İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yaşar Demir Başvurusu (B. No: 2013/2506)

1. Başvurucu 1997 yılında açtığı hukuk davasının yaklaşık on

Başvuru No2013/2506Tarih20 Kasım 2014Okuma19 dk · 3.864 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yaşar Demir Başvurusu

Karar tarihi
20 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2013/2506
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.864 kelime·19 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu 1997 yılında açtığı hukuk davasının yaklaşık on

altı yıl sonra hükme bağlandığını ve verilen kararda tapu kayıtlarının nazara

alınmadığını, bu nedenle Anayasa’nın 10., 35., 36.,

138. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek,

ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılmasına ve uğradığı maddi ve manevi

zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 15/4/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 11/6/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

3. Bölüm tarafından 17/9/2013

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için 23/9/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 25/11/2013 tarihli görüş yazısı başvurucuya

tebliğ edilmiştir. Başvurucu Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal

süresi içerisinde 10/12/2013 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

5. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Ankara ili Gölbaşı ilçesi İncek

köyü 534 parsel sayılı taşınmaz Ankara Tapulama Mahkemesinin E.1961/256 sayılı

dava dosyasında yargılama konusu olmuş, ancak mahkeme tarafından keşif sonrası

bilirkişi tarafından çizilen krokide (a) harfi ile gösterilen bu taşınmaz

hakkında olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmamıştır.

7. Bu durum üzerine aynı mahkeme tarafından 6/12/1975 tarih ve E.1961/256, K.1975/23 müteferrik sayılı

karar ile taşınmazın tavzih yolu ile tapuya tesciline karar verilmiş, taşınmaz

27/11/1987 tarihinde 3366 yevmiye numarası ile 534 parsel numarası altında tapu

kütüğüne tescil edilmiştir.

8. Mahkeme tarafından verilen bu tavzih kararı temyiz

üzerine, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin E.1991/14174, K.1992/10545 sayılı ilamı

ile bozulmuş, bozma ilamı doğrultusunda Gölbaşı Kadastro Mahkemesinin 12/8/1997 tarih ve E.1996/1,K.1997/1 sayılı kararı ile

Ankara Tapulama Mahkemesinin tavzih kararının usulsüzlüğüne ve hükümsüzlüğüne

karar verilmiştir.

9. Başvurucu tarafından 24/9/1997

tarihinde Ankara ili Gölbaşı ilçesi İncek köyü 534

parsel sayılı bu taşınmaza ilişkin tapu kaydının yolsuz tescil nedeniyle iptali

ve tescili için tapu iptal ve tescil davası açılmıştır.

10. Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinin 3/3/1998

tarih ve E.1997/372, K.1998/183 sayılı kararıyla bir mahkeme kararı ile tapu

siciline kaydedilen ayni bir hak için yolsuz tescil iddiasında bulunulamayacağı

gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.

11. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk

Dairesinin 28/10/1998 tarih ve E.1998/4818,

K.1998/11113 sayılı ilamı ile “…Gölbaşı

Kadastro Mahkemesinin 1996/1 esas ve 1997/1 sayılı kararı taraflara tebliğ

edilip kesinleşmemiştir. Bu nedenle temyize konu iş bu davada Gölbaşı Asliye

Hukuk Mahkemesinin kadastro mahkemesinin kararının kesinleşmesini beklemesi

gerekmektedir…” şeklindeki gerekçe ile ilk derece mahkemesince

kurulan hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

12. Yargıtayın bozma ilamı doğrultusunda

yargılamaya devam eden Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesi, 11/3/2008

tarih ve E.1999/38, K.2008/142 sayılı kararı ile Tapulama Mahkemesi dosyasında

535 parsel sayılı taşınmaz yönünden hükmen oluşturulan sicildeki hak sahibi

kişi ve payların dava konusu 534 parsel sayılı taşınmaz için de geçerli olduğu

ve davacıların davayı açmakta haklı oldukları gerekçesi ile davanın kabulüne

karar vermiştir.

13. Belirtilen hüküm temyiz edilmekle Yargıtay 8. Hukuk

Dairesinin 6/10/2008 tarih ve E.2008/3012, K.2008/4626

sayılı ilamı ile “… davacıların

dava konusu taşınmazı edinip edinmediklerinin belirlenmesi, bu konuda

kendilerine delillerini sunmak üzere süre ve imkan tanınması, mülkiyet hakkının

doğduğu belirlendikten sora davalıların kazanımlarında kötü niyetli olup

olmadığı hususunda davacıların delillerinin sorulması, davalılar karşı delil

gösterdikleri takdirde onların da toplanıp birlikte değerlendirilerek sonucuna

göre bir karar verilmesi gerekirken bu yönler üzerinde durulmaksızın yazılı

şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir…” şeklindeki

gerekçe ile bozulmuştur.

14. Bozma kararı sonrası Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinin

E.2009/480 sırasına kaydı yapılan davanın yürütülen yargılaması neticesinde

Mahkemenin 24/3/2011 tarih ve E.2009/480, K.2011/216

sayılı kararı ile davacı tarafın mülkiyet hakkının ispat edilemediği

gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.

15. Tarafların temyizi üzerine bu karar Yargıtay 8. Hukuk

Dairesinin 22/5/2012 tarih ve E.2012/1967, K.2012/4684

sayılı ilamı ile onanmıştır.

16. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 14/3/2013

tarih ve E.2012/11319, K.2013/3551 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

17. Bu karar başvurucu vekiline 12/4/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu tarafından bu karar aleyhine 15/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili

Hukuk

18. 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu’nun 1023. maddesi şöyledir:

“Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle

dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı

korunur.”

19. 4721 sayılı Kanun’un 1024. maddesi şöyledir:

“Bir ayni hak yolsuz olarak

tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile

dayanamaz.

Bağlayıcı olmayan bir hukuki

işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur.

Böyle bir tescil yüzünden ayni

hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü

kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 20/11/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 15/4/2013 tarih ve 2013/2506 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, dava konusu taşınmazın daha önce dava konusu

yapıldığı Gölbaşı Kadastro Mahkemesinin E.1961/256 sayılı dosyasında bulunan

1/11/1974 tarihli raporda belirtilen 292/a bölümünün maliklerinden olduğunu, bu

mahkemece dava konusu 292/a bölümünün eksik bırakıldığını, kesinleşen bu

hükümden sonra Ankara Tapulama Mahkemesinin 6/12/1975 tarih ve E.1961/256,

K.1975/23 müteferrik sayılı kararı ile sahte bir tavzih kararının ihdas

edildiğini, bu sahte tavzih kararının temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 16.

Hukuk Dairesinin E.1991/14174, K.1992/10545 sayılı ilamı ile sahte tavzih

kararının usul ve esastan bozulduğunu, Gölbaşı Kadastro Mahkemesinin bu ilama

uyarak sahte tavzih kararının usulsüzlüğüne ve hükümsüzlüğüne karar verdiğini,

sahte bir tavzih kararı ile oluşturulan tapu kütüğü nedeniyle mülkiyet hakkının

ortadan kalktığını, Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, Gölbaşı/Ankara

Kadastro Mahkemesinin E.1996/1, K.1997/1 sayılı dosyası içerisindeki müşterek

rapor adlı belgenin ve tapu kayıtlarının göz ardı edildiğini, söz konusu

kararın Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından onaylandığını, taşınmaz hakkında

1997 yılında açmış olduğu davanın makul bir sürede sonuçlandırılmaması, ayrıca

verilen hükümde 1/11/1974 tarihli raporda belirtilen 292/a bölümüne ait tapu

kaydı ve tespit tutanaklarının göz önünde bulundurulmaması nedeniyle

Anayasa’nın 10., 35., 36., 138. ve 141. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

22. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde başvurucunun, açmış olduğu tapu iptali ve tescil davasında,

davanın kanıtlanmamış olması nedeniyle reddine dair verilen kararın Yargıtay 8.

Hukuk Dairesi tarafından onanması suretiyle, kanun önünde eşitlik ilkesinin ve

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmış ise de, ihlal

iddiaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu iddiaların özü, söz konusu

kararın adil olmadığı hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple

başvurucuların ihlal iddiaları adil yargılanma hakkı çerçevesinde

değerlendirilmiştir

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın

Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

23. Başvurucu Ankara ili Gölbaşı ilçesi

İncek köyünde bulunan 534 parsel sayılı taşınmazın

sahte ve düzmece tavzih kararı ile oluşturulduğu iddiası ile söz konusu tapu

kaydının iptali ve hak sahipleri adına tescili için açılan davada, Gölbaşı

Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, Gölbaşı/Ankara Kadastro Mahkemesinin

E.1996/1, K.1997/1 sayılı dosyası içerisindeki müşterek rapor adlı belgenin ve

tapu kayıtlarının göz ardı edildiğini, söz konusu kararın Yargıtay 8. Hukuk Dairesi

tarafından onaylandığını, bu suretle kanun önünde eşitlik, mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda

inceleme yapılamaz”

25. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı

45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

26. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme,… açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

27. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir

mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir

temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının

belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

28. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir.

29. Bir anayasal hakkın ihlali

iddiası içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden

incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve

Kanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin

olduğu açıktır. (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 25).

30. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26).

31. Başvurucu her ne kadar derece

mahkemeleri tarafından dosya içerisindeki kayıt ve belgelerin hatalı

yorumlandığını ve bir kısmının dikkate alınmadığını iddia etmiş ise de başvurucunun

ileri sürdüğü bu iddiaların derece mahkemelerinin delilleri değerlendirmesine

ve konuya ilişkin hukuk kurallarının mahkemeler tarafından yorumlanmasına

ilişkin olduğu, nihai olarak lehe olmayan mahkeme kararının sonucundan şikâyet

edildiği, bununla birlikte başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların ve delillerin

derece mahkemeleri tarafından değerlendirilerek karşılandığı anlaşılmaktadır.

32. Somut olayda Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesi, karara

bağladığı tapu iptali ve tescil davasında, davacı tarafın mülkiyet hakkının

ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Mahkemece 4721

sayılı Kanun hükümleri dikkate alınarak oluşan vicdani kanaate ve

değerlendirmeye göre hukuki bir sonuca ulaşılmış olup verilen karar Yargıtay

denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu tarafından açılan davanın hangi

nedenlerle reddedildiğine derece mahkemelerince hüküm gerekçelerinde yer

verilmiş olup söz konusu kararda tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları

deliller değerlendirilerek, ilgili hukuk kuralları da yorumlanmak suretiyle bir

sonuca ulaşılmıştır. Bu çerçevede, derece mahkemesi kararlarında bariz takdir

hatası veya açıkça keyfilik bulunmadığı anlaşılmaktadır.

33. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesi kararının

bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik de içermediği anlaşıldığından

başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli

Karar Hakkına İlişkin Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

34. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak

yazılır.”

35. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü

kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hak

arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B.

No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

37. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmekte olup, bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede

yargılanma hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan gerek AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar

hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§

38).

38. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26). Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine

göre değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki bir

gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (B. No:

2012/1034, 20/3/2014, § 33).

39. Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme

kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven

duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını

mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara

karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi

bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez (B.

No: 2012/1034, 20/3/2014, § 34).

40. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (B. No:

2012/1269, 8/5/2014, § 53), başvurucuların dile

getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara

ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usuli

haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde

tartışılmaması gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir (B. No:

2012/603, 20/2/2014, § 49).

41. Somut olayda, yukarıda açıklandığı üzere (§ 32) ilk

derece Mahkemesi, tarafların iddialarını dinleyip delillerini topladıktan sonra

hak ve nasafet kurallarından ve emredici hukuk

normlarından hareketle bir sonuca ulaşmıştır. Mahkeme kararında da açıkça

vurgulandığı üzere “başvurucu tarafından

dava konusu yerin edinildiği kesin olarak belgelendirilememiştir.”

Başvurucu tarafından açılan tapu iptali ve tescil davasında davanın niteliği

gereği davalı tarafın edimlerinde kötü niyetli oldukları yönündeki ispat

külfeti davacı tarafa yani bir başka anlatımla başvurucuya aittir. Mahkeme

tarafından 4721 sayılı Kanun’un 1023. maddesi dikkate alınarak “tescil talebinin üzerinden uzun yılların geçmiş

olması, tescilden sonra bir çok kez devir ve temlik

ile taşınmazın bulunduğu yerde imar uygulamasının yapılmış olması ve bu

işlemlerin tapu sicilindeki kayda dayalı olarak gerçekleştirilmesi karşısında

yolsuz tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka ayni hak elde eden

üçüncü kişilerin bu haklarının korunmasındaki zorunluluk” gerekçe

gösterilerek davacı tarafından dosyaya ibraz edilen belgelere ve ileri sürülen

iddialara üstünlük tanınmamış ve davanın hangi gerekçelerle reddedildiğine

ayrıntılı olarak gerekçeli kararda yer verilmiştir. Bu itibarla ilk derece

Mahkemesinin kararının gerekçesiz olduğundan bahsedilemez.

42. Öte yandan ilk derece Mahkemesi

kararı, temyiz merciince, “…dosya

muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan

bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis

edildiğine göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul, kanun ve

bozma gereklerine uygun bulunan hükmün onanmasına…” şeklinde gerekçe

belirtilerek onanmıştır. Temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını

uygun bulması halinde, bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da atıf yaparak

kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, onama veya bozma

kararında temyiz merciinin, derece mahkemesinin kararını ana unsurlarıyla

incelediğini göstermesidir (B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 50).

43. Açıklanan nedenlerle, derece Mahkemeleri kararları ve

gerekçelerinde açık bir ihlal saptanmadığından, başvurucunun bu yöndeki iddiası

da “açıkça dayanaktan yoksun”

bulunmuştur.

c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

İddiası

44. Başvurunun incelenmesi neticesinde, makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

45. Başvurucu, açılan tapu iptali ve tescil davasında

yargılamanın 16 yıl sürdüğünü ve bu sürenin uzun olması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru formu ve

eklerinin incelenmesi neticesinde başvurucunun 24/9/1997

tarihinde Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davanın makul sürede

tamamlanmamış olduğunu ileri sürdüğü anlaşıldığından incelemenin bu dosyaya

münhasıran yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

46. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18).

47. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

48. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

49. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

50. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

51. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

52. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından ayrı ayrı

değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

40).

53. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

41–45).

54. Ancak, belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın

gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

55. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre

değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gerekir.

56. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı,

başvurucu tarafından bireysel başvuruya konu edilen tapu iptali ve tescil

davasının açıldığı tarih olan 24/9/1997 tarihidir.

57. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Bu kapsamda, somut

yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun karar

düzeltme talebi hakkında verilen Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin karar tarihi olan

14/3/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

58. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın

başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

59. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, 24/9/1997 tarihinde, Ankara ili Gölbaşı ilçesi İncek köyü 534 parsel numaralı taşınmaza ait sahte ve

hukuka aykırı olarak oluşturulduğu iddia edilen tapu kaydının iptali ile hak

sahipleri adına miras payları oranında tescili talebiyle açılan tapu iptali ve

tescil davasında ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verildiği,

kararın temyiz incelemesi neticesinde bozulduğu, bozma kararı doğrultusunda

yargılamaya devam eden Mahkemece, bozma ilamı gereğince gerekli noksanlıkların

ikame edildiği ve 24/3/2011 tarihli kararla davanın reddine karar verildiği,

anılan kararın, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22/5/2012 tarihli ilamı ile

onandığı, başvurucunun karar düzeltme talebinin ise 14/3/2013 tarihinde reddedildiği,

bu kararla birlikte neticelenen yargılama faaliyetinin toplam 15 yıl 5 ayı

aştığı anlaşılmaktadır.

60. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesi

önünde sürdüğü görülmekle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları

konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu

olduğu ve 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede

çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır.

61. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§§ 54-64). Başvuruya konu alacak davası, hukuki meselenin çözümündeki güçlük,

maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller,

taraf sayısı gibi kriterler dikkate alındığında

karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucuların tutum ve davranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırken özensiz davranmalarıyla

yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez. Söz konusu

davanın niteliği, başvurucu açısından taşıdığı değer ve başvurucunun davadaki

menfaati dikkate alındığında, 15 yıl 5 ayı aşan yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

62. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

63. Başvurucu, adil yargılanma

hakkının ihlal edilmiş olması nedeniyle 5.000.000,00 TL maddi, 5.000.000,00 TL

manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

64. 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “Kararlar” kenar

başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

65. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık 15 yıl 5 ayı aşkın yargılama süresi nazara

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net

16.600,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

66. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

67. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Davanın

sonucuna ilişkin kanun önünde eşitlik, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının

ihlali iddialarının "açıkça dayanaktan

yoksunluk " nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 16.600,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

20/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Seyit Abdulhakim ŞAHİN Başvurucu : Yaşar DEMİR Vekili : Av. Bahattin YAVUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2506, 20 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olaylar Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. M. Emin KUZ
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2506
Tarih
20 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Erdal Ergül Başvurusu (B. No: 2014/1203)
  • Uğur Gürel Başvurusu (B. No: 2014/2436)
  • Ali Abdüssemetoğlu Başvurusu (B. No: 2014/4745)
  • Yasin Kaya Başvurusu (B. No: 2014/2622)
  • Türkiye İş Bankası A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/6192)
  • Mehmet Aksu Başvurusu (B. No: 2012/637)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.