşmazlıkları konu alan davaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesince

makul sürede yargılanma hakkının adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil

olduğu kabul edilerek bir davadaki yargılama süresinin makul olup olmadığının

tespitinde davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların

ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı

belirtilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64; Selahattin

Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 54-60).

52. Somut başvuru bakımından başvurucunun 1/5/2006 tarihinde

Komisyona başvurduğu, Komisyonca 2/10/2006 tarihli kararla başvurunun reddine

karar verildiği anlaşılmaktadır. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde

ise ret kararı sonrasında19/12/2006 tarihinde dava dilekçesinin Diyarbakır

İdare Mahkemesine sunulması suretiyle dava sürecinin başladığı, Diyarbakır 1.

İdare Mahkemesinin 19/3/2008 tarihli kararı ile davanın reddine karar

verildiği, başvurucu tarafından kararın 30/4/2008 tarihinde temyiz edilmesi

üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 17/4/2014

tarihli ilamı ile hükmün onandığı anlaşılmaktadır.

53. Sonuç olarak idari makamlar ile yargılamada geçen ve makul

sürede yargılanma hakkı kapsamında dikkate alınması gereken toplam sürenin

yaklaşık 7 yıl 11 ay olduğu, bu sürelerin 7 yıl 3 ayının yargılama aşamasında

geçtiği, açıkça dava süresinin uzunluğundan da şikâyet eden başvurucunun

tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisinin olmadığı

anlaşılmaktadır.

54. Somut başvuruya bir bütün olarak bakıldığında başvurunun

yargılama aşamasında karara bağlanma süresi olan 7 yıl 3 aylık yargılama

süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

55. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

56. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

57. Başvurucu,

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve bu nedenle

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

58. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

net 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

59. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/12/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Tuğba YILDIZ

Başvurucu

:

Nejmettin TİRYAKİ

Vekili

:

Av. Saim

BOZKURT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/14265, 8 Aralık 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64; Selahattin
  12. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  13. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Necipoğlu
  16. Bozkurt
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/14265
Tarih
8 Aralık 2016

İlgili Kararlar

  • Talat Beyazgül ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/16066)
  • Enver Adanç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2989)
  • Halil Aybar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/16014)
  • İbrahim Yeklitaş Başvurusu (B. No: 2014/11776)
  • Murat Korkmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15851)
  • Hasan Şen Başvurusu (B. No: 2014/16550)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.