İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Serfinaz Öztürk Başvurusu (B. No: 2014/18274)

1. Başvuru, hükümlü olarak bulunulan ceza infaz kurumunda

Başvuru No2014/18274Tarih21 Eylül 2017Okuma37 dk · 7.444 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Serfinaz Öztürk Başvurusu

Karar tarihi
21 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/18274
R.G. Tarih ve Sayı
3/11/2017 - 30229
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.444 kelime·37 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, hükümlü olarak bulunulan ceza infaz kurumunda

ası suretiyle intihar edilmesi ve bu intihar olayına ilişkin etkili bir ceza

soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşama hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 13/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile onaylı suretleri

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla İstanbul Anadolu

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen soruşturma dosyası içeriğinden

tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, Ümraniye T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda

(Ceza İnfaz Kurumu) hükümlü iken 20/3/2014 tarihinde yaşamını yitiren 1981 doğumlu

U.Ö.nün annesidir.

.A. U.Ö.nün Ceza İnfaz Kurumuna Girişi ve Ölümü

10. Başvurucunun oğlu U.Ö., kullanmak için uyuşturucu

veya uyarıcı madde kabul etme veya bulundurma suçundan (iki ayrı) toplam 10 ay

300 gün kesinleşmiş hapis cezasının infazı için 6/2/2014 tarihinde Ceza İnfaz

Kurumuna girmiştir. Başvuru formu ve eklerinden U.Ö.nün Ceza İnfaz Kurumuna

girdiği sırada başka bazı suçlardan da yargılandığı anlaşılmaktadır.

11. Ceza İnfaz Kurumuna giren U.Ö., önce geçici 1 No.lu

odaya yerleştirilmiş; akabinde ise 7/2/2014 tarihinde A-5 No.lu odaya

alınmıştır. U.Ö., Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne sunduğu 5/3/2014 tarihli bir

dilekçe ile Ceza İnfaz Kurumunun tekstil atölyesinde çalışma talebinde

bulunmuştur. U.Ö., tekstil atölyesinde çalışmasının maddi ve manevi yönlerden

kendisini rahatlatacağını ifade etmiştir. Bu talep sonrasında Ceza İnfaz Kurumu

Müdürlüğü 14/3/2014 tarihinde, U.Ö.nün Ceza İnfaz Kurumu tekstil atölyesinde

çalışan hükümlülerin kaldığı A-15 No.lu odaya yerleştirilmesine karar

vermiştir. Bu kararda ayrıca U.Ö.nün Ceza İnfaz Kurumu tekstil atölyesinde

stajyer olarak çalıştırılacağı da ifade edilmiştir.

12. Ceza İnfaz Kurumu psikoloğu 18/2/2014 tarihinde, U.Ö.

ile ilk görüşmeyi gerçekleştirmiş ve bu görüşmeden sonra "Hükümlü-Tutuklu

Ön Görüşme Tanıma Takip Formu"nu düzenlemiştir. Psikolog 7/3/2014

tarihinde U.Ö. ile bireysel bir görüşme daha gerçekleştirmiş ve madde bağımlısı

olan hükümlünün Ceza İnfaz Kurumu hayatına uyum sağlamakta zorluk çektiği

tespitinde bulunmuştur.

13. İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza Mahkemesi, U.Ö.nün

yargılandığı bir dava kapsamında Ceza İnfaz Kurumuna müzekkere yazarak U.Ö.nün

yargılanmasına sebep olan suçu işlediği dönemde cezai ehliyetini ortadan

kaldıracak ya da azaltacak nitelikte bir rahatsızlığının bulunup bulunmadığı

hususunun tespit edilmesi amacıyla Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve

Araştırma Hastanesine (Hastane) götürülerek muayene ettirilmesini istemiştir.

U.Ö. bu kapsamda 7/3/2014 tarihinde Hastanenin Sağlık Kurulu Polikliniğine

götürülmüştür. Burada yapılan ön muayene sonrasında U.Ö.ye "madde

kullanımına bağlı psikotik bozukluk" ön tanısı konmuş; akabinde ise

psikometrik test için kendisine 18/3/2014 günü saat 11.00'e randevu

verilmiştir. Burada yapılan muayene sonrasında ayrıca "31 yaşında erkek

hasta. Madde kötüye kullanımına bağlı psikotik bozukluk tanısı mevcut. Tedavi

için değerlendirilmesi rica olunur." notuyla Adli Poliklinikten

konsültasyon istenmiştir. Başvuru formu ve eklerinde 7/3/2014 tarihinde U.Ö.nün

sağlık durumu ile ilgili olarak başka herhangi bir işlem yapıldığına dair bir

kayıt mevcut değildir.

14. Ceza İnfaz Kurumu psikoloğu 17/3/2014 tarihinde U.Ö.

ile bir görüşme daha gerçekleştirmiştir. Psikolog, U.Ö.nün madde kullanımına

bağlı depresif semptomlar ve intihar eğilimi gösterdiği gerekçesiyle psikiyatri

servisinde tedavi görmesi gerektiğini değerlendirerek U.Ö.yü Ceza İnfaz Kurumu

Tabipliğine yönlendirmiştir. Ceza İnfaz Kurumu Tabipliği 18/3/2014 tarihinde

yapılan muayenesi neticesinde U.Ö.nün Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim

ve Araştırma Hastanesi Adli Polikliniğe sevkini uygun görmüştür.

15. Ceza İnfaz Kurumu Tabipliğinin sevki üzerine

18/3/2014 tarihinde Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma

Hastanesi Adli Polikliniğinde muayene edilen U.Ö. hakkında "Depresif

epizod. Aktif suisid fikri yok. Pasif suisidal fikirleri var."

değerlendirmeleri yapılmıştır. Muayene neticesinde hastaya bazı ilaçlar

yazılmış, ayrıca iki hafta sonra hastadan kontrole gelmesi istenmiştir.

16. U.Ö., Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne sunduğu 20/3/2014

tarihli bir dilekçe ile reçetesinde yazılan ilaçların tarafına verilmesi

talebinde bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde söz konusu ilaçların

20/3/2014 tarihinde özel bir eczaneden alındığı anlaşılmaktadır (U.Ö. aynı gün

intihar ettiği için bu ilaçlar kendisine teslim edilememiştir.).

17.U.Ö., yargılandığı bir davanın duruşmasına katılmak

üzere 20/3/2014 tarihinde Ceza İnfaz Kurmundan çıkarılmış; duruşmaya

katıldıktan sonra tekrar Ceza İnfaz Kurumuna getirilerek saat 14.45'te kaldığı

A-15 No.lu odaya konmuştur. Başvuru formu ve eklerinden, diğer hükümlüler

tekstil atölyesinde çalıştığı için A-15 No.lu odada bu sırada başka bir kimsenin

bulunmadığı anlaşılmaktadır.

18.U.Ö.nün A-15 No.lu odaya yerleştirilmesinden sonra

aynı odada kalan M.K. isimli başka bir hükümlü, saat 16.10 sıralarında İnfaz ve

Koruma Memuru Y.C. eşliğinde odaya getirilmiştir. M.K.nin odaya girdikten kısa

bir süre sonra bağırması üzerine U.Ö.nün A-15 No.lu odada çamaşır ipiyle

kendini astığı anlaşılmıştır. Bunun üzerine yaşamını yitirmemiş olabileceği

düşüncesiyle çamaşır ipi kesilerek U.Ö. yere indirilmiş ancak yapılan

kontrollerde kendisinin öldüğü anlaşılmıştır. Olay yerine çağrılan 112 Acil

Servis görevlileri tarafından yapılan kontrolde de U.Ö.nün yaşamını yitirdiği

belirlenmiştir.

B. Ceza Soruşturması Süreci

1. Soruşturma Kapsamında Yapılan İlk İşlemler ve Alınan

Raporlar

19. Olay hakkında kendisine bilgi verilen İstanbul

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı nöbetçi Cumhuriyet savcısı, saat 19.00

sıralarında olay yerine intikal ederek olay yeri inceleme ekibiyle birlikte

çeşitli araştırmalar yapmıştır. Olay yeri incelemesi sonucunda hazırlanan

20/3/2014 tarihli olay yeri inceleme raporunun ilgili kısmı şöyledir:

"Bahse konu olayın Ümraniye T Tipi

Kapalı Cezaevinin A-15 No.lu koğuşunda meydana geldiği, koğuşun iki katlı

olduğu, alt katın yemekhane olarak üst katın ise yatakhane olarak kullanıldığı,

yatakhaneye çıkış merdiveninin dokuzuncu basamağında yerde uçları kesilmiş

düğümlü pembe renkli naylon çamaşır ip parçasının olduğu, yatakhane kısmında

dip tarafta merdivene denk gelen demirinde, demire bağlı aşağıya sarkmış ucu

kesik vaziyette pembe renkli naylon çamaşır ip parçasının olduğu görüldü. (...)

koridorda yerde sırt üstü yatar vaziyette, altında mavi renkli kot pantolon,

üst kısmı çıplak, sağ elinde damar yolu açılmış yaklaşık 170 cm boylarında 60

kilogram ağırlığında 30-35 yaşlarında boynunda telem izi olan erkek şahsın ex

vaziyette olduğu görüldü. Koğuş giriş demir kapısında herhangi bir zorlama

izinin olmadığı, koğuşun genel görünümünün normal, herhangi bir dağınıklığın

olmadığı görüldü. Ex şahsın 10 parmak basım izleri alındı. Bahse konu ip

parçaları numara verilip, fotoğraflandırılıp, ölçümleri yapıldıktan sonra

tarafımızdan usulüne uygun alınıp paketlenerek adli emanete gönderilmek üzere

Ümraniye P.M.A. görevlisine teslim edildi. Olay yerinin krokisi çizildi.

Detaylı fotoğrafları çekildi. Kamera görüntüleri alındı. Yaptığımız incelemede

olay ile alakalı başka iz ve emareye rastlanılmamış olup incelemeye son

verildi."

20. Olay yeri inceleme işleminden sonra ceset üzerinde

ölü muayene işlemi gerçekleştirilmiştir. Ölü muayene işlemine katılan adli

hekim; haricî muayene bulgularına göre kesin ölüm sebebini belirlemenin mümkün

olmadığını, kesin ölüm sebebinin klasik otopsi işlemi yapılarak tespit

edilmesinin yerinde olacağını belirtmiştir. Ölü haricî muayenesinde ceset

üzerinde kayda değer bir bulguya rastlanmamıştır.

21. Kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla yapılan klasik

otopsi işlemi sonucunda kişinin ölümünün ası sonucu meydana gelmiş olduğu

değerlendirilmiştir. Otopsi raporunda ayrıca cesetten alınan kanda alkol

(etanol ve metanol) bulunmadığı, (15,2) ng/ml Sertraline (antidepresan türü bir

ilaç) bulunduğu, sistematikteki diğer maddelerin (antipsikotikler ve

antidepresanlar dâhil) bulunmadığı; idrarda ise Sertraline, Chlorpheniramine

(alerji tedavisinde kullanılan bir ilaç türü), Metronidazole (antibiyotik)

bulunduğu, sistematikteki diğer maddelerin (antipsikotikler ve antidepresanlar

dâhil) bulunmadığı belirtilmiştir.

22. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Ceza İnfaz

Kurumu kamera kayıtlarının incelenmesi için bir bilirkişi raporu almıştır.

Raporda; U.Ö.nün 20/3/2014 günü saat 14.40'ta mahkûm kabul noktasından Ceza

İnfaz Kurumuna giriş yaptığı, üç dakika sonra A-15 No.lu odaya girdiği, bunun

üzerine infaz ve koruma memurunun odanın kapısını kilitleyip uzaklaştığı, infaz

ve koruma memurunun saat 16.11'de başka bir şahsı A-15 No.lu odaya getirdiği,

şahıs içeri girdikten iki saniye sonra infaz ve koruma memurunun da telaşla

içeri girdiği, akabinde olay yerine başka bir infaz ve koruma memurunun daha

geldiği, saat 16.12'de U.Ö.nün A-15 No.lu odadan çıkarılarak koridora

yatırıldığı, saat 16.14'te beyaz önlüklü bir kişinin olay yerine geldiği, saat

16.34'te 112 Acil Servis görevlilerinin olay yerine geldiği, U.Ö.nün koridorda

sırtüstü yatar vaziyette bekletildiği belirtilmiştir.

2. Başvurucu ile Şüpheli Sıfatıyla Dinlenen Kişilerin

Beyanları

23. Cumhuriyet savcısı 28/4/2014 tarihinde müşteki

sıfatıyla başvurucunun ifadesini almıştır. Başvurucu ifadesinde özetle oğlunun

yedi sekiz yıldır devamlı olarak psikolojik sorunlar yaşadığını, oğlunu birkaç

defa özel psikoloğa götürdüğünü, kendisine bazı ilaçlar verildiğini ancak

oğlunun bu ilaçları kullanmadığını, oğlunun intihar olayı ile ilgili olarak

kasti bir eylem yapıldığını düşünmediğini ancak oğlunun intihar etmesinde kusur

ve ihmali bulunan, gerekli tedavi imkânlarını sağlamayan görevlilerin tespiti

hâlinde bu kişilerden şikâyetçi olduğunu belirtmiştir.

24. Cumhuriyet savcısı 18/4/2014 tarihinde şüpheli

sıfatıyla Ceza İnfaz Kurumu Birinci Müdürü M.Ç.nin ifadesini almıştır. M.Ç.nin

ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

" (...) U.Ö. isimli hükümlü

cezaevimizde bulunduğu esnada son derece uyumlu ve çalışmaya istekli birisi

olduğu için kendisinin olaydan bir hafta kadar önce tekstil atölyesinde

çalışmasına izin verdik. Normalde sorunlu kişileri çalıştırmayız. (...)

(...)

(...) 17/03/2014'te hükümlü U.Ö.

psikolog ile görüşmek istediğini yazılı olarak belirtince o gün nöbetçi olan

ikinci müdür tarafından psikoloğa gönderilmiştir. Psikolog kendisi ile

görüştükten sonra aynı gün cezaevi tabipliğine depresif semptom ve intihar

eğilimi nedeniyle kendisini sevk etmiştir. Cezaevi olarak hükümlüyü 18/03/2014

tarihinde Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine gönderdik. Burada pasif

intihar eğilimi olduğu ve depresyon tanısı konularak kendisine bazı ilaçlar

verildi.

Bu ilaçlar için hükümlü 20/03/2014

tarihinde talepte bulundu. Bu dilekçesini işleme aynı gün koyduk. Genelde

dilekçe yazıldığı gün ya da ertesi gün ilaçlar temin edilir ilaç bedellerini

kurum öder hükümlü ya da tutukludan bir ücret alınmaz. Ancak ilacı kullanıp

kullanmama konusunda hükümlüler bazen isteksiz davrandığı için biz özellikle

dilekçe ile yazılan ilacı hükümlünün talep etmesini isteriz. Çünkü bedeli kurum

tarafından ödendiği için bu konularda dikkatli olmaya çalışıyoruz. Hükümlü U.Ö.

dilekçe verdiği gün 20/03/2014 tarihinde İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza

Mahkemesindeki 2013/769 esas sayılı dosyadaki duruşmaya götürüldü. Duruşmaya

götürüldüğü sırada bulunduğu koğuş tekstil atölyesinde çalıştığı için

boşaltılmıştı. Zaten bu koğuş kurumumuz tarafından iyi halli görülüp tekstil atölyesinde

çalışan hükümlülere tahsis edilmiştir.

Hükümlü saat 14:40 sıralarında

cezaevimize giriş yaptı. Bana göstermiş olduğunuz cezaevi kamera kayıtlarının

çözümüne ilişkin fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere mahkumu infaz koruma

memuru A.Ş. teslim noktasında alıp koğuşa konulacağı noktaya kadar götürüp

burada günün nöbetçi infaz koruma memuru Y.C.ye teslim etmiştir. Y.C. 14:43

sıralarında mahkumun üzerini arayarak kendisini koğuşa koymuştur. Kendisini

koğuşa koyduğu esnada bu koğuştakiler tekstil atölyesinde olduğu için koğuş

boştu.

Aynı gün saat 16:11 sıralarında

hükümlünün bulunduğu koğuşa konferanstan gelen başka hükümlü konulduğu esnada

intihar olayı anlaşılmıştır.

Bizim cezaevimizdeki hükümlülerin

çoğunda zaten pasif intihar eğilimi vardır. Tahminen 300 kadar hükümlüde

dosyalarına bakılırsa böyle bir açıklama görülür. Zaten cezaevimiz uyuşturucu

suçlarına ilişkin hükümleri infaz ettiği için hükümlülerin çoğu uyuşturucu

bağımlısıdır. Cezaevinde uyuşturucu temin edemedikleri için zaman zaman krize

girip sorun çıkarırlar. Bunlar olağan karşılaştığımız şeylerdir.

Hükümlü U.Ö. de özel bir durum

görülmediği için ne psikolog tarafından ne de Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları

tarafından müşahede altına alınması gözlem altında tutulması gibi bir raporda

açıklama olmadığından kendisine karşı özel bir korumaya girişilmemiştir. Bu

nedenle hükümlüyü teslim alan Y.C. boş koğuşa U.Ö.yü koyduğu anda kendisinin

intihar eylemine sahip olduğunu bilmeyebilir. Bu konuda kendisine ayrı bir

bilgi ve talimat verilmemiştir.

Olayın gerçekleştiği an görevli olan

ikinci Müdür H.E.dir. Teslim alan Y.C.dir. Olayda cezaevi idaresinin ve şahsımın

bir kusuru olduğunu düşünmüyorum, suçlamaları kabul etmiyorum.

(...)

25. Şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan Ceza İnfaz Kurumu

İkinci Müdürü H.E. de Birinci Müdür M.Ç.nin ifadesine benzer şekilde beyanda

bulunmuştur. Olay günü U.Ö.yü A-15 No.lu odaya götüren İnfaz ve Koruma Memuru

Y.C.nin 18/4/2014 tarihinde alınan ifadesi ise şöyledir:

"Hükümlü U.Ö. cezaevine getirildiği

esnada bulunduğu koğuştaki kişiler tekstil atölyesinde çalıştığı için boştu.

Ben U.Ö.nün intihar eğilimi olduğu konusunda bilgi sahibi olmadığım gibi bana

bu hususta özel bir talimat da verilmediğinden kendisini boş koğuşa koymakta sakınca

görmedim. Dolayısıyla meydana gelen olayda kasıt ve kusurum yoktur, suçlamaları

kabul etmiyorum."

26. Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınan diğer

infaz ve koruma memurları da genel olarak olayda kasıt ve kusurlarının

bulunmadığını belirterek suçlamaları kabul etmemiştir.

3. Soruşturma Kapsamında Yapılan Diğer Araştırmalar

27. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı 21/4/2014

tarihinde Ceza İnfaz Kurumuna müzekkere yazarak 20/3/2014 tarihi itibarıyla

Ceza İnfaz Kurumunda bulunan hükümlülerin sayısının, bu hükümlülerden kaç

tanesinde pasif intihar eğilimi bulunduğunun ve pasif intihar eğilim bulunan

hükümlüler hakkında özel bir uygulama yapılıp yapılmadığının, yapılıyorsa

bunların neler olduğunun bildirilmesini istemiştir. Bu istem üzerine Ceza İnfaz

Kurumu tarafından gönderilen yazı şöyledir:

"Kurumumuzda 20/03/2014 tarihi

itibarıyla kalmakta olan hükümlü ve tutuklu sayısı 972 olup kurumumuzun iş ve

işleyişi aşağıda sunulmuştur;

Hükümlü ve tutukluların ceza infaz

kurumuna uyum sağlamasına yardımcı olmak, diğer taraftan da onların

rehabilitasyonu ve tahliye sonrası topluma yeniden adaptasyonuna katkı sağlamak

amacıyla ceza infaz kurumu idaresi ve ilgili birimler tarafından (eğitim, revir

ve psiko-sosyal servis) gerekli önlem ve iyileştirme çalışmaları gereken özen

ve hassasiyet gösterilerek yapılmakta ve kurumumuzda barındırılan hükümlü ve

tutukluların suç türlerinin Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapma veya

Sağlama, Cinsel İstismar olması da gözönüne alındığında bu suç türlerinin risk

grubu dahilinde olduğu bilinmektedir.

Ancak son dönemlerde kurumumuza alınan

ve özelikle madde bağımlısı hükümlü ve tutukluların büyük bir çoğunluğunda

geçmiş intihar girişimlerinin olduğu yada intihar öykülerinin bulunduğu yapılan

görüşmelerde gözlenmiştir.

Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların

dilekçe ile başvurmaları ya da kurumdaki birimlerin ve kurum idaresinin

yönlendirmesi ile psiko-sosyal servis tarafından hükümlü ve tutuklular ile

yapılan görüşmelerde, ölüme yönelik düşünce ifade eden hükümlü ve tutukluların

bu kararlarında belirgin bir niyet taşıyıp taşımadıklarını anlamak için ilgili

hastanelerin psikiyatri servislerine sevkleri yapılmaktadır. Genellikle aktif

suisid (aktif intihar eğilimi) düşünceleri olan hükümlü ve tutuklular ilgili

hastanelerin psikiyatri servisinde bir süre yatırılarak gözlem altında

tutulmaktadırlar ancak hükümlü ve tutukluların yatışları çeşitli nedenlerden

dolayı (mahkum koğuşunun yetersizliği vb.) yapılmadığından sağlık dosyalarına

"yakın takibi gerektiği" ibare yazılarak hükümlü ve tutuklunun ceza

infaz kurumuna geri iadesi yapılmaktadır.

Bu durumdaki hükümlü ve tutuklular

hakkında cezaevi personeli ve koğuşu bilgilendirilmekte olup, psiko-sosyal

servisi tarafından takipleri yapılmaktadır. Hükümlü ve tutuklunun intihara

eğilim riski çok yüksek olduğu durumda yumuşak ve kameralı gözlem odasında

gözlemi yapılarak cezaevi personeli tarafından sık sık kontrolleri

sağlanmaktadır.

Hükümlü ve tutuklular hakkında ilgili hastanelerin

vermiş olduğu (aktif suisid riski vardır, yakın takibi gereklidir) raporlar

uyarınca işlem yapılmakta olup ölüm düşünceleri olan ancak aktif suisid fikri

(aktif intihar eğilimi) yoktur raporu olan hükümlü ve tutuklular hakkında

hükümlü ve tutuklu sayısının fazla olması, kurumun fiziki yapısı ve uzman

personelin yetersizliğinden dolayı özel önlem alınamamaktadır. Bu kişilerin

varsa psikiyatrik tedavileri düzenlenmekte, ilaçları günlük düzenli olarak

personel kontrolünde verilmekte olup sosyal faaliyetlere ya da çalışmalara

yönlendirmesi yapılarak ruhsal sağaltımları sağlanmaktadır."

28. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı 29/4/2014

tarihinde Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine

müzekkere yazarak, ölen kişiye 7/3/2014 ve 18/3/2014 tarihlerinde hangi

işlemlerin yapıldığı hakkında bilgi istemiştir. Hastanenin cevap yazısı

şöyledir:

"Kişi 07.03.2014 tarihinde Sağlık

Kurulu Polikliniği'ne müracaat etmiştir. Bu poliklinik tedavi amaçlı poliklinik

olmayıp sağlık kurulu “kararı” için kurula hasta hazırlama polikliniğidir. Bu

nedenle kişi ayaktan tedavi için Adli Polikliniğe gönderilmiş olup, oradan

konsültasyon ve muayenesi istenmiştir.

Şahıs Adli Polikliniğe (mahkumların

muayene olduğu poliklinik) 18.3.2014tarihinde getirilmiş ve muayene edilmiştir.

Kendisine konsültasyon notunda belirtilen Depresif Epizod tanısı konulmuştur.

Aktif suicid fikri (aktif intihar düşüncesi) olmadığı ancak pasif suicid fikri

olduğu belirtilerek ayaktan tedavi için (cezaevi koşullarında tedavi için)

ilaçlar verilmiş ve iki hafta sonra kontrole çağrılmıştır."

29. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca Ceza

İnfaz Kurumunda U.Ö.ye ait tüm bilgi ve belgeleri soruşturma dosyasına

eklemiştir.

4. Soruşturma Sonucunda Verilen Karar

30. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma

kapsamında elde ettiği verileri dikkate alarak 27/6/2014 tarihli ve Sor. No.

2014/44890, K.2014/87627 sayılı karar ile kovuşturmaya yer olmadığına karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"(...)

Aktif intihar eğilimi tıbbi olarak

tespit edilemediğinden özel şekil ve surette takibi tıbbi olarak öngörülmeyen

hükümlünün tedavisinin cezaevi koşullarında ayaktan yapıldığı; hükümlü U.Ö.

hakkında cezaevi idaresi tarafından gerekli tedavi işlemlerinin zamanında

yapıldığı; olay günü koğuşa tek konulmasının bir ihmal ve kasttan

kaynaklanmadığı; olay günü ve saatinde cezaevinin normal işleyişi ve U.Ö.nün

duruşması için cezaevi dışarısına çıkartılmasından kaynaklandığı; olayda

kullanılan çamaşır ipinin koğuşta bulunmasında bir kusur ve ihmalin olmadığı;

kaldı ki intihar düşüncesi olan kişilerin ip dışında (çarşaf, kıyafet, atlet

gibi eşyaları) asıda kullanabildikleri; bu suretle şüphelilerin görevlerini

kötüye kullandıklarına veya ihmal ettiklerine dair yeterli delil ve şüpheye ulaşılamadığı;

olayın U.Ö.nün kendi eylemi ile meydana geldiği ve şüpheli bir durumun

bulunmadığı yönünde vicdani kanı hasıl olduğundan, takibe değer görülmeyen olay

sebebiyle, (...) kovuşturmaya yer olmadığına (...) karar verildi."

31. Başvurucu 23/7/2014 tarihli dilekçesinde özetle Ceza

İnfaz Kurumu Müdürü tarafından oğlunun intihar eğilimine ilk kez 17/3/2014

tarihinde vâkıf olunduğu belirtilmiş ise de oğlunun 7/3/2014 tarihinde de

Hastanede muayene edildiğini, dolayısıyla oğlunun ruhsal bozukluğundan 17/3/2014

tarihinden önce haberdar olunduğunu, oğlunun 7/3/2014 tarihinde Hastaneye sevk

edilmesine rağmen tedavisine başlanmadığını, bu konuda Ceza İnfaz Kurumu

yetkililerinin kusurunun bulunduğunu, 18/3/2014 tarihinde yapılan muayenede

ilaç tedavisine başlanmasına rağmen oğlunun ilaçlarının temin edilmediğini,

idarenin gerekli özen ve dikkati göstermemesi nedeniyle intihar olayının

meydana geldiğini belirterek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın

kaldırılması talebinde bulunmuştur.

32. İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Hâkimliği 1/10/2014

tarihli ve 2014/1301 Değişik İş sayılı kararı ile başvurucunun itirazının

reddine karar vermiştir.

33. Bu karar 15/10/2014 tarihinde başvurucunun vekiline

tebliğ edilmiştir.

34. Başvurucu 13/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

C. İdari Yargıda Görülen Tam Yargı Davalarına İlişkin

Süreç

35. UYAP üzerinden yapılan inceleme neticesinde söz

konusu olay nedeniyle uğradığı zararların tazmini için başvurucunun iki farklı

tam yargı davası açtığı görülmüştür.

36. Başvurucu ile U.Ö.nün iki kardeşi; olayda hizmet

kusuru bulunduğundan bahisle 1.000 TL maddi, 150.000 TL manevi tazminatın

taraflarına ödenmesi istemiyle Bakanlık aleyhine İstanbul 10. İdare

Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.

37. İstanbul 10. İdare Mahkemesi, uyuşmazlık konusu

olayda anne Serfinaz Öztürk'ün destekten yoksun kaldığı miktarın belirlenmesi

amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bilirkişi raporunda U.Ö.nün vefatı

nedeniyle anne Serfinaz Öztürk'ün destekten yoksun kalma zararının 33.658,39 TL

olduğu belirtilmiştir.

38. İstanbul 10. İdare Mahkemesi 6/10/2015 tarihli ve

E.2014/1633, K.2015/1697 sayılı karar ile maddi tazminat yönünden taleple bağlı

kalınarak 1.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine

karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, ölen kişinin kardeşlerinin her birine ayrı

ayrı 12.500TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

39. Bakanlık, anılan karara karşı temyiz yoluna

başvurmuştur. Bu dava Danıştay önünde derdesttir.

40. Başvurucu ayrıca Bakanlık aleyhine İstanbul 4. İdare

Mahkemesinde ikinci bir dava açmış ve idarenin hizmet kusuru nedeniyle uğramış

olduğu 32.658,39 TL tutarındaki destekten yoksun kalma zararının tarafına

ödenmesi talebinde bulunmuştur.

41. İstanbul 4. İdare Mahkemesi 24/10/2016 tarihli ve

E.2015/2024, K.2016/1719 sayılı kararı ile davanın kabulüne karar vererek

32.658,39 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal

faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir.

42. Bakanlık, anılan karara karşı istinaf yoluna

başvurmuştur. Başvuru formu ve eklerinde istinaf başvurusu hakkında herhangi

bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

43. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hapis cezalarının infazında

gözetilecek ilkeler” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Hapis cezalarının infaz rejimi,

aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:

(...)

f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin

yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu

tedbirin alınması zorunludur.

(...)”

44. 5275 sayılı Kanun’un “Kapalı ceza infaz kurumları”

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"Kapalı ceza infaz kurumları, iç ve

dış güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya

fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak

mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış

çevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve

hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak

iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesislerdir."

45. 5275 sayılı Kanun’un “Akıl hastalığı dışında

ruhsal rahatsızlığı olan hükümlülerin cezalarının infazı” kenar başlıklı

18. maddesi şöyledir:

"(1) Hapsedilme ve diğer

nedenlerden kaynaklanan akıl hastalığı dışında ruhsal rahatsızlıkları bulunup

da ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde tutulmaları gerekli görülmeyerek

infaz kurumlarına geri gönderilenlerin cezaları, belirlenen infaz kurumlarının

mahsus bölümlerinde infaz edilir.

(2) Birinci fıkrada belirtilenlerin

cezalarının infazı için belirlenen infaz kurumlarının ihtiyaç duyduğu uzman ve

diğer tıp görevlileri, Sağlık Bakanlığınca karşılanır."

46. 5275 sayılı Kanun’un “Hastalık nedeniyle nakil”

kenar başlıklı 57. maddesi şöyledir:

“Hastaneye sevki zorunlu görülen

hükümlü, bulunduğu yere en yakın tam teşekküllü Devlet veya üniversite

hastanesinin hükümlü koğuşuna yatırılır.

Bu hastanelere gönderilen hükümlülerin

başka yerlerdeki hastanelere sevki, sağlık kurulu raporuyla, acil ve yaşamsal

tehlikesi bulunması hâlinde, varsa biri hastalığın uzmanı olmak üzere iki uzman

hekim tarafından verilip, başhekim tarafından onaylanan ve hastalığın sebebi,

tedavinin hangi sebeple bulunduğu hastanede gerçekleştirilemediği, hastaya

nerede ve ne tür bir tedavi gerektiğini açıkça belirten bir raporla mümkündür.

Bu durumda da en yakın ve hükümlü koğuşu bulunan Devlet veya üniversite

hastaneleri tercih edilir.

Hükümlünün bu hastanelerde kontrol ve

tedavisinin devam edip etmeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi

gerekir; aksi hâlde hükümlü ait olduğu kuruma iade edilir.

Hükümlü, acil hâller dışında özel sağlık

kuruluşlarında tedavi edilemez. Acil hâllerin varlığı hâlinde Adalet

Bakanlığına bilgi verilir.

Hükümlü, sağlık nedenleriyle bulunduğu

kurumda kalmasının uygun olmadığı, kurum hekiminin önerisi ve en üst amirinin

isteği üzerine alınacak sağlık kurulu raporuyla belirlendiği takdirde, başka

kurumlara nakledilebilir.”

47. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün muayene ve tedavi

istekleri” kenar başlıklı 71. maddesi şöyledir:

“Hükümlü, beden ve ruh sağlığının

korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî

araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum

revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm

koğuşlarında tedavi ettirilir.”

48. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün muayene ve

tedavisi” kenar başlıklı 78. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kurumun sağlık koşullarının

düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi

tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi

sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır."

49. 5275 sayılı Kanun’un “Sağlık denetimi” kenar başlıklı

79. maddesi şöyledir:

"Kurum hekimi, kurumu ayda en az

bir kez denetleyerek genel ve özel önlem alınması gereken hastalıklar ile

kurumda sağlık koşulları yönünden alınması gereken önerileri içeren bir rapor

düzenler ve kurum yönetimine verir."

50. 5275 sayılı Kanun’un “Hastaneye sevk” kenar başlıklı

80. maddesi şöyledir:

"Hükümlünün sağlık nedeniyle

hastaneye sevkine gerek duyulduğunda durum, kurum hekimi tarafından derhâl bir

raporla ceza infaz kurumu yönetimine bildirilir."

51. 5275 sayılı Kanun’un “İnfazı engelleyecek hastalık

hâli” kenar başlıklı 81. maddesi şöyledir:

"Kurum hekimi veya görevli hekim tarafından

yapılan muayene ve incelemeler sonucunda hükümlünün cezasını yerine getirmesine

engel olabilecek hastalığı saptanırsa durum, kurum yönetimine bildirilir."

52. 6/4/2006 tarihli ve 26131 numaralı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün 9. maddesi şöyledir:

"(1) Hapsedilme ve diğer

nedenlerden kaynaklanan akıl hastalığı dışında ruhsal rahatsızlıkları bulunup

da ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde tutulmaları gerekli görülmeyerek

kurumlara geri gönderilenlerin cezaları, kurumların belirlenen mahsus

bölümlerinde infaz edilir.

(2) Birinci fıkrada belirtilenlerin

cezalarının infazı için belirlenen kurumların ihtiyaç duyduğu uzman ve diğer tıp

görevlileri, Sağlık Bakanlığınca karşılanır."

53. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve

Maddeler Hakkında Yönetmelik'in 7. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Hükümlülerin koğuş, oda ve

eklentilerinde birer adet palto, manto ve mont, iki adet ceket veya ceket

yerine kullanılabilen hırka, dört adet pantolon ve/veya etek, bayan için iki

adet elbise, bir takım eşofman, dört adet gömlek, iki adet kazak, iki takım pijama,

bir spor ayakkabısı, bir kışlık ayakkabı, bir iskarpin, üç adet tişört, iki

adet kravat, bir adet kemer, gerektiği kadar iç çamaşırı, çorap, bir terlik,

havlu ve bir bornoz ile kaşkol, 25/11/1925 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisâsı

Hakkında Kanuna aykırı olmayan bir adet şapka bulundurulmasına izin

verilir."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

54. Mahkemenin 21/9/2017 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

55. Başvurucu;

i. Ümraniye T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda

hükümlü olarak bulunan oğlu U.Ö.nün 20/3/2014 tarihinde kaldığı odada asılı

vaziyette ölü olarak bulunması üzerine İstanbul Anadolu Cumhuriyet

Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına

karar verildiğini, kararın hukuka aykırı olduğunu, ölüm olayının meydana

gelmesine ihmalleriyle sebebiyet veren kişi veya kişiler hakkında kamu davası

ikame edilmesinin hukuk kurallarının bir gereği olduğunu, hâl böyle iken

Savcılık tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın vicdanları

rahatsız ettiğini, somut olayda şüphelilere kusur atfedilmemesinin kabul

edilemez olduğunu,

ii. Hukuk devletinde özgürlüğünden mahrum bırakılan

kişilerin devletin kontrolü altındayken ölümünün yaşam hakkının ihlali

niteliğinde olduğunu, Ceza İnfaz Kurumu Birinci Müdürü tarafından oğlunun

intihar eğilimine ilk kez 17/3/2014 tarihinde vâkıf olunduğu belirtilmiş ise de

Hastane kayıtlarından oğlunun 7/3/2014 tarihinde de Erenköy Ruh ve Sinir

Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde muayene edildiğinin

anlaşıldığını, dolayısıyla oğlunun ruhsal bozukluğundan Ceza İnfaz Kurumu

yetkililerinin 17/3/2014 tarihinden önce haberdar olduğunu, oğlu 7/3/2014

tarihinde anılan Hastaneye sevk edilmiş olmasına rağmen ölümün vuku tarihine

kadar tedavi sürecinin başlatılmamış olmasının Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin

kusurunun varlığını tartışmasız kıldığını, yine oğlu 18/3/2014 tarihinde anılan

Hastaneye sevk edilmiş olmasına ve burada yapılan muayene neticesinde ilaç

tedavisine başlanmasına rağmen ölümün vuku tarihine kadar bu ilaçların temin

edilmemiş olmasının idarenin kusurunun varlığına işaret ettiğini, ilaçların

temini için oğlunun başvurusunu beklemenin doğru olmadığını, intihar eğilimi

olan bir kişinin çamaşır ipinin bulunduğu tek kişilik bir odaya konmasının ağır

hizmet kusuru oluşturduğunu, intihar eğilimi olduğu teşhis edilen oğlunun

cezasının Ceza İnfaz Kurumunun mahsus bölümünde infaz edilmesi gerektiğini,

buna rağmen oğlunun eski odasında kalmaya devam ettirildiğini, bu nedenlerle

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespiti ile etkili bir soruşturma

yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

56. Bakanlık görüşünde; yaşam hakkı kapsamında “etkili

bir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün her olayda mutlaka

cezai işlem başlatmayı gerektirmediği, yaşam hakkına yönelik ihlal iddialarının

kasıtlı bir eylem ile gerçekleştirilmediği durumlarda mağdurlara hukuki, idari

ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasının yeterli olabileceği

belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili olarak ise başvurucunun

idari yargıda açtığı tam yargı davalarının derdest olduğu, yaşam hakkına

ilişkin bir ihlal söz konusu ise bu ihlalin giderilmesinin öncelikle idari

makamların ve derece mahkemelerinin yükümlülüğü altında olduğu, Anayasa

Mahkemesinin benzer nitelikteki 2013/1655 numaralı bireysel başvuruda başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verdiği,

başvurucunun şikâyetinin kasti değil ihmale ilişkin bir ölüm iddiasıyla ilgili

olduğu dikkate alındığında başvurucunun idari yargıda açmış olduğu tam yargı

davalarının derdest olması nedeniyle somut olayda olağan başvuru yollarının

tüketilmediğinin değerlendirildiği, bu sebeple başvurunun olağan başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerektiğinin düşünüldüğü belirtilmiştir.

57. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında

Bakanlığın başvuru yollarının tüketilmediğine ilişkin iddiasının yerinde

olmadığını belirtmiştir. Başvurucu; başvuru konusu olay gözönüne alındığında

kastın olup olmadığının tartışmaya açık hâle geleceğini, şüphelilerin söz

konusu intihar olayında ağır kusur ve kasıt ile hareket ettiklerini, Ceza İnfaz

Kurumu yetkililerinin oğlu U.Ö.nün sağlık durumunu daha önceden bilmelerine

rağmen hiçbir güvenlik önlemi almamış olmalarının kasıtlarını ortaya koyduğunu,

başvuru konusu olayda kasıt olmadığına ilişkin görüşün kabul edilebilir

olmadığını, oğlunun ölümüne neden olan yetkililerin cezalandırılması

gerektiğini, somut olayda sadece tazminat ödenmesinin mağdur sıfatını ortadan

kaldırmayacağını ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

58. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar

başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

59. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

60. Başvuru konusu olayda yaşanan ölümün kasıtlı bir

eylem sonucu meydana gelmediği ortadadır. Nitekim başvurucu, oğlunun üçüncü

kişi ya da kişilerce öldürülmüş olabileceği yönünde bir iddia da ileri

sürmemiştir. Bu durumda, yaşanan olayda yetkili ve sorumlu olan kişilerin

muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmalinin yani olası sonuçların

farkında olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek olayda

ortaya çıkan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri

almamaları gibi bir durumun bulunup bulunmadığına karar verilmesi

gerekmektedir. Çünkü bu gibi durumlarda -birey kendi inisiyatifiyle hangi hukuk

yollarına başvurmuş olursa olsun- insanların hayatının tehlikeye girmesine

neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin

yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § § 60-62).

61. Bu nedenle somut olayda başvuru yollarının tüketilip

tüketilmediği konusunda karar verebilmek için devletin Anayasa’nın 17. maddesi

kapsamında yaşam hakkını korumak için sahip olduğu “etkili bir yargısal sistem

kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün kapsamının ve başvuru konusu olayda eğer

varsa bu yükümlülüğün ne ölçüde yerine getirildiğinin tespiti gerekmektedir. Bu

tespitin ise ancak somut olayın koşulları ile yürütülen ceza soruşturmasının

kapsam ve içeriği dikkate alınarak yapılması mümkündür.

62. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının esasla

birlikte incelenmesi gerekmektedir.

b. Esas Yönünden

i. Yaşam Hakkının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

(1) Genel İlkeler

63. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını

koruma hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez

haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri

bulunmaktadır. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan

hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı

sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin

yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin

kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü

bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

64. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin

sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre

devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm

olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak

bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan

kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin

durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri

alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın yaşam

hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

65. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin kişinin

kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla

gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır (Sadık Koçak ve

diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 74). Cezaevlerinde gerçekleşen

ölüm olayları için de geçerli olabilecek bu yükümlülüğün ortaya çıkması için

cezaevi yetkililerinin kendi kontrolleri altındaki bir kişinin kendini

öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da

bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek, böyle bir durum söz konusu ise bu

riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları

yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını

incelemek gerekmektedir (Mehmet Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979,

20/5/2015, § 72). Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi dikkate alınarak pozitif yükümlülük yetkililer üzerine aşırı

yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§

53; Sadık Koçak ve diğerleri, § 74). Bu çerçevede Anayasa Mahkemesince

yapılacak incelemede basit bir ihmali veya değerlendirme hatasını aşan bir

kusurun cezaevi yetkililerine atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortaya

konulması gerekmektedir.

66. Tutuklanan veya hürriyeti bağlayıcı cezasının

infazına başlanan kişilerin daha önce sahip oldukları pek çok özgürlükten

mahrum kalmalarının ve günlük yaşamlarında ciddi nitelikte bir değişim

yaşamalarının doğal bir sonucu olarak psikolojik durumları bozulabilmekte,

dolayısıyla kırılgan ve korumasız bir konumda bulunan bu kişilerin intihar

riski artabilmektedir. Bu nedenle yasal ve ikincil düzenlemelerin cezaevi

yetkililerine bu kişiler hakkında daha duyarlı ve dikkatli olma görevi

yüklemesi, tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının tehlikeye atılmasını

önleyici tedbirler alınmasını sağlaması gerekmektedir. Bu amaçla öncelikle

cezaevinde kalan kişilerin davranışlarının ve sağlık durumlarının takip

edilmesi, gerektiğinde doktor muayenesine başvurulması, diğer yandan bu konuda

eğilimi olduğu anlaşılanlar açısından kendileri için en uygun yerlerde

kalmalarının temin edilmesi, intihar eylemlerinde kullanılabilecek

kesici/delici eşyalara, kemer, çamaşır ipi veya ayakkabı bağcıkları gibi

eşyalara el konması şeklinde bu tip risklerin azaltılmasına yönelik önlemlerin

alınması gerekmektedir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 73).

67. Bu bağlamda kişi özgürlüğüne aşırı bir sınırlama

getirmeyecek ölçüde bir tutuklunun veya hükümlünün kendine zarar verme

ihtimalini en aza indirecek tedbirlerin alınması yetkililerden

beklenebilecektir. Bir hükümlü veya tutuklu açısından daha sıkı tedbirlerin

gerekip gerekmediği ve bunların uygulanmasının makul olup olmadığı, başvuru

konusu yapılan her bir somut olayın koşullarına göre değişecektir (Mehmet

Kaya ve diğerleri, § 74).

68. Ceza infaz kurumunda bulunan veya askerlik vazifesini

yerine getiren bir kişinin sağlığı ve güvenliği açısından gerekli tedavi

türünün ve kalması uygun olan yerin belirlenmesinin -o kişinin bu konulardaki

muhakeme yeteneğinin somut olayın şartları içinde sağlıklı olmadığının açık

olduğu durumlarda- sadece kendi tercihlerine göre yapılması mümkün değildir

(Mehmet Kaya ve diğerleri, § 82).

69. Yaşam hakkı kapsamında devletin öncelikle yaşamı

tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumak için yeterli yasal ve idari

bir çerçeve oluşturması gerekmektedir (bkz. § 64). Bu yükümlülük ceza infaz

kurumlarında bulunan kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için de

geçerlidir.

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

70. Başvurucu, yukarıda belirtilen iddialarla (bkz. §

55-ii) yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

71. Somut olayda Ceza İnfaz Kurumunda bulunan kişilerin

yaşam ve sağlıklarının korunması için oluşturulması gereken yasal ve idari

çerçevenin oluşturulmadığı yönünde ileri sürülen bir eksiklik bulunmadığı gibi

bu konuda Anayasa Mahkemesi tarafından resen gözetilmesi ve incelenmesi gereken

bir hususun da bulunmadığı anlaşılmıştır.

72. Dolayısıyla mevcut başvuruda, yukarıda yer verilen

ilkeler çerçevesinde öncelikle Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin U.Ö.nün intihar

etme riskini bilip bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip gerekmediğinin

ortaya konması gerekmektedir.

73. Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde

bulundurma suçundan kesinleşmiş hapis cezalarının infaz edilmesi için 6/2/2014

tarihinde Ceza İnfaz Kurumuna konulan U.Ö., 7/3/2014 tarihinde Ceza İnfaz

Kurumu psikoloğu ile bir görüşme gerçekleştirmiştir. Psikolog, bu görüşme

neticesinde madde bağımlısı olan U.Ö.nün Ceza İnfaz Kurumu hayatına uyum

sağlamakta zorluk çektiği tespitinde bulunmuştur.

74. U.Ö., cezai ehliyetini ortadan kaldıracak ya da

azaltacak nitelikte bir rahatsızlığının bulunup bulunmadığı hususunun tespiti

amacıyla götürüldüğü Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde 7/3/2014 tarihinde muayene edilmiştir. Muayene neticesinde U.Ö.ye

"madde kullanımına bağlı psikotik bozukluk" ön tanısı

konmuştur.

75. Ceza İnfaz Kurumu psikoloğu 17/3/2014 tarihinde U.Ö.

ile bir görüşme daha gerçekleştirmiştir. Psikolog, gerçekleştirilen bireysel

görüşme neticesinde U.Ö.nün "madde kullanımına bağlı depresif semptomlar

ve intihar eğilimi" gösterdiği kanaatine varmıştır. Bunun üzerine

18/3/2014 tarihinde Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma

Hastanesi Adli Polikliniğe sevk edilen U.Ö.nün burada yapılan muayenesi

neticesinde pasif intihar eğiliminin bulunduğu ancak aktif intihar eğiliminin

bulunmadığı değerlendirilmiştir.

76. Yukarıdaki tespitler dikkate alındığında U.Ö.nün,

Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin dikkatini çekebilecek derecede intihara eğilim

gösterdiği değerlendirilmektedir. Aslında bu durum, Hastanenin U.Ö.nün madde

kullanımına bağlı psikotik bozukluklar yaşadığı ve pasif intihar eğiliminin

bulunduğu yönündeki tespitiyle de belgelendirilmiştir. Dolayısıyla U.Ö.nün

kendisine zarar verme riskinin bulunduğunun Ceza İnfaz Kurumu yetkililerince

bilindiğinin, en azından bilinmesi gerektiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.

77. Bu durumda somut olayın koşulları çerçevesinde

U.Ö.nün sağlığının korunması ve kendisine zarar vermemesi açısından önleyici

bazı tedbirlerin alınması gerektiği açıktır. Dolayısıyla başvuru formu ve

eklerinin bu kapsamda incelenmesi gerekir.

78. Öncelikle psikolojik rahatsızlığı bulunan bir kişiye

önerilen tedavinin kişinin kendi inisiyatifine bırakılmasının bazı durumlarda

sakıncalı sonuçlara yol açabileceği belirtilmelidir.

79. Somut olayda U.Ö., intihar eğiliminin bulunduğunun

anlaşılması üzerine 18/3/2014 tarihinde Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları

Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Polikliniğe sevk edilerek burada muayene

edilmiş ancak muayene neticesinde kendisine önerilen tedavi ile ilgili olarak

herhangi bir destek alamadan intihar ederek yaşamını yitirmiştir.

80. Ceza infaz kurumunda tutuklu ya da hükümlü olarak

bulunan kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için oluşturulan sistemin

yalnızca teoride değil uygulamada da etkili olması gerekir.Somut olayda

18/3/2014 tarihinde Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma

Hastanesi Adli Polikliniğinde yapılan muayene neticesinde U.Ö.nün pasif intihar

eğiliminin bulunduğu ancak aktif intihar eğiliminin bulunmadığı yönünde

değerlendirmeler yapılmış ve hastaya ilaç tedavisi önerilmiş olmasına rağmen

söz konusu ilaçların Hastane dönüşünde Ceza İnfaz Kurumu yetkilileri tarafından

satın alınmadığı anlaşılmıştır. Başvuru konusu olayda, Ceza İnfaz Kurumu

yetkililerinin resen harekete geçerek ilaçları temin etmek ve U.Ö.nün reçetede

yazıldığı şekliyle bu ilaçları kullanmasını sağlamak yerine psikolojik

rahatsızlığı bulunan bir kişinin iradesine göre hareket etmeyi tercih ettikleri

ve U.Ö.nün söz konusu ilaçları bir dilekçeyle talep etmesini bekledikleri görülmektedir.

Bu durum, ölümün ilaçların temin edilmemesi nedeniyle meydana geldiği anlamına

gelmemekle birlikte ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ve/veya hükümlülerin

yaşam ve sağlıklarının korunması için oluşturulan sistemin somut olayda etkili

bir şekilde işlemediğinin açık bir işaretidir.

81. U.Ö.nün sağlık durumu hakkında konulan teşhise ve bu

kapsamda önerilen tedaviye gereken ehemmiyet verilmediğinden U.Ö.nün yaşamının

korunması için ek özel bir tedbir de alınmamıştır.

82. Bu kapsamda, psikolojik sorunları bulunan U.Ö., ceza

infaz kurumlarının bu tarz sorunları bulunan tutuklu ve hükümlüler için ayrılan

özel bölümlerinde kalma imkânı kendisine sağlanmadan ve yaşam hakkının

korunması için hiçbir tedbir alınmadan, dahası kendisine önerilen ilaçlar dahi

verilmeden kendisinden başka kimsenin bulunmadığı bir odaya tek başına

konulmuştur.

83. İntihar eğilimi bulunmayan bir tutuklunun ya da

hükümlünün bulunduğu koğuş, oda veya eklentilerinde çamaşır ipi

bulundurabilmesi başlı başına bir ihlal sebebi olmamakla birlikte somut olayda

olduğu gibi intihar eğilimi bulunan bir kişinin kaldığı odada intihar eylemini

kolaylaştırabilecek nitelikte bir çamaşır ipinin bulundurulması da U.Ö.nün

yaşamının korunması için alınması gereken tedbirler yönünden önemli bir

eksikliktir.

84. Tüm bu koşullar birlikte değerlendirildiğinde somut

olayda, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve/veya hükümlülerin yaşam ve

sağlıklarının korunması için oluşturulan sistemin etkili bir şekilde işlemediği

ve U.Ö.nün yaşamının korunması için gerekli olan tüm tedbirlerin alındığının

söylenemeyeceği sonucuna varılmıştır.

85. Açıklanan nedenlerle U.Ö.nün yaşamının kendi

eylemlerine karşı korunamaması sebebiyle Anayasa'nın 17. maddesinin

gerektirdiği yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

ii. Yaşam Hakkı Kapsamında Etkili Bir Soruşturma

Yürütülmediğine İlişkin İddia

(1)Genel İlkeler

86. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı

kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usul

boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konmasını ve sorumlu

kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturmanın yürütülmesini

gerektirmektedir. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her

ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde

yerine getirilmemesi hâlinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine

gerçekten uyup uymadığının tam olarak tespit edilmesi mümkün değildir. Bu

nedenle soruşturma yükümlülüğü, devletin bu madde kapsamındaki negatif ve

pozitif yükümlülüklerinin güvencesini oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B.

No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).

87. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülük her

olayda mutlaka ceza soruşturması yürütülmesini gerektirmemektedir. İhmal

nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında mağdurlara hukuki, idari hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59). Ancak somut olay açısından yetkili ve

sorumlu kişilerin muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmalinin yani

olası sonuçların farkında olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri göz

ardı ederek olayda ortaya çıkan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli

önlemleri almamaları gibi bir durumun bulunup bulunmadığına karar verilmesi

gerekmektedir. Çünkü bu gibi durumlarda -bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi

hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun- insanların hayatının tehlikeye

girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu

kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 60-62).

88. Yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken ceza

soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir

şekilde uygulanmasını, vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve

sorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır.

Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.

Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri başvuruculara üçüncü tarafları belirli bir

suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği, tüm yargılamaların

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma yükümlülüğü verdiği

anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

89. Soruşturmanın etkililiğini ve yeterliliğini temin

etmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını

aydınlatabilecek sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin

toplanması gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57; Sadık

Koçak ve diğerleri, § 94 ).

90. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini

sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap

verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine

açık olmasıdır. Buna ilave olarak her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları

sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).

91. Yukarıda sayılanlara ek olarak yürütülecek

soruşturmalarda makul bir hızla gerçekleştirilme ve özen gösterilme zorunluluğu

da zımnen mevcuttur. Elbette ki bazı durumlarda soruşturmanın veya

kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlükler bulunabilir.

Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılan kovuşturmada yetkililerin hızlı

hareket etmeleri, yaşanan olayların daha sağlıklı bir şekilde

aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi

ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı

görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz

Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96).

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

92. Başvurucu, yukarıda belirtilen iddialarla (bkz. §

55-i) oğlunun ölüm olayı hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediğini ileri

sürmüştür.

93. Yaşanan bir ölüm olayının oluşumuna ilişkin

delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir. Ancak

Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek ve

başvurucunun oğlunun ölümünün “şüpheli” olduğuna dair iddialarının

soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından karşılanıp

karşılanmadığını nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini

incelemesi gerekebilmektedir.

94. Başvuru konusu olayda yürütülen soruşturma

işlemlerine bakıldığında başvurucunun oğlu U.Ö.nün 20/3/2014 tarihinde A-15

No.lu odada asılı vaziyette bulunması olayı ile ilgili olarak İstanbul Anadolu

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen bir soruşturmanın başlatıldığı,

olaydan haberdar edilen nöbetçi Cumhuriyet savcısının olay yerine intikal

etmesi üzerine onun da hazır bulunmasıyla olay yeri incelemesinin yapıldığı,

olay yerinin fotoğraflarının çekildiği ve krokisinin çizildiği, bu işlemler

sonucunda ayrıntılı bir olay yeri inceleme raporunun hazırlandığı, ölüm

olayının gerçekleştiği gün ölü muayenesi ve akabinde otopsi işlemlerinin

gerçekleştirildiği, gerçekleştirilen otopsi işlemi neticesinde hazırlanan

raporda U.Ö.nün ölümünün ası sonucu meydana gelmiş olduğunun tespit edildiği,

soruşturma kapsamında ayrıca, U.Ö.yü asılı vaziyette gören infaz ve koruma

memurları ile Ceza İnfaz Kurumu birinci ve ikinci müdürünün Cumhuriyet savcısı

tarafından ifadelerinin alındığı, U.Ö.nün kişilik yapısının ve sağlık durumunun

nasıl olduğunun tespit edilebilmesi maksadıyla çeşitli araştırmalar yapıldığı,

Ceza İnfaz Kurumunun güvenlik kameraları kayıtlarının bilirkişi marifetiyle

çözümü yapılarak incelendiği ve elde edilen delillerin değerlendirilmesi

neticesinde U.Ö.nün kendi hayatına son vermek suretiyle intihar ettiği sonucuna

varılarak şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve

anılan karara yapılan itirazın reddedildiği görülmektedir.

95. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

yapılan araştırmalar dikkate alındığında U.Ö.nün üçüncü kişi ya da kişilerce

öldürülüp öldürülmediğine ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütüldüğü

anlaşılmakla birlikte söz konusu ölüm olayında ilgili kişilerin

cezalandırılmasını gerektirecek nitelikte ağır bir ihmalin bulunup bulunmadığı

hususunda kapsamlı bir araştırmanın yapılmadığı anlaşılmıştır. Başka bir

anlatımla U.Ö.nün üçüncü kişi ya da kişilerin eylemi neticesinde öldürülüp

öldürülmediği hususu etkili bir şekilde araştırılarak ortaya konmakla birlikte

ölüm olayının cinayet iddiası dışındaki yönlerinin ortaya konulamadığı ve varsa

sorumlu kişilerin belirlenebilmesine imkân tanıyan etkili bir soruşturmanın

yürütülmediği anlaşılmıştır.

96. Başvuru formu ve ekleri bu kapsamda incelendiğinde

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda gerekli tedavi işlemlerinin Ceza İnfaz

Kurumu idaresi tarafından zamanında yapıldığı belirtilmiş ise de ilaçların

temini hususunda yaşanan gecikme hakkında Savcılık tarafından herhangi bir

değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Başvurucu kovuşturmaya yer olmadığına

dair karara yaptığı itirazda özellikle bu hususa vurgu yapmasına rağmen itiraz

mercii tarafından başvurucunun söz konusu itirazlarını karşılayacak bir

açıklamada bulunulmadığı görülmektedir. Bu durum, soruşturma makamlarının olayı

aydınlatma ve ceza hukuku bağlamında varsa sorumluları tespit etme isteğini

sorgulanır hâle getirmektedir.

97. Soruşturma kapsamında ifadeleri alınan Ceza İnfaz

Kurumu birinci müdürü ile ikinci müdürü, Ceza İnfaz Kurumunda bulunan tutuklu

ve/veya hükümlülerin çoğunda pasif intihar eğiliminin bulunduğunu belirtmiş;

bunun yanı sıra tıbben gözlem altında tutulması konusunda veya aktif intihar

eğilimi bulunduğu yönünde raporu bulunmayan kişiler için özel bir uygulama

yapılmadığını ifade etmişlerdir. Ölüm olayının gerçekleştiği Ceza İnfaz

Kurumunda pasif intihar düşünceleri olan kişiler hakkında ek özel tedbirler

alınmadığı görülmekle birlikte bu uygulamanın tıbben doğru olup olmadığı

hususunda hiçbir araştırma yapılmamıştır. Oysa gerektiği takdirde pasif intihar

eğiliminin ne anlam ifade ettiği ve bu tarz şikâyetleri bulunan Ceza İnfaz

Kurumundaki kişiler hakkında hiçbir ek önlem alınmamasının doğru bir yaklaşım

olup olmadığının araştırılarak bir sonuca varılması yaşam hakkının usule

ilişkin yönü bakımından daha yerinde görünmektedir. Bu husus ile ilgili olarak

ayrıca, Ceza İnfaz Kurumu idaresi tarafından tutuklu ve/veya hükümlülerin

çoğunda pasif intihar eğiliminin bulunduğu belirtilmiş ise de bu kişilerin

sayısının tam olarak kaç olduğunun ve bu kişilerin sayısının şüpheli olarak

dinlenen kişilerin ifade ettiği kadar yüksek olup olmadığının tam olarak

açıklığa kavuşturulmadığı da belirtilmelidir.

98. Savcılık, U.Ö.nün psikolojik durumunun tespiti ve

intihar emaresi olarak değerlendirilebilecek davranışlar sergileyip

sergilemediğinin ortaya konulması amacıyla U.Ö.nün oda arkadaşlarının

ifadelerine başvurabilecekken bu kapsamda kimsenin ifadesini almamış ve şüpheli

sıfatıyla dinlenen kişilerin beyanlarıyla yetinmiştir. Savcılık ayrıca U.Ö. ile

birçok görüşme gerçekleştiren ve somut olayda kilit isim olan Ceza İnfaz Kurumu

psikoloğunun beyanına da başvurmamıştır.

99. Soruşturmanın etkililiği konusunda bu bölümde yer

verilen değerlendirmeler bir bütün hâlinde ele alındığında Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada ölüm olayının tüm yönlerinin

ortaya konulamadığı, dolayısıyla somut olayda yürütülen soruşturmanın teoride

olduğu gibi fiilen de hesap verilebilirliği sağlayamadığı kanaatine

varılmıştır.

100. Son olarak etkili bir ceza soruşturması

yürütülmediği yönündeki iddialar bakımından ihlal tespit edilmiş olması

nedeniyle başvurunun özel koşulları çerçevesinde başvuru yollarının

tüketilmediği sonucuna ulaşılamadığı belirtilmelidir.

101. Açıklanan nedenlerle somut olayda yürütülen ceza

soruşturmasında yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

B. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

102. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

103. Başvurucu, yaşam hakkının ihlalinin tespiti ile

etkili bir soruşturma yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

Başvurucu tazminattalebinde bulunmamıştır.

104. Somut olayda, yaşam hakkının hem maddi hem usule

ilişkin yönünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

105. Yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki

yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

106. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç

ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

yaşam hakkının maddi yönünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

yaşam hakkının usule ilişkin yönünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 21/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör Yrd. : Halil İbrahim DURSUN Başvurucu : Serfinaz ÖZTÜRK Vekili : Av. Tuncer ÖZYAVUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/18274, 21 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. B. Ceza Soruşturması Süreci
  10. C. İdari Yargıda Görülen Tam Yargı Davalarına İlişkin
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Yaşam
  16. B. 6216 Sayılı
  17. A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  18. B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan
  19. C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin
  20. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  21. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. M. Emin KUZ
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/18274
Tarih
21 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • Türkiye Orman İşçileri Sendikası Başvurusu (B. No: 2014/15831)
  • L. A. Başvurusu (B. No: 2017/19343)
  • Hüseyin Münüklü Başvurusu (B. No: 2014/5973)
  • Gökay Dayan Başvurusu (B. No: 2014/12206)
  • Haider Subhi Amenn Amenn Başvurusu (B. No: 2016/5126)
  • Türkkan Kağıtçılık Yayıncılık Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/3496)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.