İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm
İkinci BölümBaşvuru No: 2015/8962Tarih: 20 Mart 2019

Patimat Gitinova Başvurusu (B. No: 2015/8962)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

PATİMAT GİTİNOVA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/8962)

Karar Tarihi: 20/3/2019

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru usulsüz arama yapılması ve nakit olarak yurt dışına

çıkarılmak istenilen dövize el konulması nedenleriyle mülkiyet ve özel hayata

saygı haklarının; soruşturma sırasında başvurucunun ifadesinin usulüne uygun

olarak seçilmiş bir tercümanın huzurunda alınmaması nedeniyle de adil

yargılanma hakkının; gümrük makamlarından izin alınmadan dövizin yurt dışına

çıkarılmaya teşebbüs edildiği gerekçesine dayalı olarak kanuni dayanağı olmadan

idari para cezası uygulanması nedeniyle suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/5/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucu Rusya'da kuyumculuk ve pırlanta ithalatı işiyle

uğraşmaktadır. Başvurucu 23/3/2014 tarihinde Dubai'ye gitmek için İstanbul

Atatürk Havalimanına gitmiş, uçağa binmeden önceki son kontrol noktasında

yapılan arama sırasında bagajında 199.000 Amerikan Doları (dolar) taşıdığı tespit

edilmiştir. Arama sırasında tespit edilen bu paraya el konulmuş, kolluk

görevlilerince bir Rusça tercüman eşliğinde başvurucunun ifadesi alınmıştır.

10. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 9/4/2014 tarihinde

başvurucunun 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma

Hakkında Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 222.780 TL tutarında

idari para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde,

başvurucunun 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yazılı kıymetleri izinsiz

olarak yurttan çıkardığı vurgulanmıştır. İdari para cezasının miktarı 1567

sayılı Kanun'un 3. maddesinin altıncı fıkrasına göre eylem tarihi olan

23/3/2014 tarihindeki döviz satış kuru esas alınarak belirlenmiştir. Bunun

yanında, eylemin yurt dışına çıkış işlemi tamamlanmadan gümrük sahasında

meydana geldiğinden teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesiyle idari para cezası

rayiç bedelin yarısı oranında indirilmiştir. Kararda on beş gün içinde ödenmesi

durumunda idari para cezasının dörtte üçünün tahsil edileceği belirtilmiştir.

11. Başvurucu 29/4/2014 tarihinde Bakırköy 3. Sulh Ceza

Hâkimliğinde idari para cezasına itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde; aramanın

usulsüz olarak yapıldığı, ifade sırasında hazır bulunan tercümanın da usulüne

uygun olarak belirlenmediği ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucunun bu parayı

bildirmekten imtina etmediği ve olayda kasıt unsurunun mevcut olmadığı

belirtilmiştir.

12. Hâkimlik tarafından konu hakkında gümrük alanında uzman bir

bilirkişiden rapor alınmıştır. Bilirkişi raporunun ilgili kısımları şöyledir:

i. Kabahatin oluşması için öncelikle yurt dışına çıkarılması

izne bağlı dövizin izin alınmaksızın ihraç edilmesi veya buna teşebbüs edilmesi

gerekli ve yeterlidir.

ii. Olayda yurt dışına çıkmak üzere olan başvurucunun bagajında

1.990 adet 100'lük banknotlar hâlinde toplam 199.000 dolar döviz bulunmuştur.

Başvurucunun bu dövizi yurt dışına çıkarmak istediğine dair bir bildirimi

olmadığı gibi ihracatta aranan izin belgesi de bulunmamaktadır.

iii. Kanun gereği yabancı para ihracında özel izin belgesi

arandığından dolayı olayda kabahat fiilinin unsurları gerçekleşmiştir. Bir nevi

tazminat niteliği taşıyan söz konusu idari yaptırımın amacı Hazinenin

uğrayacağı zararları ödetmek ve devletin ekonomik çıkarlarını korumaktır.

iv. Sonuç olarak başvurucunun yurt dışına çıkarmak üzereyken

yakalanan dövizin rayiç bedelinin yarısı oranında idari para cezası ile

cezalandırılmasının hukuka uygun olduğu görüşü bildirilmiştir.

13. Sulh Ceza Hâkimliği 26/2/2015 tarihinde bilirkişi raporunu

hükme esas alarak itirazın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde;

Bakanlar Kurulunca verilen 7/8/1989 tarihli ve 32 sayılı karara göre izin

alınmaksızın yurt dışına çıkarılan döviz miktarının 5.000 dolar veya efektif

olarak eşiti olabileceğine, bu miktarın üzerinde çıkarılan dövizin ise izne

tabi olduğuna işaret edilmiştir. Sulh Ceza Hâkimliği sonuç olarak başvurucunun

bu izni almadan dövizi yurt dışına çıkarmaya teşebbüs etmesi eyleminin 1567

sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrası kapsamına girdiğini belirterek

itiraza konu idari para cezasının hukuka uygun olduğu kanaatine ulaşmıştır.

14. Başvurucu bu karara itiraz etmiş, Bakırköy 4. Sulh Ceza

Hâkimliği itiraza konu kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle 9/4/2015

tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir.

15. Nihai karar başvurucu vekiline 17/4/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucu 18/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Mevzuat Hükümleri

17. 1567 sayılı Kanun’un olay tarihinde yürürlükte olan 1.

maddesi şöyledir:

"Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım

ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan

mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle

tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve

vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve

Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Bakanlar

Kurulu salahiyetlidir."

18. 1567 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci ve yedinci

fıkraları şöyledir:

"...

Fiil, 1 inci maddede yazılı kıymetlerin

izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması mahiyetinde ise

21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine göre

suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli

kadar, teşebbüs halinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile

cezalandırılır.

...

Kabahatin konusunu yabancı para oluşturması

halinde, idarî para cezasının hesaplanmasında fiilin işlendiği tarih itibarıyla

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bu paraya ilişkin 'döviz satış kuru' esas

alınır.

..."

19. 11/8/1989 tarihli ve 20249 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Bakanlar Kurulunun Türk Parasının

Kıymeti Koruma Hakkında 7/8/1989 tarihli ve 32 sayılı Kararı'nın 4.

maddesinin ilgili kısmının ilk hâli şöyledir:

"d) Türkiye'de yerleşikkişiler

yurt dışına çıkışlarında, beraberlerinde 3.000 ABD Doları veya eşitine kadar

döviz çıkarabilirler. Bu miktarın üzerinde döviz çıkarılabilmesi, ancak

kendilerine bankalarca döviz verildiğinin tevsiki kaydıyla mümkündür. Dışarıda

yerleşik kişiler ile Türkiye'de yerleşik sayılmakla birlikte yurt dışında

çalışan Türk uyruklu kişiler, yurda girişlerinde beyan etmiş olmak kaydıyla,

3.000 ABD Doları veya eşitini aşan miktarlardaki dövizlerini beraberlerinde

yurt dışına serbestçe çıkarabilirler."

20. 20/6/1991 tarihli ve 20907 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Bakanlar Kurulunun 12/6/1991 tarihli ve 91/1935 sayılı Kararı ile 32

sayılı Karar'ın ilgili kısmı şu şekilde değiştirilmiştir:

"f) Yolcular 5.000 ABD Doları veya

eşitine kadar efektifi beraberlerinde yurtdışına çıkarabilirler.

Dışarıda yerleşik kişiler ile Türkiye'de

yerleşik sayılmakla birlikte yurtdışında çalışan Türk uyruklu kişiler, yurda

girişlerinde beyan etmiş olmak, Türkiye'de yerleşik kişiler ise görünmeyen

işlemler çerçevesinde bankalar ve özel finans kurumlarından döviz satın

aldıklarını tevsik etmek kaydıyla 5.000 ABD Doları veya eşitini aşan

miktarlardaki efektifi beraberlerinde yurtdışına serbestçe,

çıkarabilirler."

21. 11/6/2015 tarihli ve 29383 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Bakanlar Kurulunun 14/4/2015 tarihli ve 2015/7603 sayılı Kararı ile

32 sayılı Karar'ın ilgili kısmı şu şekilde değiştirilmiştir:

"f) 10.000 Avro veya eşitini aşan

efektifin yurt dışına çıkarılması Bakanlıkça belirlenecek esaslar dahilinde

yapılır."

22. Hazine Müsteşarlığı'nın Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında

32 sayılı Karara ilişkin 2008/32-34 sayılı Tebliğ'in 4. maddesine 30/12/2015

tarihli ve 29578 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan

Tebliğ ile şu fıkralar eklenmiştir:

"(2) Yolcu beraberi yapılan 10.000 Avro

veya eşitini aşan döviz çıkışlarında gümrük idarelerine Gümrük ve Ticaret

Bakanlığı tarafından yayımlanan nakit beyan formu ile beyanda bulunulur.

(3)

Yolcu beraberi yapılan 10.000 Avro veya eşitini aşan döviz çıkışlarında beyanda

bulunulmaması veya yanlış ya da yanıltıcı beyanda bulunulduğunun tespiti

halinde söz konusu değerler gümrük idaresince muhafaza altına alınır ve durum

şüpheli kabul edilerek Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına bildirilir.

Ayrıca, gümrük idarelerince Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca işlem

yapılabilmesini teminen Cumhuriyet Savcılıklarına

bildirimde bulunulur."

23. 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun ek 1.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Vali; sivil hava meydanları, limanlar ve

sınır kapılarında, güvenliğin sağlanması, giriş-çıkışlarla ilgili görev ve

hizmetlerin düzenli ve etkili bir biçimde yürütülmesi, görevli kuruluşlar

arasında işbirliği ve koordinasyonun

gerçekleştirilmesi için gerekli önlemleri almaya ve uygulamaya, kuruluşların

çalışmalarını denetlemeye yetkilidir. İçişleri Bakanlığının uygun göreceği bu

yerlerde vali tarafından mülki idare amiri görevlendirilir. Vali, yetkilerinin

tamamını veya bir kısmını görevlendirdiği mülki idare amirine devredebilir. Bu

yerlerde hizmet veren kuruluşlar, görevli mülki idare amirine karşı sorumludur.

Görevlendirilen mülki idare amiri Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile Gümrük Kanununun arama ile ilgili hükümleri saklı kalmak

üzere, genel güvenlik ve kamu düzeni bakımından gerekli gördüğü hallerde, sivil

hava meydanlarında, limanlarda ve sınır kapılarında, binaları, uçakları,

gemileri ve her türlü deniz ve kara taşıtlarını, giren çıkan yolcular ile

buralarda görevli kamu kuruluşları ve özel kuruluşlar personelinin üstlerini,

araçlarını ve eşyalarını aratabilir. Aramanın kimler tarafından yapılacağı

kaydını da taşıyan arama emri yazılı olarak verilir. İvedi durumlarda sözlü

olarak verilen emirderhal yerine getirilir ve en kısa

zamanda yazılı olarak teyit edilir..."

B. Danıştay İçtihadı

24. Danıştay Onuncu Dairesinin 14/5/2015 tarihli ve E.2011/6931,

K.2015/2307 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"... Barosu'na kayıtlı avukat olan

davacının 27.6.2008 tarihinde kendi sevk ve idaresinde bulunan araçla ...

Beldesi'ne doğru seyir halinde iken ... Kavşağına gelindiğinde, ... Sulh Ceza

Mahkemesi'nin 2008/332 d.iş no'lu

kararı uyarınca önleme araması yapanjandarma ekiplerince,avukat olduğunu söylemesi ve buna ilişkin

kimlik belgesinin ibraz etmesine rağmen üstünün ve aracının aranması nedeniyle

mesleki onurunun ve kişilik haklarının zedelenmesine sebebiyet verildiği iddia

olunarak uğranıldığı ileri sürülen 50.000 TL manevi zararın olay tarihinden

itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi

istemiyle açılan dava sonucunda ... 2. İdare Mahkemesince; 1136 sayılı

Avukatlık Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca ağır ceza mahkemesinin görev alanına

giren bir suçtan dolayı suç üstü hali dışında avukatların üzerlerinin aranamayacağı,

bakılan uyuşmazlıkta bir suç üstü hali olmaksızın kolluk kuvvetlerince üzeri ve

aracı aranan davacının meslek onurunun zedelendiği, davalı idarenin bu eylemde

hizmet kusuru bulunduğu bu nedenle de davacının manevi zararının karşılanması

gerektiği gerekçesiyle takdiren 2.000 T.L. manevi

zararın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya

ödenmesine; fazlaya ilişkin istemin reddi yönünde verilen kararın; davalı

idarece hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesi

uyarınca temyizen incelenerek bozulması

istenilmektedir.

...

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen

temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülme[miştir]."

25. Danıştay Onuncu Dairesinin 20/10/2015 tarihli ve

E.2015/2675, K.2015/4460 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Davacı tarafından, kaçak zannıyla elkonulup, kaçakçılık suçundan dolayı açılan ceza davasının

beraatle sonuçlanması üzerine 28.9.2007 tarihinde

kendisine iade edilen otomobil yedek parçalarının gereği gibi korunmaması

nedeniyle hasar meydana geldiği, ayrıca sermaye kaybına uğradığı iddialarıyla,

uğradığını öne sürdüğü toplam 158.875,00.-TL zararın 25.12.2007 tarihinden

itibaren işleyecek reeskont faizi ile birliktetazmini

istemiyle açılan dava sonucunda... İdare Mahkemesince; davacının uğramış olduğu

zararın tespiti amacıyla ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... D.İş

sayısına kayıtlı dosyaya sunulan bilirkişi raporunda; el koymaya konu olan oto

yedek parçalarının ilk değerleri toplamının 64.075,00.-TL, yedek parçaların

tesliminden sonraki değerleri toplamının ise 46.875,00.-TL olduğu, bu duruma

göre aradaki 17.800,00.-TL'lik farkın mezkur eşyaların değer kaybını ifade

ettiği, bu miktarı aşan sermaye kaybının piyasa faiz oranları esas alınmak

suretiyle geleceğe dönük muhtemel zarar hesabını ifade ettiği, bu nedenle de

zarar hesabına dahil edilemeyeceği, bu durumda davaya konu olayda uygulanmış

haksız el koyma işlemi sonrasındamezkur oto yedek

parçaların korunması ve muhafazasındaki hizmet kusuru sebebiyle söz konusu oto

yedek parçalarında oluşmuş olan 17.800,00.-TL değer kaybının başvuru tarihi

olan 25/12/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi

gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolunda verilen

kararın taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen

incelenerek bozulması istenilmektedir.

...

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen

temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülme[miştir]."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 20/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet ve Özel

Hayata Saygı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu aramanın ve el koymanın usulsüz olarak

yapıldığından yakınmıştır. Başvurucu sonuç olarak haksız yere arama yapılması

ve arama neticesinde mülkü kapsamındaki dövizine el konulması nedenleriyle suç

ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28. Bakanlık görüşünde; başvurucunun ilgili başvuru yollarını

tüketmediği ayrıca taşıdığı meşru amaç ile devletin bu alandaki takdir marjı

dikkate alındığında mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olduğu

bildirilmiştir.

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Anayasa Mahkemesi daha önce arama ile

başlıca konut dokunulmazlığı ve özel hayata saygı gibi temel haklara müdahalede

bulunulmuş olduğunu belirtmiştir (AYM, E.2005/43, K.2008/143, 18/9/2008; Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis

Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2014/18247, 20/12/2017 §§

18-31). Diğer taraftan kamu makamlarınca mülke el konulması nedeniyle yapılan

şikâyetler de mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir (Mehmet Ali Aslan, B. No: 2013/2429,

30/3/2016, §§ 21-33; Nuray Işık,

B. No: 2014/7561, 28/9/2016, §§ 48-69; Arif

Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 35-72; Üças Gıda Pazarlama ve Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No:

2014/16633, 6/12/2017, §§ 32-73; Hanife Ensaroğlu, B. No: 2014/14195, 20/9/2017, §§

43-79). Dolayısıyla başvurucunun belirtilen ihlal iddialarının özel hayata

saygı hakkı ile mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

30. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda

bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi

koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

31. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

hukuk yoludur. Bu nedenle kanunlarda yer alan idari ve yargısal başvuru

yollarının bireysel başvurudan önce tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemelerinde

olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru

yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması

çerçevesinde giderilememesi durumunda başvurulabilir. Bireysel başvurunun

ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel

mahkemeler önünde dile getirilmeyen iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet

konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler

de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök,

B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 16-20).

32. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

uyulmasının denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının

varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun

kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu

nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A.,

B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).

33. Anayasa Mahkemesi daha önce 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolunu mülkiyet

hakkına müdahale teşkil eden el koyma tedbirleri ile özel hayata saygı hakkına

müdahale niteliğindeki arama tedbirlerine yönelik şikâyetler bakımından

erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı

sunduğu gerekçesiyle tüketilmesi gereken bir başvuru yolu olarak kabul etmiştir

(El koyma tedbirleri yönünden bkz. Mehmet

Ali Aslan, §§ 21-33; Nuray Işık,

§§ 48-69; arama tedbirleri yönünden bkz. Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis Yayıncılık San. ve Tic.

A.Ş., §§ 18-31).

34. Ancak belirtilen hukuk yoluna ceza soruşturma veya

kovuşturması kapsamında yapılan el koyma ve arama işlemleri yönünden

başvurulabildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda ise havaalanında yapılan aramanın

önleyici kolluk faaliyeti çerçevesinde 5442 sayılı Kanun'un ek 1. maddesi

çerçevesinde yapıldığı, el koyma işleminin de 1567 sayılı Kanun'un 3.

maddesinde düzenlenen bir kabahate ilişkin olarak yürütülen soruşturma

çerçevesinde idari makamlarca gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla

somut olay bağlamında el koyma işleminin bir ceza soruşturması veya

kovuşturması kapsamında yapılmadığı dikkate alındığında 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesindeki hukuk yolunun tüketilmesine gerek bulunmamaktadır.

35. Bununla birlikte Danıştay içtihadına göre idari makamlarca

ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında yapılmayan arama ve el koyma

işlemleri yönünden genel hükümlere göre tam yargı davası açılabilmesinin mümkün

olduğu görülmektedir (bkz. §§ 24-25). İlgili Danıştay kararları incelendiğinde

bu yolun bir yandan başvurucunun maruz kaldığı arama ve el koyma işlemlerinin

hukuka aykırılığının tespitini, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini

imkânını sağladığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu hukuk yolu, aramanın

ve el koymanın hukuka aykırılığını ileri sürerek tazminat talebinde bulunan

başvurucu açısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde

bir başarı imkânı sunmaktadır. Ancak başvurucu bireysel başvuruda bulunmadan önce

belirtilen hukuk yolunu tükettiğine dair herhangi bir bilgi veya belge ibraz

edememiştir.

36. Sonuç olarak etkin ve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan

hukuk yoluna başvurmaksızın yapılan bireysel başvuruların incelenmesi ise

bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereği mümkün değildir. Somut

olayda ise başvurucu tarafından mülkiyet ve özel hayata saygı haklarının ihlali

iddialarına ilişkin olarak başvuru yolları usulünce tüketilmeden bireysel

başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.

37. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet ve özel hayata saygı

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

38. Başvurucu; ifade verdiği sırasında noter önünde yemin zaptı

bulunmayan tercümanın hazır bulunduğunu, yalnızca Rusça bildiğinden dolayı meramını

anlatamadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

39. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı gösterilmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi

çerçevesinde belirlenmelidir (Güher Ergun ve

diğerleri, § 38).

40. Savunma hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenmiş olup

ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınması demokratik

toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple hakkaniyete uygun bir yargılamanın

gerçekleştirilebilmesi için, savunma hakkının tam ve etkili bir biçimde

kullanılmasının sağlanması gerekir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32).

41. Ceza yargılamasının temel koşulu, şüpheli veya sanığa

suçlamanın niteliği ve sebebinin ayrıntılı bir biçimde bildirilmesidir. Ceza

kovuşturmasında iddianamenin tebliğ edilmesiyle sanığın, suçlamalardan haberdar

olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca sanığa ve müdafine savunma için gerekli

hazırlıkları yapabilecekleri sürenin verilmesi gerekmektedir (Erol Aydeğer, §§

35-38).

42. Somut olayda başvurucu, tercümanın usulüne uygun olarak

belirlenmediğini ve savunmasını dile getiremediğini ileri sürmüş ise de

başvurucunun kendisini vekil ile temsil ettiği ve vekili vasıtasıyla yapmış

olduğu savunmasından hakkındaki suçlamanın nedenleri ve niteliği hakkında bilgi

sahibi olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim başvurucu vekili aracılığıyla idari para

cezası kararına karşı Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itirazda bulunarak itiraz ve

savunmaları ile delillerini sunabilme imkânına sahip olmuş, itiraz üzerine

verilen karara da başka bir Sulh Ceza Hâkimliğinde itiraz edebilmiştir.

Başvurucunun bunun dışında yargılama makamlarından duruşma açılması talebinde

ise bulunmadığı gibi başvuru formunda da bu yönde bir şikâyetinin bulunmadığı

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla savunma hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık

olduğu anlaşılmaktadır.

43. Açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkı kapsamında

savunma hakkının ihlali iddiasına ilişkin başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Suç ve Cezalarda

Kanunilik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

44. Başvurucu kanunda el konulan dövizin mülkiyetinin kamuya

geçirileceği hususunda herhangi bir düzenlemenin de bulunmadığını ifade

etmiştir. Başvurucu sonuç olarak bu gerekçelerle adil yargılanma hakkı ile suç

ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

45. Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerle ilgili bölümlerinde

kanunla düzenleme ilkesine pek çok maddede ayrı ayrı yer verildiği gibi 13.

maddede ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel

ilkelerde de sınırlamaların “ancak kanunla” yapılabileceği

kurala bağlanmıştır. Anayasa’nın suç ve cezaları düzenleyen 38. maddesinde de “suç ve cezaların kanuniliği ilkesi” özel

olarak güvence altına alınmıştır (Karlis A.Ş.,

B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 31).

46. Kanunilik ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin

düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmasının yanısıra,

suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlam ve öneme sahip olup, bu

kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden

dolayı keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmektedir (Karlis A.Ş., B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 32).

47. Somut olayda, yurt dışına çıkarken yanında taşıdığı dövizi

gümrük makamlarına bildirmediği ve izin alınmadığı gerekçesiyle taşıdığı dövize

el konularak başvurucuya idari para cezası verilmiştir. 1567 sayılı Kanun'un 1.

maddesi gereği olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan 91/935 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı'na göre yolcular ancak 5.000 ABD doları veya eşitine kadar

efektifi beraberlerinde yurtdışına çıkarabilirler. Bu miktarı aşan miktarlardaki

dövizin yurtdışına çıkarabilmesi ise belirli koşullara tabi tutulmuştur. Buna

göre dövizin görünmeyen işlemler çerçevesinde bankalar ve özel finans

kurumlarından satın alındığı tevsik edilmelidir. Dolayısıyla 5.000 ABD dolarını

aşan dövizin nakit olarak yurt dışına çıkarılması için bildirim ve izin koşulu

öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Nitekim 1567 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci

fıkrasında Bakanlar Kurulunca öngörülen koşullara aykırı olarak dövizin izinsiz

olarak yurttan çıkarılması fiilî idari para cezasını gerektiren bir kabahat

olarak düzenlenmiştir. Bu fıkrada ceza miktarının teşebbüs hâlinde rayiç

bedelin yarısı olarak belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Aynı maddenin

altıncı fıkrasında ise kabahatin konusunu yabancı para oluşturması hâlinde,

idari para cezasının hesaplanmasında fiilin işlendiği tarih itibarıyla Türkiye

Cumhuriyet Merkez Bankasının bu paraya ilişkin döviz satış kurunun esas

alınacağı belirtilmiştir.

48. Dolayısıyla başvuruya konu idari para cezası, 1567 sayılı

Kanun'un 3. maddesinin ikinci ve yedinci fıkralarına göre verilmiş olup söz

konusu kanun hükümlerinin açık, ulaşılabilir ve öngörülebilir mahiyette olduğu

anlaşılmaktadır.

49. Derece mahkemelerince gerekçeli kararda detaylı bir

değerlendirme yapıldığı dikkate alındığında başvurucunun kanunilik, açıklık ve

belirlilik ilkesine aykırı bir düzenlemeye dayalı olarak cezalandırıldığından

ya da yaptırıma bağlanmamış bir fiilden dolayı keyfî bir şekilde

cezalandırıldığından söz edilemez.

50. Açıklanan gerekçelerle suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin

ihlal edildiğine ilişkin başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet ve özel hayata saygı haklarının ihlal edildiğine

ilişkin iddiaların başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

20/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Patimat GİTİNOVA

Vekili

:

Av. Mehmet

UZER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/8962, 20 Mart 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: İkinci Bölüm
  • Başvuru No: 2015/8962
  • Tarih: 20 Mart 2019

İlgili Kararlar

  • Halkevleri Derneği Başvurusu (B. No: 2015/9174)
  • Ömer Faruk Eski Başvurusu (B. No: 2016/1253)
  • Hamit Aydemir Başvurusu (B. No: 2015/17844)
  • Ruhi Abat Başvurusu (B. No: 2014/4724)
  • Abdulkadir Akgün Başvurusu (B. No: 2015/19791)
  • Ş.y. Başvurusu (B. No: 2015/14044)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.