İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Şemsettin Özmen Başvurusu (B. No: 2014/10683)

1. Başvuru, jandarma tarafından gözaltına alınarak ağır işkence

Başvuru No2014/10683Tarih17 Kasım 2016Okuma17 dk · 3.348 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Şemsettin Özmen Başvurusu

Karar tarihi
17 Kasım 2016
Başvuru Numarası
2014/10683
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.348 kelime·17 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, jandarma tarafından gözaltına alınarak ağır işkence

gördüğü ve yaralandığı hâlde bu durumu dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli

ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması

Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete

uygun yargılanma ve mülkiyet haklarının; ret işlemine karşı açılan davaya

ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması ve makul sürede

sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/6/2014 tarihinde Adana 2. İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 18/9/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 25/12/2014 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu; Siirt ili Pervari ilçesi Okçular köyünde ikamet etmekteyken

1994 yılında terör olaylarının yoğun yaşanması nedeniyle can ve mal güvenliği

kalmadığı için yerleşim yerinin boşaltıldığını, kendisine iftira atıldığını ve

jandarma tarafından gözaltına alınarak işkence gördüğünü ve yaralandığını iddia

etmiştir.

8. Başvurucu 6/7/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Siirt Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

9. Komisyon 5/5/2010 tarihli ve 2010/1-4541 sayılı kararında;

dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarınca Pervari ilçesi Okçular köyünün

boşaltılmadığı, köyde nüfus istikrarının sürekli korunduğu, her beş yılda bir

köyde muhtarlık seçiminin yapıldığı, köyde korucuların bulunduğu ve korucuların

dışında da vatandaşların ikamet ettiği, idarece boşaltılan köy, mezra ya da

beldenin olmadığı, köy okulunun 1989’dan itibaren eğitime açık olduğu, kadrolu

din görevlisinin bulunduğu ve 1990 yılında 753, 1997 yılında 899, 2000 yılında

ise 1.002 kişinin köyde yaşadığı belirtilerek talebin reddine karar vermiştir.

10. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine

Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinde açılan dava yetkisizlik kararıyla Batman İdare

Mahkemesine devredilmiştir.

11. Batman İdare Mahkemesinin 23/8/2012 tarihli ve E.2012/2882,

K.2012/5070 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesi

şöyledir:

“...Olayda, Batman İdare Mahkemesi'nin E:2012/1429,1266,1277 sayılı

dava dosyasında ve Mahkememizin bu köye ait muhtelif dava dosyalarındayer

alan bilgi ve belgelerden; Pervari İlçe Jandarma Komutanlığı'nın 28.01.2010

tarih ve 417 sayılı yazısı ekinde bulunan Pervari İlçe Jandarma Komutanlığı'na

Bağlı Köy ve Mezralara Ait Çizelgede Siirt İli Pervari İlçesi Okçular Köyü'nün

tamamen boşalan/boşaltılanköyler arasında yer

almadığı, köyün durumunun dolu olarak ifade edildiği, genel nüfus sayımları ve

tespitlerine göre Okçular Köyü’nde 1990 yılında 753, 1997 yılında 899, 2000

yılında ise 1002 kişinin yaşadığı, köyde 1989, 1994, 1999, 2004 ve 2009

yıllarında muhtarlık seçiminin düzenli olarak yapıldığı, köyde geçici köy

koruculuğu sisteminin getirildiği görülmektedir.

Ayrıca, Mahkememizin E.2012/1429 esasına

kayıtlı dosyasında 13.01.2011 tarihli ara kararı ile davalı idareden köy

korucusu (ve ailesi) ve asker (ve ailesi) olanlar dışında köyde yaşayanların

bulunup bulunmadığı, varsa sayısına ilişkin bilgi ve belgelerin istenildiği,

ara kararına cevaben gönderilen 02.02.2011 tarihli Jandarma Tutanağında 1990

yılına ait istenilen belgelere ulaşılamadığı, 1997 yılında köyde 90 korucunun

bulunduğu, bunlar dışında 20 hanenin korucu olmadığı ve korucu olmayanların ise

yaklaşık 250 kişi olduğu, 2000 yılında ise köyde 85 adet korucunun bulunduğu,

korucu hariç köyde 13 hanenin, yaklaşık 100 kişinin yaşadığının belirtildiği

anlaşılmaktadır.

Bu durumda, asgari güvenlik düzeyinin var

olduğu sonucuna ulaşılan Siirt İli, Pervari İlçesi Okçular Köyü'nde köy

halkının bir kısmının subjektif güvenlik kaygısıyla

ya da ekonomik ve sosyal sebeplerle göç etmelerinden dolayı uğradıkları

zararın, 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak

bulunmadığından, davacının isteminin reddi yönünde tesis edilen dava konusu

işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir...”

12. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 20/6/2013 tarihli ve E.2013/5712, K.2013/4905 sayılı ilamı ile

kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek onanmasına karar verilmiştir.

13. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 3/4/2014

tarihli ve E.2014/2039, K.2014/2411 sayılı ilam ile reddedilmiştir. Karar

düzeltme kararı, başvurucuya 27/5/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 26/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 17/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, köylerinin terör nedeniyle

boşaltıldığını, köy halkına köy korucusu olmaları için baskı yapıldığını,

korucuların kendisi hakkında asılsız iddiaları neticesinde jandarma tarafından

gözaltına alınarak ağır işkence ve eziyetler gördüğünü, gözaltında

yaralanmasının ardından altı ay yatalak kaldığını, sonra köyden Adana'ya

kaçtığını, Adana'da iki kez ameliyat geçirdiğini, yine de tek gözünü ve

testislerini kaybettiğini, buna neden olan devlet yetkililerinin zararını

tazmin etmediğini, ret kararına ilişkin açmış olduğu davanın gereksiz şekilde

uzatıldığını, yargılamanın dokuz yıl sonra sonuçlandığını, bunun makul bir süre

olmadığını, talebinin reddine ilişkin kararın hukuksuz olduğunu, temyiz ve

karar düzeltmede davasının yeterince incelenmediğini, bu başvuru yollarının

etkili bir hukuk yolu olmadığını, ayrıca devletin kişilerin işkence görmesini

engellemek ve özgürlük ve güvenliğini sağlamak durumunda olduğunu ancak

devletin yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu ağır yaralandığını belirterek

Anayasa’nın 17., 19., 35., 36. ve 40.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiş; 1.000.000 TL maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

18. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın17., 19., 35., 36. ve 40. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile

bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında

incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

19. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun

ve açtığı davanın korucuların kendisi hakkında asılsız iddiaları neticesinde

jandarma tarafından gözaltına alınarak ağır işkence ve eziyetler gördüğü,

gözaltında yaralanmasının ardından altı ay yatalak kaldığı noktasındaki özel

durumu nazara alınmaksızın kendisine yönelik bir terör tehdidi ya da

saldırısının bulunmaması gerekçesiyle reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

20. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır."

21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

22. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya

eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması

gerekir.

23. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır.

24. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması

esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan

denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §

18).

25. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sisteminde

düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Bayram Gök, §

19).

26. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak

olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar

Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere

sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).

27. Başvuru konusu olayda başvurucunun dava dilekçesi, temyiz

talebi ve karar düzeltme talebi incelendiğinde başvurucunun temyiz ve karar

düzeltme dilekçesinde jandarma tarafından gözaltına alınarak ağır işkence ve

eziyetler gördüğüne dair herhangi bir husustan bahsetmediği, iddialarını köyün

boşaltılmış olduğuna ve köyde yaşayan diğer kişilerin yaşadıklarını iddia

ettiği terör olaylarına dayandırdığı, kendisinin yaralanmasına ilişkin hiçbir

husustan bahsetmediği tespit edilmiştir. Temyiz ve karar düzeltme yoluna

başvuran başvurucunun sadece dava dilekçesinde yaralandığını ileri sürmesi

yeterli görülmeyerek, anılan iddiasını etkili bir iç hukuk yolu olarak

başvurduğu temyiz ve karar düzeltme aşamasında ileri sürmemiş olması

neticesinde iddiaların Anayasa Mahkemesince incelenmesi bireysel başvurunun

ikincillik ilkesi gereği mümkün değildir.

28. Açıklanan nedenlerle anılan ihlal iddialarının başvuru

yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucu; zarar tespitinde sadece adli, idari ve askerî

makamlar tarafından düzenlenen belgelerin kullanıldığını ve bu belgelerin İlk

Derece Mahkemesi tarafından hükme esas alındığını, bölge genelinde ve

kendisinin zararına neden olan olay özelinde hiçbir adli tahkikatın

yapılmadığını yahut yapılmış olsa dahi sonucundan haberdar edilmediğini

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Başvurucunun anılan şikâyetlerinin çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkeleri kapsamında değerlendirmeye tabi tutulması uygun görülmüştür.

30. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgelerin değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak

tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,

§§ 74-76; Cahit Tekin, B. No:

2013/2744, 16/7/2014, §§ 70-72).

31. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil

Olmadığına İlişkin İddia

33. Başvurucu, Komisyonca verilen kararın akabinde açtığı

davadan sonuç alamadığını, göç etmeye mecbur kalması nedeni ile mal varlığının

zarara uğradığını ve mallarına ulaşamadığını, anılan zararlara köy boşaltma

eylemleri ile sebebiyet verilmiş olmasına rağmen zararlarının tazmin

edilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuş;

yargılama sürecinde yapılan incelemeler ve lehine olmayan yargı kararı temeline

dayandırıldığı tespit edilen bu iddiaların Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında

değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

34. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin

incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi

tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz

ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

35. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu

şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir

hatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe Anayasa

Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, § 26).

36. Başvurucu, maddi vakıa ve delillerin hatalı takdiri

neticesinde davasının reddedildiğini, bu kapsamda Derece Mahkemesince

delillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukuka aykırı olduğunu

belirtmekte olup başvurucunun iddialarının özünün Derece Mahkemesince

delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet

olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

37. Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında, Batman İdare

Mahkemesinin E.2012/1429, 1266, 1277 sayılı dava dosyalarında ve Mahkemenin bu

köye ait muhtelif dava dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerden Pervari İlçe

Jandarma Komutanlığının 28/1/2010 tarihli ve 417 sayılı yazısı ekinde bulunan

Pervari İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı köy ve mezralara ait çizelgede Siirt

ili Pervari ilçesi Okçular köyünün tamamen boşalan/boşaltılanköyler

arasında yer almadığı, köyün durumunun dolu olarak ifade edildiği, genel nüfus

sayımları ve tespitlerine göre Okçular köyünde 1990 yılında 753, 1997 yılında

899, 2000 yılında ise 1.002 kişinin yaşadığı, köyde 1989, 1994, 1999, 2004 ve

2009 yıllarında muhtarlık seçiminin düzenli olarak yapıldığı, köye geçici köy

koruculuğu sisteminin getirildiği görülmektedir. Ayrıca Mahkemenin E.2012/1429

esasına kayıtlı dosyasında 13/1/2011 tarihli ara kararı ile davalı idareden köy

korucusu (ve ailesi) ve asker (ve ailesi) olanlar dışında köyde yaşayanların

bulunup bulunmadığı, varsa sayısına ilişkin bilgi ve belgelerin istenildiği,

ara kararına cevaben gönderilen 2/2/2011 tarihli jandarma tutanağında 1990

yılına ait istenilen belgelere ulaşılamadığı, 1997 yılında köyde 90 korucunun

bulunduğu, bunlar dışında 20 hanenin korucu olmadığı ve korucu olmayanların ise

yaklaşık 250 kişi olduğu, 2000 yılında ise köyde 85 korucunun bulunduğu, korucu

hariç köyde 13 hanenin, yaklaşık 100 kişinin yaşadığının belirtildiği tespit

edilmiştir.

38. Bu durumda asgari

güvenlik düzeyinin var olduğu sonucuna ulaşılan Siirt ili Pervari ilçesi

Okçular köyünde köy

halkının bir kısmının subjektif güvenlik kaygısıyla

ya da ekonomik ve sosyal sebeplerle göç etmesinden dolayı uğradığı zararın,

5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak

bulunmadığından başvurucunun isteminin reddi yönünde tesis edilen dava konusu

işlemde hukuka aykırılık görülmediği

belirtilerek

davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucunun iddiaları, temyiz merciince de

incelenip reddedilmek suretiyle yerel Mahkeme kararı onanmıştır. Başvurucunun

anılan iddialarına yönelik olarak bu çerçevede Derece Mahkemesinin kararında

açık bir keyfîlik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

39. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

40. Başvurucu, temyiz ve karar düzeltme aşamalarında ileri

sürdüğü taleplerin üstünkörü bir incelemeye tabi tutularak yeterli gerekçeye

yer verilmeden reddedildiğini iddia etmiş; bu nedenle anılan başvuru yollarının

etkili olmadığından şikâyetçi olmuştur. Anılan şikâyetlerin gerekçeli karar

hakkına ilişkin olduğu tespit edildiğinden bu iddiaların Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

41. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının

değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve

hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece mahkemeleri

kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77).

42. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucunun

taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında

yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup olmadığının çeşitli idari

kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler kapsamında Derece

Mahkemesince değerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm

sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §

11), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun

bulunmak suretiyle kanun yolu denetiminden geçerek (bkz. §§ 12, 13)kesinleştiği

anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

kapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında farklı karar verilmesini

gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

43. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarının

ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

44. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurucunun makul sürede

yargılanma hakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

45. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

46. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile

davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde

Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

47. Başvuruya konu uyuşmazlıkla ilgili sürece bir bütün olarak

bakıldığında Komisyona başvuru tarihi (6/7/2005)ile nihai karar tarihi olan

karar düzeltme isteminin reddine dair karar tarihi (3/4/2014) arasında geçen ve

toplam süresi 8 yıl 8 ay olan yargılamada başvurucu açısından farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı ve söz konusu yargılama süresinde

makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

48. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

49. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

50. Başvurucu,

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve bu nedenle

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

51. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

net 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

52. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 6.000 TL manevi

tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Tuğba YILDIZ

Başvurucu

:

Şemsettin

ÖZMEN

Vekili

:

Av. Sevil

ARACI BEK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/10683, 17 Kasım 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  12. B. Anayasa'nın 36. maddesinde
  13. C. Başvurucuya net 6.000 TL manevi
  14. D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet
  17. Necipoğlu
  18. Hakyemez
  19. Özmen
  20. Aracı Bek
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/10683
Tarih
17 Kasım 2016

İlgili Kararlar

  • H. Ö. Ç. Başvurusu (B. No: 2014/955)
  • Metin Orhan Başvurusu (B. No: 2014/2645)
  • Cemal Temizöz Başvurusu (B. No: 2014/12422)
  • Alpay Bozkuş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14597)
  • Fatma Dilek Gülmezoğlu Başvurusu (B. No: 2014/4257)
  • Ahmet Hilmi Serter Başvurusu (B. No: 2014/10954)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.