İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Varvara Arnavut Başvurusu (B. No: 2014/7538)

1. Başvuru; murisinden intikal ettiği belirtilen bir taşınmazın

Başvuru No2014/7538Tarih13 Eylül 2017Okuma16 dk · 3.113 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Varvara Arnavut Başvurusu

Karar tarihi
13 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/7538
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.113 kelime·16 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; murisinden intikal ettiği belirtilen bir taşınmazın

akıbeti belli olmayan bir tebligat gerekçe gösterilerek Maliye Hazinesi adına

tapuya tescil edilmesi, açılan tapu iptali ve tescil davasının ise hak düşürücü

süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/5/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 10/11/1953 Bozcaada doğumlu olup Yunanistan'ın

Atina şehrinde ikamet etmektedir.

10. Çanakkale ili Bozcaada ilçesi Alaybey

Mahallesi'nde bulunan tapunun 3/9/1979 tarihli ve 5, 6, 8 ile 9 sıra

sayılarında kayıtlı taşınmazlar; ayrıca 3/6/1966 tarihli ve 7 numaralı sıra

sayısında kayıtlı taşınmaz 1900 doğumlu Maria Haska

adına kayıtlıdır.

11. Tapu kayıt maliki Maria Haska

12/5/1979 tarihinde vefat etmiş, tereke hâkimliği sıfatıyla Bozcaada Sulh Hukuk

Mahkemesinin E.1979/3 sayılı dosyasında terekenin resmen idaresine

girişilmiştir. Mahkeme, murisin kızı olan Vasilina Haska'ya (evlenmekle soyadı: Arnavut) terekeyi teslim

alması için tebligat göndermiştir. Mahkemenin 25/10/1981 tarihli kararıyla,

murisin mirasçılarının tespit edilemediği ve kızının ise tebligata rağmen

terekeyi teslim almadığı gerekçeleriyle terekeye dâhil olan anılan

taşınmazların ve murisin bankadaki parasının 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı

mülga Türk Kanun-u Medenîsi'nin 534. maddesine göre

Maliye Hazinesine devredilmesine karar verilmiştir. Kararda, aynı madde

uyarınca üçüncü kişilerin istihkak iddialarının saklı olduğu belirtilmiştir.

12. Alaybey Mahallesi'nde yapılan

kadastro çalışmaları sırasında Hazineye devredilen söz konusu taşınmazlardan

264 ada 2 parsel, 376 ada 18 ve 24 parsel ile 378 ada 23 parsel sayılı

taşınmazlar tapu kayıtlarına istinaden Hazine adına sınırlandırılarak tespit

edilmişlerdir. Kadastro sonuçları otuz gün süreyle askı ilanına çıkarılmış; bu

taşınmazlardan 264 ada 2 parsel sayılı taşınmazın sınırlandırma ve tespiti

22/7/1991 tarihinde, diğer taşınmazların sınırlandırma ve tespitleri ise

14/8/1992 tarihinde kesinleşmiştir. Öte yandan aynı köyde bulunan 174 ada 7

parsel sayılı taşınmaz ise kadastro sırasında G.T. adına tapuya tescil

edilmiştir.

13. Vasilina Arnavut 14/10/2002

tarihinde vefat etmiş olup başvurucu, bu kişinin kızı ve tek mirasçısıdır.

Başvurucu 18/5/2012 tarihinde Hazine aleyhine tapu iptali ve tescil davası

açmıştır. Dava dilekçesinde, Alaybey Mahallesi 264

ada 2 parsel, 376 ada 18 ve 24 parsel ile 378 ada 23 parsel sayılı taşınmazlar

yanında 174 ada 7 parsel sayılı taşınmazın da uyuşmazlığın konusu olduğu

belirtilmiştir. Başvurucu; bu taşınmazların tapuda Maria Haska

adına kayıtlı olup onun ölümüyle Hazineye usulsüz olarak devredildiğini, annesi

Vasilina'nın kayıt malikinin mirasçısı olduğunu ve

anılan taşınmazların bu sebeple ve onun da ölümüyle kendisine intikal ettiğini

iddia etmiştir. Yargılama sırasında başvurucu adına vekili, 174 ada 7 parsel

sayılı taşınmazın bu davanın konusu olmadığını, bu taşınmaz ile ilgili olarak

ayrı bir dava açılacağını belirtmiştir.

14. Mahkemenin kapanması üzerine dava dosyası Ezine Asliye Hukuk

Mahkemesine (Mahkeme) devredilerek yargılamaya E.2012/158 sayılı dosyada devam

edilmiştir. Mahkeme 21/11/2012 tarihinde davanın hak düşürücü süre yönünden

reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, taşınmazların kadastro

sınırlandırma ve tespitlerinin 22/7/1991 ve 14/8/1992 tarihlerinde kesinleştiği

belirtilmiştir. Mahkeme 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun

12. maddesinin üçüncü fıkrasına göre kadastrodan önceki sebeplerle on yıl

geçtikten sonra dava açılamayacağı kuralına dayanarak belirtilen kesinleşme

tarihlerine göre hak düşürücü süre geçtikten sonra davanın açıldığını

vurgulamıştır.

15. Başvurucu kararı temyiz etmiş, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin

4/11/2013 tarihli ilamıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun

karar düzeltme talebi ise Dairenin 14/4/2014 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

16. Nihai karar, başvurucu vekiline 6/5/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 26/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 743 sayılı mülga Kanun’un 533. maddesi şöyledir:

“Aşağıdaki hallerde sulh hakimi

mirasın doğrudan doğruya idaresini emreder:

1 - Vekil tayin etmeden gaybubet eden mirasçının menfaati istilzam

ediyorsa onun hissesi hakkında.

2 - Mirasa istihkak iddia edenlerden hiç biri sıfatını teyit edecek delil

göstermediği yahut mirasçı bulunup bulunmadığı şüpheli olduğu takdirde tereke

hakkında.

3- Müteveffanın bütün mirasçıları malüm olmazsa kezalik tereke hakkında.

4 - Kanunen muayyen olan diğer hallerde.Müteveffa,

vasiyetinin icrasına birisini memur etmiş ise mirasın idaresi bu memura havale edilir.Vesayet altındaki kimsenin vefatı halinde terekesi,

hilafına bir hüküm olmadıkça vasi tarafından idare edilir.”

19. 743 sayılı mülga Kanun’un 534. maddesi şöyledir:

"Sulh hakimince, müteveffanın mirasçısı

bulunup bulunmadığı tahakkuk etmez yahut mirasçılarının adedi tayyün edemezse; üç ay içinde sıfatlarını beyan etmek üzere

alakadarlar, ilanla davet edilir.Bu

müddet içinde sulh hakimine hiç bir müracaat vaki olmaz ve mirasçıların

mevcudiyeti sabit olmazsa, miras, hazineye intikal eder. Bununla beraber miras

sebebi ile istihkak davası hakkı mahfuzdur."

20. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

592. maddesi şöyledir:

"Aşağıdaki hâllerde sulh hâkimi re'sen mirasın resmen yönetilmesine karar verir:

1. Mirasçılardan birinin uzun süreden beri

bulunamaması ve temsilci de bırakmaması hâlinde menfaati gerektiriyorsa,

2. Mirasta hak sahibi olduğunu ileri

sürenlerden hiçbiri mirasçılık sıfatını yeterince ispatlayamazsa veya bir

mirasçı bulunup bulunmadığı şüpheli olursa,

3. Mirasçıların tamamı bilinmiyorsa,

4. Kanunda özel olarak öngörülmüşse.

Mirasbırakan terekenin tamamı üzerinde yetkili olmak üzere vasiyeti yerine getirme

görevlisi atamış ise, önemli bir engel bulunmadıkça terekenin yönetimi ona

verilir.

Mirasbırakan velâyet veya vesayet altında idiyse; veli veya vasi bir sakınca olmadıkça

terekenin yönetimiyle görevlendirilir.

Sulh hâkimi, terekeyi yönetmekle

görevlendirilen kimseye, istemi hâlinde terekeden karşılanmak üzere uygun bir

ücret ödenmesine karar verir."

21. 4721 sayılı Kanun'un 594. maddesi şöyledir:

"Mirasbırakanın

mirasçısı bulunup bulunmadığı veya mirasçıların tamamı bilinmiyorsa, sulh

hâkimi uygun araçlarla ve bir ay ara ile iki defa ilân yapıp hak sahiplerini

son ilândan başlayarak en geç bir yıl içinde mirasçılık sıfatlarını bildirmeye

çağırır.

İlân süresinde kimse başvurmazsa ve sulh

hâkimi de hiçbir mirasçı tespit edememişse, miras sebebiyle istihkak davası

açma hakkı saklı kalmak üzere miras Devlete geçer."

22. 4721 sayılı Kanun'un 1028. maddesi

şöyledir:

"17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk

Kanunu Medenîsi yürürlükten kaldırılmıştır."

23. 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bu tutanaklarda belirtilen haklara,

sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on

yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz

olunamaz ve dava açılamaz."

B. Uluslararası Hukuk

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) hükümlerinin, bir taraf devlet açısından Sözleşme'nin

yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelmiş eylem veya olaylar bakımından

ilgili devleti bağlamadığı gibi bu tarihten önce sona ermiş durumları da

bağlamadığını belirtmektedir. Dolayısıyla zaman yönünden ve yetki açısından

dikkate alınacak tarih, iddia edilen ihlal durumunu oluşturan olayın meydana

geldiği tarihtir. Söz konusu ihlalin ortadan kaldırılması için açılan davanın

sonuçlandığı tarih, onay ya da tanıma tarihinden sonraki bir tarih olsa da bu

durum Mahkemenin zaman bakımından yetkisinde herhangi bir değişikliğe neden

olmaz. Ancak AİHM'e göre, Sözleşme'nin

onaylanmasından önce başlayan ve ihlal oluşturan bir eylem ya da olay, bu

tarihten sonra da devam etmekte ise bu durumda "devam eden bir durum"

söz konusu olduğundan Mahkemenin davaya bakmaya yetkisi bulunmaktadır (bkz. Blecic/Hırvatistan [BD], B. No: 59532/00, 8/3/2006).

25. Buna göre AİHM, zaman bakımından yetkinin tespitinde kural

olarak müdahalenin meydana geldiği tarihi esas almaktadır. Müdahale

- devam etmemek kaydıyla - kritik tarihten önce ise zaman bakımından

yetki dışında, sonra ise yetki kapsamında görülmektedir.

26. AİHM, özel statülü kiracılık hakkına ilişkin sözleşmenin

sonlandırılması olayında başvurucunun ihlalin devam ettiği yönündeki

itirazlarına karşın kişinin mülkünden yoksun bırakılmasının anlık bir eylem

olup devam eden bir ihlal oluşturmadığını ifade etmiştir (Blecic/Hırvatistan, § 86). Yine kamulaştırma çerçevesinde el

konulan taşınmazlarla ilgili bir başvuruyu inceleyen AİHM benzer gerekçelerle "... yani Türkiye Cumhuriyeti için 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesinin yürürlüğe girdiği 28 Ocak

1987 tarihinden önce, Hazine'ye devredilmesini dikkate alan AİHM, 1961 tarih ve

221 sayılı Kanun'a dayalı bir mülkiyet mahrumiyetinin koşullarını incelemek

için zaman bakımından yetkisiz olduğu kanaatine varmaktadır." demek

suretiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ekdal ve diğerleri/Türkiye, B. No: 6990/04, 25/1/2011, § 48). Saint Vincent De Paul ŞefkatRahibeleri

Birliği/Türkiye ((k.k.), B. No: 19579/07,

27/1/2015) kararında da başvurucunun mülk sahibi olduğu kabul edilse dahi mülk

sahibi sıfatının 1965 ve 1978 yıllarında iptal edildiği ve başkaları adına

kaydedildiği ve ihtilaf konusu taşınmazların mülkiyetinin 28/1/1987 tarihinden

çok önce değiştiği tespitiyle mülkiyet hakkından yoksun bırakmanın ilke olarak

anlık bir eylem teşkil ettiğini hatırlatan AİHM, başvuruyu Sözleşme

hükümleriyle zaman yönünden uyumsuz görmüştür (Blecic/Hırvatistan, § 51).

27. Buna göre AİHM, mülkiyetten yoksun bırakma şeklindeki

mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kural olarak anlık bir eylem

oluşturduğunu ve bu müdahalenin sürekli bir hak mahrumiyeti durumu

oluşturmadığını belirtmektedir (Malhous/Çek

Cumhuriyeti (kk)[BD], B. No: 33071/96,

13/12/2000; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam/Almanya, B. No: 42527/98, 12/7/2001,

§ 85; Blecic/Hırvatistan, § 86; Ekdal ve diğerleri/Türkiye,

§ 48).

28. Almeida Garrett, Mascarenhas Falcão ve diğerleri/Portekiz

(B. No: 29813/96-30229/96, 11/1/2000, § 43) kararında ise başvurucuların 1975

ve 1976 yıllarında kamulaştırılan taşınmazlar yönünden tazminat alabilmek için

başlattığı idari ve yargısal süreçlerin devam ettiğini gözeten AİHM,

başvurucuların mülklerinden yoksun bırakılmalarının tartışmasız bir biçimde

anlık bir eylem olduğundan dolayı zaman bakımından yargılama yetkisinin dışında

olduğunu tespit etmiş ancak iç hukukta kendilerine tanınan bir hak olan

tazminatın ödenmemesinden dolayı başvurucuların şikâyetçi olduklarını dikkate

almıştır. AİHM, Inughuit kabilesi mensuplarının 1951

yılında inşa edilen Thule Hava Üssü nedeniyle avcılık

ve balıkçılık haklarının sonradan kısıtlanması ve 1953 yılı Mayıs ayında

ahalinin kendi yerleşim yerlerinden başka bir yere yerleştirilmeleri ile ilgili

Hingitaq 53 ve diğerleri/Danimarka ((k.k.), B. No: 18584/04, 12/1/2006) kararında da aynı sonuca

ulaşmıştır.Mahkeme, şikâyet olunan olayların anlık

bir eylemle Danimarka’nın Sözleşme'yi onayladığı

Eylül 1953 ve ek Protokol'ü onayladığı Mayıs 1954 tarihinden önce meydana

geldiği ve zaman yönünden Sözleşme'nin ilgili hükümleriyle bağdaşmadığı

gerekçeleriyle başvuruyu reddetmiş ancak başvurucuların mülkiyet haklarına

yapılan müdahaleler nedeniyle iç hukukta tazminat yolunun bulunduğunu ve

tazminat sürecinin zaman bakımından yetkili olunan dönemde devam ettiğini

gözeterek tazminat yönünden başvuruları incelemiştir. 1933 yılında

kamulaştırılan bir taşınmaza ilişkin tazminat davasının süre aşımı yönünden

reddedilmesine ilişkin Yagtzilar ve diğerleri/Yunanistan kararında (B. No:

41727/98, 6/12/2001,§§ 37-41) ise iç hukukta tanınan

tazminat sürecinin yetmiş yıldan beri devam ediyor olması nedeniyle başvuru

kabul edilebilir bulunmuştur.

29. Bütün bu kararlardan anlaşıldığı üzere AİHM, mülkiyetten

yoksun bırakmayı anlık bir eylem olarak görmekte olup iç hukukun Sözleşme'nin

onaylanmasından önce meydana gelen olaylarla ilgili olarak tazminat hakkını

tanımadığı durumlarda bu hususta yapılacak herhangi bir başvurunun zaman bakımından

yetki kuralı (ratione temporis)

gereği Sözleşme'de güvence altına alınmış haklarla

bağdaşmayacağı; taraf devletlere Sözleşme'nin onaylanmasından önce meydana

gelen zararlar için tazminat ödeme sorumluluğu yüklemediği görüşündedir. Bunun

bir istisnası olarak, Yagtzilar ve diğerleri/Yunanistan ve Almeida Garrett, Mascarenhas Falcão ve

diğerleri/Portekiz ile Hingitaq 53 ve diğerleri/Danimarka kararlarından

da anlaşıldığı üzere iç hukukta bir tazminat yolunun tanınması ve bu tazminat

yolunun zaman bakımından yetki alanında devam etmesi durumunda ise

başvurucuların şikâyetleri tazminat yönünden incelenmiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 13/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. 174 Ada 7 Parsel Sayılı

Taşınmaza İlişkin İddia

31. Başvurucu, murisinden intikal ettiği hâlde 174 ada 7 parsel

taşınmazın, kadastro sonucu G.T. adına tespit ve tapuya tescil edildiğini

belirterek mülkiyethakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

32. Bakanlık görüşünde, ihlal iddiasına konu 174 ada 7 parsel

sayılı taşınmaz yönünden kayıt maliki aleyhine bir tapu iptali ve tescil

davasının açılmamış olduğu belirtilerek başvuru yollarının usulünce

tüketilmemiş olduğu bildirilmiştir.

33. Başvurucu cevap dilekçesinde, temyiz ve karar düzeltme

yollarına başvurmakla olağan kanun yollarını tükettiğini belirterek başvurunun

kabul edilebilir bulunmasını talep etmiştir.

34. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda

bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece

mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu

zorunlu kılar (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

35. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi

için öncelikle hukuk sisteminde, hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin

başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması

gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını

giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir

nitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip

bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan

beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını

düzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî

koşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan

uzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577,

16/2/2017, § 39).

36. Somut olayda başvurucu, açmış olduğu tapu iptali ve tescil

davasına ilişkin dilekçede Alaybey Mahallesi'nde

bulunan 174 ada 7 parsel sayılı taşınmazı da uyuşmazlık konusu taşınmazlar

arasında göstermiştir. Ancak Mahkemenin 21/11/2012 tarihli kararında, yargılama

sırasında başvurucunun bu taşınmazın davanın konusu olmadığını ve ayrı bir dava

açacaklarını beyan ettiği belirtilmiştir. Nitekim Mahkemenin bu taşınmaza

yönelik olarak bir hüküm kurmadığı görülmektedir. Zira kararın gerekçesinde,

belirtilen taşınmaz dışındaki diğer taşınmazların kadastrolarının kesinleşme

tarihleri irdelenerek davanın hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiği

sonucuna varılmıştır. Başvurucu da temyiz ve karar düzeltme dilekçelerinde, 174

ada 7 parsel sayılı taşınmazın dava konusu sayılmayıp bu taşınmaz ile ilgili

bir hüküm kurulmamasına yönelik bir itirazda da bulunmamıştır. Başvurucunun

mülkiyet hakkının ihlali iddiasına konu Alaybey

Mahallesi'nde bulunan 174 ada 7 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili olarak kayıt

maliki G.T. aleyhine tapu iptali ve tescil davası açtığına dair herhangi bir

bilgi veya belge ise ibraz edilmemiştir. Bu durumda ihlale neden olduğu ileri

sürülen söz konusu iddiaya ilişkin olarak idari ve yargısal başvuru yollarının

usulünce tüketilmediği sonucuna varılmaktadır.

37. Açıklanan gerekçelerle 174 ada 7 parsel sayılı taşınmaza

yönelik ihlal iddiasına ilişkin başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Diğer Taşınmazlara

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

38. Başvurucu, uyuşmazlık konusu taşınmazların kayıt maliki

Maria Haska'dan annesi Vasilina'ya

onun da ölümüyle kendisine intikal ettiğini belirtmektedir. Başvurucu buna

rağmen söz konusu taşınmazların önce usulsüz olarak Hazine adına tapuya tescil

edildiğini ve kadastro sonucu yine Hazine adına tespit ve tescil edildiğini

ifade etmektedir. Başvurucuya göre, ilk yapılan Hazine adına tescil işlemi yok

hükmündedir. Başvurucu, bu sebeple Hazine aleyhine açtığı tapu iptali ve tescil

davasının ise hak düşürücü süre yönünden reddedildiğini belirterek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

39. Bakanlık görüşünde, hak düşürücü sürelerin hukuk güvenliğini

ve belirliliği sağlama yönünde meşru bir amacının olduğu bildirilmektedir.

Bakanlık; AİHM içtihatlarına göre bu tür süre sınırlamalarının, devletlerin

takdir yetkisi kapsamında olup ulaşılmak istenen meşru amaç ile orantılı

oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe hak arama hürriyetini engellemiş

sayılmayacağını belirtmiştir.

40. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında davaya konu

taşınmazların mirasçılık ilişkisi nedeniyle kendisine ait olduğunu ancak

Anayasa ve uluslararası sözleşmelere aykırı olarak mülkiyete el konularak

taşınmazların hukuksuz bir biçimde Hazine adına tescil edildiğini belirtmiştir.

2. Değerlendirme

41. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

a. Genel İlkeler

42. 6216 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (8) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler."

43. Anayasa ve 6216 sayılı Kanun'un anılan hükmü uyarınca

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi

olup Mahkeme ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık düzenlemeler

karşısında anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da

içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir. Mahkemenin

zaman bakımından yetkisine ilişkin bu düzenlemelerin kamu düzenine ilişkin

olmaları nedeniyle bireysel başvurunun tüm aşamalarında resen dikkate alınması

gerekir (Ahmet Melih Acar, B. No:

2012/329, 12/2/2013, § 15; G.S.,

B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

44. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisini doğru olarak

belirleyebilmek için kesinleşen nihai işlem ve kararın tarihinin yanı sıra

gerçekleştiği iddia edilen müdahalenin zamanını da doğru tespit etmek gerekir.

Bu tespit yapılırken müdahaleyi oluşturan olaylar ve ihlal edildiği iddia

olunan hakkın kapsamı birlikte değerlendirilmelidir (Zeycan Yedigöl [GK], B. No: 2013/1566,

10/12/2015, § 31).

45. Anayasa Mahkemesi ayrıca, mülkiyetten yoksun bırakma

şeklindeki mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin, kural olarak, anlık eylemler

olup sürekli bir müdahale oluşturmadığını belirtmiştir (Agavni Mari Hazaryan ve

diğerleri, B. No: 2014/4715, 15/6/2016, § 114).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

46. Somut olayda başvurucunun ihlal iddiasına konu taşınmazlar,

tapuda Maria Haska adına kayıtlı iken bu kişinin

12/5/1979 tarihinde ölümüyle tereke hâkimliği sıfatıyla Bozcaada Sulh Hukuk

Mahkemesinin E.1979/3 sayılı dosyasında terekenin idaresine başlanmıştır.

Mahkeme 25/10/1981 tarihli kararıyla, murisin kızına yapılan tebligata rağmen

terekenin teslim alınmadığını belirterek murisin mirasçılarının tespit

edilemediği gerekçesiyle 743 sayılı Kanun'un 534. maddesi uyarınca terekeye

dâhil olan anılan taşınmazların Hazineye devredilmesine karar vermiştir. Bu

karar doğrultusunda başvuruya konu taşınmazlar, Hazine adına tapuya tescil

edilmiştir. Dolayısıyla ihlal iddiasına konu mülkiyet hakkına, Hazine adına

tescil kararının verildiği 25/10/1981 tarihi itibarıyla müdahale edildiği

kuşkusuzdur. Buna göre başvurucunun miras bırakanına ait olduğunu belirttiği

taşınmaz, terekenin teslim alınmaması gerekçesiyle tereke hâkimliğince yaklaşık

otuz altı yıl önce Hazineye devredilmeklemülkiyet

hakkına ilişkin müdahalenin belirtilen tarih itibarıyla gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır.

47. Bu taşınmazların bulunduğu yerde yapılan kadastro

çalışmaları sırasında ise 3402 sayılı Kanun'un 13. maddesinin (A) bendi

uyarınca taşınmazların Hazine adına olan tapu kayıtları esas alınarak kadastro

sınırlandırma ve tespitleri yapılmıştır. Bu sınırlandırma ve tespitler, itiraz

edilmediğinden 22/7/1991 ve 14/8/1992 tarihlerinde kesinleşmiştir.Her ne kadar başvurucu 18/5/2012

tarihinde Hazine aleyhine tapu iptali ve tescil davası açmış ise de Mahkemece

bu dava, 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrasına göre hak düşürücü

sürenin geçtiği belirtilerek reddedilmiştir.

48. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı, kural olarak mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir

güvencedir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,

B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37). Başvurucu 2012 yılında açtığı davada

taşınmazın hukuki olarak maliki olmayıp 1981 yılında terekenin teslim

alınmaması sonucu murisinin kaybettiği taşınmazın mülkiyetini kazanmayı talep

etmektedir. Bu durumda, başvurucunun mülkiyet hakkına konu ettiği taşınmazlarla

hukuki ilişkisi Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları incelemeye başladığı

23/9/2012 tarihinden yaklaşık otuz altı yıl önce kesilmiş olduğundan bu

taşınmazlar ile ilgili olarak mülkiyet hakkına yönelik şikâyet, Mahkemenin

zaman bakımından yetkisinin dışında kalmaktadır. Bununla birlikte Anayasa

Mahkemesi, zaman bakımından yetki içinde sonuçlanmış olmak kaydıyla kamu

makamlarınca müdahalenin incelenerek esası hakkında bir karar verilmesi veya müdahaleyle

ilgili tanınan tazminat ve benzeri bir yolun mevcut olması durumlarını da

dikkate alarak değerlendirme yapacaktır (Benzer bir yaklaşım için bkz. Agavni Mari Hazaryan

ve diğerleri, §§ 111-120). Somut olay bakımından ise müdahale

tarihinden sonra kadastroca yapılan tespitin, Hazine adına mevcut tapu

kayıtlarının uygulanmasından ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle

kadastro yapılması sonucu yeni bir müdahalenin varlığı söz konusu değildir.

Ayrıca başvuru konusu olayda başvurucunun açtığı davanın tapu iptali ve tescile

ilişkin olup hak düşürücü süre yönünden reddedildiği gözetildiğinde, başvurunun

zaman bakımından yetki kapsamında görülerek incelenmesini gerektirir istisnai

bir durumun da mevcut olmadığı görülmektedir.

49. Açıklanan gerekçelerle264 ada 2 parsel, 376 ada 18 ve 24

parsel ile 378 ada 23 parsel sayılı taşınmazlara yönelik ihlal iddiasına

ilişkin başvurunun bu kısmının zaman

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. 174 ada 7 parsel taşınmaza ilişkin ihlal iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Başvuruya konu diğer

taşınmazlara ilişkin ihlal iddialarının

zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

13/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Varvara ARNAVUT

Vekili

:

Av. Yusuf

ERGÜVEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/7538, 13 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. 174 Ada 7 Parsel Sayılı
  11. B. Diğer Taşınmazlara
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Yıldırım
  14. Özgüldür
  15. Topal
  16. M. Emin KUZ
  17. Ergüven
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/7538
Tarih
13 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • Ayla Aydemir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5705)
  • İ. A. Başvurusu (B. No: 2016/3423)
  • Eşref Turunç Başvurusu (B. No: 2014/5963)
  • Ercan Bilen ve Mehmet Ali Demircioğlu Başvurusu (B. No: 2014/5618)
  • Hüseyin Turgut Dülger Başvurusu (B. No: 2014/14581)
  • Torsan Orman San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/13677)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.