İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Tahir Ağgün Başvurusu (B. No: 2015/3544)

1. Başvuru, maluliyete sebep olan işitme kaybı nedeniyle meydana

Başvuru No2015/3544Tarih14 Kasım 2018Okuma19 dk · 3.842 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Tahir Ağgün Başvurusu

Karar tarihi
14 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2015/3544
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.842 kelime·19 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, maluliyete sebep olan işitme kaybı nedeniyle meydana

gelen zararların tazmini için açılan davada süre ret kararı verilmesinin

mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/10/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde jandarma uzman erbaş

olarak 2002 yılı itibarıyla göreve başlayan başvurucu sırasıyla Aydın, Tunceli,

Van ve Hatay illerinde görev yapmıştır.

9. Van Jandarma Komando Özel Harekat

Tabur Komutanlığında görev yapmakta iken işitme duyusu yönünden rahatsızlanan

başvurucu Van Asker Hastanesine sevk edilmiştir.

10. Van Asker Hastanesine birkaç kez sevk edilen başvurucu

hakkında 2/6/2008, 17/9/2009, 26/8/2010 ve 29/9/2011 tarihlerinde olmak üzere

dört ayrı sağlık raporu düzenlenmiştir. Farklı yıllarda düzenlenen bu sağlık

raporları benzer tespitler içermektedir. Anılan sağlık raporları ile başvurucu

için işitme kaybı teşhisinde

bulunulmuş ancak jandarma komando uzman

erbaş olarak görev yapabileceği tespit edilmiştir.

11. Hatay'da görev yapmakta iken yine işitme rahatsızlığı sebebiyle

İskenderun Asker Hastanesine sevk edilen başvurucu hakkında 18/4/2013 tarihli

sağlık raporu tanzim edilmiştir. Bu rapor ile "sensorinöral işitme kaybı, bileteral

(bilateral yüksek frekans işitme kaybı)"

teşhisi konulmuş ve başvurucunun TSK'da görev

yapamayacağı, barışta askerliğe elverişli olmadığı tespitinde

bulunulmuştur.

12. 18/4/2013 tarihli raporun onaylanmasının ardından 1/10/2013

tarihinde başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiş ve başvurucu malulen emekli

edilmiştir.

13. Başvurucu; Tunceli, Van ve Hatay'da görev yaparken katıldığı

operasyonlarda kullanılan ağır silahlar nedeniyle işitme kaybı yaşadığını,

malul/engelli konuma geldiğini, işinden ayrılmak zorunda kaldığını ve bu

durumun kendisini maddi ve manevi zarara uğrattığını belirterek gerek kusur

gerekse kusursuz sorumluluk esaslarına göre tazminat ödenmesi istemiyle

Jandarma Genel Komutanlığına 23/12/2013 tarihinde idari başvuruda bulunmuştur.

Başvurusu cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmiştir.

14. Zımnen ret üzerine başvurucu uğradığını ileri sürdüğü maddi

ve manevi zararın tazmini için 28/2/2014 tarihinde Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi (AYİM) nezdinde tam yargı davası açmıştır.

15. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 24/9/2014 tarihli kararıyla

davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir.

16. Ret gerekçesinde öncelikle 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı

mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun dava açma süresine ilişkin

hükümlerine yer verilerek idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların

dava açmadan önce bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle

öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren

beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini

istemelerinin şart olduğu, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi hâlinde ret

işleminin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açmaları

gerektiği hatırlatılmıştır. Başvurucunun ağır silah kullanımı nedeniyle işitme

kaybı yaşadığını iddia ettiğinin ve 2008 ile 2011 yılları arasında her yıl

hakkında işitme kaybı yaşadığı yönünde rapor tanzim edildiğinin altı

çizilmiştir. Başvurucunun 2011 yılından sonra görev yaptığı dönemde ağır silah

kullandığı yönünde bilgi belge bulunmadığı ve eylem ile eylemden doğan zararı

en geç 29/9/2011 tarihli raporla öğrendiği vurgulanmıştır. Bu tespit uyarınca

başvurucunun 29/9/2011 tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde idareye

zararının tazmini istemiyle başvurması gerekirken 23/12/2013 tarihinde yaptığı

başvuru üzerine açtığı davanın süre aşımına uğradığı belirtilerek ret gerekçesi

oluşturulmuştur.

17. Ret kararı oyçokluğu ile alınmıştır. Azınlıkta kalan üyenin karşıoy gerekçesinde özetle 2011 yılında düzenlenen raporda

TSK'da görev yapabileceği belirtilen başvurucu için zorunlu idari başvuru

süresinin malul olma durumunu ortaya koyan 18/4/2013 tarihli rapordan itibaren

hesaplanması gerektiği ifade edilmiştir.

18. Ret hükmüne yönelik karar düzeltme istemi mahkemenin 21/1/2015

tarihli kararı ile reddedilmiştir.

19. Başvurucu nihai kararı 2/2/2015 tarihinde tebellüğ ettikten

sonra 26/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

20. 1602 sayılı mülga Kanun’un 43. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan

önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.

Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği

tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."

21. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı

bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri

gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki

işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde

cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi

içinde dava açılabilir."

2. Danıştay İçtihadı

22. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,

K.2011/4711 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin

gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza

davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.

Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufta

bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine

izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımı

sırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından

doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan

mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda

belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.

Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini

olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam

yargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik

olması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin

ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."

23. Aynı Dairenin 28/3/2018 tarihli ve E.2016/15634, K.2018/1334

sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13.

maddesinde idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan

önceeylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve

her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği öngörülmüş olup; bu

sürelerin, kişilerin haklarını ihlal eden eylemlerin, idare ile illiyet bağının

kurulduğu, başka bir ifadeyle eylemin idariliğinin

öğrenildiği tarihten itibaren başlatılacağı kuşkusuzdur.

Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle

uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasının

açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı

zararın ortaya çıkması zorunludur.

İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir

hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle

ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya

işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir.

Söz konusu eylemlerin idariliği

ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen

de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu

ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle kamu görevlilerinin idari bir tasarruf

yaparken; mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural, usul ve

gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde,

ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları

kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını

önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini

istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,

bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu yoksa görev kusuru

sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.

Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13.

maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin, eylemin idariliğinin

ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zarara

yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla

kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama

özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."

B. Uluslararası Hukuk

24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da

cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,

kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul

bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına

sahiptir...”

25. Dava açma hakkını kullanmak yasal birtakım şartlara bağlansa

da mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamanın adil olmasına

halel getirecek aşırı şekilcilikten hem de yasalar tarafından konulan usul

kurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmaları

gerekir (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, §

29). Yapılan düzenlemeler, hukuk güvenliği ilkesi ve adaletin iyi bir şekilde

tecelli etmesi amaçlarına hizmet etmediği ve dava açmak isteyen kişinin önünde

davasının esasını yetkili ve görevli mahkeme önünde inceletmek bakımından bir

engel oluşturduğu durumlarda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur (Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,

27/7/2006,§ 24).

26. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birden

fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında o

yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı bir

şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabi

olmaması gerekir (Běleš ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, B. No:

47273/99, 12/11/2002, § 51).

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Eşim/Türkiye (B. No: 59601/09, 17/9/2013)

kararında süre aşımı nedeniyle davası reddedilen başvurucunun mahkemeye erişim

hakkının engellenip engellenmediği hususunu incelemiştir. Söz konusu olayda

başvurucu, askerlik hizmetini yerine getirirken 25/9/1990 tarihinde yaşanan bir

çatışmada yaralanmış; başvurucunun tedavisi uzunca bir süre devam etmiş ve

sonunda 1992 yılında askerlikle ilişiği kesilmiştir. Başvurucu, sonraki

yıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış; 2004 yılında başında

belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş, 2007 yılında Gülhane

Askerî Tıp Akademisindeki (GATA) muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğu

anlaşılmıştır. Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminat almak amacıyla idareye

başvurmuş ancak başvurucunun bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine

başvurucunun idare aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada

AYİM söz konusu olayın yaşandığı tarihten itibaren beş yıl içinde dava

açılmadığı gerekçesiyle davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir.

28. AİHM anılan kararında, davanın temelinde yer alan konunun

aslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibaren

hesaplayan yerel Mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş;

başvurucunun 25/9/1995 tarihinde kafatasındaki mermiden haberdar olmamasının

tartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıl içinde tazminat davası

açmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine, Mahkemenin

nazarında şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açma hakkının

tarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğinde kullanılabilmesi

gerektiğine hükmetmiş ve AYİM’in süre sınırı hakkındaki

katı yorumunun davanın esasının tam olarak incelenmesine engel olması nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye, §§ 23, 25, 26).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 14/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu; işitme duyusu yönünden yaşadığı rahatsızlığın

maluliyete neden olduğunu 18/4/2013 tarihinde tanzim edilen sağlık raporu ile

öğrendiğini, dolayısıyla zarara uğradığına bu tarihte vâkıf olduğunu ve bu

nedenle zorunlu idari başvuru süresinin 18/4/2013 tarihinden itibaren

başlatılması gerektiğini belirterek Mahkemenin idari başvuru süresini 2011

yılında düzenlenen raporu esas alarak hesaplaması sonucu davayı reddetmesinin

mahkemeye erişim ve etkili başvuru haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

31. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyeti Mahkemenin dava açma

süresine dair hukuk kurallarını hatalı değerlendirdiği iddiasına müteallik

olduğundan başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

34. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına

sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.

Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil

yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin

taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§

34).

35. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

36. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

37. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süre

aşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

b.Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

38. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

39. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

40. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

41. Başvurucunun idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle

açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin mahkeme kararının

1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesine dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla

somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni

dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

42. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne

olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından

müteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlem

ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genel

ifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir

gereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna

işaret etmiştir (Daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,

§§ 54, 55; Fatma Altuner,

B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve

Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).

iii. Ölçülülük

(1)

Genel İlkeler

43. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme

kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli

ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini

ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).

44. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken

yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları

gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden

olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu kapsamda

mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı

olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle

kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel

olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.

Şti., § 38).

45.Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an da

mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],

B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte

başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece

mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma

süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin

bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,

dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili

derece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut

olayın koşulları ışığında incelemektir (Ahmet

Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açma

süresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkının

doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun

kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava

hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir

(Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yaşar

Çoban, § 66).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

46. Başvurucu, tam yargı davası açmak için gerekli olan zorunlu

idari başvuru süresinin başlangıç tarihi olarak TSK'dan ilişiğin kesilmesine

neden olan sağlık raporunun esas alınmamasının mahkemeye erişim hakkını ihlal

ettiğinden şikâyet etmektedir.

47. Somut olayda Van Asker Hastanesi tarafından başvurucu

hakkında, işitme kaybı rahatsızlığının bulunduğu ancak TSK bünyesinde görev

yapabileceği yönünde 2008 ve 2011 yılları arasında dört ayrı sağlık raporu

düzenlenmiştir. Takip eden süreçte İskenderun Asker Hastanesi tarafından

18/4/2013 tarihli sağlık raporu ile başvurucuya işitme kaybı tanısı konulmuş

ayrıca başvurucunun TSK'da görev yapamayacağı tespit edilmiştir. İskenderun

Asker Hastanesinin raporu uyarınca TSK'dan ilişiğinin kesilmesinin ardından başvurucu,

Jandarma Genel Komutanlığı aleyhine tam yargı davası açmıştır. Dava

dilekçesinde başvurucu; kullandığı ağır

silahlar nedeniyle işitme kaybına uğrayarak TSK'dan ayrılmak zorunda kaldığını,

bu nedenle maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek TSK'dan ayrılmasında ve

malûl hale gelmesinde idarenin sorumlu olduğunu ifade etmiştir. AYİM

İkinci Dairesi başvurucunun en geç 29/9/2011 tarihli raporla işitme kaybı

nedeniyle uğradığı zarardan haberdar olduğunu vurgulayarak bu tarihten itibaren

bir yıl içinde idareye zararının tazmini istemiyle başvurması gerekirken

23/12/2013 tarihinde yaptığı başvuru üzerine açtığı davanın süre aşımına

uğradığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

48. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikte başvurularda

da belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle

açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortada

idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağı

bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya

yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra

anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu

tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (Mehmet Çınar ve Nuray Çınar, B. No: 2015/4807, 19/4/2018, §

46).

49. Bireysel başvuruya konu olayda; başvurucunun işitme

rahatsızlığının ilk kez 2008 yılında düzenlenen sağlık raporu ile tespit

edildiği ve takip eden dönemde 2011 yılına değin işitme kaybının sağlık

raporları ile belgelendiği hususlarında itilaf bulunmamaktadır. Başvurucunun

2008 ile 2011 yılları arasında yapılan muayeneleri ve düzenlenen raporlar

itibarıyla işitme rahatsızlığından haberdar olduğu açıktır. Bununla birlikte bu

raporlarda başvurucunun görevine devam

edebileceği ifade edilmiş ve başvurucu 2013 yılına kadar uzman erbaş

olarak görev yapmıştır. Bir başka ifadeyle 2008 ile 2011 yılları arasında

düzenlenen raporlar başvurucunun malul addedilmesi sonucunu doğurmamıştır.Başvurucunun görevi ile ilişiğinin

kesilmesine sebebiyet veren rapor ise 18/4/2013 tarihlidir. Bu raporda işitme

kaybının varlığı teyit edilmekle birlikte başvurucunun TSK bünyesinde görev yapamayacağı tespit

edilmiştir. Başvurucu, bu rapor sonucu malul olarak nitelendirilmiş vebaşvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir.

50. Rahatsızlığı sebebiyle TSK'daki görevini sürdüremeyeceğini

18/4/2013 tarihli rapor ile öğrenen başvurucu, salt işitme kaybına uğranılması

nedeniyle oluşan zararın tazmini talep etmemekte; işini kaybetmesi ve malul

hâle gelmesi nedeniyle oluşan zararın yerine getirilmesini istemektedir.

Dolayısıyla başvurucunun TSK'da görev yapamayacağını bildiren raporun ardından

zararını değerlendirebilmesi mümkündür. Bu hâle göre başvurucunun 18/4/2013

tarihinde düzenlenen rapor sonucu malul addedilerek TSK ile ilişiğinin

kesildiği dikkate alındığında tam yargı davası açılmasına sebep olan ve

mesleğin kaybedilmesi/malul olunması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen

zararın 2011 yılında öğrenildiğinden söz edilemez. Bu itibarla salt işitme

kaybını tespit eden ve başvurucuyu malul addetmeyen rapor esas alınarak

uğradığı zararla ilgili idari başvuru yapmak suretiyle dava açmasının beklenmesi

başvurucuya orantısız bir külfet yüklemektedir.

51.Bu hâle göre 2011 yılı itibarıyla işitme kaybı

rahatsızlığından haberdar olmakla birlikte TSK'da görev yapamayacağı yönünde

bir veriye sahip olmayan başvurucunun işitme kaybı yaşadığına ilişkin 29/9/2011

tarihli rapor ile zarara neden olan eylemi ve zararı öğrendiği kabul edilerek

dava açmanın ön koşulu olan idari başvuruyu yapabileceği bir yıllık sürenin

başlatılmasının mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu ve bu

yorumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkını kullanmasını aşırı derecede

güçleştirdiği açıktır. Bu itibarla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu değerlendirilmiştir.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

54. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

55. Mehmet Doğan

kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).

56. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi

amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul

kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak

yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın

kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin

gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını

tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek

üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet

Doğan, § 59).

57. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek

ihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

58. Anayasa Mahkemesi, 1602 sayılı mülga Kanun'un katı bir

şekilde yorumlanması sonucu davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut

başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

59.

Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

60. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu

sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın geçici 21. maddesinin

birinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargı

merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, AYİM İkinci Dairesinin 24/9/2014 tarihli ve

E.2014/1103, K.2014/1324 sayılı kararıyla ilgilidir.),

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

14/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Volkan

ÇAKMAK

Başvurucu

:

Tahir AĞGÜN

Vekili

:

Av. Dursun

KARACA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/3544, 14 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
  14. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  15. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin
  16. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Gökcan
  19. Hakyemez
  20. Çakmak
  21. Karaca
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/3544
Tarih
14 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Oğuzhan Mert Kaya Başvurusu (B. No: 2014/6431)
  • Turgut Tan Başvurusu (B. No: 2015/6974)
  • Kutbettin Yasak Başvurusu (B. No: 2015/5693)
  • Sara Akgül Başvurusu (B. No: 2015/269)
  • Novartis Ag Başvurusu (B. No: 2015/11867)
  • Mehmet Sedek Zengin Başvurusu (B. No: 2015/819)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.