İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ömer Şanlı Başvurusu (B. No: 2015/7304)

1. Başvuru; kesin mahkûmiyetle sonuçlanmayan ceza yargılamasının

Başvuru No2015/7304Tarih22 Ocak 2019Okuma17 dk · 3.440 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ömer Şanlı Başvurusu

Karar tarihi
22 Ocak 2019
Başvuru Numarası
2015/7304
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.440 kelime·17 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kesin mahkûmiyetle sonuçlanmayan ceza yargılamasının

hükme esas alınması nedeniyle masumiyet karinesinin, idarenin savunması ekinde

sunulan belgelerin incelettirilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ilkesinin,

kamu görevinden ayırma işleminde ayrımcı tutumla uygulama yapılması nedeniyle

eşitlik ilkesinin ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından verilen hükmün

bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesi imkanının tanınmaması nedeniyle

hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/5/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

6. Başvurucu 1999 yılından 2013 yılının Temmuz ayına kadar Türk

Silahlı Kuvvetleri(TSK)bünyesinde astsubay olarak

görev yapmıştır.

7. 2013 yılının Ocak ve Şubat aylarında

sosyal medyada (Twitter) TSK'nın itibarını sarsıcı ve

siyasi içerikli paylaşımlarda bulunması gerekçe gösterilerek başvurucu hakkında

29/5/2013 tarihi itibarıyla idari soruşturma başlatılmıştır.

8. Oluşturulan İdari Tahkikat Komisyonu, başvurucunun kendisine

ait olduğunu ifadesinde ikrar ettiği sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı

paylaşımların askerlik mesleğini küçük

düşürücü, TSK'nın itibarını zedeleyici, disiplinsizliğe sevk edici

nitelik taşıdığı sonucuna ulaşmış ve başvurucunun TSK'dan ilişiğinin

kesilmesinin uygun olduğu yönündeki kanaatini Deniz Kuvvetleri Komutanlığına

bildirmiştir.

9. Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 13/6/2013 tarihli işlemiyle

bu öneri uygun bulunmuştur.

10. Uygun bulma kararının ardından Deniz Kuvvetleri Komutanlığı

ve Genel Kurmay Başkanlığı tarafından başvurucu hakkında TSK bünyesinde kalması uygun değildir sicili

düzenlenmiştir.

11. Genel Kurmay Başkanlığınca Deniz Kuvvetleri Komutanlığının

kararına göre işlem yapılmasının uygun bulunması üzerine 1/7/2013 tarihinde

Millî Savunma Bakanlığı onayı ile kesinleşen işlem uyarınca başvurunun TSK ile

ilişiği kesilmiştir.

12. Diğer taraftan idari tahkikat komisyonu İzmir Güney Deniz

Saha Komutanlığı Askeri Savcılığına, tahkikata konu eylemler nedeniyle

soruşturma emri vermiş ve başvurucu hakkında astlık üstlük ilişkilerini

zedelemeye yönelik alenen tahkir edici hareketlerde bulunmak suçundan kamu

davası açılmıştır. Kamu davasının seyrine ilişkin olarak başvuru formu ve

eklerinde bilgi veya belge sunulmamıştır.

13. Başvurucu ilişik kesme işleminin iptali istemiyle Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesi nezdinde dava açmıştır.

14. AYİM Birinci Dairesi (Mahkeme) 12/11/2014 tarihli kararıyla

davayı reddetmiştir.

15. Ret gerekçesinde öncelikle konuya ilişkin mevzuata ve

başvurucunun mesleki safahatına yer verilmiştir. Başvurucunun sicil

ortalamasının çok iyi düzeyde gerçekleştiği, toplamda yedi kez takdirname aldığı,

2001 ve 2004 yılları arasında ise sicil üstleri tarafından hakkında menfi

kanaat belirtildiği ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucunun 2000 ve 2005 yılları

arasında beş defa (izinsizlik, oda hapsi, uyarı) disiplin cezası aldığı; bu

cezalara görev yapmak konusunda isteksizlik, disiplinsizlik, çalışma düzeninde

uyumsuzluk, lakayt davranış gibi fiillerin neden olduğu ve son olarak da sosyal

medyada yer alan paylaşımlar nedeniyle başvurucu hakkında idari soruşturma

açıldığı ifade edilmiştir. Başvurucu hakkında tesis edilen işlemin yetki ve

şekil unsurları yönünden hukuka uygun olduğu saptandıktan sonra işlemin esasına

yönelik değerlendirmeye geçilmiştir. Bu aşamada öncelikle idarenin hizmeti

aksatacak, verim alınamayacak personeli bünye dışına çıkarma konusunda yetki

sahibi olduğu ancak bu konudaki yetkisini kamu yararı ve hizmet gerekleri

doğrultusunda kullanması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucunun mesleki

safahatı ve hakkında açılan idari soruşturma değerlendirildiğinde disiplin

durumunun TSK bünyesinde görev almaya engel olacak nitelikte bulunduğu ve

hizmetin gerektirdiği tavrı sergilemekten uzak olduğu, bu nedenle de idare

tarafından tesis edilen işlemin maddi gerçekle bağdaştığı vurgulanmıştır. Sonuç

olarak idarenin işlemin tesisinde takdir yetkisini objektif kriterlere uygun ve

ölçülü kullandığı ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucunun kesinleşmiş bir

mahkûmiyet bulunmadan işlem tesis edildiği iddiası yönünden ise açılan

soruşturmanın disiplinsizlik nedeniyle başlatılan bir idari soruşturma olduğu,

disiplin hukuku kuralları çerçevesinde yürütülen bu soruşturmanın karara

bağlanması için bir ceza yargılaması kararına ihtiyaç duyulmadığı ve idari

sürecin usulüne uygun olarak sonuçlandırıldığı belirtilmiştir.

16. Ret hükmüne yönelik karar düzeltme istemi mahkemenin

7/4/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

17. Nihai kararın 27/4/2015 tarihinde tebellüğ edilmesinin

ardından 4/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri

Personel Kanunu'nun 94. maddesinin (b) bendinin işlem tarihinde yürürlükte

bulunan hali şöyledir:

"Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle

ayırma:

Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle

Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmiyen

astsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı

Kanunu hükümleri uygulanır."

19. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği'nin "Disiplinsizlik ve ahlaki durumları nedeniyle ayırma usulleri"

kenar başlıklı 60. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Aşağıdaki sebeplerden biri ile

disiplinsizlik veya ahlaki durumları gereği Silahlı Kuvvetlerde kalmaları, son

rütbelerine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyen astsubaylar

hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır:

a) Disiplin bozucu hareketlerde bulunması,

ikaz veya cezalara rağmen ıslah olmaması,

b)Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmen

düzenleyememesi,

c) Aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara

veya borçlanmaya düşkün olması,

d) Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak

şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunması,

e) Tutum ve davranışları ile yasa dışı siyasi,

yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşleri benimsediği, bu gibi

faaliyetlerde bulunduğu veya karıştığı anlaşılanlar. "

20. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi Kanunu’nun 52. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler taraf ve

vekillerine açıktır. Şu kadar ki; mahkeme tarafından getirtilen veya idarece

gönderilen bilgi, belge ve dosyalardan, başka şahıs ve makamların özel

bilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idarenin

soruşturma metotlarının gizli tutulması maksatlarıyla taraf ve vekillerine

incelettirilmemesi kaydı konulanlar ile personelin özlük dosyasındaki dava

konusu haricindekiler taraf ve vekillerine incelettirilemez.

Taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek nitelikteki bilgi ve

belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine açık olan diğer

evraktan ayrılamaz nitelikte iseler, taraf ve vekillerine incelettirilecek

suretleri, ilgili bölümleri idare tarafından karartılarak ayrıca gönderilir.

Davacı taraf veya vekili, karartılan veya

verilmeyen bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar olduğu

iddiası ile mahkemeye itiraz edebilir. Yapılan bu itiraz, mahkeme tarafından

incelenerek haklı görülen hususlarda, mahkemenin belirleyeceği çerçevede daha önce

karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgeler karşı tarafa incelettirilebilir.

Bu hükümlere göre elde edilen ve gizlilik

derecesine sahip bilgi ve belgeler, taraf ve vekillerince mahkeme haricinde,

diğer bir maksatla kullanılamaz. Aksine davranışta bulunanlar hakkında ilgili

kanun hükümleri saklıdır.''

V. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 22/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma

Hakkına İlişkin İhlal İddiaları

1. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, idari soruşturmaya konu eylemleri nedeniyle

açılan ceza davasında hükmün açıklanmasını geri bırakılması kararı verildiğini

ve buna karşın üzerine atılı suç sübut bulmuş gibi ayırma işleminin hukuka

uygun bulunduğunu belirterek masumiyet karinesinin ihlal ettiğini ileri

sürmektedir.

b. Değerlendirme

23. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşruluğunun açık olduğu başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

24. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş

bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır.

Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan

suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu ispat

mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak

nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.

No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

25. Masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu

makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya

kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza

mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge

düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip

Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018,§ 47).

26. Somut olaya bakıldığında başvurucu hakkında öncelikle idari

soruşturma açıldığı ve idari soruşturmayı yapan makamın bildirimi üzerine

başvurucu hakkında ceza davası açıldığı görülmektedir. İdari soruşturma süreci

mahkeme kararında da vurgulandığı üzere disiplin hukuku ilke ve kuralları

çerçevesinde yürütülmüştür. AYİM tarafından yapılan yargılamada ise idari

işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılırken ceza yargılamasından ayrı

olarak idare hukuku hükümleri kapsamında başvurucunun ifa ettiği mesleğin

niteliği ve disiplin hukuku bağlamında soruşturma sonucu ortaya çıkarılan

eylemler üzerinden değerlendirme yapıldığı (bkz. § 15) görülmektedir. Kararda

başvurucu hakkında kamu davası açıldığı hatırlatılmış ise de suça ilişkin

olarak bir saptamada, değerlendirmede bulunulmadığı açıktır.

27. Mahkeme tarafından ilgili mevzuat, askerlik görevinin

gerektirdiği nitelikler ve başvurucunun durumu değerlendirilmek suretiyle

işlemin hukuka uygun olduğunun tespit edildiği görüldüğünden masumiyet

karinesinin ihlal edilmediğinin açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

28. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesinin ihlal

edilmediğinin açık olduğu anlaşılan başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Silahların Eşitliği

İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, idarenin savunması ekinde yer alan belgelerin

kendisine verilmediğini belirterek silahların eşitliği ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

30. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de silahların

eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usule

ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelir. Ceza davalarının yanı sıra medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili

uyuşmazlıklara ilişkin hukuk davaları ve idari davalarda da bu ilkeye uyulması

gerekir (Mustafa Tuğrul, B. No:

2013/657, 28/11/2014, § 32).

31. Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği başvurucunun

temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarını öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda

sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu mercilere sunması, aynı zamanda bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip

edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa

Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz.

32. Başvurucu, 1602 sayılı mülga Kanun'un 52. maddesi (bkz. §

20) uyarınca yargılamayı yapan makamdan usulüne uygun bir şekilde ilgili bilgi

ve belgeleri inceleme talebinde bulunduğuna ve bu talebinin reddedildiğine dair

herhangi bir bilgi ve belgeyi Anayasa Mahkemesine sunmamıştır. Dolayısıyla

başvurucunun dava dosyasına sunulan bilgi ve belgeler için 1602 sayılı mülga

Kanun'un 52. maddesine göre talepte bulunması ve maddede yer alan usulü izlemesi

gerekirken anılan yargısal başvuru yollarını usulüne uygun bir şekilde

tüketmeden başvuruda bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır (benzer yöndeki kararlar

için bkz. M.K., B. No:

2014/19584, 8/6/2017; Z.S., B.

No: 2014/19968, 15/2/2017).

33. Başvurucu tarafından ihlal iddiasına konu idari işlem için

öngörülmüş olan kanun yollarında başvurunun bu kısmına ilişkin ihlal

iddialarının ileri sürülmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin bu kısma ilişkin

iddiaların başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu; benzer durumda olan personel için çıkarma işlemi

tesis edilmediğini, kendisine yapılan ayrımcı uygulama nedeniyle Anayasa'nın

10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

2. Değerlendirme

35. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve

Sözleşme'nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine

yönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka

Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle

bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, § 33).

36. Somut olayda eşitlik ilkesinin ihlal edildiği ileri

sürülmekte ise de söz konusu ihlal iddiasının hangi temel hak ve özgürlüğe

yönelik olarak gerçekleştiği belirtilmemiştir. Başvuru konusu iddiaların

Anayasa ve Sözleşme kapsamındaki hak ve hürriyetlerden biri ile bağlantısı da

bulunmamaktadır.

37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Hükmün Denetlenmesini

Talep Etme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

38. Başvurucu, AYİM Dairesi tarafından verilen hükmün bir başka

yargı mercii tarafından denetlenmemesinin hükmün denetlenmesini talep etme

hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

39. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir.

40. Anayasa Mahkemesi, somut norm denetiminde verdiği 27/12/2018

tarihli ve E.2018/71, K.2018/118 sayılı kararıyla hükmün denetlenmesini talep etme hakkının Anayasa'nın 36.

maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti ile güvence altına alındığına

hükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"5. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen

hak arama hürriyeti, yargılama usulüne ilişkin güvencelerle hakkaniyete uygun

yargılama yapılmasını hedefleyen ve demokratik toplumda vazgeçilmez nitelikte

olan adil yargılanma hakkını da kapsayan geniş bir içeriğe sahiptir.Bu bağlamda hak arama hürriyetinin mahkeme

tarafından verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini

talep etme hakkını da içerip içermediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesinin önceki kararları incelendiğinde, anılan hakkın Anayasa’da

güvence altına alınıp alınmadığı hususuna ilişkin olarak meselenin farklı

kavramlar altında tartışıldığı ve farklı sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir. Bu

yönüyle de içtihadın netleştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

6. Hak arama, kişinin maddi ve manevi varlığını

geliştirme hakkı ve insan onuru kavramıyla yakından ilgilidir. Bu nedenle

demokratik hukuk düzenlerinde hakların korunmasını ve hak ihlallerinin

giderilmesini temin edebilecek 'hukuki yollar' öngörülmüştür. Nitekim Anayasa

Mahkemesi de kararlarında hak arama hürriyetinin hukuk devletinin başlıca

ölçütü ve demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biri olduğunu ifade etmiştir

(AYM, E.1991/2, K.1991/30, 19/9/1991). Bu doğrultuda Anayasa’nın 40. maddesinde

hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin, 'yetkili makama geciktirilmeden

başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahip' olduğu belirtilmiştir.

Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen yasama organına dilekçe verme hakkı ile

bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakları da anayasal güvence altına alınan

hak arama yolları arasındadır.

7. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan yargı mercileri önünde hak arama hürriyeti, hakların korunmasını amaç

edinen vazgeçilmez meşru yöntemlerin başında gelmektedir. Anayasa’daki temel

hakların korunmasında önemli bir teminat olan yargısal hak arama yolu, hakların

korunmasında en etkili ve güvenceli yoldur.

8. Hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde, adalet ve hukuk devleti gibi temel anayasal ilkelerin de göz

önünde bulundurulması gerekir. Bu doğrultuda hak arama hürriyetinin amacının

hak ihlalinin önlenerek kişiye hakkının teslim edilmesi ve adaletin tesisi

olduğu söylenebilir. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı,

kanunun açıkça hatalı veya keyfi uygulanmasına ilişkin istisnalar dışında,

yargılama sonucunda verilen hükmün adil olup olmadığı veya hukuki açıdan

isabetli olup olmadığı hususlarını içermemektedir. Bu itibarla adil yargılanma

hakkının davanın taraflarına sağladığı tüm usul güvencelerine uyulmuş olsa bile

yargılama sonucunda verilen hükmün hatalı olması mümkündür. Diğer bir ifadeyle

adil yargılanma hakkının güvencelerine riayet edilmiş olsa da hâkimin gerek

maddi vakıaların değerlendirilmesinde gerekse hukuk kurallarının uygulanmasında

yanılgıya düşmesi ve buna bağlı olarak hukuka aykırı hüküm vermesi söz konusu

olabilmektedir. Böyle kararlara ilgililerin veya toplumun katlanmasını istemek

adalete olan güveni sarsar ve hukuk devletini zedeler. Bu nedenle hak arama

hürriyetinden yararlanılabilmesi bakımından adil ve isabetli olmadığı düşünülen

bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından denetlenmesi bir gereklilik olarak

ortaya çıkmaktadır. Anayasamız açısından bu gereklilik, özel olarak düzenlenen

hak arama hürriyetinin kapsamı ve mahiyetinden kaynaklanmaktadır.

9. Anayasa’nın 154. ve 155. maddelerinin de

mahkeme kararlarının kural olarak denetlenmesi gerektiği düşüncesiyle

düzenlendiği anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 154. maddesinin birinci fıkrasının

ilk cümlesinde 'Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir

adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir'

kuralına yer verilmiştir. Aynı şekilde Anayasa’nın 155. maddesinin birinci

fıkrasının ilk cümlesinde de 'Danıştay, idare mahkemelerince verilen ve kanunun

başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme

merciidir' denilmektedir. Anayasa koyucunun bu kurallarla Yargıtay ve Danıştayın varlığını anayasal güvence altına aldığı ve anılan

yüksek mahkemeleri kural olarak ilk derece adli ve idari yargı mercilerince

verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii olarak görevlendirdiği

anlaşılmaktadır. Ancak bu maddelerde adli ve idari yargı mahkemelerince verilen

hükümlerin denetlenmesi görevinin anılan yüksek mahkemelere verilmemesi hâlinde

de bu görevin başka yargı mercilerine bırakılması gerektiğinin öngörülmesiyle

Anayasa koyucunun ilk derece mahkemesince verilen karar ve hükümlerin kural

olarak bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesi gerekliliğini kabul

ettiği sonucuna ulaşılmaktadır.

10. Anayasa’nın 36., 154. ve 155. maddeleri

birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mahkemelerce verilen hükmün bir başka

yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkını Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamında güvenceye kavuşturduğu

görülmektedir.

11. Diğer taraftan yargılamanın konusu ceza

mahkûmiyeti olduğunda mahkeme kararlarının denetlenmesi ihtiyacı daha da önem

kazanmaktadır. Nitekim uluslararası sözleşmelerde de hükmün denetlenmesinin bir

hak olarak tanındığı görülmektedir. Türkiye’nin de taraf olduğu Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının birinci cümlesinde 'Mahkeme tarafından ceza gerektiren bir

suç nedeniyle mahkûm edilen herkes, mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın

yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama hakkına sahiptir'

denilmek suretiyle ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet ve cezaların

denetlenmesini talep hakkı güvenceye bağlanmıştır. Yine Türkiye’nin taraf

olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 14. maddesinin (5)

numaralı fıkrasında da 'Bir suçtan hüküm giyen herkes, mahkumiyet

ve cezanın yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı organınca yeniden incelenmesi

hakkına sahip olacaktır' biçiminde benzer bir kurala yer verilmiştir.

12. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak

arama hürriyeti kapsamındaki hükmün denetlenmesini talep etme hakkı, kişinin

aleyhine verilen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından gözden

geçirilmesini ve denetlenmesini isteyebilmesini teminat altına

almaktadır."

41. Anayasa Mahkemesi hükmün

denetlenmesini talep etme hakkının Anayasa'nın 36. maddesinde

düzenlenen hak arama hürriyeti ile güvence altına alındığını ifade ettiği bu

kararında, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ülkemizin de

taraf olduğu ek 7 No.lu Protokol’ünün 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

birinci cümlesiyle ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet ve cezaların

denetlenmesini talep hakkının güvenceye bağlandığını ve yine ülkemizin taraf

olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 14. maddesinin (5)

numaralı fıkrasında da “Bir suçtan hüküm

giyen herkes, mahkumiyet ve cezanın yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı

organınca yeniden incelenmesi hakkına sahip olacaktır.” biçiminde

benzer bir kurala yer verildiğini hatırlatmıştır. Bununla birlikte Anayasa

Mahkemesi yargılamanın konusu ceza mahkûmiyeti olduğunda mahkeme kararlarının

denetlenmesi ihtiyacının daha da önem kazandığını, hükmün denetlenmesini talep

etme hakkının ceza hukuku alanındaki kapsam ve sınırıyla diğer alanlardaki

kapsam ve sınırının aynı olmayacağını,bu yönüyle

anılan hakkın bireyin temel hak ve özgürlüklerine daha ağır müdahalelerin söz

konusu olduğu ceza hukuku alanında daha geniş bir uygulama alanı bulurken diğer

alanlarda daha esnek uygulanabileceğini de vurgulamıştır (AYM, E.2018/71,

K.2018/118, 27/12/2018, §§ 11,14,18). Bir başka ifadeyle Anayasa Mahkemesi

medeni hak ve yükümlülüklerin söz konusu olduğu hukuk yargısı ile idari yargı

alanında hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ceza hukuku alanındaki anlam

ve kapsamından ayrı değerlendirilebileceğini, uygulamanın farklılaşabileceğini

ifade etmiştir.

42. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel

başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği

iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra

Sözleşme'nin ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi

gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında

kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B.

No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

43. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkı Anayasa'da yukarıda

aktarılan hususlar çerçevesinde (bkz. §§ 31, 32) güvence altına alınmış olmakla

birlikte Sözleşme ve ülkemizin taraf olduğu ek protokoller, medeni hak

yükümlülüklere ilişkin yargılama süreçleri (hukuk yargısı ile idari yargı

alanı) yönünden söz konusu hakka dair bir güvence içermemektedir. Dolayısıyla

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklar yönünden hükmün

denetlenmesini talep etme hakkı Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanının

dışında kalmaktadır. Bu bağlamda anılan hakka dair bir ihlal iddiasının

incelenebilmesi için yargılamanın ceza hukuku alanına ilişkin bulunması

şarttır.

44. Bu noktada üzerinde durulması gereken bir diğer husus ceza

hukukunun çekirdek alanına müteallik olmamakla birlikte Anayasa'nın 36. ve 38.

maddeleri ile Sözleşme'nin 6. ve 7. maddeleri kapsamında suç ve cezalara

ilişkin güvenceler dâhilinde olduğu kabul edilen yaptırımlara/işlemlere dair

yargılama süreçleridir. Bir yaptırımın veya hukuki bir tasarrufun/işlemin hangi

koşullarla suç isnadı niteliğinde sayılıp suç ve cezalara ilişkin güvenceler

kapsamında değerlendirilebileceği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve

Anayasa Mahkemesi kararlarında açıkça ifade edilmiştir (Engel ve diğerleri/Hollanda [GK], B. No:

5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976 ; Benham/Birleşik Krallık [BD], B. No: 19380/92, 10/6/1996; Anayasa

Mahkemesi kararları için bkz. D.M.Ç,

B. No: 2014/16941, 24/1/2018; B.Y.Ç.,

B. No: 2013/4554, 15/12/2015; Selçuk Özbölük, B. No:2015/7206, 14/11/2018). Anılan

kararlarda yer verilen ilkeler bağlamında bir suç isnadının değerlendirilmesine

ilişkin yargılama olarak kabul edilen idari yargı veya hukuk yargısına ait

uyuşmazlıklara yönelik ileri sürülen suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin

ihlali gibi iddialar ceza yargılamasına ilişkin güvenceler bağlamında

değerlendirmeye alınabilmektedir. Bu perspektiften konu ele alındığında ceza

hukukunun çekirdek alanında bulunmamakla birlikte bir suç isnadı içerdiği kabul

edilen uyuşmazlıklara yönelik olarak ileri sürülen hükmün denetlenmesini talep etme hakkının da suç ve cezalara ilişkin Anayasa ve Sözleşme'de yer alan güvencelerin sağlanması bağlamında

ortak koruma alanı içinde kaldığını söylemek mümkündür.

45. Somut bireysel başvuruya konu yargılama sürecinin suç ve

cezalara ilişkin güvenceler kapsamında değerlendirilebilecek şekilde ceza

yargılamasına veya bir suç isnadına ilişkin bulunmadığı açıktır.

46. Bu hâle göre başvuru dilekçesinde ifade edilen AYİM kararına

yönelik hükmün denetlenmesini talep etme hakkı Anayasa ve Sözleşme’nin,

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin ortak koruma alanı kapsamı dışında

kaldığından bu hakka ilişkin ihlal iddiasının incelenmesi Anayasa Mahkemesinin

konu bakımından yetkisi dışında bulunmaktadır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

22/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Volkan

ÇAKMAK

Başvurucu

:

Ömer ŞANLI

Vekili

:

Av. Meral

MIZRAK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/7304, 22 Ocak 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Adil Yargılanma
  9. B. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin
  10. C. Hükmün Denetlenmesini
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Özgüldür
  13. Hakyemez
  14. Çakmak
  15. Mızrak
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/7304
Tarih
22 Ocak 2019

İlgili Kararlar

  • Kamuran Karaca Başvurusu (B. No: 2015/8762)
  • Yusuf Büyükcelep Başvurusu (B. No: 2016/9878)
  • Kazim Aksoy ve Yakub Saygılı Başvurusu (B. No: 2015/8389)
  • Feki Roni Temizyüz Başvurusu (B. No: 2015/6585)
  • Ünal Dede Başvurusu (B. No: 2015/1293)
  • Metin Yalçın Başvurusu (B. No: 2014/5959)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.