İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ö. N. M. Başvurusu (B. No: 2014/14751)

(Başvuru Numarası: 2014/14751)

Başvuru No2014/14751Tarih15 Şubat 2017Okuma30 dk · 5.945 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm

Başvuru No
2014/14751
Karar tarihi
15 Şubat 2017
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.945 kelime·30 dk okuma·24 bölüm

Ö. N. M. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/14751)

Karar Tarihi: 15/2/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum sebep gösterilerek devlet memurluğundan

çıkarılma işlemi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde sivil memur

olarak göreve başlamıştır. Bir astsubayla evlidir ve iki çocuk annesidir.

9. Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine

gönderilmiş olan belgelere göre bir askerî personel hakkında Hava Kuvvetleri

Komutanlığına gelen isimsiz bir ihbar üzerine İstihbarata Karşı Koyma (İKK)

zafiyeti konusunda idari tahkikat başlatılmış veİstihbarat

Daire Başkanlığı bünyesinde oluşturulan İnceleme Timi görevlendirilmiştir.

10. Söz konusu İnceleme Timi tarafından konuyla ilgili sekiz

personelin ifadeleri alınmıştır. Ayrıca hakkında tahkikat yürütülen asker

kişilerin özlük dosyaları ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki

personelin göreve mahsus e-posta (intranet, outlook)

hesapları incelenmiştir.

11. Bu incelemeler sırasında başvurucunun eşiyle boşanma

sürecine girdiği dönemde başka asker kişilerle ilişki yaşadığı, göreve tahsisli

e-posta adresine gönderilen veya kendisinin gönderdiği iletilerde aşk ve

cinsellik içerikli mesajlar bulunduğu tespit edilmiştir.

12. Anayasa Mahkemesine sunulmuş belgelere göre İstihbarat Timi

tarafından alınan ifade tutanaklarında "İstihbarata Karşı Koyma"

(İKK) zafiyeti kapsamında ifade alınmıştır. Tutanaklarda, "ifadeyi

alan" kısmı ve ifadelerin

bazı bölümleri karartılmıştır. Başvurucuya ait ifade tutanağında; evliliğinin

ne zaman başladığı nasıl geliştiği ve hangi sebeplerle sona erdiği, ilişkisi

olduğu tespit edilen kişilerle tanışıklığının ne zaman başladığı, aralarında

cinsel anlamda ne zaman ve nerede yakınlaşma olduğu, intranet üzerinden bu

kişilerle yaptığı yazışmaların hangi dönemde gerçekleştiği hususlarında sorular

sorulmuştur. Bunun yanı sıra hizmet amaçlı olan intranet sisteminin özel

amaçlarla kullanılmasının yasak olduğunu bilip bilmediği sorulmuştur. Başvurucunun

imzalamış olduğu ifade tutanağında; ilk evliliğinin bitmesinden sonra 1998-1999

yılları arasında bir asker kişiyle ilişkisi olduğu, 2003 yılında ikinci

evliliğini yaptığı ancak evliliğinde sorunlar olduğu ve boşanma evresine

girdiği dönemde 2008-2009 yılları arasında başka bir asker kişiyle duygusal

olarak yakınlaştığı yönünde ifade verdiği görülmüştür. İfade tutanağına göre

başvurucu, intranet sistemini hizmet amaçları dışında kullanmanın yasak

olduğunu bildiğini beyan etmiştir.

13. Bunun yanı sıra Anayasa Mahkemesine gönderilen belgeler

arasında bulunan e-posta iletileri incelendiğinde 2008-2011 yılları arasında

başvurucunun intranet hesabına gönderilmiş ve başvurucunun gönderdiği iletiler

bulunmaktadır. Başvurucunun cinsellik içerikli mesaj göndermediği, yeni yıl

kutlaması, duygusal içerikli sözler, şiirler, esprili resimler göndermiş olduğu

görülmüştür. Başvurucuya gönderilmiş olan bazı iletilerde ise cinsellik

içerikli ifadeler yer almaktadır.

14. İnceleme Timi tarafından hazırlanan İnceleme Sonuç

Raporu'nda, başvurucunun başkasıyla evli olmasına rağmen belirtilen kişilerle evllik dışı ilişkileri olduğunun anlaşıldığı, göreve

tahsisli bilgisayarında intranet ve e-posta sistemi üzerinden bu kişilerle

cinsellik içerikli yazışmalar yaptığının belirlendiği belirtilerek Millî

Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kuruluna (Yüksek Disiplin Kurulu) sevki

gerektiğine dair teklif getirilmiştir.

15. Bu teklif doğrultusunda başvurucu Yüksek Disiplin Kuruluna sevkedilmiştir. Başvurucu Yüksek Disiplin Kuruluna verdiği

savunmasında söz konusu iddiaların doğru olmadığını belirtmiştir.

16. Yüksek Disiplin Kurulunun 20/3/2013 tarihli işlemiyle

başvurucunun devlet memurluğundan çıkarılmasına karar verilmiştir.

17. Başvurucu devlet memurluğundan çıkarılma kararına karşı

Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) iptal davası açmıştır.

18. Başvurucu vekili davalı idarece gönderilen gizli nitelikli

belgeleri incelemesi ve belgelerin bir örneğinin kendisine verilmesi yönünde

talepte bulunmuştur.

19. AYİM İkinci Dairesi, 11/9//2013 tarihli kararıyla

incelenmesine izin verilen belgeler arasında başkalarının özel yaşamlarına ait

bilgiler yer alması nedeniyle bu belgelerin 4/7/1972 tarihli ve1602 sayılı

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesinde belirtilen esaslar

dâhilinde incelettirilmesine, başvurucunun ifade tutanağının bir örneğinin

başvurucu vekiline verilmesine karar vermiştir. Ayrıca bu kararda başvurucu

vekiline belgeleri incelemesinden sonra beyanda bulunması için otuz günlük süre

verilmesine hükmedilmiştir.

20. Başvurucu vekili 18/12/2013 tarihinde söz konusu belgeleri

incelemiştir. Başvurucu vekili daha sonra sunduğu dilekçeleriyle anılan gizli

belgelere karşı beyanda bulunmuştur. Ayrıca AYİM Başsavcılığı düşüncesine cevap

ve karar düzeltme dilekçelerinde de söz konusu belgeler hakkındaki görüş ve

beyanlarını sunmuştur.

21. Başvurucu dava dilekçesinde ve yargılama aşamasında sunduğu

diğer dilekçelerinde İstihbarat Timi tarafından psikolojik baskı altında

ifadesinin alındığını, sorgulamanın saatlerce sürdüğünü, ne için beyanda

bulunduğunu bilmediği gibi ifadesinin disiplin cezası verilmesine esas

alınacağını da bilmediğini, tanık olarak beyanına başvurulduğu ve ifadenin

aleyhine kullanılmayacağı söylenilerek kandırıldığını belirtmiştir. Başvurucu

ayrıca kimliği belirsiz soruşturmacılar tarafından soruşturma yapılması ve

hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin disiplin soruşturması dosyasına

dâhil edilmesinde özel bir kasıt bulunduğunu ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra

başvurucu, söz konusu fiillerden kimsenin haberi ve bilgisi olmadığını,

işyerinde hiçbir disiplin zaafiyetine sebep

olmadığını, kendisine ait mesajların incelenmesi suretiyle özel yaşamın

gizliliğinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

22. Yargılama sırasında AYİM Başsavcılığı görüşlerini sunmuştur.

Başsavcılık, işlemin iptaline karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Başsavcılığa göre eylem tarihleri bakımından iki yıllık ceza zamanaşımı süresi

dolmuştur. Ayrıca Başsavcılık görüşünde, istihbarat çalışması çerçevesinde

ifade alma işleminin hukuka uygun kabul edilemeyeceği belirtilmiş, bu suretle

elde edilmiş ifade beyanlarına dayalı memurluktan çıkarma kararının da sebep

unsuru bakımından hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir.

23. AYİM, oy çokluğuyla davayı reddetmiştir. AYİM'e

göre başvurucunun yazışmalarından ilişkilerinin devam ettiği anlaşılmaktadır ve

dolayısıyla iki yıllık ceza zamanaşımı süresi bitmemiştir. AYİM, başvurucunun

iki asker kişiyle süreklilik arz eder şekilde mesajlar gönderdikleri, mesajlar

arasında cinsel temalı ibareler bulunduğu ve başvurucunun İstihbarat Timine

verdiği yazılı ifadede söz konusu olayları kabul ettiği tespitinde bulunmuştur.

AYİM'e göre söz konusu eylemler memurluk sıfatıyla

bağdaşmayacak nitelikte yüz kızartıcı ve utanç verici hareketler kapsamındadır.

AYİM'e göre söz konusu e-postalar başvurucunun özeli

olan bir alandan değil hizmete yönelik kullanılan ve denetime açık olan

intranet üzerinden elde edilmiştir ve e-posta içeriklerinden anlaşılan

ilişkileri, başvurucu ve diğer personelin ifadeleriyle teyit edilmiştir. AYİM'e göre söz konusu eylemler Türk Silahlı Kuvvetlerinin

(TSK) disiplin anlayışıyla bağdaşmamakta ve TSK'nin itibarını zedelemektedir.

24. AYİM kararında ayrıca başvurucunun geçmiş hizmetinin

başarılı olduğu, ödül ve takdir belgeleri bulunduğu ve disiplin cezası

bulunmadığı anlaşılmakta ise de davacının eylemlerinin vasıf ve yoğunluğu

dikkate alınarak bir alt disiplin cezası verilmemesinin hukuka uygun bulunduğunu

belirtmiştir.

25. Bir hâkim üye karara katılmamıştır. Muhalif üyeye göre

davacının ve diğer şahısların savunma hakkı ihlal edilerek alınan ifadeler

delil olarak kabul edilemez. Ayrıca başvurucunun geçmiş hizmetleri başarılıdır,

takdir ve teşekkür belgeleri bulunmaktadır ve herhangi bir displin

cezası bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra isnat edilen eylemlerin başvurucu ve

anılan şahıslar dışında başka kimseler tarafından bilinmediği dikkate

alındığında, başvurucunun TSK'de hizmet etmesine engel teşkil edecek derecede vehamet arz etmemektedir. Dolayısıyla en ağır disiplin cezası

olan devlet memurluğundan çıkarılması cezası ölçülülük ilkesine uygun değildir.

26. Anılan karar 19/8/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir. Karara karşı karar düzeltme yoluna gidilmemiştir.

27. Başvurucu vekili tarafından 10/9/2014 tarihinde bireysel

başvuru yapılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

28. Anayasa'nın "...

disiplin kovuşturulmasında güvence" kenar başlıklı129.

maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile

... mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez. "

29. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza

uygulanacak fiil ve haller" kenar başlıklı 125. maddesinin birinci fıkrasının ilgili

kısımları şöyledir:

“Devlet memurlarına verilecek disiplin

cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır: ...

E -

Devlet memurluğundan çıkarma: Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere

memurluktan çıkarmaktır.

Devlet

memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır: ...

g)

Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç

verici hareketlerde bulunmak.”

30. 657 sayılı Kanun’un “Disiplin

cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar

başlıklı 125. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya

başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı

uygulanabilir.”

31. 657 sayılı Kanun'un 129. maddesi şöyledir:

“Yüksek disiplin kurulları kendilerine intikal

eden dosyaların incelenmesinde, gerekli gördükleri takdirde, ilgilinin özlük

dosyasını ve her nevi evrakı incelemeye, ilgili kurumlardan bilgi almaya,

yeminli tanık ve bilirkişi dinlemeye veya niyabeten

dinletmeye, mahallen keşif yapmaya veya yaptırmaya yetkilidirler.

Hakkında memurluktan çıkarma cezası istenen

memur, (…) soruşturma evrakını incelemeye, tanık dinletmeye, disiplin kurulunda

sözlü veya yazılı olarak kendisi veya vekili vasıtasıyla savunma yapma hakkına

sahiptir.”

B. Uluslararası Hukuk

32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve

yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir.”

33. Kamu makamlarının özel hayata saygı hakkına keyfî bir

şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, Sözleşme'nin 8. maddesi ile sağlanan

güvenceler kapsamında yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),

devletin özel hayata saygı hakkı kapsamında bulunan bir menfaate müdahale

ettiğini tespit ettiğinde, 8. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen koşulları

incelemektedir. Buna göre kamu makamlarının müdahalesinin yasal bir dayanağı

olup olmadığı, anılan fıkrada yer alan meşru amaçlara dayalı olup olmadığı,

demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığı araştırılmaktadır

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dudgeon/Birleşik Krallık, B. No:7525/76, 22/10/1981, § 43; Olsson/İsveç No.1, B. No: 10465/83, 24/3/1988, §

59; Souza Ribeiro/Fransa, B. No: 22689/07, 13/12/2012, §

77).

34. AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi açıkça usul

şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan haklardan

etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar alma

sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı sağlayacak

nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç başvurucunun 8.

maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil şartlarda

savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir. AİHM'e göre bu şekildeki güvencelerin

amacı 8. maddede yer alan haklara keyfî şekilde müdahalede bulunulmasını

önlemek, müdahalenin gerekçelendirilmesini sağlamaktır (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Ciubotaru/Moldova, B. No: 27138/04, 27/4/2010, §

51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B.

No: 28945/95, 10/5/2001, § 72).

35. AİHM'e göre gerek negatif

yükümlülükler gerekse pozitif yükümlülükler bakımından söz konusu usule ilişkin

etkili güvencelerin sunulması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Hokkanen/Finlandiya, B.No:

19823/92, 23/9/1994, §§55-58; Glaser/Birleşik

Krallık, B. No: 32346/96, 19/9/2000, §§ 63-66; Bajrami/Arnavutluk, B. No: 35853/04, 12/12/2006, §§ 50-55; Abdulaziz, Cabales ve Balkandali/Birleşik Krallık, B. No: 9214/80,

28/5/1985, § 67).

36. Gerek negatif yükümlülük alanındaki usule dair güvencelere

örnek olması ve gerekse Anayasa Mahkemesi önündeki mevcut başvuruyla

benzerlikler içermesi bakımından Smith ve Grady/Birleşik Krallık kararı incelenmelidir. Bu

davada başvurucular, Kraliyet Hava Kuvvetlerinde görevli personeldir ve

eşcinsel olmaları nedeniyle görevlerine son verilmiştir. Başvuruculardan Bayan

Smith hemşire olarak Bay Grady ise pilot olarak görev

yapmıştır. Görevden alınmaları işlemine karşı açtıkları davada verilen kararda,

her ikisinin de sicil ve görev performansının mükemmel derecede olduğu,

herhangi bir disiplinsizliklerinin bulunmadığı belirtilmiştir (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Smith ve Grady/Birleşik Krallık, B. No: 33985/96, 33986/96,

27/9/1999, § 30).

37. Başvurucular, Kraliyet Hava Kuvvetleri Polisi (İstihbarata

karşı koyma ve güvenliğin sağlanması konularında görevlidir.) tarafından

sorgulanmışlardır. Bu sorgulama sırasında, sorgulama yapılmasının amacı

açıklanmış, eşcinsel olanların silahlı kuvvetlerde çalıştırılmayacağı yönündeki

devlet politikası hatırlatılarak başvurucuların karşılaşacağı sonuçlar

belirtilmiştir. Başvuruculara hiç bir şey söylemek zorunda olmadıkları ancak

konuşmaları halinde söyleyecekleri şeylerin aleyhe delil olarak

kullanılabileceği uyarısı yapılmıştır. Bunun yanı sıra başvurucuların talepleri

üzerine avukatlarıyla görüşerek hukuki yardım almalarına müsaade edilmiştir.

Bayan Smith'in sorgusu sırasında bir kadın soruşturmacı da görüşmelere

katılmıştır. Ayrıca görüşmelere başlanmadan önce bayan Smith'e, bazı soruların

utanmasına sebep olabileceği eğer böyle hissederse bunu belirtebileceği

hatırlatılmıştır. Bayan Smith sorgudan önce bir avukatla görüşmüş ve avukatı

hiç bir şey söylememesi, bazı basit sorulara cevap verebileceği yönünde

tavsiyede bulunmuştur. Bay Grady'nin talebi üzerine

de avukatının ve yine Kraliyet Hava Kuvvetlerinde pilot olarak görev yapan bir

personelin objektif gözlemci olarak sorgulama sürecine katılması sağlanmıştır

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Smith

ve Grady/Birleşik Krallık, §§ 14, 25, 26,

27).

38. AİHM, her iki başvurucunun özel hayata saygı hakkına

müdahalede bulunulduğu tespitini yapmıştır. AİHM, müdahalenin demokratik bir

toplumda gerekli olup olmadığını incelerken özel hayata saygı hakkının

cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu olduğunda kamu

makamlarının takdir yetkisinin daha dar tutulması gerektiğini, bu alanlara

yönelik müdahaleler için özellikle ciddi nedenlerin varlığının şart olduğunu

vurgulamıştır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Smith ve Grady/Birleşik Krallık, §§

88-89; Dudgeon/Birleşik Krallık, § 52).

39. AİHM demokratik toplumda gereklilik unsuru yönünden müdahale

için gösterilen gerekçeleri incelediği sırada her iki başvurucu yönünden sorgulama

sürecini değerlendirmiştir. AİHM'e göre, sorgulama

süreci son derece müdahaleci nitelikteydi. Başvurucuların özel hayatlarının en

mahrem yönlerine, cinsel hayatlarına, aile ilişkilerine dair çok ayrıntılı

sorular sorulmuştur. Sorgu tarzı oldukça saldırgan ve müdahalecidir. Hatta

hükümet görüşünde de Bayan Smith'e sorulan, üvey kızıyla cinsel ilişkisi olup

olmadığı sorusunun savunulacak bir tarafı olmadığı belirtilmiştir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Smith ve Grady/Birleşik Krallık, § 91). Ayrıca

eşcinselliğin silahlı kuvvetlerden erken ayrılabilmek için bahane olarak

kullanılıp kullanılmadığını anlamak amacıyla sorgulama yapıldığı belirtilmişse

de söz konusu soruşturmaya kadar başvurucular cinsel yönelimlerini gizli

tutmuşlardır ve görevden ayrılmak istemedikleri açıktır. Bu nedenle

sorgulamanın devam ettirilmiş olmasının makul bir gerekçesi bulunmamaktadır.

AİHM, hükümetin sorgulamanın devam ettirilmesiyle ilgili olarak ileri sürdüğü

tıbbi riskler veya güvenlik riskleri, disiplinle ilgili sebeplerin de somut

olayda mevcut olmadığını, bu yüzden başvurucuların cinsel yönelimlerini kabul

etmelerine rağmen sorgu sürecinin devam ettirilmesi konusunda hükümetin ikna

edici ve ciddi gerekçeler ortaya koyamadığını vurgulamıştır (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Smith ve Grady/Birleşik Krallık, §§ 106-110).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 15/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma Hakkı

Kapsamında Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu, dava dosyasına sunulan gizli belgeleri vekilinin

incelediğini ancak belgelerden fotokopi alma talebinin reddedildiğini, söz konusu

belgelerin tamamını kendilerine ayrılan süre içinde sağlıklı şekilde incelemek

ve not almanın mümkün olmadığını, belgelerden bir örnek almasına izin

verilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

42. Anayasa’nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddiasının silahların eşitliği

ve çelişmeli yargılama hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Kabul Edilebilirlik Yönünden

44. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de silahların

eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usul

hakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelmektedir (Yaşasın Aslan, B.

No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).

45. Silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı olan çelişmeli

yargılanma hakkı, kural olarak bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara,

gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla

ilgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir. Bu çerçevede başvuranların,

bilirkişi raporunun sonucuna itiraz edememesi ya da delillerle ilgili görüş

bildirmelerine fırsat verilmemesi çelişmeli yargılanma hakkının ihlali olarak

değerlendirilebilmektedir (Hüseyin Sezen,

B. No: 2013/1793, 18/9/2014, § 38).

46. Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen

iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla

birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenilen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme

yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan

delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup

olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin

görevi başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığının

değerlendirmektir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında

taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır.

Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme

noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda delillere ilişkin

dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında

değerlendirilmesi zorunludur (Yüksel Hançer,

B. No: 2013/2116, 23/1/2014 § 22).

47. 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesinin dördüncü ve devamı

fıkralarında, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin, mahkemenin belirleyeceği

çerçevede davacı tarafa incelettirilebileceği kural altına alınmıştır.

48. Başvuruya konu olayda, dava dosyasında bulunan bilgi ve

belgeler esas alınarak uyuşmazlık hakkında karar verilmiş olup başvurucunun

talebi üzerine dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerin tamamı

incelettirilmiş, bu bilgi ve belgelere karşı savunmasını sunabilmesi için otuz

gün süre verilmiştir. Başvurucu vekili, 18/12/2013 tarihinde söz konusu

belgeleri incelemesinden sonra sunduğu dilekçeleriyle anılan gizli belgelere

karşı beyanda bulunmuştur. Ayrıca AYİM Başsavcılığı düşüncesine cevap ve karar

düzeltme dilekçelerinde de söz konusu belgeler hakkındaki görüş ve beyanlarını

sunmuştur. Diğer yandan davanın hiçbir aşamasında dava dosyasına sunulan

belgelerin değerlendirilmediğine yönelik bir bilgi bulunmadığı gibi başvurucu

tarafından mahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave tezlerin olduğu

konusunda da bir açıklamada bulunulmamıştır. Buna göre AYİM tarafından

başvurucuya dava malzemesine ilişkin olarak tetkik ve beyanda bulunma

olanağının tanındığı, bu çerçevede başvurucunun yargılamanın sonucunu

etkileyecek usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşılmıştır.

Ayrıca yargılamanın bütünü dikkate alındığında Mahkemece yapılan uygulamanın

tüm süreci adaletten yoksun kılacak şekilde etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır.

Sonuç olarak somut olayda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine

yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığı anlaşılmaktadır.

49. Açıklanan nedenlerle silahların eşitliği ilkesine yönelik

bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayatın Gizliliği Hakkı ve Haberleşme

Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

50. Başvurucu, bugüne kadar özel hayatıyla ilgili hiçbir hususun

kamu hizmetine yansımadığını, usule aykırı şekilde yürütülen disiplin sürecinde

tamamen özel hayatı ile ilgili sorular sorulduğunu belirtmiştir. Başvurucu,

özel hayatına ilişkin ifadelerin idare tarafından hukuka aykırı yöntemlerle

alındığını, bu ifadelerin ve özel hayatın gizliliği ihlal edilerek ele

geçirilen e-posta yazışmalarının yasal delil kabul edilemeyeceğini, dolayısıyla

memurluktan çıkarılmasına dayanak alınamayacağını ileri sürmüştür. Başvurucu

ayrıca bu yöndeki talep ve iddialarına mahkeme kararında yanıt verilmediğini

belirtmiştir. Başvurucu, bu nedenlerle Anayasa'nın 20. ve 22. maddelerinde yer

alan özel hayatın gizliliği hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğini

iddia etmiş, ihlalin tespiti ile uyuşmazlık hakkında yeniden yargılama

yapılmasını talep etmiştir.

2. Değerlendirme

51. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve

bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört

saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan

itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,

el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

52. Anayasa’nın “Haberleşme

hürriyeti” kenar başlıklı 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.

Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli

hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz

saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

53. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

54. Başvurucunun evlilik dışı gönül ilişkileri olduğu vegöreve tahsisli e-posta sisteminden bu ilişkilerini

ortaya koyan iletiler gönderdiği sebep gösterilerek, özel nitelikte olan

hususlar nedeniyle disiplin yaptırımına tabi tutulduğuna ilişkin söz konusu

iddiasının, özel hayata saygı hakkının unsurlarından olan mahremiyet alanını ve

haberleşme hürriyetini ilgilendirdiği anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuru,

Anayasa'nın 20. maddesinde güvenceye alınan özel hayatın gizliliği hakkı ile

22. maddesinde yer alan haberleşme hürriyeti çerçevesinde ele alınmıştır.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

55. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

56. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özel

hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde “bireyin kişiliğini

geliştirmesi ve gerçekleştirmesi” kavramı

temel alınmaktadır. Anılan hak, herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak

kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte

kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de

içermektedir (Serap Tortuk,

B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent

Polat [G.K.], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [G.K.], B. No: 2013/9704,

3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri,

B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§ 30-32) .

57. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Özellikle mahremiyet alanında

cereyan eden cinsel içerikli eylem ve davranışların özel hayata saygı hakkının

kapsamında olduğunda kuşku yoktur. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin

kendi bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem

ilişkilere girebilecekleri özel bir alana işaret etmektedir (Serap Tortuk, §§

31-36; Bülent Polat, §§ 61-63; Tevfik Türkmen § 51; Ata Türkeri, §§ 31-34).

58. Özel hayata saygı hakkı, ilişki kurmak ve geliştirmek üzere

çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir. Kişilerin mesleki

hayatı özel hayatlarıyla sıkı bir irtibat içindedir. Özel hayata dair hususlar

kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alınmışsa özel hayata saygı hakkı

gündeme gelecektir (Bülent Polat,

§ 62; Ata Türkeri, § 31).

59. Bu kapsamda, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel

hayatı hakkında sorgulanması ve bunun doğurduğu idari sonuçlar, buna ek olarak

kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmaları, özel

hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturmaktadır (Serap Tortuk, §

37; Bülent Polat, § 63; Ata Türkeri, § 33).

60. Öte yandan Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme

hürriyetine sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Haberleşme bağlamında bireylerin karşılıklı ve/veya toplu olarak

sözlü, yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin

sağlanması gerekir. Posta, e-posta, telefon, faks ve İnternet aracılığıyla

yapılan haberleşme faaliyetlerinin haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin

gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B. No:

2013/6693, 16/4/2015, § 49).

61. Ayrıca, haberleşme hürriyeti ve haberleşmenin gizliliği

ilkesi, kişilerin sadece özel meskenlerinde yaptıkları iletişimleri değil aynı

zamanda iş yerlerinde yaptıkları haberleşmeleri de güvenceye almaktadır (Bülent Polat, § 65; Tevfik Türkmen, § 54).

62. Buna göre başvurucunun göreve mahsus e-posta sisteminden

gönderdiği iletilerde yer alan özel yaşamına ait unsurlar gerekçe gösterilerek

devlet memurluğundan çıkarılmasının, özel hayatın gizliliği hakkı ve haberleşme

hürriyetine bir müdahale oluşturduğu anlaşılmaktadır.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

63. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

64. Yukarıda anılan müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığının

belirlenmesinde, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun

düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen

nedenlere dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmama koşulları yönünden inceleme yapılması gerekir.

(1) Kanunilik

65. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve yargısal incelemenin

657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (g) alt

bendi temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olayda

başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir

dayanağının mevcut olduğu anlaşılmaktadır.

66. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında yapılan değerlendirmeler

neticesinde, söz konusu Kanun hükümlerinin “kanunilik”

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır (Serap

Tortuk, §§ 41-42). Somut olayda bu

sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir iddia ve tespit de bulunmamaktadır.

(2) Meşru Amaç

67. Anayasa'nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasını, ilgili hak ve özgürlüğe ilişkin Anayasa maddesinde

gösterilen özel sınırlandırma sebeplerinin bulunmasına bağlı kılmıştır.

68. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi, hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan

kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Buna

göre Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete

yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere

sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir. (AYM, E. 2014/87, K. 2015/112,

8/12/2015, § 7; E. 2016/37, K. 2016/135, 14/7/2016, § 9; E.2013/130, K.

2014/18, 29/1/2014;Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

69. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası yönünden özel

sınırlama nedeni düzenlenmemiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, birtakım

sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber bu sebepler sadece arama ve

elkoyma tedbirlerine yöneliktir. Dolayısıyla bu sebeplerin özel hayata saygı

hakkının tüm boyutları yönünden uygulanması mümkün görünmemektedir. (AYM,

E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013 sayılı kararının "J-Kanun'un 75. Maddesiyle 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

Başlığı İle Birlikte Değiştirilen 10. Maddesinin İncelenmesi"

başlığının "bb"

alt başlığı altında).

70. Bu durumda Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan hak ve

özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin somut olay bakımından sınırlandırma

sebebi olarak kabul edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.

71. Anayasa'nın 5. maddesinde, "Devletin

temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin

bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun

refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,

sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan

siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî

varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

denilmektedir. Buna göre, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu

sağlamak devletin temel amaç ve görevlerindendir.

72. Kişinin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamanın

ön koşulu millî güvenlik ve kamu düzeninin tesisidir. Millî güvenlik ve kamu

düzeninin sağlanmadığı bir ortamda, hak ve özgürlüklerden gereği gibi

yararlanılması, kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmesi mümkün değildir.

Devletin hak ve özgürlükleri koruma ödevinin yanında, millî güvenliği ve kamu

düzenini sağlama görevi de bulunmaktadır.

73. Millî güvenliğin sağlamakla yükümlü olan Türk Silahlı

Kuvvetlerinin bu görevi gereği gibi yerine getirebilmesi bakımından askerî

disiplinin sağlanması hayati önem taşımaktadır. Silahlı kuvvetlerin mensupları

arasındaki hiyerarşi ve disiplinin aşınması, söz konusu kamu hizmetinin

aksamasına neden olabilecek temel etkenlerden biridir.

74. Bu nedenle askerî disiplinin sağlanmasını teminen silahlı kuvvetler mensuplarının sıkı disiplin

kurallarına tabi tutulması ve diğer kişilerin tabi olmadığı bazı sınırlamalara

tabi olmaları Anayasa'nın 5. maddesiyle devlete

yüklenen millî güvenliği sağlama ve kamu düzenini koruma ödevinin bir

gereğidir. Anılan ödevin, kişilerin Anayasa'nın 20. maddesinin birinci

fıkrasında düzenlenen haklarının sınırlanmasında dikkate alınması

gerekmektedir.

75. Ayrıca haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru

kabul edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden bir veya birkaçına dayanması gerekir.

76. Açıklanan nedenlerle başvurucunun ahlaki durumu sebep

gösterilerek TSK'den çıkarılmasının, askerî disiplinin korunması ve kamu

hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla millî güvenliğin

korunması amacını taşıdığı, dolayısıyla müdahalenin meşru bir amaca dayalı

olduğu sonucuna varılmıştır.

(3) Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

77. “Demokratik toplum

düzeninin gerekleri”nden

olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal

ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre

sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da

başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (AYM, E. 2015/96,

K.2016/9, 10/2/2016, § 13; ifade özgürlüğü bağlamında Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, § 51; özel hayatın gizliliği hakkı bağlamında Ata Türkeri, §§ 44, 45; İ.F.A., B. No: 2013/8564, 17/2/2016, §

62).

78. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerine, herhangi bir

vatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesi demokratik bir toplumda

gerekli olabilir. Bu kapsamda kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve

sınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması

doğaldır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkının mahremiyet hakkı gibi en gizli

yönleri söz konusu olduğunda kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır ve bu

alanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için kamu

makamlarınca özellikle ciddi gerekçelerin gösterilmesi gerekir (Ata Türkeri,§ 47).

79. Kamu makamlarının somut olayda olduğu gibi özel hayatın en

gizli, mahrem alanlarına müdahaleleriyle ilgili olarak müdahaleye yol açan

karar alma sürecinde de keyfî davranmadıklarını kanıtlamaları gereklidir. Bu da

ancak karar alma sürecinde özel hayatına müdahale edilen bireylere -deliller ve

kanıtlama konuları dâhil- adil şartlarda savunma ve sürece katılım

güvencelerinin sağlanmasıyla olacaktır (Ata

Türkeri, § 48).

80. Nitekim Anayasa'nın 129. maddesi uyarınca kamu görevlilerine

savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilmez. Buna göre savunma hakkı,

Anayasa'da yer alan temel haklardandır. Disiplin soruşturmasında savunma

hakkının kullanılabilmesi için, savunması istenen kamu görevlisine suçlama

konusunun ve hakkındaki isnadın ne olduğunun açıkça bildirilmesi, bunun yanı

sıra savunmasını hazırlayabilmesi için makul bir sürenin tanınmış olması

gerekir. Dolayısıyla, bu kriterlere uygun olarak verilecek savunma hakkı, özel

hayata ilişkin unsurlar ileri sürülerek uygulanan disiplin yaptırımlarında

bireyin özel hayatın gizliliği hakkının etkili şekilde korunması ve keyfî

muamelelere tabi tutulmasının önlenmesi bakımından çok önemli bir güvence

oluşturmaktadır.

81. Anayasa Mahkemesi, askerî disiplinin gerekleri

gözetildiğinde, göreve ilişkin amaçlar doğrultusunda kullanılması gereken bir

elektronik haberleşme sisteminin ve bu sistem içerisindeki yazışmaların

denetlenmesinin demokratik bir toplumda gerekli olduğuna karar vermiştir.

Ayrıca bu şekildeki denetim sonucunda haberleşme sisteminin amaç dışında

kişisel nedenlerle kullanıldığının tespit edilmesi hâlinde bu kullanıma

müdahalede bulunulması da demokratik bir toplumda gerekli olarak kabul

edilebilir (Bülent Polat, § 113; Tevfik Türkmen, § 77).

82. Bu çerçevede, silahlı kuvvetlerin faaliyetlerinin disiplin

içinde yürütülmesi ve etkinliğini gerçekten aksatan bir durum oluşturduğunun

ikna edici ve güçlü sebeplerle kanıtlanması halinde personelin özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılması demokratik bir toplumda gerekli kabul

edilebilir. Ancak bu halde de sınırlandırmanın ölçülülük ilkesine uygun olması

gereklidir.(G.G. [GK], B. No:

2014/16701, 13/10/2016, § 60).

83. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi,

sınırlayıcı önlemin öngörülen amaç için zorunlu ve amaca ulaşmaya elverişli

olmasını, ayrıca amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması

gereğini ifade eder. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlüklerin

gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir (AYM, E. 2015/102, K.

2016/151, 7/9/2016, § 22; E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013; Marcus Frank Cerny, B.No:

2013/5126, 2/7/2015, § 72).

84. Tüm bu ilkeler dikkate alınarak başvuru konusu olay

bakımından müdahalenin "demokratik

toplum düzeninin gerekleri" ilkesine uygun olup olmadığı

incelenirken, kamu makamlarınca ortaya konulan gerekçeler değerlendirilmeli ve

müdahaleyi doğuran karar alma sürecinde başvurucuya usule ilişkin güvencelerin

sunulup sunulmadığı ortaya konulmalıdır. Bunun yanı sıra müdahalenin "ölçülülük" ilkesine uygun olup

olmadığına bakılmalıdır.

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

85. Somut olayda özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında

mahremiyetine dair konular hakkında sorgulanırken başvurucuya usule ilişkin

güvenceler verilip verilmediğinin incelenmesi gerekmektedir.

86. Başvurucunun devlet memurluğundan çıkarılma cezasıyla

cezalandırılmasına dair kararın İstihbarat Timi tarafından alınmış olan

ifadeler ile e-posta iletilerine dayalı olarak alındığı görülmektedir.

87. Başvurucunun Yüksek Disiplin Kurulu önünde tüm isnatları

reddettiği ve yargılama sürecinde de İstihbarat Timi tarafından psikolojik baskı

altında ifadesinin alındığını, ne için beyanda bulunduğunu bilmediği gibi

ifadesinin disiplin cezası verilmesine esas alınacağını da bilmediğini beyan

ettiği görülmüştür.

88. Gerek Yüksek Disiplin Kurulu kararında gerekse yargı

kararında, başvurucunun fiilinin memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve

derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketler kapsamında olduğu

değerlendirmelerine yer verilmiş, bu değerlendirmeye ise İstihbarat Timi

tarafından alınmış ifadeler dayanak yapılmıştır. Yüksek disiplin kurulları,

ilgilinin özlük dosyasını ve her nevi evrakı incelemeye, ilgili kurumlardan

bilgi almaya, yeminli tanık ve bilirkişi dinlemeye veya niyabeten

dinletmeye, mahallen keşif yapmaya veya yaptırmaya yetkilidirler. Ancak olayda,

Yüksek Disiplin Kurulunca ayrıca bir araştırma yapılmaksızın İstihbarat Timi

tarafından alınmış ifadelerle yetinildiği anlaşılmaktadır. Aynı şekilde resen

araştırma ilkesinin geçerli olduğu yargılama usulüne tabi AYİM'in

karar gerekçesinde de anılan ifadelere dayanıldığı ve başvurucunun iddialarının

reddedildiği görülmektedir. Bu durumda başvurucunun devlet memurluğundan

çıkarılmasına dayanak teşkil eden ve İstihbarat Timi tarafından yürütülen ifade

alma sürecinin anayasal güvencelere uygun olup olmadığı incelenmelidir.

89. İstihbarat Timi tarafından alınan ifadelere ait

tutanaklarda, disiplin soruşturması için ifade alındığı belirtilmemiş ve

başvurucunun ne ile suçlandığı bildirilmemiştir. Başvurucuya sorulan sorular

(bkz. § 12), kişilerin tüm özel yaşamlarını kapsayacak şekilde geniş, kapsamı,

sınırları ve amacı belli olmayan niteliktedir. İfadeyi alanların kimlik ve

unvanları ile ifadelerin bazı bölümleri karartılmıştır. Tüm bu hususlar

nedeniyle idarenin söz konusu ifade sürecinde başvurucuya savunma hakkı

tanıdığını ve özgür iradeye dayalı konuşma koşullarının sağlandığını

kanıtlayamadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla olayda, özel hayata ilişkin hususlar

sebep gösterilerek devlet memurluğundan çıkarılma cezası verilmesi sürecinde

başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında usule ilişkin

güvencelerden yararlandırılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

90. İkinci olarak müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup

olmadığı, idare ve derece mahkemesi kararlarının gerekçeleri çerçevesinde

incelenmelidir.

91. Başvurucu, devlet memurluğundan çıkarma cezası ile

sonuçlanan disiplin soruşturması sürecinde mesleki hayatını değil özel hayatını

ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda kalmıştır. Yüksek Disiplin Kurulu

kararı ve Derece Mahkemesi kararına göre, başvurucunun mahremiyetine dair söz

konusu hususlar, başka kişiler hakkında İKK zafiyeti konusunda başlatılan

istihbarat faaliyeti kapsamında tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu istihbarat

faaliyeti tespitine kadar söz konusu özel hayata ilişkin eylem ve

davranışlarının alenileştirilmediği, ilişkinin tarafları arasında kaldığı ve

başvurucunun mesleğine bir yansıması olmadığı, ihtilaf konusu soruşturmanın

kapsamının mesleki hayatın sınırlarını aştığı anlaşılmaktadır.

92. Yüksek Disiplin Kurulu ve Derece Mahkemesi karar

gerekçelerinde, başvurucunun alenileşmemiş olduğu anlaşılan gönül ilişkilerinin

millî güvenliğin korunması amacına yönelik olarak yapılması gereken askerî

istihbaratı hangi nedenle ilgilendirdiğinin ortaya konulmadığı anlaşılmaktadır.

Bunun yanı sıra, söz konusu kararlarda, isnat edilen ve tümüyle başvurucunun

özel yaşamına ilişkin olan eylemlerin, mesleki hayatı üzerindeki etkilerine

dair yeterli ve ikna edici gerekçelerin belirtilmediği ve TSK’nin işleyişi

üzerindeki etkisi ve risklerinin de açıklanmadığı görülmüştür. Ayrıca

başvurucunun, soruşturma usulünün hukuka aykırı yöntemler içerdiğine yönelik

iddialarına da makul bir gerekçe ile yanıt verilmediği, ifadelerin alındığı

koşulların detaylı şekilde incelenmediği anlaşılmıştır. Bu nedenlerle idare ve

Derece Mahkemesi kararlarının özel hayatın gizliliği hakkına ve haberleşme

hürriyetine müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe

içermediği sonucuna ulaşılmıştır.

93. Son olarak müdahalenin ölçülü olup olmadığı incelenmelidir. Başvurucunun

özel hayatın gizliliği hakkına ve haberleşme hürriyetine yönelik müdahalenin

ölçülü olup olmadığının belirlenmesinde, söz konusu e-postaların içeriğinde yer

alan bilgilerin niteliği ile bu bilgilerin kullanılış şekline ve anılan bilgilerin

dayanak alınması sonucu uygulanan yaptırımın ağırlığına bakılarak bir

değerlendirme yapılması gerekmektedir.

94. Başvurucunun sadece taraflarınca bilinen gönül ilişkisini

gösteren duygusal içerikli mesajlar yazması şeklindeki eyleminin devlet memurluğundan

çıkarılma cezasıyla cezalandırılması, niteliği ve ağırlığı bakımından güdülen

meşru amaçla orantısızdır. Dolayısıyla söz konusu eylemin daha önce hiçbir

disiplin cezası bulunmayan, ödül ve takdirleri bulunan başvurucunun en ağır

disiplin yaptırımıyla cezalandırılmasında, sınırlandırma ile ulaşılabilecek

genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında

adil bir dengenin sağlanmadığı, başvurucunun özel hayatına ve haberleşme

hürriyetine yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

95. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 20. ve 22.

maddelerinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı ve haberleşme

hürriyetinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

96. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

97. Başvurucu, ihlalin tespiti ile uyuşmazlık hakkında yeniden

yargılama yapılmasını talep etmiştir.

98. Başvuruda Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerinde güvence altına

alınan özel hayatın gizliliği hakkı ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

99. Özel hayatın gizliliği hakkının ve haberleşme hürriyetinin

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak

üzere AYİM İkinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

100. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamında çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Özel hayatın gizliliği hakkı ve haberleşme hürriyetinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkı ve haberleşme hürriyetinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının ve

haberleşme hürriyetinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesine

(Anılan Dairenin 18/6/2014 tarihli ve E.2013/689, K.2014/982 sayılı kararına

ait dava dosyası ile ilgilidir) GÖNDERİLMESİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,.

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

15/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Şermin

BİRTANE

Başvurucu

:

Ö. N. M.

Vekili

:

Av. İlter

AKSOYLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/14751, 15 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Ö. N. M. Başvurusu
  4. İkinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun Konusu
  7. II. Başvuru Süreci
  8. III. Olay Ve Olgular
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. E -
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Adil Yargılanma Hakkı
  15. B. Özel Hayatın Gizliliği Hakkı ve Haberleşme
  16. B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent
  17. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  18. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  19. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  20. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. Yıldırım
  22. Akıncı
  23. Topal
  24. M. Emin KUZ
  25. Birtane
  26. Aksoylu
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/14751
Tarih
15 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • M.k. Başvurusu (B. No: 2014/9462)
  • Can Araz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/8745)
  • Yaşar Türkmen Başvurusu (B. No: 2014/5418)
  • Alper Emin Uluçay Başvurusu (B. No: 2014/11329)
  • Özge Kaya Başvurusu (B. No: 2014/11084)
  • Abdulhamit Doğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14877)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.