İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Süleyman Koçlar Başvurusu (B. No: 2017/16996)

1. Başvuru, yargı kararının icra edilmemesi nedeniyle

Başvuru No2017/16996Tarih29 Eylül 2020Okuma25 dk · 4.935 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Süleyman Koçlar Başvurusu

Karar tarihi
29 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/16996
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.935 kelime·25 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, yargı kararının icra edilmemesi nedeniyle

mülkiyet ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 25/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirilmesine gerek olmadığını

bildirmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İzmir'in Dikili ilçesine bağlı Çandarlı köyünde

bulunan 1 ada 1088 parselde kayıtlı bulunan 21.500 m² tarla vasfındaki arazinin

250 m²lik bölümünün malikidir.

9. İzmir 1 No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kurulunun (Kurul) 10/3/1993 tarihli kararıyla taşınmazın bulunduğu alan

1/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun

6. maddesi uyarınca 1. derecede doğal sit alanı olarak belirlenmiştir.

10. Başvurucu 29/6/2001 tarihli ve 4076 sayılı Hazineye

Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 6. maddesi uyarınca trampa işlemlerinde

kullanılmak üzere taşınmazın bedelini gösterir sertifika almak için 16/2/2005

tarihinde Millî Emlak Genel Müdürlüğüne başvurmuştur. Genel Müdürlük, mezkûr

başvuruyu talebi öncelikle Kültür ve Turizm Bakanlığına yapılması gerektiği

gerekçesiyle reddetmiştir.

11. Başvurucu, akabinde Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür

Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne başvurmuş ve taşınmazın trampa

programına alınarak uygun herhangi bir Hazine arazisiyle takas edilmesini talep

etmiştir. Genel Müdürlük, mezkûr başvuru üzerine cevap yazısında ilgili

arazinin takas kapsamına alınabilmesi için gerekli 1/1000 ölçekli imar planının

bulunmadığını, söz konusu imar planının hazırlanabilmesi ve takas programının

başlatılabilmesi için kurum eşgüdümünde bir irdeleme çalışması yapılması

gerektiğini, bu irdeleme çalışmasının gerçekleştirilmesinden sonra takas

başvurusunun değerlendirmeye alınacağını bildirmiştir.

12. Başvurucu, müteakiben 6/9/2006 tarihinde Kültür ve

Turizm Bakanlığına 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin (a) bendi uyarınca

taşınmazının kamulaştırılması talebiyle başvurmuştur. İlgili Bakanlık 18/9/2006

tarihli kararı ile mezkûr talebin reddine karar vermiştir.

13. Başvurucu bu defa kamulaştırma talebine dair

başvurusunun reddine ilişkin Bakanlık işleminin iptali talebiyle İzmir 3. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde mülkiyet

hakkının zedelendiğini, mülkiyet hakkının korunabilmesi için sertifika hakkı

verilmesi gerekirken verilmediğini, bu durumun Anayasa'ya ve diğer yasalara

aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

14. Mahkeme 10/1/2008 tarihli kararıyla davayı

reddetmiştir. Kararın gerekçesinde davalı idare tarafından söz konusu

taşınmazın kamulaştırılmasının önümüzdeki yıllarda ödenekler çerçevesinde

değerlendirileceği belirtilmiştir.

15. Temyiz edilen karar 20/10/2010 tarihinde Danıştay

Altıncı Dairesince (Daire) onanmıştır. Bu karara karşı başvurucunun yaptığı

karar düzeltme başvurusu neticesinde Daire 4/6/2012 tarihli kararı ile karar

düzeltme talebini kabul etmiş ve somut olayda başvurucuya ait taşınmazın

Kurulun 10/3/1993 tarihli kararı gereği 1. derecede doğal sit alanı olarak ilan

edildiği, sit alanı ilan edilmesinden uzun yıllar geçmesine rağmen herhangi bir

işlem yapılmadığı ve bu nedenle de başvurucunun mülkiyet hakkının süresi

belirsiz bir zaman diliminde kısıtlandığı gerekçesiyle kararı bozmuştur.

16. Bozma kararına uyan Mahkeme 19/10/2012 tarihli

kararıyla bozma gerekçeleri doğrultusunda davayı kabul etmiştir. Bu karar

Dairenin 19/6/2015 tarihli kararı ile onanmıştır. Söz konusu nihai karar

başvurucuya 29/9/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu bu defa da Mahkeme ilamının yerine

getirilmesi için 1/11/2016 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına

başvurmuştur. Başvuru üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını

Koruma Genel Müdürlüğü 28/11/2016 tarihli cevap yazısında taşınmazın Hazine

taşınmazı ile değiştirilebilmesini teminen İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl

Müdürlüğü tarafından inceleme ve araştırma yapılarak rapor hazırlanması yönünde

karar verildiği belirtilmiştir. İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü

ise 28/11/2016 tarihli yazısında; trampa işleminin 2863 sayılı Kanun'un 15.

maddesi çerçevesinde değerlendirilebilmesi için bilgi ve belgelerin toplanması

gerektiği, bilgilerin tam ve eksiksiz olduğunun tespiti halinde konunun Çevre

ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne

iletileceği ifade edilmiştir.

18. Başvurucu 25/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 2863 sayılı Kanun'un ''Kamulaştırma'' kenar

başlıklı 15. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Taşınmaz kültür varlıkları ve bunların

korunma alanları, aşağıda belirlenen esaslara göre kamulaştırılır:

...

Sit alanı ilan edilen ve 1/1000 ölçekli

onanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen korunması

gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu parseller, (…) başka

Hazine arsa veya arazileri ile müstakil veya hisseli olarak değiştirilebilir.

Sit alanı ilan edildiği tapu kütüğüne şerh edilen taşınmazları, miras ve ölüme

bağlı tasarruflar dışında, sonradan edinenlerin talepleri değerlendirilmez.

Ancak, Bakanlık izniyle gerçekleştirilen kazıların yapıldığı alanlarda bulunan

parsellerde, maliklerin başvurusu ve kabulüne ilişkin koşul parsele yönelik

uygulanır ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planı şartı aranmaz. Bu

parsellerin üzerinde bina veya tesis varsa malikinin başvurusu üzerine rayiç

bedeli, 2942 sayılı Kanunun 11 inci maddesi hükümlerine göre belirlenerek

ödenir. Bu bentle ilgili usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü

alınarak Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle belirlenir.''

20. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. Danıştay, bölge idare

mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına

ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya

eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden

başlayarak otuz günü geçemez.

...

3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri,

idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde

bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi

ve manevi tazminat davası açılabilir.

4. (Değişik: 21/2/2014-6526/18 md.)

Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi

hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir."

21. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas

Kanunu'nun 28. maddesi şöyledir:

"Taşınmaz davalarında davacının

lehine hüküm verildiği takdirde mahkeme davacının talebine hacet kalmaksızın

hükmün tefhimi ile beraber hulasasını tapu sicili dairesine bildirir. İlgili

daire bu ciheti hükmolunan taşınmazın kaydına şerh verir. Bu şerh, Türk Medeni

Kanununun 1010 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmüne tâbidir.

Taşınmaz davası üzerine verilen karar

ileride davacının aleyhine kesinleşirse mahkeme, derhal bu hükmün hulasasını da

tapu sicili dairesine bildirir. "

22. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 367. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kişiler hukuku, aile hukuku ve

taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine

getirilemez."

23. Anayasa'nın "Kamulaştırma" kenar

başlıklı 46. maddesi şöyledir:

"Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu

yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla,

özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla

gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî

irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme

bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun

uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin

gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve

turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla

gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme

süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.

Kamulaştırılan topraktan, o toprağı

doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin

ödenir.

İkinci fıkrada öngörülen

taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde

kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır."

B. Uluslararası

Hukuk

1. Mülkiyet

Hakkı Yönünden

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), yargı

kararlarının icra edilmemesini veya icrasının gecikmesini genellikle mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahale olarak kabul etmektedir (Burdov/Rusya,

B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 40). AİHM yargı kararının uygulanmamasının adil

yargılanma hakkı yanında mülkiyet hakkının da ihlaline yol açtığı sonucuna

varmıştır (Burdov/Rusya, §§ 33-42). Bunun yanında müdahalenin mülkiyetin

kullanımının kontrolü çerçevesinde yoksun bırakma sonucuna yol açtığı

değerlendirilen bir başvuruda AİHM, yargı kararının uygulanmaması nedeniyle

kanunilik ölçütü yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Süzer

ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, B. No: 6334/05, 23/10/2012, §§ 142-155). Öte

yandan AİHM'e göre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi

ile ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi devlete, yargı kararlarının uygulanması

bakımından etkili bir sistem kurma yükümlülüğü getirmektedir (Fuklev/Ukrayna,

B. No: 71186/01, 7/6/2005, § 84).

25. AİHM, başvurucu lehine kesinleşmiş bir yargı kararının

sonradan yeniden gözden geçirme suretiyle değiştirilerek başvurucunun

taşınmazından yoksun bırakılmasının mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığını

kabul etmiştir (Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95, 28/10/1999, §§

66-80). AİHM ihlalin giderimi bakımından ise eski hâle getirme kuralı

çerçevesinde aynen iadesi gerektiğini belirtmiştir (Brumarescu/Romanya

[BD] (A.T.), B. No: 28342/95, 23/1/2001, § 22). AİHM bu kararda hükûmetin

başvurucunun yeni bir dava açabileceği yönündeki savunmasını ise kabul etmemiştir

(Brumarescu/Romanya (A.T.), § 22).

26. Öte yandan AİHM ölçülülük bağlamında dile getirdiği iyi

yönetişim ilkesinin kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda

kamu makamlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı

olarak hareket etmesini gerektirdiğini vurgulamıştır (Bogdel/Litvanya,

B. No: 41248/06, 26/11/2013, § 65; Krstić/Sırbistan, B. No:

45394/06, 10/12/2013, § 78). Ancak AİHM'e göre eski bir yanlışın

düzeltilmesi gereği, meşruiyeti kamu otoritesinin eylemine dayalı olarak birey

tarafından iyi niyetle kazanılmış yeni bir hakka orantısız bir şekilde müdahale

edilmemelidir. Başka bir ifadeyle kendi prosedürlerine uymayan ya da onlara

bağlı kalmayan devlet makamlarının yanlış davranışlarından fayda elde

etmelerine ya da yükümlülüklerinden kaçmalarına izin verilmemelidir (Bogdel/Litvanya,

§ 66). AİHM mülkiyetin hatalı olarak başkasına devredilmekle yoksun bırakılmaya

yol açılan müdahaleler yönünden iyi yönetişim ilkesinin kamu makamlarına

hatalarını uygun bir biçimde düzeltme yükümlülüğü getirdiği gibi ayrıca iyi

niyetli mülk sahibine yeterli bir tazminat ödenmesini veya uygun bir başka

giderim sağlanmasını da gerektirdiğini kabul etmiştir (Bogdel/Litvanya,

§ 66; Moskal/Polonya, 69; Pincová ve Pinc/Çek Cumhuriyeti, B. No:

36548/97, 5/11/2002, § 53; Toşcuţă ve diğerleri/Romanya, B.

No: 36900/03, 25/11/2008, § 38).

2. Adil

Yargılanma Hakkı Yönünden

27. AİHM yerleşik içtihadına göre Sözleşme'nin 6.

maddesinin birinci paragrafının herkesin bir mahkeme veya yargı yeri önüne getirilen

medeni hak ve yükümlülüklerine ilişkin herhangi bir iddiada bulunma hakkını

güvence altına aldığını tekrarlamaktadır. Bu yolla medeni uyuşmazlıklarla

ilgili mahkemeye başvurma hakkına ilişkin erişim hakkının bir yönünü oluşturan

mahkeme hakkı somutlaştırılmaktadır. Bununla birlikte bir taraf devletin iç

hukuk sistemi, nihai ve bağlayıcı bir yargının kararının (davanın) bir

tarafın(ın) zararına olacak şekilde hükümsüz/etkisiz kalmasına izin verirse bu

hak aslından yoksun hâle gelebilir. AİHM'e göre Sözleşme'nin 6. maddesinin

birinci paragrafının yargı kararlarının uygulanmasını korumaksızın davacılara

garanti edilen -yargılamanın adil, kamuya açık ve makul süreli olması gibi-

usule ilişkin güvenceleri detaylarıyla tanımlaması gerektiği tasavvur edilemez.

Bu maddeyi yalnızca mahkemeye erişim ile yargılamaların yürütülmesi ilgili

olarak yorumlamak, taraf devletlerin Sözleşme'yi onayladıkları esnada saygı

duymayı taahhüt ettikleri hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı durumlara yol

açabilir. Dolayısıyla AİHM herhangi bir mahkeme tarafından verilen bir kararın

icra edilmesinin 6. maddenin amaçları bakımından yargılamanın ayrılmaz

bir parçası olarak kabul etmiştir (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91,

19/3/1997, § 40; Burdov/Rusya, § 34).

28. Mahkeme hakkı, bir mahkeme kararı vasıtasıyla

yalnızca hak sahipliğinin tanınmasını güvence altına alan teorik bir hak

değildir; aynı zamanda kararın icra edileceğine dair meşru bir beklentiyi de

içerir. Davacıların etkili bir şekilde korunması ve evvelki hukuki durumun yeniden

tesis edilmesi, idari yetkililerin bağlayıcı bir hükme riayet etme

yükümlülüğünü zorunlu kılmaktadır (Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02,

28/11/2016, § 54).

29. Davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukuka

uygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargı

kararlarına uymasını gerektirmektedir. İdare yargı kararını uygulamayı

reddediyor, ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa bu durumda davada

taraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin 6.

maddesinde öngörülen teminatlar her türlü varlık nedenini kaybetmektedir (Süzer

ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, § 115).

30. AİHM, infaz usulleri ve idari sistemi ne kadar

karmaşık olursa olsun devletin Sözleşme gereğince herkesin kendi lehine verilmiş,

uygulanması zorunlu ve bağlayıcı yargı kararlarının makul bir sürede

uygulanması hakkını teminat altına alma yükümlülüğü altında olduğunu

vurgulamıştır. Aynı şekilde hiçbir devlet makamı, örneğin bir yargı kararıyla

tespit edilen bir borcun ödenmemesine mali veya diğer kaynakların eksikliğini

bahane gösteremez. AİHM ilgililerin bir yargı kararının uygulanmasını mümkün

kılacak veya hızlandıracak bazı usule ilişkin girişimlerde bulunmak zorunda

kalabileceklerini ancak kişilerden beklenen iş birliği yükümlülüğünün mutlak

gereklilik düzeyini aşmaması gerektiğini ve her hâlde bu yükümlülüğün idareyi,

aleyhine verilen kararı infaz etmek için Sözleşme’de öngörüldüğü şekilde

elindeki bilgilere dayanarak, kendiliğinden ve öngörülen zamanda hareket etme

zorunluluğundan muaf tutmaması gerektiğini belirtmiştir (Süzer ve Eksen

Holding A.Ş./Türkiye, §§ 116, 117).

31. AİHM her halükârda, devlet aleyhine bir yargı kararı

aldırmış bir kişinin kararın cebri icrasını sağlamak için ayrı bir dava açmak

zorunda olmadığını vurgulamıştır. AİHM'e göre verilen bir yargı kararının

uygulanmasını teminat altına almak, bu zorunlu ve bağlayıcı kararın zamanında

uygulanmasını sağlamak, bu kararın kesinleştiği ve infaz edilebilir hâle

geldiği tarihten itibaren uygulamak kamu makamlarının öncelikli görevidir. Bu

kararlar, davalı devletin ilgili makamına kurallara uygun olarak

bildirilmelidir; böylece bu yetkili makam kararı uygulamak için gerekli tüm

girişimlerde bulunmalı veya yargı kararlarının infazı konusunda yetkili bir

diğer devlet kurumuna bu kararı iletmelidir. Cebren veya ihtiyari infaz

usullerinin çakıştığı veya karmaşık olduğu hâllerde bu durum özellikle

önemlidir zira kişi bu konuda hangi makamın yetkili olduğu konusunda haklı

olarak şüpheye düşebilir (Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, § 118).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

32. Mahkemenin 29/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

33. Başvurucu; idarece sit alanı ilan edilen yer için

takas yoluyla sertifika verilmesi veya bu yerin kamulaştırılması gerektiğini,

idarenin eylemsizliğinden kaynaklanan belirsizlik nedeniyle 1. derece doğal sit

alanı içinde yer alan taşınmazı üzerindeki mülkiyet hakkının kullanılamaz hâle

getirildiğini, taşınmazına yönelik inşaat ve devir yasağının uzun bir süredir

devam ettiğini, mahkeme kararının yerine getirilmesi talebiyle yaptığı

başvurunun da trampa işleminin 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesi çerçevesinde

değerlendirilebilmesi için bilgi ve belgelerin toplanması gerektiği, bilgilerin

tam ve eksiksiz olduğunun tespiti halinde konunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne iletileceği gerekçe gösterilip

sonuçsuz bırakıldığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

34. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı

35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras

haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz."

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

35. Somut olayda başvurucunun kamulaştırma talebine dair

başvurusunun reddine ilişkin Bakanlık işleminin iptali talebiyle açtığı dava

lehine sonuçlanmış ve bu karar Danıştayca onararak kesinleşmiştir. Başvurucu,

lehe olan mahkeme ilamının yerine getirilmesi için 1/11/2016 Çevre ve

Şehircilik Bakanlığına başvurmuştur. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat

Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü 28/11/2016 tarihli cevap yazısında, taşınmazın

Hazine taşınmazı ile değiştirilebilmesini teminen İzmir Valiliği Çevre ve

Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından inceleme ve araştırma yapılarak rapor

hazırlanması yönünde karar verildiğini belirtmiştir. İzmir Valiliği Çevre ve

Şehircilik İl Müdürlüğü ise 28/11/2016 tarihli yazısında, trampa işleminin 2863

sayılı Kanun'un 15. maddesi çerçevesinde değerlendirilebilmesi için bilgi ve

belgelerin toplanması gerektiğini, bilgilerin tam ve eksiksiz olduğunun tespiti

hâlinde konunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel

Müdürlüğüne iletileceğini ifade etmiştir.

36. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir

(Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16,

17).

37. Anayasa Mahkemesi daha önce çeşitli kararlarında

başvurucu lehine olan bir mahkeme kararının uygulanmamasının söz konusu olduğu

durumlarda başvurucunun bu işleme karşı ayrı bir icra takibi yapmaya ve dava

açmaya zorlanmasının beklenemeyeceğini belirtmiştir (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No:

2013/711, 3/4/2014, § 47; Üças Gıda Pazarlama ve Tekstil San. ve Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2014/16633, 6/12/2017, § 39). Somut olayda da anılan

kararlardaki bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

38. Diğer taraftan bireysel başvurular sonrasında

31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

39. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

40. Anayasa Mahkemesi de yargı kararlarının geç veya

eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden

önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna

başvuru imkânı tanıyan bu hukuk yolunu tüketilmesi gereken etkili bir başvuru

yolu olarak görmüştür (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§

26-36).

41. Ancak somut olayda başvurunun konusu yargı kararına

dayalı bir para alacağının ödenmesine ilişkin değildir. Başvurucu, mülkiyet

hakkı kapsamında bir taşınmazın kamulaştırılması gerektiğine ilişkin yargı

kararının icra edilmediğinden yakınmaktadır. Buna karşın 6384 sayılı Kanun'un

1. maddesinde yargı kararlarının icrasına ilişkin başvuruların tazminat ödenmek

suretiyle çözümünün amaçlandığı belirtilmektedir.

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Mülkün

Varlığı

43. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan

mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her

türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §

20).Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan

menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni

haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da

mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:

2014/11441, 1/2/2017, § 60). Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını

kanıtlamak zorundadır (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26).

44. Somut olayda uyuşmazlık konusu taşınmazın kamulaştırılması

talebine dair başvurunun reddine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanlığı işleminin

iptali talebiyle açılan dava neticesinde İzmir 3. İdare Mahkemesi, kamulaştırma

işlemlerinin geciktirilmeksizin sonuçlandırılması gerekirken davalı idare

tarafından söz konusu taşınmazın kamulaştırılmasının önümüzdeki yıllarda

ödenekler çerçevesinde değerlendirileceğinden bahisle tesis edilen işlemi

hukuka aykırı görüp iptal etmiştir. Bununla birlikte 6100 sayılı Kanun'un 367.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında ayni hakka ilişkin kararın kesinleşmedikçe

yerine getirilmeyeceği düzenlenmiştir. Söz konusu hüküm ise Dairenin 19/6/2015

tarihli kararıyla onanmıştır. Dolayısıyla söz konusu kararın kesinleşme

tarihinden itibaren uygulanabilir hâle geldiği açıktır. Bu durumda başvurucunun

kesinleşmiş ve icra edilebilir nitelikteki yargı kararına istinaden

taşınmazının kamulaştırılacağına ve kamulaştırma neticesinde de kamulaştırma

bedelinin ödeneceğine yönelik meşru bir beklentisi bulunmaktadır. Nihayetinde

başvuru konusu olayda ilgili taşınmazın da başvurucu adına tapuda kayıtlı

olduğundan mülkün varlığında bir tereddüt bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin

Varlığı ve Türü

45. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak

güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar

vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi

dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma

olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma

ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B.

No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

46. Başvuru konusu olayda başvurucunun kamulaştırma

talebine dair başvurusunun reddine ilişkin Bakanlık işleminin iptali talebiyle

açılan davada Mahkeme, davanın kabulüne karar vererek dava konusu işlemi iptal

etmiş ve bu karar Danıştayca onanarak 19/6/2015 tarihinde kesinleşmiştir.

Bununla birlikte Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel

Müdürlüğü, trampa işleminin 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesi çerçevesinde

değerlendirilebilmesi için bilgi ve belgelerin toplanması gerektiği, bilgilerin

tam ve eksiksiz olduğunun tespiti halinde konunun değerlendirileceği

gerekçesiyle kamulaştırma işleminin hâlihazırda yerine getirilmeyeceğini

bildirmiştir. Buna göre dava konusu taşınmazın bulunduğu alan 1. derecede doğal

sit alanı olarak belirlendiğinden başvurucu mezkûr taşınmaz üzerinde tasarrufta

bulunamamaktadır. Diğer yandan başvurucu taşınmazının kamulaştırılmaması sonucu

kamulaştırma bedelinden mahrum kalmıştır. Dolayısıyla yargı kararına rağmen

kamulaştırma işleminin gerçekleştirilmemesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil

ettiği kuşkusuzdur.

iii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

(1) Genel

İlkeler

47. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

48. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya

uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan

ve Afife Tarhan, § 62).

49. Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkına yönelik nihai bir

yargı kararının uygulanmamasının ihlale yol açtığını daha önce çeşitli

kararlarında kabul etmiştir. Buna göre ilgili mahkeme kararını uygulamakla

görevli kamu makamları, bu kararın uygulanmasını engellemekte ya da kararın

uygulanması için gerekli özeni göstermemekteyse bu durumun Anayasa'nın 35.

maddesinin ihlali anlamına geldiği sonucuna yol açtığını vurgulamıştır (Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, §§ 55-75; Mehmet Hocaoğlu, B. No:

2013/3207, 15/10/2015, §§ 59-74).

50. Diğer taraftan Necdet Çetinkaya (B. No:

2013/7725, 24/3/2016) başvurusunda ortaklığın giderilmesi davasında yapılan

yargılama neticesinde satışına karar verilen taşınmazın yapılan ihale sonucu

başvurucu tarafından mülkiyetinin edinilmesi söz konusudur. Bu başvuruya konu

olayda da tapu müdürlüğü ortaklığın giderilmesi davasında Hazinenin taraf

olmaması sebebiyle tescil talebini reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi başvurucunun

taşınmazın ihale bedelini ödediği ve tescilden önce mülkiyetini kazandığı hâlde

başvurucunun ihale yoluyla edindiği taşınmazın Hazinenin payı dışındaki diğer

payları yönünden başvurucu adına tescil işleminin yapılmamasının mülkiyet

hakkına yapılan ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır (Necdet

Çetinkaya, §§ 64-73).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

51. Somut olayda başvurucunun 1. derecede doğal sit alanı

olarak belirlenen alanda bulunan taşınmazının kamulaştırılması talebinin

reddine ilişkin Bakanlık işleminin iptalini teminen açtığı dava kabul edilmiş

ve karar kesinleşmiştir. Bununla birlikte başvurucunun yargı kararının yerine

getirilmesini teminen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı nezdinde yaptığı başvuru,

trampa işleminin 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesi çerçevesinde değerlendirilebilmesi

için bilgi ve belgelerin toplanması gerektiği, bilgilerin tam ve eksiksiz

olduğunun tespiti hâlinde konunun değerlendirileceği gerekçesiyle sonuçsuz

bırakılmış ve hâlihazırda mahkeme kararı yerine getirilmemiştir.

52. İdare başvurucuya hitaben cevap yazısında her ne

kadar kesinleşmiş yargı kararının yerine getirilmesini teminen gerekli bilgi ve

belgelerin toplanmasının akabinde gerekli işlemlerin gerçekleştirileceğini

bildirmiş ise de uzun bir süre geçmiş olmasına karşın hâlihazırda idarenin bu taahhüdünü

gerçekleştirmediği görülmektedir. Buna göre yargı kararının yerine

getirilmesinin temini yönünden idarece gerekli inisiyatifin sergilenmediği ve

özenin gösterilmediği anlaşılmaktadır.

53. Başvurucu, öncelikle taşınmazından yararlanamaması

nedeniyle uğradığı zararın ortadan kaldırılması talebiyle hukuk kurallarının

kendisine sağladığı tüm imkânları kullanmıştır. Bu kapsamda başvurucu,

bulunduğu alan 1. derecede doğal sit alanı olarak ilan edilmesi nedeniyle

üzerinde dilediği şekilde tasarrufta bulunamadığı taşınmazı için Kültür ve

Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne başvurmuş ve

taşınmazın trampa programına alınarak uygun herhangi bir Hazine arazisiyle

takas edilmesini talep etmiştir. Genel Müdürlük, cevap yazısında ilgili

arazinin takas kapsamına alınabilmesi için gerekli 1/1000 ölçekli imar planının

bulunmadığını, söz konusu imar planının hazırlanabilmesi ve takas programının

başlatılabilmesi için kurum eş güdümünde bir irdeleme çalışması yapılması

gerektiğini, bu irdeleme çalışmasının gerçekleştirilmesinden sonra takas

başvurusunun değerlendirmeye alınacağını bildirmiştir. Başvurucu akabinde 2863

sayılı Kanun'un 15. maddesinin (a) bendi uyarınca taşınmazının kamulaştırılması

talebiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde başvuru yapmış, talebinin reddi

işlemine karşı dava açmış ve davayı da kazanmıştır. Bu durumda başvurucu,

yukarıda da belirtildiği üzere taşınmazı üzerindeki kısıttan kurtulmak amacıyla

kanunun tanıdığı tüm imkânları usulünde ve zamanında kullanmıştır. Buna mukabil

idare ise başvurucunun mahkeme kararıyla ortaya konulan hakkının tesisi

noktasında gerek yasal gerekse de taahhüt ettiği görevlerini yerine

getirmemiştir. Bu kapsamda idare, somut olarak 1/1000 ölçekli imar planının

hazırlanabilmesi ve takas programının başlatılabilmesi için kurum eş güdümünde

herhangi bir irdeleme çalışması yapmamış ve başvurucunun yargı kararının yerine

getirilmesi talebine karşı verdiği cevap yazısında taahhüt ettiği hususları

gerçekleştirmemiştir.

54. Sonuç olarak mahkeme karar gerekçesinde de

belirtildiği üzere somut olayda başvurucuya ait taşınmazın sit alanı ilan

edilmesinden uzun yıllar geçmesine rağmen herhangi bir işlem yapılmamış ve bu

nedenle de başvurucunun mülkiyet hakkının süresi belirsiz bir zaman diliminde

kısıtlanmıştır. Üstelik anılan kararın kesinleşmesinden itibaren beş yılı aşkın

bir süre geçmesine rağmen hâlâ herhangi bir işlem yapılmamakla başvurucunun

mülkiyet hakkı üzerindeki kısıntı devam etmektedir. Bu durumda somut olayda

kamu makamlarının koordinasyon ve iş birliği eksikliğinin bulunduğu ve idarece

mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren beş yılı aşkın bir sürenin geçmiş

olmasına karşın çözüme yönelik bir girişime tanık olunamadığı gerçeği dikkate

alındığında yargı kararının uygulanmamasına kamu makamlarının özensiz tutum ve

davranışlarının yol açtığı, başvurucuya ise atfedilebilecek bir kusurun

bulunmadığı görülmektedir.

55. Nihayetinde bulunduğu alan 1. derecede doğal sit

alanı olarak ilan edilmesi nedeniyle taşınmaz üzerinde oluşan mülkiyet kısıtı,

başvurucunun elinde olmayan sebeplerle ve bütünüyle kamu makamlarının tutum ve

işlemlerinden kaynaklanmıştır. Buna mukabil meydana gelen sonuçtan takas

işlemiyle taşınmaz tahsisinde bulunmak ya da yargı kararına istinaden zorunlu

kamulaştırma işlemini gerçekleştirip kamulaştırma bedeli ödemek durumunda

kalmayan yine kamu makamları yararlanmıştır. Bu olgulara rağmen ve yargı

kararının nihai hâle geldiği 19/6/2015 tarihinden bu yana beş yılı aşkın bir

süre boyunca uygulanmamasının Anayasa Mahkemesince yargı kararlarının

uygulanması çerçevesinde daha önce ortaya konulan ilkelere göre kanunilik

ölçütü yönünden mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığı sonucuna varılmıştır.

56. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

B. Mahkemeye

Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

57. Başvurucu, lehine olan kesinleşmiş yargı kararının

uygulanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

58. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar

başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

59. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrası şöyledir:

"Yasama ve yürütme organları ile

idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme

kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini

geciktiremez."

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

60. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

61. Anayasa Mahkemesi daha önce yargı kararlarının

uygulanmasını Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde değerlendirmiştir.

Buna göre Anayasa'nın 36. ve 138. maddeleri uyarınca yargı kararlarının ilgili

kamu otoritelerince zamanında yerine getirilmediği bir devlette bireylerin

yargı kararıyla kendilerine sağlanan hak ve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmeleri

mümkün değildir. Dolayısıyla devlet, yargı kararlarının zamanında yerine

getirilmesini sağlayarak bireyler aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını

engellemekle ve bu yolla bireylerin kamu otoritelerine ve hukuk sistemine olan

güven ve saygılarını korumakla yükümlüdür. Bu sebeple hukuk devletinin bir

gereği olarak bireylerin kamu otoritesi ile hukuk sistemine olan güven ve

saygılarını koruma adına vazgeçilemez bir görev ifa eden yargının kararlarının

zamanında yerine getirilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul edilemez. Sonuç

olarak hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını taraflardan birinin aleyhine

sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren düzenlemeler bulunması veya

mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesi hâllerinde

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği anlamına geleceği kabul edilmiştir (Ahmet

Yıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28; Arman Mazman, B. No:

2013/1752, 26/6/2014, § 61).

62. Somut olayda da bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılan

kısımda yapılan değerlendirmeler esas alındığında başvurucu lehine olan nihai

ve kesinleşmiş nitelikteki yargı kararının uygulanmaması nedeniyle aynı zamanda

mahkemeye erişim hakkının da ihlaline yol açılmıştır.

63. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

65. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

66. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir

(Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

67. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

68. Anayasa Mahkemesi başvurucunun lehine olan yargı

kararının idarece uygulanmaması nedeniyle mülkiyet ve mahkemeye erişim

haklarının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda

ihlalin idari işlemden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

69. İhlalin sonuçlarının giderilmesi için yargı kararının

uygulanması gerekmektedir. İhlal kararının yerine getirilmesi

sorumluluğu Çevre ve Şehircilik Bakanlığına düşmektedir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin ihlalin sonuçlarının giderilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

70. Diğer taraftan somut olay bağlamında kararın Çevre ve

Şehircilik Bakanlığına gönderilmesine karar verilmesi ihlale yol açan yargılama

sürecine muhatap olan başvurucunun bu sürede uğradığı bütün zararları

gidermemektedir. Nitekim ilgili yargı kararı kesinleştiği 19/6/2015 tarihinden

itibaren beş yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen uygulanmış değildir.

Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için mülkiyet ve mahkemeye erişim

haklarının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle ve kararın idareye

gönderilmesi suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

-yargı kararının infaz edilmediği süre gözetilerek- başvurucuya net 15.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

71. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Yargı kararının en kısa sürede icra edilmesi için

kararın bir örneğinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 29/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Muammer TOPAL

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

M. Emin ŞAHİNER

Başvurucu : Süleyman KOÇLAR Vekili : Av. İsmail ERTÜRK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/16996, 29 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Mülkiyet
  16. B. Mahkemeye
  17. C. 6216 Sayılı
  18. A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  19. B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan
  20. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  21. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. M. Emin ŞAHİNER
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/16996
Tarih
29 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Mehmet Şirin Kafi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/17738)
  • Tijen Mert Başvurusu (B. No: 2018/4928)
  • Ferhat Çatuk Başvurusu (B. No: 2017/25628)
  • Erol Aksoy Başvurusu (B. No: 2016/9527)
  • Burhan Keskin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/30851)
  • Kayhan Erciyeş Başvurusu (B. No: 2017/23696)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.