İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ramazan Özcan Başvurusu (B. No: 2016/70311)

1. Başvuru, hâkim olarak görev yapan başvurucu hakkında darbe

Başvuru No2016/70311Tarih3 Nisan 2019Okuma33 dk · 6.622 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ramazan Özcan Başvurusu

Karar tarihi
3 Nisan 2019
Başvuru Numarası
2016/70311
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.622 kelime·33 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hâkim olarak görev yapan başvurucu hakkında darbe

teşebbüsüyle bağlantılı olarak yürütülen soruşturmada uygulanan yakalama,

gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, gizlilik kararı

nedeniyle hakkındaki belgeleri inceleyememesi ve tutukluluk incelemelerinin

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması nedenleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının; kararların basına sızdırılarak başvurucunun suçlu gibi

gösterilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin; gözaltı sürecinde ve ceza infaz

kurumundaki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının; hukuka aykırı

olarak verilen kararlarla meslekten çıkarılması ve mal varlığına el konulması

nedeniyle mülkiyet hakkının; soruşturma aşamasındaki hukuksuz işlemler

nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/11/2016 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı

tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) 71. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın

oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden

incelenmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

9. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl süresi 19/7/2018 tarihinde yeniden

uzatılmayarak son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen

bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017,

§§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan

ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında

soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu-

üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu

iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı

ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

11. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme

(Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri

uygulanmış, bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya

kovuşturma mercilerince kaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek

Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır.

12. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.

13. FETÖ/PDY'nin (Genel özelliklerine

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,

başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere

maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk Özdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).

B. Başvurucuya İlişkin

Süreç

14. Hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucu, Yalova

Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir

soruşturma kapsamında 21/7/2016 tarihinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünce

gözaltına alınmıştır.

15. Başvurucu aynı tarihte Yalova Cumhuriyet Başsavcılığında

ifade vermiş;ifade alma

işlemi sırasında başvurucunun müdafii de hazır

bulunmuştur. Başvurucu, ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile bir ilgisinin

bulunmadığını savunmuştur. Başvurucu müdafii, atılı

suçları işlediğine dair dosyada delil bulunmaması nedeniyle müvekkilinin

serbest bırakılmasını talep etmiştir.

16. Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı 21/7/2016 tarihinde

tutuklanması istemiyle başvurucuyu Yalova Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan

mevcutlu olarak gönderildiği" belirtilerek "atılı suçların CMK [Ceza Muhakemesi

Kanunu] 100/3-a-11 maddesinde tutuklama

nedeni olarak gösterilmesi, FETÖ örgütünün bir kısım üyelerinin olaydan sonra

kaçtıklarının tespit edilmiş olması, şüphelinin de kaçma şüphesinin bulunması,

delillerin henüz tam olarak toplanmayışı, şüphelilerin delillere tesir edip

delilleri değiştirme ihtimallerinin olması" nedenleriyle

tutuklanmasına karar verilmesi istenmiştir.

17. Başvurucunun sorgusu Yalova Sulh Ceza Hâkimliğinde 21/7/2016

tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii

de hazır bulunmuştur.

18. Başvurucunun sorgu sırasındaki ifadesi şöyledir:

"Ben savcılıkta ve karakolda ifade

vermiştim aynen tekrar ederim, ben öncelikle hakkımdaki yakalama kararıyla

ilgili bir hususu açıklığa kavuşturmak istiyorum, uzun zamandan beri boyun

fıtığı sorunum vardır, 15/7/2016 tarihinde Yalova Devlet Hastanesinde muayene

olduğum doktor Ç.S.nin acele ameliyat olmam gerektiği

yönünde bilgi vermesi üzerine ayın gün Marmara Üniversitesi Pendik Devlet

Hastanesine sevk üzerine gittim, orada Doç. Dr. A. muayene etti, ortopedi ve

fizik tedavi bölümü gördükten sonra ameliyat ile ilgili nihai kararı vereceğini

söyledi, ben bu süreçte hakkımda yakalama kararı olduğunu bilmiyordum, sadece

ev araması ve açığa alınmış olduğumu biliyordum, ben kendi rızamla ve raporumun

bitiş tarihi olan 20/7/2016 tarihinde Yalova'ya dönmeye karar verdim, annemle

vedalaşmak üzere evine gitmiştim, tam oradan ayrılırken polisler tarafından göz

altına alındım, benim pasaportum ve param olmadığı için zaten herhangi bir yere

kaçma ihtimalim yoktur, ayrıca 4 tane çocuğum olduğu için kaçmayı aklımın

ucundan bile geçirmem mümkün değildir, benim sormuş olduğunuz FETÖ/PDY silahlı terör

örgütüyle hiçbir bağım yoktur, bu örgütle ilgisi olan kişilerle öncesinden

bilmeden herhangi bir diyaloglum dahi olmuş ise de bunun kesinlikle bilerek

yada örgüt ilişkisi ile ilgisi olması mümkün değildir, ben meslek hatayım

boyunca bu örgütten hiçbir yarar sağlamadım, yurt dışına çıkmanın ünvanlı

herhangi bir görevim olmadı, benim atamalarımda hiçbir olumlu katkıları olmadı,

bilakis tetkik hâkimliğimden sonra Sincan Adliyesinde görev yapmak için talepte

bulunmuştum, fakat Gölbaşı'na tayin edildim, Gölbaşı'ndan Sincan'a tayin

talebinde bulundum, ancak son anda Yalova'ya tayin edildiğimi öğrendim,

sebebini sordum Gölbaşı eski Başsavcısı ve Yargıtay 7. Ceza Dairesi üyesi S.T.nin bana söylediğine göre cemaatçilerin beni Sincan'da

istemediğini, bu nedenle de tayinimin Yalova'ya çıktığını öğrendim, HSYK seçim

sürecinde FETÖ yada herhangi bir grubun seçim çalışmasına katılmadım, oyumu

kullanırken 9 yıl Ankara'da çalışmış olmam nedeniyle komşuluk, büyük bir okul

arkadaşları, servis arkadaşlığı gibi kişilerle oy kullandım, bunun dışında da

FETÖ ile hiçbir ilişkim ve bağım olmamıştır, bu hususta Yargıtay üyeleri

R.C.H., B.K., 16. Hukuk Dairesi Başkanı C.B.den bilgi

alınabilir, benim Yargıtay Tetkik Hâkimliğine seçilmemde 2004 yılında HSYK

üyesi olan A.G. ile 7. Hukuk Dairesi üyesi T.B.nin

referansları etkin olmuştur, bu kişilerde benimle ilgili sorular sorulabilir,

benim FÖTE'ye herhangi bir kurban ve benzeri bir

bağışım olmamıştır, Yalova'da hâkim arkadaşlar ile birlikte ortak kurban

kesmekteyim, darbe olayı ile ilgili hiçbir bilgim ve ilgim yoktur, hiçbir kişi

ile tanışıklığım yoktur, olayı öğrendiğimde anneme gitmek üzere yoldaydım, eve

gittiğimde olayı öğrendim, bu olayı kesinlikle lanetliyorum kendi insanına ateş

edecek kadar canileşmiş ruhsuz insanları lanetliyorum, bu tip olaylarla

dolaylıda olsa ilişkilendirmekten büyük üzüntü duyuyorum, milletimize karşı

yapılan bu cani eylemin en ağır şekilde kınıyorum, ülkemizin seçilmiş

hükümetinin sonuna kadar yanındayım, bu nedenlerle üzerime atılı suçlamaları

kabul etmiyorum, ben 4 tane kız çocuğum vardır, büyük kızım bu yıl üniversiteye

kayıt yaptıracak diğeri ise seneye üniversite sınavına girecektir, diğer

kızlarım ise 11 ve 3 yaşındadır, yaşlı ve hasta annemden başka onlarla

ilgilenebilecek hiçbir yakınım yoktur, ayrıca anneminde

bakım ve yardıma ihtiyacı vardır, kendisiyle bu hususlarda ilgilenmekteyim, bu

nedenlerle çok büyük mağduriyetlere sebebiyet vereceğinden dolayı özellikle

şeker, kollestarol, troit

ve tansiyon hastası olmam ve günde 12 tane ilaç kullanmam nedenleriyle boyun

fıtığı ve dizimdeki menüsküs yüzünden fizik tedavisi görmem gerektiğinden

tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmayı talep ederim, aksi halde ev

hapsi de dahil olmak üzere adli kontrol hükümlerinin uygulanmasını talep

ediyorum."

19. Sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"...yürütülen soruşturma kapsamında elde

edilen deliller gereğince şüpheli hakkında kuvvetli suç şüphesinin mevcut

olduğu, üzerlerine atılı suçun CMK'nın 100 maddesinde

sayılan katalog suçlardan oluşu, soruşturma konusuüzerine

atılı olan eyleme göre dosya içinde bulunan unsurlar itibariyle soruşturmanın

aşaması gözetildiğinde şüphelinin delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme

girişiminde bulunabileceği kanaatiyle CMK'nın 100/3.

maddesindeki tutuklamanedeninin bulunduğu, 15/07/2016

tarihinde adı geçen silahlı terör örgütü tarafından yapılan silahlı kalkışma esnasında

teşebbüs sahiplerine direnen TSK ve Emniyet mensuplarıyla birlikte çok sayıda

sivil halktan şehit bulunması, bu anlamda kalkışmanın geldiği aşamanın

demokratik düzen üzerinde oluşturduğu tahribat, yargılamanın neticesinde

verilecek olan ceza miktarı, üzerlerine atılı eylem itibariyle bu aşamada

toplanan delillere göresuç vasfına ve eylemin

haksızlık-hukuka aykırılık boyutu nazara alındığında Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin yüklenen suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin

bulunması ve kişinin adaletin işleyişine müdahale etme riski olan hallerde

tutukluluk tedbirinin uygulanabileceğine ilişkin yerleşik karar ve

gerekçelerine göre de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin belirttiği tutuklama

tedbirine ilişkin kriter ve ölçütlerin mevcut olduğu, bu itibarla soruşturma

konusu suçun niteliği ve kamu davası açılması halinde şüphelinin maruz kalacağı

ceza tehdidinin büyüklüğü dikkate alındığında tutuklama tedbirine nazaran

CMK-109/3 maddesinde sayılan tedbirlerin hiçbirinin soruşturmanın selametini

sağlamak, delil karartılmasını engellemek ve kaçma şüphesini ortadan kaldırmak

için yeterli olamayacağı ve tutuklama tedbirinin bu aşamada ölçülü olması

nedeniyle CMK 100 maddeleri gereğince TUTUKLANMASINA ... [karar verildi.]"

20. Başvurucu 21/7/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiş, Bursa 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 5/8/2016 tarihinde "...Şüphelinin kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin bulunduğu, ... terör örgütüne üye olma suçunun vasıf

ve mahiyeti, mevcut delil durumu, tutuklamanın genel ilkelerini belirleyen

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5-6 maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti

Anayasası'nın 19 maddesi ve Anayasa Mahkemesi'nin 2/7/2013 tarihli 2012/1137

sayılı kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin süreklilik arz eden yerleşik

içtihatları birlikte değerlendirildiğinde, CMK 100 ve devamı maddelerindeki

tutuklama koşullarının oluştuğu, tutuklamanın şüphelilere isnat olunan suçun

kanunda öngörülmüş cezasının miktarına ve niteliğine göre tutuklama tedbirinin

ölçülü olduğu, şüphelilerin salıverilmesi halinde adaletin işleyişine zarar

verecek faaliyetlerde bulunma tehlikesinin varlığı (bkz. Wemhoff

- Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli karar, prg. 14),

başka suçlar işleme tehlikesinin varlığı (bkz. Matznetter - Avusturya, 10

Kasım 1969 tarihli karar, prg. 9) ya da kamu

düzeninin bozulması tehlikesinin varlığı (bkz. Letellier - Fransa, 26

Haziran 1991 tarihli karar), hususunda oluşan kanaate göre şüphelinin

"Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma" suçundan CMK 100 ve devamı

maddeleri gereğince tutuklama gerekçelerinin yerinde olduğu ve kararda bir

isabetsizlik bulunmadığı ..." gerekçesiyle itirazın kesin

olarak reddine karar verilmiştir.

21. Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı 23/8/2016 tarihli kararıyla

başvurucu hakkında yürüttüğü soruşturmada yetkisizlik kararı vererek dosyayı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

22. Başvurucu, tutukluluk hâline yaptığı itirazlara cevap

verilmediğini ve tutukluluğunun devamı kararlarının tebliğ edilmediğini beyan

etmiş ve 1/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

23. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 10/1/2017 tarihli kararıyla

başvurucu hakkında yürüttüğü soruşturmada yetkisizlik kararı vererek dosyayı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

24. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 15/2/2017 tarihli kararıyla

başvurucu hakkında yürüttüğü soruşturmada yetkisizlik kararı vererek dosyayı

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

25. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 17/7/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde

dava açılmıştır. FETÖ/PDY'ye ve ByLock programına ilişkin genel açıklamaların

yer aldığı iddianamede ilk olarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kuruluşuna

ve tarihçesine, hangi amaç ve saikle kurulduğuna,

hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve hangi tür hukuka

aykırı eylemlerde bulunduğuna değinilmiştir. Başvurucu hakkında yapılan

değerlendirme şöyledir:

"...FETÖ/PDY silahlı terör örgütü

yönetici ve mensuplarının büyük bir gizlilik içinde kullandığı şifreli

haberleşme sistemi olan Bylock isimli kriptolu

haberleşme programını cep telefonu hattı üzerinden kullandığının sabit olduğu,

şüphelinin Uyap cep telefonu hat sorgulama

kayıtlarında tespit edilen üzerine kayıtlı cep telefon numarası ile Bylock kullanım raporunda yazılı telefon numarasının aynı

olduğu, şüphelininmilli güvenliğe tehdit oluşturduğu

ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı

veya irtibatı olduğu gerekçesiyle 23/7/2016 günlü resmi gazetede yayımlanan 667

sayılı OHAL KHK'sı ile kapatılan YARSAV derneğine üyeliğinin tespit edildiği,

ifadesinde Üniversiteye hazırlık döneminde FETÖ/PDY bağlantılı Fem dersanesine gittiğini,

üniversite yıllarında aynı cemaata ait yurtta

kaldığını, son HSYK seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adayı olan, hakkında

terör örgütü üyeliğinden soruşturma bulunan ve meslekten ihracına karar verilen

Y.S.nin evine geldiğini belirttiği, örgüt lehine

seçim sandık başında beklediği, örgütün finans kaynağı olan Bank Asya da

hesabının bulunduğu, bu suretle şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye

olduğu..."

26. Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesi 27/7/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2017/217 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamış, aynı

gün yapılan tensip incelemesi ile yetkisizlik kararı vererek dosyanın İstanbul

Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine ve başvurucunun tutukluluğunun devamına

karar verilmiştir.

27. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan tensip

incelemesi ile birlikte 9/10/2017 tarihinde yetkisizlik kararı verilerek

dosyanın Bursa Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine ve başvurucunun

tutukluluğunun devamına karar verilmiştir.

28. Bursa 9. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan tensip incelemesi

ile birlikte 14/11/2017 tarihinde karşı yetkisizlik kararı verilerek dosyanın yetkili

ve görevli mahkemenin belirlenmesi için Yargıtay 5. Ceza Dairesi Başkanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

29. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 30/1/2018 tarihli kararıyla

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/10/2017 tarihli yetkisizlik kararının kaldırılmasına

karar vermiştir.

30. Yargılamaya İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme)

E.2018/68 sayılı dosya üzerinden devam edilmiştir. Başvurucunun 26/2/2018

tarihli tensip incelemesinde "silahlı

terör örgütüne üye olma" suçunun vasıf ve mahiyeti, dosya içerisindeki ByLock sorgulama tutanağına göre sanığın ByLock kullandığına yönelik yapılan tespit, arama-elkoyma tutanakları, araştırma tutanakları ile sanık

savunmaları göz önüne alındığında sanık Ramazan ÖZCAN'ın

üzerine yüklenen suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut olgu ve delillerin bulunması, delillerin henüz tam olarak

toplanmamış olması, tutuklu kalınan süre, öngörülen cezanın alt ve üst sınırı,

sanığın üzerine yüklenen suçun CMK'nın 100/3-a

maddesinde sayılan suçlardan olması ve ölçülülük ilkesi dikkate alındığında

sanık hakkında adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı" gerekçesiyle

tutukluluğunun devamına karar verilmiştir.

31. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesinde 24/5/2018 tarihinde ilk

duruşması yapılmış, tutuklu olarak devam eden yargılama sonucunda Mahkemenin

22/11/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla

cezalandırılmasına ve tahliyesine karar verilmiştir. Kararın ilgi kısmı şöyledir:

"... sanığın kendisini suçtan kurtarmaya

yönelik savunmalarına mahkememizce itibar edilmemiş, ayrıntıları yukarıda

belirtildiği üzere, hakkındaki tanık beyanları ve de ByLock'u

kullandığının Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığının mahkememize

gönderdiği kayıtlardan açık bir şekilde anlaşılması karşısında, global bir

uygulama görüntüsü altında münhasıran FETÖ silahlı terör örgütü için

oluşturulan ve mensuplarınca kullanılan ByLock'u

örgütün hiyeyarşik yapısı kapsamındaki

haberleşmesinde gizliliği temin etmek için dosya kapsamında tespit edilen

tarihlerde kullandığı anlaşılan sanığın; anılan iletişim sisteminin niteliği

ile hakkındaki diğer tespitler göz önüne alındığında, sübutu kabul edilen diğer

eylem ve faaliyetlerine göre "FETÖ silahlı terör örgütüne üye olma"

suçunu işlediği mahkememizce kabul edilmekle ..."

32. Başvurucu, hakkında verilen hükmü istinaf etmiştir. Dava,

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla İstanbul Bölge Adliye

(İstinaf) Mahkemesinde derdesttir.

33. Öte yandan Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu 24/8/2016

tarihinde söz konusu yapı ile meslekte kalmasıyla bağdaşmayacak nitelikte

bağının olduğunu değerlendirdiği başvurucunun meslekte kalmasının uygun

olmadığına ve meslekten çıkarılmasına oybirliğiyle karar vermiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

34. İlgili ulusal hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 3/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu; gözaltı ve açığa alma kararları basına

sızdırılarak darbe girişimi ortamında oluşan algı ile darbeye katılmış gibi

gösterildiğini, ihraç ve tutuklama kararlarının meşrulaştırılmaya

çalışıldığını, şeref ve itibarı zedelenerek suçluluk algısı oluşturulduğunu

belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

37. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dair

kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence

altına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait

olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse,

suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri

tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz.

Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan ve

henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).

38. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı koruma sağlamaktadır.

Öte yandan Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü,

bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle Anayasa'nın 38.

maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesi,

yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerin kamuoyuna bilgi

vermesini engellemez. Ancak masumiyet karinesine saygı gösterilmesi söz konusu

olduğundan Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası, bilginin gereken bütün

dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar (Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, § 22).

39. Somut olayda darbe teşebbüsünün devam ettiği sırada Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan bir açıklamada, darbe teşebbüsünde bulunan

FETÖ/PDY ile irtibatı olan ve aralarında yüksek mahkeme üyelerinin de bulunduğu

kişiler hakkında gözaltı kararlarının verildiği belirtilmiştir. Anılan

açıklamada başvurucunun ismine yer verildiği yönünde bir iddia dile

getirilmediği gibi bu yönde bir olgu da tespit edilememiştir.

40. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının -başvurucunun ismini

zikretmeksizin- darbe teşebbüsünün yaşandığı sırada bu teşebbüs kapsamındaki

faaliyetlerle ve teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu değerlendirilen

FETÖ/PDY mensubu kişilerle ilgili olarak soruşturma başlatıldığını ve bazı

şüpheliler hakkında gözaltına alma kararı verildiğini kamuoyuna açıklamasının

başvurucunun suçlu olarak nitelendirilmesi veya suçlu muamelesine tabi

tutulması olarak kabulü mümkün değildir (benzer yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 180, 181). Kaldı ki bir

kişi hakkında soruşturma başlatıldığının kamuoyuna duyurulması, tek başına

masumiyet karinesine aykırılık teşkil etmez.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesinin

ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu, soruşturma sürecinde hakkında hukuksuz işlemler

yapıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

43. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

45. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

46. Somut olayda başvurucu, soruşturma süreci devam ederken

bireysel başvuruda bulunmuş; sonrasında hakkında kamu davası açılmıştır.

Anayasa Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla

başvurucu hakkındaki kovuşturmanın devam ettiği görülmektedir. Başvurucunun

başvuru formunda dile getirdiği şikâyetlerini yargılamada ve sonrasında

istinaf/temyiz aşamalarında ileri sürebilme ve bu aşamalarda inceletme imkânı

bulunmaktadır. Bu çerçevede derece mahkemelerinin yargılama ve istinaf/temyiz

süreçleri beklenmeden soruşturma sürecindeki adil yargılanma hakkı ihlali

şikâyetlerinin başvurucu tarafından bireysel başvuruya konu edildiği

görülmüştür.

47. Açıklanan gerekçelerle ilk derece mahkemeleri ve

istinaf/temyiz mercileri önünde devam eden başvuru yolları tüketilmeden temel

hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

48. Başvurucu; hukuka aykırı olarak ve yargısal güvenceler

sağlanmadan meslekten çıkarılması, maaşının kesilmesi ve mal varlığına tedbir

kararı konulması nedeniyle ailesiyle birlikte mağdur edildiklerini belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

49. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

50. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

51. 23/1/2017 tarihli ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması

Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'de (685 sayılı KHK), 23/7/2016 tarihli ve

29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı

Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde

Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında

meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar

verilenlerin kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece

mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilecekleri ve bu

kişilerden daha önce dava açmış olanların idare mahkemelerinde derdest olan

veya karar verilen dosyalarının Danıştaya

gönderileceği hükme bağlanmıştır (bkz § 34).

Böylelikle 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi kapsamında meslekten çıkarılan yargı

mensuplarının bu karara karşı Danıştayda dava açabilecekleri

açıkça belirtilmiş ve anılan uyuşmazlıkların çözümünde idari yargıda hangi

yargı yerinin görevli olduğuna yönelik uygulamada yaşanan tereddütler

giderilmiştir. Daha önce açılan davalar yönünden de geçiş hükümleri ihdas

edilmiştir (Murat Hikmet Çakmakcı,

B. No: 2016/35094, 15/2/2017, § 27; Hacı

Osman Kaya, B. No: 2016/41934, 16/2/2017, § 28).

52. Buna göre 685 sayılı KHK ile belirginleştirilen dava yolunun

başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir yargı yolu

olduğu ve bu başvuru yolu tüketilmeden başvurunun incelenmesinin bireysel

başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Murat Hikmet Çakmakcı,

§ 28; Hacı Osman Kaya, § 29).

Ayrıca başvuru formu ve ekleri incelendiğinde somut olayda başvurucunun mal

varlığına haksız olarak tedbir konulmasına dair iddialarını ileri sürebileceği

itiraz olağan kanun yolunu tüketmeksizin bireysel başvuruda

bulunmuştur.

53.Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Gözaltında Kötü

Muameleye Maruz Kalındığı İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

54. Başvurucu; ailesinin ve komşularının önünde terörist gibi

gözaltına alındığını, yollarda aç bırakıldığını, battaniye ile betonda

yatırıldığını, televizyonun sesinin yükseltilerekuyumasına

imkân verilmediğini, adliye koridorunda bekletildiğini belirterek gözaltına

alındıktan sonra tutuklanıncaya kadar kendisine yapılan bazı uygulamalar

nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

55. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

56. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve

Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturma

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya da elverişli olmalıdır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).

57. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü

kapsamında, işkence veya kötü muameleyi gösteren yeterli kesin belirtiler

mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa dahi- şikâyet

ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının sağlanması

gerektiği açıktır (Tahir Canan, §

25).

58. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak insani olmayan

gözaltı koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ve gözaltı süresince kamu

görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir.

İddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andan

itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi

olduğu görülmektedir. Bu kapsamda başvurucu, gözaltında tutma koşullarının

yetersizliğinden bahsetmişse de maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin

kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma

koşullarından mı kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu

iddiaların Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve

belge bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının

başvurucunun anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden

kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya

konması gerekmektedir. Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli

ve/veya idari bir merciye ilettiğine dair bilgi veya

belge sunmadığı da gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları

tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Alparslan Altan [GK],

B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 183).

59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Ceza İnfaz Kurumunda

Kötü Muameleye Maruz Kalındığı İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

60. Başvurucu; tutuklandıktan sonra ceza infaz kurumunda

odaların kapasitesi üzerinde ve kötü şartlarda kaldıklarını, sağlık

sorunlarının dikkate alınmadığını belirterek tutuklandıktan sonraki bazı

uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

61.Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 16).

62. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia

edilen hak ihlallerinin yetkili idari ve yargısal mercilerce düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru

yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu

ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara

sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli

özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

63. Somut olayda benzer yöndeki bir başvuru olan Mehmet Baransu

(B. No: 2015/8046, 19/11/2015 §§ 12-18) kararında Anayasa Mahkemesince

belirtildiği üzere başvurucunun şikâyetlerini iletebileceği ve yapıldığını

iddia ettiği kötü muameleye derhâl son verilmesini isteyebileceği idari ve

yargısal mercilerin bulunduğu görülmektedir. İlgili hükümler kapsamında

başvurucu, şikâyetlerini öncelikle yetkili bu idari ve yargısal mercilere

iletip tutulma yeri ve koşulları sebebiyle kötü muameleye maruz bırakıldığını

ileri sürebilecek ve bu koşulların en kısa zamanda uygun hâle getirilmesini

ve/veya kötü muamele iddiasına konu işlemin infazının durdurulmasını ya da

ertelenmesini isteyebilecek iken bu yollara başvurmamıştır.

64. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezliğine karar verilmesi gerekir.

E. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Yakalama ve Gözaltının

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

65. Başvurucu; makul şüphe olmadan hakkında yakalama kararı

verilerek gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğunu, bu kararların

gerekçesiz olarak verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

66. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

67. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

68. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,§§

16, 17).

69. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

70. Somut olayda başvurucu yönünden, yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda

varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

72. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller

olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma

tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

73. Başvurucu ayrıca görevinden kaynaklanan güvencelere riayet

edilmeksizin tutuklandığını iddia etmiştir. Başvurucuya göre tutuklanmasına

karar verildiği tarihte hâkim olması dolayısıyla hakkında soruşturma veya

kovuşturma yapılabilmesi için 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve

Savcılar Kanunu'na göre gerekli özel şartlar oluşmadan soruşturma yürütülmüş,

yetkisiz ve görevsiz mercilerce hukuka aykırı olarak tutuklanmıştır.

b. Değerlendirme

74. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

75. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

76. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

77. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

78. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 57).

79. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

80. Genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez, B. No: 2016/25431,

28/11/2018, §§ 99-104.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

81. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

82. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır.

83. Diğer taraftan başvurucu, 2802 sayılı Kanun'da hâkimlerle

ilgili olarak öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet

edilmeksizin yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia

etmektedir.

84. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında bu şikayetleri

incelemiştir. Bu kararlarda, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde yerinde görülmeyerek uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni

dayanağı bulunduğu kabul edilmiştir (Adem Türkel, §§ 53-59; Salih

Sönmez, §§ 107-121). Somut başvuruda da aynı mahiyetteki iddialara

ilişkin olarak anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir

durum bulunmamaktadır.

85. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan kararlarda da

belirtildiği üzere başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de

devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sonrasında yakalanarak, gözaltına

alınıp darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı

makamlarınca silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi

olma suçundan tutuklandığı dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı

terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde

soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden

yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. 2802 sayılı Kanun'un 94.

maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili

yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Bu durumda

başvurucunun görev yaptığı yerdeki sulh ceza hâkimliğince tutuklanmasının

olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün

görülmemiştir.

86. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkim

olması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler

uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu

itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

87. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

88. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianame ve Mahkemelerce

yapılan tutukluluk hâlinin değerlendirilmesine dair kararlarda; başvurucunun

FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olduğu belirtilmiştir (bkz. § 25).

89. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının

somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın

özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir; § 74, Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, § 57).

90. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.

91. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya

doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271-272; Selçuk Özdemir,§§ 78-79).

92. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. §§ 26-28) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği "tutuklama

nedeni varsayılabilen" suçlar arasındadır (bkz. § 19; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

93. Somut olayda Yalova Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun niteliğine, suça ilişkin Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına,

delillerin karartılması ile kaçma şüphesinin varlığına ve suçun 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar

arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 19).

94. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Yalova Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- delillerin karartma ve kaçma

şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu

söylenebilir.

95. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (bkz. Gülser Yıldırım (2), § 151).

96. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (Gizlilik, hücre tipi

yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve

teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında, bu

soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 350).

97. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Yalova Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 19) keyfî

ve temelsiz olduğu söylenemez.

98. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

99. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin, bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

100. Başvurucu, tutuklanması ve devamındaki süreçte gizlilik

kararı ve olağanüstü hâl KHK'ları gerekçe gösterilerek dosyaya erişiminin

engellendiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

101. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların

bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen

suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda

başvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip

bilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ ve

diğerleri, §§ 168-176; Hidayet

Karaca, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).

102. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa

ilişkin kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa

ilişkin dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

103. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

104. Başvurucu; tutuklanmasına karar verildiği tarihten itibaren

kendisi ve müdafii dinlenilmeden tutukluluk

incelemelerinin yapıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

105. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

106. Başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

107. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

108. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise

-ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Salih

Sönmez, §§166-177).

109. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 24/5/2018

tarihinde mahkeme önüne çıkarılan başvurucunun tutukluluk incelemelerinin

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu, başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun "ikincillik niteliği" ile

bağdaşmamaktadır.

110. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden bireysel başvuru yaptığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın

yapılması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 3/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu

:

Ramazan

ÖZCAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/70311, 3 Nisan 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucuya İlişkin
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Masumiyet Karinesinin
  11. B. Adil Yargılanma
  12. C. Mülkiyet Hakkının
  13. B. No: 2016/35094, 15/2/2017, § 27; Hacı
  14. D. Kötü Muamele Yasağının
  15. E. Kişi Hürriyeti ve
  16. B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
  17. C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  18. Özgüldür
  19. Gökcan
  20. Başpınar
  21. Özcan
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/70311
Tarih
3 Nisan 2019

İlgili Kararlar

  • Mehmet Balaç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/9790)
  • İsa Aykaç Başvurusu (B. No: 2016/59959)
  • Turan Günana Başvurusu (B. No: 2015/9042)
  • Ali Daştan Başvurusu (B. No: 2017/29014)
  • Emine Özcan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/19773)
  • Mehmet Uçar Başvurusu (B. No: 2015/7357)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.