İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2020/1782 Tarih:

Tevfik Başaran Başvurusu (B. No: 2020/1782)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

TEVFİK BAŞARAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/1782)

Karar Tarihi: 11/7/2023

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine ilişkin kararı üzerine yapılan yeniden yargılamada ihlal kararına

uygun karar verilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 6/1/2020 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Olayın Arka

Planı

8. Başvurucu, hisseli olarak malik olduğu Bursa ili

Nilüfer ilçesi Ertuğrul Mahallesi'nde kâin 4863 ada, 1 parsel sayılı

taşınmazını da kapsayan alanda yol yapılmak suretiyle taşınmazına el

atıldığından bahisle 8/7/2011 tarihinde Bursa 6. Asliye Hukuk Mahkemesinde

(Asliye Hukuk Mahkemesi) kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası

açmıştır.

9. Yapılan yargılama sonunda Asliye Hukuk Mahkemesi

12/5/2015 tarihli kararıyla, davanın kısmen kabulü ile taşınmazda başvurucunun

hissesine tekabül eden 935,69 m²den (98/1205 pay) stabilize yol yapılmak

suretiyle fiilen el atılan kısmında hissesine düşen 45,07 m² için 29.182 TL

kamulaştırmasız el atma tazminatının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal

faizi ile birlikte kendisine ödenmesine, dava konusu taşınmazın fiilî el atmaya

konu 45,07 m² kısmının başvurucu adına tapudaki kaydının yol olarak iptaline,

fiilen el atılmayan hukuki el atmaya konu bölüme ilişkin olarak ise idari

yargıda dava açılması gerektiğinden yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle

usulden reddine karar vermiştir.

10. Mezkûr karar üzerine başvurucu, fazlaya ilişkin

hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının

adli yargıda ilk davanın açıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile

birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle Bursa 2. İdare Mahkemesinde

(Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme 31/10/2016 tarihli kararla yasal düzenleme

uyarınca bu aşamada uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesine hukuken yer

olmadığına karar vermiştir. Kararda, 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı

Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde

Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 4/11/1983 tarihli ve 2942

sayılı Kamulaştırma Kanunu'na birtakım hükümler eklendiği vurgulanmıştır. Bu

bağlamda uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılan

taşınmazların kamulaştırılması için öngörülen beş yıllık sürenin 2942 sayılı

Kanun'a eklenen geçici 11. madde gereğince bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten

itibaren başlayacağı ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılan

ancak henüz karara bağlanmayan veya kararı kesinleşmeyen davalara da bu madde

hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

11. Taraflarca bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesinin (Bölge İdare Mahkemesi)

28/2/2017 tarihli kararıyla reddedilmiş ve karar bu şekilde kesinleşmiştir.

B. Anayasa

Mahkemesine Yapılan Bireysel Başvuru

12. Başvurucu 21/4/2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmuştur. Bireysel başvuru formunda; taşınmazın imar

planında kamu hizmeti alanına ayrılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil

ettiğini, bu müdahale sebebiyle taşınmazını dilediği gibi kullanamadığını

belirtmiştir. Başvurucu, taşınmazının kamulaştırılmamasının mülkiyet hakkının

ihlaline yol açtığını ifade etmiştir. Başvurucu, bunun yanında dava sürecinde

yapılan yasal değişikliklerin geriye yürütülmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkı, eşitlik ilkesi ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini de ileri

sürmüştür.

13. Anayasa Mahkemesi 29/11/2018 tarihinde başvuruyu

birleştirilen başvuru (B. No: 2016/62285) üzerinden karara bağlamıştır. Anılan

kararda, başvurucuya ait taşınmazın uygulama imar planında kamu hizmeti alanına

ayrılmasına rağmen beş yılı aşkın bir süreden beri kamulaştırılmadığı ve

kendilerine herhangi bir tazminat da ödenmediği dikkate alındığında Hüseyin

Ünal (B. No: 2017/24715, 20/9/2018) kararında yer alan ilkelerden ayrılmayı

gerektirir bir durumun söz konusu olmadığı sonucuna varılmış ve başvurucunun

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmedilmiştir. Ayriyeten kararın bir örneği

mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere Mahkemeye gönderilmiştir.

C. İhlal Kararından

Sonraki Süreç

14. İhlal kararı sonrasında Mahkemece yeniden yargılama

yapılmıştır. Mahkeme yeniden yargılaması sonucunda 20/6/2019 tarihli kararıyla

bu kez davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, somut olayda dava

konusu taşınmazın ilk olarak 21/4/1999 tarihinde onaylanan 1/1.000 ölçekli

metro kuzeyi uygulama imar planı kapsamında spor alanında kaldığı ve umumi

hizmetlere/resmî kurumlara ayrıldığı, daha sonra da Bursa Büyükşehir Belediye

Meclisinin 17/7/2008 tarihli kararı ile onaylı 1/5.000 ölçekli nâzım imar

planında spor tesisleri alanı olarak ayrıldığı, başvurucunun ise taşınmaza

25/4/2011 tarihli satış işlemi ile malik olduğu hatırlatılmıştır. Kararda,

esasen başvurucunun taşınmazı edindiği tarih itibarıyla taşınmaz için kısıtlılık

durumunun mevcut olduğu, ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararında

belirtilen mülkiyet hakkının geçmişte belirli bir süre engellenme durumunun

eski malikler açısından gerçekleşmesine karşın 25/4/2011 tarihli satış işlemi

sonucu mülkiyet sahibi olan başvurucu açısından kısıtlılık hâlinden kaynaklanan

ve tazminatı gerektirir mağduriyetinin, mülkiyet hakkının süresi belirsiz bir

zaman diliminde kısıtlanması durumunun gerçekleşmediği belirtilmiştir. Karar

gerekçesinde ayrıca Danıştay Altıncı Dairesinin 30/6/2015 tarihli ilamına da

atıf yapılmıştır.

15. Başvurucu bu karara karşı istinaf yoluna

başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde önceki aşamalarda ileri sürdüğü iddiaları

tekrarlamakla birlikte Anayasa Mahkemesi kararının yok sayıldığını ifade

etmiştir. Bölge İdare Mahkemesi 29/11/2019 tarihli kararıyla, Mahkemenin

kararında kanunda sayılan kaldırma nedenlerinin bulunmadığı gerekçesiyle

istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.

16. Nihai karar 13/12/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 6/1/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

17. Konu ile ilgili hukuk için bkz. Hüseyin Ünal, B.

No: 2017/24715, 20/9/2018, §§ 17-29.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Anayasa Mahkemesinin 11/7/2023 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

19. Başvurucu; taşınmazının uygulama imar planında kamu

hizmetine ayrılmış olmasına rağmen beş yılı aşkın bir süreden beri

kamulaştırılmaması ve kendisine bir tazminat da ödenmemesi sebebiyle haksızlığa

uğradığından mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.

Başvurucu, Anayasa Mahkemesinin kararına uyulması zorunlu olduğu hâlde yeniden

yargılama yapılarak kendisine tazminat ödenmesi gerekirken derece

mahkemelerince tam aksine hareket edilerek davanın reddine karar verilmiş

olması nedeniyle hak arama hürriyeti ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

20. Bakanlık görüşünde; başvurunun konusunu oluşturan

davanın 2015 yılında açılmış olması nedeniyle bu tarih itibarıyla başvurucunun

taşınmazı satın aldığı tarihten itibaren henüz beş yıllık süre geçmeksizin dava

açılıp açılmadığı hususunun gözönünde bulundurulmasının faydalı olacağı

belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

21. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz."

22. Başvurucunun şikâyetinin özü, imar uygulamasında kamu

hizmeti alanı olarak ayrılması sebebiyle maliki olduğu taşınmazından dilediği

gibi yararlanamadığına, taşınmazını kullanamadığına ve ondan tasarruf

edemediğine yönelik olduğundan başvurunun mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

24. Anayasa Mahkemesi 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı

İmar Kanunu hükümleri ile 2942 sayılı Kanun'a eklenen geçici 11. maddeye dayalı

olan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığını değerlendirmiş, ayrıca

taşınmazın kamu hizmetine tahsis edilmesine yönelik müdahalenin kamu yararına

dayalı meşru bir amacının bulunduğu açıklanmıştır (Hüseyin Ünal, §§

44-50). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin 28/3/2018 tarihli ve E.2016/196,

K.2018/34 sayılı kararı ile anılan madde iptal edilmiştir. Dolayısıyla Hüseyin

Ünal kararında da ölçülülük yönünden yapılan değerlendirmede uygulama imar

planının onaylanmasından itibaren beş yıldan fazla süre geçmesine rağmen imar

planında kamu hizmetine ayrılan taşınmazın kamulaştırılmaması ve herhangi bir

tazminat da ödenmemesinin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği

sonucuna ulaşılmış, başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı

arasında olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve

müdahalenin ölçülü olmadığı kabul edilmiştir (Hüseyin Ünal, §§ 51-62).

25. Nitekim Mehmet Memduh Gökçen ve diğerleri (B.

No: 2016/62285, 29/11/2018) kararında da başvurucuya ait taşınmazın uygulama

imar planında kamu hizmeti alanına ayrılmasına rağmen beş yılı aşkın bir

süreden beri kamulaştırılmadığı ve kendisine herhangi bir tazminat da

ödenmediği belirtilerek Hüseyin Ünal kararına atıfta bulunmak suretiyle

mezkûr kararda yer alan ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durumun söz konusu

olmadığından bahisle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (Mehmet

Memduh Gökçen ve diğerleri, §§ 22, 23).

26. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir ihlal

kararının gereklerinin yerine getirilmemesi daha önce varlığı tespit edilen

ihlalin devam ettiği anlamına gelir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararının gereklerinin yerine getirilmediğine ilişkin iddiaları incelemek de bireysel

başvuruları incelemeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, § 52; Şahin

Alpay (3), B. No: 2018/10327, 3/12/2020, § 39). Bu sebeple eldeki başvuruda

Anayasa Mahkemesince yapılacak inceleme, daha önce verilen ihlal kararının

gereklerinin yerine getirilip getirilmediğinin ve bu kapsamda başvurucunun

anayasal haklarının ihlal edilip edilmediğinin tespitiyle sınırlı olacaktır (Sıddıka

Dülek ve diğerleri, B. No: 2013/2750, 17/2/2016, § 70; Mehmet Ali Ayhan

(2), B. No: 2016/7967, 22/7/2020, § 54; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),

§ 52).

27. Mahkeme yeniden yargılama sonucu verdiği

20/6/2019 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Başvurucunun taşınmaza

25/4/2011 tarihli satış işlemi ile malik olduğunu dikkate alan Mahkeme,

başvurucunun taşınmazı edindiği tarih itibarıyla taşınmaz için kısıtlılık

durumunun mevcut olduğunu belirtmiştir. Mahkemeye göre eski malikler açısından

mülkiyet hakkının geçmişte belirli bir süre engellenmiş olma durumu söz konusu

olsa dahi 25/4/2011 tarihli satış işlemi sonucu mülkiyet sahibi olan başvurucu

açısından kısıtlılık hâlinden kaynaklanan bir mağduriyet olgusu ve mülkiyet

hakkının süresi belirsiz bir zaman diliminde kısıtlanması söz konusu değildir.

28. Anayasa Mahkemesinin 29/11/2018 tarihli ihlal

kararının derece mahkemelerinde görülen davanın başvurucu lehine

sonuçlandırılması gerektiği anlamına gelmediği özellikle belirtilmelidir.

29. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi Özkan Uğur (B.

No: 2018/88, 11/4/2018) kararında, başvurucunun maliki olduğu taşınmazın

uygulama imar planına göre yaşlılar yurdu alanı olarak ayrılması sonucunda

taşınmazın kullanım hakkının kısıtlandığı, dolayısıyla başvurucunun mülkiyet

hakkına müdahalede bulunulduğu açık olmakla birlikte başvurucu açısından bu

müdahalenin taşınmazı satış işlemi sonucunda edindiği tarihte başlayacağını

belirtmiştir. Bu durumda ise tasarrufu hukuken kısıtlanan bir taşınmaz

bakımından söz konusu beş yıllık sürenin taşınmazın edinim tarihinden başlatılmasının

uygun olduğu değerlendirilmiştir. Somut olayda da başvurucunun taşınmazdaki

payını satış yoluyla edindiği 25/4/2011 tarihinden itibaren beş yıl geçtikten

sonra 21/4/2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu

görülmektedir. Anayasa Mahkemesi de 29/11/2018 tarihli kararıyla başvuruya

ilişkin olarak mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

30. Bu bağlamda derece mahkemelerinin Anayasa

Mahkemesince verilen ihlal kararını etkisiz kılacak ve ihlal kararı verilmesini

anlamsız hâle getirecek şekilde bir karar veremeyeceği hatırda tutulmalıdır.

Anayasa Mahkemesinin somut bir başvuruda Anayasa hükümleri çerçevesinde

değerlendirme yaparak ihlal sonucuna ulaşması hâlinde ihlal kararının gereğini

yerine getirmekle yükümlü olan derece mahkemeleri, Anayasa Mahkemesi kararının

bağlayıcılığını sorgulayamayacağı gibi bununla çelişecek bir karar da veremez.

31. Somut olayda Anayasa Mahkemesi uygulama imar planında

kamu hizmeti alanına ayrılan taşınmaz üzerinde imar kısıtlılığının devam ettiği

süreyi dikkate alarak bu taşınmazın hâlâ kamulaştırılmamasının ya da

kendilerine herhangi bir tazminat da ödenmemesinin mülkiyet hakkının ihlaline

neden olduğu sonucuna varmıştır. Bu kapsamda ihlalin sonuçlarının giderilmesi

için kararın bir örneği yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemeye

göndermiştir. Bundan sonra derece mahkemelerinin görevi mülkiyet hakkı ihlal

edildiği tespit edilen başvurucunun hakkının tesisi noktasında gerekli hukuki

çözümü bulmaktan ibarettir. Aksine bir yorum Anayasa Mahkemesi kararlarının

bağlayıcılığı şeklinde emredici Anayasa hükümleri ile bağdaşmaz (bu konudaki

detaylı açıklamalar için bkz. Kadri Enis Berberoğlu (3), B. No:

2020/32949, 21/1/2021, §§ 82-100).

32. Sonuç olarak başvurucuya ait taşınmazın uygulama imar

planında kamu hizmeti alanına ayrılmasına rağmen beş yılı aşkın bir süreden

beri kamulaştırılmaması ya da herhangi bir tazminat ödemesine konu

edilmemesinin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği Anayasa

Mahkemesince tespit edilerek ihlal kararı verilmesine rağmen bu kararın

gereğinin eski hâle getirme kuralı çerçevesinde yerine getirilmediği kanaatine

varılmıştır.

33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

34. Başvurucu, ihlalin tespiti ile tazminat talebinde

bulunmuştur.

35. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması

gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama

kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan

[GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),

B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3)

[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

36. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili

yargı merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal sonucu açısından yeterli

bir giderim sağladığı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine

karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Bursa

2. İdare Mahkemesine (E.2019/8, K.2019/697) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 446,90 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 10.346,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 11/7/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

İrfan FİDAN

Muhterem İNCE

Raportör

:

M. Emin ŞAHİNER

Başvurucu

:

Tevfik BAŞARAN

Vekili

:

Av. Hasan UŞEN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2020/1782, 11 Temmuz 2023 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası