İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm
İkinci BölümBaşvuru No: 2014/1946Tarih: 6 Ocak 2015

Selma Baş Başvurusu (B. No: 2014/1946)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

SELMA BAŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/1946)

Karar Tarihi: 6/1/2015

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, üyesi olduğu sendikanın tüm Türkiye’de yaptığı

göreve gelmeme çağrısına katılarak görevine gelmediğini, ancak mazeretsiz

olarak göreve gelmediği gerekçesiyle uyarma cezası verildiğini, sendikal

faaliyetlere katılması nedeniyle ceza verilmesinin Anayasa’nın 10., 36., 40. ve

90. maddeleri ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin anayasal haklarını

ihlal ettiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 13/2/2014 tarihinde Mersin 2. İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 26/3/2014 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 17/4/2014 tarihinde kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 21/4/2014 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 14/5/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 30/5/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık

görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM

SEN) üyesi bir kamu görevlisidir.

9. EĞİTİM SEN Yönetim Kurulunun 6/3/2012 tarihli kararı ile

28 ve 29 Mart 2012 tarihlerinde tüm ülke çapında “uyarı grevi” adı altında işe gelmeme eylemi yapılmasına

karar verilmiştir.

10. Başvurucu bahsi geçen tarihlerde işe gelmemiştir.

11. Başvurucunun görev yaptığı Tarsus İlçe Milli Eğitim

Müdürlüğü, eyleme katılan tüm sendika üyeleri hakkında yürüttüğü idari

soruşturma sonucunda 5/6/2012 tarihli kararı ile “28-29 Mart 2012 tarihlerinde mazeretsiz olarak göreve gelmediği”

gerekçesiyle başvurucuyu uyarma cezası ile cezalandırmıştır.

12. Başvurucunun söz konusu karara yapmış olduğu itiraz

Mersin Valiliğinin 11/7/2012 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

13. Başvurucu, hakkında verilen disiplin cezasının iptali

istemiyle 9/8/2012 tarihinde idare Mahkemesine iptal davası açmış, Mersin 2.

İdare Mahkemesinin 28/12/2012 tarihli kararı ile davayı kabul ederek işlemin

iptaline karar vermiştir.

14. Davalı idare, ilk derece mahkemesinin kararına itiraz

etmiş, Adana Bölge İdare Mahkemesi 16/7/2013 tarihli kararı ile itirazı kabul

ederek İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuş ve davanın reddine karar

vermiştir.

15. Başvurucunun karar düzeltme istemi de Adana Bölge İdare

Mahkemesinin 30/12/2013 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Bölge İdare

Mahkemesinin ilamı, başvurucuya, 31/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu, 13/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

17. 14/7/1965 tarih ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun

“Toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı”

kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Devlet memurlarının kamu hizmetlerini

aksatacak şekilde memurluktan kasıtlı olarak birlikte çekilmeleri veya

görevlerine gelmemeleri veya görevlerine gelipte

Devlet hizmetlerinin ve işlerinin yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu

doğuracak eylem ve hareketlerde bulunmaları yasaktır”.

18. 657 sayılı Kanun’un “Disiplin

cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar

başlıklı 125. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları

ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

…

C - Aylıktan kesme: Memurun, brüt aylığından

1/30 - 1/8 arasında kesinti yapılmasıdır.

Aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve

haller şunlardır:

…

b) Özürsüz olarak bir veya iki gün göreve

gelmemek,

…”

19. 657 sayılı Kanun’un 135. maddesi şöyledir:

“Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma,

kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe

ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı yüksek disiplin kuruluna itiraz

edilebilir.

İtirazda süre, kararın ilgiliye tebliği

tarihinden itibaren yedi gündür. Süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin

cezaları kesinleşir.

İtiraz mercileri, itiraz dilekçesi ile karar

ve eklerinin kendilerine intikalinden itibaren otuz gün içinde kararlarını

vermek zorundadır.

İtirazın kabulü hâlinde, disiplin amirleri

kararı gözden geçirerek verilen cezayı hafifletebilir veya tamamen

kaldırabilirler.

Disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna

başvurulabilir.”

20. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 22/5/2013 tarih,

2009/63 Esas ve 2013/1998 Karar sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“…

Uyuşmazlıkta, davacının, üyesi bulunduğu

sendikanın yetkili kurullarınca alınan karara uyarak 11/12/2003 tarihinde 1 gün

göreve gelmeme eyleminin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/C-b maddesi

kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin tespiti önem taşımaktadır.

2709

sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesinin son fıkrasında; “Usulüne

göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar

kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa

Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07/05/2004 - 5170 S.K./7.mad) Usulüne göre

yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler

içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü yer almıştır.

Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü”nün

düzenlendiği 11. maddesinde; herkesin asayişi bozmayan toplantılar yapmak,

dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar

kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahip olduğu, bu hakların

kullanılmasının, demokratik toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak,

ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç

işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlandırılabileceği,

bu maddenin, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları

veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar

konmasına engel olmadığı kuralına yer verilmiştir.

Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi 15/09/2009 tarihli, Kaya ve Seyhan - Türkiye kararında

(application no. 30946/04);

Eğitim-Sen üyesi öğretmenlere, 11/12/2003 tarihinde KESK’in

çağrısına uyarak, parlamentoda tartışılmakta olan kamu yönetimi kanun

tasarısını protesto etmek üzere düzenlenen bir günlük ulusal eyleme katılmaları

nedeniyle 11/12/2003 tarihinde göreve gelmedikleri için uyarma cezası

verilmesinin, her ne kadar bu ceza çok küçük olsa da, sendika üyelerinin

çıkarlarını korumak için meşru grev ya da eylem günlerine katılmaktan vazgeçirecek

bir nitelik taşıdığı, öğretmenlere verilen disiplin cezasının “acil bir sosyal

ihtiyaca” tekâbül etmediği ve bu nedenle “demokratik

bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varmış, bunun sonucu olarak, bu davada,

başvuranların AİHS’nin 11. maddesi anlamında gösteri yapma özgürlüğünü etkili

bir şekilde kullanma haklarının orantısız olarak çiğnendiği gerekçesiyle Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu

durumda, davacının, sendikal faaliyet gereği, 11/12/2003 tarihinde göreve

gelmeme eyleminin özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek fiili

kapsamında değerlendirilemeyeceği ve sendikal faaliyet kapsamında bir gün

göreve gelmemek fiilinin mazeret olarak kabulü gerektiğinden, disiplin suçu

teşkil etmeyen eylem nedeniyle davacıya 657 sayılı Kanunun 125/C-b maddesi

uyarınca aylıktan kesme cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka

uyarlık bulunmamıştır.

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 6/1/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 13/2/2014 tarih ve 2014/1946 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, üyesi olduğu sendikanın tüm Türkiye’de yaptığı

göreve gelmeme çağrısına katılarak görevine gelmediğini, ancak mazeretsiz

olarak göreve gelmediği gerekçesiyle hakkında uyarma cezası verildiğini,

sendikal faaliyetlere katıldığı gerekçesiyle ceza verilmesi ve Anayasa’nın 36.

maddesinde yer alan hak arama hürriyeti, Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan

eşitlik hakkı, Anayasa’nın 40. maddesinde yer alan etkili başvuru hakkı, Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 11. maddesi ve Avrupa Birliği Temel

Hakları Şartı’nın 28. maddesine aykırı olarak cezalandırılması nedeniyle

Anayasa’nın 90. maddesi ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin anayasal

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

23. Başvurucu, Anayasa’nın

10., 36., 40. ve 90. maddeleri ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin

anayasal haklarının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

24. Bakanlık

görüşünde başvurucunun dile getirdiği şikayetlerin Anayasa’nın 51., 53. ve 54.

maddeleri ile Sözleşme’nin 11. maddesinde tanımlanan, toplantı ve örgütlenme

özgürlüğüne ilişkin olduğu belirtilmiştir.

25. Başvurucunun şikâyet ettiği koşullar ve şikâyetlerini

dile getirme biçimi dikkate alınarak bu şikâyetlerin Anayasa’nın 51. maddesi

bağlamında incelenmesi gerekmektedir.

26. Başvurucunun, sendikal faaliyete katıldığı gerekçesiyle

cezalandırılması nedeniyle Anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkin

şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

27. Başvurucu, olay tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde

yapılmakta olan İlköğretim ve Eğitim Kanunu Tasarısı görüşmelerinin

sonlandırılması ve Tasarı’nın geri çekilmesini sağlamak amacıyla, üyesi olduğu

EĞİTİM SEN Yönetim Kurulunun 6/3/2012 tarihinde 28/29 Mart 2012 günlerinde tüm

Türkiye’de 2 günlük işe gelmeme eylemi yapılmasına karar verdiğini, söz konusu

eyleme katılması nedeniyle hakkında disiplin cezası verilmesinin Anayasa’ya

aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, AİHM’in

daha önce benzer başvurularda ihlal kararı verdiğini ayrıca Danıştay’ın da

istikrar kazanmış içtihatlarında sendikal faaliyet kapsamında göreve

gelinmemesi fiilinin mazeret olarak kabul edildiğini hatırlatmıştır. Bunlardan

başka başvurucu, sendikal faaliyet çerçevesinde işe gelmeyen sendika üyeleri

hakkında disiplin cezası verilmemesi gerektiğini belirten 1999 tarihli

Başbakanlık Genelgesi ile Milli Eğitim Bakanlığının 2012 tarihli yazısına da dayanmıştır.

28. Başvurucu, iç hukuk ve uluslararası hukukta tanınan

haklara dayanarak, demokratik tepkisini göstermek amacıyla söz konusu etkinliğe

katıldığını, kamu görevlilerinin toplu eylem hakkının insan hakları

sözleşmeleri, Anayasa ve mahkeme kararları ile kesin biçimde tanındığını

belirtmiştir. Başvurucu ayrıca Anayasa’nın 2. maddesinde devletin sosyal bir

hukuk devleti olduğunun, 51. maddesinde çalışanların ve işverenlerin,

üyelerinin çalışma ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini

korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendika ve üst kuruluşlar

kurma ve bu sendikalara üye olarak bu doğrultuda etkinlik yapma hakkının

bulunduğunun, 55. maddesinde çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir

ücret elde etmeleri için gerekli tedbirlerin alınacağının ve 65. maddesinde de

devletin sosyal ve ekonomik alanlardaki görevlerini yerine getireceğinin

vurgulandığına işaret etmiştir.

29. Bakanlık görüşünde, AİHM’in

içtihatları hatırlatılarak başvuruya konu müdahalenin demokratik bir toplumda

gerekli olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılması gerektiği

belirtilmiştir.

30. Başvuruya benzer olaylarda uygulanacak ilkeler 18/9/2014

tarih ve 2013/8463 sayılı bireysel başvuru kararında ortaya konulmuştur. Mevcut

başvuruda, sözü geçen kararda belirtilen ilkelerden ayrılmayı gerektirecek bir

yön bulunmamaktadır.

31. Örgütlenme özgürlüğü, bireylerin kendi menfaatlerini

korumak için kendilerini temsil eden kolektif bir oluşum meydana getirerek bir

araya gelme özgürlüğünü ifade etmektedir. “Örgütlenme”

kavramının Anayasa çerçevesinde özerk bir anlamı vardır ve bireylerin devamlı

olarak ve eşgüdüm içerisinde yürüttükleri faaliyetlerin hukukumuzda örgütlenme

olarak tanınmaması Anayasa hükümleri kapsamında örgütlenme özgürlüğünün zorunlu

olarak gündeme gelmeyeceği anlamına gelmez (B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 30).

32. Demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak

amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı sağlıklı bir toplumun önemli bir

bileşenidir. Demokrasilerde böyle bir “örgüt”,

devlet tarafından saygı gösterilmesi ve korunması gereken temel haklara

sahiptir. İstihdam alanında kendi üyelerinin menfaatlerinin korunmasını

amaçlayan örgütler olan sendikalar, bireylerin kendi menfaatlerini korumak için

kolektif oluşumlar meydana getirerek bir araya gelebilme özgürlüğü olan

örgütlenme özgürlüğünün önemli bir parçasıdır (B. No: 2013/8463, 18/9/2014, §

31).

33. Örgütlenme özgürlüğü, bireylere topluluk hâlinde siyasal,

kültürel, sosyal ve ekonomik amaçlarını gerçekleştirme imkânı sağlar. Sendika

hakkı da çalışanların, bireysel ve ortak çıkarlarını korumak amacıyla bir araya

gelerek örgütlenebilme serbestisini gerektirmekte ve bu niteliğiyle bağımsız

bir hak değil, örgütlenme özgürlüğünün bir şekli veya özel bir yönü olarak

görülmektedir (Belçika Ulusal Polis

Sendikası/Belçika, B.

No: 4464/70, 27/10/1975 § 38).

34. Sendika hakkı ve sendikal faaliyetler Anayasa’nın Sosyal

ve Ekonomik Haklar ve Ödevler bölümünde, 51 ila 54. maddeleri arasında

düzenlenmiştir. Sendika kurma veya sendikalara üye olma özgürlüğü hakkı ise

Anayasa’nın 51. maddesinde yer almaktadır.

35. Anayasa’nın “Sendika

kurma hakkı” başlıklı 51. maddesi şöyledir:

“Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma

ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek

için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara

serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse

bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.

Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik,

kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla

sınırlanabilir.

Sendika kurma hakkının kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

…

İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu

alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine

uygun olarak kanunla düzenlenir.

Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri,

yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi

esaslarına aykırı olamaz.”

36. Anayasa’nın 51-54. maddelerinde düzenlenen sendikal hak

ve özgürlükler, benzer güvenceler getiren başta Örgütlenme Özgürlüğü Sözleşmesi

ile Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi olmak üzere ilgili

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı ile

tamamlanmaktadır. Anayasa’nın 51-54. maddelerinde düzenlenen sendikal hak ve

özgürlüklerin kapsamı yorumlanırken bu belgelerde yer alan ve ilgili organlar

tarafından yorumlanan güvencelerin de göz önüne alınması gerekir.

37. Anayasa’nın 51. maddesi, devlet için hem negatif hem de

pozitif yükümlülükler getirmektedir. Devletin, 51. madde çerçevesinde,

bireylerin ve sendikanın örgütlenme özgürlüğüne müdahale etmemeye yönelik

negatif yükümlülüğü, 51. maddenin ikinci ila altıncı fıkralarında yer alan

gerekçelerle müdahaleye izin veren koşullara tabi tutulmuştur. Öte yandan her

ne kadar sendika hakkının asıl amacı, “bireyi,

korunan hakkın kullanılmasında kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı

korumak ise de, bundan başka, korunan haklardan etkili bir şekilde yararlanmayı

güvence altına almaya yönelik pozitif yükümlülükler de olabilir”

(bkz. Wilson, Ulusal Gazeteciler Sendikası

ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 30668/96, 30671/96 ve 30678/96, 2/10/2002, § 41).

38. Aslında, devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri

arasında kesin ayrımlar yapmak her zaman olanaklı değildir. Buna karşın

devletin bu her iki yükümlülüğüne ilişkin olarak da uygulanacak ölçütlerde de

bir değişiklik olmamaktadır. Devletin ister pozitif ve isterse de negatif

yükümlülüğü söz konusu olsun bireyin ve bir bütün olarak toplumun çatışan

menfaatleri arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (bkz. Sorensen ve Rasmussen/Danimarka, B.

No: 52562/99 ve 52620/99, 11/1/2006 § 58). Anayasa Mahkemesi bu adil

dengenin kurulup kurulmadığına karar verirken, kamu gücünü kullanan organların

bu alanda belirli bir takdir marjına sahip olduğunu göz önünde bulunduracaktır.

39. Sınırlanabilir bir hak olan sendika hakkı Anayasa’da yer

alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir. Anayasa’nın 51.

maddesinin ikinci ve izleyen fıkralarında sendika hakkına yönelik sınırlama

sebeplerine yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüklere yönelik sınırlamaların da

bir sınırının olması gerektiği açıktır. Temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler göz önüne alınmak

zorundadır. Bu sebeple sendika hakkına getirilen sınırlandırmaların denetiminin

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve Anayasa’nın 51.

maddesi kapsamında yapılması gerekmektedir (B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 38).

40. Yukarıda anlatılan ilkeler ışığında, başvuru konusu

olayda, sendika hakkının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde

öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığı ve daha sonra da müdahalenin haklı

sebeplere dayanıp dayanmadığı değerlendirilecektir.

i. Müdahalenin Mevcudiyeti Hakkında

41. Başvurucu, ülke çapında yapılan bir sendika eylemine

katıldığı için kendisi hakkında uyarma cezası verilmesinin sendika hakkına

müdahale teşkil ettiğini iddia etmektedir. Bakanlık görüşünde bu tür cezaların

sendika hakkına müdahale oluşturduğu ifade edilmiştir. Başvurucunun sendikal

faaliyet kapsamında ülke çapında yapılan bir eyleme katılması nedeniyle

cezalandırılması ile başvurucunun sendika hakkına yönelik bir müdahale

yapılmıştır.

ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması

Hakkında

42. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 51. maddesinin

ikinci ile altıncı fıkralarında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha

fazlasına dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine

getirmediği müddetçe Anayasa’nın 13. ve 51. maddelerinin ihlalini teşkil

edecektir. Bu nedenle, müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze

dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından

öngörülme, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun

olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

1. Müdahalenin Kanuniliği

43. Yapılan müdahalede, Anayasa’nın 51. maddesinin ikinci,

üçüncü ve beşinci fıkralarında yer alan müdahalenin “kanun”la yapılması şartına

aykırılık bulunduğuna ilişkin bir iddiada bulunulmamıştır. Yapılan

değerlendirmeler neticesinde, 657 sayılı Kanun’un “Toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı” kenar başlıklı

26. maddesi ile “Disiplin cezalarının

çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar başlıklı 125.

maddesinin “kanunilik” ölçütünü

karşıladığı sonucuna varılmıştır.

2. Meşru Amaç

44. İlk Derece Mahkemesi “davacının

28/29 Mart tarihlerinde iki gün süreyle kesintisiz işe gitmediği, bu durumun

ise kamu hizmetinin devamlılığı ve sürekliliği ilkelerine aykırılık teşkil

ettiği gibi bu süre zarfında öğrencilerin temel hak ve hürriyetleri arasında

yer alan eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakıldıkları”

gerekçesi ile müdahalenin kamu düzeni ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacı güttüğünü belirtmiştir. Başvurucu bu hususta bir görüş

bildirmemiştir.

45. Sendika hakkına yapılan bir müdahalenin meşru olabilmesi

için bu müdahalenin Anayasa’nın 51. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen

millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık, genel

ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebebiyle ve kanunla

yapılmış olması gerekir.

46. Başvurucunun mazeretsiz işe gelmemesi nedeniyle verilen

disiplin cezasının Anayasa’nın 51. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan meşru

amaçları hedeflediği kabul edilse bile müdahalenin gerekliliği konusunda

yapılması gereken değerlendirmeler göz önünde bulundurulduğunda müdahalenin

meşruluğu sorununu çözmenin gerekli olmadığı sonucuna varılmıştır (bkz. B. No:

2013/8463, 18/9/2014, § 45).

3. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

47. Başvurucu, AİHM’in, Danıştayın ve derece mahkemelerinin benzer davalardaki

içtihatları ile sendika faaliyetleri çerçevesinde yapılan eylemlere disiplin

cezası verilmemesine ilişkin 1999 tarihli Başbakanlık Genelgesini ve sendika

kararı ile yapılan iş bırakma eyleminin sendikal faaliyet olarak kabul edilmesi

gerektiği yönündeki Milli Eğitim Bakanlığı Hukuk Müşavirliğinin görüşünü

hatırlatmıştır. Başvurucu, söz konusu kurallar ile mahkeme içtihatları karşısında

sendikal faaliyet çerçevesinde iş bırakma eylemine disiplin cezası

uygulanmasının örgütlenme özgürlüğüne aykırı olduğunu belirtmiştir.

48. Bakanlık görüşünde, sendika hakkına yönelik müdahalelerin

varlığı halinde alınan önlemleri haklı kılacak gerekçelerin olup olmadığının ve

“sınırlama amacı ile aracı arasında makul

bir dengenin bulunup bulunmadığının” demokratik toplum gerekleri

açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

49. Sendika hakkı mutlak olmadığından bazı sınırlandırmalara

tabi tutulabilir. Sendika hakkına ilişkin olarak Anayasa’nın 51. maddesinin

ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların (bkz. § 41) Anayasa’nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir.

50. Anayasa’nın 13. maddesinin ilk halinin gerekçesinde hak

ve özgürlüklere getirilecek sınırlamaların demokratik rejim anlayışına aykırı

olmaması gerektiği hatırlatılmış; Anayasa’nın 3/10/2001 tarih ve 4709 sayılı

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında

Kanun’un 2. maddesi ile yapılan değişiklik gerekçesinde ise Anayasa’nın 13.

maddesinin Sözleşme’deki ilkeler doğrultusunda

düzenlendiği belirtilmiştir (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 92).

51. 1982 Anayasasında belirtilen “demokratik toplum” kavramı, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik

toplum” ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesi ile AİHS’in

bu ölçütün kullanıldığı 9., 10. ve 11. maddeleri arasındaki paralelliği açıkça

yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü ve

açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,

7/12/1976, § 49; Başkaya ve

Okçuoğlu/Türkiye, B. No: 23536/94, 24408/94, 8/7/1999, § 61).

52. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında

demokrasilerin, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence

altına alındığı rejimler olduğu vurgulanmıştır. Temel hak ve özgürlüklerin

özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar, demokratik toplum

düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve

özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik

toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla

sınırlandırılabilirler (AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Başka bir

ifadeyle yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını

durduruyor veya aşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya

ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge

bozuluyorsa demokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (B. No: 2013/409, 25/6/2014,

§ 94).

53. Genel olarak örgütlenme özgürlüğü ve özel olarak da

sendika hakkı Anayasa’da benimsenen temel değerlerden biri olan siyasal

demokrasiyi somutlaştıran özgürlükler arasında yer alır ve demokratik toplumun

temel değerlerinden birini oluşturur. Demokrasinin esasını meselelerin halka

açık olarak tartışılması ve çözümlenmesi yeteneği oluşturur. Anayasa Mahkemesi

daha önceki kararlarında demokrasinin temellerinin çoğulculuk, hoşgörü ve açık

fikirlilik olduğunu vurgulamıştır (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 95). Buna göre

sendika hakkını kullanan bireyler, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik gibi,

demokratik toplumun temel ilkelerinin korumasından yararlanırlar. Başka bir

deyişle şiddete teşvik etme veya demokratik ilkelerin reddi söz konusu olmadığı

sürece, sendika hakkı çerçevesinde dile getirilen bazı görüşler veya bunların

dile getirilme biçimi yetkili makamların gözünde kabul edilemez olsa dahi,

ifade, örgütlenme ve sendikal özgürlükleri ortadan kaldırmaya yönelik tedbirler

demokrasiye hizmet edemez ve hatta tehlikeye düşürür. Hukukun üstünlüğüne

dayanan demokratik bir toplumda, farklı düşüncelerin sendikal özgürlükler veya

başka yollarla dile getirilmesine imkan tanınmalıdır (B. No: 2013/8463,

18/9/2014, § 52).

54. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada

devreye girecek bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”dir. Bu ilke, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş

olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Nitekim

Anayasa Mahkemesi amaç ile araç arasında makul bir ilişki ve dengenin bulunup

bulunmadığını inceler (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 96).

55. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir (B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84; B. No:

2013/409, 25/6/2014, § 97). Bu sebeple sendika hakkına yapılan müdahalelerde,

hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve

orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.

56. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin sendika hakkını kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunun

inandırıcı bir şekilde ortaya konulup konulamadığı olacaktır (B. No: 2013/409,

25/6/2014, § 98).

57. AİHM, konuyla ilgili ilk kararlarından itibaren,

Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerinin ikinci fıkralarında geçen “gerekli” kavramının ne anlama geldiğini

açıklamıştır. AİHM’e göre “gerekli” kavramı, “zorlayıcı

bir toplumsal ihtiyacı” (pressing social need) ima etmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,

7/12/1976, § 48). O halde örgütlenme özgürlüğüne ve sendika hakkına yargısal

veya idari bir müdahalenin, toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Bu çerçevede bir müdahale, meşru amaçla

orantılı bir müdahale olmalıdır; ikinci olarak müdahalenin haklılığı için kamu

makamlarının gösterdikleri gerekçeler konuyla ilgili ve yeterli olmalıdır (Stankov ve Ilinden Birleşik

Makedonyalılar Örgütü /Bulgaristan, B. No: 29221/95 29225/95,

2/10/2001, § 87).

58. Dolayısıyla, başvurucunun sendika faaliyetleri

çerçevesinde işe gelmemek şeklindeki eylemine verilen disiplin cezası nedeniyle

müdahale edilen sendika hakkı ile disiplin cezası ile ulaşılmak istenen kamu

yararı arasındaki dengenin ölçülü olduğunun kabulü halinde, disiplin cezası

verilmesine ve açılan davanın derece mahkemelerince reddedilmesine ilişkin

gerekçelerin inandırıcı, başka bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları sonucuna

varılabilir (bkz. B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 57).

59. Dava konusu disiplin cezasının, olayların tamamı ışığında

incelenmesi gerekir. Olay tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde devam eden

İlköğretim ve Eğitim Kanunu Tasarısı görüşmelerinin sonlandırılması ve

tasarının geri çekilmesini sağlamak amacıyla, EĞİTİM SEN Yönetim Kurulunun

6/3/2012 tarihli kararı ile 28 ve 29 Mart 2012 tarihlerinde tüm ülke çapında

işe gelmeme eylemi yapılmasına karar verilmiştir. Her ne kadar adı geçen

Sendika söz konusu eylemi “uyarı grevi”

olarak isimlendirmişse de bu eylem, Anayasa’nın “grev hakkı ve lokavt” kenar başlıklı 54. maddesinde yer alan

ve toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde

işçilerin sahip olduğu grev hakkı ile bir ilgisi olmayan, sendika üyesi kamu

görevlilerinin toplumsal meselelerde seslerini duyurmayı hedefleyen bir

sendikal faaliyettir.

60. Dava konusu eylem günü, tüm ülkede, önceden

bildirilmiştir. Söz konusu eylemin yapılmasına yetkili merciler tarafından

itiraz edildiği de ileri sürülmemiştir. Başvurucu bu eyleme katılarak sendika

hakkını kullanmıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. (B. No:

2013/8463, 18/9/2014, § 58).

61. Başvurucu, EĞİTİM SEN’in

düzenlediği söz konusu işe gelmeme eylemine katılması nedeniyle uyarma cezası

ile cezalandırılmıştır. Gerek idarenin olağan uygulamasında ve gerekse de idari

yargının yerleşmiş içtihatlarında başvuru konusu olayda olduğu gibi sendikal

faaliyet çerçevesinde işe gelinmemesi halinde kişinin mazeret iznini kullandığı

kabul edilmekte ve disiplin soruşturması açılmamaktadır. Ne var ki sendika üyelerinin

sendikal faaliyet kapsamında işe gelmemeleri halinde mazeret izinli

sayılacakları yönündeki yerleşik hale gelen idari yargı içtihatlarına rağmen,

idarenin ve yargının bir bütün olarak yeknesak hareket etmesini sağlayacak

mevzuat düzenlemeleri bulunmamaktadır. Bu sebeple mevcut başvurudaki gibi

durumlarda sendika hakkını kullanan kişilerin disiplin soruşturması tehdidi

altında kaldıklarını not etmek gerekir (B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 59).

62. Öte yandan bir sendikal eylemin tümüyle yasaklanması veya

gerçekleştirilmesinin ağır koşullara bağlanması hakkın özüne zarar vermesi

muhtemel olmakla birlikte mevcut başvurudaki gibi sendika üyelerinin iş bırakma

türü eylemlere katılmasına ilişkin yasal düzenlemeler ve yasal düzenlemelere

bağlı olarak genel düzenleyici işlemler yapmak, yasama ve yürütme organlarının

takdirindedir (B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 60).

63. Başvurucunun bir devlet okulunda öğretmen olduğu göz

önüne alındığında devlet memurlarının bu haktan bütünüyle mahrum bırakılamayacaklarını

da not etmek gerekir. Bununla birlikte, demokratik bir toplumda gerekliliği

tartışılmaz olan durumlarda ordu, emniyet veya başka bazı sektörlerde sendikal

faaliyetlere sınırlamalar getirilmesi mümkündür (B. No: 2013/8463, 18/9/2014, §

61). Başvurucunun bu türden sınırlamalara tabi tutulmasını gerektirecek bir

görevde bulunduğu da ileri sürülmemiştir.

64. Tüm bunlara karşın verilen ceza hafif olsa da, başvurucu

gibi sendikaya üye kişileri, çıkarlarını savunmak amacıyla yapılan meşru

sendikal faaliyetlere veya eylem günlerine katılmaktan vazgeçirecek bir

niteliğe sahiptir (bkz. B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 62; aynı yöndeki AİHM

kararları için bkz. Kaya ve Seyhan/Türkiye, B. No: 30946/04, 15/12/2009, § 30; Karaçay/Türkiye, B. No: 6615/03, 27/6/2007, § 37; Ezelin/Fransa, B. No: 11800/85, 26/4/1991, § 43).

65. Açıklanan nedenlerle, her ne kadar hafif bir ceza olsa da

şikâyet edilen uyarma cezasının “zorlayıcı

bir toplumsal ihtiyaçtan” kaynaklanmaması nedeniyle “demokratik toplumda gerekli olmadığı”

sonucuna varılmıştır. Bu sebeple başvurucunun Anayasa’nın 51. maddesinde

güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

66. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği

belirtilmiş, ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde

karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

67. Başvurucu hakkında verilen uyarma cezasının sendika

hakkını ihlal ettiği gözetilerek başvurucu hakkında tesis edilen disiplin

cezası işleminin iptaline ilişkin davada yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar görülmüştür. Sendika hakkına ilişkin ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

68. Başvuruda Anayasa’nın 51. maddesinin ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır. Başvurucu, 1.076,00 TL maddi ve 1.000,00 TL manevi

tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucu ayrıca, avukatlık ücretlerini ve

ödenen harç ile yapılan diğer masrafların ödenmesini de talep etmiştir.

69. Adalet Bakanlığı, başvurucu tarafından talep edilen

tazminat miktarları konusunda herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

70. Başvurucu hakkında tesis edilen disiplin cezası işleminin

iptaline ilişkin davada yeniden yargılama yapılmasına karar verildiğinden ve başvurucunun

derece mahkemelerinde yaptığı muhakeme giderleri ile avukatlık ücretinden

ibaret maddi zararını yeniden yargılama sırasında isteyebileceğinden maddi

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

71. Başvurucunun sendika hakkına yönelik başvuru açısından

ihlal tespitinin yeterli tatmin sağladığı değerlendirildiğinden sendika hakkına

yapılan müdahale nedeniyle tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

72. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 209,90 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.709,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Sendika

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Sendika hakkına

yapılan müdahale nedeniyle Anayasa’nın 51. maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Tespit edilen ihlal yönünden,

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın ilgili Mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

C. Başvurucunun tazminata ilişkin

taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 209,90

TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.709,90 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

6/1/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Yunus HEPER

Başvurucu

:

Selma BAŞ

Vekili

:

Av. Mustafa

ERDOĞDU

Av. Havva

AKDOĞAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/1946, 6 Ocak 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: İkinci Bölüm
  • Başvuru No: 2014/1946
  • Tarih: 6 Ocak 2015

İlgili Kararlar

  • Tuğrul Ilıkkan Başvurusu (B. No: 2013/4040)
  • Elif Kızıl Başvurusu (B. No: 2013/8812)
  • Sevil Can Başvurusu (B. No: 2014/939)
  • Çağdaş Mühendislik Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/3449)
  • Serkan Kanak Başvurusu (B. No: 2014/1263)
  • Ahmet Saygılı ve Şefika Saygılı Başvurusu (B. No: 2013/135)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.