İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nevzat Ucak Başvurusu (B. No: 2014/15574)

1. Başvuru; gözaltında avukat yardımından faydalandırılmama

Başvuru No2014/15574Tarih4 Nisan 2019Okuma21 dk · 4.169 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Nevzat Ucak Başvurusu

Karar tarihi
4 Nisan 2019
Başvuru Numarası
2014/15574
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.169 kelime·21 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; gözaltında avukat yardımından faydalandırılmama

nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkının, müdafi yokluğunda baskı ve

zora dayalı verilen ifadelerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması

nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmeyeceğini ifade etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. İstanbul Emniyet Müdürlüğü 17/1/2000 tarihinde, İstanbul’da

Hizbullah terör örgütüne karşı operasyonlar düzenlemiştir. Emniyet

görevlilerinin bir daireye yaptığı operasyonda örgüt lideri öldürülmüştür. Evde

yapılan aramada, örgüt hakkında bilgiler içeren çok sayıda sabit disk ele

geçirilmiştir.

9. Başvurucu, operasyonda elde edilen bilgiler üzerine Van ili

genelinde Van Emniyet Müdürlüğünün gerçekleştirdiği operasyon kapsamında terör

örgütü üyesi olduğu şüphesiyle 27/1/2000 tarihinde yakalanarak gözaltına

alınmış; 4/2/2000 tarihinde tutuklanmıştır.

10. Başvurucu; kollukta müdafii

olmaksızın alınan ifadesinde Şerefiye isimli camiye gelen gençlere Hizbullah

İlim Grubu içinde üst düzey sorumlulardan almış olduğu talimat gereği yasa dışı

olarak dersler verip örgüt propagandası yaptığını, örgütün üst düzey

sorumlularından bir olan Z.nin kendisine Yasin (K)

adını verdiğini belirtmiştir.

11. Başvurucu, sorguda ve Cumhuriyet Başsavcılığında alınan

ifadelerinde suçlamaları kabul etmemiştir.

12. Van Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının

27/3/2000 tarihli iddianamesi ile başvurucunun da aralarında yer aldığı bir

kısım şüpheli hakkında yasa dışı Hizbullah terör örgütünün sair efradı olma

suçundan kamu davası açılmıştır. Başvurucu, yargılama sırasında müdafi

yardımından yararlanmış; suçlamaları reddetmiş ve önceki ifadelerini kabul

etmemiştir.

13. Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli)

(Mahkeme) 12/3/2002 tarihli kararı ile başvurucunun terör örgütüne yardım ve

yataklık suçundan hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiştir.

14. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 24/9/2003 tarihli kararı ile

hüküm bozulmuştur.

15. Bozma kararına uyularak devam edilen yargılama sonucunda

Mahkemenin 19/4/2011 tarihli kararı ile başvurucunun Hizbullah terör örgütü

üyesi olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına

hükmedilmiştir. Mahkûmiyet gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"C) SANIK NEVZAT UÇAK'IN HUKUKİ DURUMUNUN

DEĞERLENDİRİLMESİNDE

(...)

Bozmadan sonra mahkememizdeki ifadesinde

"önceki kararda direnilmesini beyan ettiği" görülmüştür.

Sanık hakkında örgüt merkezinde ele geçirilen

diskette elde edilen belgeye göre Yasin kod adını aldığı cemaatle birlikte

olduğu ve şerefiye camii sorumlusu olduğu açıklandığı anlaşılmıştır.

Sanığın olayın

sıcağı sıcağına vermiş olduğu suçu ikrarı yönündeki ifadesi ve sanığın bu ifadesini doğrulayan belge

sanığın kod adı alması hususlarının bir araya alınıp değerlendirildiğinde

belirli bir eğitim ve tebliğ sürecinden geçip örgüte özgeçmiş raporu vererek

cemaate giren örgütsel amaçlı ders faaliyetleri gösterdiği anlaşılan sanığın,

eylem ve faaliyetlerinin Yargıtay bozma ilamında işaret edildiği üzere örgüt üyeliği suçu oluşturduğu kanaatine

varılmıştır."

16. Başvurucu; kollukta müdafi yokluğunda ve zora dayalı bir

şekilde ifadesinin alındığını, bu ifadeyi Savcılık sorgusunda ve yargılama

aşamasında reddettiğini, buna rağmen kolluk ifadesinin hükme esas alındığını

belirterek hükmü temyiz etmiştir. Başvurucu temyiz dilekçesinde özetle atılı

suçu işlemediğini, aleyhine delil olarak değerlendirilen bilgisayar

kayıtlarının kimler tarafından oluşturulduğunun belirli olmadığını, bu

kayıtlara ilişkin incelemenin usulüne uygun yapılmadığını, ayrıca kayıtlara

ilişkin olarak düzenlenen bilirkişi raporundaki lehe değerlendirmelerin de

dikkate alınmadığını belirtmiştir.

17. Anılan karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 9/4/2014 tarihinde

hükümde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle onanmıştır.

18. Başvurucu 22/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314.

maddesi şöyledir:

"(1)Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye

olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna

ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. "

20. Olay tarihinde yürürlükte olan 4/4/1929 tarihli ve 1412

sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135. maddesi şöyledir:

“Zabıta

amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade almada ve hâkim

tarafından sorguya çekilmede aşağıdaki hususlara uyulur:

1. İfade verenin veya sorguya çekilenin

kimliği tesbit edilir. İfade veren veya sorguya

çekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmak zorundadır.

2. Kendisine isnat edilen

suç anlatılır.

3. Müdafi tayin hakkının

bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin

edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından

yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı

geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır

bulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceği

söylenir.

4. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu

söylenir.

5. Şüpheden kurtulması

için somut delillerinin toplanmasını talep edebileceği hatırlatılır ve kendisi

aleyhine var olan şüphe sebeplerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları

ileri sürmek imkânı verilir.

6. İfade verenin veya

sorguya çekilenin şahsi halleri hakkında bilgi alınır.

7. İfade veya sorgu bir

tutanakla tesbit edilir. Bu tutanakta;

a) İfade verme veya

sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih,

b) İfade verme veya

sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade

veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği,

c) İfade vermenin veya

sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu

işlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri,

d) Tutanak içeriğinin

ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve

imzalarının alındığı,

e) İmzadan imtina halinde bunun nedenleri yer

alır.”

21. 1412 sayılı mülga Kanun’un 136. maddesi şöyledir:

“Yakalanan

kişi veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi

varsa o da yakalanana veya sanığa bir müdafi seçebilir.

Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacak

sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. Cumhuriyet

Savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.

Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak

üzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin,

yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında

olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.”

22. 1412 sayılı mülga Kanun’un 138. maddesi şöyledir:

“Yakalanan

kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebi

halinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veya

sanık onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya

dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi’de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafi

tayin edilir.”

23. 1412 sayılı mülga Kanun’un 144. maddesi şöyledir:

“Yakalanan

veya tutuklu bulunan kişi vekaletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve

konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin

müdafi ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.”

24. Başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada yürürlükte bulunan

16/6/1983 tarihli ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 16. maddesi şöyledir:

“Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına

giren suçlarda yakalanan veya tutuklanan şahıs, yakalama veya tutulma yerine en

yakın mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç en geç kırksekiz

saat içinde hakim önüne çıkarılır ve sorguya çekilir.

Üç veya daha fazla kişinin bir suça iştiraki

suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya

fail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle Cumhuriyet savcısı, bu sürenin

dört güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Soruşturma bu sürede

sonuçlandırılmazsa Cumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararı ile süre yedi

güne kadar uzatılabilir.

Anayasanın 120 nci

maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde yakalanan veya

tutuklanan kişiler hakkında ikinci fıkrada yedi gün olarak belirlenen süre Cumhuriyet

savcısının talebi ve hakim kararıyla on güne kadar uzatılabilir.

Tutuklu bulunan sanık, müdafii

ile her zaman görüşebilir. Hakim tarafından gözaltı süresinin uzatılmasına

karar verildikten sonra gözaltında bulunan kişi hakkında da aynı hüküm uygulanır.”

25. Başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada yürürlükte olan

18/11/1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Bu

Kanunun 4, 5, 6, 7, 9, 12, 14, 15, 18, 19, 20 ve 22 nci

madde hükümleri Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda

uygulanmaz. Bunlar hakkında 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun bu

değişiklikten önce yürürlükte olan eski hükümleri değiştirilmeden önceki

halleriyle uygulanır.”

26. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

148. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Müdafi

hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli

veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.”

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:

''1. Herkes davasının, …

cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek

olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve

kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...

…

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgari haklara sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak

için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için

gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak

yararlanabilmek;''

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'nin 6.

maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında, suç isnadı altında bulunan

kişi savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini

bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma, bir müdafi tayin

etme olanağından yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse

resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suç

isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez (Pakelli/Federal Almanya, B. No: 8398/78,

25/4/1983, § 31). Bir suçla itham edilen herkesin avukat yardımından etkili bir

şekilde yararlanma hakkı, mutlak bir hak olmamakla beraber adil yargılanma

ilkesinin temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, § 51).

29. Kendini suçlamama hakkı, kamu makamlarının

şüphelinin/sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metotları ile elde edilen

delillere başvurmadan iddialarını ispat etmelerini öngörmektedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006,

§ 100; Salduz/Türkiye, § 54). AİHM, soruşturma

evresindeki ikrarın kötü muamele veya işkence altında verildiği belirtilerek

hâkim önünde reddedilmesi hâlinde bu konu irdelenmeden esasa geçilerek ikrarın

dayanak olarak kullanılmasını bir eksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95,

19/6/2003, § 91). Bu kapsamda ikrarın avukat yardımı olmaksızın ve uzun süren

bir gözaltı sırasında yapılmış olması gibi hususlar da gözönünde

bulundurulmalıdır (Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya [GK], B. No: 10590/83,

6/12/1988, § 87).

30. İlke olarak şüpheliye, gözaltına alındığı ya da tutuklandığı

andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkânı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye, B. No: 7377/03,

13/10/2009, § 31). Diğer taraftan kolluk tarafından ifade alınma aşamasını da

kapsayan müdafi yardımından yararlanma hakkının geçerli bir nedene dayanılarak

kısıtlanabileceğini, bu durumda somut olay açısından yargılamanın bütününe

bakılarak söz konusu kısıtlamanın adil yargılanmaya engel olup olmadığının

değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (John

Murray/Birleşik Krallık [BD], B. No:

18731/91, 8/2/1996, § 63; Magee/Birleşik Krallık, B. No: 28135/95,

6/6/2000, § 41).

31. Bu bağlamda AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin ne lafzı ne de

ruhunun başvuranın iradi olarak açık ya da örtülü biçimde adil yargılanma

hakkından vazgeçmesini engellemediğini belirtmektedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, B. No:

4447/05, 1/10/2013, § 48). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi

yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her

türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığının

gerektirdiği asgari garantileri içermesi gerekir (Salduz/Türkiye, § 59).

32. AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da resen

ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin

olanağının olmaması yanında ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten

mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat

yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27/3/2007,

§§ 55, 56).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 4/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Müdafi Yardımından

Yararlanma Hakkıyla Bağlantılı Olarak Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

34. Başvurucu, genel olarak yargılamanın hakkaniyete uygun

yürütülmediğini, bu kapsamda esas olarak gözaltında avukata erişim imkânından

yararlandırılmadığı sırada imzalanan ancak içeriği kabul edilmeyen ifadeye

dayanılarak mahkûmiyetine karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesine karar verilmesi

talebinde bulunmuştur.

2. Değerlendirme

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma

hakkının görünümlerinden olan müdafi yardımından faydalanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

36. Anayasa’nın 36. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan müdafi

yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

38. Ceza yargılamasında savunma haklarının güvence altına

alınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784,

7/3/2014, § 32). Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesini

sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma tanınmadığı sürece silahların eşitliği ve

çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması ve maddi gerçeğe

ulaşılması da mümkün değildir (Yusuf Karakuş

ve diğerleri, B. No: 2014/12002, 8/12/2016, § 69).

39. Savunma hakkının sağladığı güvenceler,

esasen adil yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Savunma hakkı, hukuk

devleti ilkesinin gereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemli

güvencelerinden biri olması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça ifade

edilmiştir. Anılan hükümde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Savunma hakkı tanınmadan

kişilerin cezalandırılması, Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan

masumiyet karinesine de uygun değildir. Bu nedenle savunma hakkının

sağlanmadığı bir yargılamanın adil olduğundan söz edilemez(Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 70).

40. Müdafi, şüpheli veya sanığın ceza yargılamasında savunmasını

yapan avukat olarak tanımlanmaktadır. Şüpheli veya sanığın müdafii

aracılığıyla savunulması hususunda tercih yapma olanağına sahip olduğu hâllerde

görev yapan müdafi, ihtiyari müdafi; görevlendirilmesi hususunda şüpheli veya

sanığın iradesinin önem taşımadığı hâllerde görev yapan müdafi ise zorunlu

müdafidir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2011/10-182, K.2011/204, 11/1/2011).

41. Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterli

değildir. Şüpheli ve sanığın savunma için Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen

meşru vasıta ve yollardan yararlandırılması

da gerekir. Savunmada başvurulacak meşru vasıta ve yollar arasında avukatların

teknik bilgilerinden ve tecrübelerinden yararlanma olanağı da bulunmaktadır.

Şüpheli ve sanık için Anayasa'nın 36. maddesinde sözü edilen meşru vasıta ve

yollardan en önemlisi müdafi yardımından yararlanmaktır. Diğer bir ifadeyle

müdafi yardımından yararlanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen meşru vasıta ve yollar kavramının

kapsamındadır. Bu itibarla müdafi yardımından yararlanmanın adil yargılanma

hakkının kapsam ve içeriğine dâhil ve bu hakkın doğal sonucu olduğu ortaya

çıkmaktadır. Dolayısıyla suç isnadı altındaki kişi, adil yargılanma hakkı

kapsamında kendisini bizzat

savunma veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma hakkına sahiptir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 72).

42. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerce de güvence altına

alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır.

NitekimSözleşme'nin6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde; bir suç

ile itham edilen herkesin kendisini bizzat

savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanması, eğer avukat

tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi

için gerekli görüldüğünde resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz

olarak yararlanabilmesi hakkı düzenlenmiştir (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, § 73).

43. Savunmanın iddia makamı karşısında dezavantajlı konuma

düşmemesi için şüpheli ve sanığın kendisini bireysel

olarak (bizzat) savunabilmesinin yanı sıra müdafi yardımından yararlandırılması

da gerekebilir. Suç isnadı altındaki kişinin müdafi yardımına olan ihtiyacı;

delillere ulaşma bakımından yaşanan güçlüklerin aşılması, hukuki bilgi

eksikliği veya içinde bulunulan psikolojik durumdan kaynaklanabilir. Bu

kapsamda savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafi

yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir

unsuru olan silahların eşitliği ilkesinin

de gereğidir. Diğer bir ifadeyle müdafi yardımından yararlanma hakkı hem

savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahların

eşitliği ilkesine işlerlik kazandırmaktadır (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, § 74).

44. Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı bakımından başka bir önemi, suç

isnadı altında olan kişinin bu haktan yararlandırılması yönünden devletin

pozitif bir yükümlülüğü olduğunun kabul edilmesidir. Anayasa'nın 36. maddesine

göre suç isnadı altında bulunan kişinin ekonomik durumunun elverişli olmaması

veya ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gerekli görülmesi

hâlinde resen atanacak bir müdafinin yardımından yararlandırılması da gerekir.

Dava konusunun karmaşıklığı ve isnadın ağırlığıyla bağlantılı olarak suçlamanın

ciddiliği değerlendirilerek ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi

için suç isnadı altındaki kişiye müdafi atanması gerekebilir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 75).

45. Anılan hakkın ilke olarak şüphelinin kolluk tarafından ilk

kez sorgulanmasından itibaren sağlanması gerekir. Şüpheliye kolluk tarafından

ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması, kendisini

suçlamama ve susma hakları yanında genel olarak da adil yargılanma hakkının

etkili bir koruma işlevine sahip olması bakımından gereklidir. Çünkü bu aşamada

elde edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi çerçevede ele

alınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılması

aşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hâle

geldiğinden şüpheliler, ceza yargılamasının bu evresinde kendilerini savunmasız

bir durumda bulabilir. Belirtilen savunmasızlık hâli, ancak bir müdafinin

hukuki yardımı ile gereği gibi telafi edilebilir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, §§

118, 135; Sami Özbil,

B. No: 2012/543, 15/10/2014, § 64).

46. Müdafi yardımından yararlanma hakkı mutlak değildir. Bu

hakkın istisnai hâllerde sınırlandırılması mümkündür. Zorunlu sebeplerin ortaya

çıkması hâlinde bu hak kısıtlanabilir. Avukat erişiminin sağlanmamasına

istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi durumunda bile böylesi

bir kısıtlama şüphelinin/sanığın adil yargılanma bağlamında güvence altına

alınan haklarına zarar vermemelidir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 118, 137). Müdafi yardımından

yararlanma hakkı bakımından önemli olan, yargılamaya bir bütün olarak

bakıldığında şüphelinin/sanığın müdafi yardımından etkili bir biçimde

yararlanmış olmasıdır. Ancak avukata erişim yönünden getirilen kısıtlama

yargılamanın sonraki aşamalarında telafi edilmiş ise savunma hakkı ihlal

edilmiş sayılmaz. (Yusuf Karakuş ve

diğerleri, § 78).

47. Sanık, olay hakkında doğrudan doğruya bilgiye sahiptir.

Dolayısıyla sanığın beyanlarının olayın aydınlatılması bakımından son derece

önemli bir delil niteliğinde olduğu açıktır. Bu bakımdan suç isnadı altındaki

kişinin müdafi hazır bulunmadığı hâlde kendini suçlayıcı beyanlarda bulunup bulunmadığı,

bu itirafların aleyhinde kullanılıp kullanılmadığı, susmasından mahkemece

olumsuz sonuçlar çıkarılıp çıkarılmadığı ve kendisine herhangi bir baskı

uygulanıp uygulanmadığı her somut olayda değerlendirilmelidir. Bir ceza

davasında kendi aleyhine tanıklık etmeme ve delil vermeye zorlanmama hakkı, suç

isnadını zorla veya baskıyla sanığın isteğine aykırı olarak elde edilen

delillere başvurmadan kanıtlamaya çalışmayı gerektirir. Avukata erişimi

sağlanmayan sanığın kolluktaki ikrarının mahkûmiyet kararında kullanılması

durumunda savunma hakkına telafi edilmez biçimde zarar verilmiş sayılacaktır.

Soruşturma evresinde elde edilen ikrarın kötü muamele ve işkence altında

verildiği belirtilerek reddedilmesi durumunda mahkemece bu husus

irdelenmeksizin ikrarın dayanak olarak kullanılması önemli bir özen

eksikliğidir (Yusuf Karakuş ve diğerleri,

§ 79).

48. Bireysel başvuru incelemelerinde, ölçü norm Anayasa'dır;

kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Bu nedenle kanuna dayalı olarak

avukata erişimin kısıtlanması yönündeki uygulamanın Anayasa'ya uygun olduğu

anlamına gelmez. Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36.

maddesini ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesinde yargılamanın bütünlüğü

içinde somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır. Anayasa

Mahkemesi de daha önce şüphelilerin devlet güvenlik mahkemelerinin görev

alanına giren suçlar yönünden müdafi yardımından faydalandırılmamasının

mevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğunu tespit etmiş (Aligül Alkaya ve diğerleri, § 144, Sami Özbil, § 71; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 48)

ancak müdafi yararlanma hakkının sonradan telafi edilmediği gerekçesiyle ihlal

kararları vermiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 127-145, Sami Özbil, §§

56-76; Aynur Avyüzen,

B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; Veli

Özdemir, B. No: 2014/785, 27/10/2016, §§ 39-62).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

49. Somut olayda başvurucu 27/1/2000 tarihinde gözaltına alınmış

ve tutuklandığı 4/2/2000 tarihine kadar gözaltında kalmıştır. Başvuru formunun

ve formun ekinde yer verilen bilgi ve belgelerin incelenmesinden başvurucunun

kolluk beyanının müdafi yokluğunda alındığı ve Savcılık sorgusunda da müdafi

yardımından yararlanamadığı anlaşılmaktadır. Belirtilen şartlarda gözaltında tutulan

başvurucu, müdafi olmadan kollukta verdiği ifadesinde örgüt adına kimlerden

talimat aldığına ve hangi camide ders verdiğine dair beyanda bulunmuştur.

Mahkeme kararının gerekçesine göre başvurucuya örgütün üst düzey

sorumlularından aldığı talimatlar uyarınca örgüt propagandası yapma ve cami

sorumlusu olarak örgütsel amaçlı ders verme eylemleri isnat edilmektedir.

Başvurucuya isnat edilen suç kapsamındaki eylemlere ilişkin değerlendirmede

başvurucunun gözaltında müdafi olmaksızın elde edilen beyanının delil olarak

kabul edildiği görülmektedir (bkz. § 15).

50. Başvurucunun gözaltında tutulduğu sırada devlet güvenlik

mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden kural olarak müdafi

yardımından yararlanması ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olmaktadır. 3842

sayılı Kanun’a eklenen 31. maddeyle gözaltında bulundurmaya ve müdafi

yardımından yararlanmaya ilişkin yeni düzenlemelerin devlet güvenlik

mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmayacağı, bunlar hakkında

değişiklik yapılmadan önceki 1412 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı hükme

bağlanmıştır. Başvurucunun gözaltında tutulduğu tarihlerde anılan mevzuat,

gözaltı süresinde avukata erişim imkânını tanımamaktadır. Bu itibarla

başvurucunun gözaltında bulunduğu dönemde müdafi yardımından

faydalandırılmamasının mevzuata dayandırılan yerleşik bir uygulama olduğu

anlaşılmaktadır.

51. Başvurucunun diğer deliller yanında müdafi olmaksızın alınan

ve daha sonra Mahkemede doğrulanmayan ifadeleri doğrultusunda anılan eylemleri

gerçekleştirmek suretiyle isnat edilen suçtan mahkûmiyetine karar verildiği,

gözaltında iken alınan bu ifadelerin mahkûmiyet için belirleyici biçimde kanıt

olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.

52. Sonradan (yargılama devam ettiği sırada) yürürlüğe giren

5271 sayılı Kanun’un 148. maddesi, hâkim veya mahkeme önünde doğrulanmayan

müdafi yardımı sağlanmadan alınan kolluk beyanları bakımından kovuşturma

aşamasında savunmanın etkinliğini sağlayacak niteliktedir. Ancak Mahkemece bu

husus gerekçede tartışılmamış ve temyiz aşamasında da bu eksiklik telafi

edilememiştir. Gözaltında avukata erişim imkânı sağlanmamasının mevzuata dayalı

yerleşik bir uygulamadan kaynaklanması ve bu sırada elde edilen ifadelerin

mahkûmiyet kararına esas alınması müdafi yardımından yararlanma hakkıyla

bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali sonucunu

doğurmuştur.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi

yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

54. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

55. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

yolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 27-36).

56. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden

yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile

bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

57. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduklarına karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

59. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

60. Başvurucu, adil yargılanma hakkı kapsamında müdafi

yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlal edildiğinin tespitiyle yargılamanın yenilenmesi taleplerinde

bulunmuştur.

61. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan (B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, Anayasa

Mahkemesince bir temel hakkın ihlal edildiği sonucuna varıldığında ihlalin ve

sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel

ilkelere yer verilmiştir (Mehmet Doğan,

§§ 57-60).

62. Başvuruda, başvurucunun gözaltında müdafi yardımından

faydalandırılmaksızın alınan beyanlarının mahkûmiyet için belirleyici biçimde

kanıt olarak kullanılması nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkıyla

bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna

varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

63. Bu durumda müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı

olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

ikinci fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) Van 3. Ağır Ceza

Mahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli) yerine bakan mahkemeye gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.681,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı

olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından yararlanma hakkıyla

bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) Van 3.

Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli) (E.2003/196, K.2011/189)

yerine bakan Mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.681,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y. : Recep KÖMÜRCÜ Üyeler : Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Raportör Yrd. : Zehra GAYRETLİ Başvurucu : Nevzat UCAK Vekili : Av. Mehmet Şefik KOCAAĞA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/15574, 4 Nisan 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. "C) Sanık Nevzat Uçak'ın Hukuki Durumunun
  7. Değerlendirilmesinde
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Müdafi Yardımından
  13. B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; Veli
  14. B. Makul Sürede
  15. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  16. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  17. C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından yararlanma hakkıyla
  18. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve
  19. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/15574
Tarih
4 Nisan 2019

İlgili Kararlar

  • Erdal Türkmen Başvurusu (B. No: 2016/2100)
  • İbrahim Sözer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/10425)
  • Eyüp Kurt Başvurusu (B. No: 2015/6926)
  • Cemile Karadağ ve Nuray Karadağ Başvurusu (B. No: 2014/11747)
  • Haluk Özdoğan Başvurusu (B. No: 2018/1340)
  • Fatih Arslan Başvurusu (B. No: 2016/13022)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.