İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ramazan Fatih Uğurlu Başvurusu (B. No: 2017/22265)

1. Başvuru, ulusal yayın yapan bir gazetede yayımlanan

Başvuru No2017/22265Tarih30 Eylül 2020Okuma22 dk · 4.405 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ramazan Fatih Uğurlu Başvurusu (3)

Karar tarihi
30 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/22265
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.405 kelime·22 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ulusal yayın yapan bir gazetede yayımlanan

haberler nedeniyle başvurucu aleyhine tazminata hükmedilmesinin ifade ve basın

özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 2/5/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu Yeni Akit isimli ulusal gazetenin (gazete)

olay tarihindeki sahibidir. Davacı Kemal Kılıçdaroğlu, -olayların geçtiği tarihte

ve hâlen- Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) Genel Başkanı, diğer davacı CHP ise

olayların meydana geldiği tarihte ana muhalefet partisi konumundadır.

A. Arka Plan

Bilgisi

10. H.A. 2011 yılında CHP Tunceli milletvekili olarak

seçilmiştir. 2012 yılında PKK tarafından kaçırılarak 48 saat sonra serbest

bırakılan H.A, olayla ilgili olarak şunları söylemiştir:

"...Örgüt bu eylemi siyasi

propaganda olarak yaptığını söyledi. Bu eylemi yapan genç arkadaşlar, bu

ülkenin çocukları. Bu eylem aracılığıyla Türk kamuoyuna barış ve ateşkes mesajı

vermek istediklerini söylediler. Benden parlamentoda Kürt sorunun çözülmesi

konusunda daha fazla rol üstlenmem konusunda ricacı oldular."

11. H.A.nın yukarıdaki açıklaması kamuoyunda H.A.nın

PKK'ya yakın bir duruş sergilediği tartışmalarına neden olmuştur. Kemal

Kılıçdaroğlu konuyla ilgili görüşünün sorulması üzerine şöyle cevap vermiştir:

"[H.A.] yaşadıklarını anlatıyor. Kaçırılan bir

milletvekilinin yaşadıklarını anlatmasında ne var? Bu anlatım parti ile alakalı

değil. Parti ile alakalı bir duruş değil. Bu bir CHP söylemi de değil. Sanki

CHP söylemi gibi anlatmak yanlış, söylem CHP söylemi değil. Ama bir yanlış da

bulmuyorum. Şimdi onun kaçırılmasını, bir milletvekilinin kaçırılmış olmasını,

bunun milletvekili ve Türkiye üzerindeki travmasını düşünmeden bunları yapmak,

konuşmak, bütün bunlar yanlış. Buradan CHP’yi parçalama girişimi yapılmak isteniyor.

Bunu başaramazlar. Milletvekilimizin arkasındayım. İnsani bir duruş ve anlatım

gerçekleştirmiştir."

12. Milletvekili H.A. 16/1/2013 tarihinde, öldürülen

PKK'lı S.C.nin ailesine taziye ziyaretinde bulunması hakkında kamuoyunda çıkan

tartışma nedeniyle taziye ile ilgili olarak bazı açıklamalarda bulunmuştur.

H.A.nın açıklamalarının ilgili kısmı şöyledir:

"...Ölen bir insanın cenazesine

gitmek dünyanın her yerinde insani bir görevdir. Ölen kişi PKK’lı da olsa,

suçlu da olsa, cinayet zanlısı da olsa, onun yakınlarına baş sağlığı dilemek

bütün kültürlerde var olan bir davranıştır. [S.C.nin] ailesi de benim yakın hemşehrim,

seçmenlerim, annesi ve babasını en az 30 yıldır tanırım. Kardeşlerinin

avukatlığını yaptım. Dolayısı ile bu aileyi, kızları her ne suretle olursa

olsun, Türkiye’nin barışına darbe vurmak, barış arayışını raydan çıkarmak,

Türkiye’yi yeniden kanlı bir sürece çekmek için yapılmış bir provokasyon olan

Paris’teki cinayetten dolayı ziyaret etmek, baş sağlığı dilemek, acılarını

paylaşmak, insani bir görevdir. Bunun siyasetin dışında ele alınması lazım. Bu

ziyareti CHP’li kimliğimle değil, Dersimli kimliğimle, insani kimliğimle

yaptım. Herkesin böyle anlaması, kanımca daha yararlı olur. Türkiye’nin

barışını düşünüyorsak birbirimizin acılarına duyarlı olmamızda fayda

var..."

13. Taziye ziyareti ile ilgili görüşleri sorulan Kemal

Kılıçdaroğlu şöyle cevap vermiştir:

"Herhangi bir görüşmemiz olmadı.

Ankara'ya gidince olayları dinleyeceğim ve gereğini yapacağım."

14. Diğer taraftan, 21/1/2013 tarihinde DHKP-C'li olduğu

ileri sürülen kişilere yönelik olarak yapılan operasyonda aralarında Ç.H.

Derneği avukatları da olan birçok kişinin gözaltına alınması üzerine, içlerinde

H.A.nın da bulunduğu bazı milletvekilleri gözaltına alınan kişilere destek olmak

amacıyla İstanbul Adliyesine gitmiştir. Kemal Kılıçdaroğlu yapılan

operasyonlarla ilgili şu şekilde konuşmuştur:

"Çözemedikleri bir şey vardı;

avukatlar. Şimdi ne yaptılar avukatlara operasyon yaptılar. Avukatların sabah

evlerini basıyorlar. Türkiye'de hukuk yok ki... 'Orada savcı olmasın, ben basar

alırım'. Nasıl olsa polis devleti..."

B. Başvuruya Konu Olaylar

15. Gazetenin 22/1/2013 tarihli nüshasında gazeteci Y.D.

tarafından "CHP ve DHKP-C" başlıklı bir yazı yazılmıştır. İlgili yazı

şöyledir:

"Geçen hafta 'CHP ve PKK' başlıklı

bir yazı yazmıştım. Bu haftaki yazımda ise başka bir terör örgütüyle CHP'nin

ilişkilerini anlatmak durumunda kalıyorum. Daha önce de sayısız defa Ergenekon

terör örgütüyle CHP'nin ilişkilerini irdelemiş, halkına terör uygulayan Esad'la

CHP'nin ilişkilerine değinmiştim.

Nerede bir terör örgütü ve terörist

varsa CHP, destek için orada oluyor çünkü. Ve benim kendisini devletin kurucusu

olarak niteleyen CHP'yle bu örgütsel bağlantılar üzerinde defalarca durmam

iktiza ediyor.

CHP'nin teröristlerle ilişkilerden

sorumlu milletvekili

[H.A], dağda uyuyakalan PKK'lının başında sabaha kadar nöbet tutup sarılarak

ayrıldıktan sonra Paris'te öldürülen [S.nin] taziyesine katılıp karalar

bağlamış, ardından 'yandaş medyayı' PKK'nın içindeki Dersimlileri hedef

göstermekle suçlamıştı.

PKK'lı teröristlerle ilgili üzerine

düşeni yapan ve yapmaya devam edeceği de gözüken[H.A], son olarak DHKP-C'lilere

destek için de olay yerindeydi.

Hiç kimseyi şaşırtmayan 'gözaltına

alınan insanları tanıdığı' yönündeki sözleriyle konuya giren [H.A], bir kez daha 'nerede bir

terörist varsa destek için orada olacağını' cümle aleme gösterdi.

Çünkü daha önce de belirttiğim ve

Başbakan'ın 'gizli ajanda' olarak nitelediği üzere Kemal Kılıçdaroğlu ve [H.A] arasındaki 'terör örgütlerine

bakış' paralelliği var.

Kemal Kılıçdaroğlu devlet kademelerinde

yönetici olduğu dönemde o kadar çok DHKP-C ve bilumum örgütçü doldurdu ki

devlete, [H.A] bugün

onların kaymağını yiyor sadece.

Medyada Kemal Kılıçdaroğlu'nun en büyük

destekçisi [Ş.K] dün

[H.A.yı] savunup, Ak Parti'yi suçlarken aslında 'lobi'nin dayanak

noktasını ortaya koyuyor.

[H.A.nın] açıkça teröristlerle iç

içe olması problem gözükmüyor [Ş.K] ve Kemal Kılıçdaroğlu için. Çünkü

'bizden' kategorisinde bu bakış açısına göre.

CHP'nin DHKP-C operasyonuna daha

şiddetli tepki vermesi muhtemel, 'bizden' ekibi için DHKP -C, Ergenekon kadar

önemlidir. Hatta DHKP-C, onların Ergenekon'udur aslında.

Baksanıza, iki hafta evvel İstanbul

Gültepe Mahallesi'nde Alevi evlerini işaretleyenler DHKP-C'li çıkmış. Belli bir

kesimde mağduriyet hissi oluşturmak, bunun üzerinden imtiyaz devşirmek

örgütlemek ve istediği yöne sevk etmek için akıllıca bir plan yapmış DHKP-C.

Ergenekon nasıl Türkiye'nin genelini

istediği yöne sevk etmek için provokasyonlar yapıyorsa DHKP-C de Alevileri

istediği noktada tutmak ve kinlendirmek için aynı işlevi gördü. Bu yüzden

'bizim Ergenekon'dur. [H.A]

ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun gözünde DHKP-C.

Tabii bağlantılar bununla da sınırlı

değil. Ç.H. Derneği Başkanı [S.K.], Suriye dönüşü DHKP-C operasyonu kapsamında uçağın

kapısında gözaltında alınmış. Avukat bey Suriye'de ne yapıyordu acaba?

DHKP-C, Suriye ile bu derece sıkı fıkı

da CHP daha mı az sıkı fıkı?

CHP'li vekiller Suriye topraklarında

fink atıyorlar desek yeridir.

Özetle, Suriye konusunda CHP'nin

yönetimi ile DHKP-C'nin aynı düşündüğü ortada.

Ama bunlar daha bir şey değil,

kadrolaşma konusunda uzman olan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'de tam olarak

kadrolaşma yaklaştıkça teröristlerin CHP'de baş tacı edildiğini; Ergenekon

Terör Örgütü üyelerini milletvekili yapmayla başlayan sürecin, diğer terör

örgütlerine doğru yayıldığını göreceğiz.

DHKP-C operasyonu Kemal Kılıçdaroğlu -[H.A] ikilisi için kuyruk acısı

değil, evlat acısıdır zira."

16. Bu yazı üzerine Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP, kişilik

haklarının saldırıya uğradığı iddiasıyla başvurucuya karşı manevi tazminat

davası açmıştır. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 3/10/2013 tarihinde, ilgili

köşe yazında bir siyasi parti olan davacı ve onun genel başkanının yapılan bir

operasyonla ilişkilendirilerek eleştirildiğini, siyasetçilerin sert ve sarsıcı

eleştirilere tahammül göstermeleri gerektiğini, yazıda kullanılan ifadelerin

genel anlamda eleştiri sınırları içinde kaldığını ve tahkir kastının

bulunmadığını belirterek davanın reddine karar vermiştir.

17. Temyiz üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin

30/10/2014 tarihli bozma gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Davaya konu edilen köşe yazısı bir

bütün olarak incelendiğinde;

... davalı [Y.D.nin] dava konusu köşe

yazısıyla, davacıların terör örgütü DHKP-C ile bağlantıları olduğu, terör

örgütünü destekledikleri ve davacı Kemal Kılıçdaroğlu'nun devlet kademesinde

yöneticiyken birçok terör örgütü mensubunu işe aldığından bahsedilmiştir. Dosya

içeriğinden; davalıların, davacılara yönelik olarak yazılanların doğruluğunu

kanıtlayacak deliller sunmadıkları da anlaşılmıştır. Şu halde, davacıların

terör örgütüyle ilişkilerinin olduğu ve terör örgütünü destekledikleri gerçeğe

aykırı olarak iddia edilerek kişilik haklarının zedelendiği kabul edilmelidir.

Öyleyse Mahkemece oluşa ve yazının içeriğine uygun bir manevi tazminata karar

verilmesi gerekirken dosya içeriğine uymayan gerekçe ile yazılı şekilde istemin

tümden reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş; bu nedenle kararın

bozulması gerekmiştir..."

18. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi bozma üzerine

yapılan yargılama sonunda 24/11/2015 tarihli kararıyla Yargıtay ilamında

gösterilen gerekçeleri benimseyerek başvurucu aleyhine diğer davalı Y.D. ile

birlikte müştereken ve müteselsilen 10.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir.

19. Başvurucunun temyizi üzerine karar Yargıtay 4. Hukuk

Dairesince 23/2/2017 tarihli ilam ile onanmıştır. Onama kararı başvurucuya

30/3/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucu 2/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

21. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanunu’nun “Sorumluluk” kenar başlıklı 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille

başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk

kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren

de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 30/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

23. Başvurucu; kamuoyunu meşgul eden ve ilk kez kendisi

tarafından dile getirilmeyen olgusal birtakım olaylardan yola çıkarak yazılan

yazının eleştiri kapsamında kaldığını, iddiaların muhatabı olan davacıların bir

siyasi parti ve siyasetçi olarak diğer insanlara nazaran daha tahammüllü

olmaları gerektiğini, başvuruya konu iddiaların daha önce başka siyasiler hatta

dönemin başbakanı tarafından da dile getirildiğini, bunlar gözetilmeksizin

verilen tazminat kararı nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

24. Bakanlık görüşünde; somut olayda başvuruya konu

gazetedeki köşe yazısının güncel bir konu hakkında yazılıp yazılmadığı,

toplumsal bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, ilgililerin konuya ilişkin

cevap verme hakkı olup olmadığı hususlarının Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi içtihatları çerçevesinde, ifade ve basın özgürlüğü hakları

ile başkalarının şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge

kurulup kurulmadığı yönünden incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.

B. Değerlendirme

25. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma

hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz,

yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma

hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya

fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,...

başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla

sınırlanabilir…”

26. Anayasa’nın "Basın hürriyeti" kenar

başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Basın hürdür, sansür edilemez…

Devlet, basın ve haber alma

hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında,

Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır…”

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

28. Gazetede yayımlanan haberler nedeniyle açılan davada

başvurucunun davalı Y.D. ile birlikte müştereken ve müteselsilen 10.000 TL

manevi tazminat ödemesine karar verilmiştir. Söz konusu mahkeme kararı ile

başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahalede

bulunulmuştur.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

29. Anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ...

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin

... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

30. Yukarıda anılan müdahalenin Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından

öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp

sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

31. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 6098 sayılı

Kanun’un 49. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna

varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

32. Başvurucunun davacılara manevi tazminat ödemesine

karar verilmesinin başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına

yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna

varılmıştır.

iii. Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(a)Genel İlkeler

(1)Demokratik Toplumda Basın Özgürlüğünün Önemi

33. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan

ifade özgürlüğü ile onun özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın

28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu

temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için

gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu daha önce pek çok kez ifade

etmiştir. Bu bağlamda ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerli

ve demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Mehmet Ali Aydın, [GK],

B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 69; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, §§ 34-36). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların

iletilmesi ile bunlara ilişkin bir kanaat oluşturulması için en iyi araçlardan

birini sağladığı açıktır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574,

30/6/2014, § 63; Haci Boğatekin (2), B. No: 2014/12162, 21/11/2017, §

38).

(2) Müdahalenin

Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

34. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir

Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2007/4,

K.2007/81, 18/10/2007).

35. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli

olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak

kendisini göstermesi gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Zübeyde

Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 77; Sırrı

Süreyya Önder, [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 58; Bekir Coşkun,

§ 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128,

7/7/2015, § 51). Orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak

istenen amaç arasında adil bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade

etmektedir (benzer değerlendirmeler için bkz. Zübeyde Füsun Üstel ve

diğerleri, § 132; Bekir Coşkun, § 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49,

50; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017, § 59).

36. Derece mahkemeleri söz konusu dengelemeyi yaparken ve

ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp

karşılamadığını değerlendirirken belirli bir takdir yetkisine sahiptir. Ancak

bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir (Kemal Kılıçdaroğlu,

B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 57).

37. Anılan denetim sırasında Anayasa Mahkemesi temel hak

ve özgürlüklere yapılan müdahalenin gerekçesine odaklanır. Kamu makamlarının

temel hak ve özgürlüklere, zorunlu bir ihtiyaca karşılık geldiğini ve orantılı

olduğunu ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koymadan yaptıkları

müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kabul

edilebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak

veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe

ile yapılan müdahaleler Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edecektir (Kemal

Kılıçdaroğlu, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, § 56;

Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 120).

(b)Somut Olayın Değerlendirilmesi

38. Başvuru konusu olayda gazeteci Y.D., CHP'li bir

milletvekili olan H.A.nın eylem ve söylemlerinden yola çıkarak kendi bakış

açısıyla CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP ile ilgili bazı çıkarımlarda

bulunduğu bir yazı kaleme almıştır. Y.D. söz konusu yazısında H.A.nın isimleri

bazı terör örgütleriyle anılan kişilerle yakın bir ilişki içinde olduğu,

CHP'nin ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu duruma göz yumduğu, bunun sebebi olarak da

hem parti hem parti lideri ile H.A.nın bakış açısının paralellik arz ettiği

iddialarına yer vermiştir. Bunun yanı sıra aynı yazıda Y.D., Kemal

Kılıçdaroğlu'nun kamuda üst düzey yöneticilik yaptığı dönemde terör örgütü

mensubu olarak anılan kişilere istihdam sağladığını ileri sürmüştür. Başvurucu

her ne kadar bireysel başvuru formunda, başka siyasiler tarafından da bu

iddiaların dile getirildiğini ileri sürmüşse de başvurucunun dayanak gösterdiği

söylemlerin başvuruya konu yazı yazıldıktan sonra gerçekleştiği anlaşılmıştır.

Dolayısıyla bu hususlar yönünden Anayasa Mahkemesince bir inceleme

yapılmayacaktır.

39. Derece mahkemeleri başvurucunun ve Y.D.nin davacılara

yönelik olarak yazılanların doğruluğunu kanıtlayacak deliller sunmadıkları ve

bu nedenle davacıların terör örgütüyle ilişkilerinin olduğunu ve terör örgütünü

desteklediklerini gerçeğe aykırı olarak iddia ettikleri gerekçesiyle

davacıların kişilik haklarının zedelendiği sonucuna ulaşmıştır.

40. Mevcut başvuruda derece mahkemeleri başvurucunun

basın özgürlüğü ile davacıların itibarlarının korunması hakkı arasında adil bir

denge sağlamalıdır (benzer değerlendirmeler için bkz Abuzer Demir ve Aslı

Peksezer, B. No: 2016/73556, 23/10/2019, §§ 45, 47; Kenan Kıran ve

Ramazan Fatih Uğurlu, B. No: 2016/2884, 24/10/2019, § 48; Bekir Coşkun,

§§ 44, 47, 48; Hakan Yiğit, § 61). İlk derece mahkemesinin çatışan

haklar arasında dengeleme yapabilmesi için;

i. Haber veya makalede yer alan ifadelerin kim tarafından

dile getirildiği,

ii. Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile

ilgili kişinin önceki davranışları; basının sıkı denetiminde olup olmadığı,

katlanması gereken, kabul edilebilir eleştiri sınırlarının sade bir vatandaş

ile karşılaştırıldığında daha geniş olup olmadığı,

iii. Haber veya makalenin konusu, bunlarda kullanılan

ifadelerin türü, yayının içeriği, şekli ve sonuçları,

iv. Haber veya makalenin yayımlanma şartları,

v. Yayında kamu yararı bulunup bulunmadığı, genel yarara

ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuoyu ile diğer kişilerin

düşünce açıklamaları karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı,

vi. Kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin

varlığı ve konunun güncel olup olmadığı,

vii. Haber veya makalede yer alan ifadelerin olgusal

temele dayalı olup olmadığı, ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince

desteklenip desteklenmediği,

viii. Başkalarının şöhret ve haklarının zarar görme

ihtimalinin bulunduğu durumlarda başta meslek ahlakına saygı gösterme, doğru ve

güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hareket etme ödevi olmak

üzere basın mensuplarının kendiliğinden uymaları gereken zorunlu sınırlara,

ödev ve sorumluluklara uygun davranıp davranmadıkları,

ix. Haber veya makalede dile getirilen düşüncelere cevap

verme olanağının bulunup bulunmadığı,

x. Haber veya makalenin hedef aldığı kişilerin hayatı

üzerindeki etkileri kriterlerini elindeki somut olaya uyduğu ölçüde uygulaması

gerekir (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2004, § 41; Ergün

Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 56; Kadir Sağdıç [GK],

B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73;

basının sorumluluğuna ilişkin olarak bkz. Orhan Pala, §§ 47-48; Medya

Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2013/2623, 11/11/2015,

§§ 42, 43; Kadir Sağdıç, §§ 53, 54; İlhan Cihaner (2), §§ 60,

61).

41. Buna karşılık somut olayda ilk derece mahkemesi;

başvurucunun tazminat ödemesine neden olan yazının yazılma amacı, arka plan

bilgisi olup olmadığı, olgusal temellere dayanıp dayanmadığı, muhattap aldığı

kişi ya da kurumlar gibi hususları gözetmeksizin yayımlandığı bağlamdan

kopartarak, olayların ve yazının bütünselliğini gözetmeksizin bir değerlendirme

yapmıştır (benzer değerlendirmeler için bkz. Nilgün Halloran, § 52; Önder

Balıkçı, § 45). Mahkeme, başvurucunun basın özgürlüğü ve bu bağlamda ifade

özgürlüğü ile davacıların şeref ve itibar hakkı arasında bir denge kurmaya

çalışmamış; yalnızca soyut bir değerlendirmeyle söz konusu ifadelerin kişilik

haklarına saldırı niteliğinde olduğuna karar vermiştir.

42. Somut olayın çözümlenmesinde öncelikle gözetilmesi

gereken husus başvuruya konu yazıda dayanak yapılan ve H.A.nın içinde yer

aldığı olayların o tarihte Türkiye gündemini uzun süre meşgul etmesidir.

CHP'nin bilinen bir milletvekilinin kendisini kaçıran terör örgütü mensupları

hakkında sarf ettiği sözler, terör örgütü mensubu olarak anılan bir kişinin

ailesine taziye ziyaretinde bulunması ve DHKP-C'li olduğu ileri sürülen

kişilerin gözaltına alınması üzerine bu kişilere destek vermek amacıyla

adliyeye gitmesi gibi kamuoyunda ciddi bir tartışma konusu olan olayların

içinde yer aldığı anlaşılmaktadır. CHP Genel Başkanının da bu olaylar üzerine

milletvekilini destekleyen açıklamalar yaptığı ya da sessiz kaldığı görülmektedir.

Bu bağlamda H.A.nın içinde yer aldığı olaylara bakıldığında terör örgütü ile

bağlantılı olduğu düşünülen kimselerle ilişkilerinin ele alınmasının ve CHP

Genel Başkanının da bu olaylarla ilgili söylemlerinin eleştirilmesinin kamusal

faydası yüksek bir tartışmaya katkı sunduğu kabul edilmelidir.

43. Başvurucu; yazıda yer alan ve davacılara yöneltilen

iddiaların arka planında olgusal bir temel bulunduğunu, bu iddiaların ilk kez

kendisi tarafından dile getirilmediğini, hem H.A.nın hem Kemal Kılıçdaroğlu'nun

söylemlerinden yola çıkarak siyasi bir değerlendirmede bulunduğunu savunmuştur.

Buna karşın derece mahkemeleri, gazeteci olan başvurucunun haberin doğruluğunu

kanıtlamakla yükümlü olduğu ve bu yönde bir delil sunmadığı gerekçesiyle

başvurucu aleyhine tazminata hükmetmiştir.

44. İncelenen başvuruda dikkate alınması gereken ikinci

husus derece mahkemelerinin tazminat kararına dayanak olarak gösterdiği,

başvuruya konu yazıda davacıların terör örgütleri ile ilişkili olarak ve terör

örgütlerini destekledikleri şeklinde gösterilmiş olmalarına ilişkin

gerekçesidir. Bu noktada basın özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya hatta

kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği hatırlanmalıdır.

Başvuruya konu yazı ele alındığında haber başlığı ile içeriğinin abartılı ve

çarpıcı olduğu görülmektedir. Ayrıca yazıda davacılara yönelik ağır ve tahammül

edilmesi güç ifadeler kullanıldığı da kabul edilmelidir. Öte yandan ilgili

yazıda CHP mensubu bir milletvekilinin tasarrufları ve sonrasında Parti Genel

Başkanının yaptığı açıklamaları değerlendirerek yazarın kendi bakış açısından

bazı çıkarımlarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacılar -bu olgusal isnatlara

bir itirazda bulunmamakla birlikte- terör örgütü ile ilişkilendirilmelerinin

kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuşlardır.

45. Bir milletvekilinin mensubu olduğu siyasi partinin

ideolojik görüşlerini ve amaçlarını benimsemiş, bu yönde siyasi çizgisini

belirlemiş olması demokratik ve siyasal kültürde beklenen bir durumdur. Siyasi

partilerin milletvekillerinin tüm eylem ve işlemlerinden sorumlu tutulmaları

beklenemeyecek olmakla birlikte milletvekilinin siyasi hayatı içindeki tutum ve

davranışlarına yönelik eleştirilerden, yer aldığı siyasi partinin de

etkilenmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla somut olaya bakıldığında H.A.nın adının

geçtiği ve yalanlanmayan bazı olaylardan yola çıkılarak bu kişi hakkında

herhangi bir yaptırım uygulanmadığı vurgusuyla partinin ve parti liderinin de

bu kişiyle paralel bir duruş sergilediği yorumu yapılması katlanılması güç olsa

dahi doğal karşılanmalıdır.

46. Somut olayda gözönünde bulundurulması gereken bir

diğer husus ise Parti Genel Başkanının bürokrat olduğu dönemde terör örgütü

mensubu kişileri devlet kademelerine aldığı iddiasına yönelik ifadelerdir.

Buradaki söylemin olgusal bir isnat mı yoksa bir değer yargısı mı olduğunun

kesin olarak belirlenmesi oldukça zor görünmektedir. Davacı Kemal Kılıçdaroğlu

uzun yıllar devam eden yüksek bürokrat geçmişinin ardından yaklaşık yirmi

yıldır aktif siyasi hayat içinde yer almakta ve 2010 yılından bu yana da CHP

Genel Başkanlığı görevini yürütmektedir. Bu süre boyunca onun da her siyasetçi

gibi ilişkileri sorgulanmış, zaman zaman legal veya illegal yapılanmalardan

olduğu iddia edilen kişilerle yakınlık kurduğu veya bu yapılara mensup kişilere

ayrıcalık tanıdığı ileri sürülmüştür.

47. Davacı gibi sürekli gözönünde olan, her hareketi ve

söylemi toplumun bütün kesimleri tarafından takip edilen bir siyasetçinin

önceden yaptığı görevlerle ilgili olarak haksız ve ağır eleştirilere maruz

kalması rastlanan bir durumdur. Somut olayda milletvekili H.A.nın illegal bir

örgütün mensuplarına destek verdiği iddiaları ile birlikte H.A.nın mensubu

olduğu Partinin Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu'nun da bu gibi kimselere

eskiden beri kayırmacı bir tavır gösterdiği ileri sürülmüştür. Böyle bir

söylem, Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyaset hayatına yönelik bir eleştiri olarak

kabul edilmelidir. Bu yönüyle başvurucunun ifadelerinin davacıya yönelik

olgusal bir isnattan daha çok onun siyaset anlayışına ve siyasi görüşlerine

ağır eleştiri içeren bir değer yargısı olarak kabul edilmelidir.

48. Bu noktada maddi olgular ile değer yargısı arasında

dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilse de değer

yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Kadir

Sağdıç, § 57; İlhan Cihaner (2), § 64). Ancak bir açıklamanın

tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile müdahalenin orantılılığı

ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmemesine

göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer

yargısının kişilik haklarını zedelediği sonucuna ulaşılabilir (Cem Mermut,

B. No: 2013/7861, 16/4/2015, § 48). Bu itibarla gerçeğe aykırı isnatlarda

bulunularak şeref ve itibar hakkının zedelendiği durumlarda ifade özgürlüğünden

bahsedilemeyeceği kuşkusuzdur. Ancak somut olayda olduğu gibi başvurucunun

olgusal birtakım olaylardan yola çıkarak ve örnekler vermek suretiyle bir arka

plan bilgisi oluşturduğu ve kendi penceresinden değer yargısına ulaştığı

durumlarda basın özgürlüğüne orantısız bir ispat külfeti yüklemek demokratik

toplumda ifadelerin dile getirilmesini imkânsız kılar. Dolayısıyla eldeki

başvuruya bakıldığında başvurucunun haberleştirdiği ve H.A.nın içinde yer aldığı

olayların (bkz. § 15) kamuoyunu gündemini uzunca süre işgal ettiği, bu

olaylarla ilgili olarak davacıların da bir itirazının bulunmadığı tekrar not

edilmelidir. Bu bağlamda o dönem ana muhalefet partisi liderliğini yürüten

Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyasi hayatın zorlukları içinde yer alan, kimi zaman

acımasız ve yoğun eleştirilere tahammül göstermesi gerekliliği demokratik

hayatın vazgeçilmez bir unsuru olarak kabul edilmelidir.

49. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru incelemesinde

bireylerin anayasal hakları ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin dava

konusu olguları değerlendirmesine ve hukuku yorumlamasına müdahalede bulunmaz (Önder

Balıkçı, § 47; Haci Boğatekin (2), B. No: 2014/12162, 21/11/2017, §

49). Buna karşılık yukarıdaki tespitler dikkate alındığında ilk derece

mahkemesinin başvurucunun aleyhine tazminata hükmetmesinin zorunlu toplumsal

bir ihtiyaca karşılık geldiğini ilgili ve yeterli bir gerekçe

ile ortaya koyduğunun kabul edilmesi mümkün olmamıştır.

50. Başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yapılan

müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır. Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinin ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

52. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama

talebinde bulunmuştur.

53. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

54. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

55. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

56. Somut başvuruda başvurucunun yaptığı gazete haberi

nedeniyle aleyhine manevi tazminata hükmedilmesi nedeniyle ifade ve basın

özgürlüklerinin ihlal edildiği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla ihlalin mahkeme

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

57. Bu durumda ifade ve basın özgürlüğünün ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına

alınan ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2015/19, K.2015/461) GÖNDERİLMESİNE,

D. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

30/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Raportör : Gülsüm Gizem GÜRSOY Başvurucu : Ramazan Fatih UĞURLU Vekili : Av. Ali PACCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/22265, 30 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Arka Plan
  10. B. Başvuruya Konu Olaylar
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Başvurucunun
  15. B. Değerlendirme
  16. A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine
  17. B. Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına
  18. C. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin
  19. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine
  20. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. M. Emin KUZ
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/22265
Tarih
30 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Barış Koç Başvurusu (B. No: 2016/11722)
  • Mahpulah Özarslan Başvurusu (B. No: 2016/12544)
  • Abdulkadir Acay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/3175)
  • Alaettin Şener ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/35385)
  • Hicran Yıldız Başvurusu (B. No: 2018/36212)
  • Cüneyt Aymelek Başvurusu (B. No: 2019/19333)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.