İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hüseyin Turgut Dülger Başvurusu (B. No: 2014/14581)

1. Başvuru; malik olunan taşınmazın tapusunun bir bölümünün kıyı

Başvuru No2014/14581Tarih14 Eylül 2017Okuma22 dk · 4.316 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hüseyin Turgut Dülger Başvurusu

Karar tarihi
14 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/14581
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.316 kelime·22 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; malik olunan taşınmazın tapusunun bir bölümünün kıyı

kenar çizgisinin içinde kaldığı gerekçesiyle iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının, yargılamanın on iki yıl sürmüş olması nedeniyle makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu 1928 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.

8. Başvurucu İstanbul ili Büyükçekmece ilçesi Kumburgaz köyü

Asfalt Altı mevkiinde kâin 8 pafta 51 parsel numaralı 120 m² büyüklüğündeki

taşınmazı 1964 yılında satın almıştır. 1965 yılında yapılan tapulama çalışması

sonucu taşınmaz ile yol arasında bulunun 20 m²lik bölüm de başvurucu adına

tespit ve tescil edilmiştir. Başvurucu, anılan taşınmaz üzerinde 1967 yılında

bir bodrum ve iki normal kattan oluşan bir bina inşa etmiştir. Tapulama

komisyonunun 17/4/1970 tarihli kararıyla toplam 140 m² büyüklüğündeki taşınmaz,

başvurucu adına tespit edilmiştir. Kadastro tespit tutanağı 15/7/1970 tarihinde

kesinleşmiştir.

9. Hazine tarafından, sözü edilen taşınmazın kıyı kenar çizgisi

içinde kaldığı gerekçesiyle tapusunun iptali istemiyle başvurucu aleyhine

13/11/2002 tarihinde Büyükçekmece Asliye Mahkemesinde (Sonradan Büyükçekmece 2.

Asliye Hukuk Mahkemesine dönüşmüştür.) dava açılmıştır. Mahkemece üç jeoloji

mühendisi, bir inşaat mühendisi ve bir de inşaat fen memurunun katılımıyla

taşınmaz mahallinde keşif yapılmıştır. Bilirkişiler tarafından düzenlenen

raporda, taşınmazın 73,45 m²lik bölümünün kıyı kenar çizgisinin içinde kaldığı

tespit edilmiştir. Mahkemece bu bilirkişi raporuna dayanılarak 25/9/2008

tarihinde verilen kararla, taşınmazın 73,45 m²ye isabet eden bölümünün

tapusunun iptaline karar verilmiştir. Karar, başvurucu tarafından temyiz

edilmiştir.

10. 14/3/2009 tarihinde yürürlüğe giren 25/2/2009 tarihli ve

5841 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro

Kanunu'nun 12. maddesinin 3. fıkrasına, “Bu

hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel

kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.”

biçiminde bir cümle eklenmiştir. Bu cümle uyarınca birinci cümlede yer alan ve

kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak kadastro tutanağında belirtilen

haklara ilişkin olarak dava açılmasını on yıllık hak düşürücü süre ile

sınırlayan hükmün devlet ve diğer kamu tüzel kişileri yönünden de uygulanması

gerekmektedir. Buna göre Hazine ve diğer kamu tüzel kişilerince kadastrodan

önceki sebeplerle tespit konusu taşınmaza ilişkin açılacak davalar da on yıllık

hak düşürücü süreye tabi kılınmıştır.

11. 5841 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle 3402 sayılı Kanun'a "Bu Kanunun 12 nci

maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu

iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış

olan davalarda dahi uygulanır.” biçimindeki geçici 10. madde

eklenmiştir. Bu hüküm gereğince Hazinenin ve diğer kamu tüzel kişilerinin kadastro

tespitine konu olan taşınmazlara yönelik dava açma hakkını on yıllık hak

düşürücü süreyle sınırlayan değişiklikler, derdest bulunan uyuşmazlıklara da

uygulanacaktır.

12. Mahkeme kararı, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin (Daire)

8/10/2009 tarihli kararıyla değinilen kanuni değişikliklere atıfla bozulmuştur.

Kararın gerekçesinde, 5841 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle 3402 sayılı Kanun'un

12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen ve on yıllık hak düşürücü süre öngören

hüküm ile aynı Kanun'un 3. maddesiyle 3402 sayılı Kanun'a eklenen ve söz konusu

hak düşürücü sürenin mevcut davalara da uygulanmasını gerekli hâle getiren

geçici 10. madde hükmü dikkate alındığında davanın süre aşımı sebebiyle reddi

gerektiği belirtilmiştir.

13. Mahkemece Dairenin bozma kararına uyularak 20/4/2010 tarihli

kararla dava süre aşımı sebebiyle reddedilmiştir. Mahkeme ayrıca, davacı idare

aleyhine 1.000 TL vekâlet ücretine hükmetmiş ve yargılama giderlerinin davacı

idare üzerinde bırakılmasına karar vermiştir.

14. Kararın temyizi üzerine Daire 23/9/2010 tarihli kararıyla

davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin hüküm fıkrasına yönelik temyiz

istemini reddetmiş, idare aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesine ve yargılama

giderlerinin davalı idare üzerinde bıkarılmasına

ilişkin hüküm fıkrasını ise bozmuştur. Kararın gerekçesinde davanın, yargılama

devam ederken yürürlüğe giren kanun hükmünün geriye yürütülmesi nedeniyle

reddedildiği gözetildiğinde davalı Hazinenin davada haksız çıktığından söz

edilemeyeceği ve bu nedenle Hazine aleyhine vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği

ifade edilmiştir.

15. Bozma kararına uyan Mahkeme 24/3/2011 tarihli kararıyla,

vekâlet ücreti dâhil toplam 6.167,60 TL yargılama giderinin başvurucudan

alınarak davacı idareye verilmesine hükmetmiştir. Başvurucu, bu kararı temyiz

etmiştir.

16. Anayasa Mahkemesinin 23/7/2011 tarihli ve 28003 sayılı Resmî

Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 12/5/2011

tarihli ve E.2009/31, K.2011/77 sayılı kararıyla; 5841 sayılı Kanun'un 2.

maddesiyle 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümle

ile 3. maddesiyle 3402 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde iptal

edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 43. maddesi uyarınca kıyıların özel

mülkiyete konu edilmesinin yasaklandığına vurgu yaptıktan sonra belli bir

sürenin geçmesiyle kıyıların mülk edinilmesinin mümkün olmadığını belirtmiş ve

bu nedenle sözü edilen kuralların Anayasa'ya aykırı olduğunu tespit etmiştir.

Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, tapunun iptalinden kaynaklanan bütün yükün

malik üzerinde bırakılmasının mülkiyet hakkını zedeleyeceğini ifade ederek

kanun koyucunun uygun çözüm yolu bulması gerektiğine işaret etmiştir.

17. Dairece 16/2/2012 tarihli kararla Anayasa Mahkemesinin iptal

kararı dikkate alınarak daha önce temyiz istemi reddedilerek kesinleşen, davanın

süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin hüküm fıkrası da bozulmuştur. Daire, daha

önceki bozma kararının dayanağının Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla ortadan

kalktığı kanaatini açıklamıştır. Daire, Hazinenin kararı temyiz etmemiş

olmasının kazanılmış hak yaratmayacağının altını çizmiştir.

18. Bozma kararına uyan Mahkeme 22/11/2012 tarihli kararıyla,

ilk kararındaki gibi taşınmazın 73,45 m²ye isabet eden bölümün tapusunun

iptaline karar vermiştir.

19. Karar, Dairenin 4/4/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar

düzeltme istemi de Dairenin 27/6/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai

karar 4/8/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucu 2/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

21. 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Bu Kanunda geçen deyimlerden;

Kıyı çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve

akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların

birleşmesinden oluşan çizgiyi,

Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl

ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin

oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık,

taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını,

Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi

arasındaki alanı,

...

ifade eder."

22. 3621 sayılı Kanun'un 5. maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

" ...

Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu

altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır.

...."

23. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

1007. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün

zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan

görevlilere rücu eder.

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu

sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür."

24. 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin Anayasa Mahkemesinin

12/5/2011 tarihli ve E.2009/31, K.2011/77 sayılı kararıyla iptal edilen üçüncü

fıkrasının ikinci cümlesini de içeren hâlinin ilk üç fıkrası şöyledir:

"30 günlük ilan süresi geçtikten sonra,

dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler

kesinleşir.

Kadastro

müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin

kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek

suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir.

Bu

tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların

kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki

hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet

veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın

uygulanır."

25. 3402 sayılı Kanun'un Anayasa Mahkemesinin 12/5/2011 tarihli

ve E.2009/31, K.2011/77 sayılı kararıyla iptal edilen geçici 10. maddesi

şöyledir:

"Bu

Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü,

Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce

açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır."

26. Anayasa Mahkemesinin 12/5/2011 tarihli ve E. 2009/31, K.

2011/77 sayılı kararı şöyledir:

"A- 5841 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile

21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. Maddesinin Üçüncü

Fıkrasına Eklenen 'Bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya

diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır'

Cümlesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, dava konusu kuralın

uygulanması halinde devletin hüküm ve tasarrufunda olan kıyıların ve ormanların

hak düşürücü süre nedeniyle tapu iptali davası açılamaması sonucunda özel

mülkiyet konusu olacağı, ayrıca dava konusu kural ile devletin hüküm ve

tasarrufu altında bulunan alanlara ilişkin düzenleme içeren diğer yasa

kuralları arasında uyumsuzluk doğması nedeniyle hukuk kurallarının birbiriyle

uyumlu olmasını ve aralarında çelişki bulunmamasını gerektiren hukuk devleti

ilkesine ters düştüğü belirtilerek kuralın Anayasa'nın 2., 43. ve169.

maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Dava konusu kuralı da içeren Kadastro

Kanunu'nun 12. maddesi, kadastro tutanaklarının kesinleşmesini ve kesinleşen

tutanaklar aleyhine açılacak davalarda hak düşürücü süreyi düzenlemektedir.

Anılan maddenin üçüncü fıkrasında, kadastro tutanaklarının kesinleşmesinden

itibaren on yıl geçtikten sonra, bu tutanaklarda yer alan haklara,

sınırlandırma ve tespitlere ilişkin olarak kadastrodan önceki hukuki sebeplere

dayanılarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı kurala bağlanmıştır. Bu

fıkraya eklenen dava konusu kuralda ise kadastro tutanakları aleyhine açılacak

davalara ilişkin hak düşürücü sürenin iddia ve taşınmazın niteliğine ya da

tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanacağı öngörülmektedir.

Kuralda herhangi bir ayırım yapılmamakla

birlikte Yargıtay içtihatlarında kuralın devletin hüküm ve tasarrufunda olan ve

bu nedenle özel mülkiyete konu olamayan kıyılar ve ormanlar gibi alanlar

bakımından uygulanamayacağı belirtilmiştir. Bunun sonucu olarak, kadastro

tutanaklarının kesinleşmesinden sonra on yıldan daha uzun bir süre geçmiş olsa

bile devletin hüküm ve tasarrufunda olan kıyı ve orman gibi alanların yanlış

tespit ile özel mülk olarak kaydedildiğinin ortaya çıkması halinde, dava

açılarak bu alanlara ilişkin tapuların iptal edilmesi mümkün hale gelmiştir.

Yasa koyucunun bu uygulamanın Türk Medeni Kanununda öngörülen tapuya güven

ilkesini zedelediği ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 numaralı

Protokolünün 1. maddesine aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle dava konusu kuralı

maddeye eklediği anlaşılmaktadır.

Anayasa'nın 43. maddesinde 'Kıyılar, Devletin

hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve

göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu

yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre

derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla

düzenlenir.'; 169. maddesinin ikinci fıkrasında ise 'Devlet ormanlarının

mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve

işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında

irtifak hakkına konu olamaz.' kuralı yer almaktadır.

Dava konusu kuralın uygulanması halinde kıyı

ya da orman niteliğinde olduğu belirlenen alanlar kadastro işlemleri sırasında

özel mülk olarak tespiti yapılmış ve kadastro işlemlerinin kesinleşmesinden

itibaren on yıldan daha fazla bir süre geçmiş ise bu alanlara ilişkin olarak

kamu idaresi tarafından tapu iptali davası açılması olanağı ortadan kalkacaktır.

Bunun sonucunda tapu kayıtları kesinlik kazanacak ve özel mülkiyete ilişkin

tapular geçerli kabul edilecektir. Böylece dava konusu kuralın uygulanması ile

kıyı ya da orman alanına dâhil olan bir taşınmaz üzerinde özel mülkiyet mümkün

hale gelecektir.

Anayasa'nın 43. ve 169. maddelerinde temel bir

değer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanması

hakkını güvence altına almak amacıyla kıyıların ve ormanların devletin hüküm ve

tasarrufu altında olduğu belirtilerek bu alanlarda özel mülkiyet

yasaklanmıştır. Bu nedenle belli bir sürenin geçmesiyle söz konusu alanlarda

özel mülkiyet edinilmesi olanaklı değildir.

Ancak, hukuk devletinin en temel unsurlarından

birisi olan hukuki güvenlik ilkesi bireyleri keyfi yönetimlere ve hukuki sürprizlere

karşı korumak ve bireylerin ileride başlarına gelebilecekleri öngörebilmesi ve

hareketlerini buna göre ayarlayabilmesi amacıyla hukuk kurallarının açık,

anlaşılabilir ve öngörülebilir olmasını gerektirir. Hukuki güvenlik ilkesini

eşya hukuku alanında somutlaştıran kurum tapuya güven ilkesidir. Tapu sicilinin

temel işlevi bir taşınmazla ilgili tüm hakların bu sicile kaydedilerek herkese

karşı ileri sürülebilmesi ve sicile kayıtlı olmayan hakların da iyi niyetli

üçüncü kişilere karşı ileri sürülememesidir. Bu aynı zamanda mülkiyet hakkının

sağladığı güvencenin de bir sonucudur.

Anayasa'nın 35. maddesi ise kişi özgürlüğü ile

yakından ilişkili olan mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Ancak

mülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir

ve bu sınırlandırmanın ölçülü ve orantılı olması gerekir. Nitekim Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi hem kıyılar hem de ormanlarla ilgili kararlarında kadastro

tespiti ya da satın alma yoluyla tapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının,

kıyı kenar çizgisi ya da orman alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi

bir tazminat ödenmeksizin iptal edilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ek

1. protokolün 1. maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir. AİHM bu

kararlarında çevrenin korunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet

hakkının korunması arasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini

belirterek, karşılığı ödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği

sonucuna ulaşmıştır.

Kıyıların ya da ormanların korunması amacıyla

mülkiyet hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetin

tamamının mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve yasa koyucunun buna uygun çözüm

yolları bulması gerekeceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 43. ve

169. maddelerine aykırıdır; iptali gerekir.

B- 5841 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile

21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na Eklenen Geçici 10. maddenin

İncelenmesi

Dava dilekçesi ve başvuru kararlarında dava

konusu kuralın aleyhe bir hüküm olduğu ve kazanılmış hakları ihlal ettiği

belirtilerek Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırı

olduğu ileri sürülmüştür.

Dava ve itiraz konusu kural, Kadastro

Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen hükmün devletin hüküm ve tasarrufu

altında olduğu iddiası ile kanunun yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz

kesin hükme bağlanmamış davalarda da uygulanmasını öngörmektedir.

Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü

fıkrasına eklenen kuralın yukarıda yapılan incelenmesi neticesinde Anayasa'ya

aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığından aynı gerekçelerle kural, Anayasa'nın

43.ve 169. maddelerine aykırıdır; iptali gerekir.

"

B. Uluslararası Hukuk

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hem kıyılar hem de

ormanlarla ilgili kararlarında, kadastro tespiti ya da satın alma yoluyla

tapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının kıyı kenar çizgisi ya da orman

alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin iptal

edilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS/Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir. AİHM bu kararlarında

çevrenin korunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının

korunması arasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterek

karşılığı ödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucuna

ulaşmıştır (N.A. ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37451/97, 11/10/2005, § 41).

28. AİHM, bir başvurucunun tazminat ödenmeksizin taşınmazının

elinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin

olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Kasım 2009 tarihinde daha önceki

içtihadında değişikliğe gittiğini, AİHM'in bu

konudaki içtihatlarına dayanarak tapu sicilindeki yanlış kayıtlardan

kaynaklanan ayni hak ya da menfaatleri kaybolmuş ya da kısıtlanmış olanların

tapu kayıtlarındaki düzensizliklerden dolayı devleti sorumlu tutabileceğine

hükmettiğini, tazminat miktarının söz konusu arazinin kullanılma şekli,

niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsal değerlerin dikkate

alınarak değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çektiğini, bu başvuru

yolunun düzenli olarak kullanılmakta olduğunu, ulusal mahkemelerin AİHM'in içtihatlarını ve AİHS'e

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesine dayanarak ilgili mevzuat hükümlerini

uyguladıklarını, başvurucunun tapu belgesinin iptali yönündeki kararın

kesinleşmesinden itibaren on yıl içinde tazminat talebinde bulunabileceğini

belirterek iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabul

edilemez olduğuna hükmetmiştir (Altunay/Türkiye (k.k.),

B. No: 42936/07, 17/4/2012, §§ 36-38).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 14/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu, öncelikle kıyı kenar çizgisinin tespitinin hatalı

olduğunu ve usulüne uygun olarak tespit edilmediğini ileri sürmüştür.

Başvurucuya göre eski haritalarda gözüken, taşınmazın önündeki yol zamanla

kumla kaplanmış olup kıyı vasfını haiz olmadığı hâlde bilirkişiler tarafından

hatalı olarak kıyı sınırları içinde kabul edilmiştir. Başvurucu, mevzuata uygun

olarak edindiği taşınmazın tapusunun iptalinin hukuka aykırı olduğunu

belirtmiştir. Başvurucu, sadece yargılama giderleri yönünden temyiz konusu

edilen hükmün, daha önce kesinleşen hususlar yönünden de bozulması neticesinde

tapusunun iptal edilmiş olmasının kazanılmış haklarını zedelediğini

savunmuştur. Başvurucu sonuç olarak kamulaştırma yapılmaksızın ve tazminat

ödenmeksizin tapulu taşınmazının mülkiyetinin idareye geçirilmesinin mülkiyet

hakkını ihlal ettiğini ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

31. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı

35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Kıyı kenar çizgisinin yanlış tespit

edildiğine ilişkin iddia ile hükmün kesinleşen bölümü hakkında yeniden hüküm

kurulmak suretiyle kazanılmış hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetin esas

olarak mülkiyet hakkının kaybına yönelik olması nedeniyle mülkiyet hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

33. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahip

olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği,

mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir

(AYM, E.2011/58, K.2012/70, 17/5/2012).

34. Olayda, başvurucunun maliki bulunduğu taşınmazın 73,45 m²ye

isabet eden bölümünün tapusu iptal edilerek bu kısmın Hazine adına tesciline

karar verilmiştir. Tapulu taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi mülkiyet

hakkına müdahale teşkil etmekte olup mülkten yoksun bırakma niteliğindedir.

35. Mülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararı amacıyla

sınırlandırılabilir. Ancak bu sınırlandırmanın ölçülü ve orantılı olması

gerekir. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan malların korunması amacıyla

mülkiyet hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetin tamamının

mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun buna uygun çözüm yolları

bulması gerekeceği açıktır (AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).

36. Temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesin

çevreden eşit şekilde yararlanma hakkının bir uzantısı olarak Anayasa'nın 43.

maddesinde, kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilerek

bu alanlarda özel mülkiyet yasaklanmıştır. Bu nedenle belli bir sürenin

geçmesiyle söz konusu alanlarda özel mülkiyet edinilmesi olanaklı değildir

(AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).

37. Başvurucu, sadece yargılama giderleri yönünden temyiz konusu

edilen hükmün, daha önce kesinleşen hususlar yönünden de bozulması sonucu

tapusunun iptal edilmesinin kazanılmış haklarını zedelediği ileri sürülmüştür.

Mahkemece davanın kabulü ile taşınmazın kısmen idare adına tescili yolunda

kurulan hükmün, Daire tarafından 5841 sayılı Kanun'la 3402 sayılı Kanun'da

yapılan değişiklikler gözetilerek bozulması üzerine dava, Mahkemenin 20/4/2010

tarihli kararıyla süre aşımı yönünden reddedilmiştir. Mahkeme ayrıca davacı

idare aleyhine 1.000 TL vekâlet ücretine hükmetmiş ve yargılama giderlerinin

davacı idare üzerinde bırakılmasına karar vermiştir. Kararın temyizi üzerine

Daire 23/9/2010 tarihli kararıyla davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin

hüküm fıkrasına yönelik temyiz istemini reddetmiş, idare aleyhine vekâlet

ücretine hükmedilmesine ve yargılama giderlerinin idare üzerinde bırakılmasına

ilişkin hüküm fıkrasını ise bozmuştur. Bozma kararına uyan Mahkeme 24/3/2011

tarihli kararıyla, davanın esasına ilişkin yeni bir hüküm kurmaksızın vekâlet

ücreti dâhil toplam 6.167,60 TL yargılama giderinin başvurucudan alınarak

davacı idareye verilmesine hükmetmiştir. Dolayısıyla davanın süre aşımı

nedeniyle reddine ilişkin hüküm fıkrasının Dairenin 23/9/2010 tarihli onama

kararı üzerine kesinleştiği anlaşılmıştır.

38. Bununla birlikte Mahkemenin 24/3/2011 tarihli kararı

yalnızca yargılama giderlerine ilişkin olmasına ve buna bağlı olarak da

temyizin konusu sadece yargılama giderlerinden ibaret bulunmasına rağmen

Dairece 16/2/2012 tarihli kararla -Anayasa Mahkemesinin iptal kararı dikkate

alınarak- daha önce kesinleşen, davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin

hüküm fıkrası da bozulmuştur. Daire, daha önceki bozma kararının dayanağının,

Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla ortadan kalktığını ve Hazinenin kararı

temyiz etmemiş olmasının kazanılmış hak yaratmayacağını ifade etmiştir.

39. Anayasa Mahkemesinin yukarıda atıfta bulunulan 12/5/2011

tarihli ve E.2009/31, K.2011/77 sayılı kararında da vurgulandığı üzere

Anayasa'nın 43. maddesi uyarınca devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan

kıyıların özel mülkiyete konu edilmesinin yasaklanmış olması nedeniyle belli

bir sürenin geçmesiyle söz konusu alanlarda özel mülkiyet edinilmesi olanaklı

değildir (bkz. § 26). Dolayısıyla başvurucuya ait taşınmazın kıyı kenar

çizgisinin içinde kaldığı gerekçesiyle tapusunun iptali istemiyle açılan

davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmiş olması başvurucuya, kıyı sınırları

içinde kaldığı tespit edilen bir taşınmazı mülk edinme hakkı vermez. Bu

itibarla başvurucunun taşınmazının Hazine adına tescili suretiyle mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna

ulaşılmaktadır.

40. Öte yandan kıyıların korunması amacıyla mülkiyet hakkına

müdahale edilmesinde kamu yararı bulunduğu tartışmasızdır (AYM, E.2009/31,

K.2011/77, 12/5/2011).

41. Başvurucu, kıyı kenar çizgisinin hatalı tespit edildiğini

ileri sürmüştür. Başvurucu, bu iddiayı yargılama sırasında da dile getirmiştir.

Kıyı kenar çizgisinin tespiti ve taşınmazın kıyı kenar çizgisinin içinde kalıp

kalmadığı hususu, maddi bir olgu olarak davaya bakan derece mahkemelerinin

yetkisi ve takdirindedir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında

derece mahkemelerinin maddi olay ve olgular ile delillerin değerlendirilmesi

hususundaki takdirini denetlemesi kural olarak mümkün değildir. Ancak derece

mahkemelerinin bu husustaki değerlendirmelerinin bariz takdir hatası veya açık

bir keyfîlik içermesi, bunun hak ve özgürlüklere

müdahale teşkil etmesi hâlinde Anayasa Mahkemesinin denetim hakkı saklıdır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 42).

42. Olayda Mahkemece keşif yapılmış ve üç jeoloji mühendisi, bir

inşaat mühendisi ve bir de inşaat fen memurundan oluşan bilirkişi heyetinin

bilimsel görüşüne başvurulmuştur. Mahkeme, sonuç olarak bilirkişilerce

açıklanan bilimsel görüşe itibar edilerek taşınmazın 73,45 m²lik kısmının kıyı

kenar çizgisinin içerisinde kaldığı kanaatine ulaşmıştır. Daire de Mahkemenin

ulaştığı kanaati usule ve hukuka uygun bulmuştur.

43. Tüm bu hususlar birlikte dikkate alındığında Mahkemece

delillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında açık ve bariz bir takdir

hatasının bulunmadığı ve yargılama sonucunda taşınmazın 73,45 m²lik kısmının

kıyı kenar çizgisinin içinde kaldığı yolunda varılan kanaatin keyfîlik içermediği sonucuna ulaşılmaktadır. Mahkemenin söz

konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı yolundaki kabulünün aksini

düşünmeyi gerektirecek başkaca bir neden de bulunmamaktadır.

44. Başvurucunun kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı anlaşılan

tapulu taşınmazı Hazine adına tespit ve tescil edilmek suretiyle mülkiyet

hakkına yapılan müdahale, kanuna uygun ve meşru bir amaç taşımakta ise de

taşınmazın bedelinin ödenmemesi başvurucuya ağır ve katlanılamaz bir külfet

yüklemektedir. Kıyıların korunmasındaki kamu yararı amacı ile başvurucunun

mülkiyet hakkı arasında makul denge, başvurucuya tazminat ödenmesi veya

başvurucunu zararının başka yollarla telafi edilmesi şartıyla sağlanabilir.

45. Bununla birlikte 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin

(2) numaralı fıkrası uyarınca müdahaleyle başvuruculara yüklenen külfetin

telafisine yönelik olarak varsa kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması

gerekir.

46. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi tapu sicilinin

tutulmasından doğan bütün zararlardan devletin sorumlu olduğunu, zararın

doğmasında kusuru bulunan görevlilere devletin rücu edebileceğini hüküm altına

almıştır. Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında Yargıtay içtihadına

dayanarak 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinde öngörülen tazminat yolunun

kadastro tespiti aşamalarındaki işlemlerden doğan zararların telafisi yönünden

de etkili olduğu sonucuna ulaşmıştır (Nazmiye

Akman, B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 25; Ahmet Hilmi Serter, B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§ 41-42;

Hatice Avcı ve diğerleri, B. No:

2014/9788, 22/9/2016, §§ 74-76). Buna göre tapu ve kadastro işlemleri nedeniyle

zarar görenler, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi gereğince zararlarının

tazmini için 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi

gereğince on yıllık zamanaşımı süresinde Hazine aleyhine adli yargıda dava

açabilirler (Nazmiye Akman, §

27).

47. Somut olayda başvurucunun 4721 sayılı Kanun’un 1007.

maddesine dayanarak tazminat davası açtığına dair herhangi bir bilgi veya

belgenin bireysel başvuru dosyasına sunulmadığı görülmektedir. Bu anlamda adil

dengenin sağlanmasında etkili olduğu tespit edilen yargısal yollara

başvurulmadığından başvuru yollarının usulünce tüketildiği söylenemez.

48. Açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

49. Başvurucu, yargılamanın on iki yıl sürmesi nedeniyle makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

51. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 50, 52).

52. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

53. Anılan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin benzer

başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda 11 yıl 7 aydır

devam eden yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

54. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. Diğer İddialar

55. Başvurucu aynı bölgede bulunan ve aynı niteliği haiz olan

taşınmazlardan sadece kendisine ait olana ilişkin olarak tapu iptali ve tescili

davasının açılmasının eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğini ileri

sürmüştür. Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun kendisi

ile benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan

muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli

olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil, cinsel yönelim ve benzeri

ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekmekte olup

somut olayda ise başvurucunun bu yöndeki iddialarını temellendirecek somut

bulgu ve kanıtlar ortaya koyamadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle eşitlik ilkesi

yönünden herhangi bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

57. Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle 2.000.000 TL

maddi; makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle de 50.000 TL maddi ve

50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

58. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası

yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

verildiğinden buna yönelik tazminat isteminin reddi gerekir.

59. Başvuruda, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

60. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlali

nedeniyle -yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında- başvurucuya net 16.800 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucunun diğer iddialarının incelenmesine GEREK

OLMADIĞINA,

D. Başvurucuya net 16.800 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk

Mahkemesine (E.2012/623) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

14/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Hüseyin

Turgut DÜLGER

Vekili

:

Av. Kader

ÇELİK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/14581, 14 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Mülkiyet Hakkının
  11. B. Makul Sürede Yargılanma
  12. C. Diğer İddialar
  13. D. 6216 Sayılı Kanun'un
  14. C. Başvurucunun diğer iddialarının incelenmesine GEREK
  15. D. Başvurucuya net 16.800 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE
  16. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. G. Kararın bir örneğinin Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk
  18. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Necipoğlu
  20. Gökcan
  21. Çelik
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/14581
Tarih
14 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • Torsan Orman San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/13677)
  • Şuayip Şen Başvurusu (B. No: 2014/4859)
  • Arif Çelebi Başvurusu (B. No: 2014/4601)
  • Sadegül Başkuş ve Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası Başvurusu (B. No: 2014/2197)
  • İhsan Akbıyık Başvurusu (B. No: 2014/15995)
  • Züliye Öztürk Başvurusu (B. No: 2014/1734)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.