İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nursel Aydoğan Başvurusu (B. No: 2016/35718)

1. Başvuru, milletvekili hakkında uygulanan yakalama, gözaltına

Başvuru No2016/35718Tarih30 Ekim 2018Okuma82 dk · 16.353 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Nursel Aydoğan Başvurusu

Karar tarihi
30 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2016/35718
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

16.353 kelime·82 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, milletvekili hakkında uygulanan yakalama, gözaltına

alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, soruşturma dosyasına erişimin

kısıtlanması ve tutukluluğa itirazının gecikmeli olarak karara bağlanması

nedenleriyle kişi hürriyeti ile güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların

ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyet kapsamındaki eylemlere ilişkin olması,

tutukluluk nedeniyle milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi

nedenleriyle ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/12/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

6. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar

tarafından kabul edilmiş, tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet eylemleri, bölücü amaçları dolayısıyla

anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal

emniyetine yönelik ağır tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak

bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati

sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §§ 7-18).

7. Bununla birlikte kamuoyunda demokratik

açılım süreci, çözüm süreci

ve Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi

gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son döneminden

itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde

azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin

güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden

artmaya başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim

olayları ve hendek olayları

olarak bilinen terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 19-27).

8. Hendek olayları kapsamında PKK tarafından Şırnak il merkezi

ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde; Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde;

Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde; Mardin'in Dargeçit, Nusaybin

ve Derik ilçelerinde; Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler

kazılıp barikatlar kurularak, bu barikatlara bomba ve patlayıcılar

yerleştirilerek teröristler tarafından şehirlerin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet

sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda terörist, halkın bu yerlere

giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin

kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini

sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir.

Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında çok sayıda güvenlik

görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı madde imha edilmiştir

(Gülser Yıldırım (2), §§ 28-33).

9. PKK 2016 yılında, başvurucunun seçim bölgesi olan

Diyarbakır'da çok sayıda terör saldırısı gerçekleştirmiş olup bu saldırılarda

çoğunluğu güvenlik görevlisi olmak üzere onlarca kişi hayatını kaybetmiş,

yüzlerce güvenlik görevlisi ve sivil vatandaş yaralanmıştır(Ayrıntılar

için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 19-33).

B. Başvurucunun

Tutuklanmasına İlişkin Süreç

10. Başvurucu 12/6/2011 tarihinde bağımsız olarak (Daha sonra

Barış ve Demokrasi Partisine -BDP- katılmıştır.) 7/6/2015 ve 1/11/2015

tarihlerinde ise Halkların Demokratik Partisinden (HDP) Diyarbakır milletvekili

seçilmiştir. Başvurucunun 9/5/2017 tarihinde, kesinleşmiş mahkûmiyeti bulunması

nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından milletvekilliği

düşürülmüştür.

11. Başvurucu hakkında milletvekili olarak görev yaptığı dönemde

işlediği iddia olunan bazı suçlara ilişkin olarak farklı Cumhuriyet

başsavcılıklarınca soruşturmalar yürütülmüştür. Anayasa'nın 83. maddesinin

ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan

"Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili,

Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve

yargılanamaz." hükmü uyarınca yasama dokunulmazlığına sahip

olan başvurucunun dokunulmazlığının kaldırılması istemiyleilgili

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından tutuklama tedbirinin uygulandığı

soruşturmaya konu eylemler yönünden yirmi bir ayrı fezleke düzenlenmiş ve

TBMM'ye sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne

gönderilmiştir.

12. Bu fezlekelerde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin

olay ve olgular şöyle özetlenebilir:

i. PKK silahlı terör örgütünün güdümünde olan basın ve yayın

organlarınca yapılan çağrılar üzerine 5/10/2011 tarihinde gerçekleştirilen bir

yürüyüş ve basın açıklamasına başvurucunun bilerek ve isteyerek katıldığı ifade

edilmiştir. Düzenlenen bu yürüyüş ve basın açıklaması sırasında PKK terör

örgütünü simgeleyen flamalar ile Abdullah Öcalan'ın posterlerinin açıldığı,

Abdullah Öcalan'ı övücü sloganların atıldığı ve tedbir alan güvenlik güçlerine

yönelik birtakım gruplar tarafından taşlı saldırılarda bulunulduğu tespitine

yer verilmiştir. Bu nedenlerle başvurucunun 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na aykırı davrandığı, örgüt üyesi

olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği ileri sürülmüştür.

ii. PKK silahlı terör örgütünün güdümünde olan basın ve yayın

organlarınca yapılan çağrılar üzerine 21/8/2011 tarihinde gerçekleştirilen bir

yürüyüş ve basın açıklamasına başvurucunun bilerek ve isteyerek katıldığı ve bu

yürüyüş sırasında toplanan kalabalığa hitaben bir konuşma yaptığı ifade

edilmiştir. Düzenlenen bu yürüyüş ve basın açıklaması sırasında PKK terör

örgütünü simgeleyen flamalar ile Abdullah Öcalan'ın posterlerinin açıldığı,

Abdullah Öcalan'ı övücü sloganların atıldığı tespitine yer verilmiştir. Bu

nedenlerle başvurucunun 2911 sayılı Kanun'a aykırı davrandığı, terör örgütünün

propagandasını yaptığı ve örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç

işlediği ileri sürülmüştür.

iii. Başvurucunun 4/1/2012 tarihinde Demokratik Özgür Kadın

Hareketi (DÖKH) organizesinde BDP Diyarbakır Bağlar ilçe binası önünden

Diyarbakır E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu önüne kadar "Öcalan’a özgürlük" sloganı ile

düzenlenen yürüyüş ve basın açıklamasında yer aldığı, bu yürüyüş sırasında

kalabalığa hitaben bir konuşma yaptığı belirtilmiştir. Başvurucunun bu yürüyüş

ve basın açıklamasına etkin bir katılım göstermesi, PKK terör örgütünün

faaliyetlerini övüp amaçlarının meşru olduğunu belirten açıklamalar yapması ve

örgüt elebaşı Abdullah Öcalan'ı sahiplenici söylemlerde bulunması karşısında

terör örgütünün propagandasını yaptığı ve örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt

adına suç işlediği ileri sürülmüştür.

iv. Başvurucunun 14/1/2012 tarihinde Diyarbakır'da PKK terör

örgütünün üst yapılanması olan Kürdistan Toplulukları Birliği/Türkiye

Meclisi-Türkiye Koordinasyonu (KCK/TM)

adı altında faaliyet yürüten terör örgütü mensuplarına yönelik yapılan

operasyonları protesto etmek amacıyla gerçekleştirilen bir etkinliğe katıldığı,

burada bir konuşma yaptığı belirtilmiştir. Başvurucunun bu konuşmasında özetle "... Kürtlerin 30 yıldan beri sürdürerek bu güne getirdiği mücadelesini tasfiye etmek istiyor ... 15

Ağustos 1984'te 12 Eylülün ağır koşullarında neredeyse bir yaprak bile

kımıldamadığı bir dönemde kürt halkının yiğit

evlatları, onurlu evlatları 15 ağustosta direniş başlattılar Siz AKP hükümeti

böylesine şanlı bir direnişin sahibi olan Kürt halkına geri adım attıramazsınız,

sindiremezsiniz ve bu halk 30 yıldır sinmedi, geri adım atmadı. Bundan sonradaalanlarda meydanlarda yaşama dair neresi varsa heryerde direnmeye ve mücadaleyi

zaferle taçlandırıncaya kadar bu yolda yürümeye devam edecektir. Sizde bunu

bilin diyoruz. Bilin ona göre tavır alın..." şeklinde

beyanlarda bulunarak terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

v. BDP Cizre İlçe Teşkilatı tarafından moral ve halkla buluşma

şöleni adı altında BDP Cizre ilçe binası önünde 28/1/2012 tarihinde düzenlenen

bir miting sırasında PKK terör örgütünü simgeleyen flamalar ile terör örgütü

üyelerinin ve Abdullah Öcalan'ın posterlerinin açıldığı, Abdullah Öcalan'ı

övücü sloganların atıldığı, başvurucunun da burada bir konuşma yaptığı

belirtilmiştir. Başvurucunun bu konuşmasında "Bütün

bunların bir bileşkesi var, o da en son noktadadır, yaniimralıda

sayın Öcalan'a uygulanan tecrittir, tam altı ayının doldurdu yedinci ayınagiriyor, halen imralıdaçeşitlibahanelerle

hani geçen Adalet Bakanıtelevizyondaçıktıyaartık insanlaradiyemiyoruz denizdedalga

var, poster bozuk, gemi bozuk bunlar artık bunlar inandırıcı değil, biz sizi

göndermeyiz, ha işte böyledoğrusöyleyin, biryasa çıkartarak bu tecriti

hukuksal diyorlar, böylebir çabaları amabizdekendilerine söylüyoruz, bunamüsaade

etmeyeceğiz baharın ne getireceği ne götüreceği bilinmez diyoruz o yüzden eğer

bu baharda bütün Türkiye halkları gerçekten mutlu yaşamak istiyorsa, çatışmasız

bir baharagirmek istiyorsaMeclise

getirmeyeçalıştığınız bu kanun tasarısının asla ve

asla Genel Kuruluna getirmeyin diyoruz, çünkü getirmeniz durumunda yani imralıya yönelik tecrite hukuksal

bir kılıf bulmanız durumunda inanmalısınız ki bu baharda çok kötü geçecek, çok

çatışma geçecek, ölen ve yaşamını yitiren sadece Kürt gençleri olmayacak, Türkiye

gençleri Türkiyegençleri Türkiye Halklarının emekçi

çocukları da bubahardabu iç çatışmalardayaşamınıyitirecek,

biz bukaygıyı taşıyan, kadınlar olarak diyoruzki AKP hükümetine bizim kaygılarımızı sizde taşıyın sizlereyaptığımız bu uyarılarılütfen

kale alın, alın kiartık bu ülkenin çocukları kesinlikleayrım yapmaksızın söylüyorum, Kürt, Türk

çocukları, lazı, Çerkezi

artık bu ülkedeKürt sorunun çözümsüzlüğü nedeniyle

tek bir kişi dahi yaşamınıyitirmesin, Sayın Öcalan'a yönelik AKP iktidarının bu

tutumunu bir kez daha şiddetle kınıyoruz" şeklinde sözler

söyleyerek terör örgütünün propagandasını yaptığı ve 2911 sayılı Kanun'a aykırı

davrandığı ileri sürülmüştür. Bu konuşmanın akabinde miting alanında toplanan

bir grup çocuk, alanı görüntüleyen mobese kamerasını

ve güvenlik için konuşlanmış olan güvenlik güçlerine ait araçları taşlamış;

yine bir grup çocuk İdil Caddesi'ni trafiğe kapatmış ve etrafa saldırmışlardır.

vi. 29/1/2012 tarihinde Diyarbakır'ın İstasyon Meydanı'nda

Diyarbakır Valiliğinin düzenlenmek istenen bir mitinge izin vermemesini

protesto etmek amacıyla BDP Diyarbakır İl Başkanlığı organizesinde basın

açıklaması adı altında bir etkinlik düzenlendiği, düzenlenen etkinlik sırasında

toplanan kalabalık tarafından "Biji Serok Apo

(Yaşasın Başkan Apo), Öcalan Öcalan,

Direne Direne Kazanacağız" vb. şeklinde sloganların atıldığı,

başvurucunun da bu etkinliğe katılarak bir konuşma yaptığı, başvurucunu

konuşmasında özetle "...Diyarbakır

Valiliği direnişin kalesi olan Amed'in

[Diyarbakır] kalesini yıkmak istiyor. Sizin

gücünüz Amed'in kalesini yıkmaya yetmez. Amed Valisine sesleniyorum; dünyada nerede olursa olsun,

her zaman direnenler ve mücadele edenler kazanmıştır. Emniyete, Valiliğe olan

başvuruda Tecrite Hayır Siyasi Soykırıma Son adı

altında başvuru yaptık, bize içerisinde tecrit geçen bir çağrı olmaz dediler.

Sayın Öcalan'ı İmralı'da tek kişilik cezaevine koyacaksın, altı ay boyunca

kimseyle görüşmeyeceksin, bu suçu işleyeceksin, sonra tecridi kabul

etmeyeceksin. AKP hükümeti Erdoğan Suriye'ye Beşar

Esat'a akıl vermeye çalışıyor. Beşar Esat'a diyor ki

halkının taleplerini yerine getirmeyen lider gider. Siz onu bırakın Kürt

Halkının taleplerine bakın. Kürtler 15-20 milyon nüfusuyla isteklerini dile

getirmeye çalışıyor. Sayın Öcalan kürt özgürlük

mücadelesini, önderliğini yapıyor, Öcalan'sız bir

çözüme ulaşmak bu sorunun uzun yıllar sormesini [sürmesini] istiyorum demektir. Hepimizi zor günler bekliyor.

Kürt halkı 17 bin faili meçhul ve birçok bedel ödeyerek Kürdistan coğrafyasının

her yerinden kemik çıktığı böyle bir anda size çözüm elini uzatıyoruz. Asla bu

mücadeleyi bırakmayız. Bu yolun yolcuları asla bu yoldan dönmeyeceklerdir.

Direnişe devam..." şeklinde beyanlarda bulunarak terör

örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

vii. 4/3/2012 tarihinde Diyarbakır'ın İstasyon Meydanı'nda 8 MartDünya Kadınlar Günü

amacıyla gerçekleştirilen bir miting sırasında platform olarak kullanılan BDP'ye ait bir otobüsten ses yükseltici aletler

aracılığıyla toplanan kalabalığa hitaben içeriği itibarıyla PKK terör örgütünün

propagandasını oluşturan "Ape Me, Biji Kürdistan, Ey Şoreşgeri Kürdistan (Ey Kürdistan Devrimcisi), Zap Zap Zape,

PKK Ne (PKK'lıdır),Keça Kürda

(Kürt Kızı)" gibiKürtçe şarkıların çalındığı, terör örgütü elebaşısı Öcalan'ın poster ve terör örgütünü simgeleyen bez

parçalarının açılıp terör örgütü lehine sloganların atıldığı, başvurucunun da

bu mitinge katılarak toplanan kalabalığa hitaben bir konuşma yaptığı

belirtilmiştir. Başvurucunun bu konuşmasında özetle "...Biz bugün kürt sorunun çözümü için

en önemli tek aktör olarak gördümüz Sayın Öcalan'a

özgürlük istemek için alanlardayız. Özgürlük talep etmek için

alanlardayız...Kürt kadınları bu güçlerini dünyadaki devrimci kadın önderlerden

alıyorlar ve elbette ki kürt kadınları bu gücünü beritanlardan, zilanlardan,

semalardan, Zekiye Alkan'lardan alıyorlar. Bütün

kadın özgürlük mücadelesinde yaşamlarını yitiren bütün kadın arkadaşlarımın,

kadın yoldaşlarımın anıları ve mücadeleleri önünde bir kez daha saygıyla

eğiliyorum. Evet selam olsun direnen kadınlara, selam olsun kadın özgürlük

mücadelesinde yaşamını yitirenlere...An azadi An Azadi diyoruz..." şeklinde beyanlarda bulunarak terör örgütünün propagandasını

yaptığı ileri sürülmüştür.

viii. 8/3/2012 günü Elazığ'da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlaması adı

altında yapılan bir toplantıya başvurucunun da katılarak bir konuşma yaptığı

ifade edilmiştir. Bu konuşmada başvurucunun "Savaşan

güçler kimse masaya oturacak güçlerde onlardır. Savaşan güçler kimdir PKK'dir

ve Devlettir. PKK adına PKK adına masaya oturacak kimdir PKK'nin lideri

Öcalan'dır. Öcalan tabiki sadace

PKK lideri değildir, aynı zamanda 3.5 milyon insanın ben önderim ve liderim

olarak görüyorum benim haklarımı savunmak üzere,kürtlerin

haklarını savunmak üzere her türlü yetkimi kendisine veriyorum dediği bir

şahsiyettir, bir kayserdir kendisiyle masanın, masanın elbette ki bir tarafına

sayın Öcalan olacaktır bir tarafında da Devlet olacaktır ve aslında bu bizim

söylediğimiz yeni bir şey değildir, devlet zaten bunun bilincindedir, farkındadır.

Onun içindir ki bir yıldan beri bu masa kurulmuştur, bu masanın bir tarafından

Devlet vardır, bir tarafında Öcalan vardır. Şimdi biz diyoruz ki yaptığınız

doğruydu, bir yıldan beri yaptığınız doğruydu, yanlış olan şey şimdiki

yaptığınızdır yani bu görüşmeleri kesmenizdir, şimdi yapmanız gereken şeybu masanın etrafında tekrardan oturmak, müzakerelere

başlamak ve kürt sorununu çözmektir." şeklinde

ifadeler kullanarak suçu ve suçluyu övdüğü ileri sürülmüştür.

ix. PKK silahlı terör örgütünün güdümünde olan basın ve yayın

organlarınca yapılan çağrılar üzerine 18/3/2012 tarihinde; Diyarbakır Valiliği

tarafından yasaklanmasına rağmen gerçekleştirilen bir yürüyüş ve basın

açıklamasına başvurucunun bilerek ve isteyerek katıldığı, güvenlik güçlerinin ihtarlarının

ve zor kullanmasının ardından dağılmayıp direndiği, BDP seçim otobüsü üzerine

çıkıp örgüt propagandası olabilecek tarzda zafer işareti yaptığı ifade

edilmiştir. Düzenlenen bu yürüyüş sırasında PKK terör örgütünü simgeleyen

flamalar ile Abdullah Öcalan'ın posterlerinin açıldığı, PKK terör örgütünü ve

Abdullah Öcalan'ı övücü sloganların atıldığı tespitine yer verilmiştir. Bu

nedenlerle başvurucunun2911 sayılı Kanun'a aykırı davrandığı ve örgüt üyesi

olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği ileri sürülmüştür.

x. Siirt'te 21/3/2012 tarihinde Nevruz kutlaması adı altında bir

etkinlik düzenlendiği, başvurucunun da bu etkinlik sırasında toplanan

kalabalığa hitaben bir konuşma yaptığı ifade edilmiştir. Başvurucunun

konuşmasında "... Mazlum Doğan'ın dediği

gibi 'Direnmek Yaşamaktır' diyerek, direnmenin, direnişin öncülüğünü yapan genç

arkadaşlar... Tunus'ta, Libya'da, Yemen'de direnen arapların

ve elbette ki otuz (30) yıldan beri özgürlük mücadelesi veren kürtlerin direniş bayramıdır... Kendi ülkenizde ayağı

kalkan, direnen, özgürlüğünü isteyen, kimliğini isteyen, anadilini isteyen kürt halkına bir selam göndereceksiniz, onun mücadelesini

selamlayacaksınız... Sizin böyle bir gücünüz yok, PKK'yi imha edemezsiniz,

tasfiye edemezsiniz, bu bir realitedir. Bu bir gerçekliktir. Çünkü PKK sadece

dağda Onbingerillayla sınırlı bir hareket değildir. Bu gün PKK alanlarda, meydanlarda, milyonlarca kişidir

artık... Sayın Öcalan özgür olmadan bizim özgürlüğümüz mümkün değildir. Sayın

Öcalan'ın özgürlüğü bizim özgürlüğümüzdür diyor. O nedenle sayın Öcalan özgür

olamadan PKK dağdan inmeden demokratik özgür siyasal yaşama katılmadan tüm

Türkiye'de kürt sorunun çözülmesi mümkün değildir...

Bu inkar, tasfiye, imha politikalarından vazgeçiniz

diyoruz. Ama vazgeçmezseniz bakın demokratik siyasal çözüm önümüzde

istiyorsanız böyle bir çözüm her an gerçekleşebilir ama istemiyorsanız da ben

bugün özgürlük özgürlük diye haykıran kürt halkının önünde şunu ifade etmek isterim ki eğer

özgürlüğün önünü açmazsanız kürt halkı bu zamana kadar

otuz (30) yıldır nasıl direndiyse ödediği bunca bedellerden sonra direnmeye

devam edecektir, bunun böyle bilinmesi gerekir... Ve hep bir ağızdan hep bir

ağızdan bir kez daha bu yoldan dönüş yok, özgürlük yolundan dönüş yok,

mücadeleye devam an azadi an azadi

(Ya Özgürlük Ya Özgürlük) diyorum..." şeklinde ifadeler

kullanarak PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

xi. Batman BDP il binasında, Abdullah Öcalan'ın özgür

bırakılması adı altında 14 Temmuz günü Diyarbakır'da yapılan ve sokak

eylemlerine dönüşen yasaklanmış olan bir mitinge Batman'dan katılımın

sağlanması için 29/6/2012 tarihinde bir organizasyon yapıldığı; bu

organizasyonda başvurucunun da bir konuşma yaptığı ifade edilmiştir. Bu

konuşmada başvurucunun "...Bu son

dönemde görkemli bir miting yaparak Kürt sorunun çözümünde eğer niyetimiz varsa

gerçekçi samimi niyetimiz varsa o zaman yapmamız gereken şey sayın Öcalan'ın

tecridine son verip derhal diyalog ve müzakere sürecini başlatmalıdır. Bir

yerden başlamak bununla birlikte sayın Öcalan'ın kendisinin de tanımladığı gibi

sağlık, güvenlik ve hareket etme koşullarının sağlanması diyalog ve müzakerenin

böylesine bir ortamda sürdürülmesi ve elbette ki bu sürecin sonunda da bizim

talebimiz çözüm ile birlikte sayın Öcalan'ın özgürlüğünün sağlanmasıdır.

...Kürt halkının kendisine Önder ve lider olarak tanımladığı sayın Öcalan

özgürlüğüne kavuşmadan sayın Öcalan gelip Kürt halkının içerisine karışmadan

demokratik siyasal yaşama kavuşmadan bu meselenin çözümü mümkün değildir diyeceğiz.

Esas vermek istediğimiz mesaj budur..." şeklinde ifadeler

kullanarak 2911 sayılı Kanun'a aykırı davrandığı, PKK terör örgütünün

propagandasını yaptığı ve örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç

işlediği ileri sürülmüştür.

xii. 7/8/2012 tarihinde BDP organizesinde Şanlıurfa'nın

Viranşehir ilçesinde düzenlenen bir sanat etkinliğine başvurucunun da katılarak

bir konuşma yaptığı ifade edilmiştir. Bu konuşmada başvurucunun "Halkımızı direniş ruhuyla selamlıyorum. Bizleri

bugünlere getiren özgür var olma mücadalesinde

yaşamını yitiren özgürlük ve demokrasi şehitlerimizi saygıyla anıyor ve

eğiliyorum. Roje ve Kürdistan halkına selam olsun.

Başbakan bizler için PKK terör örgütü diyemiyorlar diye hitap ediyor, evet

diyemiyoruz terör örgütü değildir, çünkü Kürt'lerin

kimliğini demokratik yollardan elde edemediği için silahla dağa çıkmış Kürt

kimliğini kabul ettirmeye çalışan Gerilla örgütüdür." şeklinde

açıklamalar yaparak terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

xiii. 15/8/2012 tarihinde BDP organizesinde hem 15 Ağustos'un

tarihi önemi ve Azadiya Welat'ın

(Vatanın Özgürlüğü) kuruluş yıl dönümü hem de Suriye Kürtlerini selamlama adına

Diyarbakır'da düzenlenen ve PKK terör örgütünün propagandasına dönüşen bir

etkinliğe başvurucunun da katıldığı, burada bir konuşma yaptığı ifade

edilmiştir. Başvurucunun bu konuşmasında toplanan kalabalığa hitaben özetle "...İşte bu armağan bu hediye siz değerli Kürt

halkına verildiyse bunu işte sahnemizin arkasındaki resimlerini gördüğümüz

özgür basın şehitlerine, özgürlük mücadelesi, demokrası

mücadelesi veren şehitleremize borçluyuz... Hep

birlikte özgürlük yolunda adım adım ilerleyen, özgürlük devrimini

gerçekleştiren Roja ve Kürdistan halkını

selamlıyorum, hepsini kutluyorum. Ve yine değerli arkadaşlar bugün 15 Ağustos.

Kürt halkı için direniş bayramı. Hepinizin direniş bayramını da kutluyorum...

15 Ağustos bundan 28 yıl önce PKK'nın Şemdinli'de ve Eruh'ta silahlı mücadeleye

başladığı günün adı değerli arkadaşlar. Tarihçiler bugünü yani PKK'nın silahlı

mücadeleye başladığı bugünü, bu yılı Kürt yılı olarak ilan ediyorlar. Kürtlerin

yılı olarak tanımlıyorlar. Evet bizce de doğrudur 1984 yılı Kürt yılıdır. Niçin

Kürtlerin yılıdır. Çünkü 1984'te özgür yaşamak istiyoruz, artık kimliksiz

yaşamak istemiyoruz, bu lanetli yaşama hayır diyoruz diyen gençlerin

örgütlenerek bu sisteme, bu devlete karşı isyan ettiği günün adıdır... Kürt

devriminin efsanevi komutanı da Mahsun Korkmaz[PKK

terör örgütünün ilk komutanı olduğu iddia edilen kişi]'dır. Ben burada sizinle

birlikte hep birlikte halkının özgürlük mücadelesinie

katılan Che Guavere'ları, Diap'ları,

AGİT'leri, Mazlumları selamlıyorum... Ve şunu ifade etmek isterim ki bu gün artık geldiğimiz noktada Kürt halkı adım adım artık

özgürlüğüne yaklaşıyor. Sadece ülkemizde değil Roja

ve Kürdistan'da diğer parçalarda yaşayan Kürtler hepsi 30 yıllık mücadelenin

artık meyvelerini topluyorlar... Sayın Öcalan bu ülkede kurulacak barış

masasının bir tarafına mutlaka oturacak. Ve ancak bu ülkede çözüm eğer

gelecekse Sayın Öcalan'la birlikte gelecek. Bunun dışında bir çözüm

yok..." şeklinde beyanlarda bulunarak terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

xiv. PKK'nın Suriye kolu olduğu kabul edilen PYD ve YPG

tarafından ilan edildiği iddia edilen Batı Kürdistan devriminin yıl dönümü

münasebetiyle "Şenlik"

adı altında Nusaybin ilçe merkezinde bulunan Mitanni

Kültür Merkezi'nde 21/7/2013 tarihinde bir etkinlik düzenlendiği, bu etkinlik

sırasında topluluk içinde yer alan bir grup tarafından PKK terör örgütünü

simgeleyen flamalar ile Abdullah Öcalan'ın posterlerinin açıldığı, terör

örgütünün sözde şehitleri için saygı duruşunda bulunulduğu ve marşlarının

okunduğu, başvurucunun da etkinlik sırasında toplanan kalabalığa hitaben bir konuşma

yaptığı ifade edilmiştir. Başvurucunun konuşmasında "Evet değerli arkadaşlar, işte rojavadaki

Kürt halkının bir araya gelerek, örgütlenerek, halk meclislerini kurarak, sokak

meclislerini kurarak, mahalle meclislerini kurarak gerçekleştirdiği bu devrim,

şimdi ülke içinde ve ülke dışındaki güçler tarafından tehdit altındadır, hem

ülke içindeki bazı güçler hem ülke dışındaki bazı güçler rojava

devrimini, rojava devrimini değerli arkadaşlar bozmak

istiyorlar, başarısız kılmak istiyorlar, biz buradan AKP hükümetine seslenmek

istiyoruz rojava devrimi sizin bildiğiniz gibi bir

devrim değildir, yüz binlerce insanın katıldığı, evet genciyle yaşlısıyla

çocuğuyla emeklisiyle işçisiyle yüz binlerce insanın katıldığı bir halk

devrimidir. Gerçek bir halk devrimidir. Hiç bir güç

dünyadaki hiç bir güç böyle bir halk devrimini başarısızlığa uğratamaz değerli

arkadaşlar, o nedenle AKP hükümeti artık kürt

karşıtlığını bırakmalıdır. Hele hele kendi ülkesindeki kürtlerle

barışmak isterken, kendi ülkesindeki kürtlerle demokratik

çözüm için, barış için imralıda kürt

halk önderi sayın öcalanlamasaya oturmuşken artık

kendi ülkesi dışında kürtlerle uğraşmayı

bırakmalıdır. Bu politikadan ne AKP'ye hayır gelir, ne

de Türkiye'nin yararınadır arkadaşlar, bakın, Dışişleri Bakanı

diyor ki rojavada devrim oldu bunu kabul ediyoruz,

ama devrim sonrası eğer PYD kalkar demokratik özerkliği ilan ederse biz oraya

müdahale ederiz diyor, yani açıktan bir tehdit var arkadaşlar (grubun

yuhaladığı) şimdi ben gerçekten sormak istiyorum. Açıkça sormak istiyorum. Rojava kürtlerinin özgürlüklerindenrojavadaki kürtlerin

demokratik özerkliği ilanında Türkiye'nin ne zararı var. Gerçekten sormak

istiyorum. Rojavadaki kürtler

demokratik özerkliği ilan ederse Türkiye bundan ne kadar zarar görür. Görmez

arkadaşlar, olsa olsa yarar görecektir. Evet demokratik özerkliğin ilanıyla

kapılar açılacaktır. Kardeş halklar birbiriyle buluşacaktır. Ekonomi

canlanacaktır. Ticaret canlanacaktır. Kazanan halklar olacaktır. Kazanan

aslında Türkiye'nin kendisi olacaktır. O nedenle AKP hükümeti artık bu tehdit

politikalarından vazgeçmelidir, vazgeçmek zorundadır. (grubun

alkışladığı) Çünkü rojavaya yapılacak bir müdahaleyi kürt halkı, dört bir parça kürdistanda

yaşayan kürt halkı aynen kendisine yapılmış

sayacaktır. Çünkü rojava devrimi kürtler

için çok önemlidir. Dört bir parça kürdistanda

yaşayan kürtler ortadoğuda

yaşayan ezilmiş halklar için rojava devrimi bir

heyecan yaratmaktadır, bir umut yaratmaktadır, bir güven yaratmaktadır değerli

arkadaşlar. O nedenle AKP hükümeti ayağını denk atmalıdır. Eğer söylediği gibi

bir müdahale yapacak olursa tabi şuanda bilmiyoruz.

PYD özerklik ilan eder mi etmez mi ama dışişleri bakanının söylemleri üzerinden

konuşuyorum. Eğer özerkliği ilan ederler Türkiye'nin de bir müdahalesi olursa

bu müdahaleyi hiç bir kürt

asla asla kabul etmeyecektir. Rojava

devriminin yenilmesine, bitirilmesine, başarısızlığına asla müsaade

edilmeyecektir değerli arkadaşlar. AKP'nin bunu bilmesi lazım AKP'nin bunun ...

Çıkartması lazım, ona göre artık kürt karşıtlığından,

kürt düşmanlığından diyeceğim vazgeçmesi gerekir.

Hele hele kürt sorunu çözüm aşamasına gelmişken artık

böyle bir politikaya ihtiyaç yoktur, böyle bir politikanın gereği de yoktur, değerliarkadaşlar şimdi rojavada

o gelişmeler olurken " şeklinde ifadeler kullanarak terör örgütünün

propagandasını yaptığı, suç ve suçluyu övdüğü ve halkı kin ve düşmanlığa alenen

tahrik ettiği ileri sürülmüştür.

xv. Diyarbakır'ın Lice ilçesi Ziyaret köyü Fis

Ovası mevkiinde 27/11/2013 tarihinde PKK terör örgütünün 27/11/1978 tarihinde

sözde kuruluşunun yıl dönümü münasebetiyle BDP Diyarbakır İl Başkanlığı

organizesinde "Demokratik Kurtuluş,

Özgür Yaşam, Diriliş Bayramı" adı altında bir etkinlik

düzenlendiği, düzenlenen etkinliğe başvurucunun da katılarak toplanan kalabalığa

hitaben konuşma yaptığı ve konuşmasında özetle "35

yıldır görkemli mücadelesi ile bu topraklarda tarihlerini yeniden yazanlar

merhaba, merhaba özgür kadınlar, merhaba özgür gençler, merhaba özgür Kürtler

hepinizi en içten duygularımla saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Hepinizin

direniş bayramı özgürlük bayramı kutlu olsun ve yine Kürt halkının bütün

kazanımlarının mimarı Kürt halkının önderi ve lideri bize diriliş bayramını

armağan eden sayın Öcalan’ı da buradan hep birlikte selamlıyoruz. Diriliş bayramını

kutluyoruz.

Değerli Amed’liler

35 yıl önce Kürtler yoktu. 35 yıl önce Kürtlerin kimliği, dili inkâr

ediliyordu, bu ülkede Kürtler korkunç bir asimilasyon politikasına tabi

tutulmuştur. Bu ülkede Kürtler onursuz yaşamaya, kimliksiz yaşamaya mahkûm edilmiştir.

35 yıl önce bu ülkede köle Kürtler vardı, ama şimdi 35 yıl sonra kimliğine,

diline, onuruna sahip çıkan onurlu Kürtler var. Artık görkemli bir mücadele

sürdüren özgür Kürtler var. Demokratik özgür bir yaşamı inşa eden özgür Kürtler

var artık bu ülkede, elbette ki köle Kürtlükten özgür Kürtlüğe geçiş kolay

olmadı. İşte hemen yanı başımızdaki bu dağlarda Kürt halkının en değerli

evlatları özgür bir kimlik için, dili için canlarını verdiler. Ben bir kez daha

bütün devrim şehitlerini, bütün özgürlük şehitlerini saygıyla minnetle şükranla

anıyorum hepsinin önünde, anıları önünde yaşamları önünde saygıyla eğiliyorum.

Biz biliyoruz ki eğer onlar fedakarca canlarını seve

seve bu mücadele için, özgür bir yaşam için, özgür bir Kürt için vermeselerdi

işte bu gün burada bu koşullarda olmayacaktır değerli arkadaşlar ne

kazandıysak, hangi noktaya geldiysek bu uğurda yaşamlarını yitirenler

sayesindedir. Yaşamlarımız boyunca hiçbirini asla ve asla unutmayacağız.

Unutmak demek insanlık değerlerinden uzaklaşmak demektir. Hiçbir zaman insan

olmaktan insanlık değerlerinden mahrum olmayacağız değerli arkadaşlar, Evet

Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte hepinizin bildiği gibi bu ülkede inkar ve

asimilasyon politikasına başvuruldu değerli arkadaşlar, işte Cumhuriyetin kuruluşundan

hemen sonra kendilerini Cumhuriyetin kuruluşunda göremeyenler bir isyan

hareketine kalkıştırlar bu ülkede 1924 anayasasıyla teklik zihniyetine karşı

mücadele eden Şeyh Sait 1925’te ilk isyanı başlattı değerli arkadaşlar ve daha

sonra bu ülkede irili ufaklı tam 28 isyan yaşandı. İşte bugün bu topraklarda

hemen yanı başımızdaki evde 22 Kürt ve Türk gencinin birlikte bir araya gelerek

başlattığı isyan 29’uncu isyan PKK isyanıdır ve bize göre değerli arkadaşlar bu

isyan son isyandır. İşte bu isyanı şimdiye kadar ve halen bu isyanı

başlatanlara terörist bu isyanın örgütüne de terörist örgüt diyorlar ben sormak

istiyorum terörist nedir? Terörizm nedir? Bilmek isteyenler öğrenmek isteyenler

açsınlar literatürlere lügatlara baksınlar o zaman

teröristin, terörizmin ne olduğunu anlarlar. PKK hareketi bir isyan

hareketidir. PKK hareketi dili, kimliği yok edilen, yok sayılan bir halkın

isyanıdır değerli arkadaşlar ve değerli arkadaşlar isyan etmek direnmek uluslar arası sözleşmeye göre bir haktır değerli arkadaşlar

birleşmiş milletler yasalarına göre eğer bir halkın dili inkar ediliyorsa

kimliği inkar ediliyorsa asimilasyona tabi tutuluyorsa o halkın dünyanın

neresinde olursa olsun isyan etme hakkı vardır direnme hakkı vardır işte

Kürtler bu hakkı kullanmışlardır. Direnme hakkını kullanmışlardır. İsyan etme

hakkını kullanmışlardır. İşte bu gün İmralı'da Türkiye

Cumhuriyeti Devleti bu isyan hakkını kullanan bu direnme hakkını kullanan Kürt

halkının önderi ve lideri sayın Öcalan’la masaya oturmuştur. Direnme hakkını, isyan

hakkını kullandığı için oturmuştur değerli arkadaşlar. İşte bu

gün artık 35 yıllık görkemli mücadeleden sonra kürt

sorununun çözümünden barışından bahsediyoruz önemli bir aşamaya da geldik.

Değerli arkadaşlar şimdi Kürt halkının talepleri var bu talepler bellidir. Kürt

halkı kimliğini dilini kültürünü istiyor, Kürt halkı bu topraklarda kendi

kendini yönetmek istiyor. bunlar sağlanmadığı müddetçe

bu mücadele inanın ki devam eder Kürt halkı elbette ki bütün kazanımların

mimarı olan önderim liderim dediği sayın Öcalan’ın özgürlüğünü istiyor. Elbette

ki Kürt Halkı özgürlük dağlarında halkının özgürlüğü için mücadele eden

çocuklarının demektik[demokratik] siyasal

yaşama dönmesini istiyor bütün bunlar gerçekleşmeden Kürt sorunu çözülemez

değerli arkadaşlar, bütün bunların AKP hükümeti artık bilincinde olması lazım

artık AKP hükümeti bu halkın direnişini bu halkın mücadelesini bu halkın bu

mücadele nedeniyle kimliklerini kaybettiklerini görmesi ona göre müzakere

masasından Kürt Halkının kazanımlarıyla çıkması için çaba sarf etmelidir. Bunu

kendisi için yapabilir tabi ki ama esasen Kürt Halkı için ve Türkiye Halkları

için Türkiye'nin demokratik geleceği için yapmalıdır. Çünkü herkes şunu çok iyi

bilmeli ki Türkiye'de Kürt sorunu çözülmeden Türkiye'de Kürtler özgür olmadan

bu ülkede diğer hakların[halkların]

özgür olması mümkün değildir. Bu ülkeye demokrasinin gelmesi mümkün değildir.

Bu ülkenin demokratikleşmesi mümkün değildir. Evet değerli arkadaşlar hemen

yanı başımızda da Rojava'da da bir devrim yaşanıyor

burada hep birlikte Rojavadaki devrimi özgürlük

devrimini direnenleri selamlıyoruz. YPG'yi

selamlıyoruz. PYD'yi selamlıyoruz sizinle

birlikteyiz, yanınızdayız sizin mücadeleniz bizim mücadelemizdir. sizin mücadelenizi engellemek isteyenler YPG'nin

PYD'nin Rojavadaki Kürt

halkının devrimini tasfiye etmek isteyenler başaramayacaklar. AKP'ye

sesleniyorum başaramayacaksınız çünkü artık Kürt halkı ulusal birliğe doğru

adım adım ilerliyor. Rojava'daki devrim bizim

devrimimizdir. Bizim devrimimiz Rojavadaki devrimdir.

Kazanımlarımızla birlikte olacaktır. Değerli arkadaşlar, evet 35 yılı görkemli

ve amansız bir mücadele ile Kürt halkı geride bıraktı, 36 ıncı

yıl inanıyorum ki Kürt halkının özgürlüğüne Kürt halkının zaferine giden bir

yıl olacaktır. Ben hepinizi 36 ıncı yılda başarıya

zafere kilitlenmeye davet ediyorum hep birlikte bir yıl içerisinde 36 ıncı yılda Amed'de Dağkapı meydanında Kürt halkının özgürlüğünü Kürt halkının

önderinin özgürlüğünü Kürt halkının en değerli varlıklarının gerillaların Amed de hep birlikte bir arada özgürlük şarkıları

söyleyeceğine olan inancımı bir kez daha belirtiyorum. Hepinize başarılar

diliyorum yola devam diyorum, mücadeleye devam direnişe devam diyorum sağ olun

var olun." şeklinde beyanlarda bulunarak terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

xvi. Türkiye'nin birçok yerinde PKK tarafından öz yönetim adı altında özerklik ilan

edildiği ve hendek olaylarının yaşandığı (bkz. §§ 7, 8) bir dönemde;

- Diyarbakır'ın Sur ilçesinde güvenlik güçlerince yürütülen

operasyonları protesto etmek amacıyla Diyarbakır'ın Kayapınar

ilçesinde 2/2/2016 tarihinde Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve HDP

organizesinde toplanan gruplar tarafından basın açıklaması ve oturma eyleminin

gerçekleştirildiği, bu eyleme katılan grup tarafından "Direne Direne Kazanacağız, Biji Berxwadane Suri (Yaşasın Sur

Direnişi), Biji Berxwadane Ciziri (Yaşasın Cizre Direnişi)" şeklinde

sloganlar atıldığı, "Cizredeki Devlet Terörüne Son, Yaşam Kadın Direnişiyle

Güzel, Sur Onurdur, Sur Namustur, Cizreye Ses Ver, Demokratik

Özerkliği Selamlıyoruz" ibareli dövizlerin açıldığı,

başvurucunun da düzenlenen bu basın açıklamasına katılarak toplanan kalabalığa

hitaben bir konuma yaptığı ifade edilmiştir. Başvurucunun konuşmasında "Değerli basının emekçileri saygı değer Amedliler, bugün Surdaki halkımızın direnişinin 63. günü, Cizrede ki halkımızın direnişinin 52. günü, ben buradan hem

Surda hem Cizre de direnen halkımızı selamlıyorum. Direnişlerinin direnişimiz

olduğunu, her daim onlarla birlikte olduğumuzu ve bu direnişten başarıyla,

zaferle çıkıncaya kadar da direnişi hep birlikte sürdüreceğimizi ifade etmek

istiyorum. Değerli arkadaşlar, tarihte her zaman ezenler ve ezilenlerin

mücadelesinde, yok sayanların ve yok sayılanların mücadelesinde ne zaman

ezilenler yok sayılanlar bir hak talep etmişse ezenler yok sayanlar zamanı

değil şimdi değil diye ezilenlerin yok sayılanların taleplerini

yanıtlamışlardır. Biz biliyoruz ki şimdi değil zamanı değilin

karşılığı, aslında hiç bir zamandır. Fakat tarihte

derin deneyimlerden geçmiş olan ezilenler yok sayılanlar da zamanı değil, şimdi

değilin karşılığının hiç bir

zaman olduğunu bildikleri için, anladıkları için mücadelelerini direnişlerini

sürdürmüşler ve talep ettiklerini her zaman gecikmeli de olsa tarihte elde

etmişler kazanmışlardır. Bu nedenle bugün Kürt halkının talebi olan özyönetim,

AKP Hükümeti tarafından siyasal iktidar tarafından hiçbir zaman şeklinde

yanıtlanmaktadır. Kürt halkı da hiçbir zaman cümlesinin karşılığında direnişini

mücadelesini yükselterek, en yakın zamanda olmasa bile belli bir zaman dilimi

içerisinde özyönetimi kuracak, kendi kendisini bu topraklarda yönetecektir.

Değerli arkadaşlar, hem Sur'da

hem Cizre de devam eden direnişin ve direniş sonucunda ortaya çıkan tablonun

Türkiye Büyük Millet Meclisinde HDP grubu olarak gündemleştirilmesi

için ve Türkiye kamuoyuna Cizre’de Sur’da neler

yaşandığını anlatabilmek için uzun süredir mücadelemiz sürüyor ve devam ediyor.

Özellikle son bir hafta içerisinde meclis grubunda, Meclis Genel Kurulu'nda,

komisyonlarda Cizre'de bir bodrumda, bir vahşet bodrumunda yaralı yaşamak

durumunda kalan ve yaşamını yitiren yine altı yurttaşımız için hem cenazenin

alınması için hem de yirmi dört yurttaşımızın hastanelere götürülmesi için bir

mücadele yürüttük ve yürüttüğümüz mücadeleden hakikaten tam sonuç alma

aşamasında iken AKP Hükümeti baktı ki Cizre’de yaşananlar Sur'da

yaşananlar Türkiye kamuoyu tarafından mecliste grubumuz aracılığıyla

anlaşılmaya başlandı, bilince çıkarılmaya başlandı. Bu noktada Türkiye

kamuoyundan da bir karşı duruş gelmeye başladı bunun üzerine alelacele meclis

bir hafta tatil edildi. Arkadaşlarımızın mecliste mücadelesi sürüyor. Açlık

grevleri dönüşümlü olarak mecliste devam ediyor yürütüyorlar. Ne yazık ki

yaptığımız bütün görüşmelerden İçişleri Bakanı ile yaptığımız görüşmelerden bir

sonuç alamadık. Halen 24 yaralı vahşet bodrumunda bekliyor, halen bu durumdaki

altı cenazeyi alamamış bir durumdayız. Türk Tabipler Birliği ve SES’in [Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri

Sendikası] organizasyonları çerçevesinde

giden hekimler hem hemşireler yaralıların olduğu bölgeye ulaşamadı. Ancak biz

biliyoruz ki ne yaparlarsa yapsınlar ne tür engeller çıkartırlarsa çıkartsınlar

mutlaka direniş kazanacak direnenler kazanacak bu yolda mücadele edenler

kazanacak en kısa zamanda yaralılarımız alınacak oradaki cenazelerimiz alınacak

onlara layık bir şekilde son yolculuklarına uğurlanacak. Ancak tam bu noktada

AKP hükümetinin gerçekten son derece yalana dayalı kirli bir politika

yürüttüğünü söyleyebiliriz. Cizre’de o vahşet bodrumunda bekleyen 22 yaralının

alınmamasının Türkiye kamuoyunda yarattığı tablo nedeniyle AKP Hükümeti yandaş

basın aracılığıyla inanılmaz bir kirli savaş ve kampanya yürütmeye başladı.

Öyle ki bugün çıkan haberlerde o bodrumda kalanların içerisinde iki PKK kadrosunun

olduğu o nedenle oradan yaralıların alınmadığını ve yine Cizre'de 2 Sırplı

nişancının olduğu, bunların parayla tutulduğu maaşla tutulduğu bir tanesinin

öldürüldüğü diğerinin de sağ yakalandığı vb biçimde

yine aynı şekilde Sur’da bir takım

ülkelerden Rusya'dan ya da dünyanın çeşitli yerlerinden keskin nişancıların

olduğu orada bir faaliyet yürütüldüğü biçiminde haberler yapmakta. Türkiye

kamuoyunun bu anlamda Sur’a, Cizre’ye olan ilgisini

bu biçim yalana dayalı haberlerle etkisiz hale getirmeye çalışmaktadırlar. Ama

geçmiş dönemlerden biliyoruz doksanlı yıllardan biliyoruz doksanlı yıllarda da

kirli politika kirli oyunlar çok oynandı ama bu dönemde Kürt halkı nasıl bu

politikaya kirli politikaya yalana dayalı politikaya karşı direndi ise mücadele

ettiyse bugünde halkımız orada Cizre'de Sur’da bu

politikaya karşı direniyor yaralılar içeride yaralılarımızın aileleri şuan Cizre’nin., (anlaşılmadı) herkes çocuklarına bir an

önce ulaşmayı şu çocuklarının biran önce hastaneye kaldırılmasını bekliyor.

Yani biz biraz vicdan, biraz insaf diyoruz. Başarıya giden her yol mubahtır

cümlesinin her zaman geçerli olmadığını ve olamayacağını buradan belirtmek

istiyoruz evet Cizre’de başarılı olmak istiyorsunuz ama bu başarılı olmayı 24

insanımızın bu vahşet bodrumunda yaralı bir şekilde tutularak yalana dayalı

politikalarla, iftiraya dayalı politikalarla sağlayamazsınız oradan da size,

göreceksiniz ki AKP’liler göreceksiniz ki başarıya giden her yolu sizin için de

mubah olmayacaktır. Sizin başarıya giden yol diye tarif ettiğiniz yollar Kürt

halkının direnişinin mücadelesine çarpacak biz sizin yalan politikalarınızı her

zaman her yerde deşifre etmeye, anlatmaya devam edeceğiz. Değerli arkadaşlar,

siz de biliyorsunuz ki özyönetim Kürt halkının Türkiye'deki bütün halklarla birlikte

eşit, özgür yaşama talebidir bu talebe böylesi insanlık dışı bir muameleyle

karşı çıkmak böylesine sivil insanları katlederek bu talebe bu isteme yanıt

vermek elbette ki kabul edilemez bugün dünyanın pek çok yerinde işte Başbakan

Davutoğlu’nun Ispanya'daki Toledo

kentini örnek verdiği şehirde bile öz yönetim var. Özerklik var.Tıpkı Toledo'da olduğu

gibi dünyanın pek çok yerinde insanlar öz yönetimle, özerklikle yönetiliyorlar

o nedenle eğer bu bir gerekçe değilse özyönetimin ilanı ile birlikte başlayan bu

saldırı politikası halka karşı saldırı politikası derhal durdurulmalıdır

diyoruz konuşarak çözülemeyecek hiçbir sorunumuz yoktur bizim. Zaten

konuşularak çözülmediği için bu noktaya gelinmiştir. AKP’liler AKP Hükümeti her

zaman şunu soruyor bu hendekler niye açıldı? Şimdi biz size soruyoruzsiz

Dolmabahçede ki mutabakatı ret etmeseydiniz, siz imralı’da ki görüşme masasını devirmeseydiniz İmralı'ya

gidecek olan gözlemci heyeti yok saymasaydınız şimdi ne hendek olacaktı, ne barikat olacaktı, eğer bugün biz o hendekler

barikatlar var ise sizin Kürt sorununda çözümsüzlük politikasına dayandığınız

içindir çözümsüzlüğü artık çözüm politikasından vazgeçtiğiniz içindir o nedenle

bu konuda suçlu aramaktansa önce dönüp kendinize bakacaksınız. Eğer bu

hendekler barikatlar doğal koşullarda kaldırılmak isteniyorsa, yapılacak tek

şey var ki onu herkes çok iyi biliyordu bizden daha iyi AKP Hükümeti'nin

kendisi biliyor. Çözüm ve müzakere koşullara geri dönmek. Geri dönülürse

elbette ki tartışılacak en önemli konulardan birisi de Kürt halkının talepleri

olacaktır. Çünkü o masa onun için kurulmuştur. O masada yürütülen

tartışmalardan sonra hendeklerin barikatların kapanması elbette ki mümkün

olacaktır. Ama durum öyle gösteriyor ki eğer AKP Hükümeti demokratik çözüm

koşullarını siyasi koşullara geri dönmezse masaya geri dönmezse hepimizi

önümüzde çok zorlu günler bekliyor. Bunu söylemek durumundayız. AKP Hükümeti

başbakan ve diğer AKP’nin kurmayları hendekler kapanacak, ondan sonra gereken

yapılacak diyor. Hendeklerin kapanması için AKP hükümetinden elbette ki bir

çare olması gerekir bir görüşme olması gerekir bir talep olması gerekir. Yeteri

kadar Sur yıkılmıştır artık Sur diye bir ilçe kalmamıştır. Yerle bir edilmiştir

Sur adeta bir toprak haline dönüştürülmüştür. Cizre’nin yarısı yakılıp

yıkılmıştır. Bu saatten sonra yakılıp yıkılacak bir Sur parçası bir Sur ilçesi

bir Cizre ilçesi kalmamıştır. Bu nedenle bu politikayı daha fazla sürdürmek

anlamsızdır bu politikanın daha fazla sürdürülmesi bütün Türkiye için

Türkiye'nin demokratik geleceği için artık daha fazla zarar verecek bu bir

noktaya gelecektir. Biz buradan kendini bir kez daha Türkiye'nin

demokratikleşmesi için demokratik bir Türkiye için değişmiş bir demokrasi için

bu Kürt sorununun çözümü için masaya görüşmelere çözüme davet ediyoruz,

teşekkür ederim” şeklinde sözler söyleyerek terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

- Diyarbakır'ın Sur ilçesinde terör örgütü mensuplarına yönelik

yapılan operasyonların sürdüğü sırada bu operasyonları protesto etmek amacıyla

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş tarafından halkın direniş ve yürüyüşe

çağrıldığı, bu çağrı neticesinde birçok yasa dışı eylemlerin meydana geldiği,

bu yasa dışı eylemlerin ilk günü olan 2/3/2016 tarihinde başvurucunun PKK terör

örgütünün Diyarbakır'dan yayın yapan organlarından MED NÜÇE TV isimli

televizyon kanalında Türkçe olarak bir konuşma yaptığı ifade edilmiştir.

Başvurucunun "Bütün izleyicilerin de

bildiği gibi HDP, DTP, DTK[Demokratik

Toplum Kongresinin] kurumlarımızın birlikte

ortak kararıyla bugün saat 16.00'da Sura ses vermek için bir eylem

planlanmıştı. Epey Türkiye gündemini meşgul eden bir eylem oldu. Hem İçişleri

Bakanlığı da çok meşgul ettik, valiliği de çok meşgul ettik çünkü hakikatten

vatandaşlardan gelen ilgi, duyarlılık bu eylemin bu direnişin ne kadar büyük

olacağını daha bir gün öncesinden bize gösteriyordu. Nitekim İçişleri Bakanlığı

da bu tabloyu görmüş olmalı ki hemen yaptığı ilk iş eş genel başkanımızı tehdit

etmek oldu. Halkı sokağa çağıran bunun bedelini de öder dedi. Arkadan yetmedi

Cumhurbaşkanı da bir değerlendirme yaptı. Halkı sokağa çağırın HDP eş başkanı

Sayın Selahattin Demirtaş için Savcıların harekete geçmesi gerektiğini söyledi.

Ve bugün Diyarbakır’a çevre illerden gelen binlerce polis vardı ve yine polis tornaları[tomaları], askeri

araçlar ve zırhlı araçlar Diyarbakır’daydı. Diyarbakır’da gerçekten bugün

ayaktaydı. Uzun süreden beri yapılan en önemli büyük yürüyüşlerden

direnişlerden biriydi. Ben Sura ses verildiğini düşünüyorum. Surdakilerin de bu

sesi duyduğunu bu sesten de bir güç aldıklarını inanıyorum. Şimdi tabiki akşam saatlerindeyiz. Eylemlerin düzeyinde bir

düşüklük oldu tabiki gecenin ilerleyen saatleriyle

birlikte Diyarbakır eylemlerine son verecektir. Ama bu eylemlerin bittiği

anlamına gelmeyecektir. Niye gelmeyecek? Bütün çabamız içerde 150 sivil

olduğunu ve bu sivillerin de yaşamlarım yitirmeden oradan sağlıklı bir şekilde

çıkartılmasıyla ilgiliydi. Bu konuyla ilgili biliyor izleyicilerimiz hükümete

çok çağrı yaptık. Diyarbakır valiliğine çok çağrı yaptık. 150 sivilin nasıl

çıkartılabileceği ilişkin görüşmeler yaptık, tartışmalar yürüttük fakat ne

yazık ki bu zamana kadar bu sivilleri çıkartamadık. Bu akşam saatlerinde

evlerine atılan bomba sonucu 57 yaşındaki S.S.’in,

yine bir çocuğun ve bir erkeğin ayağının koparak yaralandığım öğrenmiş

bulunuyoruz. İşte bu tablo bugünkü yürüyüşümüzün ne kadar önemli olduğunu bize

gösterdi. Bu direnişin ne kadar önemli bir direniş olduğunu gösterdi. Halen

geldiğimiz noktada bile İçişleri Bakanı içerde var olduğu söylenen sivillerin

siviller diye söze giriyor. Yani onların dediklerine göre içerdekilerin sivil olmadığım[olmadığı

gibi] bir algı var ya da biliyorlar bilmemezlikten gelip Sur içinde kalanların hepsini

direnenler gibi değerlendiriyorlar. Bugünkü tablodan, yaralı tablosundan

anlaşıldığı gibi bir çocuk orada yaralanmış herhalde küçücük bir çocuğu da

terörist ilan etmeyecek İçişleri Bakanlığı. Yine de 57 yaşındaki bir annemizin

ve bir erkeğin yaralanması oradaki sivillerin çok zorumda[zor durumda] olduğu[nu] bize gösteriyor. 150 sivilin hayatını kurtarmak için yaptığımız iki

gün önceki öneri son derece önemli ve ciddi bir öneriydi. Hiç olmasa bir gün 24

saat sokağa çıkma yasağını kaldırın sivilleri biz oradan çıkartalım demiştik.

Ama ne yazık ki bu önerimize bir yanıt alamadık. Bu önerimize yanıtları iki

günden beri Sur içinde yaptıkları bombardıman oldu. Nöbet tutuğumuz yerde

neredeyse beş dakika da bir, on dakikada bir şiddeti çok yüksek olan havan

atarları, bomba atarlar oldu. Şuana kadar da zaten

bugünkü direnişe rağmen bir adım atılmadığını görüyoruz. Surdaki mevcut tablo

bu. Bunun sonucunda ne olabilir? Şu olabilir. Demek ki bu abluka kalkıncaya

kadar, bu sokağa çıkma yasağı kaldırılıncaya kadar bu eylemlere bu direnişlere

devam etmek ve hükümet üzerinde bir baskı oluşturmak gerekiyor. Şüphesiz bu

demokratik eylem ve etkinliklerinin tek bir amacı var. Hükümet üzerinde,

iktidar üzerinde baskı oluşturmak ve bu oluşturulan baskıyla oradaki sivil

vatandaşlarımızın dışarıya çıkmasını, sağlıklı bir şekilde dışarıya çıkmasını

sağlamak. Bir cevap alamadığımıza göre demek ki bizde demokratik eylem ve

etkinliklere direnişe ve mücadeleye yarından itibaren devam edeceğiz. Ta ki

abluka kalkıncaya kadar, ta ki sokağa çıkma yasağı kalkıncaya kadar bu

nedenlerle buradan bütün amedlilere dün yaptığımız

çağrıyı tekrar yenilemek istiyorum. Biz ölümü değil yaşamayı savunuyoruz.

Oradaki insanlarımızın yaşam hakları için, bir katliama uğramamaları için

bugünkü direnişimizi, mücadelemizi yarından itibaren kesintisiz orada abluka

kalkıncaya kadar, orada sokağa çıkma yasağı kalkıncaya kadar devam ettireceğiz

diyorum. Bu nedenle herkesi tekrar bu büyük mücadeleye ve direnişe

çağırıyorum." şeklinde bir konuşma yaparak terör örgütünün

propagandasını yaptığı ve halkı kanunlara uymamaya tahrik ettiği ileri

sürümüştür.

xvii. 27/3/2016 tarihinde DBP Diyarbakır İl Başkanlığı

organizesinde Diyarbakır'ın Bağlar ilçesi DBP İl Binası önünde daha önce

gözaltına alınan birtakım kişilerle ilgili olarak basın açıklaması yapıldığı,

bu basın açıklamasının başvurucu tarafından gerçekleştirildiği, basın

açıklamasının içeriği itibarıyla başvurucunun terör örgütünün propagandasını

yaptığı ileri sürülmüştür.

xviii. Başvurucunun PKK/KCK terör örgütü elebaşısı

Abdullah ÖCALAN’ınkurulması yönünde talimatlar

verdiği DTK'nın toplantılarınakatıldığı,

bunlardan birinde konuşma yaptığı iddia edilmiştir. Ayrıca başvurucunun DTK

toplantılarında alınan eylem kararları ve PKK silahlı terör örgütünün güdümünde

olan basın ve yayın organlarınca yapılan çağrılar üzerine birçok eyleme

katıldığı ileri sürülmüştür.

- Başvurucunun bu kapsamda DTK'nın

21/4/2013 tarihli toplantısında yaptığı bir konuşmasına yer verilmiştir. Bu

konuşmasında başvurucunun özetle''...Tabi

yeni bir süreç bu sürecinde kendine özgü bir dili var, çözüm ve barış dili var.

Bu sürecin bir tarafı olan PKK’nın kesinlikle bir çözüm ve barış dili

kullandığını biliyoruz, bizim dilimiz zaten barış ve çözüm dilidir ama

muhataplarımızın dili maalesef halen çözüm ve barış dili değil, başta başbakan

olmak üzere kabilenin bütün üyeleri, halen bu dilden çok uzaklar. Örneğin dün

değil önceki gün F.Ş.'nin bir toplantıda yaptığı

konuşmada kullandığı dil, işte nihayet bu terör belasından kurtuluyoruz, bu

terörizm belasından kurtuluyoruz şeklindeydi. Bence bu toplantıdan bugün şöyle

bir karar çıkmalıdır, bir kez daha bu mücadelenin Kürt halkının özgürlük

mücadelesi olduğu, böyle bir mücadelenin terörizm diye adlandırılamayacağı, bu

tip tanımlamanın sürece zarar verdiği, DTK’nın artık

bu noktadan sonra böyle bir tanımlamayı asla kabul edemeyeceği şeklinde

olmalıdır. ...Sayın Öcalan’ın kamu oyununa da yansıyan görüşme notlarında da

ifade ettiği gibi süreç kendisinin çabasıyla elbette ki 4 Nisan’da bize

yüklediği sorumluluklarla sürecek. Ama hepimiz bu sürecin az da olsa bir riski

olduğunun farkına vararak çalışmalarımızda mutlaka bunu kamuoyu ile paylaşmamız

gerekir. Yani olacaksa bir barış, adil onurlu bir barış evet biz varız, Kürt

halkı var. Ama olmayacaksa da Kürt halkı çözüme direnmeye de hazırdır.O nedenle de hesaplarını

da herkes buna göre yapmalıdır diyor yine başkanın o görüşme notunda dikkat

çektiği bir konu, evet eğer bu süreç az bir ihtimalle de olsa başarıya

ulaşmazsa yeni bir dönemin başlayacağıdır. Bu dönemi de halk savaşı olarak

tanımlıyor ve 50 bin kişinin katılacağı bu halk savaşı ile bundan sonraki süreç

o şekilde tamamlanacağını ifade ediyor. Bu önemli bir teori yani bu riski

halkımızla paylaşmamız, Sürece ve döneme bu şekilde hazırlamamız gerekir. Yani

dediğim gibi olacaksa bir barış zaten olacak, ama olmayacaksa da bu direnişin

devam edeceği şeklindeki bir durumu halkımızla da paylaşmamızda ben kendilerine

hazırlama acısından her türlü riski karşı hazırlama açısından doğru görüyorum.

Böyle kısaca teşekkürler…" şeklinde ifadeler kullandığı

belirtilmiştir.

- DTK'nın özerklik ilan ederek

devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden

ayırmaya ve ülkenin birliğini bozmaya dönük kararlar aldığı soruşturma

mercilerince iddia edilmiştir. Başvurucunun da DTK'nın

bu faaliyetlerine aktif olarak katıldığı ve konuşma yaptığı, DTK

toplantılarında alınan eylem kararları üzerine yasa dışı birçok etkinliğe

katıldığı belirtilip -konuşmaların içeriği, toplantılarda alınan kararların

mahiyeti ve alınan eylem kararları üzerine başvurucunun birçok yasa dışı eyleme

katılmış olması hususları dikkate alındığında- tüm bu hususların başvurucunun

PKK terör örgütü üyesi olduğunu gösterdiği ileri sürülmüştür.

xix. Başvurucunun PKK'nın örgütsel faaliyetlerini organize etmek

ve bu doğrultuda kararlar almak, yerel yönetimleri yönlendirmek ve kent

meclisleri vasıtasıyla ideolojik çalışma alanları oluşturmak için Abdullah

Öcalan'ın talimatıyla kurulan KCK/TM adlı yapılanmanın siyasal alan merkezi

içinde örgütsel faaliyetler yürüttüğü ileri sürülmüştür. Soruşturma

mercilerince buna ilişkin dayanılan olgulardan bir kısmı şöyledir:

- Başvurucunun PKK/KCK terör örgütünün kadın alanı olan DÖKH

yürütmesinde aktif bir şekilde yer aldığı iddia edilmiştir. Bu kapsamda KCK/TM

yapılanmasına yönelik yürütülen bir soruşturma kapsamında Ç. I., P. I., Z. B.

ve E.G.nin adresinde yapılan aramada el konulan flash belleğin içinde

"Pınar.doc" isimli word

belgesinde "Kadın Meclisi Eleştiri-Özeleşritiri [Özeleştiri] Toplantısı (tutanaklar)" adı altında

bir toplantı tutanağına yer verildiği, bu tutanakta PKK/KCK terör örgütünün

kadın alanı olan DÖKH yürütmesinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarının bu

alanda faaliyet yürüten örgüt mensupları ile ilgili yaptıkları eleştiri ve

özeleştirilerinin bulunduğu, bu eleştiri ve özeleştirileri yapanlar arasında

başvurucunun da bulunduğu tespitine yer verilmiştir.

- Başvurucunun PKK silahlı terör örgütü mensubu olan ve 2/8/2014

tarihinde Tunceli Pülümür Zage mevkiinde yaralanan

H.Y. ve M.A. isimli kişilerin tedavilerini yaptırmak için aracı olduğu ve bu

konuda yetkili herhangi bir birime haber vermeyerek yaralı örgüt mensuplarının

gizli bir şekilde tedavilerinin yaptırılması için R.B. ve S.A. ile irtibata

geçtiği iddia edilmiştir. Bu kapsamda S.A.nın

bu olaya ilişkin olarak vermiş olduğu ifadesine yer verilmiştir. S.A.

ifadesinde özetle Diyarbakır 112 Komuta kontrol Merkezinde çalıştığını, aynı

zamanda DTK daimi meclis üyesi olduğunu, DTK içinde faaliyet gösteren sağlık

meclisinde de gönüllü olarak çalışmalarda bulunduğunu, Suriye'de meydana gelen

iç çatışmalardan dolayı yaralanan şahısların tedavileri gibi konularla

ilgilendiklerini, yaralı örgüt mensuplarını tanımadığını, şahısların hastaneye

götürülmeden iki üç gün önce başvurucuyla yapmış oldukları görüşmede

başvurucunun Suriye'nin Kobani şehrinde meydana gelen

bir patlamada yaralanan iki şahısla ilgili olarak bu kişilerin sevklerinin

yapılmaya çalışıldığını beyan ederek eğer sevkleri yapılamazsa özel bir

hastanede tedavilerinin yapılması konusunda kendisinden yardımcı olmasını

istediğini; kendisinin de kabul ettiğini beyan ettiği tespitine yer

verilmiştir.

- Başvurucunun Hakkâri'de KCK/TM mensuplarına yönelik yapılan

operasyonlarda gözaltına alınan örgüt üyelerine destek vermek amacıyla

Hakkâri'ye BDP'li milletvekillerinin gönderilmesini

organize ettiği iddia edilmiştir.

- PKK/KCK terör örgütünün öldürülen mensubu teröristlerin

cenazelerinin Trabzon Adli Tıp Kurumundan alınması ile ilgili olarak

başvurucunun ambulans temin ettiği iddia edilmiştir.

- Başvurucunun KCK/TM yapılanması içinde bulunan örgüt

üyelerinin faaliyetlerini yürüttükleri Bağlar Kent Meclisi Bürosu olarak

adlandırılan yere değişik tarihlerde gelip gittiği, burada bizzat örgütsel

konuşmalar yaptığı ve KCK/TM yapılanması içinde yer alan diğer örgüt

mensuplarının kendi aralarında yapmış oldukları konuşmalarda isminin geçtiği

iddia edilmiştir. Bu yerle ilgili olarak yapılan ortam dinlemesi sonucunda

başvurucunun bir konuşmasına delil olarak dayanılmıştır. Konuşmanın içeriği

özetle şöyledir: "...Amed Kürdistan'ın merkezidir, kalbidir, direnişin

kalesidir, mücadelenin başkentidir. Dolayısıyla hem ulusal hem de uluslararası

anlamda herkesin gözü ve kulağı Amed'dedir.

Dolayısıyla biz Hakkari’den 3 (üç) millet vekili çıkarsak ta.…alsak

ta tartışılacak yine Amed olacaktır bu yüzden Amed’de bizlere düşen görev çok fazla. Önderlik belirtmişti

görüşme notunda yaklaşık 2-3 ay önce belirtmişti. Başarıyı ben Amed’de görüyorum demişti. Amed’de

AKP’nin oyunu %5e çekerseniz ben başarıyı öyle addecem demişti. Dün Bismil’deki toplantıda da söyledim

bilemiyorum çekebilir miyiz? Ama önce hedefimiz en azından %40 civarındaki

AKP’nin oyunu bu seçimlerde %10-20’ye çekebilmeliyiz diye düşünüyorum yani

bütün çalışmamız çabamız bu olmalıdır. Elbette ki seçim çalışması zor bir

çalışma bağımsızlar zor çalışma arkadaşlar belirti [belirtti]. Hep birlikte götüreceğiz çevremizde eş dost mücadeleye….veren kim varsa hangi arkadaş varsa onları da

seçim çalışmalarına katarak en kitlesel bir şekilde çalışmaları sürdürmeye

çalışacağız ben inanıyorum yani başaracağımıza inanıyorum AKP’nin buradaki

oyunu %20’ler düzeyine çekeceğimize inanıyorum.…Listedeki herkesin de moral

düzeyi çok yüksektir.En azından …. Kadar AKP’yi

bitireceklerine indireceklerine inanıyorlardır. Bu inançla çalışırsak başarırız

diye düşünüyorum. Teşekkür ediyoruz hepinize başarılar zafer bizimle

olsun."

13. 2014 yılının Ekim ayında yaşanan ve ülkenin büyük bir

bölümünü etkileyen şiddet olayları ve sonrasında 2015 yılının Haziran ayından itibaren ülkede yaşanan terör saldırılarının

artması dolayısıyla (Gülser Yıldırım (2), §§ 21-27) siyasi çevrelerde

ve kamuoyunda milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması hususunda

yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda değişiklik

yapılmasına dair kanun teklifi TBMM Başkanlığına 12/4/2016 tarihinde

sunulmuştur. Bu teklif hâlihazırda Adalet Bakanlığında (Bakanlık),

Başbakanlıkta, TBMM Başkanlığında, Anayasa ve Adalet Komisyonlarının üyelerinden

kurulu Karma Komisyonda bulunan yasama dokunulmazlığı dosyalarıyla ilgili

olarak Anayasa ve TBMM İçtüzüğü'nde öngörülen yasama

dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin usulün uygulanmamasını ve bu

dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili mercilere iade edilmesini

öngörmektedir.

14. TBMM Genel Kurulunda 20/5/2016 tarihinde kabul edilen

20/5/2016 tarihli ve 6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Anayasa'ya eklenen

geçici 20. madde ile "Bu maddenin

Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya

soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet

başsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden

kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının

kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar

bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi

hükmü uygulanmaz./ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde; Anayasa ve Adalet komisyonları

üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasama

dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin yapılması

amacıyla, yetkili merciine iade edilir." hükmü getirilmiştir.

15. Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Buna göre

anılan maddenin TBMM tarafından kabul edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla

maddede sayılan mercilere intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın 83.

maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama

dokunulmazlığına ilişkin hüküm (bkz. § 11) uygulanmayacaktır. Ayrıca Anayasa değişikliğinin

yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde Anayasa ve Adalet

Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, TBMM

Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Bakanlıkta bulunan yasama dokunulmazlığının

kaldırılmasına ilişkin dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili merciine

iade edileceği öngörülmüştür.

16. Böylece Bakanlık verilerine göre Adalet ve Kalkınma Partisi

(AK Parti) grubuna mensup 29 milletvekiline ait 50, Cumhuriyet Halk Partisi

(CHP) grubuna mensup 59 milletvekiline ait 215, Milliyetçi Hareket Partisi

(MHP) grubuna mensup 10 milletvekiline ait 23, HDP grubuna mensup 55

milletvekiline ait 518 ve 1 bağımsız milletvekiline ait 5 fezlekeyle ilgili

olarak yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümler uygulanmamış ve bu dosyalar

gereği için ilgili mercilere iade edilmiştir.

17. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki çok sayıda fezlekeye konu

olan soruşturma dosyaları da Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü

aracılığıyla 2016 yılının Haziran ayında gereğinin

takdir ve ifası için Cizre, Nusaybin, Elazığ ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılıklarına

gönderilmiştir.

18. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında

uhdesinde bulunan soruşturma dosyalarından üç tanesinde suç yerinin başka bir

il/ilçe olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek Batman, Siirt ve

Viranşehir Cumhuriyet Başsavcılıklarına göndermiştir. Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığı başvurucu hakkında uhdesinde bulunan silahlı terör örgütüne üye

olma iddiasına ilişkin soruşturma dosyası haricindeki diğer soruşturma

dosyalarını ise tek soruşturma dosyasında birleştirmiştir.

19. Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucu hakkındaki

uhdesinde bulunan soruşturma dosyasını -isnat edilen suçların il ağır ceza mahkemesinin

görevi kapsamında olduğu gerekçesiyle- fezlekeyle Mardin Cumhuriyet

Başsavcılığına, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ise aynı gerekçe ile Şırnak

Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Mardin, Elazığ, Siirt, Batman,

Diyarbakır ve Viranşehir Cumhuriyet Başsavcılıkları da fezlekeyle gelen ve/veya

uhdelerinde bulunan soruşturma dosyalarını soruşturma dosyaları üzerinden

yürütülen soruşturmaların birlikte yürütülmesinde maddi gerçeğin ortaya

çıkarılması bakımından hukuki bir fayda olacağı ve suçun vasfının tayini

konusunda tüm dosyaların birlikte değerlendirilmesinin önem arz ettiği gibi

gerekçelerle Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere yetkisizlik

kararı vermiştir.

20. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkındaki

fezlekelere konu tüm soruşturma dosyalarının 2016/2359 sayılı soruşturma

dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir. Böylece başvurucu hakkında

farklı Cumhuriyet Başsavcılıklarınca düzenlenen yirmi bir ayrı fezlekede suça konu edilen tüm fiillerin

birlikte değerlendirilmesi mümkün hâle gelmiştir.

21. Diğer taraftan başvurucu, ifadesi alınmak üzere soruşturma

makamları tarafından 27/7/2016, 8/8/2016, 10/10/2016 ve 26/10/2016 tarihlerinde

-kendisine çağrı kâğıdı/talimat gönderilerek- savcılıklara davet edilmiş ancak

başvurucu bu çağrılara uymamıştır. Bu sürecin öncesinde -dokunulmazlıklara

ilişkin Anayasa değişikliği teklifinin TBMM Başkanlığına sunulmasından sonra-

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş 9/4/2016 tarihinde TBMM'de yaptığı

grup konuşmasında "Biz mahkemelerde

süründürüleceğiz, yok öyle bir şey. Sunu da net olarak söyleyeyim: Bu hafta

öbür hafta dokunulmazlıklarımızı kaldırabilirler. Fakat tek bir arkadaşım kendi

ayağıyla ifade vermeye gitmeyecek. Nasıl götürüyorlarsa kendileri bilirler. Bu

iş öyle kolay olmayacak. Zannediyorlar ki dokunulmazlığı kaldırırız,

tereyağından kıl çeker gibi bunları mahkemenin önüne atarız. Yok öyle

yağma!" şeklinde ifadeler kullanmıştır.

22. Başvurucu, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı

uyarınca 4/11/2016 tarihinde Diyarbakır'da gözaltına alınmış ve aynı gün

soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına

getirilmiştir.

23. Öte yandan Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı 4/11/2016

tarihinde başvurucunun üzerine atılı suçların

niteliği ve delillerin henüz tam olarak toplanmamış olmasını dikkate alarak

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2)

numaralı fıkrasına göre şüphelinin ve müdafisinin dosya içindeki belgeleri

incelemelerinin ve örnek almalarının kısıtlanmasına karar verilmesini Şırnak

Sulh Ceza Hâkimliğinden talep etmiştir. Hâkimlik silahlı terör örgütüne üye

olma suçundan soruşturma

yürütüldüğü, anılan suçun katalog suçlardan olduğu, ilgili dosyada henüz

delillerin toplanmamış olması dikkate alındığında dosya içeriğinin incelenmesi

ve belgelerden örnek alınmasının yürütülen soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebileceği gerekçesiyle 4/11/2016 tarihinde dosya içeriğini inceleme veya

belgelerden örnek alınmasının kısıtlanmasına karar vermiştir.

24. Başvurucunun ifadesinin alınması işlemi sırasında kendisine müdafii yardımından yararlanma hakkı hatırlatılmış ancak

başvurucu, müdafii yardımından yararlanmadan ifade

vermiştir. İfade tutanağında ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen

suçlamaların başvurucuya açıklandığı belirtilmiştir. Başvurucu, suçlamalarla

ilgili olarak "Türkiye Cumhuriyeti

Demokratik bir hukuk devletidir. 12 Eylül darbe Anayasası içinde olsa da şuan da bu Anayasa ile yönetiliyoruz. Biz bu Anayasa

çerçevesinde milletvekili seçildik ve bu Anayasa da milletvekilinin

dokunulmazlık hakkı tanımlanmıştır. Yani milletvekili seçildiği süre boyunca

dokunulmazlık hakkına sahiptir ve ben 550 milletvekilinin de aynı hakka sahip

olduğunu düşünüyorum. Ama ne yazık ki kürt sorununun

çözümsüzlüğünden kaynaklı son dönemde yaşanan çatışmalar bunun etkileri

nedeniyle mecliste Anayasaya aykırı bir biçimde dokunulmazlığım kaldırılmıştır.

Ben bu mevcut anayasaya göre seçilmiş bir milletvekili olarak bu durumu kabul

etmediğimi ifade etmek isterim. Bunun mevcut siyasi iktidar tarafından

partimize yönelik siyasi bir darbe olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda her zaman

ülkemizde sandıklı seçimler elbetteki önemli

olmuştur. Ama ne yazık ki dokunulmazlığımın kaldırılmasıyla sandıktan çıkan

yani halk iradesi de bana göre yok sayılmıştır. Seçilmiş bir milletvekili

olarak milletvekilliğim sona erdiğinde yani yasal süre içerisinde sona

erdiğinde şahsıma yönelik açılan bütün soruşturma ve kovuşturmaların davalarla

ilgili ifade verme ve mahkemeye katılmaya hazırım. Ancak şimdi bu aşamada

yukarıda saydığım nedenlerden dolayı ifade vermek istemiyorum. Bu konuda da

takdir sizindir diyorum. Nasıl takdir ederseniz öyle" şeklinde

beyanda bulunmuştur.

25. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı 4/11/2016 tarihinde "şüphelinin eyleminin [5237 sayılı] Türk Ceza Kanunu'nun 314/2 maddesinde belirtilen

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçunu oluşturduğu, şüphelinin birleşen dosya

içeriklerine göre kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, ayrıca kaçma şüphelilerin [şüphesinin] de bulunduğu, ayrıca [5271 sayılı] CMK'nın [Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun] 100'ncü maddesinde

belirtilen katalog suçlardan olması, cezanın altı ve üst sınırı göz önüne

alındığında..." gerekçesine dayanarak tutuklanması istemiyle

başvurucuyu Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

26. Tutuklama talep yazısında, başvurucuya isnat edilen

suçlamalara ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Bu bağlamda Savcılık;

başvurucunun eylemlerinin propaganda boyutunu aştığı, silahlı terör örgütüne

üye olma suçunu oluşturduğu iddia etmiştir.

27. Anılan yazı, sorgu işlemi öncesinde Şırnak Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında, başvurucuya

isnat edilen suçun anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu sırada başvurucunun üç

avukatı hazır bulunmuştur. Başvurucu, Hâkimlikteki ifadesinde öncelikle

soruşturma aşamasında Savcılıkta vermiş olduğu ifadesinin doğru ve geçerli

olduğunu belirtmiş ve ek olarak

"...İtham edilen suçlamalar propaganda değil bir tespittir, ancak ben

burada bununla ilgili açıklama yapmak istemiyorum. Çünkü buraya getirilişimizin

hukuksuz olduğunu düşünüyorum. 7 Haziran seçimlerinde partimiz 6 milyon

seçmenin oyunu alarak 80 milletvekili çıkardı. 1 Kasım seçimlerine çatışmalı

ortamda girdik. Hükümetin 1 Kasım yerel seçimlerine girerken tek başına iktidar

olamamaları durumunda ülkeye kaos gelecek ve bu nedenle partimiz olarak 59

milletvekiline düştük. Fakat yine de 5 milyon üzerinde bir oyla halkın

iradesiyle seçilmiş bir milletvekili olarak bulunuyoruz. Tabii tüm ülkenin

sorunlarına bir çözüm olmak için bulunuyor isek de genel olarak Kürt sorunu

üzerinde faaliyetler yaptık. Geçmiş dönemde devam eden barış süreci adı altında

yapılan kardeşlik süreci tamamen bitirildi, çatışmalar ülkemizde başladı.

Çatışmaların başlamasıyla birlikte yine ülkenin her tarafına cenazeler gelmeye

başladı. Siyasi iktidar cenazelerin gelmesini fırsat bilerek bizim

parlamentodaki gücümüzü azaltmayı planladı ve bunun bir halk iradesine

saygısızlık olarak düşünüyorum ve durumu asla kabul etmiyorum. 4 yıllığına

milletvekili olarak seçildim. 12 Eylül darbe yasası olarak da bilinse

milletvekilinin dört yıllığına seçileceği ve dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla

alakalı madde vardır. Bu madde de 550 milletvekilini kapsamaktadır. Tüm

milletvekilleri halkın iradesiyle gelmiş olduğunu düşünürsek sadece bizim

partideki vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının da anayasaya aykırı

olduğunu düşünüyorum. Ayrıca buraya getirilişimizin de hukuka aykırı olduğunu

düşünüyorum, bu nedenle suçlamaların içeriğine yönelik beyanda bulunmuyorum.

Dokunulmazlığımın kaldırılması benim yargı karşısına getirilmem bir hukuksuzluk

ve aynı zamanda halk iradesine saygısızlık olarak nitelendiriyorum. Adil ve

bağımsız bir yargı meselesi bizim ülke de önemlidir. Biz siyasi ve politik

olarak getirildik. Ayrıca buraya getirilmemin siyasi otoritenin yargı üzerinde

bir baskı kurması olarak düşünüyorum. 4 yıllık milletvekilliğim bittikten sonra

hakkımda açılan tüm davalara katılacağım, bu mücadelenin içerisinde yer almam

Kürt sorununa ve ülkenin diğer ortak meselelerine çözüm bulmaktır. Bunun

dışında parti içerisinde bulunmamın bir başka nedeni yoktur, dolayısıyla halen

dokunulmazlığımın devam ettiği bir dönemde 45 dosya ile alakalı dokunulmazlığım

kaldırılmış öte yönden diğer hususlar açısından dokunulmazlığım halen devam

ediyor. Yargının önüne getirilmeyi siyasal iktidarın çözümsüzlük politikaları

nedeniyle biraz halkın tepkisini aşağı indirme çabası ve gayreti olarak

görüyorum. Tutuklansam da tutuklanmasam da demokrasi mücadelemiz devam

edecektir, böylesi bir davalar da serbest bırakılmamı talep edemeyeceğim."

şeklinde beyanda bulunmuş ve kendisine isnat edilen suçlamalara ilişkin bir

açıklama yapmamıştır. Başvurucunun müdafileri ise suçlamaları kabul etmemiş,

yapılan işlemlerin hukuka uygun olmadığını belirterek başvurucunun doğrudan

veya gerekli görülürse adli kontrol hükümleri uygulanarak serbest bırakılmasını

talep etmişlerdir.

28. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğinin 4/11/2016 tarihli kararı ile

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

verilmiştir. Kararda; başvurucuya isnat edilen eylemlere ilişkin olarak

eylemlerin propaganda boyutunu aştığı, eylemlerin silahlı terör örgütü ile bağ

oluşturacak şekilde süreklilik ve yoğunluk oluşturduğu, bu nedenle silahlı

terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu değerlendirmesine yer verilmiştir.

29. Kararda, yukarıdaki olaylara atfen tutuklamanın ön koşulu

olan kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu belirtildikten sonra tutuklama

nedenlerinin varlığına ilişkin olarak "...şüphelinin

kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması,

...şüphelinin konumu, durumu ve imkanları gözönüne

alındığında kaçma şüphesinin bulunduğu, ayrıca şüphelinin üzerine atılı

'Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma' suçunun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil

durumu, suç için kanunda öngörülen cezanın üst sınırı ve atılı suç için yasada

öngörülen ceza miktarı, isnat edilen suçun CMK 100'de belirtilen katalog

suçlardan olması ve bu nedenle yasal olarak tutuklama nedeninin var olması,

tutukluluğun bu aşamada ölçülülük ilkesine uygun olacağı, bu aşamada adli

kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz olacağı..."

değerlendirmesine yer verilmiştir.

30. Başvurucu 11/11/2016 tarihinde Ankara 5. Sulh Ceza

Hâkimliğine vermiş olduğu dilekçe ile tutuklama kararına itiraz etmiştir.

Dilekçe UYAP sistemi üzerinden Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 14/11/2016

tarihli üst yazısıyla Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine gönderilmiştir. Bu talebi

değerlendiren Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği 24/11/2016 tarihinde itirazın reddine

karar vermiş ve itirazı değerlendirmek üzere dosyayı Siirt Sulh Ceza

Hâkimliğine göndermiştir. Siirt Sulh Ceza Hâkimliği 8/12/2016 tarihinde

itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.

31. Anılan karar 14/12/2016 tarihinde başvurucu tarafından

öğrenilmiştir.

32. Başvurucu 15/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

33. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının 22/12/2016 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütü

propagandası yapma, suçu ve suçluyu övme, 2911 sayılı Kanun'a muhalefet, halkı

kin ve düşmanlığa tahrik etmek ve halkı kanunlara uymamaya tahrik etmek

suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

34. İddianamede, başvurucu hakkında daha önce düzenlenen yirmi

bir ayrı fezlekedeki eylemler (bkz. § 12) suçlamaya

konu edilmiştir. Savcılık, suçlamaya konu olayları fezleke bazlı olarak anlatma

yoluna gitmiş ve her bir fezleke yönünden başvurucuya yöneltilen suçlamalara

ilişkin hukuki değerlendirmelerini ortaya koymuştur. Bu değerlendirmelerin

ilgili bölümü şöyledir:

"...Şüpheli Nursel Aydoğan'ın yasadışı

PKK terör örgütünün Türkiye Cumhuriyet içerisindeki faaliyetlerini düzenlemek

ve yürütmek amacıyla daha önceden ilan ettikleri KCK sözleşmesi çerçevesinde

kurduğu KCK/TM yapısı ile DTK toplantılarına katılarak siyasi alan merkezi

içerisinde yukarıda genişçe yer verilen örgütsel faaliyetleri kapsamında

organik bağın gerçekleşmiş olduğu, yine bu organik bağa işaret eden yaralı

örgüt mensuplarını hastaneye milletvekili sıfatı ile götürmesi şeklindeki

eylemine de bakıldığında, şüphelinin eylemlerinde süreklilik, çeşitlilik ve

yoğunluk bulunması, bazen de bu olmadan örgüt ile girdiği organik bağ

çerçevesinde, yine geri cephe ve kent çalışmalarına yönelik yoğunluk,

süreklilik ve çeşitlilik gösteren kent faaliyetlerinde bulunması hususları

birlikte değerlendirildiğinde silahlı terör örgütü PKK ile arasında organik

bağın kurulduğu, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olması nedeni ile silahlı

terör örgütü PKK terör örgüte üye olmak suçunu işlediği anlaşılmıştır...

...şüpheli Nursel Aydoğan'ın bir siyasi

partinin millet vekili olmasına rağmen kanlı bir terör örgütü olduğu bütün

dünya tarafından kabul edilen PKK terör örgütünün faaliyetlerini övücü,

amaçlarının meşru olduğu yönündeki açıklamaları yanında örgüt elebaşısı Öcalan'ı sahiplenici söylem ve bu doğrultuda

gerçekleştirilen yürüyüş ve basın açıklamasında etkin bir şekilde yeralmak suretiyle üzerine atılı yasadışı PKK terör

örgütünün propagandasını yapmak suçunu işlediği...

...Şüpheli Nursel Aydoğan'ın yukarıda

açıklanan amaçla gerçekleştirilen etkinlik sırasında toplanan kalabalığa

hitaben yaptığı konuşma içeriğinde yasadışı PKK terör örgütünün ilk kanlı

eylemi olan 15 Ağustos 1984 tarihinden övgü ile bahsedip bunu bir direniş

olarak nitelendirip terör örgütü adına ilk kanlı eylemi başlatan örgüt

mensuplarından kürt halkının yiğit ve onurlu

evlatları olarak bahsederek silahlı mücadeleyi överek terör örgütünün

propagandasını yapmak suçunu işlediği...

...Şüpheli Nursel Aydoğan'ın konuşmacı olarak katıldığısöz konusu mitingin terör örgütünün sözde

bayraklarının açılması, terör örgütünün idealleri doğrultusunda pankartların

açılması, terör örgütü lehine sloganların atılması ile kanunaaykırı

halegelen toplantı ve gösteriyürüşüne

dönüştüğü şüphelinin de bu toplantıya konuşmacı sıfatıyla katılması nedeni ile

2911 sayılı yasanın 28/1 maddesindeki suçu işlediği, ayrıca konuşmanın bütünü

göz önüne alındığında şüphelinin iç çatışmadan bahsetmesi, ölen ve yaşamın yitiren

sadece kürt gençleri olmayacak, Türkiye gençleri de

yaşamın yitirecekşeklindeki söylemi PKK terör

örgütünün eylemlerini meşru göstermeye çalıştığı ve bu eylemi övücü nitelikte

olması nedeni ile terör örgütü propagandası yapmak suçunu da işlediği...

...şüpheli Nursel Aydoğan'ın PKK terör

örgütünün propagandasına dönüşen basın açıklamasına katıldığı ve toplanan

kalabalığa hitaben konuşma yaptığı, terörist başı Abdullah Öcalan'dan önder

şeklinde bahsettiği, şüphelinin, silahlı terör örgütünün kurucusu Abdullah

Öcalan'ın görüş ve düşüncelerinin toplum içinde benimsenmesi ve kökleşmesini

telkin ve teşvik edecek şekilde yaptığı konuşmanın, şüphelinin konumu, hitap

edilen kitle ile hitap edilen kitle tarafından algılanma biçimi dikkate

alındığında, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında kabul edilmeyeceği bu

nedenle şüphelinin üzerineatılı bulunan PKK terör

örgütünün propagandasını yapmak suçunu işlediği...

...Şüpheli Nursel Aydoğan'ın yasa dışı PKK

terör örgütünün propagandasına dönüşen mitinge katılıp, toplanan kalabalığa

hitaben mitigin atmosferine uygun düşecek şekilde

terör örgütü adına ve propagandasını yapmak amacıyla kendini ateşe vererek ölen

örgüt mensuplarından devrimci kadın önderleri, PKK terör örgütünden özgürlük

mücadelesi olarak bahsedip, terör örgütü mensubu olarak faaliyet yürüttükleri

alenen bilindiği halde mücadeleleri önünde saygıyla eğiliyorum, selam olsun

özgürlük mücadelesinde hayatını kaybedenlere ve terör örgütünün son olarak

örgüt elebaşısı Öcalan için başlattığı An azadi An Azadi (ya özgürlük ya

özgürlük) hamlesini sahiplenici, terör örgütü mensuplarını yüceltmeye yönelik

söylemiyle üzerine atılı terör örgütünün propagandasını yapmak suçunu

işlediği...

...şüphelinin açıkça silahlı terör örgütü

PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan'ın talimat vererek yaptırdığı silahlı suç

eylemlerini övdüğü suçlu olduğu mahkeme kararı ile sabit olan Abdullah Öcalan'ı

alenen övdüğü, hitap ettiği kitle birlikte değerlendirildiğinde kamu düzeni

açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıktığıbu

nedenle şüphelinin 5237 sayılı TCK’nun 215/1

maddesinde düzenlenen suç ve suçluyu övme suçunu da işlediği...

...Dosya içersindeki

olay tutanaklarından, görüntü inceleme ve tespit tutanaklarından anlaşılacağı

üzere HDP Milletvekili şüpheli Nursel Aydoğan'ın da,

izin alınmadanveörgüt çağrısı üzerine düzenlenen ve dağılmaihtarı yapılmasına rağmen dağılmayan ve bu şekilde

yasadışı PKK terör örgütünün propagandasına dönüşen mitinge katıldıkları ve bu

suretle üzerineatılı 2911 sayılı yasanın 32/1

maddesinde belirtilen suçu da işlediği...

...Şüpheli Nursel Aydoğan'ın yasadışı PKK

terör örgütünün propagandasına dönüşen nevruz etkinliğine katılıp, toplanan

kalabalığa hitaben terör örgütü adına ve propagandasını yapmak amacıyla kendini

ateşe vererek ölen örgüt mensubundan kahraman edasıyla, PKK terör örgütünden

özgürlük mücadelesi olarak bahsedip, terör örgütü mensubu olarak faaliyet

yürüttükleri alenen bilindiği halde selamladığı, terör örgütünün cebir şiddet

veya tehdit içeren yöntemlerini meşru göstererek övdüğü bu yöntemlere

başvurmayı teşvik edecek şekilde söylemlerde bulunarak terör örgütünün

stratejisi benimseyen konuşmasının bütünü itibariyle üzerine atılı terör

örgütünün propagandasını yapmak suçunu işlediği...

...BDP Diyarbakır milletvekili olan şüpheli

Nursel Aydoğan'ın konuşmasında; güvenlik güçlerimiz ile girdiği çatışmalarda

hayatını kaybeden terör örgütü mensuplarını şehit olarak nitelendirip, örgüt

mensuplarından kahraman edasıyla bahsettiği, terör örgütlerini gerilla olarak niletelendirdiği ve terör örgütünün stratejisi benimseyen

konuşmasının bütünü itibariyle üzerine atılı terör örgütünün propagandasını

yapmak suçunu işlediği...

... Şüpheli Nursel Aydoğan'ın yasa dışı PKK

terör örgütünün propagandasına dönüşen etkinliğe katılıp, toplanan kalabalığa

hitaben mitigin atmosferine uygun düşecek şekilde

terör örgütü adına ve propagandasını yapmak amacıyla kendini ateşe vererek ölen

örgüt mensuplarından devrimci, PKK terör örgütünden özgürlük mücadelesi olarak

bahsedip, terör örgütü mensubu olarak faaliyet yürüttükleri alenen bilindiği

halde selamladığı, örgüt mensuplarından kahraman edasıyla bahsettiği ve terör

örgütünün stratejisi benimseyen konuşmasının bütünü itibariyle üzerine atılı

terör örgütünün propagandasını yapmak suçunu işlediği...

...konuşma içerikleri bir bütün halinde

değerlendirildiğinde milletvekilinin terör örgütü PKK'nın şiddet eylemlerini

meşru göstererek ve överekterör örgütününpropagandasını

yapmak suçunu işlediği...

...şeklinde sözlerle PKK terör örgütünün ülke

içini de kapsayan bölücü eylemlerine meşruluk kazandırmaya yönelik algı

oluşturarak örgütün; cebir, şiddet veya tehdit içeren tüm yöntemlerini meşru

gösterecek, övecek ve de bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde

propagandasını yaptığı, bunun yanında bölücü terör örgütü mensuplarınca yapılan

eylemleri halk devrimi olarak kabul ederek, PKK terör örgütünce lider olarak benimsenenhükümlü Abdullah Öcalan'a '' Kürt halk önderi

sayın'' şeklinde hitap ederek suçu ve suçluyu alenen övmeye yönelik eylemleri

icra ettiği ...belirterek halkın bir bölümünü diğer bir bölümüne karşı alenen

kin ve düşmanlığa tahrik ettiği, ...şüphelinin üzerine atılı bulunan terör

örgütü propagandası yapmak, suç ve suçluyu övmek ve halkı kin ve düşmanlığa

alenen tahrik suçlarını işlediği...

...Şüpheli Nursel Aydoğan'ın yasa dışı PKK

terör örgütünün propagandasına dönüşen söz konusu açık hava toplantısına

katılıp toplanan kalabalığa hitaben; yasadışı PKK terör örgütünün amaç ve

görüşleri doğrultusunda ve örgüt propagandası olacak şekildePKK

terör örgütünün mücadelesinin bir direniş ve isyan olduğu, örgüt tarafından

kullanılan yöntemlerin meşru olduğu ve bu isyan ve direniş sonucunda Türkiye

Cumhuriyetinin Abdullah Öcalan ile masaya oturduğu, kürt

sorunun ancak örgüt elebaşısı Abdullah Öcalan

marifetiyle çözülebileceği mesajını vererek terör örgütünü meşru göstermeye

çalıştığı ve yineyaptığı konuşmada terör örgütü

mensuplarından gerilla olarak bahsedip konuşma içeriğiyle de örgüt mensuplarını

sahiplenici ve masum gösteren açıklamalarda bulunarak konuşmasının bütünü

itibariyle terör örgütü PKK'nın şiddet eylemlerini övücü söylemlerdebulunduğu

ve bu suretle; terör örgütünün cebir şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini

meşru göstererekövmek, bu yöntemlere başvurmayı

teşvik edecek şekilde söylemlerde bulunmak suretiyle üzerine atılı terör

örgütünün propagandasını yapmak suçunu işlediği...

...Diyarbakır HDP milletvekili olan şüpheli

Nursel Aydoğan'ın silahlı terör örgütünün propagandasına dönüştürülen basın

açıklaması sırasında yaptığı konuşmasında, silahlı terör örgütünün Devlet

topraklarının bir kısmını cebri yöntemlerle bölmeye ilişkin eylemlerini

"Özgürlük mücadelesi" olarak nitelendirdiği, Diyarbakır ili Sur ilçesinde

ve Şırnak ili Cizre ilçesinde terör örgütü mensuplarına yönelik yapılan

operasyonlarla ilgili olarak örgüt mensuplarının saldırılarını direniş olarak

gösterip basın açıklamasına katılan kişileri ve halkı direnişe sahip çıkmaya

çağırdığı, güvenlik güçleri tarafından örgüt üyelerine yapılan operasyonları

vahşet olarak adlandırdığı, örgüt mensuplarına yapılan operasyonlar sırasında

örgüt elemanları tarafından kazılan hendeklerden övgü ile bahsederek Diyarbakır

ili Sur ilçesi ve Şırnak ili Cizre ilçesindekihendek

kazma olaylarıyla bağlantı kurarak buradaki eylemlerin kürt

halkının bir direnişi olduğunu ve bu direnişin devam etmesi gerektiğini

söylediği, bu haliyle gerek şüphelinin katıldığı basın açıklamasının terör

örgütünün propagandasına dönüştürülmesi gerekse şüphelinin konuşması sırasında

halkı direnişe davet etmesi hususları bir arada değerlendirildiğinde şüphelinin

konuşmasının örgüt mensuplarını övücü, örgütün cebir ve şiddete dayalı silahlı

faaliyetlerini destekleyici ve meşru gösterici mahiyette olduğu bu şekilde

şüphelinin silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak suçunu işlediği...

...Konuşmalardaözellikle

son dönemde Sur ilçesinde PKK/KCK bölücü terör örgütü tarafından sözde özerk

bölge oluşturma amacıyla yoğun şekilde gerçekleştirilen hendek kazma, bomba

tuzaklama, güvenlik güçlerine yönelik silahlı ve roketli saldırıların

sahiplenildiği ve bu saldırıların direniş olarak nitelendirildiği, sokağa çıkma

yasağının kalkması durumunda örgüt tarafından kurulan barikatların kalkacağı

tehdidinde bulunarak barikatların ve bu şekilde son dönemdeki örgütsel

eylemlerin benimsendiği, saldırılara yönelik gerçekleştirilen operasyonların

toplu katliam ve abluka olarak, saldırılara iştirak eden silahlı bölücü terör

örgütü mensuplarının ise 'sivil' ve örgüt jargonuna uygun şekilde 'arkadaş' olarakdile getirildiği, bu şekilde bölücü terör örgütüne

açıkça destek verildiği gibi bölücü terör örgütüne yönelik güvenlik güçlerince

gerçekleştirilen operasyonlarla ilgili olumsuz bir algı oluşturulmaya

çalışıldığı, dolayısıyla bu şekilde bölücü terör örgütünün suç içeren

yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ve bu yöntemlere başvurmayı teşvik

edecek, bu yöntemleri sahiplenecek şekilde konuşma yapmak suretiyle terör

örgütünün propagandasını yapmak suçunu işlediği, diğer yandan örgüte destek

vermek amacıyla her şekilde vesonuna kadar

direnilmesi, topluca Sur ilçesine yürünmesi ve Sur ilçesindeki örgütsel

eylemlere sahip çıkılması yönünde alenen çağrı yapılarak halkın kanunlara

uymamaya alenen tahrik edildiği, söz konusu açıklama ve çağrıların Med Nüçe isimli televizyon

kanalında yayınlanarak geniş kitlelere ulaştırılmış olması ve ilimizde son

dönemde yaşanan gelişmeler birlikte dikkate alındığında milletvekilleri

tarafından yapılan bu tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olduğu ve

nitekim bir kısım şahısların çağrılar doğrultusunda olay tarihlerinde çeşitli

eylemler gerçekleştirdikleri, bu şekilde Sur ilçesindeki operasyonlar devam

ederken bölücü terör örgütünün çıkarları doğrultusunda kanunlarca öngörülmüş

kamu düzeninin kaos ortamı oluşturularak bozulmaya çalışıldığı bu şekilde

şüphelinin kanunlara uymamaya tahrik suçunu da işlediği...

...Şüpheli Nursel Aydoğan'ın konuşması

incelendiğinde, yukarıda bahsedildiği üzere PKK/KCK üst düzey yöneticilerinin

talimatları doğrultusunda hareket eden örgüt mensuplarına yönelik güvenlik

güçlerince yapılan operasyonları soykırım olarak nitelendirdiği, ayrıca bu

operasyonların terör örgütü PKK'yı tasfiye etme amaçlı olduğunu belirttiği,

örgüt mensuplarınca kazılan hendekleri özgürlük mücadelesi olarak

nitelendirdiği, vatandaşları bu hususta örgüt mensuplarına destek olmaya ve

direnmeye çağırdığı, yine terör örgütü mensuplarının devletin güvenlik güçleri

ile girdikleri silahlı çatışmaları haklı gösterdiği, bu nedenle de konuşma;

içeriği itibariyle bir bütün halinde terör yöntemlerini kullanmaya özendirici

ve terörizmi yüceltici nitelikte olduğu, bu şekilde şüphelinin terör örgütü

propagandası yapma suçunu işlediği..."

35. Şırnak 2. Ağır Ceza Mahkemesi 29/12/2016 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2016/204 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır. Şırnak 2. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun

işlediği iddia olunan suçların suç yerinin ve ayrıca temadinin son bulduğu

yerin Diyarbakır ili olduğu gerekçesiyle 2/1/2017 tarihinde yetkisizlik kararı

vermiş; aynı tarihte dava dosyasının Diyarbakır Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine

gönderilmesine ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da hükmetmiştir.

36. Bunun üzerine yargılamaya Diyarbakır 4. Ağır Ceza

Mahkemesinde E.2017/41 sayılı dosyası üzerinden başlanmıştır. Davanın ilk

duruşması 21/4/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvurucu bu duruşmadaki

savunmasında özetle hakkında yürütülen ve tutuklanma tedbirinin uygulanmasına

kadar varan sürecin siyasi bir karar sonucunda gerçekleştirildiğini,

iddianamede üzerine atılı eylemlerin hiçbirinin suç unsuru oluşturmadığını,

yasal ve meşru olan birçok eylemin iddianamede suç unsuru olarak gösterildiğini

ancak bu eylemlerin ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlükleri kapsamında

kaldığını, gerçekleştirdiği tüm eylemlerin tamamen Kürt sorununun çözümü ve

barışın sağlanması amacını taşıdığını, bu nedenlerle beraat edeceğini

düşündüğünü belirterek tahliyesini talep etmiştir.

37. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi 21/4/2017 tarihindeki ilk

duruşmada, savunmasını tespit ettikten sonra başvurucunun tahliyesine karar

vermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"Sanığa yüklenen suçun vasıf ve mahiyeti,

delil durumu, delillerin büyük oranda toplanmış olması, sanığın bu aşamadan

sonra kaçma veya delilleri karatma şüphesinin bulunmaması, öngörülen ceza

miktarı, tutuklamayla sağlanmak istenen tedbirin bu aşamadan sonra adli kontrol

ile de sağlanabileceği ve sanığın tutuklu kaldığı süre, yaşı ve ölçülülük

ilkesi gözetilerek, başka suçtan tutuklu veya hükümlü değilse CMK'nin 109. maddesi gereğince adli kontrol altına

alınarak, TAHLİYESİNE, CMK 'nin 109/3-a maddesi

gereğince sanığın yurt dışına çıkışının yasaklanmasına, CMK 'nin 109/3-b maddesi gereğince yaşı ve sağlık durumu

gözetilerek haftanın pazartesi ve cuma günleri mesai saatleri içinde ikametine

en yakın kolluk birimine imza atmak suretiyle adli kontrol tedbirine tabi

tutulmasına, CMK 'nin 112. Maddesi gereğince bu

tedbirlere isteyerek uymaması durumunda hükmedilecek hapis cezasının miktarına

bakılmaksızın sanığın tutuklanacağının kendisine ihtarına, (İhtarat

yapıldı)...[karar

verildi]"

38. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca tahliye kararına

itiraz edilmiş, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi 28/4/2017 tarihinde itirazın

kabulü ile başvurucu hakkında 5271 sayılı Kanun'un 94. maddesi gereği yakalama

emri çıkartılmasına karar vermiştir. Ancak başvurucu hakkında çıkarılan

yakalama emrinin henüz infaz edilemediği anlaşılmıştır.

39. Başvurucunun 9/5/2017 tarihinde, kesinleşmiş mahkûmiyeti

bulunması nedeniyle TBMM tarafından milletvekilliği düşürülmüştür.

40. Başvurucunun milletvekilliğinin düşmesi sonrasında, suç

oluşturduğu iddiasıyla daha önce fezleke düzenlenen ya da soruşturma aşamasında

olan eylemleri yönünden Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 6/11/2017

tarihinde bir iddianame düzenlenmiştir. Bu iddianame ile başvurucunun silahlı

terör örgütüne üye olma, terör örgütü propagandası yapma, suçu ve suçluyu övme

ile halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçlarını işlediğinden bahisle

cezalandırılması istemiyle Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

41. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi 13/11/2017 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/849 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi 14/11/2017

tarihli kararıyla, 2017/41 esas sayılı dava dosyası ile 2017/849 esas sayılı bu

dosya arasında hukuki ve fiilî irtibat bulunduğu gerekçesiyle her iki dosyanın

birleştirilmesine karar vermiştir.

42. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

43. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2),

§§ 64-89.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

44. Mahkemenin 30/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

45. Başvurucu, Anayasa ve kanunla öngörülen usullere

uyulmaksızın hakkında yakalama ve gözaltı tedbirlerinin uygulandığını ve bu

tedbirlerin ölçülü olmadığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence

altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

46. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

48. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların

öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından

değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

49. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47; Gülser Yıldırım (2) §§ 92-100).

50. Bir suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan

kişinin gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı bireysel

başvuruda ihlal sonucuna varılmasının -özgürlükten mahrum kalmanın sona ermesi

bağlamında- başvurucunun kişisel durumuna bir etkisinin olması mümkün

görünmemektedir. Zira gözaltına alma kararı hukuka aykırı da olsa kişi hâkim

tarafından tutuklandığından yakalama veya gözaltı kararının hukuka aykırı

olduğu yönündeki bir tespit ve ihlal kararı tutuklu

kişinin serbest kalmasına tek başına imkân vermeyecektir. Dolayısıyla bireysel

başvuru kapsamında verilecek muhtemel bir ihlal kararı ancak -talep etmesi

hâlinde- başvurucu lehine tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir (Günay Dağ ve diğerleri, § 147; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, § 44).

51. Somut olayda başvurucu hakkında verilen yakalama ve gözaltı

kararlarının hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi

kapsamında açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay uygulaması (Yargıtay

12. Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı

kararı; Günay Dağ ve diğerleri, §

145) da bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının sonuçlanmasına

gerek olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla yakalama

ve gözaltı kararlarının hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde başvurucu

lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

52. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun

ikincillik niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak

yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

54. Başvurucu; Anayasa ile öngörülen usulün dışında

dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklandığını, ayrıca isnat edilen eylemlerin

ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve siyasi

faaliyette bulunma hakkı kapsamında olduğu gerekçeleriyle tutuklanmasının

hukuki olmadığını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

55. Başvurucuya göre Kürt sorununa ilişkin barışçıl ve

demokratik çözüm önerileri ile Hükûmetin bu alandaki politikasına yönelik eleştirileri

ve siyasi kimliği gereği halk arasında söylediği sözler veya değişik

platformlarda yaptığı çağrılar ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi

gerekirken suça konu edilmiş, ayrıca mensubu olduğu siyasi partinin il/ilçe

teşkilatlarınca düzenlenen bazı barışçıl gösterilere -milletvekili sıfatıyla-

katılması da suç olarak değerlendirilmiştir.

56. Başvurucu; tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi

kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu, bu bağlamda milletvekili olması

nedeniyle dokunulmazlık hükümlerinden yararlandırılması gerektiği, suça konu

eylemlerin ifade ve toplantı-gösteri özgürlüğü çerçevesinde siyasi faaliyetleri

olduğu yönündeki iddialarının karşılanmadığını, adli kontrol tedbirlerinin

neden yetersiz kaldığı açıklanmadan ve tutuklama nedenlerine ilişkin bir

gerekçeye yer verilmeden özgürlüğünden yoksun bırakıldığını iddia etmiştir.

57. Tutuklama dolayısıyla milletvekili olarak siyasi

faaliyetlerini yerine getiremediğine değinen başvurucu, ayrıca Hükûmete ve onun

uygulamalarına yönelik muhalefetini yükselttiği ve insan haklarına yönelik

ihlallerin en sert şekilde yaşandığı bir dönemde tutuklandığını belirterek

tutuklama kararının HDP mensubu bir milletvekili olarak siyasi faaliyetlerini

engelleme ve bu faaliyetleri nedeniyle kendisini cezalandırma amacını

taşıdığını ileri sürmüştür. Son dönemde Kürt siyasetçilerin ve muhalefet

odağındaki herkesin yargı ve Hükûmet tarafından hedef alındığını, onlarca Kürt

siyasetçinin gözaltına alınıp tutuklandığını, böylelikle muhalefetin

susturulmasının hatta muhalif milletvekillerinin siyaset yapmasının imkânsız

hâle gelmesinin hedeflendiğini söyleyen başvurucuya göre hakkındaki tutuklama

tedbiri Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi saiklerle

uygulanmıştır. Başvurucu bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla

bağlantılı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşme'nin 18. maddesinin de ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

58. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

59. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

60. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

61. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§

110-124.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

62. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, yirmi bir ayrı

fezlekeye konu olan eylemler (bkz. § 12) nedeniyle PKK silahlı terör örgütünün

üyesi olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

63. Diğer taraftan başvurucu; Anayasa ile öngörülenin dışında

bir usulle dokunulmazlığının kaldırıldığını, bu nedenle yasama

dokunulmazlığından yararlandırılması gerektiğini ve hakkında tutuklama tedbiri

uygulanamayacağını iddia etmektedir.

64. Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci

cümlesinde, seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir

milletvekilinin Meclisin kararı olmadıkça

tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği, tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı

belirtilmiştir.

65. Bununla birlikte 6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle

Anayasa'ya eklenen geçici 20. maddeyle bu maddenin TBMM tarafından kabul

edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla Bakanlığa, Başbakanlığa, TBMM Başkanlığına

veya Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon

Başkanlığına intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın 83. maddesinin

ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin

hükmün uygulanmayacağı düzenlenmiştir (bkz. § 14).

66. Başvurucunun da aralarında bulunduğu yetmiş milletvekili

tarafından "dokunulmazlıkların

kaldırılmasına dair TBMM kararı niteliğinde olduğu" ileri

sürülerek anılan düzenlemenin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine

başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesi, bu düzenlemenin Anayasa'nın 85. maddesi

kapsamında yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin bir karar olmadığı,

Anayasa değişikliği niteliğinde bulunduğu sonucuna ulaşmış; Anayasa

değişikliklerinin iptali istemine dair usule uyulmadığından talebin reddine

karar vermiştir (AYM, E.2016/54, K.2016/117, 3/6/2016, §§ 4-15).

67. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı dikkate

alındığında somut olayda başvurucunun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına

dair bir karar alınmadığı, yapılan Anayasa değişikliği ile belirli aşamalardaki

dosyalarla ilgili olarak yasama dokunulmazlığı yönünden bir istisna getirildiği

anlaşılmaktadır. Başvurucunun hakkındaki tutuklama kararına konu suçların bu

istisna kapsamında olmadığı yönünde bir iddiası bulunmamaktadır.

68. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun yasama

dokunulmazlığından yararlanması nedeniyle tutuklanamayacağı söylenemez. Bu

yönüyle başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır (Aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz

Gülser Yıldırım

(2), §§ 125-132; Selahattin

Demirtaş [GK], B. No:

2016/25189, 21/12/2017, §§ 136-143).

69. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

70. Başvurucunun tutuklanmasına karar veren Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği,başvurucuyla ilgili

somut olgulara atıf yaparak silahlı terör örgütüne üye olma suçuyönünden

kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varmıştır (bkz. § 28). Soruşturma

makamlarının başvurucuya katıldığı toplantılar ve yürüyüşler ile buralarda

söylediği sözler nedeniyle ve KCK/TM adlı yapılanmanın siyasal alan merkezi

içinde örgütsel faaliyetler yürüttüğü iddiasıyla ilgili terörle bağlantılı

suçlamalar yönelttiği anlaşılmaktadır (bkz.

§ 25).

71. Başvurucu; soruşturmaların hukuka aykırı olduğunu ve siyasi

faaliyetleri sebebiyle yargılandığını savunmaktadır (bkz. §§ 24, 27).

72. Başvurucunun;

i. 14/1/2012 tarihinde Diyarbakır'da, Türkiye geneli birçok ilde

terör örgütü mensuplarına yönelik yapılan operasyonları protesto etmek amacıyla

gerçekleştirilen bir etkinlikte "15 Ağustos

1984'te 12 Eylülün ağır koşullarında neredeyse bir

yaprak bile kımıldamadığı bir dönemde kürt halkının

yiğit evlatları, onurlu evlatları 15 ağustosta direniş başlattılar ... bu halk

30 yıldır sinmedi, geri adım atmadı. Bundan sonradaalanlarda

meydanlarda yaşama dair neresi varsa heryerde

direnmeye ve mücadaleyi zaferle taçlandırıncaya kadar

bu yolda yürümeye devam edecektir ... "

ii. BDP Cizre İlçe Teşkilatı tarafından moral ve halkla buluşma

şöleni adı altında 28/1/2012 tairihinde düzenlenen

bir mitingde "... Öcalan'a uygulanan

tecrittir ... biryasa çıkartarak bu tecriti hukuksal diyorlar, böylebir

çabaları amabizdekendilerine söylüyoruz, bunamüsaade etmeyeceğiz baharın ne getireceği ne götüreceği

bilinmez diyoruz o yüzden eğer bu baharda bütün Türkiye halkları gerçekten

mutlu yaşamak istiyorsa, çatışmasız bir baharagirmek istiyorsaMeclise getirmeyeçalıştığınız

bu kanun tasarısının asla ve asla Genel Kuruluna getirmeyin diyoruz, çünkü

getirmeniz durumunda yani imralıya yönelik tecrite hukuksal bir kılıf bulmanız durumunda inanmalısınız

ki bu baharda çok kötü geçecek, çok çatışma geçecek, ölen ve yaşamını yitiren

sadece Kürt gençleri olmayacak, Türkiye gençleri Türkiye gençleri Türkiye

Halklarının emekçi çocukları da bu baharda bu iç çatışmalardayaşamınıyitirecek

..."

iii. Siirt'te 21/3/2012 tarihinde Nevruz kutlaması adı altında

düzenlenen bir etkinlikte "... Sizin

böyle bir gücünüz yok, PKK'yi imha edemezsiniz, tasfiye edemezsiniz, bu bir

realitedir. Bu bir gerçekliktir. Çünkü PKK sadece dağda Onbingerillayla

sınırlı bir hareket değildir. Bu gün PKK alanlarda,

meydanlarda, milyonlarca kişidir artık ... sayın Öcalan özgür olamadan PKK

dağdan inmeden demokratik özgür siyasal yaşama katılmadan tüm Türkiye'de kürt sorunun çözülmesi mümkün değildir ... Bu inkar, tasfiye, imha politikalarından vazgeçiniz diyoruz.

Ama vazgeçmezseniz bakın demokratik siyasal çözüm önümüzde istiyorsanız böyle

bir çözüm her an gerçekleşebilir ama istemiyorsanız da ben bugün özgürlük özgürlük diye haykıran kürt

halkının önünde şunu ifade etmek isterim ki eğer özgürlüğün önünü açmazsanız kürt halkı bu zamana kadar otuz (30) yıldır nasıl

direndiyse ödediği bunca bedellerden sonra direnmeye devam edecektir, bunun

böyle bilinmesi gerekir ..."

iv. 7/8/2012 tarihinde BDP organizesinde Şanlıurfa'nın

Viranşehir ilçesinde düzenlenen bir sanat etkinliğinde "Halkımızı direniş ruhuyla selamlıyorum. Bizleri

bugünlere getiren özgür var olma mücadalesinde

yaşamını yitiren özgürlük ve demokrasi şehitlerimizi saygıyla anıyor ve

eğiliyorum. Roje ve Kürdistan halkına selam olsun.

Başbakan bizler için PKK terör örgütü diyemiyorlar diye hitap ediyor, evet

diyemiyoruz terör örgütü değildir, çünkü Kürt'lerin

kimliğini demokratik yollardan elde edemediği için silahla dağa çıkmış Kürt

kimliğini kabul ettirmeye çalışan Gerilla örgütüdür."

v. 15/8/2012 tarihinde BDP organizesinde Diyarbakır'da

düzenlenen bir etkinlikte "... değerli

arkadaşlar bugün 15 Ağustos. Kürt halkı için direniş bayramı. Hepinizin direniş

bayramını da kutluyorum ... 15 Ağustos bundan 28 yıl önce PKK'nın Şemdinli'de

ve Eruh'ta silahlı mücadeleye başladığı günün adı değerli arkadaşlar.

Tarihçiler bugünü yani PKK'nın silahlı mücadeleye başladığı bugünü, bu yılı

Kürt yılı olarak ilan ediyorlar. Kürtlerin yılı olarak tanımlıyorlar. Evet

bizce de doğrudur 1984 yılı Kürt yılıdır. Niçin Kürtlerin yılıdır. Çünkü

1984'te özgür yaşamak istiyoruz, artık kimliksiz yaşamak istemiyoruz, bu

lanetli yaşama hayır diyoruz diyen gençlerin örgütlenerek bu sisteme, bu

devlete karşı isyan ettiği günün adıdır ..."

vi. DTK'nın 21/4/2013 tarihli

toplantısında "... Yani olacaksa bir

barış, adil onurlu bir barış evet biz varız, Kürt halkı var. Ama olmayacaksa da

Kürt halkı çözüme direnmeye de hazırdır. O nedenle de hesaplarını da herkes

buna göre yapmalıdır diyor yine başkanın [Abdullah Öcalan] o görüşme notunda dikkat çektiği bir konu, evet eğer

bu süreç az bir ihtimalle de olsa başarıya ulaşmazsa yeni bir dönemin

başlayacağıdır. Bu dönemi de halk savaşı olarak tanımlıyor ve 50 bin kişinin katılacağı

bu halk savaşı ile bundan sonraki süreç o şekilde tamamlanacağını ifade ediyor.

Bu önemli bir teori yani bu riski halkımızla paylaşmamız, Sürece ve döneme bu

şekilde hazırlamamız gerekir. Yani dediğim gibi olacaksa bir barış zaten

olacak, ama olmayacaksa da bu direnişin devam edeceği şeklindeki bir durumu

halkımızla da paylaşmamızda ben kendilerine hazırlama acısından her türlü riski

karşı hazırlama açısından doğru görüyorum."

vii. Diyarbakır'ın Lice ilçesi Ziyaret köyü Fis

Ovası mevkiinde 27/11/2013 tarihinde düzenlenen bir etkinlikte "... PKK hareketi bir isyan hareketidir. PKK hareketi

dili, kimliği yok edilen, yok sayılan bir halkın isyanıdır ... isyan etmek

direnmek uluslar arası sözleşmeye göre bir haktır ...

birleşmiş milletler yasalarına göre eğer bir halkın dili inkar ediliyorsa

kimliği inkar ediliyorsa asimilasyona tabi tutuluyorsa o halkın dünyanın

neresinde olursa olsun isyan etme hakkı vardır direnme hakkı vardır işte

Kürtler bu hakkı kullanmışlardır. Direnme hakkını kullanmışlardır. İsyan etme

hakkını kullanmışlardır ...YPG'yi selamlıyoruz. PYD'yi selamlıyoruz sizinle birlikteyiz, yanınızdayız sizin

mücadeleniz bizim mücadelemizdir. sizin mücadelenizi

engellemek isteyenler YPG'nin PYD'nin

Rojavadaki Kürt halkının devrimini tasfiye etmek

isteyenler başaramayacaklar ... evet 35 yılı görkemli ve amansız bir mücadele

ile Kürt halkı geride bıraktı, 36 ıncı yıl inanıyorum

ki Kürt halkının özgürlüğüne Kürt halkının zaferine giden bir yıl olacaktır.

Ben hepinizi 36 ıncı yılda başarıya zafere kilitlenmeye

davet ediyorum hep birlikte bir yıl içerisinde 36 ıncı

yılda Amed'de Dağkapı

meydanında Kürt halkının özgürlüğünü Kürt halkının önderinin özgürlüğünü Kürt

halkının en değerli varlıklarının gerillaların Amed

de hep birlikte bir arada özgürlük şarkıları söyleyeceğine olan inancımı bir

kez daha belirtiyorum ..."

viii. Türkiye'nin birçok yerinde PKK tarafından öz yönetim adı altında özerklik ilan

edildiği ve hendek olaylarının yaşandığı bir

dönemde, 2/2/2016 tarihinde Diyarbakır'da PKK terör örgütü lehine slogan atan

kalabalık bir gruba hitaben yaptığı diğer bir konuşmasında ise "... bugün Surdaki halkımızın direnişinin 63. günü, Cizrede ki halkımızın direnişinin 52. günü, ben buradan hem

Surda hem Cizre de direnen halkımızı selamlıyorum. Direnişlerinin direnişimiz

olduğunu, her daim onlarla birlikte olduğumuzu ve bu direnişten başarıyla,

zaferle çıkıncaya kadar da direnişi hep birlikte sürdüreceğimizi ifade etmek

istiyorum ... Kürt halkı da hiçbir zaman cümlesinin karşılığında direnişini

mücadelesini yükselterek, en yakın zamanda olmasa bile belli bir zaman dilimi

içerisinde özyönetimi kuracak, kendi kendisini bu topraklarda yönetecektir ...

Ancak biz biliyoruz ki ne yaparlarsa yapsınlar ne tür engeller çıkartırlarsa

çıkartsınlar mutlaka direniş kazanacak direnenler kazanacak bu yolda mücadele

edenler kazanacak ..." şeklinde sözler sarf ettiği

belirtilmiştir.

73. Anılan konuşmalardan birisi, PKK'nın -başvurucunun seçim

bölgesi olan Diyarbakır da dâhil olmak üzere- ülkenin birçok bölgesinde terör saldırılarını

artırdığı ve PKK'dan kaynaklanan terörist şiddetin ülke güvenliği üzerindeki

riskinin ağırlaştığı bir dönemde ve bu şiddet olaylarının yaşandığı bölgede

yapılmıştır (bkz. §§ 8, 9).

74. Demokratik bir toplumda kişilerin ve özellikle siyasetçilerin

-terör propagandası niteliği taşımadıkça- terör operasyonlarının yapılış

şeklini eleştirmesi meşru görülebilir. Bununla birlikte somut olayda

başvurucunun siyasi konumu, söz konusu konuşmaların yapıldığı dönem ve yer,

konuşmaların içeriği ve bağlamı birlikte dikkate alındığında yukarıda yer

verilen sözlerin soruşturma makamlarınca -terör operasyonlarının yapılış

şeklini eleştirmenin ötesinde- güvenlik güçleriyle çatışma hâlinde olan terör

örgütü mensuplarının eylemlerini öven, meşru gösteren hatta sahiplenen

nitelikte değerlendirilmesinin ve başvurucuya bu sözler nedeniyle terörle

bağlantılı suçlamalar yöneltilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez. Bu

itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin

bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

75. Yapılan bu tespit ve değerlendirmeler dikkate alınarak isnat

edilen diğer eylemlerle ilgili ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek

görülmemiştir. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

76. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına

karar verilirkenişlendiği iddia olunan silahlı terör

örgütüne üye olma suçuna ilişkin Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına,

suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan

katalog suçlar arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 29).

77. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olmasuçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır

cezai yaptırımlar öngörülen suç tiplerindendir (Benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Gülser Yıldırım (2), § 148). İsnat edilen suça

ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan silahlı terör örgütü üyesi olma suçu, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır.

78. Bunların yanı sıra yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra ilgili Cumhuriyet Başsavcılığının

başvurucuyu ifadesini almak üzere çağrı kâğıdıyla davet ettiği ancak

başvurucunun bu çağrılara uymadığı görülmektedir. Ayrıca milletvekili

dokunulmazlıklarına ilişkin Anayasa değişikliği teklifinin TBMM'ye verilmesi

üzerine başvurucunun da mensubu olduğu HDP'nin Eş

Genel Başkanı, yaptığı bir konuşmada kesin bir tavırla hiçbir milletvekilinin

ifade vermeye gitmeyeceğini belirtmiştir (bkz. § 21). Dolayısıyla başvurucunun

bu tutumunun kişisel bir yaklaşımın ötesinde soruşturma ve kovuşturma

süreçlerini zorlaştırmaya yönelik siyasi bir tavır olduğu, bu nedenle

devamlılık arz edebileceği söylenebilir.

79. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

açıklanan kaçma şüphesine ilişkin tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin

bulunduğu anlaşılmaktadır.

80. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamındaki ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın

tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, § 268; Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 76).

81. Somut olayda başvurucu, tutuklanmasının siyasi

faaliyetlerini yerine getirmesine engel olacağını belirtmiş; bu nedenle

-Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarını emsal göstererek- tutuklanmasının

ölçüsüz olduğunu ileri sürmüştür.

82. Anayasa Mahkemesi; milletvekillerinin tutukluluğuyla ilgili

verdiği Mehmet Haberal (B. No:

2012/849, 4/12/2013), Mustafa Ali Balbay (B.

No: 2012/1272, 4/12/2013), Kemal Aktaş ve

Selma Irmak (B. No: 2014/85, 3/1/2014), Faysal Sarıyıldız (B. No: 2014/9, 3/1/2014), İbrahim Ayhan (B. No: 2013/9895,

2/1/2014), Gülser

Yıldırım (B. No: 2013/9894, 2/1/2014) kararlarında seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarıyla

bağlantılı olarak sadece tutukluluğun makul süreyi aştığı şikâyetlerini

incelemiştir. Anılan kararlarda Anayasa Mahkemesi, milletvekillerinin -hiçbir

durumda- tutuklu olarak yargılanamayacakları yönünde bir değerlendirmede

bulunmamıştır.

83. Öte yandan Anayasa Mahkemesi yakın tarihte verdiği Gülser Yıldırım (2) (§§ 156, 157, 163) ve Selahattin Demirtaş (§§ 169, 170, 176)

kararlarında başvurucuların milletvekili

olmaları dolayısıyla tutuklamanın ölçüsüz olduğu yönündeki

iddialarını -tutuklamanın hukukiliği bağlamında- incelerken yasama

dokunulmazlığına istisna getirildiği veya bu dokunulmazlığın kaldırıldığı

durumlarda milletvekillerinin tutuklanamayacağına ilişkin anayasal bir kural

bulunmadığını ve milletvekilliğinin başlı başına tutuklamaya engel teşkil

etmediğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi bu kapsamda yaptığı inceleme

sonucunda milletvekili olan başvurucuların tutuklanmalarının ölçüsüz olmadığını

değerlendirmiştir.

84. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) de milletvekilleri

hakkında tutuklama tedbirinin hiçbir koşulda uygulanamayacağına ya da böyle bir

tutuklamanın -otomatik olarak- ölçüsüz olduğuna dair bir yaklaşımı söz konusu

değildir. Aksine AİHM, PKK ile bağlantılı suçlamalar dolayısıyla

dokunulmazlıkları kaldırılan ve sonrasında tutuklanan milletvekillerinin

tutuklanmalarının hukuki olmadığı iddialarını kabul etmemiştir (Sakık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 23878/94...,

26/11/1997, § 40).

85. Son olarak başvurucunun tutuklanmasına konu suçların genel

olarak 2007 ile 2016 yılı arasındaki eylemlere ilişkin olması, dolayısıyla

iddia edilen suçların bazılarının işlendiği tarihten uzunca bir süre sonra

tutuklama tedbirine başvurulması nedeniyle somut olayda ayrıca soruşturma

süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak gerekli olup olmadığının da incelenmesi

gerekir.

86. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer durumdaki (suç tarihi ile

tutuklama tarihi arasında önemli zaman diliminin bulunduğu) bazı olaylara

ilişkin başvurularda tutuklamanın gerekliliğine dair incelemede bulunmuştur.

87. Somut olayda öncelikle Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yasama dokunulmazlığından yararlandığı

sürece başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının mümkün olmadığı

göz ardı edilmemelidir. Yasama dokunulmazlığının belirli aşamadaki dosyalar

için uygulanmayacağına ilişkin Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihinde yürürlüğe

girmiş; akabinde başvurucu hakkındaki soruşturma dosyaları, ilgili Cumhuriyet

Başsavcılıklarına gönderilmiştir. Başvurucu, anılan Anayasa değişikliğinin

yürürlüğe girmesinden yaklaşık beş ay sonra tutuklanmıştır.

88. Bu süreç içinde yapılan işlemler incelendiğinde Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girmesini müteakip Bakanlıkça dosyaların ilgili

Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderilmesi, Başsavcılıklarca dosyaların

birleştirilmesi ve başvurucunun ifadesinin alınması için talimat yazılması veya

çağrı kâğıdı çıkarılması gibi usule ilişkin işlemlerin yapıldığı anlaşılmıştır

(bkz. §§ 16-21). Dolayısıyla soruşturma süreci içinde soruşturma mercileri

başta olmak üzere kamu makamlarının hareketsiz kalmaları söz konusu değildir

(Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Selahattin

Demirtaş, §§ 173, 174; Gülser Yıldırım (2),§§ 160,

161).

89. Öte yandan terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64; Selahattin Demirtaş, § 175;

Gülser Yıldırım (2),§ 162).

90. Ölçülülüğe ilişkin somut olayın yukarıda belirtilen

özellikleri dikkate alındığında Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç

için öngörülen yaptırımın ağırlığını ve işin niteliğini de gözönünde

tutarak tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının

yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

91. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak

yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçla

gerçekleştirildiği iddiasının incelenmesini gerektiren bir durum söz konusu

değildir.

92. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

93. Başvurucu; hakkındaki gözaltı ve ifade süreçlerinde

suçlamalara dair ayrıntılı şekilde bilgilendirilmediğini, soruşturma dosyasını

inceleme talebinin kısıtlama

kararı gerekçe gösterilerek kabul edilmediğini, bu nedenlerle kendisine yönelik

suçlamaları ve bunların delillerini öğrenemediğini ileri sürmüştür. Başvurucu

ayrıca soruşturma mercileri tarafından kısıtlama

kararının kanunda öngörülen kapsamı aşılarak yorumlandığını, bu bağlamda

incelemeye ve/veya örnek almaya yetkili olduğu belgelere yönelik erişiminin de

engellendiğini iddia etmektedir. Başvurucuya göre soruşturma mercilerinin bu

tutumu silahların eşitliği

ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Başvurucu sonuç olarak tutuklamaya karşı etkili bir

şekilde itirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

94. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

95. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

96. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2),§§

169-174.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

97. Başvurucu, hakkındaki suçlamalarla ilgili olarak gerek

gözaltında gerekse de Savcılıkta ayrıntılı bilgi verilmediğini, ifade işleme

sırasında da dosyayı inceleme taleplerinin kısıtlama kararı gerekçe

gösterilerek reddedildiğini ileri sürmüş ancak kısıtlama kararının verildiği

tarih ve sayısı ile kısıtlama kararının daha sonra kaldırılıp kaldırılmadığı

hususunda herhangi bir belgeyi veya bilgiyi dosyaya sunmamıştır. Bununla

birlikte Şırnak 2. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği

29/12/2016 tarihi itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin

(4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

98. Başvurucuya yöneltilen suçlamalar, yasama dokunulmazlıklarıyla

ilgili Anayasa değişikliği yapılmadan önce Cumhuriyet Başsavcılıkları

tarafından düzenlenen fezlekelerde belirtilen eylemlere ilişkindir. Bu

fezlekeler ile fezlekelere ekli soruşturma dosyalarının içeriğinin kısıtlama

kararının öncesinde milletvekili olan başvurucunun veya müdafilerinin erişimine

açık olmadığı yönünde herhangi bir tespit ya da iddia bulunmamaktadır (Benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Selahattin

Demirtaş, § 192; Gülser Yıldırım,§ 177). Öte yandan başvurucuya Şırnak

Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi öncesinde üzerine atılı

suçlamalar anlatılmış; başvurucu, soruşturmanın siyasi olduğuna inandığı için

ifade vermek istemediğini söylemiştir (bkz. § 24).

99. Başvurucunun Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğindeki sorgusu

sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili Savcılıkta verdiği ifadesini tekrar

ettiği ve ek olarak benzer beyanlarda bulunduğu, sorgu sırasında hazır bulunan

başvurucu müdafilerinin ise suçlamaların esasıyla ilgili ayrıntılı savunma

yaptıkları görülmektedir (bkz. §§ 26, 28).Dolayısıyla

başvurucunun ve müdafilerinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel

teşkil eden bilgilere erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

100. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında kısa bir

süre devam eden soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık kararı

nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda

bulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir.

101. Diğer taraftan başvurucu; kısıtlama kararının kanunda

öngörülen kapsamı aşılarak yorumlandığını, incelemeye ve/veya örnek almaya

yetkili olduğu belgelere yönelik erişiminin engellendiğini ileri sürmüşse de

5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (3) numaralı fıkrasına aykırı olarak

kuralda belirtilen ifadelerini içeren

tutanaklar, bilirkişi raporları ve hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklardan hangisine veya hangilerine

erişiminin engellendiğini ortaya koyamamış; özellikle kısıtlamaya ilişkin

kararın tarih ve sayısını bildirmemiştir.

102. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendisine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu

başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

103. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucunun kısıtlama kararı

kapsamında olmayan bilgi ve belgelere erişiminin sağlanması için yetkili

mercilere başvurduğuna ve bu girişiminin sonuçsuz kaldığına yönelik olarak

somut olgulara dayalı bir iddia dile getirilmediği gibi UYAP üzerinden yapılan

incelemede de böyle bir olguya rastlanmamıştır. Nitekim başvurucu müdafilerinin

de sorgu sırasında, kısıtlama kararı kapsamında olmayan belgelere

erişemedikleri ve bu nedenle tutuklama talebine karşı savunmalarını etkili bir

şekilde dile getiremedikleri yönünde bir iddiaları olmamıştır. Dolayısıyla

başvurucu, kısıtlama kararı kapsamında olmayan belgelere erişiminin engellendiği

iddiasını temellendirememiştir.

104. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle etkili bir savunma yapamadığı ve tutukluluğa etkili bir şekilde

itirazda bulunamadığı iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

4. Tutukluluğa Yönelik

İtirazın Kısa Süre İçinde İncelenmemesine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

105. Başvurucu; Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğinin tutukluluğa

itirazı yasal süresi geçtikten sonra incelediğini, itirazın değerlendirilmesi

amacıyla dosyanın gönderildiği Siirt Sulh Ceza Hâkimliğinin de yasal sürelere

uymayarak itirazı reddettiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

106. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın

kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili

bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

107. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

108. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında, hürriyeti

kısıtlanan kişinin durumu hakkında karar verilmesini talep etmesi hâlinde bu

talebin karara bağlanması için belirli bir süre öngörülmemişse de kısa sürede karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.Kararın gereken

süratle alınıp alınmadığı, her davanın kendi özel koşullarına göre

değerlendirilir (Ulaş Kaya ve Adnan Ataman, B. No: 2013/4128,

18/11/2015, § 71).

109. Ceza muhakemesi hukukumuzda itiraz usulünün düzenlendiği

5271 sayılı Kanun'un 268. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kararına itiraz

edilen hâkim veya mahkemenin itiraz incelemesini en çok üç gün içinde yapması,

itirazı yerinde görmezse yetkili merciye göndermesi

gerektiği belirtilmiştir. Bu süre, 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme

Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (668 sayılı KHK) ile 5237 sayılı

Kanun'un İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci

Bölümü'nde tanımlanan suçlar ie 12/4/1991 tarihli ve

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen

suçlar bakımından, olağanüstü halin devamı süresince on gün olarak

düzenlenmiştir.

110. Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme açısından itiraz

incelemesi yönünden 5271 sayılı Kanun'da bir süre öngörülmüş ise de itiraz

merciinin incelemesini ne kadar süre içinde tamamlaması gerektiğine ilişkin bir

düzenleme bulunmamaktadır. Anayasa'nın yukarıda değinilen 19. maddesinin

sekizinci fıkrasında yer alan “kısa sürede”

ibaresi, hürriyeti kısıtlanan kişinin bu kısıtlamanın hukukiliğine karşı

yaptığı itirazın mümkün olan en kısa sürede karara bağlanmasını zorunlu

kılmaktadır (Benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Ulaş Kaya ve Adnan Ataman , § 73).

111. 5271 sayılı Kanun'un 268. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (a) bendinde itirazı inceleyecek merciler ayrıntılı bir şekilde

belirtilmiştir. Bu düzenlemede, eğer kararına itiraz edilen hâkimlik ağır ceza

mahkemesinin bulunduğu yerdeki bir sulh ceza hâkimliği ise ve aynı zamanda o

yerde tek sulh ceza hâkimliği bulunuyorsa, itirazı inceleme yetkisinin en yakın

ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine ait olduğu ifade

edilmiştir.

112. Somut olayda başvurucunun tutuklama kararına itiraz

dilekçesini 11/11/2016 tarihinde Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğine verdiği

anlaşılmıştır. Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği 14/11/2016 tarihli üst yazısı ile

dilekçeyi Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine göndermiştir. Şırnak Sulh Ceza Hakimliği

24/11/2016 tarihinde itirazı yerinde görmeyerek incelenmek üzere Siirt Sulh

Ceza Hakimliğine dosyayı göndermiştir. Siirt Sulh Ceza Hâkimliği 8/12/2016

tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Bu kapsamda başvurucunun iddiası incelendiğinde

Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğinin evrakın kendisine gelişinden itibaren on gün

içinde itirazı incelediği görülmektedir. Daha sonra itirazın incelenmesi

amacıyla dosyanın başka bir ilde bulunan Siirt Sulh Ceza Hâkimliğine

gönderildiği ve Hâkimliğin de 14 gün gibi bir sürede kararını verdiği

anlaşılmıştır.

113. Başvurucu hakkında Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca

yürütülen soruşturmanın içinde yirmi bir adet fezleke barındırması yani somut

dosyada yirmi bir ayrı soruşturmanın varlığı karşısında dosyanın kapsamı,

başvurucunun itirazının değerlendirilmek üzere dosyanın başka bir ilde bulunan

Sulh Ceza Hâkimliğine gönderilmiş olması ve somut olayın yukarıda belirtilen

özellikleri dikkate alındığında başvurucunun tutukluluğa yönelik itirazı

hakkında makul bir süre içinde karar verildiği değerlendirilmiş ve itiraz

aşamasında geçen sürenin Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer

alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı sonucuna varılmıştır.

114. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

B. İfade Özgürlüğü ile

Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin

İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

115. Başvurucu; tutuklamaya dayanak oluşturan ve fezlekelerde

belirtilen konuşma ve açıklamalarının ifade özgürlüğünün koruması altında

olduğunu, muhalefet partisine mensup bir milletvekili olarak Hükûmete ve onun

siyasetinin ürünü olan uygulamalara yönelik siyasal söylem ve eleştirilerinin

ifade özgürlüğü kapsamında en üst seviyede korunması gerekirken suçlamaya ve

dolayısıyla tutuklamaya konu edildiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre

mensubu olduğu siyasi partinin geniş bir seçmen kitlesine sahip olduğu yerlerde

o bölgenin sorunlarını tartışmaya açması ve süregelen (silahlı) çatışmalarla

ilgili olarak iktidarı güçlü bir şekilde eleştirmesi de bu bağlamda

değerlendirilmelidir. Başvurucu sonuç olarak ifade özgürlüğü ile seçilme ve

siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

116. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikle

tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıp

aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, §§ 92-100; Hidayet

Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, §§

105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, §§ 61-75; Faysal Sarıyıldız, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, §§ 60-74).

117. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu ve ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 54-92). Bu

kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun yalnızca

ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları kapsamında

kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası

yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır

(Aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selahattin

Demirtaş, §§ 199-201; Gülser Yıldırım (2),§§ 185-187).

118. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını ihlal ettiği

iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluğa yönelik itirazın kısa süre içinde incelenmemesi

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

30/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

Nursel

AYDOĞAN

Vekili

:

Av. Sinem

COŞKUN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/35718, 30 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucunun
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. İfade Özgürlüğü ile
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Yıldırım
  14. Kömürcü
  15. Topal
  16. M. Emin KUZ
  17. Aydoğan
  18. Coşkun
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/35718
Tarih
30 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • İ.d. Başvurusu (B. No: 2015/15955)
  • Yunus Özyaşar Başvurusu (B. No: 2015/16529)
  • Tuncer Bakırhan Başvurusu (B. No: 2017/28478)
  • Hasan Sayar ve Müseddat Sayar Başvurusu (B. No: 2015/3267)
  • Abdullah Akhamur ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/14355)
  • İ.b. Başvurusu (B. No: 2015/5085)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.