İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nurten Kökcü Başvurusu (B. No: 2014/15241)

1. Başvuru, konutun belediye görevlilerince çöp ev olduğu

Başvuru No2014/15241Tarih19 Temmuz 2017Okuma15 dk · 2.973 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nurten Kökcü Başvurusu

Karar tarihi
19 Temmuz 2017
Başvuru Numarası
2014/15241
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.973 kelime·15 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, konutun belediye görevlilerince çöp ev olduğu

iddiası ile boşaltılması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan

tam yargı davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesinin mahkemeye erişim

hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, "Demetevler 3.

Cadde No:.. Yenimahalle/Ankara" adresinde bulunan ve zaman zaman ikamet

ettiğini belirttiği evinde kendisinin bulunmadığı sırada evine ve eşyalarına

zarar verildiği iddiasıyla 29/1/2010 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına

şikâyette bulunmuş ve şüpheli olarak apartman yönetimini (sakinler ve malikler)

göstermiştir. Şikâyet dilekçesinde şöyle demiştir:

"...

Kilitli muhafazalı iki adet demir ve iki adet

ağaç kapı ile kapalı evimizin açılıp mevcut kapıların da (içli dışlı) yok

edilip sökülmesi sonucu içeri girilip talan edilmiştir. İçerisi tamamen

boşaltılmıştır. Meskenimizin her tarafı açık olarak bırakılmıştır. Bu olayın

geçtiği olay yerinin bir an önce araştırılıp soruşturulması herhangi bir

elektrik kaçağı ve yangın sabotajı ihtimali açısından ivedi olarak

soruşturulması ve tespitinin yapılmasını, suçluların cezalandırılmasının arz ve

talep ederim.

Alacak çeklerimiz, senetlerimiz, sözleşme niteliği taşıyan açık

senetler, çeşitli kıymetli belgeler ve evraklar, müşteri alacak senetleri,

antika değeri taşıyan eşyalar, mağaza ve restoran malzemeleri, çeşitli mahkeme

kararları, tapu belgeleri, çeşitli noter vekaletleri, altın, gümüş, pırlanta

taşlı takı ve ziynet eşyalarımız v.b. evimizden yok

edilmiştir. Alenen bir soygun gerçekleştirilmiştir. Zararımız madden ve manen

çok büyüktür. Ailecek travma geçiriyoruz adli tıbba sevkimizi talep ediyoruz.... "

10. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 15/12/2010 tarihli ve Sor.

No. 2010/13584, K.2010/69824 sayılı kararıyla "...

Soruşturma evrakı kapsamından evin çöp dolu olduğu ve belediye zabıtası

yetkilileri tarafından boşatıldığı, müştekilerin iddialarını doğrulayan herhangi

bir delil bulunmadığı..." gerekçesiyle kovuşturmaya yer

olmadığına karar vermiştir.

11. Başvurucu, bu kararı 23/3/2012 tarihinde savcılık kaleminde

elden tebliğ ederek karara itiraz etmiştir. Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi

9/8/2012 tarihli ve Değişik İş No. 2012/1963 sayılı kararıyla kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazı

reddetmiştir.

12. Başvurucu; evin çöp ev olmadığını, evde kıymetli evrak, ev

eşyası, hatıra ve ziynet eşyası ile daha önce işlettiği lokanta ve tuhafiyeye

ait eşyanın bulunduğunu, kendilerine hiçbir bildirim yapılmadan evde

olmadıkları bir sırada evin boşaltıldığını, eşyanın yok edildiğini ileri

sürerek uğradığı zararın tazmini istemiyle 4/12/2012 tarihinde Yenimahalle

Belediyesi (Belediye) aleyhine doğrudan tam yargı davası açmıştır.

13. Ankara 4. İdare Mahkemesi 13/12/2012 tarihli kararıyla

davanın davalı idareye başvurulmadan açıldığı gerekçesiyle 6/1/1982 tarihli ve

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1-e maddesi uyarınca dava

dilekçesinin davalı Belediyeye tevdiine karar vermiştir.

14. Belediyece 8/2/2013 ve 14/3/2013 tarihli işlemlerle

başvurucunun tazminat istemi reddedilmiştir. Belediyece verilen 14/3/2013

tarihli cevap şöyledir:

"... Apartmanı'nın

Yöneticisi I.S., bina sakinlerinden M.A. ve diğerleri tarafından verilen ve

idaremiz kayıtlarına 22.05.2009 tarih, 16676 sayı ile giren dilekçede; söz

konusu apartmanın bahçe katında bulunan 1 nolu

dairenin: yıllardır boş, bakımsız, virane olup, cam ve çerçevesi olmayan

korunaksız, fare ve haşerelerin görüldüğü, içerisinden kokular gelmekte olan

dairenin sağlıklarını tehdit ettiğinden bahisle, eşyaların tahliye edilerek

ilaçlama yapılmasını talep etmeleri üzerine:

Atıl durumdaki konutun sahibi olduğu öğrenilen A.B.'le

yapılan telefon görüşmesinde ilgili şahsın konuya duyarsız kalması üzerine

dilekçede yer alan durumun sabit olmasına ve konunun aciliyetine

binaen gerekli güvenlik tedbirleri alınmak suretiyle, Belediyemiz

görevlilerince; İdaremiz Zabıta Müdürlüğü ve Temizlik İşleri Müdürlüğü Yetkili

Amirleri ile, Mahalle Muhtarı G. Ö., Polis Memuru E. Ç., Polis Memuru O. B. ve

Bina Yöneticisi İ. S. gözetiminde 28.05.2009 tarihinde saat 10.30 sularında çöp

ev temizlenmiş ve bu durum olay mahallinde düzenlenen tutanak ve memur raporu

ile imza altına alınmıştır. Söz konusu şikayet dilekçesi, tutanak ve memur

raporundan birer ilgi b yazımız ekinde sunulmuştur.

... yaptırılan temizlik sonrasında çöp evden çıkan mal ve malzemeler,

çöp aracına yüklenerek döküm alanı olan Mamak Çöplüğü'ne

sevk edilmiş olup, emanete alınan ve depolarımızda muhafaza edilen herhangi bir

malzeme bulunmamaktadır.

Sonuç olarak; aynı eylem sebebiyle Ankara 4. İdare Mahkemesi nezdinde

tazminat talepli olarak açmış olduğunuz dava bulunduğundan, ilgi a dilekçenizle

[1/3/2013 tarihli dilekçe] eşyaların iadesi yönünde yapmış olduğunu başvurunun

mükerrerliğe sebebiyet verebilecek bir başvuru olması ve zaten halihazırda

emanete alınmış ve depolarımızda muhafaza edilmekte olan mal ve malzeme

bulunmaması sebepleriyle iade talebinizin yerine getirilmesi hukuken ve fiilen

mümkün değildir. "

15. Başvurucu bunun üzerine 27/3/2013 tarihinde yeniden dava

açmıştır. Ankara 15. İdare Mahkemesi 3/4/2013 tarihli ve E.2013/442, K.2013/446

sayılı kararıyla; eve 28/5/2009 tarihinde girildiği ve anılan eylemlerin

gerçekleştirildiği, başvurucunun söz konusu eylemi en geç Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına yapılan şikâyet tarihinde (29/1/2010) öğrendiğinin kabulü

gerektiği, bu açıdan 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi hükmüne göre eylemin

öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde idareye başvuruda bulunulması

gerekmekte iken bu süre geçtikten sonra 4/12/2012 tarihinde Ankara 4. İdare

Mahkemesinde dava açıldığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine

karar vermiştir.

16. Başvurucu; eylemin Belediye görevlilerince yapıldığını

savcılığa başvurduğu sırada bilmediğini, savcılığın takipsizlik kararını tebliğ

aldığı 23/3/2012 tarihinde eylemin Belediye görevlilerince yapıldığını

öğrendiğini ve buna göre bir yıllık süre dolmadan dava açtığını belirterek

kararı temyiz etmiştir.

17. Danıştay Sekizinci Dairesi 11/9/2013 tarihli ve E.2013/7244,

K.2013/6111 sayılı kararıyla, İdare Mahkemesi kararının ve dayandığı gerekçenin

usul ve yasaya uygun olup bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığı

gerekçesiyle temyiz istemini reddetmiş ve kararı onamıştır.

18. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 9/5/2014

tarihli ve E.2014/762, K.2014/3834 sayılı ilamıyla, karar düzeltme nedenlerinin

bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu karar, başvurucuya 16/9/2014

tarihinde tebliğ edilmiştir.

19. Başvurucu 19/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Anayasa ve Kanun

Maddeleri

20. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan

zararı ödemekle yükümlüdür.”

21. 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan

önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle

öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren

beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini

istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu

konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış

gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava

süresi içinde dava açılabilir.

Görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan tam yargı

davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine

açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.”

2. Danıştay İçtihadı

22. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

20/2/2014 tarihli ve E.2013/11650, K.2014/1022 sayılı kararı şöyledir:

“…

… davacının, 2004 yılının ağustos ayında bisikletten düşerek

yaralanması üzerine kaldırıldığı Konya Numune Hastanesi'nde yapılan tedavi ve

ameliyatından sonra iyileşememesi sonucunda başvurduğu Konya Eğitim ve

Araştırma Hastanesi'nden 13/05/2010 tarihinde aldığı rapordan %26,9 oranında

özürlü olduğunu öğrendiği, davacının ameliyatı gerçekleştiren doktor S. S.

aleyhine tazminat istemiyle 08/02/2011 tarihinde Konya 2. Asliye Hukuk

Mahkemesi'nin 2011/75 sayılı esasına kayıtlı olarak açtığı davanın 14/06/2012

tarih ve E:2011/75, K:2012/585 sayılı kararla anılan davanın idareye karşı

açılması gerektiğinden husumet nedeniyle reddedildiği ve bahsi geçen kararın

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 09/11/2012 tarih ve E:2012/15934, K:2012/16599

sayılı kararıyla onanarak kesinleşmesi üzerine davalı idare aleyhine bakılmakta

olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Buna göre, davacının Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden

13/05/2010 tarihinde aldığı rapordan %26,9 oranında özürlü olduğunu öğrendiği,

bunun üzerine 08/02/2011 tarihinde ameliyatı gerçekleştiren doktor aleyhine

tazminat istemiyle Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan davanın husumet

yokluğu nedeni ile reddedilerek buna ilişkin kararın 09/11/2012 tarihinde

kesinleştiği, davacının söz konusu kararın kesinleşmesiyle birlikte eylemi ve

eylemin idareye atfedilebilir olduğunu öğrendiği 09/11/2012 tarihinden itibaren

1 yıl içinde, 08/05/2013 tarihinde açtığı davada süre aşımı bulunmamakta olup;

İdare Mahkemesince, davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken,

davanın süre aşımı yönünden reddi yolunda verilen kararda usul hükümlerine

uygunluk görülmemektedir.”

23. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,

K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:

“…

Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı

durumlarda eylemin gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve

incelemelerden, hatta ceza davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.

Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufta bulunurken uyulması

zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine izafe edilebilecek

nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımı sırasında gerçekleştiği

için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından doğan zararın tazmini

istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,

zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan mı, görev kusurundan mı

kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda belirlenmesiyle ortaya

çıkabilmektedir.

Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde öngörülen 1 ve 5

yıllık sürelerin eylemin idariliğinin ve doğurduğu

zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun,

dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini olumsuz

etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam yargı

davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik olması

sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin

ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.

Dosyanın incelenmesinden, davacının eşinin yaralanması üzerine

kaldırıldığı Salihli Devlet Hastanesinde 24.4.2004 tarihinde ölümünün gerçekleştiği,

acil servis personelinden doktor S.T. hakkında taksirle bir kişiyi öldürme

suçunu işlediğinden bahisle 25.9.2006 günlü iddianame ile açılan ceza davasının

sürdüğü, davacının ise iddianamenin 13.10.2006 tarihinde tebliğ edilmesi

üzerine 8.10.2007 gününde maddi ve manevi tazminat talebiyle davalı idareye

yaptığı başvurunun 27.11.2007 tarihinde tebliğ edilen 20.11.2007 günlü işlemle

reddi sonrasında 25.1.2008 tarihinde dava açtığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, eylemin idariliğinin S.T. hakkında

açılan ceza davasında verilecek kararın kesinleştiği tarihte ortaya

çıkabileceği dikkate alındığında, iddianamenin tebliği üzerine yapılan

başvurunun reddi sonrasında açılan davada süre aşımı, davanın süre aşımı

bakımından reddi yolunda verilen Mahkeme kararında ise hukuksal isabet

bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.”

B. Uluslararası Hukuk

24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”

25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından

birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).

Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerin

doğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B.

No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralı fıkra, herkesin kişisel

hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya bir

yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

26. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından

düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara

tabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nin

tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen

(çerçevesini çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancak

hiçbir durumda bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38). Ayrıca bu

sınırlama meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan araçlarla gerçekleştirilmek

istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır, aksi

takdirde sınırlama 6. maddenin (1) numaralı fıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No:

8225/78,28/5/1985, § 57).

27. Bir tazminat davasının kusur veya ihmale dayandırıldığı

hâllerde başvurucu söz konusu kusur veya ihmali oluşturan olaydan haberi olduğu

ya da haberi olması gerektiği tarihten itibaren dava açma hakkına sahip

olmaktadır (Miragall Escolano ve

diğerleri/İspanya, No. 38366/97, 38688/97, 40777/98, 40843/98, 41015/98,

41400/98, 41446/98, 41484/98, 41487/98 ve 41509/98, § 37, AİHM 2000-I

ve Canete de Goni/İspanya,

No. 55782/00, § 40, AİHM 2002-VIII). Bu kapsamda tazminat davasının ileri

sürülen bir kusur veya ihmale dayandığı durumlarda, başvurucunun yalnızca bu

kusur veya ihmalin sonuçlarından haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiği

andan itibaren yani haklarının ihlal edildiğiyle ilgili belge ya da karardan

haberdar olduğu tarihten itibaren dava açma süresi işleyebilecektir (Yeşilkaya/Türkiye (k.k.),

B. No: 47157/10, 26/5/2015,§ 39).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 19/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edeldiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu; konutunun kilitli kapısı kırılarak evdeki

eşyalarının götürülmesi nedeniyle 2010 yılında savcılığa başvurduğunu, bu

sırada bu eylemin kim tarafından yapıldığını bilmediğini, eylemin Belediye

görevlilerince yapıldığını savcılığın takipsizlik kararını tebliğ aldığı

23/3/2012 tarihinde öğrendiğini ve bu tarihten sonra süresi içinde gerekli başvuruları

yaptığını, dolayısıyla açtığı davanın süresinde olduğunu ileri sürerek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş ve yargılamanın yenilenmesine

karar verilmesini istemiştir.

2. Değerlendirme

30. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

31. Anayasa’nın 36. maddesinin birici

fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

32. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

52). Mahkemeye erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması

mümkündür. Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın

13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir

(Murat Kara ve diğerleri, B. No:

2014/6042, 9/3/2017, § 59).

33. Buna göre uygulanacak sınırlandırmanın ihlale yol açmaması

için Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen

koşullardan kanuna dayanma, meşru amaç izleme ve ölçülü olma koşulları yerine

getirilmelidir.

34. Bu çerçevede dava açmayı imkânsız kılacak ya da aşırı

zorlaştıracak ölçüde kısa olmadıkça dava açma ya da kanun yollarına başvurma

için belli sürelerin öngörülmesi, hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve

tek başına bu durum mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz (Remzi Durmaz, B. No: 2013/1718, 2/10/2013,

§ 27). Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın

hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği

gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde

aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil

Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

35. Danıştayın yerleşik içtihatlarında

2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin

eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya

çıkması ile başlayacağı, eylemin idariliği ve yol

açtığı zararın ise bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıktığı bazen de

değişik araştırma ve inceleme sonucu çok sonra ortaya çıkabildiği, eylemin idariliğinin sonradan ortaya çıktığı durumlarda 2577 sayılı

Kanun ile öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin bu tarihten itibaren

hesaplanması gerektiği, aksi bir yorumun dava açma yolunun kullanımını

güçleştirerek hak arama hürriyetini olumsuz şekilde etkileyeceği

belirtilmektedir. Danıştay, yerleşik içtihatları ile uyumlu olarak kamu

görevlilerinin kamu hizmetini yürütürken üçüncü kişilere vermiş oldukları

zararlar nedeniyle kamu görevlileri aleyhine adli yargıda açılan tazminat

davalarında ve adli yargı mercilerince davalının hasım sıfatının bulunmadığı

gerekçesiyle verilen ret kararlarında da aynı içtihadı benimsemiş; eylemin idariliğinin, adli yargı mercilerince husumet yokluğu

nedeniyle verilen ret kararının kesinleşmesiyle birlikte ortaya çıktığını, bu

durumlarda husumet yokluğu nedeniyle verilen ret kararlarının kesinleşmesinden

itibaren bir yıl içinde 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca tam yargı

davası açılabileceğini kabul etmiştir (bkz. §§ 22-23).

36. Somut olayda başvurucunun uğradığı zararın kaynağına ilişkin

eylemin idari bir eylem olduğunu öğrendiği tarihin belirlenmesi ve bu tarihe

dair Derece Mahkemesinin gerekçesi, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının

ihlal edilip edilmediğinin tespitinde önem arz etmektedir. Zira ilke olarak

tazminat davalarında dava açma hakkının, tarafların uğradığı zararı doğuran

eylemin idariliğini öğrendiğinde kullanabilmeleri

gerekir. Bu bağlamda eylemin idariliğinin bilindiği

veya bilinmesi gerektiği tarihin tespiti ve buna ilişkin Derece Mahkemesinin

yorumu önem kazanır.

37. Olayda başvurucunun 29/1/2010 tarihinde yaptığı suç

duyurusunun ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı gerekli incelemeyi yaparak

15/12/2010 tarihinde olayı sonuçlandırmıştır. Başvurucu ise ilk başvurusundan

iki yılı aşkın bir süre sonra23/3/2012 tarihinde söz konusu kararı savcılık

kaleminde elden tebliğ almıştır. İlk Derece Mahkemesi, idari eylemin en geç

savcılığa şikâyet tarihi itibarıyla öğrenildiğinin kabulüyle bu tarihten

itibaren bir yıl içerisinde idareye başvuru yapılmadığı gerekçesiyle davayı

süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Karar, Danıştay incelemesinden geçerek

kesinleşmiştir. Başvurucu, bir yıllık idari dava açma süresinin, takipsizlik

kararını savcılık kaleminde aldığı 23/3/2012 tarihinden başlaması gerektiğini

zira eylemin idariliğini bu tarihte öğrendiğini ileri

sürmektedir.

38. Söz konusu evin 28/5/2009 tarihinde başvurucunun yokluğunda

Belediye görevlilerince çöp ev olduğu gerekçesiyle boşaltıldığı, başvurucunun

ise eylemin failini bilmemekle birlikte evin boşaltıldığını en geç savcılığa

şikâyette bulunduğu 29/1/2010 tarihinde öğrenmiş olduğu hususunda bir tartışma

bulunmamaktadır. Başvurucu, eylemin idariliğini

savcılığın takipsizlik kararını tebliğ aldığı 23/3/2012 tarihinde öğrendiğini

ileri sürmekte ise de eyleme konu olan ev kırsal bir adreste bulunmayıp

apartman dairesi niteliğinde ve şehir hayatının yaşandığı Ankara ili

Yenimahalle ilçesi Demetevler 3. Caddesi'nde bulunmaktadır.

Başvurucunun, evinin boşaltıldığını öğrendiği 29/1/2010 tarihinden itibaren

Belediye, mahalle karakolu, mahalle muhtarlığı gibi resmî merciler nezdinde

yapacağı basit bir araştırmayla evinin Belediye tarafından boşaltıldığını

öğrenmesi mümkündür. Öte yandan her ne kadar başvurucu, söz konusu eylemle

ilgili olarak savcılığa şikâyette bulunmuş ise de savcılığın takipsizlik

kararının somut olayın koşullarına göre eylemin idariliğinin

ortaya konulmasında özel bir öneminin bulunduğundan bahsedilemeyeceği

anlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle başvuruya konu olayda eylemin idariliğinin ortaya konulması için kamu makamlarınca araştırmaveya inceleme yapılmasını gerektiren bir durum söz

konusu değldir.

39. Bu hâliyle olaya bakıldığında Derece Mahkemesinin gerekçesinin,

başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir nitelik taşımadığı ve bu

nedenle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının

açık olduğu sonucuna varılmıştır.

40. Açıklanan nedenlerle başvurucunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İddialar

41. Başvurucu; evine girilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin,

konut dokunulmazlığının, özel hayatın gizliliğinin ve Anayasa'nın 5. ve 40.

maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

42. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir(İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

43. Başvuru konusu olayda başvurucu anılan iddialarına ilişkin

olarak uğradığı zararlarının tazmini amacıyla tam yargı davasını süresinde

açmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun özen yükümlülüğüne aykırı olarak hukuk

sisteminde mevcut idari ve yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda

bulunduğu anlaşılmaktadır.

44. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Diğer ihlal iddialarının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

19/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucu : Nurten KÖKCÜ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/15241, 19 Temmuz 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Mahkemeye Erişim
  11. B. Diğer İddialar
  12. A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Yamlı
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/15241
Tarih
19 Temmuz 2017

İlgili Kararlar

  • Selma Altundağ Başvurusu (B. No: 2014/14474)
  • Turan Kartal Başvurusu (B. No: 2014/18126)
  • Mehmet Veysi Dilekci Başvurusu (B. No: 2014/11179)
  • Osman Ukav Başvurusu (B. No: 2014/12501)
  • H. B. Başvurusu (B. No: 2016/27304)
  • Fehmi Coşgun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/6184)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.