İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Aksu Başvurusu (B. No: 2012/637)

1. Başvurucu, kuvvetli suç

Başvuru No2012/637Tarih5 Kasım 2014Okuma23 dk · 4.621 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Aksu Başvurusu

Karar tarihi
5 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2012/637
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.621 kelime·23 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, kuvvetli suç

şüphesi bulunmadığı halde tutuklandığı ve tutukluluk halinin devam

ettirildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 15/11/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış

ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 8/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüm’e

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 29/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurunun bir örneğinin Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı görüşünü 31/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 10/4/2014

tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, diyeceklerini süresi içinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) mülga 250. maddesi ile görevli İzmir Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince “suç

işlemek amacıyla örgüt kurmak, bu örgüte üye olmak, fuhuş, insan ticareti,

şantaj, tehdit, özel hayatın gizliğini ihlal, kişisel verileri kayıt altına

alma” suçlarının işlendiği şüphesiyle yürütülen 2010/640 sayılı

soruşturma kapsamında 9/5/2012 tarihinde başvurucu gözaltına alınmıştır.

9. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. maddesi ile

görevli) tarafından 12/5/2012 tarih ve 2012/17 sorgu

sayılı kararında başvurucu, B.Ö.’nın sahibi bulunduğu

şirketlerin muhasebe müdürlüğü ve mali koordinatörlüğünü yaptığını ve

suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir. Mahkemece,

"suç işlemek amacıyla kurulan örgüte

üye olma ve devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme"

suçlarından dolayı, “suçların niteliği,

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların mevcudiyeti, mevcut delil

durumu, delillerin henüz tamamen toplanmamış olması, delilleri yok etme,

gizleme ile kaçma hususunda kuvvetli ve ciddi şüphe olması ve atılı suçların

kanunda öngörülen ceza miktarları dikkate alınarak” başvurucunun

tutuklanmasına karar verilmiştir.

10. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş, İzmir 8. Ağır

Ceza Mahkemesi 18/6/2012 tarih ve 2012/1869 sayılı karar ile "yapılan incelemede ... atılı

suçların niteliği, mevcut delil durumu, yasada belirtilen bir tutuklama

nedeninin mevcut olması ve şüpheli haklarında isnat edilen suçların ceza

miktarı değerlendirildiğinde kaçma şüphesinin mevcut olduğu ve bu şekilde CMK.nun 100. maddesindeki

tutuklama koşulları ortadan kalkmadığından ... itirazının

reddine" karar vermiştir.

11. Cumhuriyet Başsavcıvekilliğinin

6/8/2012 tarih ve 2010/640 sayılı talebi üzerine (12/4/1991 tarih ve 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesi ile görevli) İzmir 1 No.lu Hakimliğinin, 6/8/2012 tarih ve 2012/318 sayılı kararı ile

başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Dosya kapsamındaki

delillerle ilgili ayrıntılı açıklamalar içeren kararın ilgili kısımları

şöyledir:

"... Şüpheli Mehmet Aksu

açısından yapılan değerlendirme;

Şüpheli Mehmet Aksu'nun suç örgütü içerisinde

şüpheli B.Ö.'nın talimatlarına göre hareket ettiğini

gösterir telefon görüşmelerine ilişkin tape kayıtları

ile şüpheli B.Ö.'nın usulüne uygun şekilde tespit

edilen iletişim tespiti tutanakları, teknik takip izleme tutanakları, N.K. ve

diğer şüphelilerin suça konu eylemlerle ilgili olarak kendi aralarında

yaptıkları iletişimin tespiti tutanakları, şüpheli B.Ö.'da

ele geçirilen ... seri numaralı taşınabilir bellek,

şüphelinin çiftlik evinde yapılan aramada ele geçirilen bilgisayar harddiski, şüpheli N.K.'dan elde edilen harddiskler,

şüpheli O.S.'den ele geçirilen harddisk,

şüpheli S.K. 'den ele geçirilen harddisk, F.A.'dan ele geçirilen harddisklerin

içeriklerinde bulunan veriler; şüphelinin Türkiye çapında faaliyet gösteren ve

yapılan aramalarda devletin güvenliğine ilişkin bilgi ve belge, kişisel veri,

şantaj amaçlı video ve resimler elde edilen suç örgütünün içerisinde yer alarak

B.Ö.'nın talimatları doğrultusunda hareket ederek

devletin güvenliğine ilişkin bilgi ve belgeleri temin ettiğine ve kişisel

verileri kaydettiğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir

olgular niteliğinde olduğu, öte yandan atılı suçların niteliği, devletin

güvenliğine ilişkin bilgi ve belgeleri temin etme suçunu düzenleyen TCK'nun 327/1 maddesinin alt sınırının 3 yıl üst sınırının

8 yıl, suç örgütü kurmak suçunu düzenleyen TCK'nun

220/1 maddesinin alt sınırının 2 yıl üst sınırının 6 yıl olduğu, yine şüpheli B.Ö.n'ın 15 yıldır yanında bulunan şüphelinin telefon

görüşmelerinden anlaşılan konumu ve şüpheli B.Ö. ile ilişkileri düşünüldüğünde

bu yapılanmadan haberinin olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, her

ne kadar suç örgütüne üye olmak suçundan tutuklanmış ise de, açıklanan nedenlerle

suç örgütünün yöneticisi olma ihtimalinin ve dolayısıyla suç vasfının aleyhine

değişme ihtimalinin bulunduğu, iddia edilen suç örgütünün yapısı, gücü,

faaliyet alanı, amacı, hedefleri ve işleyiş şekli ile şüphelinin tutuklulukta

geçirdiği süre dikkate alındığından kaçma şüphesinin bulunduğu, bir diğer

yandan suç örgütüne yönelik operasyonda ele geçirilen dijital materyallerin

gerek sayıca çok olmaları ve gerekse bir kısmının suç örgütü tarafından

şifrelenmiş olması nedeni ile henüz şifrelerinin kırılamadığı ve

incelemelerinin yapılamadığı, bu anlamda delillerin henüz tam olarak

toplanmamış olduğu, şüphelinin delilleri karartma şüphesinin de bulunduğu, bu

durumda tutuklamanın ölçülü olduğu ve tutuklamadan beklenen gayenin adli

kontrol hükümleri ile sağlanamayacak olması dikkate alınarak şüphelinin CMK.nın 108. maddesi gereğince tutukluluk halinin devamına

karar verilmiştir...."

12. İzmir 1 No.lu Hakimliğinin

16/10/2012 tarih ve 2012/896 sayılı kararı ile atılı suçların işlendiğine ilişkin

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların varlığı, atılı

suçların niteliği, kanunda belirlenen ceza miktarları, suçların şüpheliler

aleyhinde vasıf değiştirme ihtimalinin bulunması, delillerin henüz tam olarak

toplanmamış olması ve şüphelilerin tutuklulukta geçirdikleri süre de dikkate

alındığında kaçma ve delil karartma şüphesinin bulunması, tutuklamanın ölçülü

olduğu ve tutuklamadan beklenen gayenin adli kontrol hükümleri ile

sağlanamayacak olması dikkate alınarak 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesi

uyarınca başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.

13. Başvurucu 23/10/2012 tarihli dilekçesi ile İzmir 1 No.lu Hakimliğinin 2012/896 sayılı kararına karşı tutuklanmayı

gerektirir somut delil bulunmadığı gerekçesiyle itiraz ederek tahliye talebinde

bulunmuştur. İzmir 2 No.lu Hakimliğinin 2/11/2012

tarih ve 2012/796 sayılı kararı ile itirazın reddine ve tutukluluk halinin

devamına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"... tutuklama tarihinden bu yana şüpheliler

lehine delil durumunda bir değişme ve gelişme bulunmadığı, tutuklama sebep ve

koşullarının ortadan kalkmadığı, ele geçirilen dijital veriler içerisinde

bulunan bilgi ve belgelerin gizlilik derecelerine ilişkin Genelkurmay

Başkanlığından gelen yazı cevabının soruşturma makamınca eksik ve yetersiz

bulunarak aynı konuda tekrar daha detaylı ve ayrıntılı bir bilginin kendilerine

verilmesi için Genelkurmay Başkanlığına yeniden 31/10/2012 tarihinde müzekkere

yazıldığı ancak henüz cevaplarının dönmediği, bu aşamaya kadar Genelkurmay

Başkanlığından gelen yazı cevapları ve bilgilerin şüphelilerin lehine bir delil

niteliğinde olmadığı, İzmir 1 No.lu Hakimliğin CMK'nın

108. madde çerçevesinde 16/10/2012 tarihinde verdiği itiraza konu şüphelilerin

tutukluluk halinin devamına dair 2012/896 D.İş sayılı

kararında tutukluluğun devamı gerekçelerinin ve şüphelilerle ilgili somut ve

maddi delillerin gösterilmiş olduğu, 1 Nolu

hakimliğin bu kararından sonra delil durumunda bir değişme ve gelişme olmadığı

ve yine itiraza konu İzmir 1 No'lu hakimliğin

şüphelilerle ilgili 16/10/2012 tarih ve 2012/896 D.İş

sayılı kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından

şüpheliler Mehmet AKSU ve ... müdafilerinin

bu kararlara yönelik vaki itirazlarının reddine Hakimliğimizce karar vermek

gerekmiştir.”

14. Başvurucunun da dahil olduğu

toplam 357 şüpheli hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6/1/2013

tarih, 2010/640 soruşturma no ve 2013/3 esas sayılı

iddianame ile kamu davası açılmış, iddianamede başvurucunun suç işlemek için örgüt kurmak, hukuka aykırı olarak

kişisel verileri kaydetme ve devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçlarından

cezalandırılması talep edilmiştir.

15. İddianamenin başvurucu ile ilgili kısımları şöyledir; “Yapılan teknik çalışmalarda B.Ö.’nın …da bulunan evinin bahçe

kısmına evin içerisinden geçişi olan gizli bir alan yaptırdığı, inşaat

çalışmalarını fark eden zabıta ekiplerine görevliler tarafından inşa edilen

şeyin su deposu olduğu söylendiği ancak zabıta ekiplerinin teknik nedenlerle

yapılan inşaatın su deposu olamayacağını söyleyerek işlem yapacaklarını

söyledikleri, B.Ö.’nın konunun kendisine ulaşmasından

sonra sorunu çözmesi için Mehmet Aksu’yu görevlendirdiği ve Mehmet Aksu’nun

görevli zabıta memurlarına rüşvet vererek inşaatın devamını sağladığı yönünde

teknik veriler elde edilmiştir (İddianame sayfa 126). Yapılan teknik çalışmalarda B.Ö.’nın oğlu D. Ö.nın 2010 yılında … de bir otelin otoparkında çıkan silahlı kavga

sırasında işletme sahibi … tarafından vurularak

öldürüldüğü, konu ile ilgili davanın … Ceza

Mahkemesinde görülmekte olduğu, B.Ö.’nın Avukat … aracılığıyla davanın

seyrini lehlerine değiştirebilmek amacıyla faaliyette bulundukları, B.Ö.’nın bu faaliyetleri N.Y. ve Mehmet Aksu aracılığıyla

yürüttüğü yönünde teknik veriler elde edilmiştir (İddianame sayfa

128). SUÇ ÖRGÜTÜNÜN MALİ YÖNETİCİSİ MEHMET

AKSU

Örgütün pandorada yer almayan tek yöneticisi

olduğu, uzun yıllardır örgüt lideri şüpheli B.Ö.’nın

müdürlüğünü yaptığı, B.Ö.’nın illegal işlerini de

bizzat takip ettiği, bu konuda tespite düşen konuşmalarının iletişimin tespiti

tutanaklarında mevcut olduğu, …. örgütün

mali işlerini şüpheli Mehmet Aksu’nun idare ettiği, bu nedenle şüphelinin

örgütün mali işlerini idare eden yöneticisi olduğu tespit edilmiştir (İddianame

sayfa 192).”

16. Davanın görüldüğü İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi E.2013/9,

16/1/2014 tarihli ara kararında başvurucu ve diğer

tutuklu sanıkların tutukluluk durumunu değerlendirmiştir. Mahkeme

kararında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular belirtildikten

sonra tutuklama nedenleri olarak şu değerlendirmede bulunmuştur; “Sanıkların üzerine atılı birden fazla suçun

bulunması, atılı suçların niteliği, keza sanıkların iddianamede anlatılan

eylemlerinin, sübut bulması halinde bilgilerin niteliğine göre iddianamede

belirtilen suçlamalara ek olarak TCK.'nun 329 ve 336.

maddelerinde tanımlanan suçları da oluşturma ihtimalinin bulunduğu, bu

ihtimalin gerçekleşmesi durumunda gerçek içtima kuralları uyarınca iddianamede

belirtilen suçlamalara ek olarak sanıklar hakkında TCK.'nun

329 ve 336. maddelerinin de uygulanmasının ve dolayısıyla suçların sayı ve

nitelik olarak vasfının tüm tutuklu sanıklar aleyhine değişme olasılığının

bulunduğu, TCK.’nun 329/1 fıkrasında düzenlenen suçun

alt sınırının 5 yıl, üst sınırının 10 yıl hapis cezası, TCK.'nun 329/2 fıkrasındaki suçun alt sınırın 10 yıl, üst

sınırının 15 yıl hapis cezası, TCK.’nun 336/1

fıkrasındaki suçun alt sınırının 3 yıl, üst sınırının 5 yıl hapis cezası, TCK.'nun 336/2 fıkrasındaki suçun alt sınırın 10 yıl, üst

sınırının 15 yıl hapis cezasını gerektirdiği.

Ele geçirilen gizlilik

dereceli bilgi/belgeler hakkında Genelkurmay Başkanlığı'ndan ayrıntılı

değerlendirme raporunun alınması zaruretinin olduğu ve bu amaçla merciinden

düzenlenecek raporların beklenildiği, sanık B.Ö.’nın

evinde ele geçirilen harici harddiskte bulunan pandora adlı veri tabanı ile sanıklarda ele geçirilen

dijital materyaller üzerinde TÜBİTAK'tan kapsamlı bilirkişi raporunun

istenildiği ve rapor dönüşünün beklendiği, hazırlanacak rapor neticelerinin

beklenilmesinin yargılamanın gereği olduğu ve bu anlamda delillerin tam olarak

toplanmamış olduğu,

Öte

yandan iddia olunan suç örgütünün yapısı, işleyiş şekli, faaliyetleri ve etki

alanı ile sanıkların konumları dikkate alındığında, serbest bırakılmaları

durumunda hazırlanacak rapor ve değerlendirmelerin sağlıklı bir şekilde

yapılmasını engelleme ihtimalinin bulunduğu, bu şekilde delilleri karartma

ihtimalinin olduğu, bu bağlamda CMK 100/(2-b)/1 ve 2’de belirtilen tutuklama

nedenlerinin mevcut olduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tutukluluk

tedbiri konusundaki yerleşik karar ve gerekçelerinde, kişinin adaletin

işleyişine müdahale etme riski olan hallerde tutukluluk tedbirinin

uygulanabileceğinin belirtilmiş olduğu, dava dosyasında AİHM'in

belirttiği bu kriter ve ölçütlerin yukarıda

belirtildiği şekilde gerçekleştiği, tüm bu hususlar birlikte

değerlendirildiğinde tutuklamanın bu aşamada ölçülü olduğu ve tutuklamadan

beklenen gayenin adli kontrol hükümleri ile sağlanamayacağı" gerekçesiyle başvurucu ve diğer

tutukluların tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.

17. Başvurucunun, 16/1/2014 tarihli

tutukluluğun devamı kararına karşı yaptığı itiraz üzerine Bursa 6. Ağır Ceza

Mahkemesi 29/1/2014 tarih ve 2014/46 Değişik iş sayılı karar ile başvurucunun

tahliyesine karar vermiştir. Karar gerekçesinde, “… sanık Mehmet Aksu’nun örgüt yöneticisi sıfatıyla nitelikli suçlardan

cezalandırılması talep edilmiş ise de; mevcut delil durumu itibariyle dosya

kapsamından sanığın örgüt yöneticisi olarak kabul edilebileceğine dair şahsa

ilişkin herhangi bir kayıt yada veriye ve veri intikaline rastlanılmamış olması

değerlendirilerek …. sanıklar Mehmet Aksu ….’nin tutukluluk hallerinin

devamı mağduriyetlerine neden olabileceğinden, tutuklamanın tedbir mahiyetine

nazaran tutuklama tedbiri ile davaya devam ölçülü olmadığından bu sanıkların

bihakkın tahliyelerine karar verilmesi gerekmiş, ancak bu sanıklar hakkında … adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmesi

gerekmiştir. … Sanıklar Mehmet Aksu, … nin tutuklu

kaldığı süreler gözetildiğinde, tutuklamanın tedbir mahiyetine nazaran

eylemlere farklı maddelerin uygulanmasını gerektiren sevk maddelerine dönüşme

ihtimali ile tutukluluk hallerinin devamı kararı ölçülü olmadığı gibi, bu

aşamada sanıkların mağduriyetlerine yol açabilecektir….

Sanıkların toplanacak delillere müdahale etme risklerinin somut olarak

bulunmaması, kaldı ki tutuklu sanıklara göre konumları itibariyle bu delilleri

müdahale etme imkanı olabilecek tutuksuz yargılanan sanıkların da bulunması

itibariyle, tutuklu yargılanan bu sanıkların ne şekilde delillere müdahale

edebileceği de somut olarak belirtilmeden, İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesince

(TMK.10.Maddesi İli Görevli) …. gerekçeleriyle

tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesi sanıklar Mehmet Aksu, … yönünden yerinde görülmemiştir.”

18. Başvurucu hakkındaki dava,

İzmir 12. Ağır ceza Mahkemesinin 2013/19 esas sayılı dosyası üzerinde

yürütülmeye başlanmış, ancak 6526 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle TMK. 10.

Maddesi ile görevli mahkemelerin görevlerinin son bulması üzerine İzmir 5. Ağır

Ceza Mahkemesine devredilmiş olup, halen Mahkemenin 2014/100 esas sırasında

derdesttir.

19. Başvurucu 15/11/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

20. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanun’un 135. maddesi

şöyledir:

“(1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan

üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine;

hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık

durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak

kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.”

21. Aynı Kanun’un 220. maddesinin

(1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt

kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç

ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan

altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için

üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.

….

(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde

işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.

….”

22. Aynı Kanun’un 327. maddesi

şöyledir:

“(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları

bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin eden

kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş

hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye

koymuşsa müebbet hapis cezası verilir.”

23. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanun’un 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer

alan;

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

…

(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece

adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla

olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 5/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

15/11/2012 tarih ve 2012/637 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

25. Başvurucu, hakkında icra

edilen arama işlemleri sonucunda kendisi aleyhine herhangi bir delil elde

edilmediğini, aynı soruşturma kapsamında tutuklu bulunan B.Ö. adlı kişi ile

ilgili arama işlemleri sonucunda ele geçirilen bir takım belgeler kapsamında,

Mehmet Aksu’nun bu belgelerden habersiz olduğunun kabulünün hayatın olağan

akışına uygun bulunmadığı gibi bir gerekçe ile tutukluluk halinin

sürdürülmesinin 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesine ve cezaların şahsiliği

ilkesine aykırı olduğunu, dolayısıyla özgürlüğünün kısıtlanmasının yasal

dayanaktan yoksun olduğu ileri sürerek tutukluluk haline son verilmesi

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

26. Başvurucunun şikayetlerinin kuvvetli suç şüphesi bulunmadığı halde

tutuklandığı ve tutukluluk halinin devam ettirildiğine ilişkin olduğu

anlaşılmıştır. Kuvvetli suç şüphesi bulunmadığı halde tutuklandığı yönündeki

iddiasının Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası, kuvvetli suç şüphesi

bulunmadığı halde tutukluluk halinin sürdürülmesi yönündeki iddiasının ise

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

1. Tutuklamanın

Kanuni Olmadığı İddiası

27. Başvurucu, kuvvetli suç

şüphesi bulunmadığı halde tutuklandığını iddia etmiştir.

28. Adalet Bakanlığı görüşünde

özetle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) göre, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi

çerçevesinde kişi, ancak hakkında isnat edilen suçu işlediğine dair inandırıcı

deliller varsa tutuklanabileceği [Jecuis/Litvanya, no:34578/97, par. 50 ve Wloch/Polanya, no:27785/95,

par.108], Sözleşme’nin 5.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c)

bendi ile getirilen inandırıcı delil (makul şüphe) bulunması şartının, kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının temel güvencesini teşkil ettiğini, inandırıcı

delilden söz edebilmek için, söz konusu delillerin objektif bir gözlemciyi,

kişinin isnat edilen suçu işlediğine ikna etmeye uygun yeterlilikte olması

gerektiğini, bununla birlikte, makul olarak kabul edilebilecek durumların somut

olayın kendine özgü koşullarının tamamına bağlı olduğunu [Fox, Chambell

ve Hartley/Birleşik Krallık, 30/8/1990, par.32; O’hara/Birleşik Krallık, no.37555/97, par.34; Korkmaz ve

diğerleri/Türkiye, no:35979/97, 21/3/2006, par.24; Süleyman Erdem/Türkiye,

no:49574/99, 19/9/2006, par.37; ve Çelik ve Yıldız/Türkiye, no:51479/99,

10/11/2005, par.20], Sözleşme’nin 5.maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (c) bendine göre soruşturmanın konusu, suçu işlediğinden

şüphelenilen kişi hakkındaki şüphelerin doğruluğunu kanıtlayacak veya ortadan

kaldıracak delilleri toplayarak, bunlara göre soruşturmayı takipsizlik kararı

veya dava açarak sonuçlandırmak olduğunu, dolayısıyla, şüphelere dayanak

oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak

olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak veya suç isnadına temel teşkil edecek

olan olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerektiğini, bu nedenle

Sözleşme’nin, inandırıcı delillerin, mutlaka kişinin yargılandığı anda

toplanmış olması gerekliliğini öngörmediğini [Murray/Birleşik Krallık, 28/10/1994, par.55 ve yukarıda

anılan Korkmaz ve diğerleri kararı, par.26], İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığınca suç örgütüne yönelik başlatılan soruşturma kapsamında,

başvurucunun da dahil olduğu 357 şüpheli hakkında kamu

davası açıldığı, iddianamede başvurucunun, beraber yargılandığı diğer sanıklar

ile yaptığı telefon görüşmelerinin ayrıntılı olarak belirtildiği, böylece bu

konuşmaların suçun işlendiğine dair delil olarak değerlendirildiğinin

anlaşıldığı belirtmiştir.

29. Başvurucu Bakanlık görüşüne

karşı beyanında, başvurucunun yakalandığı anda tutuklanmaya yeter hiçbir

delilin olmamasının tutuklanmama için gerekçe oluşturacağını, organize suçlarla

mücadele konusu olsa dahi hakkında suç şüphesi oluşturacak somut olgular

olmayan kişinin hak ve özgürlüklerinin elinden alınmasının Sözleşme ve

Anayasaya aykırılık teşkil edeceğini, başvurucu ile ilgili telefon

görüşmelerinde iddianamede yer alan suçlama ile ilgili somut bir görüşme

olmadığı, örgütün mali işlerini başvurucunun idare ettiği iddiasının soyut

olduğu, tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarında başvurucu ile ilgili

bireysel değerlendirme yapılmadığını, başvurucunun aleyhine bir delil

olmamasının kararlarda değerlendirilmediğini, itiraz üzerine Bursa 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin aynı gerekçelerle bu defa aleyhine bilgi ve belge olmadığını

belirterek tahliye ettiğini belirtmiştir.

30. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları

ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

31. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No:

2012/239, 2/7/2013, § 43).

32. Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancak

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde

hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin

tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti

bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur.

Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle

desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin

niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır.

33. Ancak bu nitelemeye bağlı

olarak kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında

delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira

tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin

tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya

ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna

göre, suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile

ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete

gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (AİHM

kararları için bkz. Murray/ Birleşik Krallık, B.No.

14310/88, 28/10/1994, § 55; Talu/Türkiye (KE), B.No. 2118/10,

4/12/2012, § 25) (B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73).

34. Tutukluluk, 5271 sayılı

Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi

ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede

tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1)

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları

üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği

konusunda kuvvetli şüphe bulunması halinde tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlar bir liste halinde belirtilmiştir.

35. Diğer yandan, Anayasa’da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin

kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar

bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun

hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir

yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı

yorumlar ile delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük

ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi

gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz (B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 49).

36. Somut olayda başvurucu,

hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 9/5/2012

tarihinde gözaltına alınmış ve 12/5/2009 tarihinde İzmir 10. Ağır Ceza

Mahkemesi tarafından suç işlemek amacıyla

kurulan örgüte üye olmak ve devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin

etmek suçlarından tutuklanmıştır. Tutuklama gerekçesi ise “bu suçların niteliği, kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların mevcudiyeti, mevcut delil durumu, delillerin henüz

tamamen toplanmamış olması, delilleri yok etme, gizleme ile kaçma hususunda

kuvvetli ve ciddi şüphe olması ve atılı suçların kanunda öngörülen ceza

miktarları dikkate alınarak” şeklinde ifade edilmiştir (Bkz.§ 9).

37. Başsavcılık, 6/1/2013 tarihinde iddianameyle dava açmıştır (Bkz.§ 14). İddianamede, başvurucunun, yargılama konusu suç örgütünün mali

yöneticisi olduğu, örgüt lideri B.Ö.’nın kanun dışı

işlerini bizzat takip ettiği belirtilmiş, B.Ö.’nın

oğlunun öldürülmesi olayını yargılayan mahkemeyi etkileme ve B.Ö.’nın evinin bahçesine kaçak yapı yapması nedeniyle zabıta

görevlilerine rüşvet verme iddialarına ilişkin telefon görüşmelerine yer

verilmiştir (Bkz.§ 15).

38. Bu durumda başvurucunun,

kuvvetli suç şüphesi bulunmadığı halde tutuklandığı iddiasının yerinde olmadığı

sonucuna varılmıştır. Tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarında

mahkemelerin bu konudaki hukuki yetki ve görevleri çerçevesinde kararlarını

verdikleri anlaşılmaktadır. Başvuru kapsamında bunun aksini ifade eden bir

husus da yer almamaktadır. Tutukluluğun devamına dair kararların ilgili ve yeterli

olup olmadığı meselesinin ise tutukluluğun makul olup olmadığının incelenmesi

sırasında ele alınması gerekir.

39. Açıklanan nedenlerle

başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Tutukluluk Süresinin Makul Olmadığı İddiası

40. Başvurucu kuvvetli suç

şüphesi bulunmadığı halde tutukluluk durumunun sürdürülmesinden şikâyet etmiştir.

41. Başvurucunun anılan şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığı için başvurunun bu şikâyete ilişkin kısmının kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

42. Adalet Bakanlığının görüşü

ve başvurucunun beyanları yukarıda belirtilmiştir. (Bkz. § 28-29)

43. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

44. Bu hükümle, bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede

bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme hakları güvence altına alınmıştır.

45. Tutukluluk süresinin makul

olup olmadığı her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Anayasanın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifadesini

bulan masumiyet karinesi, yargılama süresince kişinin hürriyetinin esas,

tutukluluğun ise istisna olmasını gerektirmektedir. Masumiyet karinesine rağmen

tutukluluğun devamı, ancak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına nazaran daha

ağır bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı görülebilir. Bu nedenle

bir davada tutukluluğun makul süreyi aşmamasını gözetmek, öncelikle derece

mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla, belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen

tüm olayların derece mahkemeleri tarafından değerlendirilmesi ile serbest

bırakılma taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir

(B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61- 62).

46. Tutuklama tedbirine,

kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu

kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek

maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir

süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre

geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam

ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde, yargılama sürecinin özenli

yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize

suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde

gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 63).

47. Diğer taraftan özgürlük

hakkı, adli makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarla

etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek

biçimde yorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM, Sözleşme’nin 5. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (c) bendinin, Sözleşme’ye Taraf

Devletlerin güvenlik görevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzere

suçlulukla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep

olabilecek biçimde uygulanmaması gerektiğini vurgulamaktadır (B. No: 2013/2814,

18/6/2014, § 69).

48. Ayrıca hukuka uygun olarak

tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama

nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar

tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 65).

49. Makul sürenin

hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıp gözaltına

alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama

tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir

(B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 66).

50. Somut olayda başvurucu 9/5/2012 tarihinde gözaltına alınmış ve 12/5/2012 tarihinde

tutuklanmıştır. Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesi 29/1/2014

tarih ve 2014/46 Değişik iş sayılı karar ile başvurucunun tahliyesine karar

vermiştir. Bu durumda makul süre açısından dikkate alınması gereken tutukluluk

süresi 1 yıl 8 ay 20 gündür.

51. Başvurucu, dava dosyası

kapsamında, toplam 357 kişi ile birlikte suç

işlemek için örgüt kurmak, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetme ve

devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçlarından

yargılanmaktadır.

52. Başvurucu hakkında isnat

olunan suçların ağırlığı, dosya kapsamında yargılanan sanık sayısı, isnat

olunan suçlar için Kanun’da belirlenen ceza miktarları, davanın karmaşık

nitelikte olması, yargılama sürecinin özenli yürütülmediğine dair bir iddia

bulunmadığı gibi başvuru dosyasında bunu gösteren bir bilginin olmaması

hususları birlikte değerlendirildiğinde, başvurucunun 1 yıl 8 ay 20 günlük

tutukluluk süresi Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası yönünden makuldür.

Derece mahkemelerince verilen tutukluluğa itiraz ve

itirazın reddine dair kararların gerekçeleri, toplam tutukluluk süresi

de göz önünde bulundurulduğunda, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve

tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içeriktedir. Somut olaydaki tutukluluk halinin devamına ilişkin bu

gerekçeler ilgili ve yeterlidir.

53. Açıklanan nedenlerle,

kuvvetli suç şüphesi bulunmadığı halde tutukluluk halinin devam ettirildiği

yönündeki iddia ile ilgili olarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

54. Üye Hicabi

DURSUN bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

Başvurunun,

A. Kuvvetli suç şüphesi bulunmadığı halde tutuklandığı iddiası ile

ilgili olarak “açıkça dayanaktan yoksun

olması” sebebiyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

B. Kuvvetli suç şüphesi bulunmadığı

halde tutukluluk halinin devam ettirildiği iddiası ile ilgili olarak KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

C. Kuvvetli suç şüphesi bulunmadığı halde tutukluluk halinin devam

ettirildiği iddiası ile ilgili olarak

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE, üye Hicabi DURSUN'un

karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Yargılama giderlerinin başvurucu

üzerinde bırakılmasına, OY BİRLİĞİYLE,

5/11/2014 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok

edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla başvurulabilir.

Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı

için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin

kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte

gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde,

yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın

karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi

faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate

alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup

olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 53).

2. Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak, serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan

kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler

çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne

alınmalıdır.

3. Somut olayda başvurucunun tahliye talepleri yargılama

sürecinde, atılı suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma, delilleri karartma

olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları gözetilerek

reddedilmiştir. Bu kapsamda yargılama sürecinde başvurucunun kaçma ve delilleri

karartma olasılığı somut bir olgu veya durumla ilişkilendirilmeksizin

tutukluluğun devamına gerekçe olarak kararlarda yer almıştır.

4. Başvurucunun tutuklanma nedeni ve hakkında kamu davasının

açılma nedeni esas olarak, tamamıyla iletişimin tespiti kapsamındaki görüşme

kayıtlarında yer alan bilgi ve belgelere dayanmaktadır. Oysa iddianamede

başvurucuya isnat edilen eylemlerin “rüşvet ” ve “mahkemeyi etkilemeye

teşebbüs” suçları kapsamında olduğu, buna karşın tutuklamanın “devletin

güvenliğine ait gizli belgeleri temin etme” ve “suç işlemek amacıyla kurulan

örgüte üye olma” suçları kapsamında yapıldığı görülmektedir. Dolayısıyla,

iddianamedeki anlatılan olaylarla tutuklama nedenleri arasında doğrudan bir

bağlantı kurulamamaktadır. Tüm bu hususlar birlikte dikkate alındığında

tutukluluğun devamı bakımından gerekçe olarak kararlarda yer alan “delillerin

karartılması olasılığı” ve “kaçma şüphesi” de “ilgili” ve “yeterli” değildir.

5. Mahkemece verilen tutukluluğun devamına ilişkin

kararların gerekçeleri incelendiğinde, bu gerekçelerin tutukluluğun devamını

haklı gösterecek yeterlikte olmadığı ve aynı hususların tekrarı niteliğinde

olduğu görülmektedir. 1 yıl 8 ay 20 gün süren tutukluluk halinin devamına ilişkin

bu gerekçelerin “ilgili” ve “yeterli” olduğu söylenemez. Bu çerçevede

başvurucunun ilk derece mahkemesi önündeki yargılaması devam ederken tutuklu

bulunduğu süre makul olarak değerlendirilemez.

6. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasında belirtilen haklarının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir. Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Şükrü DURMUŞ Başvurucu : Mehmet AKSU Vekili : Av. Muzaffer Sevgi SAKARYA Üye Hicabi DURSUN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/637, 5 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. Aksu
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Kuvvetli suç şüphesi bulunmadığı
  16. D. Yargılama giderlerinin başvurucu
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/637
Tarih
5 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Yusuf Kara Başvurusu (B. No: 2014/2674)
  • Ahmet Çalışkan Başvurusu (B. No: 2014/11717)
  • Cemil Gül Başvurusu (B. No: 2014/1204)
  • M.b. Başvurusu (B. No: 2014/6159)
  • Özkan Kart Başvurusu (B. No: 2013/1821)
  • F.ö. Başvurusu (B. No: 2013/5895)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.