İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Remziye Turmuş Başvurusu (B. No: 2018/12143)

1. Başvuru; beyanı hükme esas alınan tanığın duruşmada

Başvuru No2018/12143Tarih27 Ocak 2021Okuma26 dk · 5.131 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Remziye Turmuş Başvurusu

Karar tarihi
27 Ocak 2021
Başvuru Numarası
2018/12143
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.131 kelime·26 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; beyanı hükme esas alınan tanığın duruşmada

dinlenememesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının, esasa etkili iddiaların

karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, mahkûmiyet hükmünün usule

aykırı olarak düzenlenen teşhis tutanağına dayanması nedeniyle adil yargılanma

hakkı kapsamındaki diğer hakların ihlal edildiği iddialarına yöneliktir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 19/4/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen ek bilgilere

göre olaylar özetle şöyledir:

A. Uyuşmazlığın

Arka Planı

7. 18/3/2009 tarihinde Bursa'nın Kestel ilçesinde sivil

kıyafetli polis memurları, hareketlerinden ve üzerindeki kıyafetlerden

şüphelendikleri iki kişiyi takip etmiştir. Daha sonra şüphelendikleri kişilerin

kimliklerini alıp telefon üzerinden bunları kontrol ettikleri sırada silahlı

saldırı sonucu bir polis memuru vefat etmiştir. Saldırgan olay yerinde bulunan

diğer polisler tarafından yakalanmış, diğer kişi ise kaçmıştır. Kaçan kişinin

kontrol için verdiği kimliğin sahte olduğu ve Gül A. ismine düzenlendiği

anlaşılmıştır. Soruşturma sırasında edinilen bilgilere göre öncelikle bu

kimlikte yer alan fotoğraftaki kişinin başvurucu olduğu düşünülmüştür.

8. Bu kapsamda -saldırıyı gerçekleştiren kişi ile

birlikte- başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mülga 250. maddesi ile

yetkili bölümü tarafından 1/6/2009 tarihinde resmî belgede sahtecilik ve

silahlı terör örgütü üyesi olma suçları kapsamında iddianame

düzenlenmiştir.

9. Başka bir olayda ise 8/11/2009 tarihinde İstanbul

Avcılar'da polislerin şüphelendiği iki kişiye kimlik sorması üzerine polislerle

kişiler arasında çatışma yaşanmıştır. Yakalanan kişilerin yasa dışı örgüt olan

Marksist Leninist Komünist Partiye (MLKP) mensubiyetlerinin olduğundan

şüphelenilmiş ve şüphelilerin ikamet ettiği yerde arama yapılmıştır. Kiraya

veren ile yapılan görüşme sonucunda kira kontratında kiracı olarak gözüken

kişinin Dilber D. olduğu, bu sahte kimlikte yer alan fotoğraf ile Gül A. adına

düzenlenen sahte kimlikteki fotoğrafın aynı kişiye ait olduğu değerlendirilmiştir.

Yakalanan kişilerin ikametgâhında yapılan arama sırasında ayrıca bir evlilik

cüzdanı bulunmuştur. Evlilik cüzdanındaki fotoğraf ile Gül A. ve Dilber D.

adına düzenlenen sahte nüfus cüzdan fotokopilerinde yer alan fotoğrafların

karşılaştırılması sonucunda söz konusu kişinin Zeynep Y.ye ait olduğunu

anlaşılmıştır. Bunun üzerine bu sefer söz konusu kişi hakkında da Bursa'daki

olaylar nedeniyle soruşturma başlatılmış, resmî belgede sahtecilik ve silahlı

terör örgütü üyesi olma suçları kapsamında İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca 10/3/2010 tarihinde bir iddianame daha düzenlenmiştir.

10. Aralarında hukuki ve fiilî bağlantı bulunması

nedeniyle dosyalar birleştirilmiştir. Hakkındaki yakalama kararı infaz

edilememesine rağmen 5271 sayılı Kanun'un mülga 250. maddesi ile yetkili

(kapatılan) İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvurucu hakkında

20/1/2012 tarihinde beraat kararı vermiştir. Hükmün bu kısmının temyiz

edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

11. Diğer taraftan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle

Mücadele Şube Müdürlüğüne ulaşan bir istihbari bilgide, silahlı terör örgütü

MLKP üyelerinin örgütün aldığı karar doğrultusunda eğitim almak üzere 2010

yılından itibaren terör örgütü PKK/KCK'nın Kuzey Irak ve Suriye'de bulunan

kamplarına gittikleri bildirilmiştir. Bu şekilde eğitim alan grupta yer alan,

içlerinde başvurucunun da bulunduğu bazı şahısların silahlı eğitim aldıktan

sonra tekrar illegal yollardan Türkiye'ye giriş yaptıklarının bildirilmesi

üzerine başvurucu ile birlikte istihbari bilgide adı geçen diğer şahıslara

yönelik olarak soruşturma başlatılmıştır.

12. Bu süreçte 28/12/2012 tarihinde bir evde yapılan

arama sonucunda başvurucu, Y.M. adına düzenlenen sahte bir kimlikle

yakalanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 21/3/2013 tarihinde resmî

belgede sahtecilik ve silahlı terör örgütü üye olma kapsamında başvurucu

hakkında iddianame düzenlemiştir. (Kapatılan) İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi

27/2/2014 tarihinde, bireysel başvuruya konu dava dosyası ile aralarında hukuki

ve fiilî irtibat olması nedeniyle dava dosyalarının birleştirilmesine, dava

esasının kapatılmasına karar vermiştir.

B. Bireysel

Başvuruya Konu Olaylar

13. 6/10/2009 tarihinde İstanbul'un Eyüp ilçesinde yer

alan bir kuyumcu yağmalanmıştır. Katılanın ve gizli tanıkların ifadesine göre

soygunu gerçekleştiren beş kişi de silahlı ve maskelidir. Olay yerinden kaçan

şüphelilerden T.A. polisler tarafından kısa sürede yakalanmıştır.

14. Kolluk tarafından yakalanan kişinin ifadesi müdafii

de hazır bulunmak suretiyle 8/10/2009 tarihinde saat 01.30'da alınmıştır Söz

konusu ifadede şüphelinin olayın nasıl gerçekleştiğini detaylı olarak anlattığı

görülmektedir. Bu kapsamda başvuru konusu ile ilgili olarak özetle yağma

eyleminde bulunulacağından daha önceden haberdar olmadığını, toplamda beş

kişinin olayın içinde yer aldığını, sadece (erkek olan) İrfan G.yi daha önceden

tanıdığını, kendisinin soygun sırasında silah taşımadığını, olaydan kısa bir

süre önce silahların İrfan G. tarafından diğerlerine dağıtıldığını, daha sonra

da kar maskelerinin ve eldivenlerin verildiğini, soyguna katılan kişilerden

ikisinin kadın olduğunu ifade etmiştir. Kısa boylu olarak tarif ettiği kadınla

beraber kuyumcudaki altınları ve paraları poşete doldurduğunu, tanımadığı erkek

kişinin kuyumcuyu etkisiz hâle getirdiğini, diğer uzun boylu olarak tarif

ettiği kadının ise İrfan G. ile beraber gözcülük yaptığını belirtmiştir.

15. 7/10/2009 tarihinde saat 23.30'da müdafii eşliğinde

teşhis tutanağı hazırlanmıştır. Yakalanan şahsın arşivden gösterilen dokuz fotoğraf

arasında yağma sırasında kasadan paraları alan şahıs olarak başvurucuyu teşhis

ettiği anlaşılmaktadır. Ayrıca bu tutanakta başvurucunun fiziki özelliklerini

belirttiği de görülmüştür. 8/10/2009 tarihinde, yakalanan şüpheli, savcılık

önündeki ifadesi ve hâkimlik önündeki sorgusunda da daha önceki ifadelerini

teyit etmiş ve bildiklerini anlattığını söylemiştir.

16. Diğer şüphelilerle birlikte başvurucu hakkında da

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 18/12/2009 tarihinde iddianame

düzenlenmiştir. İddianamede şüphelilerin yağma suçunu MLKP terör örgütü adına

örgüte gelir sağlamak amacıyla gerçekleştirdikleri değerlendirilmiş, söz konusu

eylemin devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya bozmaya yönelik olduğu

kanaatine varıldığından şüpheliler hakkında ayrıca 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 302. maddesi kapsamında iddianame düzenlenmiştir.

17. Görevli ve yetkili mahkemenin (kapatılan) (CMK 250.

madde ile yetkili) İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin olduğu anlaşılmıştır. İlk

duruşma 18/5/2010 tarihinde yapılmıştır. Olaydan hemen sonra yakalanan T.A. bu

duruşmada; emniyet, savcılık, hâkim önündeki ifadeleri ile teşhis tutanağını

teyit etmiştir. Aynı davada yargılanan diğer sanık İrfan G. de savunmasını

yapmıştır. Duruşma sonunda başvurucu hakkındaki yakalama emrinin infazının

beklenmesine karar verilmiştir.

18. Katılan, ikinci duruşmada dinlenilmiş ve soygun

sırasında kişilerin yüzlerinde kar maskesi olduğunu belirtmiştir. Üçüncü

duruşmada, gizli tanıkların dinlenilmesine karar verilmiştir. Gizli tanıkların

üç kişi olduğu anlaşılmaktadır. Bu gizli tanıklardan birisi, dördüncü duruşmada

dinlenilmiştir. Gizli tanık bu ifadesinde suça karışan kişilerden birisinin

İrfan G. olduğunu belirtmiş, başvurucuyla ilgili olarak herhangi bir ifadede bulunmamıştır.

Ayrıca olay anında yanında bulunan diğer kişinin de kendisi gibi emniyette

tanık olarak ifade verdiğini belirtmiştir. Bir sonraki duruşma sonunda diğer

iki gizli tanığın dinlenilmesinden dosya kapsamı itibarıyla vazgeçilmesine

ilişkin karar verilmiştir.

19. Tutuklu bulunan sanıkların istemi üzerine 29/5/2012

tarihli yedinci duruşmada savunma tanıkları dinlenilmiştir. Bu duruşmada davada

yargılanan sanıklardan T.A., teşhis tutanaklarında kendisine gösterilen

fotoğraftaki kadınları simaen benzettiğini ve İrfan G.nin de bildiği kadarıyla

örgütle alakalı olmadığını belirtmektedir. Benzer bir ifadeyi 6/12/2012 tarihli

dokuzuncu duruşmada da ifade etmiş, bununla birlikte sadece İrfan G. ile ilgili

olarak kolluktaki ifadesi sırasında doğru söylediğini ifade etmiştir.

20. Başvurucunun yakalanmasından sonra, yağma eyleminde

yer alan kadınların arasında başvurucunun olmadığını sanık T.A. açık bir dille

ifade etmiştir. Bu kapsamda başvurucunun da hazır bulunduğu 19/2/2013 tarihli

duruşma zaptının ilgili kısmı şu şekildedir:

"Sanık T.A: Ben mahkemenizdeki

savunmamda gösterilen fotoğraflar ile ilgili simaen benzettim. Bana üç dört

tane resim gösterdiler. Bu nedenle huzurda bulunan sanığın günahını almak

istemiyorum. Kesinlikle bu şahıs değildir.

Sanığa aşamalardaki ifadeleri ve olay

anlatıldı. Soygundan önce bir araya geldikleri, toplandıkları, bu sırada henüz

herkesin yüzünün açık olduğu, herhangi bir maske veya örtü olmadığı, aralarında

konuşmalar geçtiği, yüzyüze görüştükleri hatırlatılarak soruldu,

Sanık T.A.: Olay öncesi gelen bayanlar

içerisinde bu kişi yoktu. Benim ifademde belirttiğim bayanlardan bir tane kısa

boylu, diğeri baya uzun boyluydu. Huzurda bulunan bayandan hiç alakaları yoktu,

dedi."

21. Sanık T.A. 30/4/2013 tarihli duruşma sonunda tahliye

edilmiştir. T.A.nın benzer ifadelere 17/12/2013 ve 26/3/2015 tarihli duruşmada

da yer verdiği anlaşılmaktadır. T.A.nın söz konusu duruşmalardaki ifadeleri

sırasıyla şu şekildedir:

"...benim olay sırasında

gördüğüm bayanlardan kısa olarak tarif ettiğim bayan huzurda bulunan sanık

Remziye'den kısa, uzun olarak tarif ettiğim bayan da Remziye'den uzundur,

emniyette teşhis sırasında bana fotoğraflar gösterildiğinde ben simaen benziyor

diye beyanda bulundum, tutanağı da tam olarak okumadan imzaladım, olaydan önce

ben her iki bayanı da görmüştüm ancak çok kısa süre olarak görmüştüm, huzurda

bulunan sanık Remziye olaya katılan kişi değildir dedi."

"...ben bu işin içinde vardım

ancak zorunlu olarak istemeyerek bu işin içine sokuldum, buradaki bulunan

sanıkların benim teşhis ettiğim kişilerle hiç alakası yoktur. Bana zaten birkaç

fotoğraf gösterildi. Ben de simaen benzediklerini söyledim. Ben kimsenin

günahını almak istemiyorum. Benim teşhis ettiğim kişilerden burada kimse yok.

Olayda yer alan kimse yoktur, ... dedi."

22. Başvurucunun İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesindeki

savunması sonrasında göstermiş olduğu tanıklar dinlenmiştir. 5/11/2013 tarihli

duruşmada, sanıkların suçlarının sübutu hâlinde haklarında 5237 sayılı Kanun'un

309. maddesinin uygulanma ihtimaline binaen 5271 sayılı Kanun'un 226. maddesi

gereğince sanıklar ve müdafilerine ek savunma hakkı verilmiştir.

23. 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un 1. maddesi

ile 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesiyle görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinin

kaldırılması üzerine dosya, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.

Tutuklu bulunan sanıklara esas hakkında mütalaaya karşı savunma vermeleri için

süre tanınmıştır.

24. 17/9/2014 tarihli duruşmanın sonunda başvurucunun

astım hastası olması nedeniyle eylemi gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği

konusunda uzman doktor raporu alınması talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Başvurucunun talebinin yargılamanın geldiği aşama ve olay tarihi üzerinden

geçen süre dikkate alınarak yargılamaya yenilik katmayacağı gerekçeleriyle

reddedildiği görülmüştür.

25. 1/6/2016 tarihli duruşmada Cumhuriyet savcısı esas

hakkındaki mütalaasını yine sunmuştur. Başvurucunun ve diğer sanıkların talebi

üzerine süre verilerek duruşma ertelenmiştir. Duruşmaların daha sonra iki kez

süre istenmesi nedeniyle ertelenmesi üzerine 26/10/2016 tarihinde yapılan son

duruşmada başvurucu ve müdafii, sanık T.A.nın ifadelerinin çelişkili olduğunu

yinelemiştir.

26. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi üç sanık yanında

başvurucu hakkında da Anayasa'yı ihlal ve yağma suçları kapsamında mahkûmiyet

kararı vermiştir. Ayrıca başvurucunun aldatıcı kabiliyeti haiz kimlik

kullanması nedeniyle hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan da

mahkûmiyet hükmü verilmiştir. Gerekçede şu tespitlerde bulunulmuştur:

i. Kimliği tespit edilemeyen bir erkek şahısla birlikte

başvurucunun da aralarında bulunduğu toplam beş kişinin olay tarihi olan

6/10/2009 günü saat 10.45 sıralarında İstanbul Eyüp Akşemsettin Mahallesi

Cengiz Topel Caddesi üzerinde bulunan kuyumcuya eldiven ve kar maskeleri takılı

olduğu hâlde geldiği, T.A. dışındaki kişilerde silah olduğu, başvurucunun

içerideki paraları alan kişi olduğu kabul edilmiştir.

ii. MLKP terör örgütü soruşturmasına yönelik İstanbul 10.

Ağır Ceza Mahkemesinin 9/9/2009 günlü dinleme kararı kapsamında dinlenen sanık

İrfan G.nin görüşmelerinde "Cengiz Topel'de yapacağız"

şeklindeki konuşmaları ile olaydan sonra "zayiat var mı?"

şeklinde mesaj alması dikkate alınmıştır. Bu şekilde yağmanın; maskeli,

eldivenli, biri otomatik olmak üzere silahlı birden fazla kişilerce işlenmesi

ve yakalanan sanık T.A.nın MLKP terör örgütü adına pankart asmaktan kaydının

bulunması hususları da gözönüne alınarak suçun örgüt kapsamında ve örgüte gelir

temin etmek için işlendiği kabul edilmiştir.

iii. Güvenlik kuvvetlerinin yakalanan sanık T.A.ya MLKP

örgütünün fotoğraf arşivinden yaptırdığı teşhisler neticesinde olay sonrası

kaçan sanıklardan birinin başvurucu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca

sanıklardan T.A.nın kovuşturma aşamasının ilerleyen safhalarında diğer

sanıkları cezai sorumluluktan kurtarmaya yönelik değişen ifadelerine inandırıcı

bulunmadığı için itibar edilmediği, soruşturma aşamasındaki ilk ifadelerine ve

teşhislerine itibar edildiği yer almaktadır. Bunun yanında soruşturmada evresinde

tanık olarak dinlenen -gizli tanık olmayan- M.G.nin "Remziye'nin

kendisinden su isteyip üstünü değiştirmek isteyen yorgun ve telaşlı kadına

benzediğini" söylemesi de dikkate alınmıştır.

iv. Sanıkların MLKP'nin faaliyetleri çerçevesinde

iddianamelere konu eylemlerden önce ve sonra da bazı etkinlik ve eylemlere

katıldıkları belirtilmektedir. Dosyada incelenip tartışılan delillere göre

kuyumcunun silahlı yağmalanmasının da MLKP örgütünün faaliyeti kapsamında

işlendiğinde bir tereddüt yaşanmadığı vurgulanmaktadır. Bu kapsamda yağma için

seçilen yer, suç konusunun önemi ve değeri, beş failden dördünün silahlı hatta

bunlardan birinin vahim nitelikteki silahlı oluşu, gündüz vakti yağmalamanın

yapılış şekli, çevre işyeri sahiplerinde, müşteri ve vatandaşlarda yarattığı

korku gözönüne alındığında vahim nitelikteki bu yağma eyleminin amaç suç olan

Anayasa'yı ihlal suçunun ögelerini oluşturduğu kabul edilmiştir. Bu durum

nedeniyle silahlı suç örgütü üyeliği suçundan ayrıca cezalandırma cihetine

gidilmediği, buna karşın 5237 sayılı Kanun'un 309. maddesinin (2) numaralı

fıkrasındaki düzenlemeden dolayı yağma suçundan da başvurucunun ayrıca

cezalandırılması gerektiği ifade edilmiştir.

27. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunu

esastan reddetmiştir. Resmî belgede sahtecilik suçu yönünden oybirliğiyle kesin

olarak, diğer suçlar yönünden ise oyçokluğuyla temyiz yolu açık olmak üzere

istinaf başvurusu reddedilmiştir. Karşıoy kullanan üye hâkim gerekçesinde;

emniyette yaptırılan fotoğraf teşhisi dışında bir delilin bulunmadığını,

yargılama sırasında T.A.nın yağma eyleminde başvurucunun ve diğer kadının yer

almadığını ifade ettiğini, diğer sanık İrfan G.nin de yağma eylemine katılan kişiler

hakkında bilgi vermediğini, bu durumda başvurucunun üzerine atılı yağma ve

Anayasa'yı ihlal suçlarından delil yetersizliği nedeniyle beraatine

karar verilmesi gerektiği belirtilmektedir.

28. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 13/2/2018 tarihinde

oybirliğiyle hükmün onanmasına karar vermiştir. Kararda; tanık beyanlarına,

teşhis tutanaklarına, ekspertiz raporlarına ve tüm dosya kapsamına göre yerel

mahkemenin kabul, uygulaması ve gerekçesi yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki

bozma düşüncelerine iştirak edilmediği de belirtilmiştir.

29. Başvurucu vekili, nihai kararı 26/3/2018 tarihinde

öğrendiğini belirterek 19/4/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Mevzuat

30. 2/6/2007 tarihli ve 5681 sayılı Polis Vazife ve

Salâhiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la değişik 4/7/1934

tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun ek 6. maddesinin

ilgili fıkraları şöyledir:

"...Polis, olaydaki failin,

gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından

zorunlu olması halinde, Cumhuriyet savcısının talimatıyla teşhis yaptırabilir.

Tanıklıktan çekinebilecek olanlar,

teşhiste bulunmaya zorlanamaz.

İşleme başlanmadan önce, teşhiste

bulunacak kişinin faili tarif eden beyanları tutanağa bağlanır.

Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin

birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyinme gibi

görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik bulunması gerekir. Teşhis için gerekli

olması halinde, şüphelinin görünüşü ile ilgili gerekli değişiklikler

yapılabilir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin her birinde, teşhis

sırasında bir numara bulundurulur.

Teşhiste bulunan kişi ile teşhis

işlemine tâbi tutulan kişilerin birbirini görmemesi gerekir.

Teşhis işlemi en az iki kez tekrarlanır

ve teşhiste bulunması istenen kişiye, şüphelinin teşhis edilecek kişiler

arasında yer almıyor olabileceği hatırlatılır.

Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin,

bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları çekilerek veya görüntüleri kayda

alınarak, soruşturma dosyasına konur.

Şüphelinin fotoğrafı üzerinden de teşhis

yaptırılabilir. Ancak tek bir fotoğraf veya aynı kişinin farklı fotoğrafları

üzerinden teşhis yaptırılamaz. Değişik kişilerin fotoğraflarının aynı büyüklük

ve özellikte olmaları gerekir.

Teşhis işlemi tutanağa bağlanır.

..."

31. 5271 sayılı Kanun'un 148. maddesi şöyledir:

"(1) Şüphelinin ve sanığın

beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma,

işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları

kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.

(2) Kanuna aykırı bir yarar vaat

edilemez.

(3) Yasak usullerle elde edilen

ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.

(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça

alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından

doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.

(5) Şüphelinin aynı olayla ilgili

olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak

Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir."

32. 5271 sayılı Kanun'un 206. maddesi şöyledir:

"(1) Sanığın sorguya

çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. (Ek cümleler:

25/5/2005 - 5353/29 md.) Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak

gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya

konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa

bildirilir.

(2) Ortaya konulması istenilen bir

delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:

a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.

b) Delil ile ispat edilmek istenilen

olayın karara etkisi yoksa.

c) İstem, sadece davayı uzatmak

maksadıyla yapılmışsa.

(3) Cumhuriyet savcısı ile sanık veya

müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi

bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.

(4) (Mülga: 25/5/2005 - 5353/29 md.)"

33. 5271 sayılı Kanun'un 213. maddesi şöyledir:

"(1) Aralarında çelişki bulunması

halinde; sanığın, hâkim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile

Cumhuriyet savcısı tarafından alınan veya müdafiinin hazır bulunduğu kolluk

ifadesine ilişkin tutanaklar duruşmada okunabilir."

34. 5271 sayılı Kanun'un 215. maddesi şöyledir:

"(1) Suç ortağının, tanığın veya

bilirkişinin dinlenmesinden ve herhangi bir belgenin okunmasından sonra bunlara

karşı bir diyecekleri olup olmadığı katılana veya vekiline, Cumhuriyet

savcısına, sanığa ve müdafiine sorulur."

35. 5271 sayılı Kanun'un 230. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

" Mahkûmiyet hükmünün

gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:

a) İddia ve savunmada ileri sürülen

görüşler.

b) Delillerin tartışılması ve

değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu

kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen

delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.

c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç

oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri

sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62 nci

maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı

Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın

yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.

d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının

adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik

tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya

reddine ait dayanaklar."

36. 5271 sayılı Kanun'un 34. maddesi şöyledir:

"(1) Hâkim ve mahkemelerin her

türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında

230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da

gösterilir.

(2) Kararlarda, başvurulabilecek kanun

yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir."

37. 5237 sayılı Kanun'un 309. maddesi şöyledir:

"(1) Cebir ve şiddet kullanarak,

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu

düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını

önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile

cezalandırılırlar.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka

suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre

cezaya hükmolunur.

(3) Bu maddede tanımlanan suçların

işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine

hükmolunur."

B. Yargısal

İçtihat

38. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 23/11/2018 tarihli ve

E.2017/968, K.2018/4552 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"[...] Doktrin ve yerleşik

yargısal içtihatları (Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 01.05.1995 tarih 348-3184

sayılı kararı) göre silahlı terör örgütü üyeliği suçları temadi eden suçlardan

olup suç tarihi temadinin kesildiği yani failin yakalandığı tarihtir. Silahlı

terör örgütleri ve üyeleri için amaç suç olan ve 765 sayılı TCK’nın 125. ve

146., 5237 sayılı TCK’nın ise 302. ve 309. maddelerinde düzenlenen, ülkeyi

bölmek veya yönetim şeklini değiştirmek suçları yönünden suç tarihi, amacı

gerçekleştirmeye elverişli son eylem tarihidir[...]"

39. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 25/2/2010 tarihli ve

E.2009/5271, K.2010/2433 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık Nurettin. K.ın üyesi

olduğu silahlı terör örgütünün amacı doğrultusunda 24.04.1995 tarihinde

İstanbul Bayrampaşa Kartaltepe mahallesinde silahlı yağma, sanıklar Nurettin K.

ve Cemal S.'nın ise 24.05.1995 tarihinde İstanbul Sefaköy'de bir araca monte

ettikleri bombanın patlatılması sonucu biri ağır üç kişinin yaralanması

şeklindeki vahim olaylara katıldıklarının iddia ve kabul edilmiş olması karşısında,

eylemlerine uyan ve suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK'nın 146/1.

maddesi uyarınca cezalandırılmaları gerektiği gözetilmeden, suç vasfında

yanılgıya düşülerek yazılı şeklide hüküm kurulması,

40. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 3/1/2011 tarihli ve

E.2010/8311, K.2011/1 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"[...]

Sanık M.K.ın örgütün faaliyeti

çerçevesinde gerçekleştirdiği kabul edilen ve dosya kapsamı ile de sübut bulan

'kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' ve 'yağma' suçlarının niteliği itibariyle

eylemlerinin bir bütün halinde suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı

TCK'nın 125. maddesinde tanımlanan Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma

suçunu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği

gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı maddelerle uygulama

yapılması, Kanuna aykırı olup,[...]"

41. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 21/6/2012 tarihli ve

E.2011/5647, K.2012/7947 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"PKK terör örgütü adına istenen

parayı vermemesi üzerine ödeme yapmaya zorlamak amacıyla ve örgüt sorumlusunun

talimatı doğrultusunda mağdur Halit A.ın evine cebir ve tehdit oluşturacak

biçimde molotof kokteyli atarak paranın tahsilini sağlayan sanık Mustafa B.in

yağma suçunu oluşturan bu eyleminin amaç suçu işlemeye elverişli ve vahim

nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, suç tarihinde yürürlükte olan 765

sayılı TCK’nın 125, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın

302/1, 174/1, 149/1-a-c-f-g maddelerinde düzenlenen suçları oluşturacağı,[...]"

42. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin

23/1/2019 tarihli ve E.2018/1998, K.2019/53 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

"Ayrıntıları Yargıtay 16. Ceza

Dairesinin 14.07.2017 gün ve 2017/1443-4758 sayılı kararında ve yerleşik

Yargıtay kararlarında açıklandığı üzere, Anayasal düzeni ortadan kaldırmayı

amaçladığı çeşitli eylemleriyle belirlenmiş bulunan kimi suç örgütlerinin

amaçları doğrultusunda işlediği cebir ve şiddet içeren çeşitli eylemlerin bu

suçu (Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs) oluşturacağını kabul

edilmektedir. Örneğin failin mensubu bulunduğu silahlı örgütün, Türkiye

Cumhuriyeti Devleti Anayasasını zorla değiştirip yerine başka bir ilkeye dayalı

bir sistem getirmek şeklindeki amacına yönelik olarak gerçekleştirdiği silahlı

saldırı, güvenlik güçleriyle çatışmaya girilmesi, yağma, kişinin kaçırılıp

sorgulanması, araç yakma ve öldürmeye teşebbüs vb. eylemler TCK'nin 309.

maddedeki suçu oluşturmaya yeterli ve elverişli olduğu kabul edilmektedir."

43. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin

21/6/2017 tarihli ve E.2017/807, K.2017/628 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

"TCK'nın 302. maddesinin

gerekçesinde, suçun yalnızca ‘cebri’ fiillerle işlenebileceği belirtilmiş ve

dolayısıyla suçun niteliği gereğince cebri fiiller dışındaki hareketlerin

elverişli sayılamayacağı ifade edilmiştir. Şu halde 302. maddedeki suç, korunan

değerlere yönelik olarak tehdit veya şiddet içeren baskı, korkutma, yıldırma,

sindirme gibi yöntem ve eylemlerle işlenebilir. Yine madde gerekçesinde,

eylemin maddede korunan değerlere yönelik neticeleri gerçekleştirmeye

‘elverişli’ bulunması gerektiği vurgulanmış, yerleşik Yargıtay kararlarında da

suçun oluşabilmesi için fiilin amaca elverişli olması şartı süregelen uygulamalarda

aranmıştır. Yargıtay, maddede gösterilen tehlikeyi oluşturmaya yönelik eylemde,

sonuca uygun ve elverişli araçları aramakta ve bunu suçun işlendiği yer, zaman

ve neticeleri ile birlikte değerlendirmektedir.

Bu kapsamda; ülke bütünlüğünü bölmeyi

amaçlayan örgütün, amacı doğrultusunda kolluk görevlilerine veya sivil halka

saldırı, terör ortamı yaratmak için kamu veya özel kişilere ait araç, bina ve

benzeri yerlerin yakılması, silahlı taciz, yaralama, öldürme, yağma, örgüte

gelir temini maksadıyla kişilerin alıkonulması, hürriyetten yoksun bırakma,

güvenlik güçleriyle silahlı çatışmaya girilmesi, köy basılması, silahla ve

roketle saldırıda bulunulması, öldürme eylemi için eleman temin edip eyleme

katılmalarının sağlanması ve benzeri eylemler Devletin ülkesine, egemenliğine

ve birliğine yönelik önemli nitelikte eylemler olarak kabul edilmektedir.

Silahlı örgüte üye olmak suçu ise,

nitelikleri belirtilen örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan

hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Böylece bir örgüte katılmakla

kişi örgüt üyeliğini kabul etmiş sayılmaktadır. Bu itibarla TCK'nın 314/2.

maddesinde yazılı örgüt üyeliği suçunun oluşması için, bu maddenin 1.

fıkrasında yazılı suçları işlemek için oluşturulan silahlı bir örgütün

bulunması veya böyle bir örgütün yöneticilerinin herhangi bir duraksamaya yer

vermeyecek şekilde durumlarının hukuken belirgin olması gerekir. Örgüte

katılanların, örgütün gayesini bilerek ve benimseyerek bu örgüte girmiş

olmaları ve yapıya dahil olma kastıyla ilişki içerisine girmeleri gerekir.

Örgüt üyeliği suçunun oluşumunda temel ölçüt, kişinin rızasıyla örgütün

hiyerarşik yapısına dahil olmasıdır (organik bağ kriteri). Ayrıca sanığın

eylemlerin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluğu kriteri ile eylemin niteliği

kriteri (karineden yola çıkan kriter) örgüt üyeliği suçunun maddi unsuru

bakımından organik bağ kriterine ilave istisnai ölçütlerdir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay

değerlendirildiğinde;

Dosya içeriğinden, 2014 yılı içerisinde

PKK terör örgütünün dağ kadrosuna katılan ve "X1" kod adını kullanan

sanığın, 24/10/2016 tarihinde kendiliğinden karakola gelerek teslim olduğu ve

gerek çok sayıda örgüt mensubunun kimliği, gerekse örgüte ait silah, patlayıcı

madde ve yaşam malzemelerinin bulunduğu yerler hakkında ayrıntılı bilgiler

verdiği, sanığın verdiği bilgiler doğrultusunda terör örgütüne ait bir çok

barınak bulunarak buralardaki silah ve diğer malzemelerin ele geçirildiği, yine

teşhis ettiği kişiler hakkında terör örgütü üyeliği suçundan soruşturma

başlatıldığı, aşamalardaki savunmalarında halka veya güvenlik kuvvetlerine

yönelik silahlı saldırı gibi herhangi bir eyleme katılmadığını söyleyen sanığın

bu beyanının aksini gösteren herhangi bir delilin dosyada bulunmadığı, sanığın

beyan ve yer göstermeleri üzerine sığınak ve mağaralarda depolanmış olarak ele

geçirilen silah ve patlayıcı maddelerin muhafaza ve bulunuş şekilleri

itibariyle TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen suçun oluşması için gerekli

vehamet unsurunu ihtiva ettiğinden söz edilemeyeceği, zira anılan maddedeki

suçun oluşumu için kanun maddesinde ve yerleşik yargısal uygulamalarda

belirtildiği üzere yukarıda açıklanan tarzda bir eylemde bulunulması veya bu

eylemlere teşebbüs edilmesi gerektiği;

Bu durumda; Mahkemece, sanığın terör

örgütü içerisinde bulunduğu süre içerisinde herhangi bir eyleme katılıp

katılmadığı hususunun etraflıca araştırılması ve katıldığı herhangi bir eylem

bulunduğunun anlaşılması halinde, bu eylemin niteliği yukarıda açıklanan

hususlar çerçevesinde tartışılarak hakkında TCK'nın 302. maddesinin tatbik

edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi, herhangi bir eyleme iştirak ettiğinin

belirlenememesi halinde ise, sanığın eyleminin terör örgütü üyeliği niteliğinde

bulunduğu gözetilerek hakkında TCK'nın 314/2 ve 221/4. maddelerine göre

uygulama yapılması gerektiği halde, bu hususlarda herhangi bir açıklama

yapılmaksızın ve yalnızca sanığın yer göstermesi üzerine ele geçen silah ve

patlayıcı malzemelerin nitelik ve miktarı itibariyle vehamet arz ettiği

şeklindeki soyut ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,"

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

44. Mahkemenin 27/1/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tanık

Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

45. Başvurucu, isnat edilen suçla ilgili aleyhe beyanda

bulunan iki gizli tanığın duruşmalarda dinlenilmemesinden şikâyetçi olarak adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan tanık

sorgulama hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

47. Anayasa Mahkemesi birçok kararında tanık

kavramını özerk olarak yorumlamış ve tanığın sanığa isnat edilen fiil hakkında

bilgi veren herhangi bir kişi olabileceğini ifade etmiştir. Bu bağlamda suçun

iştirak edeni, olayın mağduru, şikâyetçi (müşteki), devletin görevlendirdiği

gizli/gizli olmayan soruşturmacı da tanık olabilir (Selçuk Demir, B. No:

2014/9783, 22/1/2015, § 35).

48. Anayasa Mahkemesi yine benzer iddiaların ileri

sürüldüğü başvurulara ilişkin birçok kararında tanık dinletme ve sorgulama

hakkıyla ilgili ilkeleri belirlemiştir.

49. Sanığın, hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması

sürecinde tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların

beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın

yapılabilmesi bakımından gereklidir. Ancak başvurucuların tanıklara soru

sorabilmesi, onlarla yüzleşebilmeleri mutlak bir hak değildir. Makul

gerekçelerle getirilen kısıtlamalar, kimi zaman başvurucunun iddia tanıklarına

soru sorabilme ve onlarla yüzleşme imkânını da ortadan kaldırabilmektedir.

Diğer yandan bir mahkûmiyet -sadece veya belirleyici ölçüde- sanığın soruşturma

veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse

tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Anayasa'nın 36.

maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila Oğuz

Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; AZ.M., B. No: 2013/560,

16/4/2015, §§ 46-67; Levent Yanlık, B. No: 2013/1189, 18/11/2015, §§

67-77; İsmet Özkorul, B. No: 2013/7582, 11/12/2014, §§ 44, 45). Bu

bakımdan adli makamlar, beyanı hükme dayanak yapılacak tanıkların duruşmada

hazır edilmesi için makul bir çaba sergileme yükümlülüğü altındadır.

50. Somut olayda yargılama devam ederken başvurucu

hakkında yakalama kararı çıkarılmış, olaydan yaklaşık üç yıl sonra başvurucu

yakalanabilmiş ve daha sonra tutuklanmıştır. Aynı dava dosyasında yer alan

diğer sanıkların bu süre zarfında müdafileri eşliğinde savunmaları alınmış,

katılan ve ilgili tanıklar dinlenilmiş, deliller toplanmıştır.

51. Başvurucunun duruşma sırasında dinlenmediğinden

şikâyetçi olduğu gizli tanıkların soruşturma evresinde başvurucu ile ilgili

herhangi bir eşkâl tarifinde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda da

mahkemece dinlenen gizli tanık dışında, diğer gizli tanıkların dosya kapsamı

dikkate alınarak dinlenilmesinden vazgeçilmesine ilişkin karar verilmiştir

(bkz. § 18). Dolayısıyla mahkûmiyetin yüzleşilmeyen gizli tanıkların ifadelerine

dayanmadığı anlaşıldığından bu durumun yargılamanın bütünü itibarı ile adil

olmadığını ortaya koyan temel bir unsur olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle tanık sorgulama hakkına

yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

53. Başvurucu, tutuklandıktan sonra hüküm verilinceye

kadar geçen tüm duruşmalarda sanık T.A.nın lehe anlatımlarının

değerlendirilmediğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda ayrıca teşhiste belirtilen

fiziksel tarifle kendisinin uyumlu olmadığını, bu hususun istinaf kararında

karşıoyda belirtildiğini, ileri sürülen çelişkilere ve hukuka aykırılıklara

gerekçede yer verilmediğini, mahkûmiyet hükmünün gerekçesiz olduğunu, Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığının bozma yönündeki düşüncesine rağmen Yargıtay

kararında ileri sürülen talepler yönünden de herhangi bir değerlendirme yapılmadığını,

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir.

2. Değerlendirme

54. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddiasının adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında

yer alan gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

55. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar

hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine adil

yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf

olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama

hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar

hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu,

B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).

56. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek

mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın

bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu, § 76).

57. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm

iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu

nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre

değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51). Kanun

yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca

ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya atıfla kararına yansıtması,

kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi,

B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

58. Somut olayda, yapılan açık yargılama sonunda

tarafların, davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalarının

tartışılarak verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu

görülmektedir. Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararlarda değerlendirme

konusu hüküm ve gerekçesinin uygun bulunduğu, özellikle temyiz aşamasında

hükmün onanması kapsamında kullanılan gerekçeler de dikkate alındığında

gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu

anlaşılmaktadır (bkz. §§ 26-28).

59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Diğer İhlal

İddiaları

1. Başvurucunun

İddiaları

60. Başvurucu; fotoğraf teşhisinin mevzuata uygun olarak

yapılmadığını, mahkemede yüz yüzeyken yapılan canlı teşhise itibar

edilmediğini, hükme esas alınan ve sadece soruşturma aşamasında dinlenen bir

tanık ifadesinin dosya içinde yer alan delillerle örtüşmediğini, astım

hastalığı nedeniyle isnat edilen eylemleri gerçekleştirebilmesinin mümkün

olmadığını, hukuka aykırı karar sebebiyle mağduriyetinin devam ettiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

61. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu

kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

62. Başvurucunun diğer ihlal iddialarının özünün maddi

olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk

kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle

başvurucunun iddiaları bir bütün olarak adil yargılanma hakkı kapsamında,

yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı şikâyeti çerçevesinde

değerlendirilmiştir.

63. Somut olayda teşhis işlemi yapan ve diğer

şüphelilerin yanında başvurucu hakkında da kollukta ifade vererek itirafta

bulunan T.A.ya aşamalarda müdafiinin eşlik ettiği anlaşılmıştır. Bunun yanında

soruşturma sırasında teşhis işlemi yapan şüphelinin savcılık önündeki ifadesi

ve hâkimlik önündeki sorgularında da beyanlarını yine müdafii eşliğinde teyit

ettiği görülmüştür. Bunun yanında başvurucunun yakalanmasından sonra kovuşturma

evresinde ilgili sanığın değişen ifadelerine neden itibar edilmediği gerekçede

açıklanmıştır. Bu kapsamdaki gerekçenin de istinaf tarafından oyçokluğuyla,

Yargıtay tarafından oybirliğiyle hukuka uygun olduğu kabul edilmiştir.

Dolayısıyla ortaya konulan diğer deliller ve ilgili yargısal içtihat (bkz. §§

38-43) kapsamında başvurucu hakkında Anayasa'yı ihlal ve yağma suçlarından

mahkûmiyet kararı verilmiştir.

64. Sonuç olarak başvurucunun bu başlık altındaki

iddialarının ilk derece mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve

yorumlanmasında isabet olmadığına, esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu görülmektedir. Yapılan yargılamada mahkemenin, istinafın ve

Yargıtayın kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan

herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

65. Başvurucu tarafından ileri sürülen diğer ihlal

iddialarının yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu sonucuna varıldığından başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 27/1/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Basri BAĞCI Raportör : Hikmet Murat AKKAYA Başvurucu : Remziye TURMUŞ Vekili : Av. Hüseyin ERSÖZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/12143, 27 Ocak 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Uyuşmazlığın
  10. B. Bireysel
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Mevzuat
  14. B. Yargısal
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Tanık
  18. B. Gerekçeli
  19. C. Diğer İhlal
  20. A. 1. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  21. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/12143
Tarih
27 Ocak 2021

İlgili Kararlar

  • İrfan Gerçek Başvurusu (B. No: 2018/21744)
  • Kemal Uçar Başvurusu (B. No: 2018/18733)
  • Tochukwu Gamaliah Ogu Başvurusu (B. No: 2018/6183)
  • Yılmaz Ekinci Başvurusu (B. No: 2018/16428)
  • Merge Polat Başvurusu (B. No: 2018/26121)
  • Mevlüt Kaya Başvurusu (B. No: 2019/13356)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.