İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Osman Ukav Başvurusu (B. No: 2014/12501)

1. Başvuru, tapu tahsis belgesine dayalı olarak açılan tapu

Başvuru No2014/12501Tarih6 Temmuz 2017Okuma35 dk · 6.906 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Osman Ukav Başvurusu

Karar tarihi
6 Temmuz 2017
Başvuru Numarası
2014/12501
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.906 kelime·35 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tapu tahsis belgesine dayalı olarak açılan tapu

iptali ve tescil davasının, yargılama sırasında yapılan imar uygulaması

değişikliğiyle taşınmazın meslek lisesi alanı olarak ayrıldığı gerekçesine

dayalı olarak reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/7/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, İstanbul ili Üsküdar ilçesine bağlı Bulgurlu

Mahallesi 48 ada 1 parsel sayılı Maliye Hazinesi (Hazine) adına tapuda kayıtlı

bulunan taşınmaz üzerinde -başvuru formu ve eklerinde belirtilmeyen bir

tarihte- tek katlı bir gecekondu inşa ettirmiştir.

10. Başvurucu, bu taşınmazda bulunan gecekondusu için 7/7/1986 tarihinde, 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve

Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı

İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun kapsamında imar

affı başvurusu yapmıştır.

11. Millî Emlak Müdürlüğü tarafından 14/8/1986

tarihinde bu taşınmaz için anılan Kanun’a göre "tapu tahsis belgesi"

düzenlenerek başvurucuya verilmiştir. Anılan "tapu tahsis belgesi"

Tapu Müdürlüğü tarafından 26/9/1986 tarihinde, taşınmazın

tapu kaydının beyanlar hanesine işlenmiştir.

12. Üsküdar Belediyesince (Belediye) bu taşınmazın bulunduğu

yerde 16/3/1989-17/10/1990 tarihli 1/1000 ölçekli

Islah İmar Planı yapılmıştır. Belediyenin 21/12/1989

tarihli plan tadilatında, anılan taşınmaz konut alanı olarak ayrılmış ve bu

taşınmazın üzerinde beş kat yükseklikte bina yapılabilmesine izin verilmiştir.

Belediye, bu hususları 12/9/2006 tarihinde Kadıköy

Emlak Müdürlüğüne bildirmiştir.

13. Başvurucu 18/6/2007 tarihinde

Hazine aleyhine Üsküdar 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptali ve tescil

davası açmıştır. Dava dilekçesinde, başvurucunun tapu tahsis belgesinin mevcut

olup uzun bir süreden beri bu taşınmazı zilyetliğinde bulundurduğu

belirtilerek, tapu verilmesi koşullarının oluştuğu iddia edilmiştir.

14. Bu arada taşınmazın konumuna ilişkin bilgiler değişmiştir.

Buna göre taşınmaz, yeni kurulan Ataşehir ilçesine

bağlı Örnek Mahallesi, 1439 ada 1 parsel olarak tapuda tescilli bulunmaktadır.

Mahkeme, taşınmazın bulunduğu ilçe ve mahallenin değiştiğini gözeterek 3/7/2008 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir.

15. Yetkisizlik kararı sonrası dava dosyası Kadıköy 3. Asliye

Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir. Yapılan yargılama sırasında 25/2/2011 tarihinde taşınmaz Toplu Konut İdaresine (TOKİ)

devredilmiştir. Başvurucunun 23/9/2011 tarihli talebi üzerine TOKİ de

yargılamaya davalı olarak dahil edilmiştir. Mahkeme,

mimari ve kadastro alanında uzman teknik bilirkişiler eşliğinde dava konusu

taşınmazın başında 27/7/2011 tarihinde keşif icra

etmiştir. Bilirkişilerin 9/9/2011 tarihli raporunda,

taşınmazın imar durumunun konut olarak belirlendiği ve düzenleme ortak payı

düşüldükten sonra 276,84 m² yüzölçümlü alanın başvurucu tarafından

kullanıldığı, taşınmazın değerinin ise 332.208 TL olduğu belirtilmiştir.

Başvurucu, bilirkişi raporunda belirtilen taşınmaz bedelini Mahkemece

gösterilen banka şubesine depo etmiştir.

16. Yapılan yargılama neticesinde Mahkeme, 1/3/2012

tarihinde Hazine yönünden açılan davanın husumet yönünden reddine, TOKİ

yönünden açılan davanın ise kabulüne karar vermiştir. Mahkeme davanın kabulüyle

birlikte taşınmazın tapu kaydının kısmen iptali ile 27.684/559.340 payının

başvurucu adına tesciline, depo edilen taşınmaz bedelinin ise davalı TOKİ'ye

ödenmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun taşınmazın bir

kısmının zilyedi olup kendisine tapu tahsis belgesi verildiği belirtilmiştir.

Mahkeme bu doğrultuda başvurucunun tahsis belgesi verilmesi için gerekli ücreti

ödediğini ve taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde şagil

(işgalci) olarak gösterildiğini tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca tapu tahsis

belgesinin verildiği tarihten bu yana da başvurucunun zilyetliğinin devam

ettiğine dikkati çekmiştir. Mahkemeye göre 2981 sayılı Kanun ile öngörülen

tescil için gerekli bütün koşullar tamamlanmış olup tescile kanuni bir engel de

bulunmamaktadır.

17. Karar, davalı TOKİ tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz

dilekçesinde, dava konusu taşınmazın yapılan imar planı tadilatında meslek

lisesi alanında kaldığı belirtilmiştir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi (Daire), 6/6/2012 tarihinde bu durumun belediye başkanlığından

sorulması için dosyanın mahalline iadesine karar vermiştir. İlk Derece

Mahkemesinin 25/7/2012 tarihli yazısıyla taşınmazın

imar planında konut alanında kalıp kalmadığı ve herhangi bir kamu hizmetine

tahsis edilip edilmediği Ataşehir Belediye

Başkanlığından sorulmuştur. Belediye Başkanlığının 2/8/2012

tarihli yazısıyla dava konusu taşınmazın 28/5/2010 tarihli ve 1/1000 ölçekli

uygulama imar planı tadilatında "meslek lisesi alanı" olarak

ayrıldığı bildirilmiştir.

18. Dairenin 17/10/2012 tarihli ve

E.2012/11519, K.2012/12058 sayılı ilamıyla hükmün bozulmasına karar

verilmiştir. Daire ilk olarak tapu tahsis belgesinin bir mülkiyet belgesi

olmayıp yalnızca fiilî kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel bir hak

sağlayan zilyetlik belgesi olduğunu vurgulamıştır. Kararda ayrıca tahsis

kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için gerekli koşullar

sıralanmıştır. Buna göre;

a.Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir

tapu tahsis belgesi mevcut olmalıdır.

b. Tahsise konu yerde 3/5/1985

tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca imar uygulama planı

veya 2981 sayılı Kanun uyarınca ıslah imar planı yapılmış olmalıdır.

c. İlgilisine tapu tahsis belgesi

gereğince başka bir yerden tahsis yapılmamış olmalıdır.

d. Tahsise konu yerin kamu hizmetine

ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması gerekmektedir.

e. Tahsise konu yer ile tescili

istenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliğinin

belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığıyla keşif

yapılmalıdır.

f. Tahsise konu arsa bedelinin

ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri, uzman

bilirkişiler aracılığıyla saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya

belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olmalıdır.

g. Yedinci ve son olarak ise imar

parsellerinin oluşturulması sırasında taşınmazdan düzenleme ortaklık payı

kesilip kesilmediği belirlenerek kesilmiş ise uygulanan oran saptanmalıdır.

Daire, ancak bu koşulların gerçekleşmesi durumunda tahsis

miktarında düzenleme ortaklık payı oranında yapılacak indirimden sonra kalan

miktarın tesciline karar verilebileceğini belirtmiştir. Bozma ilamında, somut

olayda dava konusu taşınmazın meslek lisesi olarak ayrıldığına vurgu

yapılmıştır. Daireye göre taşınmazın bu imar durumu nedeniyle tescil kararı

verilmesi mümkün değildir. İlamda, tahsis belgesine dayalı olarak oluşturulan

imar parselinin ancak konut alanında kalmış olması durumunda tescile karar

verilebileceği belirtilmiştir. Daire sonuç olarak tapu tahsis belgesine dayalı

tescil davasında lüzumlu olan diğer koşullar gerçekleşmiş ise de belirtilen

koşulun gerçekleşmediği gerekçesiyle hükmün bozulması gerektiği sonucuna

varmıştır.

19. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 11/2/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

20. Bozma ilamı sonrası dava dosyasının devredildiği İstanbul

Anadolu 16. Asliye Hukuk Mahkemesi, 30/5/2013

tarihinde davalı Hazine yönünden açılan davanın husumet yönünden, davalı TOKİ

yönünden açılan davanın ise esastan reddine karar vermiştir. Ayrıca yapılan

yargılama giderleri davacıya yükletilmiş, 10.050 TL tutarındaki vekâlet

ücretinin de davalı TOKİ yararına olmak üzere davacıdan alınmasına karar

verilmiştir.

21. Başvurucunun temyiz ettiği hüküm, Dairenin 26/5/2014 tarihli ilamıyla düzeltilerek onanmıştır. Daire,

yargılama giderleri ve vekâlet ücreti yönünden hükmü düzeltmiştir. Daireye göre

dava konusu taşınmaz yargılama sırasında TOKİ'ye devredilmiştir. Ayrıca bu

taşınmazın bulunduğu yerde davanın devamı sırasında imar planı değişikliği

yapılmış, çekişmeli taşınmaz meslek lisesi alanı olarak ayrılmıştır. Daire,

davalı tarafın davanın açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle davalı TOKİ

yararına vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğini belirtmiştir.

22. Nihai karar başvurucu vekiline 30/6/2014

tarihinde tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu 23/7/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

24. 22/12/2001 tarihli ve 4721 sayılı

Türk Medeni Kanunu'nun 705. maddesi şöyledir:

"Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması,

tescille olur.

Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,

kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden

önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi,

mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır."

25. 2981 sayılı Kanun’un “Tapu

verme” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“a) Bu Kanun

hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel

Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince

yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre

tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine

tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde

gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verilir.

Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya

kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas

teşkil eder.”

26. 2981 sayılı Kanun’un “Tapu

tahsis belgesi verilen gecekondular” kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

“Tapu tahsis belgesi verilen gecekondular

hakkında aşağıdaki uygulamalar yapılır.

a) (Değişik : 22/5/1986

- 3290/6 md.) Bu Kanun gereğince arsa tahsis edilecek

kimselerin; kendisinin veya eşinin veya reşit olmayan çocuğunun oturduğu

belediye ve mücavir alan sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya bir eve

veya apartmanın bağımsız bir bölümüne veya bir bölümü iş yeri olarak kullanılan

bir yapıya sahip bulunmaması gerekir.

b) (Değişik : 22/5/1986

- 3290/6 md.) Hazine, belediye, il özel idarelerine

ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca

mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde, ıslah imar planları ile

meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal

ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun

şekilde arsa veya hisse tahsis edilir. Gecekondusu muhafaza edilemeyen hak

sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde

başka bir arsa veya hisse verilir. Tahsis edilen arsa veya hissenin bedeli 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kanun veya 6/6/1984 tarih ve

3016 sayılı Kanuna göre tespit edilir.

…

c) (Değişik:22/5/1986

- 3290/6 md.) Islah imar planları belediye veya

valiliklerce mümkün olduğu kadar fiili durum dikkate alınarak ve yapılanma

şartları da belirlenerek yapılır veya belediye veya valiliklerce Yeminli Özel

Teknik Bürolara yaptırılır. En geç (1) ay içinde belediye meclislerince kabul

edilenler belediye meclislerince, büyük şehir yönetiminde ilçe belediye

meclislerince Kabul edilenler ilçe belediye meclislerince, il idare

kurullarınca kabul edilenler valilikçe tasdik edilerek yürürlüğe girer. Bu

planların tescili de (1) ay içinde ivedilik ve öncelikle yapılır.

İmar planı olan yerlerde mevcut imar planları

gerektiği takdirde ıslah imar planları şeklinde yeniden düzenlenir.

…”

2. Yargı İçtihatları

27. Danıştay Altıncı Dairesinin 5/5/2009

tarihli ve E.2009/200, K.2009/5046 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:

"Dava, davacının 2981 sayılı Yasaya göre

hak sahibi olduğunu iddia ettiği ... adresindeki... gecekondusunun bulunduğu taşınmaz ile bitişiğindeki

aynı adada babasından veraseten intikal eden ... sayılı yerde bulunan gecekondununbulunduğu

taşınmazın yol olarak ayrılmasına ilişkin ... onay

tarihli 1/1000 ölçekli ... Revizyon İmar planında

değişiklik yapılarak konut alanına ayrılmasına yönelik plan değişikliği

talebinin reddine ilişkin ... günlü,

... sayılı işlem ile ... onay tarihli 1/1000 ölçekli ... Revizyon İmar Planı ve ...

onay tarihli 1/5000 ölçekli ... Revizyon

Nazım İmar Planının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, davacının,

henüz tapusunun bulunmadığı, tapu tahsis belgesi alabilmek amacıyla 2981 sayılı

Yasa uyarınca yaptığı başvuru neticesinde tasarruf edilen gecekondudan

hareketle ve onun dışında da herhangi bir farklı iptal nedeni ileri

sürülmeksizin dava konusu plan tadilatı talebinin reddine ilişkin işlem ile

1/1000 ölçekli Revizyon İmar Planı ve 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmar

planının iptalini istediği anlaşıldığından dava konusu işlemin davacının

kişisel, meşru ve güncel bir menfaatini ihal etmediği

gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, bu karar davacı

vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddi yolundaki

temyize konu ... sayılı

kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1.

fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, bozma istemi

yerinde görülmeyerek anılan mahkeme kararının onanmasına [karar verildi]".

28. Danıştay Altıncı Dairesinin 14/9/2009

tarihli ve E.2007/4009, K.2009/8338 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:

"Dosyanın incelenmesinden, mülkiyeti

belediyeye ait uyuşmazlık konusu parsel üzerinde davacı tarafından yapılan

gecekondu nedeniyle 2981 sayılı Yasa uyarınca imar affı başvurusunda

bulunulduğu, anılan gecekondu için tapu tahsis belgesi verilmesi talebinin

reddine dair işlemin ... İdare Mahkemesi'nin

... günlü, ... sayılı kararı ile iptal

edildiği, bu karar üzerine davacı tarafından açılan davada uyuşmazlık konusu

parselin tapu kaydının iptali ile davacı adına kayıt ve tescili yolundaki ... Asliye Hukuk Mahkemesince verilen

... günlü, ... sayılı kararın Yargıtay 14.

Hukuk Dairesinin ... günlü,

... sayılı kararı ile bozulduğu, davacının taşınmaz

ile mülkiyet ilişkisinin olmadığı, dava dilekçesinde, belediye yararı gereğince

plan değişikliği yapıldığı, yargı kararının etkisizleştirilmesinin amaçlandığı

öne sürülerek görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusu olayda, görülmekte olan

davanın mülkiyet ilişkisinden hareketle imar planı değişikliği işleminin iptali

istemiyle açıldığı, ancak yukarıda sözü geçen karar uyarınca davacının

taşınmazla henüz mülkiyet ya da mülkiyet benzeri ilişki içerisinde olmadığı,

davacının tapu kaydının iptali ve tescili istemiyle adliye mahkemesinde açılan

dava hakkında bozma kararı üzerine verilecek kararın sonucuna göre, davacı

adına taşınmazın kaydının tesciline ilişkin davanın reddedilmesi durumunda

davacının dava açma ehliyeti taşımayacağı, hususu göz önünde bulundurularak,

taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmesi halinde ise dava konusu plan

değişikliği işleminin şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına

uygun olarak yapılıp yapılmadığının gerekirse yerinde keşif ve bilirkişi

incelemesi yaptırılarak açıklığa kavuşturulmasından sonra bir karar verilmesi

gerekmektedir."

B. Uluslararası Hukuk

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,

mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece

mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak “özerk bir yorum”

esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz

[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,

§ 129).

30. AİHM, mülkiyet hakkına ilişkin Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti elde

etme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD] (k.k.),

B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B.

No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).

31. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak

müdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesinin anlamı kapsamında bir "mülk" ile ilişkili olması durumunda

ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren

mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği

yönündeki en azından bir "meşru beklenti" de mülkiyet hakkı

kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya

[BD], No. 44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam

II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; Pine Valley Developments

Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,

29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,

24/6/2003, §§ 34-35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:

17849/91, 20/11/1995, § 31).

32. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hak

kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında

savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli

değildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek

Cumhuriyeti [BD] (k.k.), B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve

uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu

tarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak

reddedildiği durumlarda “meşru bir beklenti”nin bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003,

§§ 29-33).

33. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilir

olsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması ve hukuki bir

düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına

dayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfi/Türkiye

(k.k.), B. No: 22522/03, 9/12/2008).

34. AİHM tapu tahsis belgesi verilen taşınmazların kamu malı

niteliğinde olduğunu, dolayısıyla bu taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı

yoluyla mülkiyet hakkının kazanılması mümkün olmadığı için başvurucuların

tahliye edilinceye kadar uzun süre taşınmazı kullanmalarının mülkiyet hakkının

kazanılmasına gerekçe olamayacağını kabul etmektedir. Mahkeme, tapu tahsis

belgesi ile mülk sahibi olmanın koşulları olduğundan bu belgenin koşullu bir

hak sağladığını ve bu koşulların oluşup oluşmadığının ise derece mahkemeleri

tarafından değerlendirilebilecek bir husus olduğunu ifade etmektedir. Buna göre

tapu tahsis belgesine dayalı olarak tapu kaydı alınmasının bazı şartları

bulunmaktadır. AİHM'e göre bu şartların yerine

getirilmemesi sebebiyle tapu kaydı verilmemesi hâlinde başvurucu, bu taşınmazla

ilgili olarak 1 No.lu ek Protokol'ün 1. maddesi anlamında “mülk”ün varlığını

iddia edemez (Anat ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37899/04, 26/4/2011, §§ 53-56).

35. AİHM, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülkün edinildiği hâlde

çeşitli gerekçelerle kişilerin elinden alındığının iddia edildiği şikâyetler

yönünden de benzer bir yorum yapmaktadır. Bu bakımından AİHM, mülkiyet hakkının

kapsamını belirlerken iç hukuktaki düzenlemeler ile yargısal uygulamaları

gözeterek sonuca varmaktadır. Buna göre mera, orman gibi alanların kazandırıcı

zamanaşımı yoluyla kazanılamayacağı yönündeki Türk hukukundaki düzenlemeler

nedeniyle başvurucuların, bu taşınmazların mülkiyetini elde etmelerini

sağlayabilecek bir meşru beklentinin doğmasının mümkün bulunmadığı kabul

edilmiştir (Sarısoy ve diğerleri/Türkiye

(k.k.), B. No: 21303/07, 14/10/2014,

§ 35; Kadir Gündüz/Türkiye (k.k.), B. No: 50253/99, 18/10/2007; Nane ve diğerleri/Türkiye, No: 41192/04,

24/11/2009, §§ 25-28; Bölükbaş ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 29799/02, 9/2/2010, § 26; Usta/Türkiye (k.k.),

B. No: 32212/11, 27/11/2012, § 44).

36. Bununla birlikte İpseftel/Türkiye (B. No: 18638/05, 26/5/2015)

kararında farklı bir duruma işaret edilmiştir. AİHM, başvurucunun açtığı

kadastro tespitine itiraz davasında derece mahkemelerinin zilyetliğe dayalı

olarak mülk edinmeyi sağlayan kazandırıcı zamanaşımı hükümlerinin başvurucu

lehine gerçekleştiği yönündeki tespitine dikkati çekmiştir. Ancak buna rağmen

sonradan -yani kazandırıcı zamanaşımı koşulları gerçekleştikten sonra- dava

konusu taşınmazın korunması gerekli kültür varlığı olarak ilan edilmesi nedeniyle

özel mülke konu olamayacağı gerekçesiyle başvurucunun davası reddedilmiştir.

AİHM yine iç hukuktaki düzenlemelere ve derece mahkemelerinin tespitlerine yer

verdikten sonra 4721 sayılı Kanun'un 713. maddesindeki mülk edinmeyi sağlayan

kazandırıcı zamanaşımı koşulları gerçekleştikten sonra verilen idari ve

yargısal kararlarla mülkiyetin kaybettirildiği sonucuna varmıştır. Mahkeme

mülkün değeriyle orantılı makul bir tazminat da ödenmediğini gözeterek, ölçülü

olmadığı gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (İpseftel/Türkiye, §§ 48-69).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 6/7/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

38. Başvurucu öncelikle uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümü

yönünden 1986 yılında imar affı başvurusunda bulunduğunu ve kendisine bu

kapsamda tapu tahsis belgesi verildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, söz konusu

taşınmazın gerek bu tarihten önce ve gerekse de sonra uzun yıllardır

zilyetliğinde bulunduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca taşınmazın bulunduğu

yerde imar ıslah planının da yapılmış olduğunu ve bu planda taşınmazın konut

alanı olarak ayrılmış olduğunu belirtmiştir.

39. Başvurucu, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve

tescil davası açtığı ve yargılama sırasında Mahkemece belirlenen rayiç bedelini

de depo ettiğini belirterek üzerine düşen bütün yükümlülükleri yerine

getirdiğini ifade etmiştir. Başvurucuya göre Kanun'da öngörülen bütün koşulların

dava tarihi itibarıyla gerçekleşmiş olduğu İlk Derece Mahkemesince de

belirlenmiş ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Başvurucu bununla birlikte,

yargılama sırasında yapılan bir imar plan değişikliği gerekçe gösterilerek Yargıtayca hükmün bozulduğu ve bozma ilamına uyan

Mahkemenin de davayı reddettiğini belirtmiştir. Başvurucu otuz sekiz yıldır

kullandığı bu taşınmaza yatırım yaptığını ve üzerinde oto tamir ve servis

istasyonu kurduğunu ancak bu hususun Derece Mahkemelerince hiç dikkate

alınmadığından yakınmıştır. Başvurucu sonuç olarak mülkiyet hakkına ölçüsüz bir

müdahalede bulunulduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

40. Bakanlık görüşünde, başvurucunun imar planının

değiştirilmesi işlemine karşı ilgili idareye bir başvuruda bulunmadığı

belirtilmiştir. Bakanlığa göre başvurucunun idarenin muhtemel bir işlemine

karşı idari yargı yerinde dava açabileceği de dikkate alındığında başvuru

yollarının tüketilmemiş olup olmadığının öncelikle değerlendirilmesi

gerekmektedir. Bakanlık esas yönünden ise başvurucunun imar planında yapılan

değişikliğin mülkiyet hakkı üzerinde meydana getirdiği olumsuz etkileri şikâyet

ettiği belirtilmiştir. Bakanlık bu konudaki Danıştay ve Yargıtay içtihatlarına

atıfla imar planı değişiklikleri yoluyla yapılan hukuki el atmalar bakımından

beş yıl boyunca taşınmazın kamulaştırılmamış olması koşulu arandığına dikkati

çekmektedir.

41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, plan

tadilatının başvurucunun adli yargı yerinde açtığı dava devam ederken

yapıldığını vurguladıktan sonra kanunda yer alan koşullar gerçekleştikten sonra

idare mahkemesine başvuruda bulunmasının beklenemeyeceğini beyan etmiştir.

Başvurucu ayrıca mülkiyet hakkına yapılan çok istisnai durumlarda müdahale

edilebileceğini belirtmiştir. Başvurucu bu bağlamda, uyuşmazlık konusu

taşınmaza yıllardır yatırımlarda bulunduğunu ve iş yeri inşa ettirdiğini,

üstelik taşınmazın bulunduğu yerin yakınında zaten birkaç tane okul hatta bir

meslek lisesinin de mevcut olduğunu ifade etmiştir.

B. Değerlendirme

42. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

43. Bakanlık görüşünde, imar planı değişikliğine karşı idari ve

yargısal yollara başvurulabileceği bildirildiğinden bu aşamada öncelikle

başvuru yollarının usulünce tüketilip tüketilmediği değerlendirilmelidir.

44. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan

işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak

ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun

yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).

45. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

uyulmasının denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının varlığının

değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel

koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle

başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No:

2013/2355, 7/11/2013, § 28; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).

46. Başvuru yollarının etkisiz olduğunun saptanması durumunda

söz konusu edilen başvuru yolunun etkili ve erişilebilir olma koşullarını

karşılamadığı gerekçesiyle tüketilme zorunluluğu aranmamaktadır. Ancak başvuru

yollarının tüketilmesi koşuluna yönelik istisnaların her başvurunun somut

özellikleri dikkate alınarak değerlendirileceği de açıktır (Sedat Vural, B. No: 2014/5559, 25/4/2014, § 22).

47. Somut olayda, başvurucuya tapu tahsis belgesi verilen

taşınmaz 21/12/1989 tarihli imar plan tadilatına göre

konut alanı olarak ayrılmıştır. Başvurucu da bu husus ilgili belediyenin 12/9/2006 tarihli yazısı ile de doğrulandıktan sonra tapu

iptali ve tescil davasını açmıştır. Bu taşınmazın imar durumu ise yargılama

sırasında değiştirilmiştir.

48. Diğer taraftan başvurucu imar planı değişikliği tarihi

itibarıyla tapu kayıt maliki olmadığından başvurucunun plan değişikliği

işlemine karşı dava açamayacağı kabul edilmektedir. Nitekim Danıştay Altıncı

Dairesinin 5/5/2009 tarihli ve E.2009/200, K.2009/5046

sayılı ilamıyla tapu tahsis belgesi kapsamında plan değişikliği için yapılan

talebin idarece reddedilmesinin davacının kişisel, meşru ve güncel bir

menfaatini ihlal etmediğine ilişkin ilk derece mahkemesinin hükmü onanmıştır

(bkz. § 27). Yine aynı Dairenin 14/9/2009 tarihli ve

E.2007/4009, K.2009/8338 sayılı ilamında da tapu tahsis belgesi sahibi

davacının taşınmazla henüz mülkiyet ya da mülkiyet benzeri ilişki içinde

olmadığı belirtilerek adli yargı yerinde açılan tapu iptali ve tescil davasınınreddedilmesi durumunda davacının dava açma

ehliyetini taşımayacağı belirtilmiştir (bkz. § 28). Bu durumda somut olay

bakımından belirtilen yolun başarı sunabilen, etkili bir başvuru yolu olarak

değerlendirilebilmesi mümkün görülmemektedir.

49. Başvurucu tapu tahsis belgesine dayalı olarak tapu iptali ve

tescil açmış, bu davanın reddine dair karara karşı olağan kanun yolu olan

temyiz yoluna da başvurmuş ancak başvurucunun temyiz talebi reddedilmiştir.

Dolayısıyla somut olayda başvurucunun etkili olabilecek başvuru yollarını tükettikten

sonra bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün

Varlığı

(1) Genel İlkeler

51. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.

Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"

veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir

beklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.

Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın

doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin

yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan, yeterli

somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma

beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın

varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).

52. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp

bir kanun hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle ilgili

hukuki bir işleme dayalı beklentidir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, §

28). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru

beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia

edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanım, mevzuat hükümleri

ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen

Nakliyat Ticaret Ltd. Şti.,

B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Bu çerçevede mülkiyet hakkının ihlal

edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu

kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve

diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§

49-54).

53. Anayasa Mahkemesi daha önce çeşitli kararlarında tapu tahsis

belgesi verilmesinin mülkiyet hakkı bakımından sonuçlarını tartışmıştır. Ayşe Öztürk (B. No: 2013/6670, 10/6/2015) başvurusunda, tapu tahsis belgesi ile

başvurucunun kullanımına bırakılan taşınmazın Maliye Hazinesi adına tapuya

tescilli olduğu belirtildikten sonra taşınmazın ıslah imar planının yapılmadığı

ve doğal sit alanı olarak ilan edilen taşınmaz yönünden 2981 sayılı Kanun'un

uygulanamayacağı belirtilmiştir. Bu nedenle başvurucunun, taşınmazın

mülkiyetini elde etme konusunda meşru bir beklentiye sevkedecek

bir kanun hükmü veya yerleşik yargısal bir içtihatın

bulunmadığı gözetilerek taşınmazın arazisi yönünden başvurucunun, Anayasa'nın

35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadan

yararlandırılmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır (Ayşe Öztürk, §§ 30-62).

54. Süleyman Üstün

(B. No: 2013/6767, 4/2/2016) başvurusunda ise tapu

tahsis belgesi verilen taşınmazın özel bir kişi adına tapuda kayıtlı olması

nedeniyle tahsis belgesinin iptal edilmesi söz konusudur. Bu kararda da tapu

tahsis belgesi verilmesi koşullarının oluşmadığının derece mahkemelerince

belirlenmiş olmasına vurgu yapılarak mülkiyet hakkının ihlali iddiası yönünden

konu bakımından yetkisizlik nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar

verilmiştir (Süleyman Üstün, §§ 30-61). Yine Mehmet Anduse (B. No: 2013/6821, 3/2/2016) başvurusunda da tapu tahsis belgesinin koşullu

olarak kullanım hakkı sağladığı, başvurucunun somut davasında ise tapu tahsis

belgesi verilmesi koşullarının dahi gerçekleşmediği belirtilmiştir. Anayasa

Mahkemesi, mevcut koşullarda başvurucuya tapu tahsis belgesi veya tapu

verilmesini sağlayan bir kanun hükmü veya yerleşik içtihadın da bulunmadığını

ve başvurucunun bunu derece mahkemeleri önünde ispat da edemediği hususlarını

dikkate alarak başvurucunun, meşru beklenti kapsamında dahi bir hak veya

alacağının olmadığı sonucuna varmıştır (Mehmet

Anduse, §§ 37-57).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

55. 4721 sayılı Kanun'un 705. maddesinin birinci fıkrasına göre

taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, kural olarak tescille olur. Başvuru konusu

olayda ise uyuşmazlık konusu taşınmaz yönünden başvurucunun bir tapu kaydının

mevcut olmadığı açıktır. Bununla birlikte başvurucu, imar affı kapsamında

verildiğini tapu tahsis belgesi verildiğini ve kanunda öngörülen koşulların

gerçekleştiğini belirterek taşınmazın mülkiyetini kazandığını ileri

sürmektedir.

56. Tapu tahsis belgesi, tapu senedi olmayıp sadece kişinin söz

konusu taşınmazı elinde bulundurduğunu belgelemektedir. Bu belgenin verilmesi,

belge sahibine mülkiyet hakkı tanındığı anlamına gelmemekte ve yetkili

makamlara tapu senedi verme zorunluluğu getirmemektedir. Gerçekten de 2981

sayılı Kanun’un 10. maddesinde bu belgenin ıslah imar planı

gerçekleştirildikten sonra hak sahiplerine verilecek tapu senedi için esas

teşkil ettiği belirtilmektedir. Tapu tahsis belgesine dayalı olarak tapu kaydı

alınmasının bazı şartları bulunmaktadır. Bu şartların yerine getirilmemesi

sebebiyle tapu kaydı verilmemesi hâlinde sadece bu belgeye dayalı olarak

kullanılan taşınmazın elinden alınması ile başvurucunun alacaklı konuma

geldiğinden söz edilemez.

57. Ancak başvuru konusu olay, pek çok yönüyle yukarıda

değinilen başvurulardan ayrılmaktadır. Öncelikle Ayşe Öztürk başvurusundan farklı olarak uyuşmazlık konusu

taşınmazın özel mülke konu olması yasaklanan sit alanı, orman veya mera gibi

bir taşınmaz olmadığı anlaşılmaktadır. İkincisi, Süleyman Üstün başvurusundan farklı olarak koşulları

gerçekleşmediği hâlde tapu tahsis belgesi verildiğinin tespit edilmesi gibi bir

durum da söz konusu değildir. Başvuruya konu taşınmaz kanunda öngörüldüğü gibi

Hazine adına tapuda kayıtlı olup başvurucunun süresinde imar affı başvurusunda

bulunduğundan tapu tahsis belgesi verildiği, bu belgenin sonradan iptal de

edilmediği görülmektedir.

58. Son olarak Mehmet Anduse kararında da belirtildiği gibi

başvurucunun tahsis belgesine dayalı olarak mülkiyeti edinebilmesi için kanunda

öngörülen koşulların gerçekleştiğini ispat etmesi gerekmektedir. Başvuruya konu

davada verilen hükmün temyizi üzerine Yargıtay bozma ilamında bu koşulların

neler olduğu açık olarak sayılmıştır. Anayasa Mahkemesinin görevi, başvuruya

konu olguların eşya hukuku bağlamında bir değerlendirmesini yapmak değildir.

Bireysel başvurunun ikincil doğası gereği ilgili hukuk kurallarının

yorumlanmasının derece mahkemelerinin takdirinde olduğu kuşkusuzdur. Ancak

somut olayda başvurucu, dava tarihi itibarıyla tapu tahsis belgesine dayalı

tescil koşullarının gerçekleştiğini derece mahkemeleri önünde de ileri

sürmüştür. İlk Derece Mahkemesinin 1/3/2012 tarihli

davanın kabulüne ilişkin kararında, 2981 sayılı Kanun ile öngörülen tescil için

gerekli bütün koşulların tamamlanmış olduğu belirtilmiştir. Başvurucu,

taşınmazın rayiç bedelini de mahkeme veznesine depo etmiştir. Böylelikle kanun

gereği tapu tahsis belgesi sahibi olan başvurucuya bir nevi "alım

hakkı" tanınmak suretiyle mülkü edinme imkânı tanınmıştır.

59. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 17/10/2012

tarihli bozma ilamında da bu koşullar somutlaştırılarak tek tek sayılmış ve

belirtilen bu koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmıştır. Daireye

göre bu koşullardan biri de tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve

imar planına göre konut alanında kalmış olmasıdır. Somut olayda ise başvurucu

tarafından davanın açıldığı tarihten önce ve dava tarihi itibarıyla taşınmazın

imar durumunun "konut alanı" olarak belirlenmiş olduğu derece mahkemelerince

tespit edilmiştir. Nitekim Daire, uyuşmazlık konusu taşınmazın imar durumunun

dava tarihi öncesinde "konut alanı" olarak belirlenmiş iken yargılama

sırasında "meslek lisesi" olarak değiştirilmesi nedeniyle hükmün

bozulmasına karar vermiştir. Bozma ilamında, açık olarak yargılama sırasında

yapılan bu imar değişikliği dışında "diğer

bütün koşulların gerçekleşmiş olduğu" kabul edilmiştir. Dolayısıyla

başvurucu yönünden tapu tahsis belgesine dayalı tescil koşullarının dava tarihi

itibarıyla gerçekleşmiş olduğu derece mahkemelerince tespit edilmiştir. Bu

durumda, derece mahkemelerinin dava tarihi itibarıyla tescil için gerekli bütün

koşulların gerçekleştiği yönündeki tespiti de dikkate alındığında başvurucunun,

uyuşmazlık konusu taşınmazın mülkiyetini edinme yönünde "meşru bir

beklentisinin" mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucunun söz

konusu meşru beklentisi soyut bir temele de dayalı olmayıp somut bir şekilde

Derece Mahkemelerinin açık tespitlerine dayanmaktadır. Bu nedenle somut olay bakımından

başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında korunması gereken bir

menfaatinin mevcut olduğu değerlendirilmiştir.

b. Müdahalenin

Varlığı

60. Anayasa’nın 35. maddesi ve mülkiyet hakkına temas eden

hükümler içeren diğer hükümleri dikkate alındığında, Anayasa'nın mülkiyet

hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Bu maddenin

birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle

"mülkten barışçıl yararlanma hakkı"na yer

verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin

çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet

hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle aynı zamanda

"mülkten yoksun bırakma"nın şartlarının

genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının

kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle

devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân

sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından

mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca

belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,

mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).

61. Başvuru konusu olayda başvurucunun tapu tahsis belgesi

sahibi olduğu ve kanunda öngörülen bütün tescil koşullarının da gerçekleştiği

tespit edilen taşınmazın, sonradan yargılama sırasında imar durumu

değiştirilmiş ve bu yüzden söz konusu taşınmazın tapuya tescil edilmesi talebi

reddedilmiştir. Dolayısıyla kamu makamlarınca yapılan bu işlemlerin

başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır. Anayasa

Mahkemesi, imar uygulamaları yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin,

kural olarak mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrolü niteliği

taşıdığını sıklıkla içtihatlarında belirtmiştir (Yüksel Bazarkaya, B. No:

2013/6615, 20/4/2016, § 65; Faruk Aksekili, B. No: 2013/1261, 4/2/2016, § 57). Ayrıca

müdahalenin sadece sonucu değil amacının da değerlendirilmesi suretiyle

müdahalenin türü belirlenmelidir. Ancak somut olayda mülkiyetin salt şehircilik

ve planlama ilkeleri gibi kamu yararı doğrultusunda kullanılmasını kontrol

eden/düzenleyen bir müdahale söz konusu değildir. Derece mahkemeleri, yargılama

devam ederken belediyece yapılan imar planı değişikliğini gerekçe göstererek,

başvurucunun tescil talebini reddetmiştir. Buna göre somut olayda asıl

müdahale, derece mahkemelerinin yargılama sırasında tescil koşullarının

değişebileceği yönündeki kabulünden kaynaklanmaktadır. Zira bu imar planı

değişikliğine rağmen tescil davasının açıldığı tarihteki koşullara göre

değerlendirilerek kabul edilseydi müdahale sadece üçüncü kural çerçevesinde

incelenebilirdi. Hâlbuki dava tarihi itibarıyla kanunda öngörülen tescil

koşullarının gerçekleştiği kabul edilmesine karşın, sonradan bu koşullarda

yapılan değişikliğe dayalı olarak başvurucunun mülkünden yoksun bırakıldığı

anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan ve mülkiyetin

kamu yararına kullanılmasının kontrolünü veya düzenlenmesini aşan nitelikteki

söz konusu müdahalenin türünün, yoksun bırakma niteliğinde olduğu açıktır (İpseftel/Türkiye, §§ 60-62).

c. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

62. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

63. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de göz önünde bulundurulması

gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin, kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

64. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin hukuka dayalı olması, iç

hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların

bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş

Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014,

§ 44).

65. Somut olayda taşınmazın başvurucu adına tapuya tescil

edilmemesinin temel gerekçesi, belediye tarafından yapılan imar planı

değişikliğidir. Bu imar planı değişikliğinin ise 3194 sayılı İmar Kanunu'nun

10. maddesine dayalı olduğu açıktır. Bununla birlikte yukarıda da değinildiği

üzere asıl müdahale, tapu iptali ve tescil davasında derece mahkemelerinin

tescil koşulları ile ilgili yorumundan kaynaklanmaktadır. Anayasa Mahkemesinin

hukuk kurallarının uygulanmasına yönelik şikâyetleri bakımından görevi,

bireysel başvurunun ikincillik doğası gereği sınırlıdır. Somut olayda da

müdahalenin niteliğini dikkate alan Anayasa Mahkemesi, hukukun uygulanmasına

dair kamusal makamların yaklaşımının Anayasa'nın 35. maddesindeki

gereklilikleri karşılayıp karşılamadığı konusunda müdahalenin takip edilen

meşru amacı gerçekleştirmede başarılı olup olmadığını sorgulayarak sonuca

varacaktır.

(2) Meşru Amaç

66. Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı kamu yararı

amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamu

yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması imkânı vermekle bir

sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı

dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırı

oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, § 53).

67. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireysel

çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütün

kamusal işlemler nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmek

durumundadır (AYM, E.2010/30, K.2012/7, 19/1/2012).

68. Anayasa’da yer alan eğitim ve öğrenim hakkı, kamu

otoritelerine bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe negatif ödevini

yüklemekle birlikte, bütün bireylere her alanda eğitim ve öğrenim sağlaması

şeklinde pozitif bir ödev yüklememektedir (Hikmet

Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 29). Bu bağlamda kanun koyucunun ve kamu

makamlarının, Anayasa'nın 42. maddesinde öngörülen bu yükümlülüğün yerine

getirebilmesi bakımından bazı tedbirler alması doğal olup bu tedbirler kapsamında

eğitim öğretim faaliyetlerinin gerçekleştirileceği fiziksel mekânların

oluşturulması da zorunlu bir kamusal ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Diğer

taraftan insan, toplum, çevre ilişkilerinde kişi ve aile mutluluğu ile toplum

hayatını yakından etkileyen fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak,

yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın

koruma, kullanma dengesini en akılcı biçimde şehircilik ilkelerine uygun olarak

belirlemek amacıyla düzenlenen imar planlarının yapılmasında ve imar planında

belirtilen biçimde davranılmasında da kamu yararı olduğu açıktır (AYM,

E.1988/34, 1989/26, 21/6/1989). Buna göre eğitim

öğretim faaliyetlerinin yürütüleceği fiziksel mekânların oluşturulması için

gerekli altyapının hazırlanması ve şehircilik ilkelerine uygun olarak imar

planları kapsamında bu doğrultuda düzenlemeler yapılmasının kamu yararına

olduğu açıktır.

69. Dolayısıyla başvuru konusu olayda tahsise konu taşınmazın

"meslek lisesi" alanı olarak kamu hizmetine ayrıldığı gerekçesiyle

başvurucu adına tapuya tescil edilmemesinde kamu yararının olduğu ve

müdahalenin bu nedenle meşru bir amacı içerdiği anlaşılmaktadır.

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

70. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenilen amaç ile bu amacı

gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

71. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği,

kişilerin mülkiyet haklarına getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması ve

ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin sınırlandırılan hakkı arasında adil

bir dengenin kurulması gerekir. Bu adil denge, mülkiyet hakkına yapılan

müdahaleyle bireye, şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfetin yüklenmesi

durumunda bozulmuş olur. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa

Mahkemesi, bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer

taraftan müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin

davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya

yüklenen külfeti dikkate alacaktır.

72. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,

E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176,

K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/807, 19/12/2013, § 38).

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

73. Başvuru konusu olayda başvurucu, uyuşmazlık konusu taşınmaz

bölümü yönünden imar affı başvurusunda bulunmuş ve kendisine 14/8/1986

tarihinde tapu tahsis belgesi verilmiştir. Bu taşınmazın bulunduğu yerde 1989

yılında imar ıslah planı yapılmış, 21/12/1989 tarihli

plan tadilatıyla da taşınmazın imar durumu konut alanı olarak belirlenmiştir.

Başvurucu bunun üzerine, kanunda öngörülen tescil koşullarının gerçekleştiği

iddiasıyla Hazine aleyhine 18/6/2007 tarihinde tapu

iptali ve tescil davası açmıştır. Ancak mahkemenin yargı çevresinin değişmesi,

dava konusu taşınmazın yargılama devam ederken Hazine tarafından TOKİ'ye

devredilmesi gibi nedenlerle yargılama uzun sürmüş, davanın açıldığı tarihten

ancak yaklaşık dört yıl gibi bir süre geçtikten sonra 27/7/2011

tarihinde keşif icra edilebilmiştir. Başvurucu yapılan keşif sonucu taşınmazın

belirlenen rayiç bedelini de mahkeme veznesine depo etmiş ve Mahkemece

başvurucu yararına bütün koşulların gerçekleştiği belirtilerek 1/3/2012 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak

hükmün temyizi aşamasında Yargıtay, diğer bütün koşulların gerçekleşmiş

olduğunu kabul etmekle birlikte, yargılama sırasında 2010 yılında yapılan imar

plan değişikliğiyle taşınmazın imar durumunun "meslek lisesi alanı"

olarak belirlendiği gerekçesiyle 17/10/2012 tarihinde

hükmü bozmuştur. Mahkeme de 30/5/2013 tarihinde bozma

ilamına uymuş ve davanın reddine karar vermiştir. Yargıtay da 26/5/2014 tarihinde hükmü vekâlet ücreti yönünden düzelterek

onamıştır.

74. Derece mahkemelerinin 2981 sayılı Kanun ile ilgili somut

davadaki yorum ve tespitlerinden de anlaşıldığı üzere, tapu tahsis belgesinin,

başvurucuya taşınmazı kullanma ve anılan Kanun'da öngörülen koşulların yerine

getirilmesi kaydıyla bu taşınmazı edinme hakkı tanıdığı anlaşılmaktadır. Buna

göre öncelikle, hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesi

mevcut olmalıdır. Somut olayda başvurucuya tapu tahsis belgesinin verilmiş

olduğu ve bu belgenin hukuki geçerliliğini de kaybetmediği tespit edilmiştir.

İkinci olarak, tahsise konu yerde 3194 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca

imar uygulama planı veya 2981 sayılı Kanun uyarınca ıslah imar planı yapılmış

olmalıdır. Uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu yerde 1989 yılında ıslah imar

planı yapıldığı anlaşılmaktadır. Üçüncü olarak başvurucuya tapu tahsis belgesi

gereğince başka bir yerden tahsis de yapılmadığı belirlenmiştir. Yine

taşınmazın rayiç bedeli de keşif yapılarak uzman bilirkişiler aracılığıyla

saptanmış ve mahkeme veznesine depo edilmiştir. Dolayısıyla bu koşulların

tamamının somut olayda gerçekleşmiş olduğu derece mahkemelerince kabul

edilmiştir.

75. Başvuru konusu olayda başvurucunun tescil talebi bakımından

belirleyici koşul ise tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılıp ayrılmadığı ve

imar planına göre konut alanında kalmış olup olmadığı hususunun

değerlendirilmesidir. İhlal iddiasına konu taşınmazın 21/12/1989

tarihinde yapılan plan tadilatına göre konut alanında kaldığı açıktır. Nitekim

taşınmazın imar durumunun başvurucunun açtığı dava öncesinde değişmediği,

belediyece gönderilen 12/9/2006 tarihli yazı

içeriğinden de anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun tescilini talep ettiği

taşınmaz bölümünün imar durumunun dava tarihi itibarıyla "konut

alanı" olarak belirlenmiş olduğu dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte,

başvurucudan kaynaklanmadığı anlaşılan mahkemenin yargı çevresinin değişmesi,

dava konusunun el değiştirmesi gibi sebeplerle yargılamanın uzun sürdüğü ve

yargılama devam ederken taşınmazın imar durumunun değiştirildiği görülmektedir.

Buna göre belediye tarafından taşınmazın imar durumu "meslek lisesi"

olarak değiştirilmiştir. Yargıtay da taşınmazın konut alanı olmaktan

çıkarılarak kamu hizmetine ayrılmış olması nedeniyle başvurucu adına tescil

edilemeyeceği gerekçesine dayanarak davanın kabulüne ilişkin İlk Derece

Mahkemesinin kararını bozmuştur. Dolayısıyla derece mahkemelerinin, tescil

koşullarının aslında dava tarihi itibarıyla gerçekleştiğini kabul ettikleri

ancak yargılama sonrası yapılan imar planı değişikliğini gerekçe göstererek

davayı reddettikleri görülmektedir. Bu durumda, yargılama uzun sürmemiş olsaydı

başvurucunun tescil talebinin kabul edilmiş olacağı açıkça belirlidir. Diğer

bir deyişle başvuruya konu yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması

başvurucunun aleyhine bir durum ortaya çıkarmıştır.

76. Buna göre taraflar arasında yargılama başladıktan sonra

belediye tarafından yapılan imar durum değişikliğiyle davalı Hazinenin

başvurucuya nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle geldiği anlaşılmaktadır. Bunun

ise başvurucu yönünden öngörülebilir bir durum olmadığı kuşkusuzdur. Hâlbuki

davanın açıldığı tarihte başvurucunun uyuşmazlık konusu taşınmazı (mülkü)

edinme hususunda meşru bir beklentisinin olduğu derece mahkemelerince de kabul

edilmiştir. Nitekim Yargıtay ayrıca, İlk Derece Mahkemesince başvurucu aleyhine

vekâlet ücretine hükmedilmesini başvurucunun dava açılmasına sebebiyet

vermediği gerekçesiyle hukuka aykırı görmüştür. Üstelik yerleşik Danıştay

içtihatlarına göre başvurucunun, yargılama sırasında yapılan söz konusu imar

planı değişikliğine karşı dava açma hakkının da mevcut olmadığı görülmektedir.

Başvurucu, mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklentisinin bulunduğu

değerlendirilen söz konusu taşınmaz bölümü üzerinde bu beklentisi doğrultusunda

çeşitli yatırımlar yaptığını ve işyerinin mevcut olduğunu da öne sürmektedir.

Başvurucunun tescil talebine ilişkin davanın reddedilmesiyle, bu taşınmazı

kullanım olanağı da ortadan kalkmaktadır. Buna karşın başvurucunun uğradığı

zararların giderimine ilişkin herhangi bir yolun da

mevcut olmadığı görülmektedir.

77. Sonuç olarak başvurucuya tapu tahsis belgesi verilmiş,

tahsis belgesi verilen taşınmazın bulunduğu yerde ıslah imar planı yapılarak

taşınmazın imar durumu "konut alanı" olarak belirlenmiştir. Başvurucu

da 2981 sayılı Kanun'da öngörülen tescil koşullarının gerçekleşmiş olduğu

iddiasıyla tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Derece mahkemeleri de kanunda

öngörülen tescil koşullarının dava tarihi itibarıyla gerçekleştiğini tespit

etmiştir. Bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında taşınmazın

mülkiyetini edinme yönünde meşru bir beklentisi doğmuştur. Ancak yargılama

sırasında taşınmazın imar durumunun değiştirilmesi gerekçesine dayalı olarak

başvurucunun tescil davası reddedilmiştir. Böylece başvurucu lehine mevcut olan

hukuksal durum, kamu gücü eliyle ve tek taraflı olarak öngörülemez bir biçimde

değiştirilmiştir. Üstelik bu durum, başvurucunun elinde olmayan sebeplerle ve

bütünüyle kamu makamlarının tutumundan kaynaklanmış, ancak meydana gelen

sonuçtan yine kamu makamları yararlanmıştır. Dolayısıyla derece mahkemelerinin

tescil koşullarının yargılama sırasında değişebileceğini meşru gören söz konusu

kabulünün, başkaca herhangi bir giderim imkânının da sağlanmadığı dikkate

alındığında, başvurucu açısından şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfete

yol açtığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun kamunun yararı ile

mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin başvurucu

aleyhine bozulduğu sonucuna varılmıştır.

78. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

79. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

80. Başvurucu, ihlalin tespiti ile mülkiyet hakkının korunmasına

karar verilmesi taleplerinde bulunmuştur.

81.Başvuruda mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

82. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 16.

Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

83. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul Anadolu 16. Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Osman UKAV Vekili : Av. Emine Rezzan AYDINOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/12501, 6 Temmuz 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  13. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  14. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/12501
Tarih
6 Temmuz 2017

İlgili Kararlar

  • H. B. Başvurusu (B. No: 2016/27304)
  • Fehmi Coşgun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/6184)
  • Üzeyir Ölçer Başvurusu (B. No: 2014/9540)
  • Nurşen Solmaz Başvurusu (B. No: 2014/14271)
  • Kadir Turgut Başvurusu (B. No: 2014/4985)
  • Alexander Fietzek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14223)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.