İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Züliye Öztürk Başvurusu (B. No: 2014/1734)

1. Başvuru, karşılıksız çek keşide etme suçundan verilen adli

Başvuru No2014/1734Tarih14 Eylül 2017Okuma36 dk · 7.287 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Züliye Öztürk Başvurusu

Karar tarihi
14 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/1734
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.287 kelime·36 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, karşılıksız çek keşide etme suçundan verilen adli

para cezasının usulüne uygun olarak tebliğ edilmemesine rağmen

kesinleştirilerek infaz edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yine bu

gerekçeyle yakalama emri çıkarılması nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/2/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu adına vekâleten K.Ö. tarafından başvurucunun ..Bank

A.Ş. P. şubesindeki hesabından 3/12/2004 tarihinde alacaklı M.M. Kalıp San. ve

Tic. Ltd. Şti. lehine 11.000 TL bedelli bir adet çek keşide edilmiştir.

Alacaklı şirketin, keşide edilen söz konusu çekin karşılıksız çıktığı

iddiasıyla şikâyetçi olması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

19/7/2007 tarihli iddianamesi ile başvurucunun ve K.Ö.nün

19/3/1985 tarihli ve 3167 sayılı mülga Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrası

uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları talep olunmuştur.

9. İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesince 30/7/2007 tarihinde

iddianamenin kabulü ile kamu davasının görülmesine başlanmıştır. Mahkeme

13/12/2007 tarihli duruşmada başvurucunun iddianamede belirtilen adresine

gönderilen çağrı kağıdının tebliğ edilemediğini tespit etmiştir. Bunun üzerine

aynı oturumda başvurucunun muhatap banka şubesine daha önce bildirmiş olduğu

"Darülaceze Cad. Perpa Ticaret Merkezi B Blok

No: 64 Okmeydanı/İstanbul" adresine 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı

Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebligat yapılmasına karar verilmiştir.

10. Yapılan yargılama neticesinde Mahkeme 17/3/2008 tarihinde

başvurucunun ve K.Ö.nün 3167 sayılı mülga Kanun'un

16. maddesinin birinci fıkrasına göre ayrı ayrı 11.000 TL adli para cezası ile

cezalandırılmalarına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca bu Kanun'un 16. maddesinin

üçüncü fıkrası uyarınca sanıkların bir yıl süre ile bankalarda çek hesabı

açmalarının yasaklanmasına karar vermiştir. Karar yine başvurucunun banka

şubesine bildirdiği adresine 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre 4/6/2008

tarihinde tebliğ edilmiştir. Karar, posta dağıtıcısı tarafından anılan kanun

maddesi uygulanarak tebliğ edilmiştir. Tebligat mazbatasında başvurucunun

adresi terk etmesi nedeniyle evrakın en yakın komşusunun imzası alınarak tebliğ

edildiği belirtilmiştir.

11. Mahkemenin düzenlediği 9/7/2008 tarihli kesinleşme şerhinde

hükmün temyiz edilmeksizin 12/6/2008 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.

Kesinleştirme işlemi sonrası karar infaz edilmek üzere ceza fişi düzenlenerek

aynı tarihte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

12. Başvurucu, mahkûmiyet kararının usulüne uygun tebliğ

edilmeden kesinleştirilerek infaza verildiği iddiasıyla ve infazın durdurulması

talebiyle 30/6/2010 tarihinde Mahkemeye başvurmuştur. Başvurucu, bu

dilekçesinde ayrıca çek üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığını belirterek

mahkûmiyet hükmünün yeniden incelenmesini de talep etmiştir. Mahkeme 29/7/2010

tarihinde talepleri incelemek görev ve yetkisinin Yargıtaya

ait olduğu kanaatiyle görevsizlik kararı vermiştir. Mahkemeye göre başvurucu

eski hâle iade talebinde bulunmuştur. Ayrıca temyiz talebinde de bulunduğundan

bu talepleri inceleme görevi Yargıtaya aittir.

13. Temyiz incelemesi devam ederken başvurucu hakkında yakalama

emri çıkarılmış olması nedeniyle mahkûmiyet hükmünde belirtilen adli para

cezası, başvurucu tarafından 25/11/2010 tarihinde ödenmek suretiyle infaz

edilmiştir.

14. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13/3/2012 tarihli yazısı

ile hükümden sonra 31/1/2012 tarihli ve 6273 sayılı Kanun ile yapılan

değişiklik sonucu eylemin yaptırımının idari yaptırıma dönüştüğü gerekçesiyle

dava dosyası İlk Derece Mahkemesine iade edilmiştir.

15. Dosyayı yeniden ele alan Mahkeme 11/6/2012 tarihinde kanun

değişikliği nedeniyle karşılıksız çek keşide etme eylemi suç olmaktan çıkarıldığı

için başvurucu hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açmaktan yasaklanması idari

yaptırımının uygulanmasına karar vermiştir.

16. Bunun üzerine başvurucu, infaz ettiği adli para cezasının

iadesi için talepte bulunmuş; Mahkeme 25/10/2013 tarihli ek kararı ile infaz

edilmiş bulunan para cezalarının sonradan çıkan yasa değişikliği nedeniyle

iadesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir.

17. Başvurucu bu karara 6/11/2013 tarihinde itiraz etmiştir.

İtiraz dilekçesinde ortada kesinleşmiş bir Mahkeme kararının bulunmadığı

belirtilmiştir. Başvurucu, ayrıca eski hâle iade ve temyiz istemlerinin de

Yargıtay tarafından değerlendirilmediğini, bu yüzden ikinci bir ceza anlamına

gelecek yeni bir karar verilemeyeceğini ileri sürmüştür. İstanbul 21. Ağır Ceza

Mahkemesinin 13/12/2013 tarihli ilamıyla itiraza konu ek kararda usul ve kanuna

aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle itirazın reddine karar verilmiştir.

18. Nihai karar, başvurucu vekiline 7/1/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

19. Başvurucu 6/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

20. 3167 sayılı mülga Kanun’un 16. maddesinin birinci ve üçüncü

fıkraları şöyledir:

“Üzerinde yazılı keşide tarihinden önce veya

ibraz süresi içinde 4 üncü madde uyarınca ibraz edildiğinde, yeterli karşılığı

bulunmaması nedeniyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden hesap sahipleri

veya yetkili temsilcileri, kanunların ayrıca suç saydığı haller saklı kalmak

üzere, çek bedeli tutarı kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. Ancak

verilecek para cezası seksenmilyar liradan fazla

olamaz. Bu miktar, 01/03/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun ek 2 nci maddesine göre her yıl artırılır. Bu suçtan mükerrirlere, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası

verilir.

Mahkeme, ayrıca işlenen suçun niteliğine göre

bir yıl ile beş yıl arasında belirleyeceği bir süre için hesap sahiplerinin ve

yetkili temsilcilerinin çek hesabı açtırmalarının yasaklanmasına karar verir.

Yasaklanma kararı bütün bankalara duyurulmak üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez

Bankasına bildirilir.”

21. 14/12/2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 6273 sayılı

Kanun ile değiştirilmeden önceki 5. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine

göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır

işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her

bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adlî

para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adlî para cezası, çek bedelinin

karşılıksız kalan miktarından az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek

hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı

açma yasağının devamına hükmeder. Bu davalar, çekin tahsil için bankaya ibraz

edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap

sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür.

(2) Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını

ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir.

Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin malî işlerini

yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme

yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını

ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür.

(3) Çek

hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını

temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili

olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezaî sorumluluk

çek hesabı sahibine aittir.

(4)

Karşılıksız çek düzenleyen, adına karşılıksız çek düzenlenen ve ileri düzenleme

tarihli çek üzerinde yazılı tarihe göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında,

karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmayan gerçek ve tüzel kişi hakkında,

soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde resen mahkeme tarafından, karşılıksız çıkan

her bir çekle ilgili olarak, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı

verilir.

(5) Çek

düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı ile ilgili olarak, herhangi bir

adres değişikliği bildiriminde bulunulmadığı sürece ilgilinin çek hesabı

açtırırken bildirdiği adrese 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat

Kanununun 35 inci maddesine göre derhal tebligat çıkarılır. Adresin bankaya

yanlış bildirilmesi veya fiilen terkedilmiş olması hâlinde de, tebligat

yapılmış sayılır.

..."

22. 5941 sayılı Kanun'un 5. maddesinin 1/3/2012 tarihli ve 6283

sayılı Kanun'un 3. maddesi ile değiştirildikten sonraki hâliyle ilgili

kısımları şöyledir:

“(1) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme

tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak

karşılıksızdır işlemi yapılması hâlinde, altı ay içinde hamilin talepte

bulunması üzerine, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi hakkında, çekin

tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin

bulunduğu yer ya da çek hesabı sahibinin yahut talepte bulunanın yerleşim yeri

Cumhuriyet savcısı tarafından, her bir çekle ilgili olarak çek düzenleme ve çek

hesabı açma yasağı kararı verilir. Bu fıkra hükmüne göre çek düzenleme ve çek

hesabı açma yasağı kararı, karşılıksızdır işlemine tabi tutulan çekin düzenlenmesi

suretiyle dolandırıcılık, belgede sahtecilik veya başka bir suçun işlenmesi

hâlinde de verilir.”

“(10) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı

kararına karşı yapılacak başvuru ve itirazlar hakkında, 30/3/2005 tarihli ve

5326 sayılı Kabahatler Kanununun kanun yoluna ilişkin hükümleri uygulanır. Çek

düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına karşı yapılan başvurunun kabulü

hâlinde, bu kararla ilgili olarak da sekizinci fıkradaki bildirim ve yayımlanma

usulü izlenir.”

23. 5941 sayılı Kanun'a 6283 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile

eklenen geçici 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(7) Bu Kanun hükümlerine göre suç karşılığı

uygulanan yaptırımı, idarî yaptırıma dönüştürülen fiiller nedeniyle,

a) Soruşturma evresinde bulunan dosyalar

hakkında Cumhuriyet başsavcılığınca,

b) Kovuşturma evresinde bulunan dosyalar

hakkında mahkemece,

idarî yaptırım kararı verilir. Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar hakkında Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığınca, Yargıtayın ilgili dairesinde bulunan

dosyalar hakkında ise ilgili dairece, bu Kanuna göre işlem yapılmak üzere dava

dosyası hükmü veren mahkemeye gönderilir ve bu mahkeme tarafından duruşma

yapılmaksızın karar verilir.”

24. 7201 sayılı Kanun'un 10. maddesi şöyledir:

"Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen

en son adresinde yapılır.

(Ek fıkra: 11/1/2011-6099/3 md.) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının

anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt

sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul

edilir ve tebligat buraya yapılır.

Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın

müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat

yapılması caizdir."

25. 7201 sayılı Kanun'un 11/1/2011 tarihli ve 6099 sayılı

Kanun'un 9. maddesi ile değiştirilmeden önceki hâlinin 35. maddesi şöyledir:

"Kendisine veya adresine kanunun

gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse,

yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu

takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.

(Değişik:

19/3/2003-4829/11 md.) Adresini değiştiren kimse

yenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği

takdirde tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına

asılır ve asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır.

(Değişik:

19/3/2003-4829/11 md.) Bundan sonra eski adrese

çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.

(Ek :

6/6/1985 - 3220/12 md.) Daha önce tebligat yapılmamış

olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar

olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu

kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve

sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da

bu madde hükümleri uygulanır."

26. 7201 sayılı Kanun'un 6099 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile

değiştirildikten sonraki hâlinin 35. maddesi şöyledir:

"Kendisine veya adresine kanunun

gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse,

yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu

takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.

(Değişik:

11/1/2011 - 6099/9 md.) Adresini değiştiren kimse

yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit

edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait

binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.

(Değişik:

19/3/2003-4829/11 md.) Bundan sonra eski adrese

çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.

(Değişik:

11/1/2011 - 6099/9 md.) Daha önce tebligat yapılmamış

olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve

bu madde hükümleri uygulanır.

(Ek:

11/1/2011 - 6099/9 md.) Daha önce yurt dışındaki

adresine tebligat yapılmış Türk vatandaşı, yurt dışı adresini değiştirir ve

bunu tebliğ çıkaran mercie bildirmez, adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri

adresi tespit edilemezse, bu kişinin yurt dışında daha önce tebligat yapılan

adresine Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğunca 25/a maddesine göre

gönderilen bildirimin adrese ulaştığının belgelendiği tarihten itibaren otuz

gün sonra tebligat yapılmış sayılır."

27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

40. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş

olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir."

28. 5271 sayılı Kanun'un 42. maddesi şöyledir:

"(1) Süresi içinde usul işlemi

yapılsaydı, esasa hangi mahkeme hükmedecek idiyse, eski hâle getirme dilekçesi

hakkında da o mahkeme karar verir.

(2) Eski hâle getirme isteminin kabulüne

ilişkin karar kesindir; reddine ilişkin karara karşı itiraz yoluna gidilebilir.

(3) Eski hâle getirme dilekçesi, kararın

yerine getirilmesini durdurmaz; ancak, mahkeme yerine getirmeyi erteleyebilir.

"

2. Yargı İçtihatları

29. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 13/11/2006 tarihli ve

E.2005/5567, K.2006/12496 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"..Tebligat Kanunu’nun 'kazai

tebligat' faslının, 'adres değiştirmenin bildirilmesi mecburiyeti' konu

başlıklı 35. maddesi uyarınca, adli mercilerce, tebligat yapılabilmesi için iki

ihtimal kabul edilmiştir.

Birinci ihtimal; ilgili kişiye daha önce adli

mercilerce anılan yasa hükümlerine uygun olarak bir tebligatın yapılmış olması

ve tebligat yapılan bu kişinin, yeni adresini adli mercie bildirmemesi

durumudur:

Bu durumda, daha önce tebligat yapılan ve adli

mercice en son bilinen adrese Tebligat Kanununun 35. maddesi dışındaki maddeler

uyarınca yeniden tebligat çıkarılması, ilgilinin adresten ayrıldığının

anlaşılması durumunda Tebligat Tüzüğünün 28. maddesi uyarınca, tebliğ memurunun

adreste bulunmama nedenini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar,

ihtiyar heyeti kurulu veya meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından

araştırarak, beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan

çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak imzalaması gerekmektedir. Adres

araştırmasına ilişkin söz konusu imzalı açıklamanın tebliğ tutanağında yer

alması, zorunlu şekil şartı olup; belirtilen usule uygun olarak araştırma

yapılmaması ve bu nedenle mahkemece, en son bilinen bu adresten sanığın

ayrıldığının ve yeni adresinin tespit edilemediğinin kolluk görevlileri

aracılığı ile de belirlenmemesi durumunda, Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinde

belirtilen şekilde tebliğ evrakının kapıya asılması suretiyle tebligat

yapılması mümkün değildir.

Tebligat memurunca Tebligat Tüzüğü’nün 28.

maddesinde öngörülen zorunlu araştırma belirtilen şekilde yapılıp tevsik

edildikten sonra, ilgilinin yeni adresi belirlenemez ise, tebliğ evrakı mercie

iade edilir ve ilgili kişilerce yeni bir adres de bildirilmez ise, herhangi bir

adres araştırması yapılmaksızın bundan sonraki tüm tebligatlar 6 örnek numaralı

tebligat evrakının eski adrese ait binanın kapısına asılması usulüyle yapılır.

İkincisi ihtimal ise; daha önce adli

mercilerce ve usulüne uygun olarak tebligat yapılmamış olsa bile, anılan

yasanın35/son maddesinde belirtilen kurum, kuruluş, mercilere ilgili tarafından

bildirilen veya imzası resmi merciler önünde ikrar edilmiş sözleşmelerdeki

(sadece taraflar yönünden) adreslere de bu madde uyarınca tebligat yapılabilmesidir:

Bu

durumda, daha önce adli mercilerce usulüne uygun olarak yapılmış bir tebligat

bulunmasa bile, belirtilen nitelikteki sözleşmelerde yer alan veya söz konusu

kurum ve kuruluşlar tarafından bildirilen adrese veya bir kamu kurumu olan adli

mercilere, tebligatın ilişkin olduğu soruşturma veya davaya ilişkin olarak

tebligat yapılacak kişinin kendisinin bildirdiği en son adrese, önce, bu

adresin değişip değişmediğinin bilinememesi nedeniyle anılan yasanın 35.

maddesi dışındaki maddeler uyarınca tebligat çıkarılması ve tebligatın

yapılamayarak, tebligat memurunca, ilgilinin adresinin değiştiğinin

belirlenmesi ve yine Tebligat Tüzüğü’nün 55/2. maddesi yollamasıyla 28.

maddesinde belirtilen usule uygun olarak yapacağı araştırma sonucunda yeni

adresinin de tespit edilememesi durumunda, bu araştırma yukarıdaki açıklanan

şekil koşuluna uyularak imza ile de tevsik edildikten sonra, evrak yine mercie

iade edilir, ilgili kişilerce yeni bir adres de

bildirilmez ise, herhangi bir adres araştırması yapılmaksızın bundan sonraki

tüm tebligatlar 6 örnek numaralı tebligat evrakının eski adrese ait binanın

kapısına asılması usulüyle yapılır. Bu tebligattan sonraki tebligatlar da,

sanığın yeni adresinin hala bilinmemesi durumunda, kapıya asma usulüyle

yapılır.

3167 sayılı Kanuna aykırılık suçlarında; adli

mercilerce daha önce tebligat yapılmamış olması ve dosya içerisinde, muhatap

banka şubesi tarafından gönderilen ve tebligat yapılacak kişinin adresini

içeren Ticaret Sicili Gazetesi nüshası, noterlikçe düzenlenen resmi senetler,

vergi levhası örneği ve bu gibi kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu

niteliğinde meslek kuruluşları, ticaret sicilleri veya esnaf ve sanatkarlar

odalarınca düzenlenmiş belgelerin yer alması durumunda, bu belgelerde yer alan

adreslere öncelikle Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi dışındaki maddelere göre

tebligat çıkarılması ve tebligatın yapılamaması halinde, Tebligat Kanunu’nun

35. maddesi uyarınca yukarıda açıklanan usullere uyularak tebligat yapılması

gerekmektedir.

Dosya kapsamına göre; gerekçeli kararın

sanığın savunmasının alındığı oturumda bildirmiş olduğu en son bilinen adrese

öncelikle Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi dışındaki maddelere göre tebliğe

çıkarılıp, yukarıda açıklanan işlemler yerine getirilmeksizin, doğrudan 6 örnek

numaralı tebligat evrakının adrese ait binanın kapısına yapıştırılması

suretiyle yasaya aykırı olarak tebliğ edilmiş olduğunun anlaşılması ve usulsüz

bu tebligattan sanığın ne zaman haberdar olduğuna ilişkin olarak dosya

içerisinde herhangi bir bilgi ve belgenin de yer almaması nedeniyle, sanık

vekilinin temyiz dilekçesinde sanığın yakalandığı tarih olarak belirttiği

21.08.2004 tarihinin Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca, usulsüz

tebligatın muhatap tarafından öğrenilmesi suretiyle geçerlilik kazandığı tarih

olması ve böylelikle 23.08.2003 tarihinde yapılan temyiz inceleme isteğinin de

süresinde yapılmış olması karşısında, yasaya aykırı olan anılan mahkemenin

temyiz isteğinin reddine ilişkin kararının kaldırılması [gerekmiştir]..."

30. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 30/10/2006 tarihli ve

E.2006/5164, K.2006/11894 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Sanığın yokluğunda verilen mahkumiyet

hükmünün sanığın ... tarihli oturumda mahkemeye bildirdiği adrese Tebligat

Kanunu’nun 35. maddesi dışındaki maddeler uyarınca tebliğe çıkarılması ve

tebligatın yapılamayarak, tebligat memurunca ilgilinin adresinin değiştiğinin

belirlenmesi ve yine, Tebligat Tüzüğü’nün 55/2. maddesi yollamasıyla 28.

maddesinde belirtilen usule uygun olarak yapacağı araştırma sonucunda yeni

adresinin de tespit edilmemesi nedeniyle iade edilmesi halinde, artık herhangi

bir adres araştırması yapılmaksızın Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi gereğince

tebligat yapılması gerekirken, gerekçeli kararın doğrudan 35. madde uyarınca

tebliği usulsüz olup, aynı Kanun’un 32. maddesi uyarınca sanık tarafından

sunulan 05.03.2004 tarihli temyiz dilekçesinin yasal süresinde olduğu kabul

edil[miştir]..."

31. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 19/11/2007 tarihli ve

E.2006/6566, K.2007/13312 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık için CMUK’nın

225. (CMK’nın 195.) maddesi gereğince düzenlenecek

uyarılı davetiyenin; öncelikle bilinen son adresine (sanığın Mahkemeye

bildirdiği veya daha önce kendisine geçerli bir tebligat yapılmış olan ya da

Tebligat Kanunu’nun 35/son maddesinde sayılan kurum ve kuruluşlara sanık

tarafından bildirilmiş bulunan adrese) gönderilmesi; tebligat memurunca,

sanığın adresini değiştirmesi ve yeni adresinin belirlenememesi nedeniyle

davetiyenin tebliğ edilemeyerek iade edilmesi durumunda, bu kez Tebligat

Kanunu’nun 35. maddesine göre tebliğ edilmesi gerektiği gözetilmeden; sanık

adına Tebligat Yasası’nın 35. madde hükmüne gore tebligat

çıkarılmadan ve bu nedenle sanığın savunma hakkı kısıtlanarak yazılı biçimde

hüküm kurulması.. Yasaya aykırı[dır]."

32. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 20/12/2011 tarihli ve

E.2011/26288, K.2011/19498 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35.

maddesi gereğince tebliğ edilerek hükmün kesinleştirildiği anlaşılmakta ise de,

7201 sayılı Kanun’un 35. maddesinin uygulanabilmesi için gerekli ön koşul olan

kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre, daha önce yapılmış

bir tebliğ işleminin bulunması veya tebliğ yapılmamış ise 35. maddenin son

fıkrasında gösterilen ayrıksı durumlardan birinin oluşmasının gerekli olması

karşısında, Tebligat Kanunu’nun 35/son ve Tebligat Tüzüğünün 55/son maddeleri[ndeki]... düzenlemeye nazaran, söz konusu yasa hükmü

uyarınca, daha önce adli mercilerce ve usulüne uygun olarak yapılmış bir

tebligat bulunmasa bile, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş

sözleşmelerde belirtilen ya da anılan kurum ve kuruluşlara bildirilen

adreslerdeki değişikliklerin bildirilmesi durumunda da, Tebligat Kanunu’nun 35.

maddesindeki hükümlerin uygulanacağı dolayısıyla, daha önce adli mercilerce

usulüne uygun olarak yapılmış tebligat bulunmasa bile, belirtilen nitelikteki

sözleşmelerde yer alan veya söz konusu kurum ve kuruluşlar tarafından

bildirilen adrese, mahkemece önce bu adresin değişip değişmediğinin bilinmemesi

nedeniyle anılan Kanun’un 35. maddesi dışındaki maddeler uyarınca tebligat

çıkarılması ve tebligatın yapılamayarak, tebligat memurunca sanığın adresinin

değiştiğinin belirlenmesi ve Tebligat Tüzüğünün 55/2. maddesi yollamasıyla 28.

maddesinde belirtilen usule uygun olarak yapacağı araştırma sonucunda yeni

adresinin de tespit edilememesi durumunda, tebliğ olunacak evrakının bir

nüshasının eski adrese (bilinen en son adrese) ait binanın kapısına asılması

gerekeceği ve kapıya asma tarihinin tebliği tarihi sayılacağı, bu tebligattan

sonraki tebligatlarında; sanığın adresinin hâlâ bilinememesi durumunda, kapıya

asma usulüyle yapılacağı cihetle yargılama aşamasında sanığın Jandarma Karakol

Komutanlığı aracılığıyla alınan ifadesi sırasında bildirdiği adres olan ....

adresine çıkarılan açıklamalı davetiyenin muhatabın adresten ayrılmış olması

nedeniyle bila tebliğ iadesi üzerine Tebligat

Tüzüğünün 55/2. maddesi yollamasıyla 28. maddesinde belirtilen usule uygun

olarak yapılacak araştırma sonucunda yeni adresinin de tespit edilememesi

durumunda anılan Yasanın 35. maddesine göre tebliğ edilmesi gerekirken söz

konusu araştırma yapılmadan doğrudan 35. madde uyarınca tebliğ edildiği ve bu

nedenle hükmün kesinleşmediği anlaşıl[maktadır]..."

B. Uluslararası Hukuk

33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ister suç

gelirlerinin elde edilmesinin önüne geçilmesi için müsadere olarak uygulansın

isterse de doğrudan uygulansın para cezalarının veya parasal müsaderenin

(kazanç müsaderesi) mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmektedir.

Mahkeme, bu suretle yapılan müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne

(Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı kapsamında

mülkiyetin kullanılmasının kontrolüne ilişkin üçüncü kural çerçevesinde

incelenmesi gerektiği görüşündedir (Butler/Birleşik Krallık (k.k.), B. No:

41661/98, 27/6/2002; Phillips/Birleşik Krallık, B. No: 41087/98,

5/7/2001, §§ 50-51; Konstantin Stefanov/Bulgaristan, B. No: 35399/05,

27/6/2015, §§ 57, 58).

34. Konstantin Stefanov/Bulgaristan kararına konu olayda

başvurucu avukatın ücreti yetersiz bulması nedeniyle zorunlu müdafii olmayı reddederek duruşmadan ayrılması üzerine ceza

mahkemesince başvurucu avukata yaklaşık 260 euro

tutarında para cezası verilmiştir. AİHM, şikâyet edilen cezaya konu paranın

mülk teşkil ettiğini ve bu para cezasının uygulanmasının da mülkiyet hakkına

müdahale teşkil ettiğini belirtmiştir (Konstantin

Stefanov/Bulgaristan, § 57). AİHM'e göre uygulanan para cezası Sözleşme'nin anlamında

bir "yaptırım" teşkil etmektedir. Bu sebeple müdahale, taraf

devletlere yaptırımların ödenmesini sağlamak için mülkiyetin kullanımını

kontrol yetkisi tanıyan Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı çerçevesinde değerlendirilmiştir (Konstantin Stefanov/Bulgaristan,

§ 58). AİHM para cezasının açık, öngörülebilir ve ulaşılabilir mahiyette bir

kanuna dayandığını ve yargılamanın etkin ve gecikmeden sürdürülmesi yönünde

kamu yararına dayalı meşru bir amacının da bulunduğunu tespit etmiştir (Konstantin Stefanov/Bulgaristan,

§§ 63-64). AİHM, ölçülülük yönünden yaptığı değerlendirmede ise

farklı unsurları değerlendirmiştir. Öncelikle duruşmanın ertelenmesini önlemek

amacı vurgulanmıştır. AİHM, caydırıcı bir etkinin sağlanması için parasal bir

cezanın uygulanabileceğini belirtmiş ve bu alanda devletlerin geniş bir takdir

yetkisi olduğuna dikkat çekmiştir. AİHM bu bağlamda en önemli güvencenin ise

başvurucuya uygulanan cezaya karşı itiraz edebilme hakkının tanınması olduğunu

ve somut başvuruda ise başvurucuya uygulanan cezaya ilişkin karar verme

usulünün keyfî olduğunun ortaya konulamadığını belirtmiştir. Mahkeme son olarak

başvurucuya verilen para cezasının üst sınırdan uygulanmakla beraber aşırı veya

orantısız olmadığını değerlendirmiş, başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu

yararı arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı sonucuna varmıştır (Stefanov/Bulgaristan, §§ 65-70).

35. AİHM, ceza olarak değerlendirdiği suç gelirlerinin

müsaderesine ilişkin Phillips/Birleşik Krallık kararında da benzer değerlendirmeler

yapmıştır. Bu olayda ceza mahkemesince başvurucunun uyuşturucu kaçakçılığı

suçundan elde ettiği düşünülen gelirlerinin toplamı olan 91.400 sterlin

tutarındaki paranın müsaderesine, bu paranın ödenmediği durumda ise iki yıl

süreli hapis cezasının infazına karar verilmiştir. AİHM, bu cezanın

başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini, bu sebeple Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin olayda

uygulanabilir olduğunu belirtmiştir (Phillips/Birleşik Krallık, § 50). Mahkeme, ceza mahkemesinin kazanç

müsaderesine ilişkin kararının Sözleşme anlamında bir "yaptırım/ceza"

olduğunu vurgulamıştır (Phillips/Birleşik Krallık, § 51). Mahkemeye göre Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci

paragrafı, taraf devletlere bu alanda geniş bir takdir yetkisi tanımakta olup

uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele anlamında böyle bir tedbirin uygulanmasının

caydırıcı etkisine dikkat çekilmiştir (Phillips/Birleşik Krallık, § 52). AİHM, tedbirin yalnızca suçtan

elde edilen gelirler ile sınırlı olduğunu ve yargılamada başvurucuya etkin bir

itiraz hakkının tanındığını gözeterek karşılaştırılan meşru amaca göre

müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varmıştır (Phillips/Birleşik Krallık, § 53-54).

36. AİHM'e göre mülkün kamu yararına kullanılmasının

kontrolü kapsamında mülke el konulması hususunda devletlerin geniş bir takdir

yetkisi bulunmakla birlikte bu yetkinin tanınması kişilerin mülkünden yoksun

bırakılması gibi ağır bir sonuca da yol açmaktadır. Bu nedenle başvurucunun

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin keyfî veya öngörülemez olmaması için bazı

usule ilişkin güvenceler öngörülmelidir. AİHM kişilere, keyfî müdahalelerden

korunmak amacıyla mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirlerin kanun dışı

veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve

itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme

olanağının tanınması güvencesinin sağlanması gerektiğini belirtmektedir. Bu

değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80,

24/1/1986, § 60; Saccocia/Avusturya, B. No: 69917/01, 18/12/2008, §

89; Dzinic/Hırvatistan, B. No: 38359/13, 17/5/2016,

§ 68).

37. Bu bağlamda AİHM'in Denisova ve Moiseyeva/Rusya (B.

No: 16903/03, 1/4/2010, §§55-65) ile Ünsped Paket Servisi/Bulgaristan (B. No: 3503/08, 13/10/2015, §§

41-47) kararlarında yargılama sürecine etkin bir biçimde katılmaları imkânı

tanınmadığı tespit edildiğinden başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahalelerin

ölçülü olmadığına karar verilmiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 14/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu, karşılıksız çek keşide etme suçunu işlediği

gerekçesiyle adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğini

belirtmiştir. Başvurucu; bu mahkûmiyet hükmünün kendisine usulüne uygun olarak

tebliğ edilmediğini, buna rağmen hükmün kesinleştirilerek infaz için

gönderildiğini iddia etmiştir. Başvurucu bu hususu dile getirerek infazın

durdurulması ve kesinleştirme işleminin iptal edilerek itirazlarının

incelenmesini Mahkemeden talep ettiğini ancak Mahkemece bu talepler ile ilgili

bir karar verilmediğini ve yakalama emri çıkarıldığı için söz konusu adli para

cezasını ödediğini ifade etmiştir. Başvurucu, bu adli para cezasını ödemek

durumunda kalması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

40. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

41. Başvurunun öncelikle zaman bakımından yetki yönünden

değerlendirilmesi gerekmektedir. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1.

maddesinin (8) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup bu tarihten sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurular incelenebilir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,

§ 17).

42. Anayasa ve 6216 sayılı Kanun’un anılan hükümleri uyarınca

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi

olup Anayasa Mahkemesi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık

düzenlemeler karşısında anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve

kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir.

Mahkemenin zaman bakımından yetkisine ilişkin bu düzenlemelerin kamu düzenine

ilişkin olmaları nedeniyle bireysel başvurunun tüm aşamalarında resen dikkate

alınması gerekir (Ahmet Melih Acar,

B. No: 2012/329, 12/2/2013, § 15; G.S.,

B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

43. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisini doğru olarak

belirleyebilmek için kesinleşen nihai işlem ve kararın tarihinin yanı sıra

gerçekleştiği iddia olunan müdahalenin zamanını da doğru tespit etmek gerekir.

Bu tespit yapılırken müdahaleyi oluşturan olaylar ve ihlal edildiği iddia

olunan hakkın kapsamı birlikte değerlendirilmelidir (Zeycan Yedigöl [GK], B. No:

2013/1566, 10/12/2015, § 31).

44. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre mülkiyetten yoksun

bırakma şeklindeki mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler kural olarak anlık

eylemler olup sürekli bir müdahale oluşturmaz. Ancak bunun bir istisnası,

mülkiyet hakkına ilişkin bir tazminat yolunun tanınması ve bu tazminat yolunun

zaman bakımından yetki alanında devam etmesi durumudur (Agavni Mari Hazaryan ve

diğerleri, B. No: 2014/4715, 15/6/2016, §§ 114, 116).

45. Başvuru konusu olayda Mahkemece 17/3/2008 tarihinde,

karşılıksız çek keşide etme suçundan başvurucuya 11.000 TL adli para cezası

verilmiştir. Mahkeme, başvurucuya kararı 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine

göre tebliğ etmiş olup hükmün 12/6/2008 tarihinde kesinleştiği sonucuna vararak

infaz için kararı 9/7/2008 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

Ancak başvurucu, kararın kendisine usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği

iddiasıyla kesinleştirme işleminin iptali ve temyiz taleplerinde bulunmuştur.

Mahkeme başvurucunun bu istemini "eski hâle iade" talebi olarak

nitelendirmiş ve dosyayı Yargıtaya göndermiştir.

Bununla birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kanun değişikliği sebebiyle

dosyayı iade etmiş, Mahkeme ise sonrasında yalnızca uyarlama yönünden

değerlendirme yapmıştır. Dolayısıyla başvurucunun kendisine usulüne uygun

tebligat yapılmadan kararın kesinleşmediği yönündeki iddiası Derece

Mahkemelerince değerlendirilmemiştir.

46. Öte yandan Mahkemece yapılan uyarlama neticesinde 11/6/2012

tarihinde kanun değişikliği nedeniyle karşılıksız çek keşide etme eylemi suç

olmaktan çıkarıldığı için başvurucu hakkında çek düzenleme ve çek hesabı

açmaktan yasaklanması idari yaptırımının uygulanmasına karar verilmiştir.

Başvurucu, kararın infazı aşamasında 25/11/2010 tarihinde adli para cezasını

ödemiş ancak gerek eski hâle iade talebi gerekse de uyarlama yargılaması

neticesinde verilen karar gereği bu para cezasının ödenmesi talebinde

bulunmuştur. Mahkeme ise 25/10/2013 tarihinde başvurucunun bu talebini

reddetmiştir. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı itiraz ise İstanbul 21. Ağır

Ceza Mahkemesinin 13/12/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

47. Buna göre öncelikle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlali

iddiasına konu kararın usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği yönündeki

şikâyetinin haklı bulunması durumunda Yargıtayın

konuya ilişkin içtihatları gereği öğrenme tarihinin esas alınarak sürecin henüz

kesinleşmemiş olacağı dikkate alınmalıdır (bkz. §§ 29-32). Somut olayda

başvurucunun buna ilişkin talebinin karşılanmadığı ayrıca Mahkemece kanun

değişikliği sebebiyle yapılan uyarlama sonrası başvurucu tarafından yapılan

adli para cezasının iadesi talebinin reddine ilişkin nihai karar tarihi

gözetildiğinde ve esas yönünden aşağıda yapılan açıklamalara göre (bkz. §§

61-75) başvurucunun belirtilen iddialarıyla ilgili sürecin zaman bakımından

yetki dâhilinde sonuçlandığı anlaşılmaktadır.

48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

49. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak

değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar

ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı

sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir

(Mahmut Duran ve diğerleri, B.

No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

50. Somut olayda Mahkemece 17/3/2008 tarihinde başvurucunun

karşılıksız çek keşide etme suçundan 11.000 TL tutarında adli para cezası ile

cezalandırılmasına hükmedilmiş olup başvurucu bu parayı 25/11/2010 tarihinde

ödemiştir. Mahkûmiyet hükmü neticesinde başvurucudan tahsil edilen belirtilen

tutardaki paranın başvurucunun malvarlığına dâhil olduğu kuşkusuz olduğuna göre

bu paranın başvurucu açısından "mülk" teşkil ettiği açıktır.

ii. Müdahalenin Varlığı

51. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma,

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

52. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle "mülkten barışçıl yararlanma hakkı"na

yer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına

müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak

mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle aynı zamanda

"mülkten yoksun bırakma"nın şartlarının

genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının

kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle

devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân

sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından

mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca

belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,

mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

53. Başvuru konusu olayda başvurucunun karşılıksız çek keşide

etme suçundan adli para cezası ile cezalandırılması yoluyla yapılan müdahalenin

amacı ve sonuçları dikkate alındığında mülkün kamu yararına kullanılmasının

kontrol edilmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

54. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

55. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin, kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

56. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin hukuka dayalı olması, iç

hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların

bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş

Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).

57. Somut olayda başvuruya konu adli para cezası, dava ve

kararın verildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan 3167 sayılı mülga Kanun'un

16. maddesinin birinci fıkrasına göre verilmiştir. Söz konusu kanun hükmünün

açık, ulaşılabilir ve öngörülebilir mahiyette olduğu dikkate alındığında,

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna dayandığı kuşkusuzdur.

(2) Meşru Amaç

58. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §

53).

59. Kambiyo senetleri arasında düzenlenen çek, temel ilişkide

bir sözleşmenin bulunup bulunmamasından bağımsız olarak kambiyo hukukuna özgü

borç doğuran özel bir havaledir. Çeki elinde bulunduran hamil, keşideci ile lehdar arasındaki temel ilişkiden kaynaklanan bir alacağı

değil doğrudan doğruya çekten doğan bir hakkı iktisap etmektedir. Temelde bir

sözleşme ilişkisinin bulunduğu durumlarda ise çekte bu ilişkiden bağımsız ve

sözleşme olarak nitelendirilemeyecek bir kambiyo taahhüdü söz konusudur.

Borçlu, temel ilişki ne olursa olsun borcunu ödemek için çek kullandığında asıl

borç ilişkisi dışında kambiyo ilişkisi doğmaktadır. Dolayısıyla borçlu ile

alacaklı arasında önceden var olan sözleşme ilişkisinden doğan yükümlülüğün

yerine getirilmemesinden dolayı ceza verilmesi söz konusu olmayıp belirtilen

yükümlülüklere aykırı davranılması eyleminin cezalandırılması amaçlanmaktadır.

Kaldı ki hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde Anayasa'ya ve

ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç

sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı

ve hafifleştirici nedenlerin belirlenmesi gibi konularda kanun koyucunun takdir

yetkisi bulunmaktadır (AYM, E.2010/6, K.2011/54, 17/3/2011).

60. Kambiyo senetlerinden olan çekin güvenilir bir ödeme aracı

olmasının ticaret hayatı ve ekonomi sistemi bakımından önemi dikkate

alındığında kambiyo taahhüdüne uyulmamasının cezalandırılmasını amaçlayan başvuruya

konu müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacı içerdiği

değerlendirilmiştir.

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

61. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenilen amaç ile bu amacı

gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

62. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği

kişilerin mülkiyet haklarına getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması ve

ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin sınırlandırılan hakkı arasında adil

bir dengenin kurulması gerekir. Bu adil denge, mülkiyet hakkına yapılan

müdahaleyle bireye, şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenmesi

durumunda bozulmuş olur (Arif Güven,

B. No: 2014/13966, 15/2/2017, § 58). Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken

Anayasa Mahkemesi, bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer

taraftan müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin

davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya

yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif

Güven, § 60; Lavrechov/Çek Cumhuriyeti, B. No: 57404/08,

20/6/2013, § 44).

63. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,

E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,

K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, § 38).

64. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına

yapılan bu müdahale ve sınırlamanın, belirlenen meşru amaç doğrultusunda kanuna

dayalı olarak ölçülülük ilkesi ve kamu yararı ile bireyin hakları arasında

olması gereken adil denge de gözetilerek yapılması zorunludur. Bunun için de

öncelikle malike, uygulanan tedbirlere karşı savunma ve itirazlarını etkin

biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması, söz konusu iddia ve savunmaların

makul biçimde karşılanması, ayrıca malikin iyi niyetli olduğunun tespit

edilmesi durumunda zararının tazmini gerekmektedir. Bu gerekliliklere uyulduğu

takdirde mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçülü olacaktır (Başvurucuya diğer

unsurlar yanında ayrıca etkin bir savunma hakkı tanındığı için müdahalenin

ölçülü görüldüğü kararlar için bkz. Eyyüp Baran, B. No: 2014/8060, 29/9/2016, §§ 75-95; Fatma Çavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu, B. No:

2014/5167, 28/9/2016, §§ 74-89; buna karşılık aynı koşulun yargılama sürecinde

sağlanmaması nedeniyle müdahalenin ölçüsüz görüldüğü karar için bkz. Mahmut Üçüncü, B. No: 2014/1017,

13/7/2016, §§ 79-102; Arif Güven,

§§ 57-72).

65. Öte yandan tebligat, yetkili makamlarca birtakım hukuki

işlemlerin bu işlemin hukuki sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kişilere

kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin usulüne uygun olarak

yapıldığının belgelendirilmesi işlemidir. Usulüne uygun işlemlerin kendilerine

bağlanan hukuki sonuçları doğurabilmesi için muhatabına bildirilmesi gerekir.

Usulüne uygun olarak yapılan tebligat, Anayasa'da güvence altına alınmış olan

iddia ve savunma hakkının tam olarak kullanılabilmesinin ve bireylere tanınan

hak arama hürriyetinin önemli güvencelerinden biridir (AYM, E.2013/95,

K.2014/176, 13/11/2014).

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

66. Başvuru konusu olayda Mahkeme 17/3/2008 tarihinde,

karşılıksız çek keşide etme suçundan başvurucunun 11.000 TL adli para cezası

ile cezalandırılmasına karar vermiştir.Yargılama

sırasında çağrı kâğıdı başvurucunun banka şubesine bildirdiği adresine 7201

sayılı Kanun'un 35. maddesine göre Mahkemece tebliğ edilmiş, karar da aynı

adrese aynı yöntemle tebliğ edilmiştir. Mahkeme bu tebligatı esas alarak hükmün

12/6/2008 tarihinde kesinleştiği gerekçesiyle kararı 9/7/2008 tarihinde

Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Başvurucu da çıkarılan yakalama emri

üzerine 25/11/2010 tarihinde adli para cezasını ödemiştir.

67. Başvurucu bu adli para cezasını ödemeden önce 30/6/2010

tarihinde Mahkemeye başvurmuş ve infazın durdurulmasını talep etmiştir. Bu

dilekçede kararın usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği belirtilerek temyiz

talebinde bulunulmuştur. Mahkeme ise 29/7/2010 tarihinde, başvurucunun talebinin

5271 sayılı Kanun'un 40. ve 42. maddelerine göre "eski hâle iade"

kapsamında olduğu nitelendirmesiyle dosyayı Yargıtaya

göndermiştir. Ancak bu sırada 5941 sayılı Kanun'da ve 6273 sayılı Kanun ile

değişiklik yapılarak karşılıksız çek keşide etme fiili suç olmaktan çıkarılmış

ve kabahat olarak nitelendirilerek yalnızca "çek düzenleme ve çek hesabı

açma yasağı" idari yaptırımının uygulanması

öngörülmüştür. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da bu sebeple dosyayı uyarlama

yapmak üzere 13/3/2012 tarihinde İlk Derece Mahkemesine iade etmiştir. Mahkeme

de bunun üzerine 11/6/2012 tarihinde başvurucu hakkında çek düzenleme ve çek

hesabı açmaktan yasaklanması idari yaptırımının uygulanmasına karar vermiştir.

68. Bu durumda gerek dosyanın gönderildiği Yargıtayca

gerekse de İlk Derece Mahkemesince başvurucunun kararın kendisine usulüne uygun

olarak tebliğ edilmediği, yapılan kesinleştirme ve infaza gönderme işleminin

kanuna uygun olmadığı yönündeki iddiaları karşılanmamıştır.

69. Her ne kadar başvurucu aynı iddiaları yineleyerek ve

uyarlama sonucu verilen idari yaptırım kararını da gerekçe göstererek adli para

cezasının iadesini talep etmiş ise de Mahkeme, bu talebi 25/10/2013 tarihinde

reddetmiştir. Mahkeme, kararını infaz edilmiş bulunan para cezalarının sonradan

çıkan yasa değişikliği nedeniyle iadesinin mümkün olmadığı gerekçesine

dayandırmıştır. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı itiraz da 13/12/2013

tarihinde reddedilmiştir. Buna karşın başvurucunun söz konusu iddiaları bu

kararlarda da karşılanmamıştır.

70. Başvurucunun kararın usulüne uygun olarak tebliğ edilip

edilmediğine ilişkin iddiaları esas itibarıyla delillerin değerlendirilmesine

ve tebligata dair hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkindir. Anayasa

Mahkemesinin delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına

yönelik şikâyetler bakımından görevi ise bireysel başvurunun ikincil doğası

gereği sınırlıdır. Anayasa Mahkemesi belirtilen şikâyetleri ancak Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanında kalan bir temel hak ve hürriyetin ihlaline

yol açabilecek nitelikte olması hâlinde değerlendirebilir.

71. Somut olay bakımından başvurucunun belirtilen şikâyeti,

mülkiyet hakkının ihlali iddiasına ilişkin yargılama sürecinin bütününü

etkileyen önemli ve karşılanması gereken bir iddiadır. Çünkü başvurucunun

mülkiyet hakkına müdahale eden karara karşı savunma ve itirazlarının

incelenmesi, ancak kararın kendisine usulüne uygun olarak tebliğ edilmesiyle

mümkün olabilir. Bu olayda yargılama sırasında başvurucuya aynı şekilde ve aynı

yöntemle tebligat yapıldığı ve başvurucunun yargılama sürecine de dahil

olamadığı dikkate alındığında, kararın tebliğ edilmesinin önemi artmaktadır.

Buna göre başvurucuya kararın usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğinin tespiti

hâlinde ise başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale eden karara karşı itirazları

incelenmemiş olur ki bu durumun müdahaleyi ölçüsüz kılacağı kuşkusuzdur.

72. Mahkeme, infaz edilmiş bir adli para cezasının iade

edilemeyeceği gerekçesine dayanmış ise de başvurucunun -Mahkemenin kendi

nitelendirmesiyle- "eski hâle iade" talebi değerlendirilmemiştir.

Tebligatın usulüne uygun olup olmadığının tespiti, elbette ki delilleri ilk

elden değerlendirme ve hukuk kurallarını yorumlama yetkisine sahip olan derece

mahkemelerine düşmektedir. Nitekim Yargıtayın 7201 sayılı

Kanun'un 35. maddesinin uygulanması hakkındaki usule ilişkin çok sayıda kararı

mevcuttur. Kararlarda, sanığın muhatap banka şubesince bildirilen adresine

öncelikle bu madde dışındaki diğer maddelere göre tebligat çıkarılması

gerektiği belirtilmiştir. Yargıtaya göre tebligatın

yapılamaması hâlinde ise tebligat memurunca ilgilinin adresinin değiştiğinin

belirlenmesi ve yine kanun ile ilgili tüzükte belirtilen usule uygun olarak

yapacağı araştırma sonucunda yeni adresinin de tespit edilememesi durumunda

7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre tebligat yapılabilir. Yargıtayca, bu usule uyulmadan doğrudan anılan maddeye göre

tebligat yapılması kanuna aykırı görülmüştür (bkz. §§ 29-32). Kanunda öngörülen

bütün bu koşulların yerine getirilip getirilmediği derece mahkemelerince tespit

edilmelidir. Anayasa Mahkemesinin, açık bir keyfîlik

olmadığı veya bariz takdir hatası içermediği sürece derece mahkemelerinin bu

konudaki takdir yetkisine müdahalesi söz konusu olamaz. Ancak 5271 ve 7201

sayılı Kanunlar çerçevesinde incelenmesi gereken bu talebin hiç

değerlendirilmemiş olması, başvurucuyu mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye

karşı savunma ve itirazlarını sunabilme olanağından yoksun durumda

bırakmaktadır.

73. Üstelik tebligatın usulüne aykırı olduğu tespit edildiği

takdirde yargılama sürecinde yapılan kanun değişikliği de dikkate alındığında

başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden adli para cezasının iadesi

de söz konusu olabilecektir. Zira böyle bir durumda mahkûmiyet hükmünün

başvurucunun itiraz talepleri doğrultusunda yeniden incelenmesi söz konusu

olabileceği gibi yargılama sürecinin kesinleşmemesi karşısında kanun

değişikliği sebebiyle başvurucuya adli para cezası verilmesinin mümkün olmadığı

gözetilebilecek, dolayısıyla daha önce ödenmiş olsa bile bu paranın iadesi

gerekebilecektir. Hâlbuki mevcut durumda ise kanun değişikliği sebebiyle

yapılan uyarlamanın kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüne etkisinin sınırlı olması

sebebiyle infaz edilmiş cezalar ile ilgili bir değerlendirme yapılmadığı

anlaşılmaktadır. Bu değerlendirme, başvurucunun tebligata ilişkin iddia ve

şikâyetlerinin yersiz olduğunun anlaşılması durumunda yine yapılabilir. Ancak

böyle bir sonuca varabilmek için başvurucu hakkındaki yargılama sürecinin

uyarlamaya konu kanun değişikliği yapılmadan önce nihayete erip ermediği

(kesinleşip kesinleşmediğinin) başvurucunun buna ilişkin itirazlarıyla birlikte

değerlendirilmesiyle mümkün olabilir.

74. Somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahale,

mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrolü veya düzenlenmesi kapsamında

mülkünden yoksun bırakılması gibi ağır bir sonuca yol açmaktadır. Müdahalenin

hiçbir hukuki dayanağı olmadan keyfî bir biçimde veya hukuka aykırı olarak

uygulanması durumunda adil olmayacağı kuşkusuzdur. Bu sebeple mülkiyet hakkına

müdahale edilen kişilere bu müdahalenin keyfî olarak veya hukuka aykırı biçimde

uygulandığını etkili biçimde ileri sürebilme olanağı tanınmalıdır. Mülkiyet

hakkı sahibine bu şekilde bir itiraz hakkının tanınmaması müdahalenin ölçüsüz

olmasına yol açar. Müdale, ancak olası keyfî

uygulamalara karşı koyabilecek uygun güvenceleri içeren bir usulün varlığı ve

bu usulüne etkin bir şekilde işletilmesi durumunda Anayasa ile uyumlu olabilir.

Diğer bir deyişle kamu makamları, usule ilişkin güvenceler de dâhil olmak üzere

Anayasa'nın 13 ve 35. maddelerindeki gereklilikleri yerine getirmek kaydıyla

mülkiyet hakkına müdahale edebilirler.

75. Sonuç olarak başvurucunun karşılıksız çek keşide etme

suçundan adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin müdahalenin kanuni bir

dayanağının mevcut olduğu ve kamu yararına dayalı meşru bir amacı da içerdiği

anlaşılmaktadır. Ayrıca mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrolü veya

düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde bu alanda kamu makamlarının

geniş bir takdir yetkilerinin mevcut olduğu kabul edilmektedir. Bununla

birlikte başvuru konusu olayda, yargılama sürecine katılamayan başvurucunun,

mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye konu kararın kendisine tebliğ edilmediği

için müdahaleye ilişkin itirazlarının değerlendirilmediği yönünde şikâyeti

bulunmaktadır. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun bu şikâyetini

"eski hâle getirme" olarak nitelendirip incelenmesi için dosyayı Yargıtaya göndermiş ise de gerek Yargıtay gerekse de İlk

Derece Mahkemesince bu şikâyet ile ilgili herhangi bir karar verilmemiştir.

Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale eden kararın usulünce tebliğ

edilip edilmediği ve buna bağlı olarak başvurucunun karara yaptığı itirazların

değerlendirilip değerlendirilemeyeceği açıklığa kavuşturulmamıştır. Ayrıca bu

sürecin açıklığa kavuşturulması, yapılan kanun değişikliği ile fiilin suç

olmaktan çıkarılması sebebiyle adli para cezasının ödenip ödenmeyeceği (somut

olayda ödenen para cezasının iade edilip edilmeyeceği) bakımından da önem

taşımaktadır. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye

yönelik itirazlarının değerlendirilmesi için önem arz eden kararın tebliğine

ilişkin iddialarının karşılanmaması, başvurucuyu müdahaleye ilişkin savunma ve

itirazlarını etkin biçimde ortaya koyabilme olanağından yoksun bırakmıştır. Bu

sebeple kamu makamlarınca yapılan müdahale, başvurucuya şahsi olarak aşırı ve

olağandışı bir külfet yüklenmesine yol açmış, kamunun yararı ile başvurucunun

mülkiyet hakkı arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine

bozulmuştur.

76. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

77. Başvurucu, mahkûmiyet hükmünün kanuna uygun olarak tebliğ

edilmeden kesinleştirilerek hakkında yakalama emri çıkarılması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı ile suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

78. Yukarıda ulaşılan ihlal sonucu dikkate alındığında başvurucuların

diğer iddialarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

79. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

80. Başvurucu tazminat talebinde bulunmuştur.

81. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

82. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 8. Asliye Ceza

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

83. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuların diğer iddialarının İNCELENMESİNE GEREK

OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2012/1096, K.2012/930) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,

F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

14/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Züliye ÖZTÜRK Vekili : Av. Ahmet Ercan SAVAŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/1734, 14 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Mülkiyet Hakkının
  11. B. Diğer İhlal İddiaları
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  15. C. Başvurucuların diğer iddialarının İNCELENMESİNE GEREK
  16. D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  17. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Necipoğlu
  20. Gökcan
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/1734
Tarih
14 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • Lütfi Yiğenoğlu Başvurusu (B. No: 2014/5558)
  • A. N. A. Başvurusu (B. No: 2014/109)
  • Ayşe Türkan Özoğlu Başvurusu (B. No: 2014/8404)
  • Serfinaz Öztürk Başvurusu (B. No: 2014/18274)
  • Türkiye Orman İşçileri Sendikası Başvurusu (B. No: 2014/15831)
  • L. A. Başvurusu (B. No: 2017/19343)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.