İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Uğur Ziyaretli Başvurusu (B. No: 2014/5724)

1. Başvuru, emeklilikten sonra bir işte çalışmaya başlanıldığının

Başvuru No2014/5724Tarih15 Şubat 2017Okuma27 dk · 5.418 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Uğur Ziyaretli Başvurusu

Karar tarihi
15 Şubat 2017
Başvuru Numarası
2014/5724
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.418 kelime·27 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, emeklilikten sonra bir işte çalışmaya başlanıldığının

tespiti üzerine emekliliğe bağlı olarak ödenmiş yaşlılık aylıklarının yasal

faiziyle birlikte iadesinin istenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; bu işleme

karşı açılan davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü Anayasa Mahkemesine bildirmiştir.

6. Bakanlık görüşü başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu,

Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1954 doğumlu olup Ankara ili Etimesgut ilçesinde

ikamet etmektedir.

9. Başvurucu 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar

Kanunu kapsamında 1/8/1999 tarihinde emekli olmuş ve kendisine yaşlılık aylığı

bağlanmıştır.

10. Başvurucu emekli olduktan sonra Türkiye Gübre Sanayii Anonim

Şirketinde çalışmaya başlamış; 16/9/2003 tarihinden itibaren ise Tapu ve

Kadastro Genel Müdürlüğü (TKGM) Strateji Daire Başkanlığında çözümleyici

kadrosunda 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi

olarak çalışmaya devam etmiştir.

11. Dosyada bulunan (kapatılan) Sosyal Sigortalar Kurumu

Başkanlığı Sigorta İşleri Genel Müdürlüğünün 22/11/2000 tarihli yazısından,

başvurucunun TKGM'de görev yapmaya başlamadan önce çalıştığı Türkiye Gübre

Sanayii Anonim Şirketi tarafından yapılan başvuru üzerine, çalışma süreleriyle

ilgili bilgilerin işveren şirkete verildiği, dolayısıyla başvurucunun yeniden

çalışmaya başladığının Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) bilgisi dahilinde olduğu

anlaşılmaktadır.

12. Başvurucunun emekli olduğu tarihten sonra tekrar çalışmaya

başladığı dönemde SGK tarafından başvurucuya yaşlılık aylığı ödenmesine devam

edilmiştir.

13. 1/1/2005 tarihinde yürürlüğe giren 28/12/2004 tarihli ve

5277 sayılı 2005 Mali Yılı Bütçe Kanunu’nun 25. maddesinin (f) fıkrasının

ikinci paragrafıyla, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya

yaşlılık aylığı alanların, kanunda sayılan kamu kurum ve kuruluşlarında

herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalışmaları durumunda emeklilik veya

yaşlılık aylıklarının kesilmesini zorunlu kılan yasal düzenleme yapılmıştır.

14. Zonguldak İdare Mahkemesince, söz konusu düzenlemenin bütçe

kanunuyla ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa

Mahkemesine itiraz yoluna başvurulması üzerine, Anayasa Mahkemesince henüz

iptal istemi hakkında bir karar verilmeden 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı

Kanun'un 29. maddesiyle, ilgili düzenleme yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak

yürürlükten kaldırılan düzenlemede yer alan hükümler aynı Kanun'un 30.

maddesinde yeniden düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesince sonradan verilen 28/12/2005

tarihli ve E.2005/146, K.2005/105 sayılı kararla, kanun koyucu tarafından

yürürlükten kaldırılan 5277 sayılı Kanun'un 25. maddesinin ilgili kısmı, bütçe

kanunuyla düzenlenmesi yasak olan konuları içerdiği gerekçesiyle iptal

edilmiştir.

15. 5335 sayılı Kanun'un ilgili düzenlemeyi içeren 30.

maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle

iptali için tekrar Anayasa Mahkemesine başvurulmuş, ancak Anayasa Mahkemesinin

3/4/2007 tarihli ve E.2005/52, K.2007/35 sayılı kararıyla düzenlemenin

Anayasa'ya aykırı olmadığı belirtilerek iptal istemi reddedilmiştir. Kararın

gerekçesinde, iptali istenen kanun hükmüyle kişinin sosyal güvenlik hakkının

ortadan kaldırılmadığı ve emeklilik statüsünün zarar görmediği ifade edilmiş;

kuralın sadece belirtilen yerlerde çalışıldığı ve karşılığında gelir elde

edildiği sürece emekli aylığının kesilmesini öngördüğü vurgulanmış; kişinin

emekli veya yaşlılık aylığından, belirtilen kurumlarda çalışarakdaha iyibir

yaşam elde etmedüşüncesiyle kendi isteği ile vazgeçtiği ifade edilmiş ve iptali

istenen kanun maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır.

16. Başvurucunun TKGM'de çalıştığının SGK tarafından 14/10/2009

tarihinde tespiti üzerine 2009/Kasım döneminden itibaren yaşlılık aylığı ödemeleri

durdurulmuştur. Ayrıca, düzenlemenin yürürlüğe girdiği 1/1/2005 ile

başvurucunun çalıştığının SGK'ca tespit edildiği 14/10/2009 tarihleri arasında

yapılan toplam 36.100,39 TL yaşlılık aylığı ile 7.670,23 TL yasal faizin

tahsili amacıyla 16/10/2009 tarihinde başvurucu aleyhine Ankara 11. İcra

Müdürlüğünde ilamsız icra takibi başlatılmıştır.

17. Başvurucunun borcun tamamına itiraz etmesi ve takibin

durması üzerine SGK tarafından 8/2/2011 tarihinde Ankara 2. Asliye Hukuk

Mahkemesinde 36.100,39 TL yaşlılık aylığı ile 7.670,23 TL yasal faizin tahsili

amacıyla dava açılmıştır. Mahkemece 20/4/2011

tarihinde görevsizlik kararı verilerek dava dosyası Ankara 10. İş

Mahkemesine gönderilmiştir.

18. Ankara 10. İş Mahkemesince bilirkişi incelemesi

yaptırılmıştır. Bilirkişi tarafından, SGK'nın gönderdiği yaşlılık aylığı döküm

çizelgeleri esas alınarak iadesi gereken yaşlılık aylıkları tutarı dava

dilekçesindeki gibi 36.100,39 TL olarak belirlenmiş, ödenmesi gereken faiz

miktarı ise davanın açıldığı 8/2/2011 tarihi dikkate alınarak 11.659,53 TL

olarak hesaplanmıştır.

19. Mahkemece 7/11/2013 tarihli kararla,36.100,39 TL asıl

alacağın 7.670,23 TL de yasal faizin başvurucudan alınarak davalı idareye

ödenmesine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucunun Kuruma haber

vermemesi nedeniyle kusurlu bulunduğu vurgulanmıştır.

20. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 4/3/2014 tarihli kararıyla,

faizin miktarı ve buna bağlı olarak hesaplanan vekâlet ücreti ve harç yönünden

kararı düzelterek onamıştır. Daire,5277 sayılı Kanun’un 25. maddesinin (f)

fıkrasının ikinci paragrafı ile 5335 sayılı Kanun'un 30. maddesi uyarınca

başvurucunun fiilen çalıştığı dönemde haksız olarak ödenen yaşlılık aylığının

istirdadının gerektiğini belirtmiş, ancak yasal faizin icra tarihi (16/10/2009)

itibarıyla değil, dava tarihi itibarıyla (8/2/2011) hesaplanması gerektiğini

kabul etmiş ve hüküm fıkrasının faize ilişkin kısmını 11.659,53 TL olarak

düzeltmiştir.

21. Başvurucu bu kararı 22/4/2014 tarihinde Ulusal Yargı Ağı

Bilişim Sistemi kayıtları üzerinden öğrenmiştir.

22. Başvurucu, 28/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

23. Zonguldak İdare Mahkemesinin Anayasa'ya aykırı olduğu

gerekçesiyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurduğu 5277 sayılı Kanun'un 25.

maddesinin (f) fıkrasının ikinci paragrafı şöyledir:

“Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan

emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel

bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler,

il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik

ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile

özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu

iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve

işletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer

ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev

yapamazlar. ”

24. Anayasa Mahkemesinin 14/11/2006 tarihli Resmî Gazete'de

yayımlanan 28/12/2005 tarihli ve E.2005/146, K.2005/105 sayılı kararının ilgili

kısmı şöyledir:

"Bu

durumda, diğer yasalarla düzenlenmesi gereken konuların bütçe yasasıyla

düzenlenmesi Anayasa'nın 87., 88., 89., 161. ve 162. maddelerine aykırılık

oluşturduğundan itiraz konusu kuralların iptali gerekir.

VI-SONUÇ

28.12.2004 günlü, 5277 sayılı '2005 Malî Yılı

Bütçe Kanunu'nun 25. maddesinin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragraflarının

Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 28.12.2005 gününde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi."

25. Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali için Anayasa

Mahkemesine başvurulan 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

“Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan

emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel

bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar,

belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından

kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan

kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve

kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile

müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait olan

diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve

görev yapamazlar. ”

26. Anayasa Mahkemesinin 3/4/2007 tarihli ve E.2005/52,

K.2007/35 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Dava konusu kural, emekli veya yaşlılık aylığı

almakta olan kişinin kendini çalışma gücüne sahip görerek kendi isteği ile

kuralda belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlaması durumunda emekli

aylığının kesilmesine ilişkindir.

Buna göre, kişinin sosyal güvenlik hakkı

ortadan kaldırılmamakta ve emeklilik statüsü zarar görmemektedir. Kural, sadece

belirtilen yerlerde çalışıldığı ve karşılığında gelir elde edildiği sürece

emekli aylığının kesilmesini öngörmektedir. Bu durumda da sosyal güvenliğin

sosyal riskler karşısında asgari yaşam düzeyinin sağlanması amacı ortadan

kalkmamaktadır. Kişi, yaşlılık dolayısıyla çalışamama riski karşılığında sosyal

güvenlik sisteminin sağladığı emekli veya yaşlılık aylığından, belirtilen

kurumlarda çalışarakdaha iyibir yaşam elde etmedüşüncesiyle kendi isteği ile

vazgeçmektedir.

Anayasa'nın 49. maddesinde, çalışmanın

herkesin hakkı ve ödevi olduğu belirtilmiş, Devlete, çalışanların yaşam

düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak,

çalışmayı denetlemek ve işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortam

yaratmak için gerekli önlemleri almak ödevi verilmiştir. Devlet, kişinin

çalışma hakkını kullanabilmesi için iş alanında gerekli önlemleri alacak ve

sınırlamaları kaldırarak görevini yerine getirecek, birey de çalışarak topluma

yük olmaktan kurtulacaktır.

Devletin herkese iş verme, herkesi işe

yerleştirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, Devlet olanakları ölçüsünde,

yeterli örgütler kurarak iş bulmayı kolaylaştırıp sağlamak için gerekli

önlemleri almakla yükümlüdür. İşsizliği önlemek amacıyla yapacağı çalışmalarla

Devlet, öncelikle kamu sektöründe iş vermek yolunu izleyecek, bu nedenle de

yasal düzenlemeler yapacaktır. Buna göre, Devlet işsizlere de iş imkanı

sağlayacak istihdam tedbirlerini almak zorundadır. Sosyal güvenlik

kurumlarından emekli veya yaşlılık aylığı almakta iken kendi isteği ile

belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlayanların emekli veya yaşlılık

aylıkların kesilmesinin, özellikle öğrenimlerini tamamlayıp iş arayan gençlere

iş bulma amacı dikkate alındığında daha büyük sorunların çözümüne yönelik

düzenlemeler olduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, sosyal güvenlik

kurumundan emekli veya yaşlılık aylığı almakta olanların, kuralda sayılan kurum

ve kuruluşlarda kendi istekleri ile yeniden çalışmaya başlamaları ve

karşılığında aylık almaları nedeniyle, yaşlılık veya emekli aylıklarının

kesilmesini öngören dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 49. ve 60. maddelerine

aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir."

27. 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin (a) ve (b) bendi

şöyledir:

"Kurumca işverenlere, sigortalılara,

isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak

sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu

kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun

kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından

doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık

sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa,

hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede

yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört

ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu

tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,

...

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile

birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir,

alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. "

.

B. Uluslararası Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'ne ek (1) Numaralı Protokol'ün 1. maddesi kapsamındaki davalara

genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülk edinme

hakkını korumadığı biçimindeki ilkenin,sosyal güvenlik ödemeleri ve sosyal

yardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir.AİHM, bu hükmün

Sözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını uygulayıp

uygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür menfaatlerin

sağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının belirlenmesi

hususundaki serbestisine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır. Ancak AİHM'e

göre Sözleşmeci devletlerin, ister önceden kişilerin katkı yapma şartına bağlı

olsun ister olmasın, sosyal yardım ödemesi yapılmasını öngören yasal bir

düzenlemenin bulunması durumunda, bu düzenlemenin (1) Numaralı Protokol'ün 1.

maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaat (proprietary interest)

doğurduğu kabul edilmelidir (Moskal/Polonya,

B. No: 10373/05, 15/9/2009, § 38).

29. AİHM, modern demokratik devletlerde birçok bireyin,

yaşamlarını sürdürebilmek için hayatlarının tamamı ya da bir bölümünde, sosyal

güvenlik ve sosyal yardım ödemelerine bağımlı olduklarını belirtmektedir. AİHM,

birçok hukuk sisteminin, bu bireylerin belli bir derecede belirlilik ve

güvenliğe ihtiyaç duyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlar

sağladığını ve bu çerçevede, öngörülen bazı koşulların yerine getirilmesi

şartıyla bu bireylere çeşitli ödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yer

verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM'e göre bireylerin iç hukuka göre sosyal yardım

alma hakkının bulunduğu durumlarda, bu ekonomik menfaatler (1) Numaralı

Protokol'ün 1. maddesi kapsamına girer (Moskal/Polonya,

§ 39).

30. AİHM'e göre, bir ekonomik menfaatin sonradan ortadan

kaldırılması, olayın somut koşulları çerçevesinde tek başına o ekonomik

menfaatin, en azından ortadan kaldırıldığı ana kadar, (1) Numaralı Protokol'ün

1. maddesi kapsamına mülk olarak görülmesini engellemez. Öte yandan, tartışma

konusu ekonomik menfaate hak kazanmanın şarta bağlandığı durumlarda, koşulun

yerine getirilmemesi sonucu kaybedilen şarta bağlı hakkın, (1) Numaralı

Protokol'ün 1. maddesi anlamında mülk olarak değerlendirilmesi mümkün değildir

(Moskal/Polonya, § 40).

31. AİHM, sosyal adaletin önemine dikkatçekmekle birlikte, bunun

kural olarak kamu otoritelerinin, ihmallerinden kaynaklananlar da dahil olmak

üzere hatalı işlemlerini geri almasına engel teşkil etmeyeceğinin altını

çizmektedir. AİHM'e göre aksi karara varılması, haksız zenginleşme yasağına

aykırılık oluşturur. Bu durum, aynı zamanda sosyal güvenlik sistemine katkı

payı ödeyen ve özellikle katkı payı ödedikleri hâlde kanuni koşulları

taşımamaları nedeniyle bundan yararlanamayan diğer bireylere haksızlık oluşturur.

Son olarak bu, sınırlı kamu kaynaklarının kamu yararına uygun olmayan alanlara

harcanması sonucunu doğurur (Moskal/Polonya,

§ 73).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 15/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucu, yargılamanın yaklaşık beş yıl sürmesi nedeniyle

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

34. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

35. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41- 45).

36. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık üç yıl bir ay süren

yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varmak gerekir.

37. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlal

bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

38. Başvurucu, 1/8/1999 tarihinde emekli olduktan sonra tekrar

çalışmaya başladığının tespiti üzerine 1/1/2005 tarihinde yürürlüğe giren

düzenlemeye istinaden 1/1/2005-14/10/2009 tarihleri arasında kendisine ödenen

yaşlılık aylıklarının yasal faiziyle birlikte iadesinin istenmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvurucu, (kapatılan) Sosyal

Sigortalar Kurumu Başkanlığı Sigorta İşleri Genel Müdürlüğünün 22/11/2000

tarihli yazısından da anlaşılacağı üzere, tekrar çalışmaya başladığının SGK'nın

bilgisi dahilinde olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca, Maliye Bakanlığının

7/1/2005 tarihli Tel Emri uyarınca, 1/1/2005 tarihinden sonra çalışmaya devam

ettiğinin, görev yaptığı kurum tarafından SGK'ya yedi gün içinde bildirilmesi

gerektiğinin altını çizmiştir. Başvurucu, görev yaptığı kurumun bu

yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve kamu kurumlarının yeterli araştırma

yapmaması nedeniyle yaşlılık aylığı ödenmeye devam edilmesi dolayısıyla

kendisine bir kusur yüklenemeyeceğini belirtmiştir. Başvurucu, tamamen idarenin

hatasından kaynaklanan yaşlılık aylığı ödemelerinin iadesinin istenmesinin ölçüsüz

bir külfet yüklediği görüşünü ifade etmiştir.

39. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun 1/1/2005 tarihi ile

14/10/2009 tarihi arasında hem 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı

aldığını hem de memuriyet görevi üstlenmesi nedeniyle maaş aldığını belirtmiştir.

Bakanlık, 7/1/2005 tarihli ve 279 sayılı Bağ-Kur genelgesi ile başvurucunun

durumunda olup çalışmaya devam edeceklerin yedi iş günü içerisinde SGK'ya

başvurmaları zorunlu kılındığı hâlde başvurucunun SGK'ya herhangi bir

başvurusunun bulunmadığını ifade etmiştir. Öte yandan Bakanlık, 5335 sayılı

Kanun'un 30. maddesinin, başvurucunun sosyal güvenlik hakkını tamamen ortadan

kaldırmadığını ve emeklilik statüsüne zarar vermediğini vurgulamıştır.

2. Değerlendirme

40. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ... hak[kına] ...

sahiptir.

Bu hak..., ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek bir nedeni de bulunmayan başvurunun,kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

42. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda, mülk olarak

değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar

ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı

sıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına

dahildir (Mahmut Duran ve diğerleri,

B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

43.Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal

güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden

prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir

ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili

mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren

bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin

Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında

ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar "mülk" olarak kabul edilmesine

engel teşkil etmez (Bülent Akgül, B.

No: 2013/3391,16/9/2015, § 56).

44. Somut olayda, SGK tarafından başvurucuya 1/1/2005 -

17/11/2009 dönemine ilişkin olarak 506 sayılı Kanun uyarınca ödenen yaşlılık

aylıklarının yasal faiziyle birlikte başvurucudan tahsiline hükmedilmiştir.

Yaşlılık aylıklarının başvurucuya ödenmesiyle başvurucunun mevcut malvarlığı

hâline geldiği tartışmasızdır. Bu nedenle bunların ilgili mevzuatta öngörülüp

öngörülmediğinin tartışılmasına dahi girilmeksizin Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında

mülk olduklarının kabulü gerekir.

ii. Müdahalenin Varlığı ve Türü

45. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir

haktır(Mehmet Akdoğan ve Diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 28, 32). Dolayısıyla malikin, mülkünü kullanma,

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

46. Başvurucuya ödenmek suretiyle başvurucunun mevcut

malvarlığına dahil olan emekli aylıklarının yasal faiziyle birlikte tahsiline

hükmedilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.

47. Anayasa’nın 35. maddesi ve mülkiyet hakkına temas eden

hükümler içeren, kıyılara ilişkin 43., toprak mülkiyetine ilişkin 44., kamulaştırmayı

düzenleyen 46., tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına ilişkin 63.,

tabii servet ve kaynaklara ilişkin 168., ormanlara ilişkin 169. ve 170.

maddeleri ile müsadereye ilişkin 28. maddesinin sekizinci fıkrası, 30. maddesi,

38. maddesinin onuncu fıkrası dikkate alındığında, Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Anayasa'nın 35.

maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle "mülkten barışçıl yararlanma hakkı"na yer

verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin

çerçevesi belirlenmiştir (Recep Tarhan ve

Afife Tarhan, § 55).

48. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında genel olarak

mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle, aynı

zamanda "mülkten yoksun bırakma"nın şartlarının genel çerçevesi de

çizilmiştir. Öte yandan, Anayasa'nın 46. maddesinde taşınmaz mülkiyetinden

yoksun bırakma yolu olan kamulaştırma usulü özel olarak düzenlenmiştir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 56).

49. Anayasa’nın 35. maddesinin son fıkrasında mülkiyet hakkının

kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle,

devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân

sağlanmıştır. Zira mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamaması, devletin mülkiyetin kullanımını toplum yararına uygun olarak

düzenleyebilmesini gerektirmektedir. Bu durumda da devletin, “mülkiyetin

kullanımını kontrol” yetkisine

sahip olduğunun kabulü zorunlu hâle gelmektedir. Ayrıca Anayasa'nın kıyılara

ilişkin 43., toprak mülkiyetine ilişkin 44., tarih, kültür ve tabiat

varlıklarının korunmasına ilişkin 63., tabii servet ve kaynaklara ilişkin 168.,

ormanlara ilişkin 169. ve 170. maddeleri ile müsadereye ilişkin 28. maddesinin

sekizinci fıkrası, 30. maddesi ve 38. maddesinin onuncu fıkrası, Devlet

tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 57).

50. Mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet

hakkına müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksun bırakma şeklindeki

müdahalede mülkiyetin kaybı söz konusudur. Mülkiyetin kullanımının kontrolünde

ise mülkiyet kaybedilmemekte ancak mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin

kullanım biçimi, toplum yararı gözetilerek belirlenmekte veya

sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale ise genel

nitelikte bir müdahale türü olup mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin

kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her türlü müdahalenin mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele alınması gerekmektedir.

Bununla birlikte, özellikle kamu otoritelerinin doğrudan mülkün kullanımına

yönelik olmayan, ancak sonuçları itibarıyla mülkiyet hakkını etkileyen müdahaleleri

mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında görülmelidir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 58).

51. Somut olayda sonradan değişen kanuna aykırı şekilde ödenmiş olan yaşlılık aylıklarının yasal

değişiklikten sonraki kısmının iadesi söz konusu olduğundan mülkiyetin

kaybettirilmesi şeklindeki müdahale türü söz konusu değildir. Yanlış ödemenin

iadesinin mülkiyetin kontrolüyle de ilgisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla

başvurucuya ödenen yaşlılık aylıklarının iadesine hükmedilmesinin "mülkiyetten

barışçıl yararlanma" biçimindeki genel kural kapsamında incelenmesi

gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

52. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken,

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir.

53. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

54. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

55. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet

hakkının ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği belirtilmek

suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği

ifade edilmiştir. Öte yandan, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de "hak ve özgürlüklerin ancak kanunla

sınırlanabileceğini" temel bir ilke olarak benimsemiştir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916,

12/1/2017, § 69).

56. Somut olayda başvurucuların mülkiyet hakkına müdahale teşkil

eden, yaşlılık aylığının yasal faiziyle birlikte iadesine hükmedilmesi 5277

sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) fıkrasının ikinci paragrafı ile 5335 sayılı

Kanun'un 30. maddesine dayandırılmıştır.

57. 5277 sayılı Kanun'un 1/1/2005 tarihinde yürürlüğe giren 25.

maddesinin (f) fıkrasının ikinci paragrafıyla, herhangi bir sosyal güvenlik

kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların fıkrada sayılan kamu kurum

ve kuruluşlarında çalışılabilmesi için emeklilik veya yaşlılık aylığının

kesilmesi şartı getirilmiştir. Zonguldak İdare Mahkemesince anılan hükmün bütçe

kanunuyla ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa

Mahkemesine dava açılmış ise de Anayasa Mahkemesince iptal istemi hakkında

henüz bir karar verilmeden, 5335 sayılı Kanun'un 27/4/2005 gününde yürürlüğe giren 29. maddesiyle,

ilgili düzenleme yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yürürlükten kaldırılan

düzenlemede yer alan hükümler anılan Kanun'un aynı tarihte (27/4/2005)

yürürlüğe giren 30. maddesinde aynı şekilde yeniden düzenlenmiştir. Anayasa

Mahkemesince sonradan verilen 28/12/2005 tarihli ve E.2005/146, K.2005/105

sayılı kararla, kanun koyucu tarafından yürürlükten kaldırılmış olan 5277

sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) fıkrası iptal edilmiştir. Dolayısıyla

tahsilat işleminin 1/1/2005-27/4/2005 tarihlerini kapsayan döneme isabet eden

kısmının kanuni dayanağının 5277 sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) bendinin

ikinci paragrafı, 27/4/2005- 14/10/2009 dönemine isabet eden kısmının kanuni

dayanağının ise 5335 sayılı Kanun'un 30. maddesi olduğu anlaşılmaktadır.

58. İlk derece mahkemesince yapılan incelemede başvurucudan

tahsili talep edilen ve 1/1/2005 tarihi ile 14/10/2009 tarihleri arasında

ödenen tutarı kapsayan alacağın 5277 sayılı Kanun ve 5335 sayılı Kanun

hükümlerine uygun olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü karşıladığı sonucuna

varılmıştır. Bununla birlikte, 5277 sayılı Kanun'un, önce kanun koyucu

tarafından yürürlükten kaldırılması, akabinde de Anayasa Mahkemesince iptal

edilmiş bulunması nedeniyle iade işleminin, 1/1/2005-27/4/2005 tarihlerini

kapsayan döneme isabet eden kısmının kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı

yönünden ayrıca tartışılması gerekmektedir.

59. Türk hukukunda kanun koyucu tarafından aksi öngörülmedikçe

yürürlükten kaldırılan bir kanuna dayanılarak tesis edilen işlemler ile o

kanunun doğurduğu etkiler hukuki geçerliliğini korumaktadır. Anılan Kanun

incelendiğinde düzenlemenin geçmişe yönelik olarak yürürlükten kaldırıldığına

ilişkin herhangi bir hükme yer verilmediği görülmektedir. Öte yandan

Anayasa'nın 153. maddesi uyarıncaAnayasa Mahkemesinin iptal kararları da geriye

yürümeyeceğinden kural olarak Anayasa Mahkemesince iptal edilen bir kanun

hükmünün uygulandığı dönemde doğurduğu sonuçlar iptal hükmünden etkilenmez.

Dolayısıylaiade işleminin 1/1/2005-27/4/2005 tarihlerini kapsayan döneme isabet

eden kısmı yönünden de kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

(2) Meşru Amaç

60. Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istenen 5335

sayılı Kanun'un 30. maddesi, Anayasa Mahkemesinin 3/4/2007 tarihli ve

E.2005/52, K.2007/35 sayılı kararında incelenmiş; iptal istemine konu kuralın,

emekli veya yaşlılık aylığı almakta olan kişinin kendini çalışma gücüne sahip

görerek isteği ile kuralda belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlaması

durumunda emekli aylığının kesilmesine ilişkin olduğu ifade edilmiştir.

Düzenlemenin kişinin sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldırmadığı ve emeklilik

statüsüne zarar vermediği, belirtilen yerlerde çalışıldığı ve karşılığında

gelir elde edildiği sürece bireye ödenen aylıkların kesilmesiyle sınırlı bir

sonuç doğurduğu belirtilmiştir. Bu durumda sosyal güvenliğin sosyal riskler

karşısında asgari yaşam düzeyinin sağlanması amacının ortadan kaldırılmadığı

belirtilmiştir (bkz. § 26).

61. Öte yandan anılan kararda Anayasa Mahkemesi, bireylerin,

yaşlılık dolayısıyla çalışamama riski karşılığında sosyal güvenlik sisteminin

sağladığı emekli veya yaşlılık aylığından, belirtilen kurumlarda çalışarakdaha

iyibir yaşam elde etme düşüncesiyle isteği ile vazgeçtiğini vurgulamıştır.

Kararda, emekli veya yaşlılık aylığı almakta iken isteği ile belirtilen

yerlerde yeniden çalışmaya başlayanların emekli veya yaşlılık aylıklarının

kesilmesi yönündeki düzenlemenin özellikle öğrenimlerini tamamlayıp iş arayan

gençler için istihdam amacına ve daha büyük sorunların çözümüne yönelik olduğu

ifade edilmiş ve sonuç olarak kuralın Anayasa'ya aykırı olmadığı tespit

edilmiştir (bkz. § 26).

62. Belirtilen tespit ışığında 506 sayılı Kanun'a göre emekli

olduktan sonra tekrar kamu sektöründe çalışmaya başlayan başvurucuya ödenen

yaşlılık aylıklarının, 5335 sayılı Kanun'un 30. maddesinde yer alan düzenleme

nedeniyle başvurucudan tahsiline hükmedilmesinin kamu yararı çerçevesinde meşru

bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

63. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında

dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk devleti ilkesinden

doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai

bir yetki olduğundan bu yetki, ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması

koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin, somut

koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması kamu otoritelerine

tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz

(AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

64. Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

Öngörülen tedbirin, maliki, ulaşılmak istenen kamu yararı karşısında olağandışı

ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıyla

ölçülü olduğundan söz edilemez. (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.

2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2013/32,

K.2013/112, 10/10/2013; E.2013/15, K.2013/131, 14/11/2013; E.2013/158,

K.2014/68, 27/3/2014; E.2013/66, K.2014/49, 29/1/2014; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016;

E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 38).

65. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılılığının değerlendirilebilmesi için

başvurucuya kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca

tarafların katkı derecelerine de bakılması gerekmektedir. Bu bağlamda

tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde

ihmalkarlık gösterilip gösterilmediği ve varsa bir ihmalkarlık bunun hukuka

aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığı da gözönünde

bulundurulmalıdır.

66. İdarenin "iyi

yönetişim" ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü

bulunmaktadır. "İyi yönetişim" ilkesi,

kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin; uygun

zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini

gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan

Yıldırım, B. No. 2013/711, 3/4/2014, § 68).

67. İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına

yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde; idarenin hatalı işlemi

karşısındaki tutumunun yanında, işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı

işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz

gibi yaptırımların öngörülüp görülmediği önem arz etmektedir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074,

9/3/2016, § 71).

68. Sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı

işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda

kaldırabileceği hususunda kuşku yoktur. Bu tespit hatalı idari işlemden

kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerlidir. Aksi durum kişilerin

sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda

bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle

ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabilir.

Bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz

verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmez (Tevfik Baltacı, § 74; benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz; Moskal/Polonya, §

73).

(b) İlkelerin Olaya Uygulanması

69. Somut olayda, elverişlilik ve gereklilik ilkeleri yönünden

tartışılmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Asıl üzerinde durulması

gereken, müdahalenin orantılı olup olmadığıdır. Bu itibarla, uygulanan tedbirle

başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin tespiti

gerekmektedir.

70. Olayda, 506 sayılı Kanun kapsamında 1/8/1999 tarihinde

emekli olan başvurucuya yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Başvurucu, emekliliğinden

sonra tekrar çalışmaya başlamış ve 16/9/2003 tarihinden itibaren TKGM'de 657

sayılı Kanun'a tabi olarak çalışmaya devam etmiştir. SGK tarafından, emekli

olduğu tarihten sonra tekrar çalışmaya başladığı dönemde de başvurucuya

yaşlılık aylığı ödenmesi sürdürülmüştür. Başvurucunun TKGM'de çalıştığının SGK

tarafından 14/10/2009 tarihinde tespiti üzerine, 2009/Kasım döneminden itibaren

yaşlılık aylığı ödemeleri durdurulmuştur. Ayrıca, düzenlemenin yürürlüğe

girdiği 1/1/2005 ile başvurucunun çalıştığının SGK'ca tespit edildiği

14/10/2009 tarihleri arasında yapılan toplam 36.100,39 TL yaşlılık aylığı ile

7.670,23 TL yasal faizin tahsili amacıyla Ankara 11. İcra Müdürlüğünde ilamsız

icra takibi başlatılmıştır. Yargılama sonucunda, 36.100,39 TL asıl alacağın

11.659,53 TL de yasal faizin başvurucu tarafından SGK'ya ödenmesine

hükmedilmiştir.

71. Mahkemece, başvurucunun SGK'ya haber vermemesi nedeniyle

kusurlu bulunduğu kabul edilmiş ve bu nedenle sorumluluğunun bulunduğu sonucuna

ulaşılmıştır. Kanunu bilmemek mazeret sayılamayacağından başvurucunun, 5277

sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) fıkrasının ikinci paragrafı ile 5335 sayılı

Kanun'un 30. maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra kendisine yapılan ödemelerin

hukuka aykırı olduğunu bilmesi gerekmektedir. Anılan düzenlemenin yürürlüğe

girdiği 1/1/2005 tarihinden sonra kendisine yaşlılık aylığı ödenmeye devam

edilmesi durumunda bunu idareye bildirmesi "iyi niyet" ilkesinin bir

gereğidir. Sözkonusu düzenlemelere rağmen başvurucunun bu tarihten sonra

yapılan yaşlılık aylığı ödemelerini hiçbir uyarıda bulunmaksızın kabul etmeye

devam etmesi iyiniyetli bir bireyden beklenebilecek bir davranış değildir.

Dolayısıyla başvurucunun kusurlu bulunduğu açıktır.

72. Dosyada bulunan bilgi ve belgelerden, başvurucunun TKGM'de

görev yapmaya başlamadan önce çalıştığı Türkiye Gübre Sanayii Anonim Şirketi

tarafından yapılan başvuru üzerine, (kapatılan) Sosyal Sigortalar Kurumu

Başkanlığı Sigorta İşleri Genel Müdürlüğünün 22/11/2000 tarihli yazısıyla,

çalışma süreleriyle ilgili bilgilerin işveren şirkete verildiği görülmektedir.

Dolayısıyla, başvurucunun emekliye ayrıldıktan sonra tekrar çalışmaya

başladığının SGK'nın bilgisi dahilinde olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun

tekrar çalışmaya başladığından haberdar olduğu anlaşılan SGK'nın da iyi

yönetişim ilkesi uyarınca, 1/1/2005 tarihinde halen çalışmaya devam edip

etmediğini araştırma yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak SGK'nın bu yükümlülüğünün

ifası hususunda gerekli özeni göstermediği görülmektedir.

73. Görüldüğü üzere, başvurucunun kusurlu davranışının yanında,

idarelerin de gerek işleyişlerindeki aksaklıklarından gerekse ihmalkâr

tutumlarından kaynaklanan kusurlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden sonucun ortaya çıkmasında idarenin hatalı

davranışlarının katkısının da bulunduğu söylenebilir.

74. Başvurucuya ödenen yaşlılık aylığının yersiz olduğunun

tespit edilmesinde geçen dört yıl onbir aylık süre oldukça uzundur. Bu süre

boyuncabaşvurucuya ödenmeye devam eden yaşlılık aylığının kesilmesini sağlamak

amacıyla başvurucunun görev yaptığı kurum olan TKGM ile SGK arasından herhangi

bir iletişimin kurulamadığı gözlemlenmiştir. Ayrıca başvurucunun durumunu

tespit etmek için derin bir araştırmaya ihtiyaç duyulmayacağı da açıktır. Bu

durum, idari işlev gören ayrı hukuksal statülere bağlı değişik kurum ve

kuruluşların bir bütün oluşturduğunu ifade eden idarenin bütünlüğü ilkesi ile

bağdaşmamaktadır.

75. 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin (a) ve (b) bendinde SGK

tarafından fazla veya yersiz ödeme yapıldığının tespit edilmesi hâlinde bu

ödemelerin geri alınacağı düzenlenmiştir. Anılan maddenin (a) bendinde; yersiz

ödemenin kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğması durumunda, hatalı

işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede, ödeme

tarihinden itibaren hesaplanan kanuni faizi ile birlikte geri alınacağı hüküm

altına alınmıştır. Bununla birlikte maddenin (b) bendinde; fazla veya yersiz

ödemenin kurumun hatalı işleminden kaynaklanması hâlinde, hatalı işlemin tespit

tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamının,

ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içerisinde ödenmesi

durumunda faizsiz olarak tahsil edileceğibelirtilmiş, bu sürenin geçmesinden

sonra yapılacak ödemeler bakımından ise yirmi dört aylık sürenin sonundan

itibaren hesaplanan kanuni faizi ile geri alınacağı ifade edilmiştir (bkz. §

27).

76. Somut olayda, idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen

anapara tutarının iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku

bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere (bkz. § 69) başvurucunun

sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı

açıktır. Buna karşın alacağın başvurucudan tahsilindeki yöntem önem arz

etmektedir. Olayda, başvurucuya ödenen 36.100,39 TL yaşlılık aylıklarının

yanında 11.659,53 TL de yasal faize hükmedilmiştir. Davalı idarelerin de

kusurunun bulunduğu gözetildiğinde başvurucunun, anaparanın yanında 11.659,53

TL faiz ödemekle yükümlü kılınması, başvurucunun kusurlu davranışıyla orantısız

bir külfet yüklenmesi sonucunu doğurmaktadır.

77. Bütün bu hususlar gözetildiğinde, kamu yararı ile özel yarar

arasında kurulması gereken makul dengenin başvurucu aleyhine zedelendiği

sonucuna ulaşılmaktadır.

78. Açıklanan nedenlerle faiz yönünden Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

79. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

80. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi,

bunun mümkün olmaması hâlinde makul bir tazminatın kendisine ödenmesi talebinde

bulunmuştur.

81. İnceleme sonucunda idarenin hatalı işlemi üzerine yersiz

ödendiği tespit edilen alacak tutarının, kanuni faizi ile birlikte tahsil

edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.

82. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 10. İş

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

83. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1- Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2- Makul sürede yargılanma hakkının ihlaline ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın35. maddesinde gücence altına alınan mülkiyet

hakkınınİHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Mülkiyet hakkının ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere kararın Ankara 10. İş Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Kararın bir örneğinin Türkiye Cumhuriyeti Sosyal Güvenlik

Kurumuna GÖNDERİLMESİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

15/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Uğur

ZİYARETLİ

Vekili

:

Av. Serkan

AĞAR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/5724, 15 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. Vı-sonuç
  9. B. Uluslararası Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Makul Sürede
  12. B. Mülkiyet Hakkının
  13. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  14. VI. Hüküm
  15. B. Anayasa’nın35. maddesinde gücence altına alınan mülkiyet
  16. E. Kararın bir örneğinin Türkiye Cumhuriyeti Sosyal Güvenlik
  17. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Yıldırım
  19. Akıncı
  20. Topal
  21. M. Emin KUZ
  22. Ziyaretli
  23. Ağar
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/5724
Tarih
15 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • Nevzat Çetin Başvurusu (B. No: 2014/15248)
  • Aydın Polat Başvurusu (B. No: 2016/430)
  • M.m.ç. Başvurusu (B. No: 2014/12971)
  • M. A. G. J. Başvurusu (B. No: 2015/1832)
  • Siber Turizm Yatırım İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/5988)
  • İsmail Aksoy Başvurusu (B. No: 2014/15194)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.