İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2014/5426 Tarih:

Seydo Çakır Başvurusu (B. No: 2014/5426)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

SEYDO ÇAKIR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/5426)

Karar Tarihi: 17/11/2014

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, uyuşturucu veya

uyarıcı madde ticareti yapma suçundan yargılandığı davada, delillerin eksik ve

hatalı değerlendirilmesi sonucu mahkûmiyetine karar verildiği ve makul sürede

yargılanmadığı gerekçesiyle Anayasa'nın 36. maddesinde belirtilen adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/4/2014 tarihinde

Hakkari Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel

bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 21/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

5/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 15/9/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Kolluk görevlilerince Van

ilinde 4/6/2005 tarihinde hurda malzemesi taşıyan bir kamyonda yapılan aramada

hurda demirlerinin altına gizlenmiş vaziyette uyuşturucu madde bulunması

üzerine aynı gün Van Cumhuriyet Başsavcılığınca uyuşturucu veya uyarıcı madde

ticareti yapma suçundan soruşturma başlatılmıştır.

8. Başvurucunun soruşturma

evresinde 8/8/2005 tarihinde atılı suçtan ifadesi alınmıştır.

9. Başvurucunun uyuşturucu veya

uyarıcı madde ticareti yapma suçunu işlediği konusunda yeterli şüpheye ulaşan

Van Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı yer 1. Ağır Ceza Mahkemesine hitaben 9/3/2006

tarih ve E.2006/39 sayılı iddianame düzenlemiştir.

10. Başvurucu, Van 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin 13/6/2007 tarih ve E.2005/361, K.2007/244 sayılı kararıyla

uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçundan 4 yıl 2 ay hapis ve 2.000

TL adli para cezasına mahkûm edilmiştir.

11. Başvurucunun temyizi üzerine

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 27/1/2014 tarih ve E.2009/18714, K.2014/660 sayılı

ilâmıyla Mahkeme kararını onamış ve karar aynı tarihte kesinleşmiştir.

12. Başvurucu, nihai karardan

cezaevine konulduğu 20/3/2014 tarihinde haberdar olduğunu belirtmiştir.

13. Başvuru, 11/4/2014 tarihinde

yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

14. 23/3/2005 tarih ve 5320

sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un

8. maddesi, 4/4/1929 tarih ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü

Kanunu’nun 305 ila 326. maddeleri, 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun 188. maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 17/11/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 11/4/2014 tarih ve 2014/5426

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, Mahkemenin diğer

sanığın suçtan kurtulmaya yönelik çelişkili beyanlarına itibar ettiğini, aynı

şekilde diğer sanığın eşinin yanlı tanık beyanını hükme esas aldığını, şüpheden

sanığın yararlanacağı genel ilkesini değerlendirmediğini ve yargılamanın uzun

sürdüğünü belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1.

Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

17. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

18. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

19. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

20. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

21. Başvurucu, şüpheden sanığın

yararlanacağı genel ilkesi gözetilmeden yanlı tanık beyanlarının hatalı

değerlendirilmesi sonucu mahkûmiyetine karar verilmek suretiyle anayasal

haklarının ihlal edildiğini belirtmektedir. Dolayısıyla başvurucunun

iddialarının özü, derece mahkemesinin delilleri değerlendirme ve yorumlamada

isabet edemediğine ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkindir.

22. Mahkeme, iletişimin tespiti

içeriklerine, tanık beyanlarına, arama ve el koyma tutanağına, ekspertiz

raporuna ve diğer delillere dayanarak söz konusu kararı vermiştir. Anılan

kararda tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller

değerlendirilerek, ilgili hukuk kuralları da yorumlanmak suretiyle bir sonuca

ulaşılmıştır.

23. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin ve Yargıtayın kararında

bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit

edilememiştir.

24. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası

25. Başvurucunun yargılamanın

uzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet

için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

26. Başvurucu, hakkında

yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın makul süre içinde sonuçlanmaması

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

27. Anayasa ve İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali

iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün

olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının

somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın

36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü

Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

28. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

29. Anayasa’nın 36. ve

Sözleşme’nin 6. maddeleri uyarınca kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile

ilgili uyuşmazlıkların yanı sıra, cezai alanda yöneltilen suç isnatlarının

makul sürede karara bağlanmasını talep hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, bir

kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi olup,

kişiye cezai alanda yöneltilen iddianın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının

tespitinde; iddia olunan suçun pozitif düzenlemelerdeki tasnifinin, suçun

gerçek niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ile ağırlığının

değerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç

olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları

uygulanmış ise, ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın, adil

yargılanma hakkının kapsamına girdiği kabul edilecektir (B. No: 2012/625,

9/1/2014, § 31).

30. Somut olayda, Van ilinde

4/6/2005 tarihinde hurda malzemesi taşıyan kamyonda yapılan aramada hurda

demirlerinin altına gizlenmiş vaziyette uyuşturucu madde bulunması üzerine aynı

gün Van Cumhuriyet Başsavcılığınca uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma

suçundan soruşturma başlatılmıştır. Başvurucunun soruşturma evresinde 8/8/2005

tarihinde atılı suçtan savunması alınmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan

suç hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır (bkz. § 14). Bu çerçevede

başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No:

2012/625, 9/1/2014, § 32).

31. Cezai alanda yöneltilen suç

isnatları ile ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili

makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama

veya gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı an olup, somut başvuru açısından bu

tarih, başvurucunun bahse konu suç kapsamında ifadesinin alındığı ve böylece

isnattan haber olduğu anlaşılan 8/8/2005 tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise,

suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği tarihtir. (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 34; B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti

açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucu hakkındaki suç isnadına ilişkin

olarak verilen mahkumiyet kararının kesinleşme tarihi

olan 27/1/2014 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

32. Başvurucunun ifadesinin

alındığı 8/8/2005 tarihinden Van 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/6/2007 tarihli

kararı arasında 1 yıl 10 ay 5 günlük bir sürenin geçtiği görülmektedir. Dört

adet sanığın yargılandığı davada, başvurucunun savunması, istinabe suretiyle

22/9/2006 tarihinde alınmıştır. Yargılama ilk derece mahkemesince 11 celsede

tamamlanmıştır. Davanın kanun yolu (temyiz) aşaması ise 6 yıl 7 ay 14 gün

sürmüştür.

33. 5271 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 22-45).

34. Başvuruya konu davada yer

alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin

niteliği kapsamında davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu

yaklaşık sekiz yılı aşkın yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

35. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

36. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle 50.000

TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

37. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

38. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin sekiz yılı aşkın yargılama

süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya

net 5.850,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

39. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın sonucunun adil olmadığı

yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 5.850,00 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin

REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme

olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre

için yasal faiz uygulanmasına,

17/11/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Akif YILDIRIM

Başvurucu

:

Seydo

ÇAKIR

Vekilleri

:

Av. Zeydin KAYA, Av.

Hamdi PÜLAT,

Av. Handan ÇİFTÇİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/5426, 17 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası