İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Talha Kaya Başvurusu (B. No: 2017/28443)

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve tahliye

Başvuru No2017/28443Tarih12 Eylül 2018Okuma26 dk · 5.231 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Talha Kaya Başvurusu

Karar tarihi
12 Eylül 2018
Başvuru Numarası
2017/28443
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.231 kelime·26 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve tahliye

taleplerinin incelenmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; yargılamanın

hakkaniyete aykırı yürütülmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl bugüne kadar birçok kez

uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak-

bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden

ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)

ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

8. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

9. Bu kapsamda Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıyla Isparta İl Müftülüğünde vaiz olarak görev

yapan başvurucu hakkında soruşturma başlatılmıştır.

10. Başvurucu 5/1/2017 tarihinde Isparta Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucu; sorgu sırasındaki ifadesinde özetle

üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, FETÖ üyesi olmadığını, bu yapıyla şu

an veya geçmişte irtibatının olmadığını, 2004 yılında ceza infaz kurumunda vaiz

olarak görevlendirildiğini ve açığa alınmaya kadar da görevinin devam ettiğini,

herhangi bir iltimaslı/hak etmediği bir göreve getirilmediğini, aleyhine Bilal

Habeş Camisi imamı ve FETÖ’nün İsrail imamının

kardeşi H.T. ile samimi olduğuna dair verilen beyanların gerçeği

yansıtmadığını, evinin bu camiye yakınlığını, Müftülüğün programı dâhilinde bu

camiye sadece Cuma vaazları ve Ramazan ayında teravi öncesi vaaz için

gittiğini, vakit namazlarına dahi gitmediğini, tedbir olarak mı gitmediği

sorulduğunda kendi dünyasında yaşayan asosyal bir insan olduğu için insan içine

karışmayı tercih etmediğini, gitmediği yeri üs hâline getiremeyeceğini, camiye

gelen insanların bunu bildiğini, cami cemaatine bunun sorulması hâlinde gerçeğin

ortaya çıkacağını, Müftülükte masa başında çalışan kişilerin aleyhinde beyanlar

verdiğini ancak ne komşularının ne cami cemaatinin ne de çalıştığı din

görevlilerinin aleyhinde beyanı olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu,

dershanelerin kapatılması aşamasında kapatılmaması yönünde görüş beyanında

bulunmasının sebebinin zengin olanların çocuklarına özel hoca tutması, fakir

olanların ise bu açığı dershane ile kapattıklarını düşünmesi olduğunu, bu

düşüncelerinin büyütüldüğünü ve FETÖ üyeliğine kadar götürüldüğü ancak bunları

FETÖ üyesi olduğu için söylemediğini, 2014-2016 yılları arasında bir çocuğunu

bu yapıyla irtibatlı olduğu tespit edilen bir dershaneye gönderdiğini,

çocuğunun eğitim seviyesi çok düşük olan imam hatipte okuduğu için bulunduğu

yerdeki en iyi dershaneye giderek başarılı olmasını istediğini, bu sebeple bu

dershaneye gönderdiğini, bunların böyle olduğunu bilmediğini ve diğer

çocuklarının devlet okulunda okuduğunu belirtmiştir. Dershanelerin

kapatılmasıyla ilgili şah damarımız kesildi ve Fetullah

Gülen’e "Fetöş"

diyen şahsa ağzını topla, bir tane vururum şeklindeki sözleri kesinlikle

söylemediğini, böyle bir konuşma geçmediğini, o kişiye vurmaya da ne gücünün ne

boyunun yeteceğini, esasen bahsedilen konuşmanın yapıldığı tarihlerde

dershaneler henüz kapatılmadığı için bu ifadeleri kullanmış olamayacağını,

ayrıca vaazlarını hep telefonuna kaydettiğini, telefonuna el koyulduğunu, bu

kayıtlar dinlenirse vaazlarında da bu yapıyı öven veya destekleyen bir

ifadesinin olmadığının tespit edileceğini beyan etmiştir. Başvurucu ayrıca

Müftülükte yaptığı bir sohbet sırasında söylediği bayrakla ilgili sözlerinin

çarpıtılarak aleyhine kullanıldığını, bu sohbette kutsal şeylerin sıralamasını

kendince "Önce Allah sonra peygamber,

sonra Kur’an daha sonra vatan, bayrak ve millet gelir." şeklinde

yaptığını ve ayrıca bayrağın bir bezden yapıldığını, ancak bayrak olduğunu

gösteren simgeler olması hâlinde kutsiyet atfı olacağını, aynı şekilde bir

kâğıt parçasını Kur'an'dan bir ayet yazdığınızda değerleneceğini ifade etmiştir.

Başvurucu; 2012 yılında görevli olarak hacca gittiğini, oradan gelen harcırahı

(4.500 TL) yatırmak için Bank Asya hesabı açtırdığını, bu Bankayı faizsiz

olduğu ve az da olsa kâr payı almak için tercih ettiğini, bunun dışında zaten

çok fazla tasarruf imkânı olmadığını, FETÖ liderinin talimatıyla özellikle 2014

Ocak ayından sonra bir para yatırmanın söz konusu olmadığını, eşinin el işi

yaparak biriktirdiği, çocuğunun sünnet olması sebebiyle toplanan paraları

yatırdığını, sonra gerektiğinde parayı çekerek kullandığını, örneğin anne ve

babasının umre masrafını karşıladığını, verdiği borç geri ödenince parayı bu

hesaba yatırdığını belirtmiştir. Devlet memuriyetine giren bir kişiyle ilgili

maaşından yardım yapılması hususunda bir konuşma yapmadığını, böyle birini

tanımadığını ve kesinlikle bu kişiye yardımı olmadığını, darbeyi

desteklemediğini, askerler tutuklanınca ceza infaz kurumundaki çalışma

arkadaşları ile olan konuşmasında darbecilerin asılması sürecinin fazla

uzamaması gerektiğini, en kısa zamanda yargılanıp cezalandırılmaları

gerektiğini, darbeyi yapana da yaptırana da lanet okuduğunu, darbeden muztarip olduğu için darbe karşıtı olan temennilerde

bulunduğunu beyan etmiştir. Başvurucu; kendi hâlinde bir insan olduğunu,

tanıdığı veya görüştüğü çok fazla kimsenin olmadığını, üç dört aileden

başkasının evine gitmediğini, insanlarla fazla irtibatının ve diyaloğunun

olmadığını, ayrıca mesleki olarak ev sohbeti yapıp kurum sayfasına

yükleyebilecek yetkisi olduğu hâlde hiç ev sohbeti yapmadığını, bilgisayarı olmadığını

ve sosyal paylaşım sitelerini kullanmadığını, aleyhinde iddialarda bulunan

Müftülük personelinin hepsinin FETÖ'cülerin

davetlerine, iftarlarına gittiğini ancak kendisinin hiçbir yere gitmediğini,

kimseyi tutup bir yere götürmediğini, kimseden para istemediğini, kimseye para

vermediğini, suç olabilecek bir eylemi olmadığını, sadece "Şunu şunu söyledi."

şeklinde hakkında iddialar ileri sürüldüğünü ancak somut bir eylem

gösterilemediğini ve sonuç olarak suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.

11. Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı, silahlı terör örgütüne üye

olma suçundan tutuklanması istemiyle başvurucuyu Isparta Sulh Ceza Hâkimliğine

sevk etmiştir.

12. Başvurucunun sorgu sırasındaki ifadesinin Savcılık

ifadesiyle aynı doğrultuda olduğu tespit edilmiştir.

13. Isparta Sulh Ceza Hâkimliğinin 5/1/2017 tarihli kararıyla

tutuklama tedbiri uygulanmıştır. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"Şüpheli hakkında yapılan idari tahkikat

sırasında hazırlanan soruşturma raporu ve bu raporun esas beyanlar, gizli tanık

beyanı ve Bank Asya kayıtları başta olmak üzere, soruşturma evrakı kapsamına

göre şüphelinin kamuoyunda Fetullahçı Terör Örgütü/

Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PYD) diye anılan terör örgütü üyesi olduğu

hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin

bulunduğu, şüphesinin üzerine atılı suçun Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100/3-a

maddesinde sayılan katalog suçlardan olduğu, bu suça kanunda öngörülen alt ve

üst sınırlar dikkate alındığında tutuklama tedbirinin ölçülü olacağı, adli

kontrol uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla CMK 100 ve 101. maddeleri

uyarınca TUTUKLANMASINA, ... [karar verildi.]"

14. Başvurucu, tutukluluk hâlinin devamı kararına itiraz etmiş;

Burdur Sulh Ceza Hâkimliği 23/1/2017 tarihinde itirazın reddine karar

vermiştir.

15. Isparta Cumhuriyet Başsavcılığının 13/2/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle Isparta 2. Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

16. İddianamede, başvurucunun gerek organik olarak gerekse

örgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı

ileri sürülmüştür. Bu suçlamalara esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

i. Başvurucu, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının olduğu

gerekçesiyle Isparta İl Müftülüğü tarafından görevinden uzaklaştırılmış;

1/9/2016 tarihli ve 29818 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan

Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile meslekten ihraç edilmiştir.

ii. Başvurucunun Bank Asyada 2008

yılında hesap açtırdığı ve 2016 yılı Aralık ayına kadar hesap hareketinin

olduğu, FETÖ/PDY lideri teröristbaşı Fetullah Gülen'in çağrı yaptığı 26/12/2013 tarihinden sonra

bu hesaba 10/1/2014 tarihinde 1.000,00 TL, 15/1/2014 tarihinde 2.300,00 TL

yatırarak parasının 3.300,00 TL'ye ulaştığı, 6/2/2015 tarihinde 1.000,00 TL,

2/3/2015 tarihinde 600,00 TL olmak üzere takip eden tarihlerde de hesaba para

yatırdığı ve 4/3/2016 tarihinde hesaptaki paranın 12.506,65 TL'ye ulaştığı,

17/6/2016 tarihinde ise bakiyenin 12,68 TL'ye düştüğü ve bu şekilde FETÖ

liderinin çağrısına uyduğu gözlemlenmiştir.

iii. Gizli tanık beyanında; başvurucunun FETÖ/PDY üyesi

olduğunu, bulunduğu ortamlarda ismini duyduğunu ifade etmiştir.

iv. İdari tahkikat dosyasında dinlenen tanıklardan bazıları;

şüphelinin öğrencilik yıllarından beri bu yapının kurslarında yöneticilik

yaptığını ve taraftarı olduğunu, örgütün İsrail sorumlusu olan H.T.nin kardeşi Bilal Habeşi Camisi imamı H.T. ile sıkı

irtibatının olduğunu, hatta bu camiyi örgütün üssü hâline getirdiklerini, örgüt

ile Hükûmet arasında ihtilaflı yaşamla ve 17-25 aralık 2013 olayları ile ilgili

mevzuların konuşulduğu ortamlarda sürekli muhalefet ettiğini, örgüt ile ilgili

savunmalarda bulunduğunu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası darbe ile ilgili

yapılan konuşmaları kapatmaya çalıştığını, bir sohbet sırasında Fetullah Gülen'e "Fetoş" diyen kişiye aşırı tepki

gösterdiğini ve o kişiyi vurmakla tehdit ettiğini, dersanelerin

kapatılmasıyla ilgili olarak "Şah

damarımız kesildi." şeklinde değerlendirmede bulunduğunu,

bayrakla ilgili bir sohbet sırasında bayrağın bir bez parçası olduğunu ve

abartılmaması gerektiğini söylediğini bildirmişlerdir.

17. Isparta 2. Ağır Ceza Mahkemesi 3/3/2017 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve başvurucu hakkındaki yargılama,

Mahkemenin E.2017/113 sayılı dosyası üzerinden tutuklu olarak sürdürülmüştür.

18. Isparta 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/5/2017 tarihinde

başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verdiği, başvurucunun bu karara

30/5/2017 tarihinde itiraz ettiği, Isparta 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/6/2017

tarihinde itirazın reddine karar verdiği görülmektedir.

19. Başvurucu 19/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

20. Isparta 2. Ağır Ceza Mahkemesi 8/1/2018 tarihinde

başvurucunun örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün

hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tahliyesine karar vermiştir. Mahkûmiyete

esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

i. Başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının olduğu

gerekçesiyle Isparta İl Müftülüğü tarafından görevinden uzaklaştırılması ve 672

sayılı KHK ile meslekten ihraç edilmesi,

ii. Bank Asyada 2012 yılından itibaren

hesabının bulunması, hesabında 2013 yılı Aralık ayında 2.719,00 TL bakiyesi

varken örgüt elebaşının ilk talimat tarihi olan 2014 yılı Ocak ve Ağustos

ayında bakiyesinin 6.031,00 TL'ye çıkması, üç ay boyunca hesapta hareketlilik

yokken diğer talimat tarihlerinden olan 2015 yılı Mart ayında hesaptaki paranın

10.881,00 TL'ye, 2015 yılı Eylül ayında 12.635,00 TL'ye yükselmesi ve en son

2016 yılı Temmuz ayında hesapta 0 TL bakiyenin kalması, başvurucunun örgüt

çağrısı üzerine Bank Asyada para yatırma, döviz alım-satım

işlemleri, virman işlemleri, katılım hesabı açma ve diğer bankacılık

işlemlerini örgüt çağrısına uygun bir biçimde çokça yapması, örgütün Ocak 2014

ile Şubat ve Eylül 2015'teki çağrıları üzerine işlem yaptığının duraksamaya yer

vermeyecek biçimde anlaşılması,

iii. Başvurucunun çocuğunun FETÖ/PDY ile irtibatı ve iltisakı tespit edilen bir dershanede 17/25 Aralık

sürecinden sonraki bir dönemde kaydının bulunması,

iv. Başvurucunun kullandığı GSM hattına ilişkin HTS dökümlerinin

incelenmesi sonucu hakkında FETÖ/PDY üyesi olmaktan dolayı soruşturma ve

kovuşturma bulunan elli beş kişiyle 1/1/2014 tarihinden itibaren irtibatının

bulunduğunun anlaşılması, bu kişilerden iki tanesinin örgütün mahrem imamı

olması, yine birinin Isparta'nın köyler sorumlusu olması, bazılarının da örgüte

müzahir olduğu için kapatılan kurum çalışanları olması, sanığın adına kayıtlı

hat ile hakkında işlem yapılan bu kadar çok kişiyle ve çoğu örgüte müzahir

olduğu için kapatılan firma çalışanlarıyla görüşmesinin olağan bulunmaması, her

ne kadar bu görüşmelere ait görüşme içerikleri dosya içinde mevcut değil ise de

sanığın örgütle bağlantılı kişilerle irtibatlı olduğunun yukarıda somut

olgularla (dosya numaraları, mahrem imam

olduklarını gösterir KOM yazısı ve KHK ile kapatılan kurum çalışanları)

izah edildiği, sanığın tanımadığını savunduğu örgüt üyeleriyle (biri mahrem

imam olmak üzere 4 kişi) irtibatlı olduğunun HTS dökümleriyle sabit olması,

sanığın savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olması nedeniyle savunmalarına

itibar edilmemesi ve diğer örgüt elemanları ile irtibatlı olduğunun tespit

edilmesi,

v. Başvurucunun örgüt üyesi olduğunu gösterir olay ve

davranışlarına dair tanık beyanları şöyledir:

- Isparta il müftüsü olan tanık G.A., ifadesinde; Talha Kaya'nın

FETÖ'yle öğrencilik yıllarından itibaren irtibatlı

olduğunu, bu kurumlarda yöneticilik yaptığını duyduğunu, Talha Kaya'nın eşinin

de bu yapıyla irtibatlı olduğunu, Talha Kaya'nın bayrağı ve diyaneti

sevmediğini de duyduğunu, bundan sonra Talha Kaya'nın ve H.T.nin

yerlerini değiştirdiğini, Mahkemedeki yeminli beyanlarında bu yapının paralel

yapı olarak anıldığı dönemde yaptıkları tahkikatlarda Talha Kaya'nın bu yapıyla

ilgili önüne gelen isimlerden olduğunu, müfettişler tarafından tahkikat

yapıldığını, Bilal Habeşi Camisinin eski imamı olan -meslekten ihraç edilen-

H.T. ve abisinin de bu yapıya dâhil olduklarını, camiyle ilgili kendisine gelen

ifadelerde caminin bu kişiler tarafından üs olarak kullanıldığını duyduğunu,

caminin FETÖ'cüler tarafından yoğun olarak kullanılmaya

başlandığı duyumu üzerine idari tahkikata başladıklarını, bundan sonra sanığın

görev yerinin değiştirildiğini, H.T.yi Yalvaç'a

gönderdiğini, kendisi göreve başlamadan önce de sanığın bu camide sık sık vaaz

verdiğini, bu camiye görevini talep üzerine yazdırmış olabileceğini ya da

kendiliğinden de vaaz vermiş olabileceğini, bu durumu öğrendiğinde bir daha

sanığı bu camiye görevlendirmediğini, sanığın o dönemki adıyla paralel yapı

şimdi ki adıyla FETÖ/PDY örgütüyle irtibatlı olduğunun çok maruf olduğunu beyan

etmiştir.

-Tanık M.A.K.; Talha Kaya'yı tanıdığını ancak onun ailece

görüştüğü biri olmadığını, 17-25 Aralık sürecinden sonraki bir tarihte İl

Müftülüğünde bir cuma namazından sonra sohbet ederken Fetullah

Gülen'in yaptıklarının yanlış olduğunu söylediğini hatta "Fetoş"

ifadesini kullanması üzerine Talha Kaya'nın kendisine "Ağzını topla, dikkatli konuş, bir tane vururum

sana, dershanelerin kapatılmasıyla zaten şahdamarımız kesildi."

dediğini, aralarında geçen bu tartışmadan sonra onunla diyaloğunu kestiğini, o

tarihten beridir de bu konulara dair herhangi bir konuşması olmadığını ifade

etmiştir.

-Tanık E.K., ifadesinde; Talha Kaya'nın çeşitli konuşmalarda

paralel yapıya destek veren ifadelerde bulunduğunu, bu yapı eleştirildiğinde savunmaya

geçtiğini, bu konuşmaların 17/25 Aralık sürecinden sonra olduğunu belirtmiştir.

-Bir başka tanık K.A., ceza infaz kurumunda Talha Kaya ile görev

yaptığını, sanığın 17/25 Aralık sürecinden sonraki konuşmalarında sürekli

muhalefet ederek konuştuğunu, bu yapıyı savunur söz ve davranışlarda

bulunduğunu, 15 Temmuz'dan sonra bu girişimde bulunanlara bir tepki

gösterdiğine şahit olmadığını, Talha Kaya'nın kendisini herhangi bir dernek

veya sendikaya davet etmediğini, örgütle birebir bağlantısının bulunup

bulunmadığını bilmediğini ancak kendileri devlet adına böyle şeyler

konuştuğunda Talha Kaya'nın inatla karşı tarafta durduğunu, Talha Kaya'yı

örgütün düzenlediği herhangi bir iftar, yemek, toplantı vesaire bir yerde

görmediğini, sadece 17-25 Aralık'tan sonra tartışmalarının olduğunu,

başkasından yardım istediğini de duymadığını belirtmiştir.

-Diğer tanık F.T., beyanlarında; Talha Kaya'nın evine

komşularıyla birlikte kahve içmeye gittiğini, sanığın eşi F.nin

Cumhurbaşkanlığı seçimleri hakkında Cumhurbaşkanı'nı kastederek "Bu hırsıza mı oy vereceksiniz, ayakkabı

kutuları içerisinden paralar çıktı." dediğini bir başka seferde

de "Sen 2.500,00 TL maaş alıyorsun, bu

para sana helal değil, bu paradan bana cemaat adına burs ver, ben de

öğrencilere ulaştırayım." dediğini, Talha Kaya'nın evine

sürekli giren çıkan birileri olduğunu, bu kişilerin cemaat sohbetleri için

gelip gittiğini düşündüğünü, Talha Kaya'nın paralel yapının kuvvetli bir

taraftarı olduğunu beyan ettiğini, Mahkemedeki yeminli beyanlarında Talha Kaya

ile herhangi bir konuşmuşluğunun olmadığını, eşiyle gelip gitmeleri nedeniyle

tanıştığını ifade etmiştir.

-Sanayii Camisinin imamı olan tanık M.G., ifadesinde; Talha

Kaya'nın bazen vaaz vermek için geldiğini, 15 Temmuz'dan sonraki bir dönemde bu

kişinin o zamanki adı cemaat olan gruptan olduğunu duyduğunu, vaazlarda örgüt

lehine bir davranışını görmediğini, görevini bitirdikten sonra oyalanmadığını,

kendisini hiçbir yere davet etmediğini beyan etmiştir.

-Tanık olarak dinlenen S.K.; 17/25

Aralık süreci öncesinde Talha Kaya'nın Bilal Habeşi Camisinde vaaz verdiğini,

vaazlarında bu yapıyı över bir tavrına şahit olmadığını, sessiz sakin bir

yapısı olduğunu, Mahkemedeki yeminli beyanlarında kendisinin Bilal Habeşi

Camisinde müezzinlik yaptığını, 2013 yılında bu camiye atandığını, Fetullah Gülen'e ait kitapların camiye geldiğinde de camide

olduğunu, bu kitapların o dönem yasak olmadığını, bir süre sonra bu kitapları

kaldırdığını, sanığın FETÖ üyeliği hakkında bir bilgisinin olmadığını, Talha

Kaya'nın vaazda veya vaazdan sonra örgütsel bir konuşma yapıp yapmadığını

bilmediğini, namaz vakitlerinde örgüt mensuplarına vaaz verdiğini duymadığını

ancak vakitler dışında gelip vaaz verdiyse onu bilemeyeceğini, paralel yapı

konusunda müftü ile hiç görüşmediğini, Bilal Habeşi Camisinde beş yıldır görev

yaptığını, Talha Kaya'nın camide sohbet verdiğini görmediğini, örgüt

propagandası yaptığını görmediğini, namaz sonrasında veya vaaz sonrasında

cemaatle görüştüğünü görmediğini ifade etmiştir.

21. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinaf incelemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

22. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

"Tutuklama nedenleri"

kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

23. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa

sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine

verilir ve bu husus kararda belirtilir."

24. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 12/9/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller

olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma

tehlikesi ve kaçma şüphesinin somut olayda mevcut olmadığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

27. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

28. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

29. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,

savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez;

suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

30. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken

Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin

güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191). Soruşturma

mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama,

başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen

FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın

olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

31. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek;

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Genel İlkeler

32. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

33. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

34. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

35. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca,

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

36. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda

dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi

ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

37. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflar ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte

yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı

Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki

denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin

süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

38. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

39. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

40. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

41. Başvurucu hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmada;

başvurucunun FETÖ/PDY liderinin çağrısı üzerine Bank Asyaya

para yatırması, idari soruşturma neticesinde mesleğinden ihraç edilmesi,

çocuğunun FETÖ/PDY ile irtibatı ve iltisakı tespit

edilen bir dershanede 17/25 Aralık sürecinden sonraki bir dönemde kaydının

bulunması, kullandığı GSM hattına ilişkin HTS dökümlerinin incelenmesi sonucu

hakkında FETÖ/PDY üyesi olmaktan dolayı soruşturma ve kovuşturma bulunan elli

beş kişiyle 1/1/2014 tarihinden itibaren irtibatının bulunduğunun anlaşılması,

örgüt üyesi olduğunu gösterir olay ve davranışlarına dair tanıkların beyanları

olgularına dayanılmıştır (bkz. § 18).

42. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında ifadeleri alınan

tanıkların vaiz olarak görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile

irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarda

bulundukları görülmektedir. Bu tanıklardan il müftüsü G.A., başvurucunun

FETÖ/PDY mensubu olduğunu ve bu yapı ile bağlantılı eylemleri dolayısıyla görev

yerini değiştirdiğini; tanıklar F.T., E.K., K.A. ve A.K. başvurucunun FETÖ/PDY'yi ve liderini sahiplenen söylemlerinin bulunduğunu

beyan etmişlerdir (bkz. § 18). Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini

doğrulayan tanık beyanlarının kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi

gerekmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi,

Selçuk Özdemir kararında FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı

şüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti

olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, §

75; benzer nitelikteki tanık beyanlarının kuvvetli belirti olarak kabul

edildiği bir diğer karar için bkz. Metin

Evecen, B. No: 2017/774, 4/4/2018, § 58).

43. Yargılama mercilerince; başvurucunun Bank Asyada 2012 yılından itibaren hesabının bulunduğu,

hesabında 2013 yılı Aralık ayında 2.719,00 TL bakiyesi varken örgüt elebaşının

ilk talimat tarihi olan 2014 yılı Ocak ayında ve Ağustos ayında bakiyesinin

6.031,00 TL'ye çıktığı, üç ay boyunca hesapta hareketlilik yokken diğer talimat

tarihlerinden olan 2015 yılı Mart ayında parasının 10.881,00 TL'ye, 2015 yılı

Eylül ayında 12.635,00 TL'ye yükseldiği, başvurucunun örgüt çağrısı üzerine

Bank Asyada para yatırma, döviz alım-satım işlemleri,

virman işlemleri, katılım hesabı açma ve diğer bankacılık işlemlerini örgüt

çağrısına uygun bir biçimde çokça yaptığı ve örgütün Ocak 2014 ile Şubat ve

Eylül 2015'teki çağrıları üzerine işlem yaptığının duraksamaya yer vermeyecek

biçimde anlaşıldığı tespit edilmiştir. Başvurucunun böylece örgütün mali

kaynağını oluşturan ve bu yolla gelir elde ettiği anlaşılan Bankaya örgüt

liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine para yatırmasının somut olayın

koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul

edilmesinin de temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Metin Evecen kararında FETÖ/PDY liderinin

veya yöneticilerinin çağrısı üzerine yapılanmaya destek vermek amacıyla Bank Asyaya para yatırılmasını kuvvetli suç belirtisi olarak

kabul etmiştir (Metin Evecen, §

59).

44. Başvurucu hakkında yürütülen yargılamada; başvurucunun

kullandığı GSM hattına ilişkin HTS dökümlerinin incelenmesi sonucu hakkında

FETÖ/PDY üyesi olmaktan dolayı soruşturma ve kovuşturma bulunan elli beş

kişiyle 1/1/2014 tarihinden itibaren irtibatının bulunduğunun anlaşılması,

bunlardan iki tanesinin örgütün mahrem imamı olduğu, yine birinin Isparta'nın

köyler sorumlusu olduğu, bazılarının da örgüte müzahir olması nedeniyle

kapatılan kurum çalışanları olduğu tespit edilmiştir. Başvurucunun örgütle

bağlantılı olduğu Mahkemece değerlendirilen kişilerden yirmi iki tanesinin

örgüte müzahir olduğu için kapatılan şirketlerin ortağı/çalışanı veya kapatılan

dernek/vakıf çalışanı, on tanesinin öğretmen, yedi tanesinin imam-vaiz, beş

tanesinin farklı üniversitelerde yardımcı doçent-öğretim üyesi-araştırma

görevlisi ve diğerlerinin savcı, komiser yardımcısı, polis, ev hanımı, öğrenci,

sosyolog, memur, psikolog olduğu görülmektedir. Başvurucunun farklı işyerlerinde

ve farklı mesleklerde çalışan örgütle bağlantılı kişilerle yoğun irtibat

sürdürdüğü, bu kişilerden bazılarının örgüt içinde önemli statüde bulunduğu,

örgütün mahrem imamı İ.Ö. ile yüz yedi, yine mahrem imam S.T. ile bir,

bulunduğu ildeki köylerin sorumlu yetkilisi M.G. ile bir defa görüştüğü dikkate

alındığında anılan HTS kayıtlarının başvurucu yönünden suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

45. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin

bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru

bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut

olayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir. Bu değerlendirmede

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı edilmemelidir.

Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara

ilişkin soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).

46. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör örgütü

üyeliği suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç

tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen

cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (Aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak,

B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran

Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç,

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır.

47. Somut olayda Isparta Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken tutuklama nedeni olarak başvurucu hakkında

yapılan idari tahkikat sırasında hazırlanan soruşturma raporu ve bu rapora esas

beyanlar, gizli tanık beyanı ve Bank Asya kayıtları başta olmak üzere

soruşturma evrakı kapsamına göre başvurucunun kamuoyunda FETÖ/PDY diye anılan

terör örgütü üyesi olduğu hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

somut delillerin bulunmasına, başvurucunun üzerine atılı suçun 5271 sayılı

Kanun'un 100/3-a maddesinde sayılan katalog suçlardan olmasına, bu suça

Kanun'da öngörülen alt ve üst sınırlar dikkate alındığında tutuklama tedbirinin

ölçülü olacağına ve adli kontrol uygulanmasının yetersiz kalacak olmasına

dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 13). Dolayısıyla tutuklama kararının

verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel

koşulları ile Isparta Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği

birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden dayanılan tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

48. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (Aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında

bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

49. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Isparta Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

51. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddeler) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

2. Tahliye Taleplerinin

ve Tutukluluğa İtirazların Değerlendirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiları

52. Başvurucu; tutukluluk incelemelerinin yapılmadığını, tahliye

taleplerine cevap verilmediğini, herhangi bir inceleme yapılmış ise dahi bunun

kendisine tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

53. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(k) bendi, yakalanan veya tutuklanan kişilere yakalama ve tutuklama işlemine

karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumunda

maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkân

sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla tahliyesine karar verilen başvurucular yönünden anılan yolun

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Cafer Yıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018,

§§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No:

2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40).

54. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 8/1/2018 tarihinde

mahkûmiyetine ve tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluk incelemeleri

sonucunda verilen kararların tebliğ edilmemesi nedeniyle tutuklama işlemine

karşı başvuru imkânlarından yararlandırılmadığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğa karşı başvuru

imkânlarından yararlandırılmadığının tespiti hâlinde görevli mahkemece

başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun

telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

56. Başvurucu; yargılamanın hakkaniyete aykırı yürütüldüğünü

belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

57. Bireysel başvuru yoluna başvurabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

58. Somut olayda başvuruya konu yargılamanın devam ettiği tespit

edilmiştir. Bu kapsamda başvurucunun hukuk sistemindeki yargısal yolları

tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tahliye taleplerinin ve tutukluluğa itirazların

değerlendirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 12/9/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Raportör Yrd. : Melek ŞAHAN Başvurucu : Talha KAYA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/28443, 12 Eylül 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran
  10. B. Adil Yargılanma
  11. C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  12. Yıldırım
  13. Akıncı
  14. Topal
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/28443
Tarih
12 Eylül 2018

İlgili Kararlar

  • Mesut Ordulu Başvurusu (B. No: 2015/2675)
  • Cengizhan Pilaf Başvurusu (B. No: 2015/12095)
  • İsa Gök Başvurusu (B. No: 2015/805)
  • Serhat Çetiner Başvurusu (B. No: 2015/18100)
  • K. M. Başvurusu (B. No: 2015/8465)
  • Anıl Savaş Başvurusu (B. No: 2015/912)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.