İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Emin Sönmez ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/27310)

1. Başvuru, başvurucuların Hazine adına orman sınırları

Başvuru No2017/27310Tarih16 Eylül 2020Okuma17 dk · 3.467 kelime

KÜNYE

Birinci Bölüm Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Emin Sönmez Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
16 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/27310
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.467 kelime·17 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, başvurucuların Hazine adına orman sınırları

dışına çıkarılan taşınmazın kullanıcısı olarak belirlenmemesi nedeniyle

mülkiyet hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 8/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Başvuru

Konusu Olayın Arka Planı

6. Başvurucular 26/6/2010 tarihinde vefat eden Mehmet

Sönmez'in mirasçılarıdır.

7. Uyuşmazlık konusu İstanbul ili, Sultanbeyli ilçesi,

Battalgazi köyünde bulunan 310 ada 1 parsel sayılı taşınmaz (öncesi 1223

parsel) orman vasfını yitirdiğinden 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman

Kanunu'nun 2/B maddesi uyarınca yapılan çalışmalar sonucunda Hazine adına orman

sınırı dışına çıkarılmıştır.

8. Başvurucuların murisi 19/10/2007 tarihinde, 4/12/1984

tarihli ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi

Hakkında Kanun hükümleri kapsamında Sultanbeyli Kaymakamlığına (Kaymakamlık)

başvurmuştur. Başvurucuların murisi, Sultanbeyli Belediyesinin (Belediye)

uyuşmazlık konusu taşınmaza çakıl dökmek suretiyle müdahale ettiğini belirterek

müdahalenin önlenmesi isteğinde bulunmuştur.

9. Kaymakamlık 31/10/2007 tarihinde başvurucuların

murisinin talebinin reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, anılan

taşınmazın okula tahsis edilen bölümüne yakın bir yere Belediye tarafından

geçici olarak kum döküldüğü tespitine yer verilmiştir. Kaymakamlık, Belediye

vekilinin dökülen kumun kısa sürede kaldırılacağı yönündeki beyanını dikkate

alarak bu yeri okul inşaatını yapan Millî Eğitim Müdürlüğüne teslim etmiştir.

10. Taşınmazın bulunduğu Battalgazi köyünde 21/6/1987

tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun ek 4. maddesi uyarınca Hazine adına

orman sınırları dışına çıkarılan yerler ve muhdesatları ile bunların

kullanıcılarının tespiti amacıyla 2010 yılında kadastro çalışmaları (kullanım

kadastrosu) yapılmıştır.

11. Yapılan kullanım kadastrosu sırasında, 18.995,04 m2 yüz

ölçümlü 310 ada 1 parsel sayılı taşınmaz bahçe niteliğiyle Hazine adına

tespit edilmiştir. Bu taşınmaza ait 3/9/2010 tarihli Kadastro Tutanağı'nın

beyanlar hanesinde, söz konusu taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin

birinci fıkrasının (B) bendi (2/B) uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına

çıkarıldığı belirtilmiştir. Beyanlar hanesinde ayrıca bu taşınmazın 1984

yılından beri Emin evladı Mehmet Sönmez'in ve taşınmaz üzerindeki kum ocağının

da Belediyenin kullanımında olduğu yazılmıştır. Tutanağın edinme sebebinde;

taşınmazın 1984 yılından beri Mehmet Sönmez kullanımında olup Belediyenin söz

konusu taşınmazı geçici surette kum ocağı olarak kullandığı tespiti yer

almaktadır.

12. Kullanım kadastrosu sınırlandırma ve tespitleri

7/9/2010 ila 6/10/2010 tarihlerinde askı ilanına çıkarılmıştır. Askı ilan

süresi içinde M.E.B. adlı şahıs tespite itiraz ederek Sultanbeyli Kadastro

Mahkemesinde dava açmış, bir kısım kişiler açılan davaya asli müdahil sıfatıyla

iştirak etmiştir. Yine aynı tespite yönelik itiraz üzerine A.A. tarafından ayrı

bir dava açılmış, aralarındaki hukuki ve fiilî bağlantı nedeniyle davalar

birleştirilmiştir. Bu arada Sultanbeyli Kadastro Mahkemesinin kapatılması nedeniyle

dava dosyası İstanbul Anadolu 2. Kadastro Mahkemesine (Mahkeme) devredilmekle

yargılamaya bu Mahkemece devam edilmiştir.

B. Başvuruya

Konu Yargılama Süreci

13. Belediye tarafından 8/11/2010 tarihinde, Sultanbeyli

1. Asliye Hukuk Mahkemesinde kullanım kadastrosu tespitine itiraz davası

açılmıştır. Dava dilekçesinde, uyuşmazlık konusu taşınmaza ilişkin olarak

kadastroca belirlenen kullanım durumunu gösteren şerhin gerçeği yansıtmadığı ve

taşınmazın Belediyenin kullanımında olduğu belirtilmiştir.

14. Sultanbeyli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 13/12/2011

tarihinde uyuşmazlık konusu taşınmaz hakkındaki kadastro tutanağı

kesinleşmediğinden görevsizlik ile dosyayı kadastro mahkemesine göndermiştir.

15. Sultanbeyli Kadastro Mahkemesi aralarındaki hukuki ve

fiilî bağlantı nedeniyle dava dosyasının M.E.B. tarafından açılan E.2010/2555

sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar vererek yargılamaya bu dava

dosyası üzerinden devam etmiştir.

16. Sultanbeyli Kadastro Mahkemesinin kapanması üzerine

dosyanın devredildiği Mahkeme, fiilî kullanımın belirlenmesi amacıyla taşınmaz

başında keşif icra etmiştir. Mahkemece 4/4/2013 tarihinde yapılan keşif

sırasında başvurucuların bildirdiği tanıklar N.K. ve N.B. de dinlenmiştir. Her

iki tanık da benzer beyanlarında başvurucuların murisinin uyuşmazlık konusu

taşınmazın güney kısmında tapulu arazisinin bulunduğunu, taşınmazın 2004 yılına

kadar muris tarafından arpa, buğday vs. ekmek suretiyle kullanılırken daha

sonra boş bırakıldığını ve Belediyenin 2007 yılından sonra taşınmazı kum ocağı

olarak kullandığını bildirmiştir.

17. Mahkeme 28/5/2014 tarihli karar ile Belediyenin

birleşen davasını kabul etmiş, asıl ve birleşen diğer davaların reddine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde; uyuşmazlık konusu 310 ada 1 parsel numaralı

taşınmazın 2007 yılından beri kum ocağı olarak Belediye tarafından işletildiği,

başvurucuların taşınmaz üzerinde herhangi bir fiilî kullanım ve

zilyetliklerinin bulunmadığı saptamasına yer verilmiştir. Mahkemeye göre

taşınmazın Belediye tarafından kum ocağı olarak işletilmeye başlanmasından

sonra başvurucular murisi tarafından tecavüzün meni istemiyle idareye

başvurulmuş ise de sulh hukuk mahkemesinde zilyetliğin korunmasına ilişkin

herhangi bir dava açılmadığından idare tarafından verilen men kararı zilyetliğin

ispatı açısından yeterli değildir.

18. Hüküm başvurucular tarafından temyiz edilmiştir.

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi 15/12/2015 tarihinde ilk derece mahkemesindeki

gerekçeye atıf ile onama kararı vermiş ve anılan karara yönelik düzeltme

isteğini 27/3/2017 tarihinde reddetmiştir.

19. Nihai karar 22/5/2017 tarihinde başvurucular vekiline

tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucular 8/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

21. 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

“Orman sayılan yerlerden:

...

B) 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve

fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ,

bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı, çam fıstığı)

gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta

kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy

yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları,

Orman sınırları dışına çıkartılır.

Orman sınırları dışına çıkartılan bu

yerler Devlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine

ait ise bu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları

dışına çıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil

işlemi yapılır.”

22. 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi şöyledir:

“6831 sayılı Orman Kanununun 20/6/1973

tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve

2896 sayılı, 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değişik 2 nci maddesinin

(B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları

dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa

üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler

tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar

hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanunun 11 inci maddesinde belirtilen askı

ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine

adına tescil edilir.

Bu maddeye göre yapılacak kadastro

çalışmaları ikinci kadastro sayılmaz.

Bu maddeye göre yapılacak kadastro

sırasında orman ve Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin sınır

nokta ve hatları; orman kadastro tutanakları esas alınmak suretiyle orman

işletme müdürlüğünce görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi ya da

orman mühendisinin iştirak ettirildiği kadastro ekibince zemine aplike edilir.

Bu çalışmalar sırasında kadastro veya orman haritalarında düzeltmeyi gerektiren

tutanak, pafta ve zemin uyumsuzluğunun tespiti halinde, yukarıda oluşturulan

kadastro ekibince teknik mevzuata uygun hale getirilir. Bu çalışmalara kadastro

kontrol mühendisi de iştirak ettirilir. Çalışma sonucunda bir zabıt düzenlenir

ve bu zabıt ekip görevlileri ile kontrol mühendisi tarafından birlikte

imzalanır. Düzeltme işlemleri, orman mevzuatı ile tapu ve kadastro mevzuatına

göre yapılmış ve bu Kanuna göre yapılacak askı ilanı ile de ilan ve tebliğ

edilmiş sayılır.

Hazine adına orman sınırları dışına

çıkarılan yerler, daha öncesi tescil edilmiş olduğuna bakılmaksızın Maliye

Bakanlığının talebi üzerine, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce fiili kullanım

durumları dikkate alınmak suretiyle ifraz ve/veya tevhit de yapılabilir. Bu

işlemler sırasında, orman ve kadastro haritalarında tespit edilen fenni

hatalar, yukarıdaki üçüncü fıkrada belirtilen usul ve esaslara göre düzeltilir.

..."

23. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu’nun ''Dava hakkının düşmesi'' kenar başlıklı 983. maddesi

şöyledir:

“Gasp ve saldırıdan dolayı dava hakkı,

zilyedin fiili ve failini öğrenmesinden başlayarak iki ay ve her hâlde fiilin

üzerinden bir yıl geçmekle düşer.''

24. 3091 sayılı Kanun’un 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun; gerçek veya tüzelkişilerin

zilyed bulunduğu taşınmaz mallarla kamu idareleri, kamu kurumları ve

kuruluşları veya bunlar tarafından idare olunan veya Devlete ait veya Devletin

hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlere veya menfaati umuma ait

olan taşınmaz mallara yapılan tecavüz veya müdahalelerin, idari makamlar tarafından

önlenmesi suretiyle tasarrufa ilişkin güvenliği ve kamu düzenini sağlar. ''

25. 3091 sayılı Kanun’un 2. maddesi şöyledir:

“Taşınmaz mallara tecavüz veya müdahale

edilmesi halinde; taşınmaz mal merkez ilçe sınırları içinde ise, il valisi veya

görevlendireceği vali yardımcısı, diğer ilçelerde ise kaymakamlar tarafından bu

tecavüz veya müdahalenin önlenmesine karar verilir ve taşınmaz mal yerinde

zilyedine teslim edilir.''

26. Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 5/12/2013

tarihli ve E.2013/9416, K.2013/11984 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava, 3402 sayılı Yasa'ya 5831

sayılı Yasa ile eklenen Ek-4. maddesi uyarınca yapılan kullanım kadastrosuna

itiraz davasıdır. Mahkemece davacının babasının 24.05.1985 tarih ve 1985/13

sayılı idari men kararına konu 16.05.1985 tarihli şikayet dilekçesi ile dava

konusu taşınmazdaki zilyetliğini terk etmeme iradesini ortaya koyduğu ve dava

konusu taşınmazın davacının fiili kullanımında bulunduğu gerekçesi ile yazılı

şekilde hüküm kurulmuş ise de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun

düşmemektedir. 3402 sayılı Yasa'ya 5831 sayılı Yasa ile eklenen Ek-4. maddede,

bu maddeye göre yapılacak kadastro sırasında fiili kullanım durumunun esas

alınacağı, kim veya kimlerin ne zamandan beri kullanımında olduğunun beyanlar

hanesinde gösterileceği belirtilmiştir. Kanunun öngördüğü fiili kullanımın

haklı bir nedene dayanmasına ise gerek bulunmamaktadır. Dosya içeriğinden

çekişmeli 349 ada 64 parsel sayılı taşınmazın üzerinde davacının dedesinin

ahşap evi bulunduğu, ancak çok eski tarihte başka bir köye taşındıkları, bu

tarihten sonra davacı ve murislerinin fiilen bir kullanımının olmadığı, davalı

tarafça taşınmazın gübre atılmak suretiyle kullanıldığı, bu kullanıma bir

müddet sonra ara verdiği ancak taşınmaz üzerindeki 3-4 yaşlarında meyve

ağaçlarının da onun tarafından dikildiği ve bakımlarının yapıldığı, men

kararının ise dava konusu yere ilişkin olmadığı, çekişme konusu taşınmazın

davalı M.K.'nin fiili kullanımında olduğu, davacı tarafça zilyetliğin korunması

için dava açılmadığı gibi TMK'nın 984. maddesi gereği davanın açılabilmesi için

gerekli süreninde geçtiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece davanın

reddine, çekişme konusu taşınmazın tespit gibi tescili yerine yazılı şekilde

karar verilmesi isabetsiz olup temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde

görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA [karar verildi].

B. Uluslararası

Hukuk

27. Konu hakkında ilgili uluslararası hukuk için bkz. Cafer

Arslan (B. No: 2014/18133, 9/3/2017, §§ 21-27) başvurusu hakkında verilen

karar.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 16/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

29. Başvurucular; kadastro tutanaklarına göre 1984

yılından, gerçekte ise çok daha önceki bir tarihten itibaren uyuşmazlık konusu

taşınmazın aralıksız ve nizasız olarak fiilî tasarrufları altında olduğunu, hâl

böyle iken Belediyenin 2007 yılında taşınmaz üzerinde kum ocağı kurduğunu

bildirmişlerdir. Başvurucular, 3091 sayılı Kanun hükümleri uyarınca bu

müdahalenin önlenmesi isteğinin Belediye vekilinin bu durumun geçici olup okul

yapımı ile sınırlı olduğu yönündeki yanıltıcı beyanları nedeniyle

reddedildiğini savunmuşlardır. Başvuruculara göre Belediye vekilinin bu

beyanına rağmen kum ocağının kaldırılmaması ve kullanım kadastrosu sonrasında

vaki itiraz üzerine derece mahkemelerinin bu kum ocağına üstünlük tanıyarak

fiilî kullanıcının Belediye olduğu yönündeki kararı mülkiyet hakkını ihlal

etmektedir.

30. Başvurucular ayrıca ilk derece mahkemesince icra edilen

keşfe iştirak eden teknik bilirkişilerin tarım konusunda uzman olmadıklarını,

tanık olarak dinlenen muhtarın önceki kullanıma ilişkin bilgisinin

bulunmadığını ve kadastro tutanağında adı geçen mahalli bilirkişilerin

dinlenmediğini iddia etmiştir. Başvurucular; yargılama aşamasında eksik

bırakılan bu hususlar yanında murisin zilyetliğinin 1984 yılında başlayıp

Belediyenin müdahalesine kadar sürdüğünü ispat edecek araştırmaların ilgili

resmî kurumlar nezdinde yapılmadığını, Belediyenin faaliyetinin geçici olduğu

yönündeki önceki beyanların dikkate alınmadığını ve derece mahkemelerinin

kararlarında da bu hususlara ilişkin yeterli gerekçeye yer verilmediğini

belirterek adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

31. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz.”

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucular, kullanım kadastrosu tespitine itiraz davasının

reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının yanında adil yargılanma hakkının da

ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucuların temel iddiası,

uyuşmazlık konusu taşınmazların kullanıcısının kendileri olmasına karşın derece

mahkemelerinin tespitinin ve varmış olduğu sonucun hatalı olması nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucuların makul

sürede yargılanma hakkı dışındaki diğer bütün iddialarının mülkiyet hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Genel

İlkeler

33. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir

kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle

öncelikle başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki

durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382,

16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

34. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan

mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her

türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §

20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan

menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni

haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da

mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:

2014/11441, 1/2/2017, § 60).

35. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul

edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu

alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı

içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin

Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa Ateşoğlu ve

diğerleri, § 51).

36. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı

mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda

sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki

menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı

içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut

bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil

mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli

durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde

etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı

güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478,

25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).

37. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti

olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek

olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili

hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42).

Dolayısıyla Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma

kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk

sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit,

mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat

Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak

kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir

iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler

ve Ali Arslan Çelebi, § 37).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

38. 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesinin birinci

fıkrasında; 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2. maddesinin (B) bendi uyarınca

Maliye Hazinesi adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin fiilî kullanım

durumları dikkate alınarak kimler tarafından ve ne zamandan beri

kullanıldığının, varsa üzerindeki muhdesatın kimlere ait olduğunun kadastro tutanağının

beyanlar hanesinde gösterilmesi suretiyle öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine

adına tescil edileceği hükme bağlanmıştır.

39. Orman sayılmakla birlikte 6831 sayılı Kanun'un 2.

maddesinin (B) bendi kapsamında orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın

3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi kapsamında yapılan kadastro çalışmaları

sırasında Hazine adına tespit gördüğü ve mülkiyetinin Hazineye ait olduğu

anlaşılmaktadır. Bu husus da taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Bu bakımdan başvurucular adına düzenlenen bir tapu kaydının bulunmadığı ve

taşınmazın mülkiyetinin Hazineye ait bulunduğu tartışmasızdır (benzer yönde

bkz. Cüneyt Ali Turgut, B. No: 2013/8332, 10/3/2016, § 43).

40. Bununla birlikte 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı

Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman

Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım

Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un 6. maddesine göre Hazine adına orman

sınırları dışına çıkarılan taşınmazların tespit edilen kullanıcıları yönünden

bu taşınmazları belirli bir bedel mukabilinde satın almak üzere hak sahibi

sayılmaları öngörülmüştür. Dolayısıyla kişinin böyle bir taşınmazda kullanıcı

olduğunun tespit edilmesi, anılan kanun çerçevesinde taşınmazı belirli

koşullara bağlı olarak satın alma hakkı vermektedir.

41. Başvuru konusu olayda, uyuşmazlık konusu taşınmaz

Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış ve yapılan kullanım

kadastrosunda başvurucuların kullanıcı olduğu tespit edilmiştir. Davacı Belediye,

taşınmazın 2007 yılından beri kum ocağı vasfı ile üçüncü kişilere kiralanmak

suretiyle kendisi tarafından işletildiği iddiasıyla tespite itiraz etmiştir.

Sultanbeyli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi taşınmaza ilişkin kadastro tutanağının

kesinleşmediğini dikkate alarak görevsizlik kararı ile dosyayı Kadastro

Mahkemesine göndermiştir. Kadastro Mahkemesi, taşınmazın başında keşif yapmış;

keşif sırasında tarafların bildirdiği tanıklar ile tespit bilirkişileri ve

mahalle muhtarını dinlemiştir. Başvurucular, uyuşmazlık konusu taşınmazın

Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olup uzun yıllardan

beri murisleri tarafından bitişiğinde bulunan tapulu arazi ile birlikte

tarımsal faaliyete konu edildiğini ileri sürmektedir. Başvuruculara göre Belediye

2007 yılında okul inşaatı sırasında taşınmaza geçici olarak kum dökmek bahanesi

ile el atmış ancak okul inşaatı sona ermesine rağmen bu faaliyeti sona

erdirmemiştir. Mahkeme, yapmış olduğu yargılama neticesinde taşınmazın 2007

yılından beri Belediyenin kullanımında olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne

karar vermiştir. Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme istemleri de bu

gerekçeye atıf yapılarak Yargıtayca reddedilmiştir.

42. Öncelikle mülkiyet hakkının ihlali iddiasına konu

edilen yargılama sürecinin bütününe bakıldığında başvurucuların kendilerini

vekil ile temsil ettirdiği, yargılamanın duruşmalı olarak görüldüğü,

başvuruculara tanıklar da dâhil olmak üzere iddialarına dayanak tüm belge ve

bilgiler ile karşı tarafın iddialarına karşı savunmalarını ortaya koyabilme ve

delillerini sunabilme olanağının tanındığı anlaşılmaktadır.

43. Benzer davalar bakımından Yargıtay, 3402 sayılı

Kanun'un ek 4. maddesindeki düzenleme karşısında bu tür davalarda 3402 sayılı

Kanun'un 14. maddesinde öngörülen mülkiyetin kazanılmasına ilişkin koşulların

varlığının aranmayacağı görüşündedir. Yargıtay kararlarında, gayrimenkul

hukukunda kullanıma ilişkin olarak zilyetlik kavramı kullanılmakta iken

ek 4. maddede fiilî kullanım kavramının kullanıldığı belirtilmiştir.

Yargıtay uygulamasında fiilî kullanımın ekonomik amaca uygun bir kullanım

olması gerektiği ve en azından taşınmaz üzerinde fiilî hâkimiyet sağlamaya

yetecek bir süredeki zilyetliğin yeterli olduğu kabul edilmektedir (benzer

yönde bkz. Cafer Arslan, § 44). Yine Yargıtay kararlarında, fiilî

kullanımın haklı bir nedene dayanması aranmamakla birlikte bu kullanımın

aralıksız olması gerektiği kabul edilmektedir (bkz. § 26).

44. Anayasa Mahkemesinin delillerin değerlendirilmesi ve

hukuk kurallarının yorumlanmasına yönelik şikâyetler bakımından görevi,

bireysel başvurunun ikincil doğası gereği sınırlıdır. Derece mahkemeleri önünde

hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık

olduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların derece

mahkemelerince kesin olarak reddedildiği durumlarda açık bir keyfîlik olmadığı

veya bariz bir takdir hatası içermediği sürece meşru bir beklentinin bulunduğu

sonucuna varılamaz (benzer yönde bkz. Cafer Arslan, § 44).

45. Somut olayda orman sınırları dışına çıkarılan

taşınmazın mülkiyeti Hazineye ait olup Kadastro Mahkemesinde görülen

yargılamada uyuşmazlık konusu taşınmazın fiilî kullanıcısının Belediye olduğu

sonucuna varılmıştır. Başvurucular taşınmazın fiilî kullanımının kendilerinde

olduğunu ileri sürmüş ise de Mahkemece icra edilen 4/4/2013 tarihli keşifte

dinlenen tanıklar, başvurucular murisi tarafından tarımsal faaliyette

kullanılan taşınmazın 2004 yılından sonra boş bırakıldığını ve 2007 yılında da

Belediye tarafından kum ocağı olarak işletilmeye başlandığını bildirmişlerdir.

Nitekim derece mahkemeleri de taşınmazın hâlihazır durumu, mahalli bilirkişi ve

tanık beyanları ile başvurucular murisinin zilyetliğin korunması amacıyla dava

yoluna gitmemiş olmasını esas alarak taşınmazın başvurucuların fiilî

kullanımında bulunmadığı sonuca varmıştır. Somut olay bakımından ilgili hukuk

kuralları ve benzeri içtihatlar gözetildiğinde derece mahkemelerinin

kararlarının açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatası içerdiği de tespit

edilememiştir. Dolayısıyla somut başvuru açısından yeterli bir hukuki temele

dayalı olmadığından başvurucuların Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına

alınan mülkiyet hakkı kapsamında bir mülkü veya en azından mülkiyeti elde etme

yönünde bir meşru beklentisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa

Mahkemesi benzer başvurularda da aynı sonuca varmıştır (karşılaştırma için bkz.

Cüneyt Ali Turgut, §§ 24-52).

46. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

47. Başvurucular, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

48. Bireysel başvurular sonrasında 25/7/2018 tarihli ve

7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

49. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya

da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat Komisyonu)

tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

50. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı

ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun ilk bakışta ulaşılabilir ve

ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesi olduğunu değerlendirmiştir. Buna göre Tazminat Komisyonuna başvuru

yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat

Yüksel, §§ 27-36).

51. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA 16/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Muammer TOPAL Selahaddin MENTEŞ Raportör : Heysem KOCAÇİNAR Başvurucular : 1. Emin SÖNMEZ 2. Filiz SÖNMEZ 3. Kadir SÖNMEZ 4. Kadriye TURNA 5. Metin SÖNMEZ Başvurucular Vekili : Av. Semih MAHMUTOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/27310, 16 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Başvuru
  10. B. Başvuruya
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Mülkiyet
  18. B. Makul Sürede
  19. A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  20. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/27310
Tarih
16 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Fikriye Aksoy Başvurusu (B. No: 2018/32666)
  • Abdulvahap Kurt Başvurusu (B. No: 2019/17396)
  • Safure Güneş Başvurusu (B. No: 2016/24905)
  • Bilal Açıkgöz Başvurusu (B. No: 2017/37790)
  • Ulaş Güngör Başvurusu (B. No: 2019/16478)
  • Fermani Çetin Başvurusu (B. No: 2017/39128)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.