İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2017/36064 Tarih:

Yakup Şimşek Başvurusu (B. No: 2017/36064)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

YAKUP ŞİMŞEK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/36064)

Karar Tarihi: 25/12/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar

kapsamında bir gazeteci hakkında uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluk süresinin

makul olmaması, tutukluluğa ilişkin kararların doğal hâkim ilkesine aykırı

olarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız olmayan bir hâkimlik/mahkeme tarafından

verilmesi, soruşturma dosyasına

erişimin kısıtlanması ve tutukluluk incelemelerinin ve itiraz incelemelerinin

duruşmalı ve kısa sürede incelenip karara bağlanmaması nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının; gözaltına alınılan ilk andan itibaren avukat

yardımından yararlandırılmama nedeniyle adil yargılanma hakkının; tutuklamaya

konu suçlamaların ifade özgürlüğü ve basın hürriyeti kapsamındaki eylemlere

ilişkin olması nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin, arama işleminin hukuki

olmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ve gözaltında iken bazı

uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/10/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve

yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında

Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 31/7/2016

tarihinde "15.07.2016 tarihinde

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından devletin bağımsızlığını zayıflatmak ve

birliğini bozmak amacına yönelik kalkışma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini

ortadan kaldırmaya, görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye

kalkışılmış, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın gördüğü

düzeni ortadan kaldırmaya, bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu

düzenin fiilen uygu1annasınnı önlemeye teşebbüs edilmiştir. Darbe girişimine

ilişkin, olaydan 9 ay 10 gün önce Zaman Gazetesi'nin reklam filmi olarak

05.10.2015 tarihinde basın yayın kuruluşlarında yayınlamnaya

başlanan ve darbe teşebbüsüne atıf mahiyetindeki ...reklam filminin yapımcıları

olduğu" gerekçesiyle başvurucu hakkında da FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasıyla bağlantılı olarak (Soruşturma

No: 2016/83705) soruşturma başlatılmış ve yakalama ve gözaltı kararları

verilmiştir.

9. Bu kararlar uyarınca başvurucu 1/8/2016 tarihinde Trabzon'da

babasına ait evde yakalanarak gözaltına alınmış ve ertesi gün hakkında

soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü İstanbul Emniyet Müdürlüğüne getirilmiştir.

Başvurucu 5/8/2016 tarihine kadar burada gözaltında tutulmuştur.

10. İstanbul Emniyet Müdürlüğünce 4/8/2016 tarihinde

başvurucunun ifadesine başvurulmuştur. Başvurucu ifadesinde;

i. Zaman gazetesinde 1991 yılında muhabir olarak işe

başladığını, 1992 yılında gazetenin Elazığ temsilciliğini yaptığını, 1994 yılında

İstanbul'da bulunan dağıtım büroları koordinatörlüğü görevini yaptıktan sonra

1997 yılında reklam müdür yardımcısı görevine getirildiğini, 1999 yıllında

reklam müdürü olduğunu, 2007 yılına kadar bu görevinin devam ettiğini,

ii. Başvurucu,2007-2010 yılları arasında gazete satış sorumlusu

görevini üstlendiğini, 2010 yılından sonra kayyumlar tarafından çıkışı yapılana

kadar olan süreçte marka pazarlama direktörü olarak görev yaptığını, marka

pazarlama direktörünün halkla ilişkiler ve tanıtım görevini yaptığını,

iii. Feza gazeteciliğin bünyesindeki Aksiyon dergisinin de üç

dört defa marka pazarlama ve tanıtım görevini üstlendiğini, 2014 yılı

itibarıyla 4/3/2016 tarihinde Zaman gazetesine kayyum atanıncaya kadarki sürede

T.S.nin sahibi olduğu ajans ile çalıştıklarını,

ajansın birden çok fikirleri getirdikten sonra şirket içinde bir değerlendirme

toplantısı yapıldığını, senaryonun getirildiği zaman yönetimde kimler müsaitse

o anda o kişilerce toplantı yapıldığını, toplantılara satış adeti sorumlusu F.K.,

Kültür Sanat ve Edebiyat Uzmanı A.Ç., Grafik Tasarım Sorumlusu F.Y. ve

kendisinin katıldığını, zaman zaman Genel Yayın Yönetmeni E.D. ve Genel Yayın

Yönetmen Yardımcısı M.K.nın da katıldığını, reklam

filmlerine Fetullah Gülen'in bir yönlendirmesinin

kesinlikle olmadığını,

iv. Zaman gazetesinin 2015 yılı güz dönemi reklam filmi hakkında

ise abone kampanyasının yayın satış ekibince başlatıldıktan sonra destek amaçlı

marka pazarlama birimi olarak kendisinin de reklam filmi ile her zaman olduğu

gibi reklam filminin konusunu belirleyip kampanya düzenlediklerini, daha önceki

kampanyalar ile 2015 yılı güz dönemi reklam filminin konusunun belirlenmesi,

projenin hazırlanması ve yayın tarihinin belirlenmesinde herhangi bir

değişiklik olmadan yapıldığını, ilk etapta konuyu abone sayısının düşük

olmasından dolayı yükseltmek amaçlı abone kayıpları yaşadıkları için geri

kazanmak amaçlı, abone kampanyasına desteği verebilmek için neler

yapabilecekleri hususunu anlaşmalı olduğu reklam ajansı sahibi T.S.ye Brief olarak

aktardığını, olabildiğince ekonomik olarak bir reklam hazırlamasını kendisinden

istediğini, konuyu T.S.ye gazete binasında yüz yüze konuşarak 2015 yılı Eylül

ayı içinde söylediğini, T.S.nin yaklaşık on gün sonra

gazeteye aynı konsepte beş değişik senaryo ile geldiğini, bu dönemde M.K.,

F.Y., A.Ç. ve kendisinin T.S.nin toplantısına

girdiklerini, alternatif olarak sunulan beş senaryoyu da beğendiklerini, 17-25

Aralık sürecinden sonra Zaman gazetesi ve okuyucularının sıkıntılı döneme

girdiğini, yürütülen bir soruşturmada gazetenin Genel Yayın Yönetmeni E.D.nin gözaltına alındığını, bütün bunların okuyucularında

bir umutsuzluğa, bir ümitsizliğe yol açtığını, abone sayısında ciddi kayıplar

yaşandığını, abone sayısını tekrar eskisi gibi geri kazanabilmek, yükseltebilmek

amaçlı umutsuzluğa kapılmaya gerek yok

duygusunu verebilecek şekilde T.S. tarafından hazırlanan masa üstü sunumlarının

beşini de kullanma kararı aldıklarını,

v. Fetullah Gülen'in yazdığıÇağ ve Nesil Serisi 9. kitabı olan Sükutun Çığlıkları isminde bir kitabın

olduğundan haberdar olmadığını, tamamen tesadüf olduğunu, yine reklam filminin

yayımlandığı tarih ile darbe girişiminin yaşandığı tarih arasındaki 9 ay 10

günlük sürenin olmasının tamamen tesadüf olduğunu beyan etmiştir.

11. Öte yandan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 29/7/2016

tarihinde, başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak 27/7/2016

tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren

25/7/2016 tarihli ve 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 3.

maddesinin (l) numaralı fıkrasının (l) bendi uyarınca kısıtlama kararı

verilmiştir.

12. Cumhuriyet Başsavcılığı 4/8/2016 tarihinde konuyla ilgili

tanık beyanlarına başvurmuştur. Bu kapsamda;

i. Tanık S.D. ifadesinde "...

Olay tarihinde Zaman gazetesinin genel yayın müdürlüğünü E.D. yapmaktaydı.

05/10/2015 tarihinde yayınlanan 9 ay 10 gün sonra darbe imalı reklamın

tarafımızca 'brif' adı verilen konusunu diğer

gazeteye ilişkin reklamlarda olduğu gibi E.D. ve gazetenin marka pazarlama

direktörü başvurucu belirlemiştir. Reklamın bu şekilde senaryosu belirlendikten

sonra başvurucu senaryoyu bana E.D.ye onaylattığını söylemişti. Ben reklamı 05

Ekim tarihinde yayınlanmasından 1-2 gün önce gördüğümde bir anlam veremedim.

Çünkü herhangi bir sebep sonuç bağlantısı yoktu. Birbirinden bağlantısız

figürler yer almakta olup ulusal ölçekte yayın yapan bir gazete için anlam

ifade etmiyordu. Siren sesleri ve ardından gelen yeni doğmuş bebeğin gülmesi

figürlerine bir anlam veremedim. Hatta başvurucuya niye bunun yayınlandığını

sordum. Hatta yayınlamamızın saçma olduğunu söyledim. O da bana E.D. ile

birlikte senaryoyu belirleyip onayladıklarını, bunun bir şekilde

yayınlanacağını, bana sadece görsel olarak fikrimi söylememi istedi. Ben

reklamın sadece fatura işleriyle ilgilendim. Reklam ise daha sonra T.M.S. nin reklam ajansı ... vasıtasıyla hazırlandı. T.S. piyasada

meşhur olarak bilinen bir reklamcıdır. Kendisinin reklam yayınlanmadan önce,

içeriğini gördükten sonra tepkisinin ne olduğunu bilmiyorum ..."

şeklinde beyanda bulunmuştur.

ii. T.H. ifadesinde "... 2016

yılı Mart ayına Zaman Gazetesine kayyum atanana kadar marka pazarlama sorumlusu

olarak çalışmaktaydım. Soruşturmaya konu 05/10/2015 tarihinde yayınlanan 9 ay

10 gün sonra darbe iması çağrıştıran reklam filminin senaryosu başvurucu ve

E.D. tarafından hazırlanmıştır. E.D. reklamın yayınladığı günün akşamında

gazetedeki görevinden istifa etmiştir. Neden istifa ettiğini bilmiyorum. Gazete

içerisinde istifa nedeni konusunda herhangi bir duyumum olmadı. Reklam fimi yayınlanmadan önce içerisindeki figürleri görünce bir

anlam veremedim. Bunun silahlı kuvvetler içerisindeki örgüt mensuplarına bir

mesaj olabileceği de aklıma gelmedi. Reklamı hazırlayan ... reklam ajansının

sahibi T.M.S. ile E.D. ve başvurucunun samimi olduklarını biliyorum ancak ne

kadar süredir tanıştıklarını bilmiyorum. Telefonda konuştukları zamanlarda

birbirleriyle samimi olarak konuşuyorlardı. T. nin

gözlemlediğim kadarıyla cemaat yapılanmasıyla bir ilişkisi olduğunu

düşünmüyorum ... Ancak saydığım şahıslarla ilişkisinin boyutunu bilemeyeceğim.

T., 17-25 Aralık 2013 sürecinden sonra gazetenin reklam işlerini yapmaya

başlamıştır. Brif kendisine verildikten sonra T.

reklamı şaşırtıcı bulduğu için reklamcılık açısından başarılı olabileceğini

düşündüğünü başvurucuya söylemişti ..." şeklinde beyanda

bulunmuştur.

13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 5/8/2016 tarihinde Türkiye

Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye

teşebbüs etme suçundan tutuklanması istemiyle başvurucuyu İstanbul 5. Sulh Ceza

Hâkimliğine sevk etmiştir.

14. Başvurucunun Hâkimlikteki ifadesi şöyledir:

"... Suçlamalar hususunda kollukta

sorulan sorulara ayrıntılı cevaplar verdim, kolluktaki ifadem doğrudur, ben

Zaman Gazetesinde marka pazarlama direktörü olarak görev yaptım, yaklaşık 25

yıl bu gazetede çalıştım, kayyum heyeti atanana kadar bu gazetede çalıştım,

ayrıntılı savunma yaptığım için kolluktaki savunmama ekleyeceğim bir husus

yoktur..."

15. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğince 5/8/2016 tarihinde,

başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir.

16. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü şöyledir:

" ... atılı suçun niteliği, mevcut delil

durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı,

atılı suçun yasada öngörülen cezasının üst sınırı, atılı suçun katalog

suçlardan oluşu, şüphelinin uzun bir süre FETÖ/PDY isimli silahlı terör

örgütünün adeta yayın organı olarak bilinen Zaman Gazetesi isimli gazetenin

marka pazarlama direktörü olarak görev yaptığı, bu örgütün 15.07.2016 tarihinde

darbe teşebbüsünde bulunduğu, şüphelinin çok uzun bir süreden beri bu örgütün

fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği, bu hususun tanık

beyanlarından da açık bir şekilde anlaşıldığı, buna göre şüphelinin atılı suçu

işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, bu aşamada adli kontrol

hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşıldığından ...

tutuklanmasına [karar verildi.]"

17. Başvurucu 12/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir. İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliğince 19/8/2016 tarihinde "Dosyada tutukluluk halinin sonlandırılmasını

gerektirecek yeni bir delil bulunmadığı ve İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliğinin

... kararının usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle

itirazın kesin olarak reddine

karar verilmiştir.

18. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 12/4/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya

veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti

Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs

etme, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör

örgütüne üye olma suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle

aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede başvurucu

dışında on altı şüpheli hakkında da benzer suçlardan cezalandırma talebinde

bulunulmuştur.

19. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin

yapısına, kamuoyunca bilinen isimleriyle "17-25

Aralık", "MİT tırları",

"Selam-Tevhid-Kudüs

Ordusu", "Tahşiye",

"Kozmik oda" ve "Balyoz" gibi soruşturmalarda veya bu

soruşturmalar sonucunda açılan davalarda anılan örgütün yargı ve emniyet

içindeki unsurlarını kendi amaçları doğrultusunda nasıl kullandığına ve

Hükûmeti devirmeye yönelik eylemlerine değinilmiştir. Devamında ise FETÖ/PDY

ile bağlantılarının bulunduğu ve darbe girişimine iştirak ettikleri

değerlendirilen Zaman, Today's Zaman, Taraf,

Samanyolu TV, Can Ezincan TV gibi örgütün medya

yapılanmasına dâhil olduğu belirtilen unsurlara yer verilmiştir.

20. Başvurucuyla ilgili suçlamalara esas alınan iddianamedeki

olgular şöyle özetlenebilir:

i. Başvurucunun FETÖ/PDY terör örgütünün yayın organı olan Zaman

gazetesinin marka pazarlama direktörü olarak görev yaptığı ileri sürülmüştür.

ii. İkametgâhında yapılan aramada Fetullah

Gülen tarafından yazılmış örgütsel doküman niteliğindeki kitapların bulunduğu

ileri sürülmüştür.

iii. Başvurucunun FETÖ/PDY'nin finans

kuruluşu olduğu belirtilen Bank Asyada hesap

hareketlerinin örgüte destek mahiyetinde olduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamda

başvurucunun eşi F.Ş.nin Bank Asyada

hesabının olduğu, bu hesabında 31/12/2013 ila 24/12/2014 tarihlerinde hesabında

45.527,63 TL'lik artış olduğu ve her iki çocuğunun aynı dönemde söz konusu

Bankada hesap açtırdıkları belirtilmiştir.

iv. Telefon kayıtlarına dayanılarak başvurucunun FETÖ/PDY'nin üst düzey yöneticilerinden oldukları iddia edilen

ve haklarında bu yapılanmayla bağlantılı suçlardan kamu davası açılan bazı

kişilerle (H.K., A.A., A.K., S.K., H.E., ve A.K.) iletişim hâlinde olduğu ileri

sürülmüştür.

21. İddianamede başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin olarak

yapılan hukuki değerlendirmenin ilgili bölümü şöyledir:

" örgütsel amaçlar doğrultusunda

öncesinden bildikleri darbe girişimine, maddi cebir kullanmak suretiyle iştirak

eden faillerin eyleminegirişime sözde neden teşkil

eden siyasal ve toplumsal kaos ortamının bulunduğuna ve bu ortamın

yaratılmasına yönelik örgütsel amaçla gerçekleştirilen kalkışma suçlarının

hareket unsurunun alt unsuru olan 'cebir' teriminin öncülü ve ayrı

düşünülemeyecek bir parçası olan söylem ve propagandalarda bulunmak, medya etki

gücünü kullanarak toplumun darbe girişimine karşı koymamasını telkin etmek veya

hücre tipi örgütlenme modeline göre teşkilatlanan Silahlı Kuvvetler

içerisindeki hücrelerin bir kısmının katıldığı darbe girişimine ilişkin talimat

iletmek suretiyle iştirak ettikleri, asli fail oldukları ... darbe girişimi

tarihinden önce haklarında 'silahlı terör örgütü yöneticisi olma' suçundan

açılan iddianame ve iddianamelerdeki eylem tarihlerinden sonra faaliyetlerine

devam ettikleri, ayrıca ... her birinin kendi bölümünde anlatılan başka soruturmalara konu eylemlerinin çeşitliliği ve yoğunluğu

nazara alınıp iş bu iddianamemize konu eylemleriyle birlikte

değerlendirildiğinde eylemlerin kalkışma suçlarıyla amaçlanan zarar tehlikesini

yaratmaya elverişli olduğu, tüm şüphelilerin eylemlerinin ise terör örgütünün

faaliyeti kapsamında aynı amaca yönelik olduğu için deliller ile eylemlerinin

hukuki vasıflandırılmasının birlikte değerlendirilebilmesini teminen aynı iddianameye konu edildiği anlaşılmakla;

...

... Üzerlerine atılı kalkışma suçları

niteliğindeki Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan

kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, anayasal düzeni

ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütünün üyesi olmaları

nedeniyle silahlı terör örgütüne üye olma suçlarını işlediklerinin kabulüyle

... cezalandırılmalarına ..." .

22. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 3/5/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2017/127 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

23. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 19/9/2017 tarihinde başvurucunun tutukluluğunun

devamına karar vermiştir.

24. Başvurucu 22/9/2017 tarihinde tutukluluk hâlinin devamına

ilişkin bu karara itiraz etmiştir. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince

9/10/2017 tarihinde itirazın reddine karar verilmiştir.

25. Başvurucu, anılan kararı 9/10/2016 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

26. Başvurucu 20/10/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

27. Cumhuriyet Savcısı 11/12/2017 tarihli duruşmada esas

hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Savcılık mütalaasında; iddianamede olduğu

üzere (bkz. §§ 20, 21) FETÖ/PDY hakkında genel bazı açıklamalara yer verilmiş,

başvurucunun da aralarında bulunduğu her bir sanık hakkında ayrı ayrı

değerlendirme yapılmıştır. Başvurucuyla ilgili değerlendirmeler genel olarak

iddianamede belirtilen olgularla aynı mahiyette olup bunlara ek olarak Zaman TV isimli Youtube kanalında "Zaman gazetesi reklam filmi- Sükutun Çığlığı-Ekim

2015" ismiyle 5/10/2015 tarihinde bir dakika süreli olarak

yayımlanan kayda değinilmiştir.

28. Mütalaada; Zaman gazetesinin 2015 yılı güz dönemine ait kısa

reklam filminin açıklama kısmında "Zaman

gazetesinin güz dönemi yeni abone kampanyası başladı. Ulusal kanalların yanı

sıra internet sitelerinde bu andan itibaren yayınlanmaya başlayan yeni reklam

filminde tek bir kelime bile kullanılmıyor." açıklamasının

yazılı olduğu, 20 saniyelik reklam filminin olağanüstü ve tehdit durumlarında

uyarı amaçlı çalınan siren sesleri eşliğinde boş görünümlü binaların, insansız

sokakların olduğu, terk edilmiş izlenimi veren bir yerleşim yerinin havadan

çekilmiş görüntüleriyle başladığı, ardından gülen, yeni doğmuş bir bebeğin

ekrana geldiği, akabinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) kullanmış olduğu

zırhlı araçlara ait top sesi eşliğinde Zaman gazetesinin logosunun göründüğü,

bu kısa reklam filminin sonunda duyulan top sesinin başlangıçta gösterilen

yerleşim yerinin bombalandığı algısını oluşturduğu ifade edilmiştir.

29. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/2/2018 tarihli

kararıyla başvurucunun cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti

Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka

bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

İddianamede ve mütalaada belirtilen delillere atıfla verilen kararın ilgi kısmı

şöyledir:

"... terör örgütüyle organik bağları

açıklanan medya unsurları sanıkların ... söz konusu reklam filminin hazırlanıp

yayınlanması eylemine ve anlatılan şekilde darbe girişimini önceden bilerek,

maddi cebir kullanmak suretiyle iştirak eden faillerin eylemine girişime sözde

neden teşkil eden siyasal ve toplumsal kaos ortamının bulunduğuna ve bu ortamın

yaratılmasına yönelik örgütsel amaçla gerçekleştirilen kalkışma suçlarının

hareket unsurunun alt unsuru olan 'cebir' teriminin öncülü ve ayrı

düşünülemeyecek bir parçası olan söylem ve propagandalarda bulunmak, hücre tipi

örgütlenme modeline göre teşkilatlanan Silahlı Kuvvetler içerisindeki FETÖ

hücrelerinin bir kısmının katıldığı darbe girişimine ilişkin talimat iletmek

suretiyle iştirak ettikleri ve bu nedenlerle üzerine atılı anayasal düzeni ortadan kaldırmaya

teşebbüs etme suçunun asli faili olduğu ... somut olayda sanığın eyleminin bir

bütün olarak TCK'nın 309/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı

anlaşılmakla .... cezalandırılmasına ... karar verilmiştir."

30. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinaf aşamasında derdesttir ve başvurucunun hükmen tutukluluk durumu devam

etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

31. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tazminat istemi" kenar başlıklı

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

32. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

" Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir."

33. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

34. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu

husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa

sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine

verilir ve bu husus kararda belirtilir."

35. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî

kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen

soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı

halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar

verilebilir.

…

(3)

Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe

tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,

belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin

çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam

konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

...

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde

bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme

süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence

miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,

gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim

etmek.

...

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk

etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere

gitmemek."

36. 668 sayılı KHK'nın "Soruşturma

ve kovuşturma işlemleri" kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili

bölümü şöyledir:

"...

l) Müdafiin dosya

içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının kararıyla kısıtlanabilir.

..."

37. 5237 sayılı Kanun'un "Hükûmete

karşı suç" kenar başlıklı 312. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye

Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen

veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezası verilir."

38. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı

Terörle Mücadele Kanunu'nun "Terör

tanımı" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;

baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,

Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik,

ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü

bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet

otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve

hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya

genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından

girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

39. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Birinci maddede belirlenen amaçlara

ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar

doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan

suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına

suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."

40. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında

yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

41. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları

işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya

adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin

olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan

cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine,

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 25/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Gözaltına Almanın

Hukuki Olmadığı ve Gözaltı Süresinin Makul Olmadığı İddiaları

a. Başvurucunun İddiaları

43. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi olmadığı hâlde yakalanarak gözaltına

alınması ve hakkında herhangi bir adli işlem yapılmadan beş gün gün boyunca

gözaltında tutulması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

44. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

46. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013,§§ 16, 17).

47. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

48. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı sonrasında

uygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri yönünden de bu

sürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, §§ 84-93).

49. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ve gözaltı süresinin uzun olduğuna ilişkin

iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığı

a.Başvurucunun İddiaları

51. Başvurucu; tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutuklamaya

neden olabilecek hiçbir maddi olgunun kararda gösterilmediğini, tutuklama

kararının gerekçesiz olduğunu ve tutuklama kararında adli kontrol tedbirlerinin

neden yetersiz kaldığının açıklanmadığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tahliye talebinde

bulunmuştur.

b. Değerlendirme

52. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

53. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,

savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez;

suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

54. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikayetinin özü tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

56. Anayasa Mahkemesi Aydın

Yavuz ve diğerleri (aynı kararda bkz. §§ 187-191) kararında,

olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin

bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel

hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir.

Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra

bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin

olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi

uyarınca yapılacaktır.

57. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonra

Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 21/7/2016 tarihinde

olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiş, daha sonra da olağanüstü hâl

birçok kez uzatılmıştır. Olağanüstü hâl ilanı nedenlerinin başında darbe teşebbüsü

gelmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 224, 226). Olağanüstü hâl ilanı ile darbe teşebbüsünden kaynaklanan

tehlikenin yanı sıra bu teşebbüsün arkasında olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY'den kaynaklanan tehdit ve tehlikenin de bertaraf

edilmesinin amaçlandığı görülmektedir (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 48, 229). Nitekim darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanmanın FETÖ/PDY olduğuna ilişkin kamu makamlarınca ve

soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmeler olgusal temellere

dayanmaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 216).

58. Başvurucunun tutuklandığı tarihte Türkiye'de olağanüstü hâl

yönetim usulü yürürlüktedir. Tutuklama kararında, başvurucunun darbe teşebbüsü

kapsamında bir suç işlediği ve darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu ileri sürülmüştür (bkz. §§ 8, 15, 162). Dolayısıyla başvurucunun tutuklanmasına

dayanak olan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili

olduğu görülmektedir.

59. Bu itibarla olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylar

kapsamında bir suçlamayla tutuklanan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

60. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

61. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

62. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

63. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesine

göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini

uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları

üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

64. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

65. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte

yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı

Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki

denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin

süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §

76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

66. Başvurucu, İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 5/8/2016

tarihli kararıyla tutuklanmıştır.

67. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün ardındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin

medya yapılanması içinde yer aldığı iddiasıyla yürütülen bir soruşturma (bkz. §

8) kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır (bkz. §§ 15, 16). Dolayısıyla başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

68. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

69. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararında başvurucunun

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya yapılanması içinde yer alan medya

organlarında görev yaptığı ve örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet yürüttüğü

belirtilmiştir (bkz. § 16).

70. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede ve mütalaada;

FETÖ/PDY'nin medya yapılanması içinde yer alan medya

organlarında görev yaptığına ve örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet

yürüttüğüne, Bank Asya hesabındaki hareketliliğe ve Zaman TV isimli Youtube kanalında "Zaman gazetesi reklam filmi- Sükutun Çığlığı-Ekim 2015"

ismiyle 5/10/2015 tarihinde bir dakika süreli olarak yayımlanan reklam filmine

dayanılmıştır (bkz. §§ 18, 20, 21,22, 30). 14 Temmuz gecesi yapılan darbe

girişimine zemin hazırlamak ve bunun için kamuoyunun algısını şekillendirmek

amacıyla bu reklamın yapıldığı belirtilmiştir. Reklama konu olayda belirtilen

doğumun olacağı günde ise askerî bir darbe teşebbüsü gerçekleşmiştir.

71. Soruşturma mercilerince Zaman gazetesinde marka pazarlama

direktörü olarak görev yapan başvurucunun söz konusu gazetenin reklamını konu

alan filmin hazırlanıp yayımlamasında sorumluluğunun bulunduğu, 15 Temmuz 2016

tarihinde FETÖ/PDY tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminden 9 ay 10 gün

önce yayımlanan bu reklam filmiyle -içeriği dikkate alınarak-

gerçekleştirileceğini önceden bildiği darbe girişiminin alt yapısını

oluşturmaya çalıştığı ve bu girişime iştirak ettiği ileri sürülmüştür. Bu

durumun terörle bağlantılı bir suç işlendiğine dair belirti olarak kabul

edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

72. Başvurucunun yukarıda belirtilen eylemleri nedeniyle

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/2/2018 tarihli kararıyla 5237 saylı

Kanun'un 309. maddesi uyarınca "cebir

ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni

ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu

düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etme" suçundan

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

73. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli

belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

74. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin

bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru

bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut

olayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

75. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken suça ilişkin

kanunda öngörülen ceza miktarına, isnat edilen suçun katalog suçlar arasında

olmasına, delilleri etkileme imkânın bulunmasına ve adli kontrolün yetersiz

kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir.

76. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen Türkiye Cumhuriyeti

Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme

suçu, Türk hukuk sisteminin öngördüğü ağır yaptırım olan ve "hapis"

cezasını gerektirmektedir. Başvurucu ayrıca hukuk sistemimizdeki en ağır

suçlardan birini işlediğinden bahisle en ağır ceza olan "cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti

Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka

bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs

etme" suçundan Mahkemece mahkum edilmiştir. İsnat edilen suça

ilişkin kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (Hüseyin Burçak,

B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Aydın Yavuz

ve diğerleri, § 275). Ayrıca anılan suçlar, 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği

"tutuklama nedeni varsayılabilen" suçlar arasındadır.

77. Darbe teşebbüsü sonrasındaki koşullar dolayısıyla soruşturma

konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların

güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin

yetersiz kalması söz konusu olabilir. Bu dönemde ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 271, 272;Selçuk

Özdemir,§§ 78, 79).

78. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 5.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.

79. Son olarak başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

80. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran

[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 64).

81. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suçlar için

öngörülen cezanın miktarını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

82. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

83. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

84. Başvurucu; tutuklama ve tutukluluğun devamı kararları ile itiraz

ve tahliye taleplerinin reddi kararlarının gerekçesiz olduğunu, tutukluluğun

devamını haklı gösterecek makul bir sebep de bulunmadığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

85. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Buna göre somut olayda başvurucunun iddialarının özü tutukluluğun makul

süreyi aştığına ilişkin olup başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkası kapsamında

incelenmesi gerekir.

86. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

87. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,

25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.

No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

88. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 16/2/2018 tarihinde mahkûmiyetine karar verilen (bkz. § 29)

başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu, başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

89. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin ve İstanbul 26. ve 27. Ağır Ceza Mahkemelerinin Bağımsız ve

Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

90. Başvurucu, soruşturma evresinde tutukluluğa ilişkin karar

veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız mahkeme güvencesini

sağlamadığını, ayrıca kovuşturma aşamasında yargılama ile birlikte tutukluluk

incelemesini yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi ile itiraz talebini

inceleyen 27. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/7/2016 tarihli Resmî Gazetede

yayımlanarak yürürlüğe giren 20/7/2016 tarihli 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi

nedeniyle hâkimlik teminatından yoksun olmaları nedeniyle bağımsız ve tarafsız

olmadıklarını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

91. Olağanüstü hâl ilanına konu olaylar kapsamında suçlanan

başvurucunun tutuklanmasına karar verildiği tarihte olağanüstü hâl devam

etmektedir. Bu itibarla başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasına

ve tutukluluğun devamına karar veren yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsız

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasına ve tutukluluğun

devamına karar veren mercinin başta Anayasa'nın 19.

maddesi olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı davranıp

davranmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

92. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız

mahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde ise

mahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin

kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz."

Bağımsızlık; mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerken yasamaya, yürütmeye,

davanın tarafları ile çevreye ve diğer yargı organlarına karşı bağımsız

olmasını, onların etkisi altında olmamasını ifade etmektedir (AYM, E.2014/164,

K.2015/12, 14/1/2015).

93. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsız

olup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların görev

süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsız

olduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 28).

94. Anayasa'nın 36. maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından

açıkça bahsedilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanın

tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı, adil yargılanma hakkının zımni

bir unsurudur. Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini

tamamlayan iki unsur olduğu dikkate alındığında -Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi

gereği- Anayasa'nın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).

95. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar

karşısında bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli

hâkimin tutumu üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu ve

yapılanmasıyla ilgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığı

izlenimini vermemesi gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerin

bağımsızlığı ile bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlık

ön koşulu gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecek

bir yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

96. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,

hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davaya

bakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısız

olması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesinde

vicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar ise

hukuk düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabi

kılınmıştır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

97. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve Hâkim ve

Savcılar Kurulu (HSK) tarafından yapılan atama sonucunda sulh ceza hâkimlerinin

-soruşturma aşamasında tutuklama tedbirine ilişkin karar vermek de dâhil olmak

üzere- kanun ile verilen görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Bağımsız ve

tarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyet

savcısının taleplerini reddederek şüpheliler lehine kararlar da verdikleri

bilinmektedir. Bu itibarla bazı soyut varsayımlardan hareket ederek ilgili

hâkimlerin bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hikmet

Kopar ve diğerleri, § 114; Hidayet

Karaca, § 78, Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

64-78).

98. Nitekim Anayasa Mahkemesi; sulh ceza hâkimlerinin de diğer

tüm hâkimler gibi HSK tarafından atandıkları ve Anayasa'nın 139. maddesinde

öngörülen hâkimlik teminatına sahip bulundukları, diğer tüm mahkemelerde olduğu

gibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik

teminatı esaslarına uygun olarak teşkilatlandırıldıkları, bunların yapılanması

ve işleyişinde tarafsız davranamayacakları sonucuna ulaşılmasını gerektiren herhangi

bir unsur bulunmadığı, ayrıca somut, nesnel ve inandırıcı delillerle hâkimin

tarafsızlığını yitirdiğinin ortaya konması durumunda davaya bakmasını

engelleyen usul hükümlerinin de bulunduğu gerekçeleriyle sulh ceza

hâkimliklerini ihdas eden kanun hükmünün iptali istemini reddetmiştir (AYM,

E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

99. Başvurucu ayrıca İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi ile itiraz

talebini inceleyen 27. Ağır Ceza Mahkemesinin 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi

nedeniyle hâkimlik teminatından yoksun olmaları nedeniyle bağımsız ve tarafsız

olmadıklarını ileri sürmüştür.

100. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yargı mensupları ile bu

meslekten sayılanlara ilişkin bazı tedbirler öngörülmüştür. Buna göre terör

örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı

faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,

mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı

olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek

Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten

çıkarılmalarına karar verileceği öngörülmüştür.

101. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 51, Mehmet Hasan Altan (2), §

12). Bu kapsamda hâkim ve savcılar hakkında da benzer tedbirler uygulanmıştır (Selçuk Özdemir, § 25). Dolayısıyla

getirilen bu düzenlemede tüm hâkim ve savcılar hakkında değil 15 Temmuz darbe

girişiminde bulunan FETÖ/PDY ile bağlantılı hâkim ve savcılar hakkında

meslekten çıkarma kararı verileceği belirtilmiştir. Bu bakımdan başvurucunun

tutukluluk incelemelerinde bulunan ağır ceza mahkemelerinin bağımsızlık ve

tarafsızlık güvencelerine aykırı bir yön bulunmamaktadır.

102. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğuna ilişkin

karar veren sulh ceza hâkimliklerinin ve tutukluluk hâlinin devamına ve

itirazlar hakkında karar veren ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

103. Buna göre başvurucunun sulh ceza hâkimliğince tutuklanmasının

ve tutukluluğunun ağır ceza mahkemelerince devam ettirilmesinin hakka dair

-başta 19., 37., 138., 139. ve 140. maddeler olmak üzere- Anayasa'da yer alan

güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde

yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

5. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

104. Başvurucu, soruşturma dosyasına ilişkin kısıtlama kararı nedeniyle

tutuklamaya karşı etkili bir şekilde itirazda bulunma imkânından yoksun

bırakıldığını ve silahların eşitliği ilkesine uyulmadığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

105. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizinci

fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

106. Başvurunun Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

107. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru

yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekir…”

108. Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından olan

başvuru süresine riayet edilmesi şartı, bireysel başvuru incelemesinin her

aşamasında resen dikkate alınması gereken bir başvuru koşuludur. Bireysel

başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (Taner Kurban, B. No: 2013/1582, 7/11/2013,

§§ 19, 20).

109. Somut olayda başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 12/4/2017 tarihli iddianamesi ile Türkiye Büyük Millet

Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme,

Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını

engellemeye teşebbüs etme, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve

silahlı terör örgütüne üye olma suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması

istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İstanbul 26.

Ağır Ceza Mahkemesi 3/5/2017 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş, ve E.2017/127 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkemece yapılan tensip incelemesinde

başvurucunun tutukluluğunun devamına ve ilk duruşmanın 19/6/2017 tarihinde

yapılmasına karar verilmiştir.

110. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 29/7/2016 tarihinde

başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak 668 sayılı KHK'nın 3.

maddesi uyarınca kısıtlama kararı verilmiştir (bkz. § 11).

111. Başvuru formu ve eklerinde kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte ve yargılama sırasında bu kısıtlamanın devam ettiği ileri

sürülmediğine göre İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul

edildiği 3/5/2017 tarihi (bkz. § 22) itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı

Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş

bulunmaktadır. İddianamenin kabulü kararının ve tensip zabtının

başvurucuya tebliğ tarihi tam olarak dosyadan anlaşılamamakta ise de başvurucunun

bu kararı en son ilk duruşmanın yapıldığı 19/6/2017 tarihinde öğrendiği kabul

edilmelidir (bkz. § 23). Başvurucunun bu tarih itibarıyla dosyaya erişim imkânı

bulunmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun dosyaya erişimin kısıtlanmasına yönelik

başvurusunu 19/6/2017 tarihinden itibaren otuz gün içinde en son 20/7/2017

tarihinde yapması gerekmektedir. Otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra

20/10/2017 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı bulunduğu

anlaşılmıştır.

112. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

6. Tutukluluğa İtirazın

Etkin Şekilde Değerlendirilmediği İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

113. Başvurucu, gözaltı sonrası tahliye taleplerinin ve

tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı itirazlarının duruşma yapılmadan

ve kısa süre içinde karara bağlanmadan değerlendirildiğini belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

114. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle iddialarını kanıtlamak ve dayanılan Anayasa hükmünün

kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki

iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu gücünün işlem,

eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile

dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile

ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu başvuru dilekçesinde

belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia

edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti

yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi

nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,

§§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No:

2013/1075, 30/6/2014, §§ 18, 19).

115. Somut olayda başvurucu, gözaltı sonrasında tahliye

taleplerinin ve itirazlarının duruşmalı yapılmadığını ve bunların kısa sürede

sonlandırılmadığını ileri sürmektedir. Buna karşılık başvurucu,bu

iddialarına ilişkin olarak hiçbir tarih, hâkimlik ya da mahkeme ismi

belirtmediği gibi herhangi bir belge de sunmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun

anılan iddialarının herhangi bir bilgi veya belgeye dayandırılmaksızın soyut

olarak dile getirildiği görülmektedir.

116. Bu itibarla başvurucu, bu bölümdeki ihlal iddiasına ilişkin

olarak delillerini sunma ve bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin

hangi nedenle ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki

yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.

117. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğa itiraz

bağlamında etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine dair iddiasının temellendirilmemiş

olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

1. Başvurucunun İddiaları

118. Başvurucu; gözaltına alındığı ilk andan itibaren avukat

yardımından yararlandırılmaması, ceza infaz kurumunda avukatıyla görüşmesinin

teknik kayda alınması ve görevli infaz memurunun huzurunda yapılması nedeniyle

savunma hakkı, avukatla görüşme hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

119. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Buna göre somut olayda başvurucunun iddialarının özü adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin olup başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin

Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.

120. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

121. Somut olayda başvurucu hakkındaki yargılamanın

sonuçlanmadığı, başvurucunun yargılaması sonunda yerel Mahkemece verilen

kararın istinaf incelemesinin devam ettiği (bkz. § 30), adil yargılanma hakkı

kapsamında ileri sürülen bu iddiaların yargılama sürecinde ve kanun yolunda

incelenmesi imkânının bulunduğu anlaşılmaktadır.

122. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Özel Hayata Saygı

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

1. Başvurucunun İddiaları

123. Başvurucu, yasal şartları bulunmayan ve hukuka aykırı

şekilde yapılan arama işlemleri nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

124. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

125. Arama tedbirinin hukuka aykırılığını tespit edip

gerektiğinde yeterli giderim sağlama potansiyeli olduğu kabul edilen 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen yola başvurulduğunda derece

mahkemelerinin hukuka aykırılığı tespit ederken ve yeterli giderim sağlama

hususlarında karar verirken tedbirin özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil

edip etmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almak

durumunda olduğu açıktır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinde

öngörülen yol, arama tedbirinin özel hayata saygı hakkına müdahale ettiği

durumlarda da etkili bir başvuru yolu niteliğindedir (Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis Yayıncılık San. ve Tic.

A.Ş., B. No: 2014/18247, 20/12/2017, § 30; el koyma tedbiri yönünden

bkz. Nuray Işık, B. No: 2014/7561,

28/9/2016, § 68).

126. Somut olayda başvurucunun hukuk sisteminde mevcut idari ve

yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

127. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

D. İfade ve Basın

Özgürlüklerinin İhlal edildiği İddiası

1. Başvurucunun İddiaları

128. Başvurucu, basın özgürlüğü kapsamındaki faaliyetleri

nedeniyle hakkında tutuklanmasının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğini

iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

129. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte; daha sonra tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), §§ 157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,

4/12/2013, §§ 105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§

61-75; Faysal Sarıyıldız, B. No:

2014/9, 3/1/2014, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, B. No: 2013/9895, 2/1/2014,

§§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§

60-74).

130. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 66-83). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate

alındığında başvurucunun yalnızca ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemleri

nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı

bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

131. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin

bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

132. Başvurucu; dar ve sağlıksız koşullarda dört gün boyunca

gözaltında tutulduğunu, en temel insani ihtiyaçlarını giderme konusunda zorluk

çıkarıldığını ve kamu görevlilerinin tehdit ve hakaretlerine maruz kaldığını

belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

133. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

134. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak başvurucu, genel olarak gözaltında iken kamu görevlileri

tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltı

koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki

iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andan

itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi

olduğu görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğinden

bahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı

kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların

Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge

bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucunun

anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması

gerekmektedir.

135. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarına ilişkin

şikâyetler yönünden ise başvurucunun iddialarını iletebileceği ve yapıldığını

iddia ettiği kötü muameleye derhâl son verilmesini isteyebileceği idari ve

yargısal merciler bulunmaktadır. Bu kapsamda başvurucu, şikâyetlerini öncelikle

yetkili yargısal mercilere iletip tutulma yeri ve koşulları sebebiyle kötü

muameleye maruz bırakıldığını ileri sürebilecek ve bu koşulların en kısa

zamanda uygun hâle getirilmesini isteyebilecekken bu yollara başvurmamıştır

(benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Mehmet

Baransu, B. No: 2015/8046, 19/11/2015, §

30). Başvurucunun şikâyetleri dikkate alındığında mevcut başvuru yollarının

ulaşılabilir, şikâyetleri açısından telafi imkânına sahip ve bir çözüm

sağlayabilecek nitelikte olmadığını söyleyebilmeyi mümkün kılan bir sebep

bulunmadığından başvuru yollarının tüketilmesi kuralına istisna tanınmasını

gerektiren bir durumun da olmadığı görülmektedir (benzer yöndeki bir

değerlendirme için Didem Tütenk,

B. No: 2013/7525, 10/6/2015, §§ 40, 41).

136. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini ve varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

137. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları

tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A) 1. Gözaltının hukuki olmaması ve gözaltı süresinin makul

olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliğinin ve mahkemelerin bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

6. Tutukluluğa itirazın etkin şekilde değerlendirilmediğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

25/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Hüseyin

TURAN

Başvurucu

:

Yakup ŞİMŞEK

Vekili

:

Av. Mesut

YAZICI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/36064, 25 Aralık 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası