İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Serhat Yavuz Başvurusu (B. No: 2014/1469)

1. Başvuru, yargılama sırasında yapılan yaş tashihinin gerçeğe

Başvuru No2014/1469Tarih30 Haziran 2016Okuma21 dk · 4.231 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Serhat Yavuz Başvurusu

Karar tarihi
30 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/1469
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.231 kelime·21 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yargılama sırasında yapılan yaş tashihinin gerçeğe

aykırı olması ve bu konudaki taleplerin kabul edilmemesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının, açık ceza infaz kurumuna sevk imkânından yararlanılamaması

nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının, tutukluluğun makul

süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/1/2014 tarihinde Yozgat E Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumu vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek

bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 22/1/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 4/2/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/10596

Soruşturma sayılı dosyası ile yürütülen soruşturma kapsamında Mersin 4. Sulh

Ceza Mahkemesinin4/4/2007 tarihli ve 2007/182 Sorgu sayılı kararı ile kasten

öldürme suçundan tutuklanmıştır.

8. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 25/4/2007 tarihli ve

E.2007/5207 sayılı iddianamesiyle başvurucunun kasten öldürme suçunu işlediğinden

bahisle cezalandırılması istemiyle Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası

açılmıştır.

9. Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/7/2007 tarihli ve

E.2007/157, K.2007/251 sayılı kararı ile başvurucunun yargılandığı davanın

Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/144 sayılı dosyası ile

birleştirilmesine karar verilmiştir.

10. Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/2/2009 tarihli ve

E.2007/144, K.2009/20 sayılı kararı ile başvurucunun kasten öldürme suçundan 20

yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve "tertip

edilen ceza miktarına göre" tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiştir.

11. Başvurucu kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 1. Ceza

Dairesinin 18/7/2011 tarihli ve E.2010/4667, K.2011/4559 sayılı ilamı ile "Dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ilgili

ihtisas kuruluna gönderilerek, maktulün öldürülmeden önce mi veya sonra mı

yakıldığı belirlenerek kesin ölüm sebebinin tespiti ve sonucuna göre sanıkların

hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerektiği düşünülmeden, eksik soruşturma

sonucu yazılı şekilde karar verilmesi" gerekçesiyle hükmün

bozulmasına karar verilmiştir.

12. Yargıtay bozma ilamı sonrası Mersin 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2011/454 sayılı dosyası üzerinden yargılamaya devam olunmuştur.

Mahkeme 5/6/2012 tarihli ve E.2011/454, K.2012/298 sayılı kararı ile

başvurucunun kasten öldürme suçundan 18 yıl 4 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve tutukluluğunun

devamına karar verilmiştir.

13. Anılan karar, başvurucunun yanı sıra Cumhuriyet savcısı

tarafından temyiz edilmiştir. Başvurucu 3/1/2013 tarihli dilekçesiyle temyizden

feragat etmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 24/9/2013 tarihli ve E.2013/3364,

K.2013/5153 sayılı ilamı ile başvurucunun temyiz isteminin feragat nedeniyle

reddine karar verilmiş olmakla birlikte "a-Kararın

verildiği 05/06/2012 tarihli duruşma tutanağının zabıt katibi tarafından

imzalanmaması suretiyle 5271 sayılı CMK.nun 219/1.

maddesine aykırı davranılması, b-Oluşa, kabule ve tüm dosya içeriğine göre,

sanık N.'nin maktulü tuttuğu, sanık Serhat'ın [başvurucu] da üzerinde bulunan sallama tabir edilen bıçak ile

maktulü öldürdüğü olayda, pek çok öldürücü nitelikte yara ika edilmesinin tek

başına suçun canavarca hisle ya da eziyet çektirerek işlendiğini kabule yeterli

bulunmadığı, canavarca hisle öldürme, sırf öldürmüş olmak için öldürme, ölenin

acı çekmesinden zevk duymak için öldürme olup, eziyet çektirerek öldürme ise

ölümü meydana getirme bakımından zorunlu olmayan ve ölüme takaddüm eder vahşice

hareketler olup sanığın öldürme kastının yanında işkence ya da eziyet çektirme

kastının da bulunması gerektiği, somut olayda ise sanığın canavarca hisle ya da

eziyet çektirerek öldürme amacıyla hareket ettiğini ve maktulün yakılarak

öldürüldüğünü kabule yeterli her türlü kuşkudan uzak yeterli kesin kanıt

bulunmadığı gözetilmeyerek 5237 sayılı TCK.nun 82/1-b

maddesi ile uygulama yapılması" gerekçesiyle hükmün bozulmasına

karar verilmiştir.

14. Yargıtay bozma ilamı sonrası dosya Mersin 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2013/361 sayısını almıştır. Mahkemenin 10/1/2014 tarihli ve

E.2013/361, K.2014/2 sayılı kararı ile başvurucunun doğum tarihinin ay ve günü

aynı kalmak kaydıyla "1986" olarak düzeltilmesine, kasten öldürme

suçundan 18 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Ölenin çocukları Z. ve S.ye cinsel

istismarda bulunması iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı, bu nedenle ölen

ile eşi ve çocukları arasında husumet doğduğu ve ayrı yaşadıkları, ölenin oğlu

olan sanık Serhat Yavuz [başvurucu] ve bu sanığın yakın arkadaşı olan sanık N.nin

bu olaylardan etkilendikleri ve birlikte öleni öldürmeye karar verdikleri,

tanık M.K.nin kahvehanesine barışmak bahanesiyle

öleni çağırdıkları, burada bir müddet kaldıktan sonra birlikte ... beldesinde

bulunan ... Mahallesinde ıssız bir yere gittikleri, araçtan indikten sonra

sanık N.'nin öleni tuttuğu, diğer sanık Serhat'ın da

üzerinde bulunan sallama tabir edilen bıçak ile maktülü

bıçaklamak suretiyle öldürdükleri, daha sonra maktülün

cesedini yakıp battaniyeye sarıp ... Beldesindeki bir inşaatın içerisine

attıkları ..."

15. Mahkeme, hüküm ile birlikte "verilen

hapis cezasının süresi, tutuklulukta geçen süre ile CMK'nun

100/3 maddesi dikkate alınarak kaçma şüphesi ve bu nedenle de adli kontrol

hükümlerinin yetersiz kalacağı anlaşılan sanığın yerleşik Yargıtay içtihatları

ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun temyiz sürecinde geçen tutukluluk süresinin CMK.nun 102. maddesinde belirtilen tutukluluk süresinden

sayılmayacağına ilişkinkararları [bulunduğu]" gerekçesiyle başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

16. Başvurucu, hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamı

kararına itiraz etmiş; Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/1/2014 tarihli ve

2014/82 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın kesin olarak reddine karar

verilmiştir.

17. Başvuru 13/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

18. Başvurucu müdafii vasıtasıyla

Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/1/2014 tarihli mahkûmiyet hükmünü temyiz

etmişse de 13/1/2014 tarihli dilekçesiyle temyizden feragat etmiştir. Yargıtay

1. Ceza Dairesinin 17/11/2014 tarihli ve E.2014/4787, K.2014/5241 sayılı

ilamıyla başvurucunun temyiz isteminin feragat nedeniyle reddine, ayrıca hükmün

onanmasına karar verilmiştir.

19. UYAP üzerinden yapılan incelemede Yozgat E Tipi Kapalı ve

Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının

31/12/2014 tarihli kararıyla başvurucu hakkında açık ceza infaz kurumuna ayırma

kararı verildiği, sonraki süreçte başvurucunun firar ettiği, Mersin Cumhuriyet

Başsavcılığının 18/1/2016 tarihli müddetnamesine göre

yakalandığı anlaşılan başvurucunun söz konusu cezasının infazı kapsamında

koşullu salıverilme tarihinin 15/10/2019, hak ederek tahliye tarihinin ise

24/11/2025 olduğu anlaşılmıştır.

20. Başvurucu, hâlen Mersin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda

hükümlü olarak bulunmaktadır.

B. İlgili Hukuk

21. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Nitelikli haller" kenar

başlıklı 82. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Kasten öldürme suçunun;

a) Tasarlayarak,

b) Canavarca hisle veya eziyet çektirerek,

...

d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya

kardeşe karşı,

...

h) Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan

kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla,

...

İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış

müebbet hapis cezası ile cezalandırılır."

22. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama kararı" kenar

başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki

bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa

sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine

verilir ve bu husus kararda belirtilir."

23. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Kapalı

ceza infaz kurumları" kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"Kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış

güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya

fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak

mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış

çevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve

hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak

iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesislerdir."

24. 5275 sayılı Kanun'un "Açık

ceza infaz kurumları" kenar başlıklı 14. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Açık ceza infaz kurumları, hükümlülerin

iyileştirilmelerinde, çalıştırılmaları ve meslek edindirilmelerine öncelik

verilen, firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan, güvenlik bakımından

kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile yetinilen kurumlardır."

25. Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği'nin

(Yönetmelik) "Kapalı kurumdan açık

kuruma ayrılacak hükümlüler" kenar başlıklı 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Hükümlülerden;

a) (Değişik:RG-22/8/2015-29453) Toplam

cezalarının onda birini kurumlarda infaz edip, iyi hâlli olan ve koşullu

salıverilme tarihine yedi yıl veya daha az süre kalanlar,

...

c) Cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar

veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilenlerden

toplam cezalarının üçte birini bu kurumlarda iyi hâlli olarak geçiren ve

koşullu salıverilme tarihine üç yıl veya daha az süre kalanlar, açık kurumlara

ayrılabilir."

26. Anılan Yönetmelik'in "Açık

kuruma ayrılamayacak hükümlüler" kenar başlıklı 8. maddesinin

(3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kapalı kurumda hükümlü olup;

a) İşlediği iddia olunan başka bir suçtan

dolayı haklarında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun

100 üncü maddesine göre tutuklama kararı verilenler,

...

bu

durumları devam ettiği sürece açık kurumlara ayrılamaz."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 30/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu, yaşının gerçeğe aykırı olarak dört yaş

büyütüldüğünü ve yeniden rapor alınması talebinin kabul edilmediğini,

hakkındaki tutukluluğun yedi yıldır devam etmekte olmasına rağmen Mahkemece

tahliye taleplerinin kaçma şüphesine dayanılarak reddedildiğini, uzun

tutukluluğu nedeniyle açık ceza infaz kurumuna sevk edilemediğini belirterek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun, yaşının gerçeğe

aykırı olarak dört yaş büyütüldüğü ve yeniden rapor alınması talebinin kabul

edilmediği şikâyetinin Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı; hakkındaki tutukluluğun yedi yıldır devam etmekte olmasına

rağmen Mahkemece tahliye taleplerinin kaçma şüphesine dayanılarak reddedildiği

şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesi ile güvence altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı; uzun tutukluluğu nedeniyle açık ceza infaz kurumuna sevk

edilemediği şikâyetinin ise Anayasa'nın 17. maddesi ile güvence altına alınan

maddi ve manevi varlığın korunması hakkı kapsamında incelenmesi uygun

görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

30. Başvurucu, yaşının gerçeğe aykırı olarak dört yaş büyütüldüğünü

ve yeniden rapor alınması talebinin kabul edilmediğin ileri sürmüştür.

31. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

33. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru

yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

34. Somut olayda başvurucu, hakkında verilen Mersin 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin 5/6/2012 tarihli mahkûmiyet hükmüne ilişkin temyiz isteminden

3/1/2013 tarihinde, aynı Mahkemenin 10/1/2014 tarihli mahkûmiyet hükmüne

ilişkin temyiz isteminden ise 13/1/2014 tarihinde feragat etmiştir. Bu nedenle

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 24/9/2013 ve 17/11/2014 tarihli ilamlarında

başvurucunun temyiz istemlerinin feragat nedeniyle reddedildiği görülmektedir.

Böylece başvurucunun İlk Derece Mahkemelerinin kararlarına karşı temyiz

isteminden feragat ederek bireysel başvuruda ileri sürdüğü şikâyetlerinin

temyiz merciince incelenmesine imkân tanımadığı ve yargılanmanın adil

olmadığına ilişkin iddialarını bireysel başvuru aşamasında dile getirdiği

anlaşılmıştır.

35. Açıklanan nedenlerle temyiz mercileri önünde usulüne uygun

olarak ileri sürülmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının

bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Maddi ve Manevi

Varlığın Korunması Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

36. Başvurucu, uzun tutukluluğu nedeniyle açık ceza infaz kurumuna

sevk edilemediğini ileri sürmüştür.

37. Demokratik toplumların en temel değerlerinden biri olarak

herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan

onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye

"işkence" ve "eziyet" yapılamayacağı,

kimsenin "insan haysiyetiyle

bağdaşmayan" ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı yasağı getirilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

38. Anayasanın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir

cezaya veya muameleye tabi tutulamaz." şeklindeki kural hükümlü

ve tutuklulara yönelik uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus, 5275 sayılı

Kanun'un "İnfazda temel ilke" başlıklı

2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında "Ceza

ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve

onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz." ve yine Kanun'un 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde "Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten

yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar

altında çektirilir." şeklinde düzenleme ile açıkça

vurgulanmıştır. Dolayısıyla verilen bir mahkûmiyet kararının veya tutuklama

kararının infazında mahkûmlar için sağlanacak şartlar insan onuruna saygıyı

koruyacak nitelikte olmalıdır (Turan Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 36).

39. Hukuka uygun olarak özgürlüğü kısıtlanan herkesin insan

onuruna uygun tutukluluk koşullarına sahip olma hakkı bulunmaktadır.

Hürriyetten yoksun bırakmaya ilişkin alınan tedbirlerin uygulanma koşullarının

kişiyi sıkıntıya ya da tutulmaya bağlı kaçınılmaz üzüntü seviyesini aşacak

yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmaması gerekmektedir (Fatih Hilmioğlu, B. No: 2014/648, 18/9/2014, § 65).

40. 5275 sayılı Kanun'un 8. maddesinde kapalı ceza infaz

kurumları, 14. maddesinde ise açık ceza infaz kurumları tanımlanmıştır. Buna

göre kapalı ceza infaz kurumlarında iç ve dış güvenlik görevlileri bulunmasına;

firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fiziki engellerin yer almasına,

oda ve koridor kapılarının kapalı tutulmasına rağmen açık ceza infaz

kurumlarında, hükümlülerin iyileştirilmelerinde çalıştırılmalarına ve meslek

edindirilmelerine öncelik verilmekte; firara karşı engeller ve dış güvenlik

görevlisi bulunmamakta ve güvenlik bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve

denetimi ile yetinilmektedir. Hürriyetlerinden yoksun bırakılan kişiler

yönünden açık ceza infaz kurumlarında kapalı ceza infaz kurumlarına göre daha

geniş imkânların bulunduğu ve tutulmanın koşullarının daha hafif olduğu

bilinmektedir. Açık ceza infaz kurumlarına ayrılmanın usul ve esaslarının

düzenlendiği Yönetmelik'nin 6. Maddesinde hükümlülerin

belirli koşulların varlığı hâlinde açık ceza infaz kurumlarına

ayrılabilecekleri belirtilmiş; anılan Yönetmelik’in 8. maddesinde ise bir başka

suçtan tutuklu olan hükümlülerin bu durumları devam ettiği sürece açık kurumlara

ayrılamayacakları düzenleme altına alınmıştır. Diğer yandan Adalet Bakanlığı

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce ceza ve infaz

kurumlarının tahsisi yapılırken tutuklular yönünden kapalı ceza infaz

kurumlarının tahsis edildiği de bilinmektedir (Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 5/6/2015 tarihli ve "Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil

İşlemleri ve Diğer Hükümler" konulu Genelge’si).

Buna göre ceza infaz hukuk sistemimizde, tutuklu kişilerin açık ceza infaz

kurumlarında tutulmalarına ya da bu kurumlara sevk edilmelerine imkân

tanınmadığı anlaşılmaktadır.

41. Somut olayda başvurucu 4/4/2007 tarihinde tutuklanmıştır.

Başvurucu hakkında Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 3/2/2009 ve

5/6/2012 tarihli mahkûmiyet hükümleri Yargıtay 1. Ceza Dairesince bozulmuştur.

Anılan Mahkemenin 10/1/2014 tarihinde verdiği başvurucunun 18 yıl 4 ay hapis

cezası ile cezalandırılmasına dair kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin

17/11/2014 tarihli ilamıyla onanarak aynı tarihte kesinleşmiştir. Dolayısıyla

başvurucunun ceza infaz hukuku bağlamında hükümlü statüsüne geçmesi bu tarih

itibarıyla gerçekleşmiştir. Başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünün

kesinleşmesinden kısa bir süre sonra 31/12/2014 tarihinde başvurucunun açık

ceza infaz kurumuna ayrılmasına karar verildiği, ancak daha sonra firar eden

başvurucunun hâlen Mersin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu

görülmektedir.

42. Başvurucu, tutulu bulunduğu Ceza İnfaz Kurumundaki tutma

koşulları nedeniyle doğal olarak özgürlükten yoksun bırakılma dolayısıyla

ortaya çıkan ızdırap ve acının ötesinde bir ızdırap ve acıya maruz kaldığı yönünde bir iddiada

bulunmamıştır. Bireysel başvuru tarihi itibarıyla hakkındaki mahkûmiyet hükmü

kesinleşmemiş ve dolayısıyla hükümlü statüsünde bulunmayan başvurucunun açık

ceza infaz kurumuna ayrılma imkânı mevcut değildir. Bu nedenle başvurucunun

tutulmasının niteliğine göre tutulu bulunduğu kapalı ceza infaz kurumundan açık

ceza infaz kurumuna ayrılamadığı dönemdeki tutulma koşullarının kötü muamele

yasağı kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

43. Açıklanan nedenlerle başvurucunun maddi ve manevi varlığın

korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı

açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

44. Başvurucu hakkındaki tutukluluğun yedi yıldır devam etmekte

olmasına rağmen Mahkemece tahliye taleplerinin kaçma şüphesine dayanılarak

reddedildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun anılan şikâyetinin Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrası kapsamında tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığı

yönünden incelenmesi gerekmektedir. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

45. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede

bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 60).

46. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun genel bir

ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak

bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı her davanın kendi özelliklerine göre

değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen

Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkından daha ağır basan somut bir kamu yararının mevcut olması durumunda

haklı bulunabilir (Murat Narman, §

61).

47. Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını

sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda

belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri

tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararlarında bu

olgu ve olayların ortaya konması gerekir (Murat

Narman, § 62).

48. Tutuklama tedbirine, kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok

etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir.

Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı

için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin

kararlarda tutuklama nedenlerinin devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi

gerekir. Bu gerekçeler "ilgili" ve "yeterli" görüldüğü takdirde yargılama sürecinin

özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı,

organize suçlarla ilgili olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin

işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu

unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda

bir sonuca ulaşılabilir (Murat Narman,

§ 63).

49. Dolayısıyla Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan

kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler

çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı dikkate

alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç

işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği

sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul

edilmesi gerekir (Murat Narman,

§§ 64, 65).

50. Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla

tutuklanması ve tutukluluğun uzatılması kabul edilemez. Bununla beraber

tutukluluğu meşru kılan gerekçeler gösterilerek bir zanlı ya da sanığın

tutuklanmasının keyfî olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı derecede

kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermek

ya da tutukluluğu devam ettirmek bu çerçevede değerlendirilmemelidir (Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014,

§ 70).

51. Somut olayda, başvurucunun yargılandığı davada Mersin 3.

Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/157 sayılı dosyasında 5/7/2007 tarihli celsede "üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti,

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular, tatbiki istenen sevk

maddesindeki cezamiktarına göre kaçma şüphesinin

mevcudiyeti" gerekçeleriyle tutukluluk devam ettirilmiştir.

52. Davanın birleştirildiği Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2007/144 sayılı dosyasında 8/8/2007 tarihli celsede "üzerlerine atılı suçun niteliğine, mevcut kanıt

durumuna, delillerin henüz toplanmamış olmasına nazaran";

3/10/2007, 26/11/2007, 21/1/2008, 5/3/2008, 22/4/2008, 20/6/2008, 13/8/208,

10/10/2008, 18/11/2008 ve 26/12/2008, tarihli celselerde "üzerlerine atılı suçun niteliğine, mevcut kanıt

durumuna, sevk maddesinde öngörülen azami ceza miktarına, delillerin henüz

toplanmamış olmasına" dayanılarak tutukluluk hâlinin devamına

karar verilmiştir.

53. Yargıtay bozma ilamı sonrası E.2011/454 sayılı dosya

üzerinden devam olunan yargılamada ise Mahkeme 23/11/2011, 27/1/2012, 13/3/2012

ve 24/4/2012 tarihli celselerde "üzerine

atılı suçun niteliği, haklarında kuvvetli suç şüphesini uyandıran somut

delillerin bulunması, sevk maddesinde öngörülen asgari ve azami miktarlar ile CMK’nin 100/3 maddesi nazara alındığında kaçma şüphesi ve

adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı" gerekçesiyle

tahliye taleplerini reddedilerek tutukluluğun devamına karar vermiştir.

54. Son olarak E.2013/361 sayılı dosya üzerinden devam olunan

yargılamada Mahkemenin 25/12/2013 tarihli celsede tutukluluğun devamına karar

verirken "üzerine atılı suçun niteliği,

hakkında kuvvetli suç şüphesini uyandıran somut delillerin bulunması, tutuklu

kaldıkları süre içerisinde kararın temyizi nedeniyle Yargıtay ilgili ceza

dairesinde geçen sürelerin 5 yıllık tutukluluk süresine dahil edilmeyeceğine

yönelik yerleşik Yargıtay İçtihatları, sevk maddesinde öngörülen asgari ve

azami miktarlar ile CMK'nın 100/3 maddesi nazara

alındığında kaçma şüphesi ve adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı"

gerekçelerine dayandığı anlaşılmıştır.

55. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı,

başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği

tarihtir (Murat Narman, § 66).

56. Tutukluluk süresinin hesabında ilk derece mahkemesi önünde

yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira kişi

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse bu

kişinin hukuki durumu "bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu" olma

kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen hükme

bağlı olarak tutma hâline dönüşmektedir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM), mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlini tutukluluk olarak

nitelendirmemekte ve temyiz aşamasında geçen süreyi tutukluluk süresinin

hesabında dikkate almamaktadır. Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da

benimsenmiş ve temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine

hükmedilmiştir (Hamit Kaya, B.

No: 2012/338, 2/7/2013, § 41). Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler

tutukluluk süresinin değerlendirmesinde dikkate alınmaz. Ancak bozma kararı

sonrasında bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk

derece mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır (Savaş Çetinkaya, B. No: 2012/1303,

21/11/2013, § 42).

57. Somut olayda başvurucu 4/4/2007 tarihinde tutuklanmıştır.

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/4/2007 tarihli iddianamede

başvurucunun kasten öldürme suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması talep

edilmiştir. Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 3/2/2009 tarihli kararı ile

başvurucunun isnat edilen suçtan mahkûmiyetine karar vermiş; temyiz incelemesi

sonucunda Yargıtay 1. Ceza Dairesi 18/7/2011 tarihli ilamı ile anılan

mahkûmiyet hükmünü esas yönünden bozmuştur. Mahkemenin, bozma ilamı sonrası

verdiği 5/6/2012 tarihli mahkûmiyet hükmü de Yargıtay 1. Ceza Dairesinin

24/9/2013 tarihli ilamıyla yine esas yönünden bozulmuştur. Mahkemece son olarak

10/1/2014 tarihinde başvurucunun isnat edilen kasten öldürme suçundan 18 yıl 4

ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş; anılan hüküm Yargıtay 1.

Ceza Dairesi tarafından 17/11/2014 tarihli ilam ile onanarak kesinleşmiştir.

58. Bu belirlemelere göre başvurucu 4/4/2007-3/2/2009,

18/7/2011-5/6/2012 ve 24/9/2013-10/1/2014 tarihleri arasında bir suç isnadına

bağlı olarak hürriyetinden yoksun

kalmış iken 3/2/2009 ile 18/7/2011, 5/6/2012-24/9/2013 tarihleri arasında ve

10/1/2014 tarihinden sonra İlk Derece Mahkemesince verilen hükme bağlı olarak

tutulmuştur. Başvurucu, bir suç isnadına bağlı olarak 4/4/2007 ile 3/2/2009 tarihleri

arasında 1 yıl 9 ay 29 gün, 18/7/2011 ile 5/6/2012 tarihleri arasında 10 ay 17

gün ve 24/9/2013 ile 10/1/2014 tarihleri arasında 3 ay 16 gün olmak üzere

toplam 1 yıl 22 ay 62 günsüreyle hürriyetinden yoksun

bırakılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun tutukluluk süresinin yaklaşık üç yıl

olduğu görülmektedir.

59. Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler ancak

kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla

veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde

tutulabilirler. Bu şartların tutukluluk süresince devam ediyor olması,

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz

bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam edip etmediğinin ilgili ve yeterli

gerekçelerle ortaya konması ve yürütülen işlemlerde gerekli özenin gösterilmesi

gerekir (Burhan İsmailoğlu, B.

No: 2012/349, 25/6/2014, § 37).

60. Dava dosyasının incelenmesinde derece mahkemelerince

kuvvetli suç şüphesi altında bulunduğu kabul edilen ve İlk Derece

Mahkemesindeki yargılama sonucunda kasten öldürme suçundan 18 yıl 4 ay hapis

cezası ile cezalandırılmasına karar verilen başvurucunun tutukluluğunun

devamına ilişkin kararların gerekçelerinde genel olarak suçun niteliğine, kaçma

şüphesinin bulunmasına, suça ilişkin kanunda öngörülen hapis cezasının

miktarına, delillerin toplanmamış olmasına (delillere etki edilmesi ihtimaline)

ve adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacak olmasına değinildiği

görülmektedir. Kişinin mahkûmiyeti hâlinde alacağı hapis cezanın ağırlığı,

kaçma şüphesinin varlığına işaret eden durumlardan biridir. Başvurucunun,

hakkındaki mahkûmiyet kararının infazı kapsamında tutulu bulunduğu açık ceza

infaz kurumundan firar ettiği görülmektedir. İsnat edilen kasten öldürme gibi

ağır nitelikteki bir suça ilişkin kuvvetli suç şüphesi altında bulunduğu kabul

edilen, hakkında adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı anlaşılan ve İlk

Derece Mahkemesindeki yargılama sonucunda 18 yıl 4 ay gibi nitelikli bir süre

hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilen başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına ilişkin derece mahkemelerince açıklanan gerekçeler yaklaşık 3

yıllık tutukluluk süresi yönünden ilgili ve yeterlidir.

61. Öte yandan başvurucunun yargılandığı davada, Mersin 3. Ağır

Ceza Mahkemesince 5/7/2007 tarihinde yapılan ilk duruşmada birleştirme kararı

verilerek dosyanın Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği, anılan

Mahkemenin E.2007/144 sayılı dosya üzerinden yürütülen yargılamada ortalama

ikişer aylık aralıklarla on iki duruşma yapıldığı, ayrıca iki kez ara celse

açıldığı, 3/2/2009 tarihinde verilen mahkûmiyet hükmünün Yargıtay 1. Ceza

Dairesinin 18/7/2011 tarihli ilamı ile esas yönünden bozulduğu, sonrasında

E.2011/454 sayılı dosyası üzerinden devam olunan yargılamada da ikişer aylık

aralıklarla beş duruşma yapıldığı, 5/6/2012 tarihinde verilen mahkûmiyet

hükmünün de Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 24/9/2013 tarihli ilamı ile yine esas

yönünden bozulduğu, bozma ilamı sonrası E.2013/361 sayılı dosya üzerinden

yürütülen yargılamanın ise on beş gün arayla yapılan iki duruşmada

sonuçlandırıldığı, Mahkemelerce genel olarak davanın yürütülmesinde bir

özensizlik gösterilmediği tespit edilmiştir.

62. Başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkin Derece

Mahkemelerince açıklanan gerekçelerin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru

nedenlerinin belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması ve davanın

yürütülmesinde bir özensizliğin bulunmaması dikkate alındığında üç yıllık

tutukluluk süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

63. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

30/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör : Aydın ŞİMŞEK Başvurucu : Serhat YAVUZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/1469, 30 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak
  12. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Necipoğlu
  14. Gökcan
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/1469
Tarih
30 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Cuma Çiftçi Başvurusu (B. No: 2014/274)
  • Abc Çağdaş Dersanecilik Eğitim Turizm Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/4806)
  • A. S. Başvurusu (B. No: 2014/2841)
  • Tamer Morkoç Başvurusu (B. No: 2013/5507)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2014/1155
  • Yaşar İsmet Demiröz Başvurusu (B. No: 2014/6643)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.