İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Süleyman Filiz Başvurusu (B. No: 2018/26987)

1. Başvuru, yargılama devam ederken kamu görevinden ihraç

Başvuru No2018/26987Tarih16 Aralık 2020Okuma28 dk · 5.539 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Süleyman Filiz Başvurusu

Karar tarihi
16 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2018/26987
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.539 kelime·28 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, yargılama devam ederken kamu görevinden ihraç

edilme dolayısıyla davanın konusunun kalmadığından bahisle uyuşmazlığın esasına

yönelik talebin karara bağlanmaması nedeniyle karar hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 27/8/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 2008 yılında Polis Akademisinden mezun olmuş

ve komiser olarak göreve başlamıştır. 2012 yılında Siber Suçlarla Mücadele

Daire Başkanlığında görevlendirilmiştir. Bu görevi esnasında merkez ve il siber

suçlarla mücadele şube müdürlüklerinin ihtiyaçları doğrultusunda 59 il

biriminde yapısal kablolama, kabinet ve enerji panosu işi planlanmış;

başvurucu, bu iş kapsamında Muayene Kabul Komisyonu başkanı olarak

görevlendirilmiştir.

10. Başvurucunun -komisyon başkanı olarak- yerine

getirdiği görev ile ilgili olarak hakkında, 14/6/2013 tarihli İş Görüldü

Tutanağı'nın Muayene Kabul Komisyonun asil üyeleri görevdeyken yedek üyeler

tarafından imzalandığı ve iş bedelinin 59 il için toplamda 389.400 TL olarak

belirlenmesine rağmen 45 il için 384.188,89 TL ödeme yapılmasına neden olunduğu

iddiası ile ilgili olarak disiplin soruşturması başlatılmıştır. Disiplin

soruşturması sonucunda iddialardan ilki olan iş görüldü tutanağının yedek

üyeler tarafından imzalanması ile ilgili olarak başvurucunun üç günlük aylıktan

kesme cezası ile cezalandırılması teklif edilmiştir. İkinci iddia ile ilgili

olarak ise başvurucunun 16 ay uzun süreli durdurma cezası ile cezalandırılması

teklif edilmiştir.

11. Başvurucu belirtilen iddialarla ilgili olarak

2/6/2015 tarihinde savunmasını yapmıştır. Savunmasında, asıl ve yedek üyelerin

hangi durumlarda birbirlerinin yerine geçeceğinin belirlenmediğini belirtmiştir.

Öte yandan İş Görüldü Tutanağı'nın tanzim edildiği anda asil üyelerin işyerinde

olmamaları nedeniyle işlemlerin kesintiye uğramaması amacıyla yedek üyelerin

tutanağı imzaladığı ifade edilmiştir. Bununla birlikte başvurucu ikinci iddia

ile ilgili olarak iş bedelinin tespit edildiği andan sonra 45 il birimi için

yeni ihtiyaçlar ortaya çıkması nedeniyle sözleşme çerçevesinde firma tarafından

şubelere yapılan işin kapsamının arttığını, bu nedenle 45 il için 384.188,89 TL

ödeme yapıldığını, geri kalan 14 il birimi için şube yeri olmaması, taşınacak

olması ya da yeni ek malzeme talep etmeleri gibi nedenlerle işlerinin son grup

olarak sözleşme kapsamında yaptırıldığını ileri sürmüştür. Fiyat tespitlerinin

ve kullanılan malzemelerin miktarlarının yüklenici firmanın bildirmiş olduğu

malzeme birim fiyat ve miktarları üzerinden ilgili iller muayene kabul

komisyonunca yerinde yapılan incelemeler sonucunda belirlendiği vurgulamıştır.

12. İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun

12/6/2015 tarihli kararıyla başvurucu 16 ay uzun süreli durdurma cezası ile

tecziye edilmiştir. Kararda başvurucunun hareketlerinin Bakanlar Kurulunun

23/3/1979 tarihli kararı ile 24/4/1979 tarihli ve 16618 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 7. maddesinde düzenlenen "Hizmet

içinde resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak

eylem ve davranışlarda bulunmak" kapsamında olduğu ifade edilmiştir.

13. Anılan karar başvurucuya 1/9/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu, kararın iptali istemiyle 28/10/2015 tarihinde Şanlıurfa

İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde 2/6/2015 tarihli

savunmasında belirttiği hususları tekrar etmiştir. Bununla birlikte kendisinin

hak edişlerin ödemesi yapılmadan önce veya ödeme yapıldığı gün hazırlanmış

olması gereken taşınır işlem fişlerinin hak ediş ödemelerinin yapıldığı

tarihten sonra düzenlendiği iddiası ile ilgili olarak da cezalandırıldığını

ancak söz konusu cezaya karşı soruşturma yapılmadığı gibi savunmasının da

alınmadığını vurgulamıştır.

14. Mahkeme 23/6/2017 tarihinde Yüksek Disiplin Kurulunun

kararını iptal etmiştir. Kararda başvurucunun ceza almasında yukarıda

belirtilen iki iddianın yanı sıra hak edişlerin ödemesi yapılmadan önce veya

ödeme yapıldığı gün hazırlanmış olması gereken taşınır işlem fişlerinin hak

ediş ödemelerinin yapıldığı tarihten sonra düzenlendiği iddiasının da etkili

olduğu belirtilmiştir. Anılan iddia ile ilgili olarak başvurucu hakkında

soruşturma yürütülmediği ve bu iddiaya ilişkin olarak başvurucuya savunmasını

yapmaya imkân tanınmadığı ifade edilmiştir. Öte yanda diğer iki iddia ile

ilgili olarak ise başvurucunun eylemlerinin hizmet içinde resmî sıfatının

saygınlığını veya güven duygusunu ortadan kaldırabilecek ağırlıkta olmadığı

vurgulanmıştır. Başvurucunun görevini ifa ederken 59 ilde yapılacak iş ve

işlemleri Emniyet Genel Müdürlüğündeki görev yerinden takip etmek durumunda

kaldığı, iş ve işlemlere ilişkin birtakım eksiklikleri davalı idareye şifahen

bildirdiği, tayini çıkarak görevinden ayrıldıktan sonra işin tamamlanması

sürecinde yer almadığı ve davacının resmî sıfatının saygınlığını veya güveni

sarsacak şekilde maddi menfaat elde ettiği veya özel çıkar gözettiği ya da

kasten gerçeğe aykırı iş ve işlemler gerçekleştirdiği yönünde bir tespitinde

bulunmadığı belirtilmiştir.

15. İdare 23/12/2017 tarihinde istinaf yoluna

başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucunun cezalandırılmasına sebep olan

eylemlerin hizmet içinde resmi sıfatının saygınlığını veya güven duygusunu

sarsacak nitelikte olduğunun tespit edildiği ve eylemlerine karşılık olan ceza

ile cezalandırıldığı belirtilmiştir.

16. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi (Bölge İdare

Mahkemesi) 3. İdari Dava Dairesi 25/4/2018 tarihinde mahkeme kararını

kaldırarak konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığında dair

kesin olarak karar vermiştir. Kararda başvurucunun 17/8/2016 tarihli ve 29804

sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 670 sayılı Olağanüstü Hal

Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin “Kamu

Personeline İlişkin Tedbirler” başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrası

uyarınca Ekli listesinde ismine yer almak suretiyle başka hiçbir işleme gerek

kalmaksızın kamu görevinden çıkarıldığı belirtilmiş ve bu sebeple de davanın

konusuz kaldığı ve esasının incelenmesine olanak bulunmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

17. Nihai karar başvurucuya 19/7/2018 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 27/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanun

18. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 2. maddesinin (a) bendi şöyledir:

" İdarî işlemler hakkında yetki,

şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından

dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal

davaları"

19. 2577 sayılı Kanun'un "Dilekçeler üzerine ilk

inceleme" kenar başlıklı 14. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

"Dilekçeler,

...

c) Ehliyet,

...

yönlerinden sırasıyla incelenir."

20. 2577 sayılı Kanun'un "İlk inceleme üzerine

verilecek kararlar" kenar başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Danıştay veya idare ve vergi

mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna

aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;

...

b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı

hallerde davanın reddine,

...

Karar verilir."

21. 1/2/2018 tarih ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal

İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin

Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un “Komisyonun oluşumu” kenar

başlıklı 1. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Anayasanın 120 nci maddesi

kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet

Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya

Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette

bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti,

aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari

işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis

edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere

Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur."

22. 7075 sayılı Kanun'un “Komisyonunun görevleri”

kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Komisyon, olağanüstü hal

kapsamında doğrudan kanun hükmünde kararnameler ile tesis edilen aşağıdaki

işlemler hakkındaki başvuruları değerlendirip karar verir.

a) Kamu görevinden, meslekten veya görev

yapılan teşkilattan çıkarma ya da

ilişiğin kesilmesi.

..."

23. 7075 sayılı Kanun'un "Yargı denetimi" kenar

başlıklı 11. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Komisyon kararlarına karşı

Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde

ilgilinin en son görev yaptığı kurum veya kuruluş aleyhine iptal davası

açılabilir. Bu davalarda ayrıca Cumhurbaşkanlığına ve Komisyona husumet

yöneltilemez."

2. Danıştay

İçtihadı

24. Danıştay İkinci Dairesinin 3/11/2008 tarihli ve

E.2008/3586, K.2008/4247 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava, davacı tarafından ... Lisesi

Müdürü olarak görev yaptığı dönemde hakkında 70 puanla orta düzeyde düzenlenen

2006 yılı sicil raporunun iptali istemiyle açılmıştır.

İstanbul 5. İdare Mahkemesince davacının yargılama devam ederken

emekliye ayrıldığı, sicil raporunun iptalini isteme konusunda güncel bir

menfaat ilişkisinin kalmadığı gerekçesiyle ... davanın ehliyet yönünden reddine

karar verilmiştir.

...

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanununun 2. maddesinin 1/a bendinde iptal davaları, "idari işlemler

hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı

olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından

açılan" davalar olarak tanımlanmaktadır.

Maddede öngörülen menfaat ihlali koşulu,

bu tür davaların kabulü ve dinlenilebilmesi için aranılan koşullardan biridir.

Gerek doktrin gerekse yargısal içtihatlarda bu şart, subjektif ehliyet şartı

olarak kabul edilmekte, ancak ne tür bir menfaat ihlalinin gerçek ve tüzel

kişilere iptal davasını açma hakkı sağladığını gösterecek kesin bir ölçü ortaya

konulamamakta ve bu ilişki kural olarak iptal davasına konu olan kararın

niteliğine göre saptanmaktadır.

Genelde kişisel, meşru ve güncel bir

menfaatin varlığı ve bunların ihlali, menfaat ilişkisinin kurulmasında yeterli

sayılmakta ve bu husus davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı

mercilerince belirlenmekte, davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi ve

manevi bir ilişkisinin bulunduğunun anlaşılması, dava açma ehliyetinin varlığı

için yeterli sayılmaktadır.

...

Bu durumda, 657 sayılı Devlet Memurları

Kanunu'nun emeklilerin yeniden kamu hizmetine alınmasını düzenleyen 93. maddesi

ve Devlet memurlarından 6 yıllık sicil notu ortalaması 90 ve daha yukarı

olanların aylık derecelerinin yükseltilmesinde dikkate alınmak üzere bir kademe

ilerlemesi uygulanacağını hüküm altına alan 64. maddesi uyarınca davacı

hakkında düzenlenen sicil raporu ve sicil notunun önem kazandığı ve davacının

menfaatini doğrudan ilgilendirdiği gibi, sicil amirlerince olumsuz düşüncelerle

orta düzeyde düzenlenen uyuşmazlık konusu sicil raporu ile davacı arasında

manevi ilişkinin de devam etmesi karşısında, uyuşmazlığın esası incelenerek

hüküm kurulması gerekirken, davacının güncel bir menfaat ilişkisinin kalmadığı

gerekçesiyle davanın

[reddi] yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, kararın bozulmasına..."

25. Danıştay Beşinci Dairesinin 15/12/2014 tarihli ve

E.2012/2143, K.2014/9343 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava, koruma ve güvenlik görevlisi

olarak görev yapmakta iken tutukluluk hali nedeniyle görevden uzaklaştırılan

davacının, memuriyet görevine başlatılması ve 1/3 oranında kesilen maaşının

ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin 05.01.2010 tarihli

işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

İstanbul

8. İdare Mahkemesince ... davacının, 03.02.2010 tarihinde hizmetli kadrosunda

göreve başlatıldığı, 16.04.2010 tarihinde de malulen emekli olduğu

anlaşılmakla, memuriyet görevine dönmek istemiyle yaptığı başvurunun reddinden

kaynaklanan uyuşmazlık yönünden davanın konusunun kalmadığı; ... davacının

memuriyet görevine başlatılmamasına ilişkin kısmı yönünden davanın konusunun

kalmaması nedeniyle uyuşmazlığın bu kısmı hakkında karar verilmesine yer

olmadığına, maaşından yapılan kesintilerin ödenmesi talebinin reddine dair

kısmı yönünden de davanın reddine karar verilmiştir.

...

İptal davalarında, idari işlemlerin

kuruldukları tarih itibariyle yargısal denetime tabi tutulmaları gerektiği

kuşkusuzdur. İdare Hukukunun genel ilkelerine göre iptal davası açılabilmesi için,

davacı ile dava konusu işlem arasında menfaat ilişkisinin varlığı yeterli olup,

ayrıca bu işlemle menfaat ilişkisinin davanın sonuçlanmasına kadar devam etmesi

aranmamaktadır.

Davacının idari işlemle ilişkisinin

davanın sonuçlanmasına kadar devam etmesini zorunlu tutmak, iptal davalarını

sadece davacılar yönünden ortaya koyduğu sonuçlarla değerlendirmek ve bu

davaların amacını ihmal etmek anlamını taşır. Bunun sonucu olarak, dava

görülmeden önce alınacak yeni idari kararlarla davacının iptali istenilen

işlemle ilişkisini kesmek ve böylece hukuka aykırılığı ileri sürülen işlemi

yargısal denetim dışında bırakmak yolu açılmış olur.

Bu durumda, yargısal denetimden amaç

"hukuka uygunluk" denetimi olduğuna, yargısal denetim işlemin

kurulduğu tarih itibariyle gerçekleştiğine ve yeni işlem tesis edilene kadar

hukuki sonuç doğurduğuna göre, Mahkemece dava konusu işlemin hukuka

uygunluğunun denetlenerek bir karar verilmesi gerekmekte iken dava konusu

işlemden sonra kurulan 16.04.2010 günlü bir başka işlem ile davacının malulen

emekli edildiği ve davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer

olmadığına ilişkin olarak verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.

...

Açıklanan nedenlerle, kararın bozulmasına..."

26. Danıştay Onikinci Dairesinin 28/10/2015 tarihli ve

E.2015/1273, K.2015/5657 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava; ... İl Özel İdaresi'nde

genel sekreter olarak görev yapmakta iken 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak

olan ... milletvekili genel seçimlerine katılmak için ... tarihinde istifa

ederek görevinden ayrılan davacının, seçimler sonucunda eski görevine atanmak

istemiyle yaptığı başvurusu üzerine İl Özel İdaresinde uzman kadrosuna

atanmasına ilişkin [işlemin] iptali istemiyle açılmıştır.

İdare Mahkemesince, ... davacının,

seçimler sonucunda tekrar görevine dönebilmek amacıyla yapmış olduğu başvurusu

neticesinde genel sekreterlik kadrosunun dolu olması nedeniyle İl Özel

İdaresinde 1. dereceli uzman kadrosuna atanmasına ilişkin dava konusu

işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiştir.

...

Davalı idarece her ne kadar davacının

... tarihinde emeklilik isteminde bulunduğu ve bu isteği üzerine emekliye

ayrıldığı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının ... tarihli yazısından

anlaşıldığından, iş bu davanın davacı yönünden hukuki bir yararının bulunmadığı

gibi, davanın konusuz kaldığı ileri sürülmüş ise de; iptal davası açılabilmesi

için davacının dava konusu işlem nedeniyle menfaatinin ihlal edilmiş olması

yeterli olup, bu işlemle menfaat ilişkisini dava sonuna kadar sürdürmesi

gerekmediğinden, davalı idarenin davacı emekli olduğundan davanın konusuz

kaldığı yolundaki iddiasına da itibar edilmemiştir.

... davacının, görevine dönme talebinde

bulunduğu tarihte durumuna uygun eşdeğer görevlerin bulunup bulunmadığı

hususunda gerekli ve yeterli inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken

... davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet

bulunmamaktadır."

27. Danıştay Beşinci Dairesinin 19/12/2018 tarihli ve

E.2018/3781, K.2018/18569 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"... Kanun Hükmünde

Kararnamelerin eki listesinde isimlerine yer verilmek suretiyle başka bir

işleme gerek kalmaksızın doğrudan kamu görevinden çıkartılan personelin açmış

olduğu davalarda idare mahkemelerince, genellikle anılan Kanun Hükmünde

Kararnamelerde söz konusu kamu görevinden çıkarılma konusunda idareye herhangi

bir değerlendirme yapma ya da başka yönde işlem kurma yetki ve görevi

verilmediği, kanun niteliğini taşıyan hukuki bir düzenleme ile kamu görevinden

çıkarılma işlemi gerçekleştirildiği, dolayısıyla davalı idarece tesis edilmiş,

idari davaya konu olabilecek bir idari işlemin bulunmadığı ve davanın esasının

incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle "davaların

incelenmeksizin reddi yönünde" kararlar verilmiştir. Buna karşın, Kanun Hükmünde

Kararnamelerde belirlenen usul ve esaslara göre personelin kendi kurumunda

oluşturulan kurullar tarafından tesis edilen kamu görevinden çıkartılmaya

ilişkin işlemlere karşı açılan davalarda, idare mahkemelerince uyuşmazlığın

esasının incelenmesine devam edilmiştir.

Bu arada, personelin kendi kurumunda

oluşturulan kurul tarafından tesis edilen kamu görevinden çıkartılmaya ilişkin

işlemlere karşı açılan davaların incelemesi devam ederken, aynı personelin bu

kez Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair

Kanun Hükmünde Kararnamelerin eki listesinde ismine yer verilmek suretiyle kamu

görevinden çıkarıldığı hallerde, yasa hükmünde olan Kanun Hükmünde Kararname

ile kamu görevinin herhangi bir işleme gerek kalmaksızın doğrudan

sonlandırılmış olması karşısında, idare tarafından oluşturulan Kurulun tesis

ettiği kararın kendiliğinden ortadan kalktığı ve davanın konusuz kaldığı

gerekçesiyle kimi idare mahkemelerince dava hakkında "karar verilmesine

yer olmadığı" yönünde kararlar verilmiştir.

Bir idari işlem açıkça idare tarafından

geri alınmadığı veya bir başka işlemle yürürlükten kaldırılmadığı ya da idare

mahkemesince iptal edilmediği sürece hukuk aleminde varlığını sürdürecektir. Bu

nedenle, Kanun Hükmünde Kararnamenin eki listelerde ismine yer verilmek

suretiyle hiçbir idari işleme gerek kalmaksızın doğrudan kamu görevinin

sonlandırılmasına karşı açılan davalarda idare mahkemelerince, Kanun Hükmünde

Kararnamelerin kanun niteliği taşıdığı gerekçesiyle "incelenmeksizin

ret" kararları verildiği de göz önünde bulundurulduğunda, personellerin

kendi kurumunda oluşturulan kurullar tarafından kamu görevinden çıkarılmasına

ilişkin işlemlere karşı açılan davaların (idari işlemden sonra çıkartılan Kanun

Hükmünde Kararnamenin eki listesinde aynı personelin ismine yer verilmek

suretiyle ikinci kez görevine son verilmiş olsa bile idari işlemin hukuken

yürürlükte olması nedeniyle) esastan sonuçlandırılması gerektiği açıktır.

...

Bu nedenle, anılan her iki işleme karşı

açılan davalarda yargı yerlerince verilecek kararların uygulanması aşamasında

ortaya çıkabilecek hukuki sorunların da önlenmesi amacıyla Mahkemece; öncelikle

personelin ilgili Kanun Hükmünde Kararnamenin ekli listesinde isminin yer

alması nedeniyle kamu görevinden çıkartılması işlemine karşı dava açıp

açmadığı, dava açmış ise 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme

Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul

Edilmesine Dair Kanun hükümleri gereğince dava dosyasının İnceleme Komisyonuna

gönderilip gönderilmediği, Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden

çıkarılmasına karşı dava açmamış (ya da dava açmış) olsa bile Komisyona

başvurma hakkını da kullanabileceğinden, personelin Olağanüstü Hal İşlemleri

İnceleme Komisyonuna başvuruda bulunup bulunmadığı ve Komisyonca başvuru

hakkında bir karar verilip verilmediği veya Kanun Hükmünde Kararnamenin eki

listesinde ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmasının iptali

istemiyle açılmış dava nedeniyle 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme

Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul

Edilmesine Dair Kanun gereğince Komisyona gönderilmesi gereken bir dosyasının

mevcut olup olmadığı (Komisyonca verilecek karar hem personelin hukuki durumunu

hem de davacının çalıştığı kurum bünyesinde oluşturulan Kurul tarafından

verilen kamu görevinden çıkarma işlemine karşı açtığı davada yargı mercilerince

verilecek kararın hukuki sonucunu etkileyeceğinden) araştırılmalı, Komisyona

başvurusu var ise, bu başvurunun sonucu beklenmeli, Komisyon kararına karşı

dava açılmış ise, yukarıda açıklandığı üzere söz konusu iki davada verilecek

kararlar birbirini etkileyeceğinden, öncelikle 2577 sayılı İdari Yargılama

Usulü Kanunu'nun 38 ve devamı maddelerinde yer alan "bağlantılı davalara

ilişkin hükümler" dikkate alınarak değerlendirme yapılmalı, şayet

personelin herhangi bir davası veya Komisyona başvurusu yok ise Anayasanın 36.

maddesiyle de koruma altına alınan hak arama hürriyetinin engellenmemesi adına,

davacının çalıştığı kurum bünyesinde oluşturulan Kurul kararı ile ihraç

edilmesi işleminin iptaline konu uyuşmazlığın esasının incelenerek bir karar

verilmesi gerekmektedir."

B. Uluslararası

Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının, medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir

mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..."

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre

Sözleşme'nin 6. maddesinin medeni hukuk alanına giren konularda

uygulanabilirliği ilk olarak bir uyuşmazlığın varlığına bağlıdır. İkinci olarak

uyuşmazlık en azından savunulabilir bir şekilde iç hukukta tanınmış olduğu

söylenebilecek hak ve yükümlülükler ile ilgili olmalıdır. Son olarak ise bu hak

ve yükümlülükler -her ne kadar bizzat 6. madde bu hak ve yükümlülüklere

Sözleşmeci devletlerin hukuk sistemi içinde belirli bir anlam atfetmese de-

Sözleşme anlamında medeni nitelikte olmalıdır (James ve

diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 81).

30. AİHM; Sözleşme'nin 6. maddesinin Sözleşmeci

devletlerin iç hukukunda geçen bir hak için belirli bir anlam öngörmediğini,

bir hakkın var olup olmadığını karara bağlamada ilke olarak iç hukuka

başvurulacağını, ulusal mahkemelerin bu konudaki değerlendirmelerinden farklı

bir sonuca ulaşılması için de güçlü gerekçelere sahip olunması gerektiğini,

yetkililerin belli bir başvuran tarafından talep edilen tedbirin kabul edilip

edilmemesine karar vermede takdir hakkını kullanıp kullanmadığının dikkate

alınabileceğini hatta bu durumun belirleyici olabileceğini, bununla birlikte

salt bir kanun hükmünün lafzında bir takdir unsurunun bulunmasının bir hakkın

varlığını tek başına hükümsüz kılmayacağını, benzer durumlarda iddia edilen

hakkın yerel mahkemelerce tanınması veya yerel mahkemelerin başvuranın

talebinin esasını incelemesi hususunun da gözönüne alınması gerektiğini belirtmiştir

(Boulois/Lüksemburg [BD], B. No: 37575/04, 3/4/2012, §§ 91-94).

31. AİHM; mahkeme hakkının görünümlerinden biri olan

karar hakkı ile ilgili Kutic/Hırvatistan (B. No: 48778/99, 1/3/2002)

davasında yaptığı değerlendirmede ise Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının hukuki uyuşmazlıkların tespiti için mahkemeye erişim hakkını güvence

altına aldığını yinelemekte ancak bu hakkın yalnızca dava açma hakkı ile

sınırlı olmadığını, aynı zamanda mahkemenin uyuşmazlık konusundaki kararını elde

etme hakkını da kapsadığını belirtmektedir. AİHM'e göre bir taraf devletin iç

hukuk sistemi uyarınca bir birey tarafından açılan davaya ilişkin yürütülen

yargılamalar neticesinde davanın nihai bir karara bağlanacağı garanti edilmeden

bu kişinin bir mahkeme önünde hukuk davası açmasına izin verilmesi yanıltıcı

olur. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının davacılara

tanınan usule ilişkin güvenceleri -adil, aleni ve hızlı yargılama-,

uyuşmazlıklarının nihai bir çözüme kavuşturulacağını garanti etmeksizin detaylı

olarak açıklamasının anlamsız olacağına dikkat çekmektedir (Kutic/Hırvatistan,

§ 25).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

32. Mahkemenin 16/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

33. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve giderlerini ödeme

gücünden yoksun olduğunu belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

34. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini

önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun

olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım

talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu, Bölge İdare Mahkemesinin işin esasına

girerek karar vermesi gerekirken davanın konusu kalmadığı şeklinde karar

vermesi nedeniyle bariz takdir hatası yaptığını ve bu sebeple de adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir. Öte yandan mahkeme kararında

yeterli gerekçe bulunmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini

ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca benzer konularda işin esasına girilerek karar

verildiğine ilişkin Danıştay kararları bulunmasına rağmen kendi davasının konusu

kalmadığı şeklinde karar verilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde olağanüstü hâl kanun hükmünde

kararnamesi ile memuriyetine son verilenlerin görev yaptıkları teşkilata

yeniden kabul edilmeyecekleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam

edilemeyeceklerini vurgulamıştır. Memuriyetle ilişiği kesilmiş olan ve

yürürlükteki mevzuat uyarınca bir daha kamu görevi üstlenmesi hukuken mümkün

olmayan başvurucunun kamu görevi dışında hukuki durumunu etkilemeyecek olan

disiplin cezasının iptal edilmesinin hukuki statüsünde herhangi bir değişikliğe

yol açmayacağını ifade etmiştir. Yargılamanın devamına yeterli görülmemesinde

bir bariz bir takdir hatası ya da açık bir keyfîlik bulunmadığını belirtmiştir.

37. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında

başvurucu dilekçesinde yer alan hususları tekrar etmiştir.

C. Değerlendirme

38. Anayasa'nın 36. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, ...yargı mercileri önünde

davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına

sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi

içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun yukarıda belirtilen şikâyetlerinin özü, iptal davasına konu

edilen 16 ay uzun süreli durdurma cezasının yargı merciince uyuşmazlığın

esasına ilişkin bir değerlendirme yapılmak suretiyle nihai bir çözüme

kavuşturulmamış ve karara bağlanmamış olmasıdır. Bu sebeple belirtilen iddialar

mahiyeti itibarıyla karar hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz,

B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

41. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında;

herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal

sonucu olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence

altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.

maddesinin birinci fıkrasına adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin 14.

maddesinin gerekçesinde "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu

uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama

hakkı[nın] metne dahil" edildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın

36. maddesine söz konusu ibarenin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil

yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar

Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54). Bu itibarla Anayasa'da güvence

altına alınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken

Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin ve

buna ilişkin AİHM içtihadının da gözönünde bulundurulması gerekir (Onurhan

Solmaz, § 22).

42. Anayasa Mahkemesi; Sözleşme'nin adil yargılanma

hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin medeni

hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç isnadının esasının

karara bağlanması esnasında geçerli olduğunu belirterek hakkın kapsamının bu

konularla sınırlandırıldığını, hak arama hürriyetinin ihlal edildiği

gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için başvurucunun ya medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya

yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması gerektiğini belirtmiştir

(Adnan Oktar, B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 21).

43. Anayasa Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının medeni hak ve yükümlülüklerin karara bağlanmasıyla ilgili

bir yargılama usulünde uygulanabilmesi için öncelikle ortada bir uyuşmazlığın

bulunması gerektiğini belirterek AİHM ile benzer ilkeleri benimsemiştir (İsmail

Taşpınar, B. No: 2013/3912, 6/2/2014, § 21).

44. Bireysel başvuruya konu olayda disiplin cezasının

iptali istemiyle açılan davanın başvurucunun kamu görevinden ihraç edildiğinden

bahisle dava konusunun ortadan kalktığı gerekçesiyle davanın esasının

incelenmediği görülmektedir.

45. 2577 sayılı Kanun hükümlerine göre davanın dava

açmakta menfaati bulunmayan kişi veya kişilerce açılması durumunda davanın

ehliyetsiz kişi/kişilerce açıldığı gerekçesiyle davanın esas incelemesine

geçilmeksizin usulden reddedilmesi öngörülmektedir. Yerleşik idari yargı

içtihadında, iptal davalarının kabulü ve dinlenilebilmesi için aranılan

koşullardan birinin davacının menfaatinin davaya konu işlem ile ihlal edilmiş

olması gerektiği kabul edilmektedir (bkz. § 19). Bu itibarla davacının

menfaatini ihlal etmeyen idari işlemlerin esasen herhangi bir uyuşmazlığa

sebebiyet verme imkân ve kabiliyeti bulunmayan nitelikte işlemler olduğu

söylenebilir.

46. Buradaki asıl meselenin davanın açıldığı sırada var

olan menfaat bağının yargılamanın sonuna kadar bulunmasının gerekip

gerekmediğidir. Hâl böyle olunca somut olayda bir uyuşmazlığın bulunup

bulunmadığının ortaya konulması, Sözleşme'nin 6. maddesinin

uygulanabilirliğinin tespiti bakımından önem arz etmektedir.

47. Bir idari işlemin davacının menfaatini yargılamanın

sonuna kadar ihlal edip etmediğine ilişkin değerlendirmenin bu husustaki kanun

hükmünü uygulayacak olan idari yargı mercii tarafından tespit edileceği

açıktır.

48. Bununla birlikte ilgili kanun hükmünü uygulayan yargı

merciinin idari işlemin dava konusu edilemeyeceği yönünde bir tespit ve

değerlendirmede bulunmuş olması tek başına ve her zaman ortada bir uyuşmazlığın

bulunmadığı sonucuna ulaşılması için yeterli değildir. Bireysel başvuru

kapsamında yapılan incelemelerde Sözleşme'nin 6. maddesinin

uygulanabilirliğinin tespiti için aynı mahiyetteki idari işlemlere ilişkin

olarak iç hukukta kabul görmüş bir uyuşmazlık olgusu bulunup bulunmadığının da

değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmenin yapılmasında ise yerel

mahkemelerce aynı mahiyetteki idari işlemlerin dava konusu edilebileceğinin

kabul edilmesi ve bu tip işlemlerden doğan uyuşmazlıkların esasının incelenmesi

önemli bir ölçüttür. Özellikle içtihat mahkemesi olan Danıştayın yorum ve

uygulamalarının bu hususta belirleyici bir role sahip olduğu söylenebilir (Ali

Diren, B. No: 2015/13108, 18/4/2018, § 42).

49. Bu bağlamda bir kısım Danıştay içtihadına (bkz. §§

25, 26) göre idari işlemlerin kuruldukları tarih itibarıyla yargısal denetime

tabi tutulmaları gerektiği, idare hukukunun genel ilkelerine göre iptal davası açılabilmesi

için davacı ile dava konusu işlem arasında menfaat ilişkisinin varlığının

yeterli olduğu, ayrıca dava konusu işlemle menfaat ilişkisinin davanın

sonuçlanmasına kadar devam etmesinin aranmadığı değerlendirilerek bu

nitelikteki işlemlerden doğan uyuşmazlıkların esasının incelendiği

görülmektedir. Bir kısım Danıştay içtihadında ise menfaat ilişkisinin davanın

niteliği ve özelliğine göre idari yargı mercilerince belirleneceği ifade

edilmiştir.

50. Somut başvuruda başvurucunun kamu görevinden

çıkarılmasına ilişkin işleme karşı yargı yolunun açık olması sebebiyle kamu

görevine dönme ihtimalinin varlığı değerlendirildiğinde iç hukukta en azından

savunulabilir bir biçimde dava konusu edilebilir olduğu ileri sürülebilecek bir

uyuşmazlığın bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenle ihlal iddialarının

konusunun Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanının kapsamında yer aldığının

kabulü gerekir.

2. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

51. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

3. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

52. Anayasa’nın 36. maddesinin ikinci fıkrasında hiçbir

mahkemenin görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı

belirtilmiştir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkı, kişilere davanın görüldüğü mahkemeden uyuşmazlığa ilişkin bir

karar verilmesini isteme güvencesini de sağlar. Öte yandan Sözleşme'yi

yorumlayan AİHM de Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkeme

hakkı şeklinde genel bir hakkı düzenlediğini kabul etmekte ve bu hakkın karar

hakkını da içerdiğini ifade etmektedir (İbrahim Demiroğlu, B. No:

2017/15698, 26/7/2019, § 50).

53. Adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan

mahkeme hakkı; mahkemeye erişim hakkı, karar hakkı ve kararın icrası haklarını

içerir. Karar hakkı genel itibarıyla mahkeme önüne getirilen uyuşmazlığın

karara bağlanmasını isteme hakkını ifade eder. Zira dava hakkını kullanan

bireyin asıl amacı davanın sonunda, uyuşmazlık konusu ettiği talebinin esasıyla

ilgili olarak bir karar elde edebilmektir. Bir başka ifadeyle dava sonucunda

şayet bir karar elde edilemiyorsa dava açmanın da bir anlamı kalmayacaktır. Öte

yandan karar hakkı bireylerin sadece yargılama sonucunda şeklî anlamda bir

karar elde etmelerini güvence altına almaz. Bu hak aynı zamanda dava konusu

edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı taleplerin yargı merciince bir sonuca

bağlanmasını da gerektirir (İbrahim Demiroğlu, § 51).

54. Kuşkusuz söz konusu dava, yargılama usulü kuralları

gereğince uyuşmazlığın esasının incelenemediği birtakım kararlarla da

neticelenmiş olabilir (düşme/açılmamış sayılma/karar verilmesine yer

olmadığı/süre aşımı vb.). Bu durum kural olarak karar hakkı yönünden bir sorun

teşkil etmez. Zira söz konusu hakkın sağladığı güvence bakımından önemli olan

husus; açıldığı sırada davanın -usule ilişkin sorunlar hariç-

uyuşmazlığın esasını çözüme kavuşturma potansiyeline sahip, bir başka ifadeyle

dava açılmasındaki asıl amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasıdır. Ancak bu

nitelikleri taşıyan bir davada yargılamanın henüz devam ettiği bir süreçte

taraflardan birinin aleyhine olacak ve yargı merciinin uyuşmazlık konusu talep

hakkında karar vermesini engelleyecek şekilde davayı ortadan kaldıran ya da

davanın incelenmesini durdurarak karara bağlanmasına mâni olan yasalar

çıkarılması karar hakkının ihlaline yol açabilir (İbrahim Demiroğlu, §

52).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

55. Başvurucu haklarında tesis edilen disiplin cezasının

iptali talebiyle açtığı davada Bölge İdare Mahkemesi tarafından başvurucunun

kamu görevinden ihraç edilmiş olduğu gerekçesiyle davanın esası incelenmemiştir.

56. Yukarıda yer verilen Danıştay içtihatlarında ortaya

konulduğu üzere iptal davalarının ilk inceleme aşamasında kabul

edilebilirlikleri için, başka bir deyişle davanın esasının incelenebilmesi için

2577 sayılı Kanun kapsamında aranan menfaat şartının davanın açıldığı sırada

bulunması yeterli olmakta, menfaatin davanın sonuna kadar devam etmesi

aranmamaktadır. Anılan içtihatlardaki yaklaşımın kamu görevlileri hakkında

tesis edilen işlemler hakkında açılan davaların yargılama sırasında kamu görevlisi

statülerinin herhangi bir nedenle sona ermesi durumunda dahi idari işlemle olan

menfaat bağının ortadan kalkmayacağı yönünde olduğu görülmektedir. Böylece

alınacak yeni bir idari kararla davacının iptalini istediği işlemle ilişkisini

kesmek suretiyle dava konusu işlemin yargı denetimi dışına çıkarılması

engellenmiş olacaktır. Buna göre Danıştayın söz konusu içtihatlarındaki

çıkarımın dava şartı olarak kabul edilen menfaat ihlali yorumundan hareketle

dava konusu edilebilirliğinin tespitinde kamu yararı ile bireyin menfaatleri

arasındaki adil dengeyi gözeten, objektif ve hukuken kabul edilebilir ölçütler

içerdiği görülmektedir.

57. Anılan içtihattaki yaklaşımın öz itibarıyla statü

hukukuna göre çalışan kamu görevlilerinin kamu personel hukuku kapsamında

haklarında tesis edilen idari işlemlerin onların aktif meslek yaşamları

haricinde maddi ve manevi varlıkları üzerinde de birtakım etki ve sonuçlar

gösterebilmesi, öte yandan meri mevzuatın emeklilik/istifa/ihraç vb. sebeplerle

kaybedilen kamu görevliliği statüsünün belirli koşullar altında yeniden

kazanılmasına imkân sağlaması karşısında böyle bir durumda idari işlemin kişi

üzerinde etkilerini devam ettirecek olması gibi gerekçelere dayandığı

anlaşılmaktadır (Levent Tütüncü, B. No: 2015/3690, 18/7/2018, § 59).

58. Danıştay içtihadında benimsenen bu yaklaşıma göre

somut olayda başvurucunun Olağanüstü Hal İşlemlerini İnceleme Komisyonuna (OHAL

Komisyonu) başvurabileceği, OHAL Komisyonu kararına karşı yargı yolunun açık

olduğu tespit edilmiştir. Bu durumda başvurucunun yeniden kamu görevliliği

statüsünü kazanabileceği ihtimalinde dava konusu disiplin cezasının başvurucu

üzerinde bir etkisinin bulunmayacağı söylenemez. Bu itibarla disiplin cezasının

iptali talebiyle açılan davanın yargılaması devam ederken başvurucunun kamu

görevinden ihraç edilmesinin davaya konu idari işlem ile ihlal edilen

menfaatinin ortadan kalkmadığı, bu durumda davanın esasının incelenmesi

gerektiği değerlendirilmektedir.

59. Bireysel başvuruya konu Bölge İdare Mahkemesi kararında

ise Danıştay içtihadında belirtilen ölçütler kapsamında herhangi bir irdelemeye

gidilmeksizin salt kamu görevinden ihraç edilme sebebiyle davanın konusunun

kalmadığı yönünde şekilci bir yaklaşımla hareket edilerek davanın esasının

incelenmediği, başka bir deyişle davaya konu idari işlemin esası hakkında karar

verilmediği görülmektedir.

60. Bölge İdare Mahkemesi somut olayda davanın esasının

incelenebilmesine ilişkin değerlendirmesi konusunda 2577 sayılı Kanun'da

düzenlenen usul kurallarının uygulanmasıyla ilgili bu şekilci yorumun

başvurucunun hukuksal durumunu etkileyen disiplin cezasından doğan uyuşmazlık

hakkında karar verilmemesi sebebiyle başvurucuya ağır bir külfet yüklediği, bu

sebeple başvurucunun karar hakkının ihlal edildiği değerlendirilmiştir.

61. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

4. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1)Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

63. Başvurucu, adli yardım talebinin kabul edilmesi,

ihlalin tespiti ve 100.000 TL manevi tazminata karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

64. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına

da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın

ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

65. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

66. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

67. İncelenen başvuruda başvurucunun açtığı dava hakkında

karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olması sebebiyle Anayasa'nın

36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar

hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

68. Bu durumda karar hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak amacıyla dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

69. Karar hakkının ihlali nedeniyle yeniden yargılama

yapılmasına karar verilmesinin yeterli giderim sağladığı değerlendirildiğinden

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla

Şanlıurfa 2. İdare Mahkemesine (E.2015/1255, K.2017/807) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 16/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Eren Can BENAKAY Başvurucu : Süleyman FİLİZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/26987, 16 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Adli Yardım Talebi Yönünden
  16. B. Başvurucunun
  17. C. Değerlendirme
  18. B. Karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  19. C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  20. D. Kararın bir örneğinin karar hakkının ihlalinin
  21. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/26987
Tarih
16 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • Filiz Kerestecioğlu Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/42278)
  • Fahrettin Şen Başvurusu (B. No: 2019/22187)
  • Methi Taylan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/23)
  • Adem Kara ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/16234)
  • Mehmet Doğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/3005)
  • Anıl Yıldız Başvurusu (B. No: 2018/29792)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.