İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Merge Polat Başvurusu (B. No: 2018/26121)

1. Başvuru, temyiz sebepleri bildirilmediğinden temyiz

Başvuru No2018/26121Tarih28 Ocak 2021Okuma18 dk · 3.565 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Merge Polat Başvurusu

Karar tarihi
28 Ocak 2021
Başvuru Numarası
2018/26121
R.G. Tarih ve Sayı
12/3/2021-31421
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.565 kelime·18 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, temyiz sebepleri bildirilmediğinden temyiz

isteminin reddine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 27/8/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucu hakkında

PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma

neticesinde 10/10/2016 tarihinde iddianame düzenlemiştir.

10. Yargılamayı yürüten İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi

(Mahkeme) 4/5/2007 tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma

suçunu işlediğinden bahisle 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar

vermiştir.

11. Başvurucunun istinaf talebinin esastan reddine karar

verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... PKK/KCK silahlı terör örgütüne

ait kamplarda siyasi ve askeri eğitim alması, kod adı kullanması, örgüt

faaliyetleri kapsamında rapor düzenlemesi, örgütsel toplantılarda ve basın açıklamalarında

yer alması, örgüte eleman kazandırılmasına yönelik faaliyetlerde bulunması,

örgüt üyesi şahıslarla irtibatının olması hususları değerlendirildiğinde

sanığın PKK/KCK silahlı terör örgütünün üyesi olduğu sonucuna varılmıştır.

Mahkemenin mahkumiyet hükmünde usule ve

esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve

işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin

yerinde olduğu, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç

tipine uyduğu gerekçesiyle istinaf talebinin esastan reddine karar

vermiştir."

12. İstinaf talebinin esastan reddi kararı başvurucu

müdafiine 15/11/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. İstinaf talebinin reddi üzerine başvurucu müdafii

20/11/2017 tarihli duruşma talepli temyiz dilekçesinde kararın usul ve yasaya

aykırı olduğunu ve ayrıntılı dilekçesini sunacağını belirtmiştir. Ancak

başvurucu, detaylı temyiz sebeplerini içeren dilekçeyi Yargıtaya vermemiştir.

14. Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılan inceleme sonucu

30/5/2018 tarihinde başvurucunun temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.

Kararın gerekçesinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 294. ve 298. maddelerinde 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza

Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 305. maddesinden farklı olarak temyiz edenin

temyiz sebeplerini açık bir biçimde göstermesi zorunluluğunun getirildiği

belirtilmiştir. Doktrine de atıfta bulunulan kararda, temyiz dilekçesinin

temyiz sebeplerini içermemesi hâlinde usulüne uygun olarak yapılmış bir temyiz

talebinin varlığından söz edilemeyeceği vurgulanmıştır. Kararda, başvurucu

müdafiinin 20/11/2017 tarihli temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerini

açıklamamış olması sebebiyle temyiz isteminin reddi gerektiği ifade edilmiştir.

15. Başvurucu nihai kararı 31/7/2018 tarihinde Yargıtay

Ceza Dairesi kaleminde öğrendiğini beyan etmiştir.

16. Başvurucu 27/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. 5271 sayılı Kanun’un "Temyiz nedeni"

kenar başlıklı 288. maddesi şöyledir:

"(1) Temyiz, ancak hükmün hukuka

aykırı olması nedenine dayanır.

(2) Bir hukuk kuralının uygulanmaması

veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır."

18. 5271 sayılı Kanun’un "Hukuka kesin aykırılık

halleri" kenar başlıklı 289. maddesi şöyledir:

"(1) Temyiz dilekçesi veya

beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık

var sayılır:

a) Mahkemenin kanuna uygun olarak

teşekkül etmemiş olması,

b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince

yasaklanmış hâkimin hükme katılması,

c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret

istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme

katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme

katılması,

d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak

davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi,

e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada

kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma

yapılması,

f) Duruşmalı olarak verilen hükümde

açıklık kuralının ihlâl edilmesi,

g) Hükmün 230 uncu madde gereğince

gerekçeyi içermemesi,

h) Hüküm için önemli olan hususlarda

mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması,

i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde

edilen delile dayanması."

19. 5271 sayılı Kanun’un "Temyiz başvurusunun

içeriği" kenar başlıklı 294. maddesi şöyledir:

"(1) Temyiz eden, hükmün neden

dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.

(2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî

yönüne ilişkin olabilir."

20. 5271 sayılı Kanun’un "Temyiz gerekçesi" kenar

başlıklı 295. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Temyiz başvurusunda temyiz

nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden

veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan

bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir..."

21. 5271 sayılı Kanun’un "Temyiz isteminin

reddi" kenar başlıklı 298. maddesi şöyledir:

"(1) Yargıtay, süresi içinde

temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz

edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini

içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder. "

22. 5271 sayılı Kanun’un "Temyiz isteminin

esastan reddi veya hükmün bozulması" kenar başlıklı 302. maddesinin

(3) numaralı fıkrası şöyledir:

"(3) Hüküm, temyiz dilekçesinde

gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan

bütün diğer hukuka aykırılık hâlleri de ilâmda gösterilir."

B. Uluslararası

Hukuk

23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,...

bir mahkeme tarafından davasının ... görülmesini istemek hakkına

sahiptir..."

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine

erişim hakkından söz etmese de -maddede kullanılan terimler bir bütün olarak

bağlamıyla birlikte dikkate alındığında- mahkemeye erişim hakkını da garanti

altına aldığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık,

B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§ 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı

Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama,

Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp 6.

maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç

ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasına

dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası,

herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme

hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

25. AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden

mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme

yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul

etmektedir. Ancak AİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın

özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması, zayıflatmaması

gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da

uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık

ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin 6. maddenin (1) numaralı fıkrasıyla

uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12,

17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones

March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).

26. AİHM; mahkemeye erişim hakkının doğası gereği

devletin düzenleme yapmasını gerektirdiğini, bu düzenlemelerin zaman ve yer

itibarıyla topluluk ve bireylerin ihtiyaç ve imkânlarına göre değişebileceğini,

bu nedenle Sözleşmeci devletlerin bu konuda takdir hakkına sahip olduklarını

kabul etmektedir (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,

28/5/1985, § 57; García Manibardo/İspanya, B. No: 38695/97, 15/2/2000, §

36).

27. AİHM, yasal yollara başvuru için süre ve usul

kuralları öngörülmesinin amacının adaletin iyi yönetimini güvenceye

bağlamak ve hukuki güvenlik ilkesini sağlamak olduğunu hatırlatmakta; bunun

yanında yargısal başvurulara ilişkin usullerin, özellikle tebligat sistemi

ışığında uyulması gereken başvuru sürelerinin hesaplanmasının Sözleşme'nin 6.

maddesinin gerektirdiği şekilde mahkeme hakkının etkililiğini güvence altına

alacak nitelikte olması zorunluluğuna vurgu yapmaktadır. AİHM'e göre

başvurucunun kamu otoritelerinin menfaati ile kendi menfaati arasında adil

denge tesis eden tutarlı bir sisteme güvenebilme imkânına ve özellikle

haklarına doğrudan müdahale teşkil eden ilgili idari işleme itiraz edebilecek

açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olması önem taşımaktadır (Geffre/Fransa

(k.k.), B. No: 51307/99, 23/1/2003).

28. AİHM, dava hakkını süre ve usul koşuluna bağlayan iç

hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve

özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; AİHM'in rolünün bu yorumun

etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu

ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin

güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların

veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına

müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir.

AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve

Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde

değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, § 20).

29. Mahkemeye erişim hakkı sadece ilk derece mahkemesine

dava açma hakkını değil eğer iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun

yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üst mahkemelere başvurma hakkını da

içerir (Bayar ve Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 42).

30. AİHM'e göre temyiz için öngörülen usul ve süre

sınırlarına ilişkin kurallar, adaletin iyi yönetimini ve bilhassa hukuki

belirlilik ilkesine riayet edilmesini sağlamayı hedefler. Bu kuralların

uygulanması beklenir. Ancak söz konusu kurallar veya bu kuralların uygulanması,

davacıların mevcut bir başvuru yolundan faydalanmalarına engel teşkil

etmemelidir. Ayrıca 6. madde istinaf veya temyiz mahkemeleri bakımından

uygulanırken ilgili yargılama sürecinin özel koşullarına bağlı kalınmalı ve

ulusal yasal düzende yapılan yargılamaların bütünlüğü ile temyiz mahkemesinin

bu yargılamalardaki rolü dikkate alınmalıdır. Usulen temyize ilişkin kabul

edilebilirlik koşulları, sıradan bir temyize kıyasla daha katı olabilir (Osu/İtalya,

B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§ 32, 33).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

31. Mahkemenin 28/1/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

32. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini

önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun

olduğu anlaşılan ve bireysel başvuru tarihinde ceza infaz kurumunda tutuklu

bulunan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin

kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Mahkemeye

Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucu; istinaf talebinin esastan reddi üzerine

verdiği temyiz dilekçesinde incelemenin duruşmalı yapılmasını, kararın hukuka

aykırı olduğunu ve ayrıntılı temyiz sebeplerini daha sonra sunacağını

belirtmiştir. Ancak sonraki aşamalarda temyiz sebeplerini gösterir ek bir

dilekçe sunmadığını, Yargıtayın duruşmalı inceleme yapacağına dair bildirimi

neticesinde 28/5/2018 tarihinde duruşmaya katılarak temyiz sebeplerini sözlü

olarak dile getirdiğini ancak Yargıtayın 30/5/2018 tarihli kararıyla temyiz

başvurusunun temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerini göstermemesi nedeniyle

reddedildiğini vurgulamıştır. Başvurucu; verilen kararın ölçülülük ilkesine

uygun olmadığını ve aşırı şekilci bir karar olduğunu, en azından kesin hukuka

aykırılık hâlleri yönünden temyiz incelemesi yapılması gerektiğini, bu nedenle

hakkında verilen mahkûmiyet kararını kanun yolunda incelettirememesi nedeniyle

mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

34. Bakanlık görüşünde; mahkemeye erişim hakkına

getirilecek sınırlandırmaların hakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı

kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu

üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerektiği belirtilerek kanunilik, meşru

amaç ve ölçülülük bakımından somut olay değerlendirilmiştir. Görüş yazısında;

herhangi bir gerekçe içermeyen temyiz dilekçesi Yargıtay incelemesinden

geçemeyeceği için hükümde var olan ancak gösterilmeyen nedenin mutlak mı yoksa

nispi bir temyiz nedenine mi ilişkin olduğunu denetlemenin de mümkün

olmayacağı, bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 294. maddesinin (1) numaralı

fıkrasını esas alarak verilen ret kararına göre yapılan müdahalenin kanun

tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı belirtilmiştir. Görüşte; incelemesi

hukuki denetimle sınırlı tutulan temyiz yolunda 1412 sayılı mülga Kanun'un 305.

maddesinden farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçilerek temyiz

başvurusunda temyiz sebeplerinin gösterilmek zorunda olduğunun öngörüldüğü,

Yargıtayın içtihat mahkemesine dönüşmesi amaçlandığı, temyiz nedenlerinin

açıkça belirtilmesi zorunluluğunun taraflarca temyiz dilekçelerinin ciddiyetle

ele alınması, temyiz mahkemelerinin gereksiz yere meşgul edilmemesi ve böylece

önem taşıyan nitelikli başvurular üzerinde yoğunlaşmasını temin etmeye yönelik

olduğu belirtilerek hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan adaletin iyi

yönetimi ve yargılamaların makul süre içinde tamamlanmasını hedefleyen temyiz

nedenlerinin belirtilmesi zorunluluğunun anayasal açıdan meşru bir amaca dayalı

olduğu vurgulanmıştır. Ölçülülük bakımından yapılan değerlendirmede ise temyiz

sebebi gösterme zorunluluğunun yargılama sürecinde bir müdafii yardımından

faydalanan başvurucunun kanun yoluna başvurmasını imkânsız hâle getirmediği,

aşırı derece zorlaştırmadığı, kanun yollarına başvuruda ilk derece mahkemesinde

dava açmaktan daha farklı ve daha katı koşullar öngörülmesinin mümkün olduğu,

yargısal başvuruların birtakım usul kurallarına tabi kılınmasının tek başına

mahkemeye erişim hakkını zedelemediği, bu kapsamda gereksiz başvuruların

engellenerek temyiz başvuru sayılarının azaltılması ve başvurularda kalitenin

artırılması amacıyla temyiz nedenlerinin açıkça belirtilmesi zorunluluğu

öngörülmesinin ulaşılmak istenen hedef bakımından elverişsiz olduğunun ya da

gerekli olmadığının söylenemeyeceği belirtilerek başvurucunun mahkemeye erişim

hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olduğu ifade edilmiştir.

35. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, süre

tutum dilekçesinin de bir temyiz dilekçesi olduğunu, bu nedenle ayrıntılı

temyiz nedenlerini içermese de temyiz dilekçesi olarak kabul edilmesi

gerektiğini, ayrıca temyiz aşamasında açılan duruşmaya müdafiinin katılarak

temyiz nedenlerini bildirdiğini, somut olayda kesin hukuka aykırılık hâlleri

ile duruşmada bildirilen temyiz nedenleri yönlerinden temyiz incelemesi

yapılması gerektiğini öne sürmüştür.

2. Değerlendirme

36. Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti"

kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddialarının mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

38. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim

hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün

bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "...ile adil

yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin

taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi

yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye

erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

39. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791,

7/11/2013, § 52).

40. Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığına

yönelik uyuşmazlığın çözümlenmek üzere bir yargı makamı önüne taşınması

kanun yoluna başvurma olarak nitelendirilmektedir. Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın

yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve

bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma

hakkı bir mahkeme kararına karşı üst yargı yollarına başvurabilmeyi güvence

altına almamakla birlikte gerek suç isnadına bağlı yargılamalarda gerekse

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi

kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adil

yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin sağlanması gerekir (Hasan İşten,

B. No: 2015/1950, 22/2/2018, § 37).

41. 5271 sayılı Kanun'da temyiz kanun yolunun

düzenlendiği ve başvurucunun temyiz hakkının olduğu hususunda bir tereddüt

bulunmamaktadır.

42. Mahkemeye erişim hakkına ilişkin müdahalenin

Anayasa'nın 36. maddesini ihlal edip etmediği ise kanun tarafından öngörülme,

haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşulları yönünden

yapılacak inceleme sonucunda belirlenmelidir.

43. Başvurucunun temyiz sebeplerini bildirmemesi nedeniyle

temyiz isteminin reddine dair kararın 5271 sayılı Kanun'un 298. maddesine

dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim

hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

44. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması

mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin

bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır (AYM,

E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).

45. Diğer taraftan hukuki güvenlik ve hukuki istikrar

ilkeleri Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel

ilkelerindendir. Bu ilkelerin sağlanması amacıyla adil yargılanma hakkı

kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilebilir. Mahkemeye

erişim hakkının doğası da kanun yolu denetiminde daha katı usul kurallarının

getirilmesine imkân tanımaktadır. Bu çerçevede ciddiyet içermeyen ve niteliksiz

başvuruların elenerek daha nitelikli başvurulara daha fazla zaman ayrılmasının

sağlanması ve bu suretle Yargıtayın içtihat mahkemesi fonksiyonunu yerine

getirmesi amacıyla temyiz sebepleri bildirilmeyen başvuruların reddedilmesine

karar verilebileceği söylenebilir.

46. Bu açıklamalar çerçevesinde temyiz dilekçesinde

temyiz sebeplerinin bildirilmesi zorunluluğunun anayasal açıdan meşru amaçları

vardır.

47. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan

mahkemeye erişim hakkı mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak

Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi uyarınca anılan

sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede

zorlaştırmaması gerekir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen hukuki veya

fiilî sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen,

§ 52).

48. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

49. Ölçülülük ilkesi, öngörülen müdahalenin ulaşılmak

istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, ulaşılmak istenen amaç

bakımından müdahalenin zorunlu olmasını ve bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir. Öngörülen tedbirin kişiyi olağan dışı ve aşırı bir yük altına

sokması durumunda müdahalenin ölçülü olduğundan söz edilemez (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2014/176,

K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015; E.2016/16, K.2016/37,

5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38). Müdahalenin ölçülülüğü değerlendirilirken

ilgili yasal düzenlemelerle birlikte somut olayın koşulları ve başvurucunun

tutumu da gözönünde bulundurulmalıdır (Ahmet Ersoy ve diğerleri, B. No:

2014/4212, 5/4/2017, § 50).

50. Yargısal başvuruların birtakım usul kurallarına tabi

kılınması tek başına mahkemeye erişim hakkını zedelemez. Bununla birlikte

yargısal başvuru usullerinin belirli ve öngörülebilir olması gerekir Öte yandan

mahkemeler kanun yollarına başvuru için getirilen koşulları uygularken

kişilerin mahkemeye erişimlerini engelleyecek veya aşırı derecede zorlaştıracak

ölçüde şekilcilikten kaçınmalıdır (Hasan İşten, §§ 45, 46).

51. Somut olayda başvurucunun istinaf talebi esastan

reddedilmiş ve anılan karar başvurucu müdafiine tebliğ edilmiştir. Başvurucu,

ilk derece mahkemesi kararını süresinde temyiz etmiş ancak temyiz dilekçesinde

ayrıntılı dilekçesini sonra sunacağından bahisle temyiz sebeplerini açıkça

göstermemiştir.

52. Temyiz sebeplerini gösterme zorunluluğunun Yargıtayın

iş yükünün hafifletilmesi ve içtihat mahkemesi fonksiyonunu icra etmesinin

temin edilmesi amacına ulaşılması bakımından elverişli olduğu açıktır.

Özellikle bölge adliye mahkemelerinin işlerlik kazanmasıyla birlikte ülkemizde

üç dereceli yargılama sistemine geçilmiş ve Yargıtayın yalnızca hukukilik

denetimi yapması sağlanmıştır. Böylelikle Yargıtayın içtihat mahkemesi

fonksiyonu ön plana çıkmıştır.

53. Temyiz sebeplerinin gösterilmediği bir temyiz

talebinin incelenmesi maddi vaka denetimi değil hukukilik denetimi yapan bir

mahkemenin iş yükünü artırarak amacına ulaşmasını oldukça zorlaştıracaktır. Bu

açıdan temyiz talebinde bulunanlardan somut olaya ilişkin ayrıntılı temyiz

gerekçelerini belirtmeleri için usule ilişkin düzenlemeler yapılması da doğal

karşılanmalıdır. Böylece temyiz mercii esas amacı olan içtihat oluşturma

görevini hakkıyla ve zaman kaybına uğramaksızın yerine getirebilecektir.

54. Temyiz kanun yoluna başvuru için getirilen kurallar

ilgili usul kanunlarında belirli ve öngörülebilir şekilde düzenlenmiştir.

Temyize başvuru süresi ve ayrıntılı temyiz gerekçelerinin bildirilmesi için

belirlenen ek süre açıkça belirtilmiştir. Gerekçeli kararın tebliğinden sonra

başvurucuya detaylı bir dilekçe sunmasına imkân sağlandığı gözetildiğinde

müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklemediği açıktır. Bu

kuralların başvurucunun temyiz merciinde hakkındaki mahkûmiyeti incelettirme

bakımından mahkemeye erişim hakkını engellediği veya aşırı şekilde

zorlaştırdığı da söylenemez. Bu noktada hakkında açılan davayı derece mahkemesinde

ve sonrasında istinaf mahkemesinde takip eden başvurucudan beklenen, ilgili

usul ve süre kuralları çerçevesinde temyiz başvurusunu yapmasıdır. Sonuç olarak

kamu yararı ile bireysel menfaat arasındaki denge gözetildiğinde müdahalenin

orantılı olmadığı söylenemez.

55. 5271 sayılı Kanun'un 294. maddesinde temyiz talebinde

bulunanın hükmün bozulmasını niçin istediğini temyiz başvurusunda göstermek

zorunda olduğu açıkça ifade edilmiştir. Yine kanun koyucu aynı Kanun'un 295.

maddesinde hak kayıplarının önüne geçebilmek amacıyla temyiz başvurusunda

temyiz nedenlerini göstermeyenler için yeni bir imkân daha tanıyarak öngörülen

süre ve prosedürde temyiz nedenlerini belirten ek bir dilekçe daha verip temyiz

nedenlerinin belirtmesi noktasındaki noksanlığı giderme konusunda kişilere

imkân tanımıştır (bkz. §§ 20, 21).

56. Bunun yanında davanın taraflarına gerekçeli mahkeme

kararının usulüne uygun olarak bildirilmesi ve tarafların bu gerekçeye göre

ayrıntılı itiraz nedenlerini belirterek temyiz hakkını kullanmaları kanun

yolunun etkili bir şekilde kullanılması ve bu suretle de hakkaniyete uygun

yargılamanın sağlanması açısından zorunludur.

57. Somut olayda ilk derece mahkemesinin kararı 6/6/2017

tarihinde, Bölge Adliye Mahkemesinin kararı ise 15/11/2017 tarihinde başvurucu

müdafiine tebliğ edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun hakkında verilen

kararlardan ve gerekçelerinden haberdar olmadığı söylenemez. Hakkında verilen

hükmün gerekçesi başvurucuya bildirilmiş, başvurucu da temyiz dilekçesinde

temyiz nedenlerini açıklamadığı gibi kanunda belirtilen süre içinde ek bir

dilekçe vermek suretiyle de temyiz nedenlerini bildirmemiştir.

58. Başvurucu, Yargıtayda yapılan duruşma sırasında sözlü

olarak temyiz sebeplerini ileri sürdüğünü başvuru formunda vurgulamıştır. Ancak

istinaf incelemesine ilişkin karar 15/11/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmesine rağmen başvurucu ayrıntılı temyiz sebeplerini içermeyen bir dilekçe

ile 20/11/2017 tarihinde kararı temyiz etmiştir. Yargıtayda yapılan duruşmanın

ise 28/5/2018 tarihinde gerçekleştiği nazara alındığında başvurucunun temyiz

sebeplerini bu zaman zarfında dahi temyiz merciine iletmediği, ilk temyiz

tarihinden uzunca bir süre sonra yapılan duruşmada ancak ileri sürdüğü dikkat

çekicidir. Ayrıca başvurucu, başvuru formunda bu süreçte temyiz sebeplerini

neden ileri süremediğine dair makul bir izahta bulunmamış; gecikmeyi

açıklayacak bir sebep de dile getirmemiştir.

59. Yukarıda belirtilen tespitler ışığında başvurucunun

hukukilik denetimi yapılan Yargıtay aşamasında temyiz sebeplerinin nelerden

ibaret olduğunu temyiz dilekçesinde açıkça belirtmediği, kanunun imkân tanıdığı

süre içinde ek dilekçe ile de temyiz sebeplerini belirtmediği açıktır. Anayasa

Mahkemesi mahkemeye erişim hakkı kapsamında yaptığı değerlendirmelerde usule

ilişkin uygulamanın kişinin mahkemeye erişim hakkını Anayasa’ya aykırı olarak

kısıtlayıp kısıtlamadığının gözönüne alınacağını ve yargısal başvuruların

birtakım usul kurallarına tabi kılınmasının tek başına mahkemeye erişim hakkını

zedelemeyeceğini belirtmiştir. İlgili usul kurallarında da belirtilmesine

karşın başvurucunun gerekçeli temyiz nedenlerini geçen süre zarfında Yargıtaya

sunmadığı görülmektedir. Yargıtayın bu koşullar altında başvurucunun temyiz

istemini reddetmesinin mahkemeye erişim hakkını engelleyecek veya aşırı

derecede zorlaştıracak ölçüde şekilci olduğu söylenemez. Bu itibarla temyiz

isteğinin reddine karar verilmesinin öngörülebilirlik sınırları içinde olduğu

ve söz konusu temyiz isteğinin reddedilmesinin başvurucuya aşırı bir külfet

yüklemediği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim

hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil denge bozulmadığından

ve mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahale olmadığından mahkemeye erişim

hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.

60. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun

yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 28/1/2021 tarihinde

OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ Raportör : Mehmet AKTEPE Başvurucu : Merge POLAT Vekili : Av. Bülent ÇOBAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/26121, 28 Ocak 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Adli Yardım
  16. B. Mahkemeye
  17. B. Başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
  18. C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/26121
Tarih
28 Ocak 2021

İlgili Kararlar

  • Mevlüt Kaya Başvurusu (B. No: 2019/13356)
  • Nazan Bozkurt Başvurusu (B. No: 2017/32895)
  • Fnss Savunma Sistemleri A.ş. Başvurusu (B. No: 2019/13737)
  • Mehmet Yılmaz Başvurusu (B. No: 2018/34325)
  • İhsan Yaşar ve Mehmet Ali Çelebi Başvurusu (B. No: 2019/19137)
  • Mutlu Öztürk ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2020/8525)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.