İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Rami Vatandaş Başvurusu (B. No: 2013/1021)

1. Başvurucu, 8/10/2007

Başvuru No2013/1021Tarih17 Kasım 2014Okuma14 dk · 2.706 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Rami Vatandaş Başvurusu

Karar tarihi
17 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2013/1021
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.706 kelime·14 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 8/10/2007

tarihinde Karşıyaka 1. İş Mahkemesinde açtığı alacak davasının reddedilmesi ve

yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedenleriyle, Anayasa'nın 10., 35., 36., 49., 53. ve 55. maddelerinin ihlal edildiğini

ileri sürmüş, ihlalin tespiti ile yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 24/1/2013

tarihinde İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön inceleme neticesinde Komisyona

sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 18/7/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 11/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 10/9/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 23/6/1986 tarihinden itibaren Çukurova A.Ş.’de

işçi olarak çalışmakta iken anılan şirket 26/11/2001 tarihinde başka bir şirket

tarafından devralınmış ve faaliyetine Ege Çelik Endüstri San. Tic. A.Ş. unvanı

altında devam etmiştir.

8. 10/9/2002 tarihinde başvurucunun iş

akdi feshedilmiş, ardından başvurucu 11/9/2002 tarihinde asıl işverene bağlı

olarak taşeron şirkette çalışmaya başlamış, 11/10/2002 tarihinde tekrar asıl

işveren nezdinde işe başlamıştır.

9. Başvurucu, 1986-2002

tarihleri arasında davalı işyerinde kesintisiz olarak çalıştığını, bağlı olduğu

Sendikaya aidat ödemek suretiyle Toplu İş Sözleşmesi (TİS) hükümlerinden

yararlandığını, 2002 yılında davalı şirket tarafından, ücretini düşürmek için

iş akdi kendisi tarafından feshedilmiş gibi gösterilerek taşeron kayıtları

üzerinden kısa bir süre çalışmış olarak gösterildiğini, daha sonra tekrar

davalı şirket kayıtlarına geçirildiğini, davalı işverenin bu muvazaalı işlemi,

işten çıkarma tehdit ve baskısı altında gerçekleştirdiğini, muvazaalı işlem

sonrası işverenin asgari ücret ödemeye başladığını ve TİS'in

orantısal zamlarını asgari ücrete uyguladığını ileri sürerek, 8/10/2007 tarihinde Karşıyaka 1. İş Mahkemesinde Ege Çelik

Endüstri San. ve Tic. A.Ş. aleyhine alacak davası

açmış, ücret alacağı, fazla çalışma ücreti alacağı farkı, ikramiye ve gece

çalışma ücreti farkı yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere

5.000,00 TL'nin faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.

10. Yargılama sürerken, 14/2/2009 tarihinde başvurucunun iş akdi işveren tarafından

feshedilmiştir.

11. Başvurucu, iş akdinin

feshedilmesi üzerine, 6/3/2009 tarihinde Karşıyaka 3.

İş Mahkemesinde Ege Çelik Endüstri San. ve Tic. A.Ş.

aleyhine işe iade istemiyle dava açmış, Mahkeme, 13/7/2010 tarih ve E.2009/134,

K.2010/708 sayılı kararla; davalının, kısa çalışma ödeneği başvurusu

sonuçlanmadan önce davacıyla birlikte 134 kişinin iş akdine son verdiğini,

toplu iş sözleşmesi fark alacakları için işveren aleyhine dava açan işçiler ile

açmayan işçiler arasında dolaylı ayrımcılık yapıldığını, işverenin iyi niyetli

olmadığını ve fesihten önce başvurulabilecek daha hafif tedbirlere başvurmadığını

belirterek, feshin geçerli nedene dayanmadığı gerekçesiyle feshin

geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine karar vermiştir. Temyiz üzerine

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 20/9/2010 tarih ve

E.2010/36275, K.2010/24371 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.

12. Alacak davasına ilişkin

yargılamada Karşıyaka 1. İş Mahkemesi, 12/5/2010 tarih

ve E.2007/633, K.2010/373 sayılı kararla, “davacının

olayın üzerinden yaklaşık 5 yıl geçtikten sonra ileri sürdüğü irade fesadına

yönelik iddiasının, irade fesadının ileri sürülmesi için bir yıllık süre

öngörmüş olan Borçlar Kanunu'nun 31. maddesi göz önünde bulundurulduğunda kabul

edilemeyeceği, davacının muvazaalı olduğunu iddia ettiği işlemin tarafı olduğu

düşünüldüğünde muvazaa hükümlerinin de uygulanamayacağı, ayrıca söz konusu

işlemin 2002 yılında gerçekleşmiş olup, dava tarihine kadar öngörülen yeni

ücretler bakımından davacının herhangi bir itirazi

kayıt ileri sürmediği, bu süre zarfında birkaç TİS'in

imzalandığı, bu hususun TİS hükümlerinde dahi düzenlenmediği, dolayısıyla TİS’te olması gereken düzen ilkesi gereği davacının önceye

dayanan iddialarından vazgeçtiği ve kurulan yeni iş şartlarını kabul ettiği,

TİS hükümlerine dayalı fark alacaklarını talep etmesinin hukuken mümkün

olmadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

13. Başvurucunun temyizi üzerine

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 7/11/2012 tarih ve

E.2010/27886, K.2012/36540 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.

14. Karar, 25/12/2012

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu, 24/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

16. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi ve 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası,

30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci

fıkrası, 7. maddesinin birinci fıkrası ve 15. maddesi, 22/4/1926 tarih ve 818

sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 31. maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 17/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

24/1/2013 tarih ve 2013/1021 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

18. Başvurucu, işveren şirket tarafından iş akdinin feshedileceği iddiasıyla

iradesi fesada uğratılarak bazı belgelerin imzalatıldığını, bu belgelere

dayanılarak 10/9/2002 tarihinde işyerinden çıkışı

yapılarak 11/9/2002 tarihinde asıl işverene bağlı taşeron şirkette işe giriş

yapmış şekilde gösterildiğini, 11/10/2002 tarihinde tekrar asıl işverenin

işçisi olarak çalışmaya başlatıldığını, bu tarihten itibaren düşük ücretle

çalıştırıldığını, TİS’ten yararlandığı halde

ücretlerinin düşürüldüğünü, TİS ile kazanılan hakların bireysel iş

sözleşmesiyle ortadan kaldırılamayacağını, benzer davalarda Yargıtayın

davaların kabulüne karar vermesine rağmen, sonradan görüş değiştirdiğini, bu

davalar sona erdiğinde de Yargıtayın yine eski görüşü

doğrultusunda kararlar vermeye başladığını, alacak davasında yargılamanın makul

sürede tamamlanmadığını belirterek, çalışma hakkı, TİS yapma hakkı, eşit ücret

hakkı, mülkiyet ve adil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

19. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde başvurucunun, Karşıyaka 1. İş Mahkemesinde

açtığı alacak davasının reddedilmesi nedeniyle, çalışma hakkı, TİS yapma hakkı,

eşit ücret hakkı, mülkiyet ve adil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal

iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi

bizzat yapar. Başvurucunun anılan iddiaları yargılama sonucunda verilen kararın

sonucu itibarıyla adil olmadığına yönelik olup, bu iddialar adil yargılanma

hakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirilmiştir. Başvurucunun makul

sürede yargılama yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiası

ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın

Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

20. Anayasa'nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz."

21. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, . açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

22. 6216 sayılı Kanun'un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

23. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26).

24. Somut olayda başvurucu, 10/9/2002 tarihinde işveren tarafından iş akdinin

feshedileceği iddiasıyla iradesi fesada uğratılarak bazı belgelerin imzalatıldığını,

kısa bir süre asıl işverene bağlı taşeron şirkette çalışmış gibi

gösterildiğini, 11/10/2002 tarihinde tekrar asıl işverenin işçisi olarak

çalışmaya başlatıldığını ancak bu tarihten itibaren düşük ücretle çalışmaya

devam ettiğini, TİS'ten yararlandığı halde

ücretlerinin düşürüldüğünü, TİS ile kazanılan hakların bireysel iş

sözleşmesiyle ortadan kaldırılamayacağını belirterek, adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

25. Başvurucunun iş akdi 10/9/2002 tarihinde feshedilerek bu tarihten sonra asıl

işverene bağlı olarak taşeron şirkette çalışmaya başlamıştır. 11/10/2002 tarihinde ise tekrar asıl işverene bağlı olarak

çalışmaya devam etmiştir.

26. Başvuruya konu olan alacak

davasında Mahkeme, 12/5/2010 tarih ve E.2007/633,

K.2010/373 sayılı kararla, “davacının olayın

üzerinden yaklaşık 5 yıl geçtikten sonra ileri sürdüğü irade fesadına yönelik

iddiasının, irade fesadının ileri sürülmesi için bir yıllık süre öngörmüş olan

Borçlar Kanunu'nun 31. maddesi göz önünde bulundurulduğunda kabul

edilemeyeceği, davacının muvazaalı olduğunu iddia ettiği işlemin tarafı olduğu

düşünüldüğünde muvazaa hükümlerinin de uygulanamayacağı, ayrıca söz konusu

işlemin 2002 yılında gerçekleşmiş olup, dava tarihine kadar öngörülen yeni

ücretler bakımından davacının herhangi bir itirazı kayıt ileri sürmediği, bu

süre zarfında birkaç TİS'in imzalandığı, bu hususun

TİS hükümlerinde dahi düzenlenmediği, dolayısıyla TİS’te

olması gereken düzen ilkesi gereği davacının önceye dayanan iddialarından

vazgeçtiği ve kurulan yeni iş şartlarını kabul ettiği, TİS hükümlerine dayalı

fark alacaklarını talep etmesinin hukuken mümkün olmadığı”

gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Karar, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi

tarafından onanarak kesinleşmiştir.

27. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

28. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

29. Başvurucu ayrıca, benzer

davalarda Yargıtayın davaların kabulüne karar

vermesine rağmen, sonradan görüş değiştirdiğini ve davanın ret ile

sonuçlandığını, bu davalar sona erdiğinde de Yargıtayın

yine eski görüşü doğrultusunda kararlar vermeye başladığını belirterek, eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun anılan ihlal iddiası

da adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirilmiştir.

30. Aynı hukuki metne ilişkin

olarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat

farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul

edilemeyeceği gibi, temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak

tarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına

adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2013/3351, 17/9/2013, § 45).

31. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça

dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

32. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, başvurucunun yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetinin

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

33. Başvurucu, 8/10/2007 tarihinde açtığı alacak davasının makul sürede

tamamlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

34. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18),

Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya

çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,

esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

38–39).

35. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

36. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, işçi alacaklarının tahsili istemli bir davanın söz konusu olduğu

görülmekle, 5521 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 49).

37. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 8/10/2007 tarihidir.

38. Sürenin bitiş tarihi ise

yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 52). Somut yargılama faaliyeti

açısından sürenin bitiş tarihinin, Karşıyaka

1. İş Mahkemesi kararının Yargıtay tarafından onandığı 7/11/2012

tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

39. Makul sürede yargılanma

hakkına ilişkin olarak yapılan değerlendirmede önemli bir ölçüt olan

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği kriteri çerçevesinde, gerek bireylerin ekonomik geleceği gerek

çalışma barışı açısından arz ettiği önem nazara alındığında, iş

uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir

itina göstermesi gerekmektedir. Bu nedenle kanun koyucu iş hukukunun çalışanı

koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel

mahkemelerin dışında, sözlü yargılama usulüne tabi özel bir iş yargılaması

sistemi ihdas ederek iş davalarının, konunun uzmanı mahkemelerce, mümkün

olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (B.

No: 2013/772, 7/11/2013, § 59).

40. 6100 sayılı Kanun’un 447.

maddesiyle, daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri

yargılama usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da

uygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Basit yargılama usulü

yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa bir

incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek

dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür (B. No: 2013/772, 7/11/2013, §§ 64-65).

41. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin iş mahkemesi önünde sürdüğü

görülmekle, 5521 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için

geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı

Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 5521 sayılı

Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların

makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 16).

42. Başvuruya konu dava süreci

incelendiğinde, yargılamanın beş yıl bir aylık sürede tamamlandığı, yargılama

sürecinin uzamasında, delillerin toplanması ve bilirkişi raporunun tamamlanması

aşamalarında geçen sürelerin ve temyiz aşamasında geçen yaklaşık iki buçuk

yıllık sürenin etkili olduğu görülmektedir.

43. 5521 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin

etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiştir (B. No: 2013/4701, 23/1/2014, §§ 35-51).

44. Başvuruya konu yargılama

sürecinin değerlendirilmesi neticesinde, hukuki meselenin çözümündeki güçlük,

maddi olayların niteliği, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf

sayısı gibi kriterler dikkate alındığında davanın

karmaşık nitelik taşımadığı, başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ya da usuli haklarını kullanırken özensiz davranarak yargılamanın

uzamasına önemli ölçüde sebep olmadığı da dikkate alındığında, somut başvuru

açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz

konusu beş yıl bir ay devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

46. Başvurucu, yeniden yargılama

yapılmasına karar verilmesini talep etmiş, manevi zararları açısından ihlal

tespitinin yeterli olacağını bildirmiştir.

47. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

48. Başvurucunun, uzun yargılama

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitine karar verilmiş

olup, tespit edilen ihlal açısından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun yeniden yargılama yapılması yönündeki

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

49. Başvurucu tarafından manevi

tazminat talebinde bulunulmadığı görülmekle, bu konuda değerlendirme

yapılmamıştır.

50. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

17/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Celal

Mümtaz AKINCI

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Gizem

Ceren DEMİR KOŞAR

Başvurucu

:

Rami

VATANDAŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1021, 17 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Altan
  17. Özgüldür
  18. Topal
  19. Vatandaş
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1021
Tarih
17 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Mehmet Teha Akçara Başvurusu (B. No: 2013/806)
  • Özel Eroğlu Başvurusu (B. No: 2014/3876)
  • M.ş.b. Başvurusu (B. No: 2013/2202)
  • Serkan Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/5318)
  • Ünal Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/6776)
  • Engin Aslan Başvurusu (B. No: 2014/2970)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.