İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hüseyin Münüklü Başvurusu (B. No: 2014/5973)

1. Başvuru, dokuz yaşındaki bir çocuğun demir yolu hattı üzerinde

Başvuru No2014/5973Tarih13 Eylül 2017Okuma25 dk · 5.013 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hüseyin Münüklü Başvurusu

Karar tarihi
13 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/5973
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.013 kelime·25 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, dokuz yaşındaki bir çocuğun demir yolu hattı üzerinde

bulunan elektrik kablolarından geçen elektrik akımına kapılarak yaralanması ve

bu olaya ilişkin tazminat davasının makul süratle yürütülmeyerek reddedilmesi

nedenleriyle yaşama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru,25/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar

verilmiştir.

5.Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

10.İstanbul'da yaşayan ve başvuru tarihinde yirmi iki yaşında

olan başvurucu, dokuz yaşındayken 5/1/2001 tarihinde bir demir yolu hattının

yakınında bulunduğu sırada trenlere enerji sağlayan elektrik kablolarından

kaynaklanan elektrik akımına kapılarak ağır şekilde yaralanmıştır.

11.Olay nedeniyle başvurucunun sol dizinin altının ampüte

edilmesinin yanında sol el ve kolunda fonksiyon bozukluğu meydana gelmiştir.

A. Ceza Soruşturması Süreci

12. Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı),

olaya ilişkin soruşturma başlatmıştır.

13."Aksaray Polis Karakolu Polis Kayıt Defteri"ne göre

olay, başvurucunun yaya üst geçidinden geçtiği sırada üzerine elektrik

tellerinin düşmesi sonucunda meydana gelmiştir. Kolluk görevlileri tarafından

5/1/2001 tarihinde düzenlenen "Olay İntikal ve Tespit Tutanağı"nda

ise başvurucunun yaya üst geçidinden düşüp elektrik tellerine çarpması

sonucunda yaralandığı belirtilmiştir. Soruşturma ve başvuru belgelerinde, söz

konusu görevlilerin ilgili kayıt defteri ve tutanakta yer verdikleri bu açıklamalarını

hangi delile dayandırdıklarına ilişkin bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

14.Soruşturmada başvurucunun ifadesi, hastanede tedavi gördüğü

sırada -herhangi bir yasal temsilcisi olmaksızın- kolluk görevlileri tarafından

alınmıştır. Başvurucu; demir yolu raylarının kenarında gezerken elektrik akımı

geçen tellerle bağlantılı olan demire elinin çarpması sonucu yere düştüğünü,

sonrasında tanımadığı bir kişi tarafından hastaneye götürüldüğünü söylemiştir.

Başvuru belgelerinde, bu kişinin kimliği ve olayı görüp görmediği konusunda ise

bir bilgi bulunmamaktadır.

15. Başvurucunun annesi G.M. ifadesinde başvurucunun köprüden

geçerken bulduğu bir demir çubukla elektrik tellerine dokunduğunu olaydan sonra

kendisine söylediğini beyan etmiş ve kimseden şikâyetçi olmamıştır.

16. Cumhuriyet Başsavcılığı 9/2/2001 tarihinde, olay hakkında

takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığı) kararı vermiş; bu karara gerekçe olarak

ise başvurucunun köprüden geçerken elektrik tellerine dokunması sonucu

yaralanması nedeniyle ortada suç ve suçlu bulunmadığını göstermiştir.

B. Tazminat Davası Süreci

17.Başvurucu ile annesi G.M. ve babası R.M. olay tarihinde

başvurucunundemir yolu hattının yakınında bulunan bir kaldırımın kenarında

oturduğu sırada söz konusu hattaki elektrik kablolarından birinin koparak

kaldırıma temas etmesi sonucunda ağır şekilde yaralandığını, olayda idarenin

hizmet kusuru bulunduğunu ve olay nedeniyle maddi ve manevi zarara

uğradıklarını ileri sürerek bu zararlarının tazmini talebiyle Türkiye

Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü (TCDD), Boğaziçi Elektrik

Dağıtım Anonim Şirketi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Fatih

Belediye Başkanlığına karşı 25/3/2002 tarihinde İstanbul 5. İdare Mahkemesinde

(İdare Mahkemesi) tazminat (tam yargı) davası açmıştır.

18.İdare Mahkemesi, tam yargı davası açılmadan önce ilgili

idarelere başvurulup tazminat talep edilmesi gerektiği gerekçesiyle dava

dilekçesi ve eklerini ilgili idarelere göndermiştir. Talepleri konusunda

idareden olumlu bir cevap alamayan başvurucu ile anne ve babası 9/10/2002

tarihinde, İdare Mahkemesinde aynı taleplerini içeren yeniden bir tam yargı

davası açmışlardır.

19. Davanın görülmesi sırasında başvurucunun babası R.M.

yaşamını yitirmiş, yasal mirasçıları söz konusu davaya onun taleplerini takip

etmek için katılmışlardır. Davada bilirkişiye davacıların olay nedeniyle talep

edebileceği zararlar tespit ettirilmiş; bilirkişi, başvurucunun ebeveyninin

tazminat haklarının bulunmadığını, başvurucunun ise maluliyeti nedeniyle

tazminat talep edebileceğini belirtmiş ve raporunda bu tazminat miktarını

hesaplamıştır. Davada, ayrıca ilgili ceza soruşturması dosyası getirtilerek

incelenmiştir.

20. TCDD bünyesindeki Haydarpaşa Tesisler Müdürlüğü 10/3/2003

tarihli yazısıyla, olay günü söz konusu demir yolu hattında herhangi bir

elektrik telinin kopmadığını ve herhangi bir kazanın meydana gelmediğini

Mahkemeye bildirmiştir.

21. İdare Mahkemesi 29/6/2006 tarihinde, TCDD aleyhine 80.000 TL

maddi ve 38.000 TL manevi olmak üzere toplam 118.000 TL tazminata hükmetmiş;

diğer davalılar yönünden ise davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili

bölümü şöyledir:

" (...)

Mahkememizce ara karar ile getirtilen belgeler

arasında yer alan, polis kayıt defteri, Haseki Hastanesi kayıtları, adli rapor

formu, mağdur ifade tutanağı, olay yeri intikal ve tespit tutanağı, Fatih

Emniyet Müdürlüğünün elektrik çarpması sonucu yaralanma konulu yazısı, ifade

tutanakları, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının Hazırlık No: 2001/240 sayılı

işlem dosyasında bulunan belgelerin bir bütün olarak değerlendirmesi sonucu,

küçük Hüseyin'in elektrik çarpması nedeniyle ağır surette yaralanmasında, demir

yolu ulaşım hizmetinin bir parçası olan ve elektrikle çalışan treni işleten

davalı idarenin gerekli olan elektriğe ait kablonun kopmasından ötürü meydana

gelen eylemin oluşmasında hizmet kusuru işlediği ve zarar ile eylem arasında

illiyet bağı bulunduğu (anlaşılmıştır)."

22. TCDD'nin temyizi üzerine anılan karar, Danıştay Onuncu

Dairesinin (Daire) 11/2/2008 tarihli kararıyla bozulmuştur. Kararın gerekçesinde,

Haydarpaşa Tesisler Müdürlüğünün yazısında demir yolu hattında olay günü

herhangi bir kazanın meydana gelmediğinin bildirilmiş olması ve Cumhuriyet

Başsavcılığının takipsizlik kararında başvurucunun elektrik tellerine dokunduğu

için yaralandığının tespit edilmesi nedenleriyle zararın başvurucunun kusuruyla

meydana geldiği belirtilmiştir.

23. Bozma kararı üzerine yapılan yargılamada,bir üniversitenin

Ulaştırma ve Elektrik Makineleri Ana Bilim Dalında görev yapan öğretim üyesi ve

öğretim görevlilerinden oluşturulan bilirkişi heyeti ile birlikte olay yerinde

keşif yapılmış ve bu bilirkişi heyetinden kusur durumuna ilişkin bir rapor

alınmıştır. 23/10/2009 tarihli bu raporda, olayda başvurucu ve ebeveyninin tam

kusurlu olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte raporda, daha önceki mesleki

tecrübelere dayanılarak olayın gerçekleşme şeklinin, tarafların iddialarından

ve Cumhuriyet Başsavcılığının kabulünden farklı olabileceğinin

değerlendirildiği de ifade edilmiştir. Söz konusu raporun ilgili bölümleri şöyledir:

" (...)

Olayın meydana gelmesine ilişkin, dosya

kapsamında incelenmiş olan taraf ifadelerinin birbirlerinden çok farklı

olmasından ötürü, bilirkişi heyetinde, daha önceki mesleki tecrübelere

dayanarak olayın oluşumuna ilişkin olarak şöyle bir olasılık da hasıl olmuştur:

'Herhangi bir demir çubuk veya yaş fidan v.b.

bir malzemeyle üst geçitten geçerken kataner hattına uzanılıp dokunulmasa dahi,

hattaki gerilim çok yüksek olduğundan belirli bir mesafeden atlama yapabilir,

dolayısıyla çarpılma bu şekilde de vuku bulmuş olabilir. Bu durumda ancak

Veliefendi Trafo Merkezindeki toprak kaçak rölesindeki kesici devreyi açıp bir

süre sonra (yaklaşık 5 dakika) tekrar kapayabilir ve sisteme arıza kaydı

geçmeyebilir.'

Sonuç:

... davacı Hüseyin Münüklü'nün kazanın

oluşmasında asli kusurlu olduğu, ancak mağdurun yaşının küçük olması nedeniyle

ebeveynlerinin de kusurlu oldukları açıktır. Öte yandan, olayın vuku bulduğu

alan, TCDD.nin görev ve sorumluluk bölgesi olduğu için Fatih Belediyesi, İ.B.B.

ve BEDAŞ.ın olayda ihmal ve sorumluluklarının dolayısıyla da kusurlarının

bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Ayrıca olay davalı TCDD.nin sorumluluk

alanında vuku bulmuş olsa da, bilirkişi heyetimizce olayın meydana geliş

şekline ilişkin kanı nedeniyle, TCDD.nin de sorumluluklarını yerine getirdiği

inancı tarafımızda hasıl olmuştur.

Bu noktada; mağdur Hüseyin Münüklü'nün tam

kusurlu olduğu ve diğer kuruluşlara herhangi bir kusur atfedilemeyeceği

(kanaatine varılmıştır). "

24. Rapora olay yerine ilişkin bazı fotoğraflar da eklenmiştir.

Bu fotoğraflarda, olayın meydana geldiği iddia edilen yer ve meydana gelmiş

olabileceği değerlendirilen farklı yerlerin, idare tarafından alınan koruma

engellerinin mevcut durumuna ilişkin görüntüleri bulunmaktadır. Ancak raporda

söz konusu bölüme ilişkin şu şekilde bir açıklama yapılmıştır:

"Olay yerine ilişkin bazı fotoğraflar

aşağıda verilmektedir. Ancak bu fotoğraflar olayın oluşumundan 8 yıl sonra

çekilmiştir. Bu nedenle, TCDD sorumluluk alanını yayalardan ayıran engeller, olayın

vuku bulduğu tarihte aynı yapıda değildirler. Bunu da akıldan çıkarmamak

gerekir."

25.Başvurucu ve diğer davacılar, bu rapora itiraz etmişler ve

bilirkişilerin yetkileri olmayan konularda görüş bildirdiklerini, ayrıca

bilirkişi heyetinde çocuk hakları konusunda bilgisi bulunan bir hukukçu

bilirkişinin de yer alması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

26.İdare Mahkemesi, bu itirazları yerinde görmemiş ve 1/2/2010

tarihinde, olayın başvurucunun elindeki demir çubukla elektrik tellerine

dokunması şeklinde oluşan kusuruyla meydana geldiğini kabul ederek davanın

reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Dava ve temyiz dosyasının

incelenmesinden davacılardan 9 yaşındaki Hüseyin Münüklü'nün 5.1.2001 tarihinde

SSK İstanbul Eğitim Hastanesi karşısındaki kaldırım kenarında oturduğu sırada,

demir yoluhattında trenlerin çalışmasını sağlayan elektrik kablolarından

birinin koparak kaldırıma temas etmesi sonucunda ağır şekilde yaralandığından

bahisle, meydana geldiği iddia edilen zararın tazmini istemiyle görülmekte olan

davanın açıldığı; ancak; Hüseyin Münüklü’nün polis memurlarına verdiği

ifadesinde; Yenikapı tren istasyonu yakınlarında rayların kenarında gezerken

haberi olmadan elektrik akımı geçen tellere bağlantılı olan demire elinin çarptığı,

daha sonra yere düştüğü ve tanımadığı bir şahıs tarafından hastaneye

götürüldüğü, annesi tarafından ver[ilen]

ifadede, oğlunun kendisine, SSK Samatya Hastanesinin karşısında bulunan

köprüden geçerken, bulduğu bir demir çubukla trenlerin bağlı bulunduğu tellere

dokunarak çarpıldığını söylediğini beyan ettikleri 5.1.2001 tarihli olay

intikal ve tespit tutanağında, Samatya Caddesi üzerinde bulunan üst geçitten

düşerek tren elektrik tellerine çarpması neticesinde Hüseyin Münüklü’nün

hastaneye kaldırıldığının belirtildiği, Polis Kayıt Defterinde, kişinin Samatya

Hastanesi karşısında bulunan yaya üst geçidinden tren

elektriktellerininüzerinedüşerekyaralandığının kayıtlı olduğu, Fatih Cumhuriyet

Savcılığının Hazırlık N:2001/2640 sayılı dosyasında, olaydan zarar görenin tren

rayları yanından geçen elektrik tellerine dokunduğu için yaralandığı, ortada

suç ve suçlunun bulunmadığı belirtilerek takipsizlik kararı verildiği,

10.3.2003 tarih ve 51761 sayılı Haydarpaşa Tesisler Müdürlüğünün yazısında,

yapılan incelemede İstanbul - Halkalı arasında 5.1.2001 tarihinde elektrik teli

kopması olayının meydana gelmediği gibi, üçüncü şahısları ilgilendiren başkaca

kaza ve olayın meydana gelmediğinin tespit edildiğinin belirtildiği

anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık hakkında Mahkememizce; davanın

Kısmen KABULÜ, Kısmen REDDİ şeklinde verilen kararın yukarıda gün ve sayısı

verilen Danıştay 10.ncu Daire Kararı ile bozulması üzerine, dava dosyasında

yapılan 03.06.2009 tarihli ara kararı ile; kazanın olduğu tarihte 9 yasında

bulunan küçüğün; yaşamış olduğu kaza olayının engellenmesine yönelik olarak

davalı idarelere düşen ödevin yerine getirilip getirilmediği, kazanın meydana

gelmesinde davalı idarelere izafe edilebilecek bir kusur bulunup bulunmadığı

hususlarının tespiti amacıyla kazanın meydana gelmiş olduğu mahalde keşif ve

bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Konularında uzman

Ulaştırma Anabilim Dalı öğretim üyeleriyle birlikte mahallinde yapılan keşif ve

bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenerek 23.10.2009 tarihinde mahkememize

sunulan bilirkişi raporunda özetle; 'herhangi bir demir çubuk veya yaş bir

fidan vb bir malzemeyle üst geçitten geçerken kataner hattına uzanıp,

dokunulmasa dahi, hattaki gerilim çok yüksek olduğundan belirli bir mesafeden

atlama yapılabilir, dolayısıyla çarpılma bu şekilde de vuku bulmuş olabilir.'

yönünde tespit yapıldıktan sonra, kazanın oluşmasında Hüseyin MÜNÜKLÜ'nün asli

kusurlu olduğu, davalı idarelere yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı

hususlarına yer verilmiştir.

Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş

olup, davacı tarafça bilirkişi raporuna itiraz edilmiş ise de yapılan itiraz

bilirkişi raporunu kusurlandırıcı nitelikte görülmemiş olup, uyuşmazlık

hakkında hüküm tesis edilebilmesi için yeterli görülmüştür.

Buna göre, davacılardan Hüseyin Münüklü' nün

kaldırım kenarında oturduğu sırada, trenlerin çalışmasını sağlayan elektrik

kablolarından birinin koparak kaldırıma temas etmesi sonucunda ağır şekilde

yaralandığından bahisle tazminat davası açılmış ise dedosyada yer alan tutanak ve

ifadelerden, yaralanma olayının, Hüseyin Münüklü’nün elindeki demir çubuk ile

trenlerin çalışmasını sağlayan elektrik tellerine dokunmak suretiyle meydana

geldiği sonucuna varılmış olup, söz konusu kaza; yaralanan kişinin kendi

kusurlu eyleminden kaynaklandığından, zarar ile idarece yürütülen faaliyet

arasında nedensellik bağı bulunmaması nedeniyle, idarenin tazminle sorumlu

tutulması mümkün bulunmamaktadı[r].

Açıklanan nedenlerle; davanın REDDİNE (karar

verildi)."

27.Söz konusu karar, Dairenin 22/6/2012 tarihli kararıyla

onanmış; başvurucunun karar düzeltme talebi de Dairenin 11/2/2014 tarihli

kararıyla reddedilmiştir.

28. Nihai karar 27/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş

olup 25/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

29. 6/1/1982

tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İptal ve tam yargı davaları” kenar

başlıklı 12. maddesi şöyledir:

"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari

işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya

tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri

gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu

husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın

tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra

tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde

de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır."

B. Uluslararası Hukuk

30. 9/12/1994 tarihli ve 4058 sayılı Kanun'la uygun bulunarak

27/1/1995 tarihli ve 22184 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 20/11/1989 tarihli

Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 1., 3. ve 6.

maddelerinin ilgili bölümlerişöyledir:

"Madde 1 -Bu Sözleşme uyarınca

çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu

hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Madde 3 - 1. Kamusal ya da özel sosyal yardım

kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan

ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.

2. Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da

kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönünde

tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu

amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.

(...)

Madde 6- 1. Taraf Devletler, her çocuğun temel

yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler.

2. Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün

olan azami çabayı gösterirler.”

31. 18/1/2001 tarihli ve 4620 sayılı Kanun'la uygun bulunarak

2/5/2002 tarihli ve 24743 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 25/1/1996 tarihli

Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin7. maddesi

şöyledir:

“ Çocuğu ilgilendiren davalarda gereksiz

gecikmelerden kaçınmak için adli makam süratli hareket edecek ve vermiş olduğu

kararların hızlı bir şekilde uygulanması için gerekli usule müteallik

düzenlemeler yapılacaktır. Acil durumlarda, uygun ve gerekli ise, adli makam,

kararlarının gecikmeden uygulanmasını öngören kararlar alma yetkisine sahip

olacaktır.”

32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygıyükümlülüğü"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki

alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan

hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar."

33. Sözleşme'nin "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili

bölümü şöyledir:

"1. Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur..."

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,

Sözleşme'nin 2. maddenin ilk cümlesinin, devletin yalnızca kasti ve hukuka

aykırı olarak ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda

devletlerin egemenlik yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak

için gerekli tedbirleri almalarına dair devletlere pozitif yükümlülük yüklediği

de hatırlatılmaktadır (L.C.B/İngiltere,

B. No: 23413/94, 9/6/1998, § 36).

35. AİHM’e göre Sözleşme’nin 2. maddesi, devletin sorumluluğunu

gerektirebilecek şartlar altında can kaybının bulunduğu durumlarda devlete

elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını korumak için oluşturulan yasal

ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin

durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak yeterli yargısal veya diğer tedbirleri

alma görevi yüklemektedir (Osman/İngiltere,

B. No: 23452/94,28/10/1998 §115; Paul ve

Audrey Edwards/İngiltere, B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). Mahkeme,

bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya olmasın- yaşama hakkının tehlikeye

girebileceği her türlü faaliyet bakımından da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye, [BD] B. No:

48939/99,31/11/ 2004, § 71).

36. AİHM; Ciechonska/Polonya (B.

No: 19776/04, 14/6/2011, § 67) başvurusunda devletin yaşama hakkını

güvence altına alma görevinin; kamuya açık alanlarda bireylerin güvenliğini

sağlamaya yönelik makul tedbirler almayı ve ciddi bir yaralanma ya da ölüm

olayının yaşanması durumunda olayların tespit edilmesi, hatalı kişilerin

sorumlu tutulması ve mağdura uygun telafinin sağlanması bakımından yeterli

nitelikteki yasal yolların mevcut olduğunu güvence altına alan etkili ve

bağımsız bir adli sisteme sahip olmayı kapsadığını kaydetmiştir.

37. Ancak AİHM'e göre

Sözleşme’nin2.maddesikapsamındayetkililerin pozitif yükümlülükleri

mutlak/koşulsuz (unqualified)

değildir. Yaşama yönelik varsayılan her tehdit, yetkilileri riski önlemek için

özel önlemler almaya zorlamaz. Özel önlemler alma yönünde bir görev, sadece

yetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri

ya da bilmeleri gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecede

hâkimiyetlerinin bulunduğu hâllerde ortaya çıkar (Finogevov ve Diğerleri/Rusya, B. No:18299/03 ve

27311/03,20/12/ 2011, § 209).

38. Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük, modern

toplumların güvenliğini sağlamadaki zorlukları, insan davranışlarının

öngörülemezliğini ve belirli bir faaliyete ilişkin tercihlerin önceliklere ve

kaynaklara göre yapılması gerektiğini akılda tutarak yetkililere imkânsız veya

aşırı bir sorumluluk yüklemeyecek şekilde yorumlanmalıdır (Finogevov ve Diğerleri,§ 209; Makaratzis/Yunanistan, B. No:

50385/99,20/12/2004,§ 69).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 13/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlığın Görüşü

40. Başvurucu, demir yolu hattındaki elektrik kablolarından

birinin koparak bulunduğu kaldırıma temas etmesi sonucunda yaralandığını, olaya

ilişkin ceza soruşturması ve tazminat davasında olayın gerçekleşme koşullarının

belirlenemediğini, idarenin gerçek ve yakın tehlikeye karşı vücut bütünlüğünü

korumak için çevre güvenliğini alma görevi bulunduğu hâlde ve olay tarihinde

dokuz yaşında bir çocuk olduğu da gözardı edilerek olaya ilişkin tüm

sorumluluğun üzerinde bırakıldığını ve söz konusu davanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa'nın 10., 17., 36. ve 40. maddelerinde

güvence altına alınan eşitlik ilkesi, kötü muamele yasağı ile adil yargılanma

ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlallerin tespiti

ile maddi ve manevi tazminata karar verilmesi taleplerinde bulunmuştur.

41. Bakanlık görüşünde, başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşama hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği ifade

edildikten sonra somut olayda dokuz yaşındaki bir çocuğun elektrik akımına

kapılmasının idarenin hizmetinin kötü işlemesi nedeniyle meydana gelip

gelmediğinin ve devletin, tehlikeli faaliyetlerden olan ulaşım faaliyetini

gerçekleştirdiği sırada söz konusu demir yolu hattının çevre güvenliğine

ilişkin her türlü makul tedbiri alıp almadığının araştırılmadığı

belirtilmiştir.

42. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında başvurusunun

değerlendirilmesinin sadece yaşama hakkı kapsamında değil başvuru dilekçesinde

belirttiği tüm anayasal haklar ve güvenceler bakımından da yapılması

gerektiğini ifade etmiştir.

B. Değerlendirme

43. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir."

44. Anayasa'nın “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

1- Uygulanabilirlik Yönünden

45. Somut olayda başvurucu hayattadır. Bu nedenle başvuruda

öncelikle yaşama hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasının uygulanabirliği hususunda bir değerlendirme yapmak gerekir.

46. Bir olayda yaşama hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi

için gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla

birlikte bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşama hakkı

çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür (Mehmet

Karadağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20.).

47. Somut olayda başvurucu, yüksek elektrik akımına kapıldığı

olaydan yaralı olarak kurtulmuş ise de söz konusu akımın öldürücü niteliği ve

başvurucunun fiziksel bütünlüğü üzerinde yarattığı etki diğer faktörle birlikte

gözönünde bulundurulduğunda başvurunun yaşama hakkı çerçevesinde incelenmesi

gerektiği sonucuna varılmıştır.

2. İnceleme Kapsamı Yönünden

48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

49. Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinde güvence altına alınan

adil yargılanma ve etkili başvuru hakları ile bağlantı kurularak başvurucu

tarafından ileri sürülen iddiaların yaşama hakkı kapsamında olduğu

değerlendirilmiş olup söz konusu iddialara ilişkin inceleme de bu çerçevede

yapılmıştır.

50. Başvurucu ayrıca, ilgili adli makamların idarenin

sorumluluğunu ortaya koymamalarının sebebinin söz konusu makamların çocuklara

karşı gösterdikleri ayrımcılık olduğunu, kendisinin de olay tarihinde çocuk

olması nedeniyle bu şekilde bir ayrımcılığa maruz bırakıldığını iddia ederek

yaşama hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğiniileri

sürmüştür.

51. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve

Sözleşme'nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine

yönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka

Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle

bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan

Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

52. Ayrımcılık iddiasının incelenebilmesi için başvurucunun

kendisiyle benzer durumdaki kişilere yönelik farklı uygulamaların meşru bir

temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayrımcı bir nedene

dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 50).

53.Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için

başvurucuların kendisi ile benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile

kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu

farklılığın meşru bir temeli olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil,

cinsel yönelim ve benzeri ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle

ortaya koyması gerekmekte olup somut olayda ise başvurucunun bu yöndeki

iddiasını temellendirecek somut bulgu ve kanıtlar ortaya koyamadığı

anlaşılmaktadır. Bu nedenle eşitlik ilkesi yönünden herhangi bir inceleme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

3. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

54. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan yaşama

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

4. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

55. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşama hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif

yükümlülükler yanında pozitif yükümlülükler de yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 50).

56. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin; yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını, kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve

hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır. Devlet, öncelikle yaşama hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı ve bununla da yetinmeyerek

gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü

tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).

57. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can

kaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi

gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama hakkına

yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları

gerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamda anılan yasal ve idari tedbirler,

yaşama hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerin

cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşama

hakkının tehlikeye girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

58. Öte yandan yaşama hakkının gerektirdiği pozitif

yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin

belirlenmesi, idari ve yargısal makamların takdirinde olan bir husustur. Hak ve

özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve

mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız

olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbir ile yerine getirilebilir (Bilal Turan ve diğerleri,B. No: 2013/2075,

4/12/2013, § 59).

59.Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin

bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda

makul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin gerçekleşmesini

önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insan

davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek

yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında pozitif

yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 53).

60. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

ayrıca usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır(Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu nedenle hukuki sorumluluğu ortaya

koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarında makul derecede

ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi, dolayısıyla derece mahkemelerinin

bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda, Anayasa’nın 17. maddesinin

gerektirdiği seviyede bir inceleme yapıp yapmadıklarının da değerlendirilmesi

gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek

hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin, daha sonra ortaya çıkabilecek benzer

hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel

olacaktır (Perihan Uçar, B. No:

2013/5860, 1/12/2015, § 52).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

61. Başvuruya konu olayda, başvurucunun dokuz yaşında bir

çocukken demir yolunda bulunan yüksek gerilim hattındaki kablolardan

kaynaklanan elektrik akımına kapılarak ağır bir şekilde yaralandığı ve bu

yaralanma sonucunda bedensel engelli kaldığı anlaşılmıştır. Bu, başvurucunun

doğruluğu kanıtlanamamış bir iddiası olarak kalmamış; ilgili adli makamlar

tarafından da kabul edilmiş bir olgudur. Tartışmalı olan husus ise söz konusu

olayın ne şekilde gerçekleştiğidir.

62. Bu noktada öncelikle demir yolu taşımacılığı faaliyetinin

niteliği itibarıyla kişilerin yaşamı ve vücut bütünlüğü bakımından birtakım

riskler içermesi sebebiyletehlikeli bir faaliyet olduğunu -devletin yaşamı

koruma yükümlülüğü bakımından- söylemek gerekir. Bu tehlikelilik nedeniyle kamu

makamları, demir yollarının işletilmesinde gerekli güvenlik tedbirlerini

almalı; trenlerin seyrüseferinde veya gar ve benzeri işletmelerde istenmeyen

ölüm ve yaralanma olaylarının önüne geçmek için makul ölçüler çerçevesinde

gerekenleri yapmalıdır.

63.İfade edilmesi gereken bir diğer husus da çocuklar, bedensel

veya zihinsel engelliler ya da benzeri durumda olan diğer kişilerin bu tür

tehlikeli faaliyetlere karşı korunmayadiğer kişilere göre daha fazla muhtaç

olduklarıdır. Başka bir ifadeyle çocuklar, yetişkinlerin sahip olduğu muhakeme

yeteneğine sahip olmadıklarından özel korunmaya muhtaçtır. Olaylara ve özelde

kendilerine yönelen tehlikeye karşı yetişkinlerden gösterilmesi beklenen asgari

davranış şekillerini sergilemelerini çocuklardan beklemek mümkün değildir.

64.Söz konusu yükümlülük, özellikle insan davranışlarının

öngörülemezliği nazara alınarak kamu makamları üzerinde aşırı bir yük

oluşturacak şekilde yorumlanmamalı (bkz. § 59) ise de anılan makamların tehlike

içeren faaliyetleri yürütürken insan davranışlarına ilişkin öngörülerinde,

çocukları ve özel korunmaya muhtaç olan diğer kişileri özellikle dikkate

almaları ve buna göre belirleyecekleri elverişli idari tedbirleri derhal

uygulamaya koymaları gerekmektedir. Başka deyişle kamu makamları, kişilerin

yaşamının ve vücut bütünlüklerinin korunması için gerekli tedbirleri alırken

özel korunmaya muhtaç kişileri de dikkate alarak davranmalıdır.

65. Dolayısıyla devletin yaşamı koruma yükümlülüğü açısından

yapılacak olan değerlendirmelerde, çocukların bedensel ve ruhsal gelişimlerini

dikkate almak ve buna göre bir sonuca varmak gerekir. Nitekim Anayasa

Mahkemesi, daha önce yapılan benzer bireysel başvurularda da yaşamı korumaya

yönelik alınması gerekli tedbirlerin niteliğini belirlerken çocukların söz

konusu özelliklerini gözetmiş ve buna göre bir sonuca varmıştır (Salih Ülgen ve diğerleri, B. No:

2013/6585, 18/9/2014; Adem Ülgen ve

diğerleri, B. No: 2013/6581, 25/2/2015).

66. Aksinin kabulü, özel korunmaya muhtaç olduklarında şüphe

bulunmayan çocuklara ancak yetişkinlerden beklenebilecek davranışları sergileme

yükümlülüğü yükleyecektir. Böyle bir kabul ise devletin, çocukların hayatta

kalması için mümkün olan azami çabayı göstermesine ilişkin ödevi ile hiçbir

şekilde bağdaşmaz.

67. Öte yandan devletin yaşamı korumaya ilişkin yükümlülüğü,

tehlikeye karşı aşırı tedbirsiz davranan kişiler bakımından da sınırsız bir

şekilde söz konusu olamaz. Ayrıca bu yükümlülük her durumda ve koşulda

tehlikeye karşı mutlak bir güvenlik sağlamayı da garanti etmez. Bununla

birlikte kamusal makamların gerekli güvenlik tedbirlerini almaları gerekirken

almamaları hâlinde özellikle korunmaya özel muhtaç kişilerin bu

tedbirsizliğinin, anılan makamların sorumluluklarını tamamen ortadan

kaldırmayacağını da belirtmek gerekir.

68.Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde ise yukarıda

ifade edildiği üzere olayın ne şekilde gerçekleştiği konusunda başvurucunun

iddiası ile ilgili adli makamlarda oluşan kanaatler arasında bazı farklılıklar

bulunduğu görülmektedir.

69. Başvurucu, demir yolu hattının yakınındaki bir kaldırımda

otururken kopmuş kablodan geçen akım nedeniyle yaralandığını ileri sürmektedir.

Olaya ilişkin ceza soruşturması ile tazminat davasında ise olayın başvurucunun

elindeki demir çubuk ile elektrik tellerine dokunması sonucunda gerçekleştiği

kabul edilmiştir.

70. Diğer taraftan olaya ilişkin ceza soruşturmasında ilgili

kolluk görevlileri tarafından tutulan defter ve tutanak ile tazminat davasında

düzenlenen bilirkişi raporunda; olayın gerçekleşme koşulları ne başvurucunun

iddiası ile ne de ilgili adli makamların bu konuda vardıkları sonuçla uygunluk

gösterse de başvurucunun demir yolundaki kablolardan kaynaklanan elektrik

akımına kapılması sonucu yaralandığında bir tereddüt olmadığından bu

farklılıkların, ayrıntıları aşağıda açıklanacağı üzere Anayasa Mahkemesinin

somut olaya ilişkin değerlendirmesi üzerinde herhangi bir etkisi

bulunmamaktadır.

71.Somut olayda, elektrik hattındaki gerilimin çok yüksek olduğu

bilirkişi raporu ile sabittir. Bu rapora göre hattaki gerilim o kadar yüksektir

ki elektrik enerjisi, kablolara dokunulmasa bile belli bir mesafedeki kişiye

ağır şekilde zarar verebilecek niteliktedir. Nitekim söz konusu akımın

başvurucunun vücut bütünlüğü üzerinde yarattığı etki de bu durumu açıkça ortaya

koymaktadır.

72. Demir yolu taşımacılığının yerine getirilmesi için tren

raylarının yakınında bulunması gereken bu enerji hattının varlığı, yukarıda

açıklandığı üzere kişilerin yaşamı bakımından tehlikeliliğe ilişkin belli bir

seviyeyi niteliği itibarıyla bünyesinde barındırmakta olan bu faaliyetin

tehlike seviyesini daha da artırmaktadır. Bu durumda kamu makamlarının anılan

faaliyetin yerine getirilmesi sırasında yetkileri dâhilindeki tüm imkânlarını

kullanarak gerekli tüm tedbirleri almaları gerektiğinde bir şüphe

bulunmamaktadır.

73. Başvuru konusu olaya ilişkin soruşturma ve dava sürecinde

ise, olayın gerçekleşmesinden çok uzun bir süre sonra incelemelerde bulunulması

ve benzeri eksiklikler gösterilmesi, ilgili güvenlik tedbirlerinin alınıp

alınmadığı hususunda bir belirsizliğe yol açmıştır. Bu durum, tazminat davasındaki

bilirkişi raporunda da belirtilmiş ve değerlendirme yapılırken güvenlik

önlemlerine ilişkin görüntülü tespitlerin olayın gerçekleşmesinden sekiz yıl

sonraki durumu yansıttığının akıldan çıkarılmaması gerektiği vurgulanmıştır

(bkz. § 24).

74. Ancak anılan süreçler sonucunda, olay tarihinde sadece dokuz

yaşında olan başvurucunun bir yaya üst geçitinden geçerken yerde bulduğu

çubukla yüksek gerilim hattına kolaylıkla ulaşabildiği kabul edildiğine göre bu

belirsizliğe rağmen olayda gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmış olduğunun

söylenebilmesi mümkün değildir.

75. Sonuç olarak somut olayda, kamu makamlarının

öngörebilecekleri yaşama yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğu ve

anılan makamların bu tehlikeyi önleyebilmek için makul ölçüler çerçevesinde

kendilerinden beklenebilecek herhangi bir tedbiri almadıkları kanaatine

varılmıştır.

76.Öte yandan somut olay, yaşama ilişkin etkili yargısal

korumanın sağlanıp sağlanmadığı bakımından da değerlendirilmelidir. Olaya

ilişkin tazminat davası, yaklaşık on iki yıl sonra sonuçlandırılabilmiştir.

Adli makamların değerlendirmelerinde, gerekli güvenlik önlemlerinin alınmamış

olduğunu gözetmeyerek sadece başvurucunun kusurlu, başka bir ifade ile

tedbirsiz davranışını dikkate aldıkları görülmektedir. Yukarıda ifade edildiği

üzere başvurucunun olaylara ve özelde kendisine yönelen tehlikeye karşı

yetişkinlerden göstermesi beklenen asgari davranış şekillerini sergileyerek

belli ölçülerde tedbirli olması kendisinden beklenemeyecek dokuz yaşında bir

çocuk olduğu hiç dikkate alınmamış ve başvurucu, tedbirsiz davranışta bulunduğu

gerekçe gösterilerek olayda tam kusurlu olarak kabul edilmiştir.

77. Söz konusu davadaki bu kabulün, yukarıda ifade edilen yaşamı

koruma yükümlülüğüne ilişkin ilkeler ile açıkça bağdaşmamasının yanında yetkili

mercilerin makul süratte hareket etmek adına olaya gösterdikleri tepkinin

derecesinin de yeterli olmadığı görülmüştür. Davanın ilerlemesine engel olan

herhangi bir unsur ya da güçlük bulunmamaktadır. Ayrıca dava, bu derece uzun

sürmesine sebebiyet verecek nitelikte bir karmaşıklığa da sahip değildir. Bu

nedenle bir çocuğu ilgilendirmesi de dikkate alındığında söz konusu davada,

yürürlükteki yargı sisteminde daha sonra ortaya çıkabilecek benzer -özel

korunmaya muhtaç kişilere yönelik- yaşama hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip

olunan önemli rolün zarar görmesine neden olabilecek şekilde makul süratle

hareket edilmediği kanaatine varılmıştır.

78. Oysa bu konuda azami oranda hassasiyet gösterilmesi,

kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve adalete olan

güvenin sarsılmaması açısından çok kritik bir öneme sahiptir.

79. Tüm açıklamalar ışığında söz konusu davanın yaşama yönelik

gerçek bir tehlikeye karşı etkili yargısal koruma sağlama ilkesiyle açıkça

bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

80. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşama hakkınınihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

5. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

81. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

82. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 300.000 TL maddi ve 300.000

TL manevi olmak üzere toplamda 600.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

83. Somut başvuruda yaşama hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

84.İhlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzereİstanbul 5. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

85. Yaşama hakkına ilişkin etkili yargısal koruma yükümlülüğünün

makul süratle hareket etme boyutunun da ihlaline karar verildiğinden yalnızca

ihlal tespitiyle ve yeniden yargılama yapılmasıyla giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 40.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

86. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

87. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşama

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin yaşama hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 5. İdare

Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net40.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Nahit GEZGİN

Başvurucu

:

Hüseyin

MÜNÜKLÜ

Vekili

:

Av. Ayşenur

DEMİRKALE

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/5973, 13 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ceza Soruşturması Süreci
  7. B. Tazminat Davası Süreci
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. B. No: 23452/94,28/10/1998 §115; Paul ve
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. VI. Hüküm
  16. A. Yaşama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  17. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşama
  18. E. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  19. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  20. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. Yıldırım
  22. Özgüldür
  23. Topal
  24. M. Emin KUZ
  25. Münüklü
  26. Demirkale
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/5973
Tarih
13 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • Gökay Dayan Başvurusu (B. No: 2014/12206)
  • Haider Subhi Amenn Amenn Başvurusu (B. No: 2016/5126)
  • Türkkan Kağıtçılık Yayıncılık Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/3496)
  • Gürkan Kaçar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/11855)
  • Haşim Özpolat Başvurusu (B. No: 2014/3140)
  • Erkan Telli Başvurusu (B. No: 2014/12631)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.