İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Songül Uçkan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2070)

1. Başvuru, özelleştirme kapsamına alınan kurumda görev

Başvuru No2015/2070Tarih19 Kasım 2020Okuma22 dk · 4.341 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Songül Uçkan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
19 Kasım 2020
Başvuru Numarası
2015/2070
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.341 kelime·22 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, özelleştirme kapsamına alınan kurumda görev

yapan personelin devrine ilişkin yönetim kurulu kararının iptaline dair yargı

kararının icra edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 2/2/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından 2015/2076, 2015/2078 başvuru

numaralı bireysel başvuru dosyalarının konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle

2015/2070 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve

incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

A. Bireysel

Başvurudan Önceki Süreç

9. Başvurucular; Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol

İşletmeleri (TTA) A.Ş. Genel Müdürlüğü bünyesindeki Ambalaj Fabrikasında

(Fabrika) görev yapmaktayken TTA A.Ş. özelleştirme kapsamına alınmıştır.

10. Özelleştirme Yüksek Kurulunun (ÖYK) 20/4/2011 tarihli

kararı ile; TTA A.Ş. mülkiyetinde bulunan fabrikanın taraflarca mutabakat

sağlanacak uygun sayıda işçi ile birlikte Hazine Müsteşarlığı Darphane ve Damga

Matbaası Genel Müdürlüğüne devredilmesine karar verilmiştir. Devrin usulüne

ilişkin TTA A.Ş. ile Hazine Müsteşarlığı Darphane ve Damga Matbaası Genel

Müdürlüğü arasında 4/1/2012 tarihinde protokol imzalanmıştır.

11. ÖYK'nın kararı gereğince yapılan protokoller

çerçevesinde; TTA A.Ş. yönetim kurulu 149 işçiden 75 işçinin istihdam fazlası

personel olarak belirlenerek fabrikayla birlikte devrine; aralarında

başvurucuların da bulunduğu geriye kalan 74 işçinin ise TTA A.Ş. Genel

Müdürlüğü, Sosyal Tesisler Müdürlüğüne nakline karar vermiştir. TTA A.Ş. Genel

Müdürlüğünün özelleştirme neticesinde tüzel kişiliği kaldırılmış ve münfesih

hâle gelmiştir.

12. Başvurucular, istihdam fazlası personel olarak

belirlenmeyip sosyal tesisler müdürlüğünde görevlendirilmelerine ilişkin

yönetim kurulu kararının iptali istemiyle TTA A.Ş. Genel Müdürlüğüne karşı

idare mahkemesinde dava açmıştır.

13. İstanbul 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 29/3/2013

tarihli kararlarla TTA A.Ş. yönetim kurulu kararının iptaline karar vermiştir.

Karar gerekçesinde; fabrikada görev yapan personelden hangilerinin ilgili

kuruluşa devredilip hangilerinin devredilmeyeceği hususunun, görev yapan

işçilerin çalışma hayatının devamlılığı açısından hayati önem arz ettiğini

belirterek devredilecek işçilerin somut ve gerçekçi kriterler çerçevesinde

belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. İdarelerin savunmasında birtakım

kriterler çerçevesinde bu tespitin yapıldığı ileri sürülse de gerek dosyada bu

tespitin nasıl yapıldığına dair hiçbir belge sunulmaması gerekse devredilecek

personelin neye göre belirlendiğinin ortaya konulmaması nedeniyle idarelerin

haiz olduğu takdir yetkisini hukuka uygun olarak kullanıldığından söz etme

olanağı bulunmadığını kabul eden Mahkeme, bir kısım personelin istihdam fazlası

olarak Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğüne devrine, aralarında

başvurucuların da bulunduğu bir kısım personelin ise kuruluş merkezinde

çalıştırılmaya devam edilmesine ilişkin kararda hukuka uygunluk bulunmadığı

sonucuna varmıştır.

14. Söz konusu iptal kararı üzerine idarece herhangi bir

işlem tesis edildiğine dair dosyada bilgi ve belge bulunmamaktadır.

15. Temyiz talebi üzerine Danıştay Beşinci Dairesi

(Daire) muhtelif tarihlerde Mahkemenin kararlarını bozmuştur. Bozma

kararlarının gerekçesinde; devredilecek işçilerin ne şekilde saptanacağına

ilişkin herhangi bir kriter öngörülmediği, sadece taraflarca mutabakat

sağlanacak uygun sayıda işçi personelinin anılan genel müdürlüğe devrinden söz

edildiği ifade edilmiştir. Ayrıca dava konusu yönetim kurulunun kararında,

devredilecek işçilerin Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından

öğrenim durumu, yaş, hizmet yılı, kadro unvanı ve fiilen yaptığı görev gibi

kriterler çerçevesinde değerlendirildiği, devredilecek personelin tespitinde

takdir yetkisine sahip olunduğu ve belirli kişilerin tespiti hususunda yargı

kararı ile idarenin zorlanamayacağı vurgulanmıştır.

16. Başvurucular, karar düzeltme talebinde bulunmuşlarsa

da Daire tarafından talepleri reddedilmiştir.

17. Başvurucular, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı

nezdinde İstanbul 1. İdare Mahkemesinin iptal kararını uygulamadığını ileri

sürdükleri görevliler hakkında görevi kötüye kullanma suçu isnadıyla

şikâyette bulunmuştur.

18. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı 31/10/2014

tarihinde Danıştay Beşinci Dairesi'nin bozma kararına gerekçesinde yer vererek

henüz davanın kesinleşmediğini, yetkililerin görevlerini kötüye kullandıklarına

dair kamu davası açılmasını gerektirir suç şüphesi olmadığını belirterek

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz da

Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 29/12/2014 tarihinde

reddedilmiştir.

19. Başvurucular, itirazın reddine dair kararı 13/1/2015

tarihinde tebliğ aldıktan sonra 2/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. Bireysel

Başvurudan Sonraki Süreç

20. Mahkeme, bozma kararına uymayarak ilk verdiği

kararlarda ısrar etmiştir.

21. Temyiz üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu

(İDDK) 14/4/2016 tarihli kararla Mahkemenin ısrar kararlarını onamıştır.

22. Karar düzeltme talebi İDDK tarafından 4/12/2017

tarihinde reddedilmiştir.

23. Anayasa Mahkemesince, başvurucuların uygulanmadığını

ileri sürdükleri kararların gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ve

başvurucular hakkında konuya ilişkin olarak bir işlem yapılıp yapılmadığı

hususlarında Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Devlet Personel Başkanlığından

bilgi istenmiştir.

24. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından gönderilen

5/12/2018 tarihli yazı ve eklerinde yukarıda aktarılan olay silsilesine yer

verilerek gelinen süreçte Sosyal Tesisler Müdürlüğüne nakledilen personelden 10

işçinin iş sözleşmesinin kendi istekleriyle (4/C kapsamında atanabilmek için)

sona erdiği, diğerlerinden de çeşitli sebeplerle ayrılanların olduğu ama bu

işçiler arasından toplam 17'si tarafından dava açıldığı belirtilmiştir. Yargı

kararlarının yerine getirilmesi amacıyla 17 işçiyle ilgili Darphane ve Damga

Matbaası Genel Müdürlüğüne kararların iletildiği, 29/8/2016 tarihli yazıyla

davanın tarafı olmadıklarını, verilen iptal kararının TTA A.Ş. yönetim kurulu

kararına ilişkin olduğunu ve bu kararın yapılan işçi devrine ilişkin

protokollerden sonra alındığını, dolayısıyla kendilerini bağlayıcı bir karar

olmadığını belirterek 17 işçi hakkında işlem yapmayacakları şeklinde cevap

aldıklarını iletmişlerdir. Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünün cevabı

üzerine münfesih kurum yönetim kurulunca yeniden bir karar alındığını ve 17

işçinin Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğüne devredilmesine karar

aldıklarını ancak benzer gerekçelerle aynı cevabı aldıklarını ifade

etmişlerdir.

25. Devlet Personel Başkanlığı tarafından gönderilen

yazılarda başvurucuların Sosyal Tesisler Müdürlüğünde bir süre çalıştıktan

sonra kendi istekleri doğrultusunda 4/C kapsamında farklı kamu kurumlarında

geçici personel olarak görevlendirildiğine yer verilmiştir.

Görevlendirildikleri kurumlardan da başvuruculardan Songül Uçkan'ın 14/7/2017

tarihinde emekli olarak, Bekir Baltacıoğlu'nun 12/2/2016 tarihinde yaşlılık ve

malullük aylığı almaya hak kazanarak, Filiz Uçar'ın ise 30/4/2013 tarihinde

kendi isteğiyle istifa ederek ayrıldığı belirtilmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

26. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "Kararların sonuçları" kenar başlıklı 28.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"1. Danıştay, bölge idare

mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına

ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye

veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye

tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. ..."

27. 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme

Uygulamaları Hakkında Kanun'un "Kuruluşlardaki Personelin Nakli"

kenar başlıklı 22. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Özelleştirme programına alınan

kuruluşlarda (iştirakler hariç) ilgili kuruluş veya İdare tarafından istihdam

fazlası personel belirlenmesi ya da bu kuruluşların kısmen veya tamamen satışı

nedeniyle kamu tüzel kişiliğinin sona ermesi, devredilmesi, küçültülmesi,

faaliyetlerinin durdurulması, kapatılması, tasfiye edilmesi halinde; bu

kuruluşlarda programa alınma tarihi itibarıyla 657 sayılı Devlet Memurları

Kanununa tâbi olarak veya sözleşmeli statüde çalışmakta olanlar ile iş kanunlarına

tâbi olarak görev yapmakla birlikte toplu iş sözleşmesi hükümlerinden

yararlanmayan genel müdür, genel müdür yardımcısı, teftiş kurulu başkanı, kurul

başkanı, daire başka-nı, müessese, bölge, fabrika, işletme ve şube müdürü,

müfettiş ve müfettiş yardımcısı, müşavir ve başuzman unvanlı kadrolara atanmak

suretiyle görev yapan personel, kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere

yukarıda belirtilen işlemlerin tamamlanmasından itibaren onbeş gün içerisinde

İdare tarafından Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Nakil hakkı tanınan

bir kadro veya pozisyonda görev yapmakta iken İdare tarafından ihdas edilen ve

iş kanunlarına tâbi olan kadrolara atanmayı kabul edenler ile kuruluş

özelleştirme programına alındıktan sonra kuruluşa naklen veya açıktan atananlar

bu madde ile getirilen nakil hakkından yararlanamaz. İdare, özelleştirme

programındaki kuruluşlarda nakil hakkı kapsamında yer alan kadro ve

pozisyonlardan boş bulunanları iptal etmeye, kadro ve pozisyonların yerini,

aynı kuruluş bünyesindeki şirketler veya işyerleri arasında değiştirmeye

yetkilidir. Özelleştirme programındaki herhangi bir kuruluşun personeli, İdare

tarafından özelleştirilecek kuruluşlarda görevlendirilebilir ve

yetkilendirilebilirler."

B. Uluslararası

Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes davasının, medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve

tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde,

görülmesini isteme hakkına sahiptir."

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

29. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargı

kararlarının icra edilmesi hakkını, adil yargılanma hakkının unsurlarından biri

olarak kabul etmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı

mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını

isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama

sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur.

Karar, uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan,

B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40).

30. AİHM'e göre herhangi bir mahkeme tarafından verilen

bir kararın icrası, 6. maddenin amaçları bağlamında davanın ayrılmaz bir

parçası olarak düşünülmelidir (Hornsby/Yunanistan, § 40; Scordino/İtalya

(No. 1) [BD], B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 196). Kamu otoriteleri, nihai

yargı kararına uymak için gerekli önlemleri almada başarısız olduğu takdirde

6/1. maddenin hükümlerini tüm yararlı etkilerinden mahrum bırakmış olurlar (Burdov/Rusya,

B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 37).

31. AİHM, yukarıdaki prensiplerin -sonuçları davacının

medeni hakları üzerinde belirleyici olan idari uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamalar bağlamında- daha büyük bir öneme sahip olduğunu ifade etmektedir.

Gerçekte davacı, devletin en üst idari mahkemesi önünde iptal başvurusunda

bulunmak suretiyle yalnızca hakkında itirazda bulunulan kararın iptalini değil

aynı zamanda ve her şeyden önce söz konusu kararın neticelerinin ortadan

kaldırılmasını talep etmektedir. Dolayısıyla davacının etkili bir şekilde

korunması ve hukuka uygunluğun yeniden sağlanması idari makamların kararı icra

etme yükümlülüğünün olmasını gerektirir (Hornsby/Yunanistan, § 41; Kyrtatos/Yunanistan,

B. No: 41666/98, 22/5/2003, §§ 31, 32).

32. AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının

lehine karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda

Sözleşme'nin 6. maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının bir

anlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin bir

yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesi, 6. madde anlamında davanın

tamamlayıcı unsuru olarak değerlendirilmelidir (Burdov/Rusya, § 34).

33. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında bir yargı

yerine ulaşma hakkının sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil aynı

zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir

beklentiyi de koruduğunu kabul etmiştir (Apostol/Gürcistan, B. No:

40765/02, 28/2/2007, § 54).

34. Reisner/Türkiye (B. No: 46815/09, 21/7/2015,

§§ 48-50) kararına konu olayda ise bir bankaya el konulması işleminin yargı

kararıyla iptal edilmesine rağmen bu bankanın üçüncü bir kişiye satışı

nedeniyle söz konusu yargı kararının uygulanmaması söz konusudur. AİHM

başvurucunun dava açabilmekle birlikte iptal kararının icrasının mümkün

olamadığına dikkati çekmiştir. AİHM'e göre yerel icra usulünün karmaşıklığı

veya devletin bütçe sistemi, Sözleşme uyarınca bağlayıcı ve icra edilebilir

yargısal kararların makul bir süre içinde icra edilmesini herkes için sağlama

yükümlülüğünden devleti muaf tutamaz.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

35. Mahkemenin 19/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kararın

İcrası Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

36. Başvurucular; lehlerine verilen iptal kararlarının

uygulanmadığını bu nedenle özlük haklarındaki iyileşmenin engellendiğini, maddi

yönden zarara uğradıklarını belirterek Anayasa'nın 2., 17., 36., 38. ve 138.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

37. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar

başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

38. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrası şöyledir:

"Yasama ve yürütme organları ile

idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme

kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini

geciktiremez."

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Bu çerçevede başvurucunun yukarıda yer verilen şikâyetlerinin özünün

kesinleşmiş yargı kararının uygulanmadığı hususuna ilişkin olduğu görüldüğünden

belirtilen ihlal iddiası niteliği gereği kararın icrası hakkı bağlamında

incelenmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

40. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Erol Aksoy

([GK], B. No: 2016/11026, 12/12/2019) kararında, 2577 sayılı Kanun'un 28.

maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen tazminat yolunun idarenin mahkeme

kararlarını uygulama yönündeki anayasal yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığını,

bu tazminat hükümlerinin kararın uygulanmamasının alternatif bir yolu olarak

kabul edilemeyeceğini ve idareyi kararı uygulamaktan alıkoymaması gerektiğini

ifade etmiştir. Ayrıca idarenin hukuki veya fiilî imkânsızlıklar olsa dahi her

durumda kararı uygulamak için elinden gelen her gayreti gösterdiğini ve

ilgiliye eski hâle getirme ilkesine göre en uygun alternatif çözümü önererek

yargı kararına uyma iradesini haiz olduğunu ortaya koyması gerektiği

belirtilmiştir. Bu doğrultuda kesinleşmiş bulunan yargı kararlarının

uygulanmadığı durumlarda kararın icrası hakkından şikâyet edebilmek adına

başvurucuların başka bir yolu tüketmeye, tazminat davası açmaya zorlanamayacağı

tespit edilmiştir (Erol Aksoy, §§ 47-58).

41. Somut başvuruda, kesinleşmiş bir iptal hükmünün icra

edilmediği yönünde ihlal iddiasında bulunulduğundan başvurucuların ayrıca başka

bir yolu tüketmesine gerek bulunmamaktadır.

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kararın icrası hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamıştır.

b. Esas

Yönünden

i. Genel

İlkeler

43. Hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğünün

sağlanabilmesi için devletin her türlü işlem ve eyleminin yargı denetimine açık

olması gerekir. Nitekim Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasının ilk

cümlesinde “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu

açıktır.” denilmek suretiyle bu husus anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.

Ancak hukuk güvenliğinin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması için devletin işlem

ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık tutulması yeterli olmayıp yargı

mercileri tarafından verilen kararların gecikmeksizin uygulanması da gerekir.

Yapılan yargısal denetim neticesinde bir işlemin hukuka aykırı olduğu tespit

edilmesine rağmen işlemin iptali yönündeki kararın uygulanmaması, devletin

işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık tutulmasını anlamsız hâle

getirir. Zira hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğü sadece hukuka aykırılıkların

tespit edilmesiyle değil bunların tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasıyla

sağlanabilir (AYM, E.2012/73, K.2013/107, 3/10/2013).

44. Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasına göre

yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu

hükümde mahkeme kararlarına uyma ve bu kararları değiştirmeksizin yerine

getirme hususunda yasama ve yürütme organları ile idare lehine herhangi bir

istisnaya yer verilmemiştir. Yargı kararlarının ilgili kamu makamlarınca

zamanında yerine getirilmediği bir devlette, bireylerin yargı kararıyla

kendilerine sağlanan hak ve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmeleri mümkün

olmaz. Dolayısıyla devlet, yargı kararlarının zamanında icra edilmesini

sağlayarak bireyler aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu

yolla bireylerin kamu otoriteleri ile hukuk sistemine olan güven ve saygılarını

korumakla yükümlüdür. Bu sebeple Anayasa'nın 2. maddesinde öngörülen hukuk

devleti ilkesinin bir gereği olarak bireylerin kamu otoritesi ve hukuk

sistemine olan güven ve saygılarını koruma adına vazgeçilemez bir görev ifa

eden yargı kararlarının zamanında icra edilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul

edilemez (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Arman Mazman, B. No:

2013/1752, 26/6/2014, § 61).

45. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun

doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı,

kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan

en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa'nın yasama ve yürütme

organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme

kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade

eden 138. maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (Arman Mazman, § 57).

46. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama

özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve

davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil yargılama sonunda hakkı

olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010).

Bu bağlamda mahkemeye erişim hakkı mahkemece verilen kararın uygulanmasını

isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması yargılamanın

dışında olmakla birlikte onu tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını

sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı

olmayacaktır. Bu nedenle yargı kararlarının uygulanması mahkemeye erişim

hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre yargılama sonucunda

mahkemenin bir karar vermiş olması yeterli değildir, ayrıca bu kararın etkili

bir şekilde uygulanması da gerekir. Hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını

taraflardan birinin aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren

düzenlemeler bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde

engellenmesi hâllerinde mahkemeye erişim hakkı da anlamını yitirecektir

(Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28).

47. Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında düzenlenen

yargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel

ilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme saygı ilkesinin de bir

gereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin

hüküm, zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse adil

yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır (Arman

Mazman, § 65).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

48. Başvurucular, özelleştirme kapsamına alınan bir

kurumda çalışmaktayken çalıştıkları fabrikanın farklı bir kuruma belirli

personelle devredilmesi ve kendilerinin merkezi kuruluşta kalmalarına ilişkin

yönetim kurulu kararını dava konusu etmiş ve bu yönetim kurulu kararı objektif kriterler

içermediği gerekçesiyle ile iptal edilmiştir. Başvurucuların kararlarının

uygulanması istemi ise fiilî olarak mümkün olmadığı gerekçesiyle İdarece

reddedilmiştir. Somut başvuruya temel olan süreçte esasa ilişkin olarak

verilen, kesinleşmiş fakat uygulanmamış olan bir yargı kararının varlığı

hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

49. Anayasa'nın 11. maddesine göre Anayasa hükümleri;

yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve

kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kamu makamlarının yargı kararlarına

uyma zorunluluğunun dayanağı ise Anayasa'nın emredici nitelikteki 138.

maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu bağlamda Anayasa'nın anılan hükümleri

uyarınca devletin yargı kararlarına uyulmasını sağlayacak tedbirleri sağlaması

ve gerekli mekanizmaları oluşturması zorunludur (Erol Aksoy § 81).

50. İdari yargı kolunda açılan davalar (idari

sözleşmelerden kaynaklanan bazı davalar hariç), idari fonksiyonun eylem ya da

işlem şeklinde tezahür etmesi üzerine idari fonksiyonu icra eden kamu makamına

karşı açılan iptal ve tam yargı davalarıdır. Dolayısıyla iptal ya da kabul

hükmünün muhatabı, organik olanı da kapsayacak şekilde fonksiyonel anlamda

idare makamları olmaktadır. Bununla birlikte idarenin yargı kararını icra

etmemesi/edememesi hâli salt kendi iradesinden kaynaklanmayabilir. Lehine karar

verilen kişinin ölmesi, mirasçısının bulunmaması, statüsünün değişmesi,

uyuşmazlık konusu hukuki durumun ortadan kalkması gibi örneklerin

çoğaltılabileceği hâllerde kamu gücünün herhangi bir dahli bulunmadan idarenin

iptal ya da kabul hükmünü uygulaması fiilen mümkün olmaktan çıkabilecektir. Bu

gibi hâllerde kararın icrası hakkına yönelik olarak kamu gücü tarafından

gerçekleştirilen bir ihlalin varlığından söz edilemeyebilir. Bunun yanında

idarenin yargı kararını icra etmemesi/edememesi hâli kamu gücünü kullanan

farklı mercilerin edimlerinden, müdahalelerinden de kaynaklanabilir. Bu

durumlarda doğrudan iptal ya da kabul kararının muhatabı olmasa dahi kamu

gücünü kullanan bir kamu makamının müdahalesinden/etkisinden söz etmek ve bu

etkiyi hakkın ihlal edilip edilmediği bağlamında değerlendirmek mümkündür (Bediha

Altun, B. No: 2015/6354, 23/10/2019, § 41).

51. Kararın icrası hakkı; uyuşmazlığın mahiyeti, icra

edilecek kararın niteliği, yargılama sırasında veya sonrasında meydana gelen

maddi ve hukuki koşulların olası etkileri nedeniyle yargı kararının mutlak

anlamda aynen uygulanmasının sağlanması yönünde bir güvenceyi içermemektedir.

Bunun yanında bir iptal kararını icra etmenin fiilen veya hukuken imkânsız

olduğu olağanüstü koşullarda dahi idarenin uygulama yükümlülüğü ortadan

kalkmamaktadır. Aynen icranın hukuken veya fiilen imkânsız olduğu hâllerde

ifanın şeklinde değişikliğe gidilmesi mümkün görülmelidir. Aynen icranın önünde

engellerin mevcut olduğu durumlarda icra biçiminde değişikliğe gidilmesi mümkün

olsa da bunun ilgilinin yeniden yargıya başvurmasına gerek kalmayacak şekilde

yapılmasına ve alternatif tedbirin kişiye sağlayacağı tatminin aynen icraya

nazaran bariz bir nispetsizlik içinde olmamasına özen gösterilmelidir. İdare,

hukuki veya fiilî imkânsızlıklar olsa dahi her durumda kararı uygulamak için

elinden gelen her gayreti gösterdiğini ve kararı uygulama önündeki engellerin

aşılamaz olduğunu ispatlamak zorundadır. Bu gibi hâllerde idare, ilgiliye eski

hâle getirme ilkesine göre en uygun alternatif çözümü önererek söz konusu

karara uyma iradesinde olduğunu açıkça ortaya koymalıdır (benzer

değerlendirmeler için bkz. Erol Aksoy, § 53).

52. Başvuruya konu iptal kararlarında özetle münfesih

kurum olan TTA A.Ş.nin yönetim kurulu tarafından hangi somut ve gerçekçi

kriterlere göre personel devri konusunda karar alındığının belli olmadığı ifade

edilmiştir. Bu gerekçeye göre iptal kararının uygulanması başvurucular hakkında

yeniden bir yönetim kurulu kararı alınarak değerlendirme yapmakla mümkündür.

Ancak çalıştıkları kamu kurumunun tüzel kişiliği kaldırılmış ve

özelleştirilmiştir. Dolayısıyla artık yönetim kurulunun toplanması mümkün

değildir. Kaldı ki başvurucular da bu süreçte farklı kamu kurumlarına geçici

personel olarak atanmış, nihai olarak bazıları emeklilik sebebiyle bazısı kendi

rızasıyla görevlerinden ayrılmıştır. İdare tarafından mahkeme kararını yerine

getirmek amacıyla birçok girişimde bulunulduğu ileri sürülmüş hatta münfesih

kurum yönetim kurulunca yeniden bir karar alındığı belirtilmiş ise de TTA

A.Ş.nin doğrudan idari işlem tesis etme imkânının olmadığı belirtilmiştir.

Dolayısıyla gelinen süreçte iptal kararının uygulanmasının fiilen mümkün

olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte başvurucuların ihlal iddiasına konu

ettiği temel husus, iptal edilen hukuka aykırı yönetim kurulu nedeniyle

istihdam fazlası personel olarak belirlenmeyerek merkezi kuruluşta kalarak

özlük hakları yönünden geri kalmış olmaları nedeniyle uğradıkları zarardır. Bir

başka ifadeyle başvurucular, iptal kararının uygulanması ile elde edilecek

olası özlük haklarındaki iyileşmeyi elde edememiş olmaktan şikâyet etmektedir.

Başvurucuların iptal kararlarının uygulanmamasına bağladığı sonuç budur.

Başvurucuların iptal kararının uygulanmaması nedeniyle ulaşamadığını/elde

edemediğini ileri sürdükleri hususlar, yönetim kurulunun tekrar karar almasının

doğrudan bir sonucu değildir. Bu anlamda iptal kararının uygulanmasının

doğrudan bir sonucunun elde edilmesinden değil iptal hükmünün olası/ikincil

sonuçlarının elde edilememesinden kaynaklı bir zarardan şikâyet edilmektedir.

53. Bu bağlamda idari makamların yargı kararını yerine

getirmek amacıyla birçok girişimde bulunduğu ancak başvurucular lehine verilen

kesinleşmiş iptal kararlarının fiili imkansızlıklar nedeniyle yerine

getirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumun oluşmasında

başvuruculara atfedilecek bir kusurun bulunmadığı da dikkat alındığında -fiili

imkansızlıktan kaynaklanmış olsa da- lehlerine sonuçlanan kesinleşmiş iptal

kararları uygulanmayan başvurucuların kararın icrası hakkının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır.

54. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında kararın

icrası hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Savcılık

Kararına İlişkin İhlal İddiaları

1. Başvurucuların

İddiaları

55. Başvurucular, yargı kararını uygulamayan kişiler

hakkında suç duyurusunda bulunmalarına rağmen savcılık tarafından hakkaniyete

aykırı olarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

56. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre

bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği

iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu

Sözleşme'ye ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren

başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B.

No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

57. Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin

hak ve ilkelerin medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların

ve bir suç isnadının esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu

belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla

bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına

dayanan başvurular, Anayasa ve Sözleşme kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya

konu olamaz. Bir ceza davasında üçüncü kişilerin cezalandırılmasını talep eden

mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler

Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır (Onurhan Solmaz,

§ 23, 24).

58. Somut olaya ilişkin iddiaların üçüncü kişilerin

cezalandırılmasına yönelik olduğu, dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamına

girmediği anlaşılmaktadır.

59. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

60. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

61. Başvurucular, ihlalin tespiti talebinde bulunmuştur.

62. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmenin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan [GK],

B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

63. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi

gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya

yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun

giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan,

§ 57).

64. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı

durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca

Anayasa Mahkemesi her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması

gerekenlere hükmeder (Ali Kayan, B. No: 2015/9814, 20/3/2019, § 86).

65. İlgili mahkemenin tespit edilen ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırma imkânının bulunmadığı durumlarda ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için kararın bir örneğinin ilgili idareye gönderilmesi gerekebilir.

Bu bağlamda idarece öncelikle yapılması gereken şey, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararı doğrultusunda bir temel hak ve hürriyetin ihlaline yol açan idari eylem

veya işlemin ortadan kaldırılarak tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek

için gereken işlemlerin yapılmasıdır. Bu çerçevede ihlal, yerine getirilmeyen

usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu işlemin hak ihlaline

yol açmayacak şekilde yeniden (veya daha önce hiç yapılmamışsa ilk defa)

yapılması icap etmektedir (Ali Kayan, § 87).

66. Anayasa Mahkemesi kesinleşmiş yargı kararının idari

makamlarca uygulanamaması nedeniyle başvurucuların adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin idarenin

ihmalinden kaynaklandığı tespit edilmiş ancak gönderilecek kurumun tüzel

kişiliğinin ortadan kaldırılmış olması nedeniyle kararın uygulanmasının fiilen

mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

67. Bu durumda tespit edilen ihlalin giderilmesi için eski

hâle getirme kuralına göre kararın idareye gönderilmesinde hukuki yarar

bulunmamaktadır. Başvurucuların tazminat talepleri de olmadığı dikkate

alındığında ihlalin tespitiyle yetinilmesine karar verilmesi gerektiği

kanaatine ulaşılmıştır.

68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harcın

başvuruculara ayrı ayrı 3.000 TL vekâlet ücretinin ise müştereken ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kararın icrası hakkının ihlal edildiğine yönelik

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Kadir ÖZKAYA'nın karşı oyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

2. Savcılık kararına ilişkin adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine yönelik iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

SONUÇ / HÜKÜM

B. Anayasa’nın 36. maddesinde hüküm altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında kararın icrası hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE

OYBİRLİĞİYLE,

C. 226,90 TL harcın başvuruculara AYRI AYRI, 3.000 TL

vekâlet ücretinin MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihlerinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 1. İdare

Mahkemesine (E.2014/2542, K.2014/2349; E.2015/1453, K.2015/1988; E.2014/2548,

K.2014/2348) GÖNDERİLMESİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 19/11/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Özelleştirme kapsamına alınan kurumda görev yapan

personelin devrine ilişkin yönetim kurulu kararının iptaline dair yargı

kararının icra edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına dayalı olarak yapılan somut başvuruda, 2016/11026 sayılı Erol Aksoy

başvurusuna ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nca verilen

12/12/2019 tarihli kararda 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinden bahisle

belirttiğim nedenlerle başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı verilmesi gerektiğini düşündüğümden çoğunluğun başvurunun

esasının incelenmesine ilişkin görüşüne katılmıyorum.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Tuğba YILDIZ Başvurucular : 1. Songül UÇKAN 2. Bekir BALTACIOĞLU 3. Filiz UÇAR Başvurucular Vekili : Av. Aydın AYANOĞLU Başkan Kadir ÖZKAYA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/2070, 19 Kasım 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Bireysel
  10. B. Bireysel
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Kararın
  18. B. Savcılık
  19. C. 6216 Sayılı
  20. VI. Hüküm
  21. A. 1. Kararın icrası hakkının ihlal edildiğine yönelik
  22. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  23. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Karşı Oy
  25. M. Emin KUZ
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/2070
Tarih
19 Kasım 2020

İlgili Kararlar

  • Adem Turan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/29465)
  • Arafat Delen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/37821)
  • Ali Rıza Ataman ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/36639)
  • Ayten Sekman ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/4987)
  • Abdulkerim Aydın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/15889)
  • Doğan Başak Başvurusu (B. No: 2017/32745)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.