İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yusuf Nadas Başvurusu (B. No: 2013/9777)

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri

Başvuru No2013/9777Tarih12 Ocak 2017Okuma27 dk · 5.489 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yusuf Nadas Başvurusu

Karar tarihi
12 Ocak 2017
Başvuru Numarası
2013/9777
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.489 kelime·27 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri

(TSK) ile ilişiğinkesilmesi nedeniyle özel hayatın

gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/12/2013 tarihinde Ankara 17. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 15/6/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 14/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

21/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 2/9/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, muvazzaf astsubay statüsünde görev yapmakta iken

yapılan idari bir tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından 16/4/2012

tarihinde düzenlenen ayırma sicil belgesiyle hakkında “Türk Silahlı Kuvvetlerinde Kalması Uygun Değildir” ortak

kanaati bildirilmiştir.

9. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin 61. maddesi gereğince Hava Kuvvetleri

Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyonda başvurucunun durumu

değerlendirilmiş ve Komisyon 7/6/2012 tarihinde başvurucu hakkında ayırma

işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar 20/6/2012 tarihinde Hava

Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra Genelkurmay Başkanının

onayına sunulmuş, Genelkurmay Başkanı tarafından da 21/9/2012 tarihinde uygun

bulunmuştur. Bunun üzerine hazırlanan ayırma kararnamesinin 27/9/2012 tarihinde

Millî Savunma Bakanı tarafından onaylanması ile ayırma işlemi tamamlanmıştır.

10. Başvurucu 23/1/2012 tarihinde, TSK’dan çıkarılmasını

gerektiren bir disiplinsizliği olmadığı hâlde hukuka aykırı olarak yapılan bir

sorgulama neticesinde ilişiğinin kesildiğini, tesis edilen ayırma işleminin

ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığını ve hukuka aykırı olduğunu belirterek ayırma

işleminin iptali istemiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde dava açmıştır.

11. Yargılama sırasında davalı idarenin 25/12/2012 tarihli

yazısının ekinde gönderilen savunmasında TSK'nın itibarını sarsacak şekilde

ahlak dışı hareketlerde bulunduğu anlaşılan başvurucunun ilişiğinin 27/7/1967

tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.

maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum

sebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca kesildiği,

başvurucunun ahlaki durumunun TSK’da görev yapmasını engelleyecek vahamet

derecesine gelmiş olduğu, dava konusu ayırma işleminde hukuka aykırılık

bulunmadığı belirtilmiştir. Davalı idare, savunma ekinde Mahkemeye

ayrıca4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52.

maddesi kapsamında gizli bilgi ve belge göndermiştir.

12. AYİM Başsavcılığı, başvurucunun cinsel hayatının ve yaşayış

şeklinin, kamu görevi ve asker kişilik sıfatı ile bağdaşmayacak bir yönünün

bulunmadığını, başvurucunun yaşadığı cinsel birlikteliklerin, tamamen özel

hayatın dokunulmaz sahası içerisinde değerlendirilmesi gereken mahiyet arz

ettiğini ve sonuç olarak bu hayat tarzı nedeniyle başvurucu hakkında ayırma

sicili tanzim edilmesinin ölçülülük ilkesini ihlal ettiğini, başvurucunun statü

dışına çıkarılması işleminin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu

belirterek ayırma işleminin iptaline karar verilmesi yönünde düşünce

bildirmiştir.

13. AYİM Birinci Dairesi 26/6/2013 tarihli ve E.2012/1345,

K.2013/761 sayılı kararı ile oyçokluğuyladavayı

reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

" ...

Davacının sicil, taltif ve disiplin durumunun

ayrıntılarına bakıldığında; sicil ortalamasının üst sınırda 'iyi' düzeyde

gerçekleştiği, herhangi bir sicil döneminde hakkında menfi kanaat

bildirilmediği, şimdiye kadar 12 adet takdirname ile taltif edildiği, askeri

mahkemeler ya da adliye mahkemelerinden ceza almadığı, buna karşın disiplin

amirlerince çeşitli disiplinsizlikleri nedeniyle 1989 yılında 5 gün izinsizlik,

şiddetli tevbih ve 4 gün izinsizlik, 1990 yılında 3 gün izinsizlik, 14 gün oda

hapsi, 2 gün izinsizlik ve 7 gün izinsizlik, 1991 yılında 2 gün izinsizlik,

1992 yılında 5 gün izinsizlik, 1995 yılında 2 gün oda hapsi, 1998 yılında 7 gün

oha hapsi, 2007 yılında uyarı ve 2009 yılında uyarı disiplin cezalarıyla

cezalandırıldığı, bunların yanında;

...

04.08.1995 tarihinde ... önceki kayın pederi

...tarafından silahla yaralandığı, bu olaydan sonra sınıf değişikliğine tabi

tutularak muharebe sınıfından levazım sınıfına geçirildiği, olay nedeniyle

kayın pederi hakkında adam öldürmeye teşebbüs suçundan dava açıldığı, ayrıca

aynı olay kapsamında davacı hakkında da 02.08.1995 tarihinde kayın pederine

yönelik hareketleri nedeniyle ... 'silahla müessir fiile tam teşebbüs, silahla

şartlı tehdit, silahla konut dokunulmazlığını bozmak ve hakaret' suçlarından

kamu davası açıldığı, dosyasında bu davaların akıbetine ilişkin olarak da

başkaca bilgi bulunmadığı anlaşılmakta, ancak davacı hakkındaki ayırma

işleminin bu disiplin durumundan ziyade Hv.K.K.lığı

İstihbarat Başkanlığı tarafından yapılan çalışmalar sonucunda elde edilen

bilgilere ve hazırlanan istihbarat raporuna dayandığı görülmektedir.

...

Davalı idare tarafından ... gönderilen bilgi

ve belgeler ... incelendiğinde ise; davacının karşı cinse olan düşkünlüğünü

gösterir bir takım tespit ve değerlendirmeler yapıldığı, kendisi evli olduğu

halde, evli/bekar/dul, yerli/yabancı pek çok bayanla cinsel ilişkiye girdiği,

ilişkiye girdiği bayanların çoğunun, davacının astsubay olduğunu bildikleri,

keza davacının yaşadığı cinsel ilişkileri her ortamda etrafındaki insanlara

anlattığı, dolayısıyla davacının bu tutum ve davranışının aleniyet kazandığı

alınan ifadesinde davacının da bu ilişkilerini ikrar ettiği, keza ifadesine

başvurulan bir başka personel tarafından da davacının karşı cinse olan

düşkünlüğünün belirtildiği, bunun yanında kendisine askeri hizmet için tahsis

edilmiş olan bilgisayarı hizmet dışı kullanarak, gerek Telekomünikasyon

Başkanlığı ve gerekse Yönerge hükümleriyle yasaklanmış sitelere erişim

sağladığı anlaşılmaktadır.

...

... somut olay incelendiğinde; davacının

meslek hayatı süresince askeri disipline uyum konusunda belli bir zafiyet

içinde olduğu ve askerlik mesleğinin değerlerini sergilemede istenen düzeye

erişemediği, keza TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 86'ncı maddesinin aradığı

anlamda 'iyi ahlak sahibi olmak' vasfını da taşımadığı, karşı cinse olan

düşkünlüğü nedeniyle ilk eşinin babasıyla karşılıklı fiil ve hareketleri

yüzünden sanık durumuna düşmelerine ve devamında boşanmasına, ikinci eşiyle de

benzer sebeplerle evlilik birliğinin devamı konusunda sorunlar yaşamasına

rağmen tavır ve davranışlarını düzenleyemediği, kendisine askeri hizmet için

tahsis edilmiş bilgisayarı emir ve talimatlara aykırı şekilde kullanmak

suretiyle erişimi yasaklanmış, cinsel içerikli internet sitelerine girdiği,

davacının bu disiplin ve ahlaki yapısının Silahlı Kuvvetlerin disiplinini

esastan sarstığı gibi itibarını da zedelediği, bu haliyle 'astsubay statüsünde'

kamu görevlisi olma nitelik ve yeterliliğini kaybettiği, daha fazla statüde

tutulmasının yürütülen özellikli kamu hizmetine zarar vereceği, aynı

değerlendirmelerle davacıyı statü dışına çıkaran davalı idarenin takdir

yetkisini objektif ve kamu yararı-birey yararı dengesini gözeterek kullandığı,

işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonuç ve kanaatine

ulaşılmıştır."

14. Karara katılmayan bir üyenin karşıoy

yazısında aşağıdaki açıklamalara yer verilmiştir:

" ...

Davacı hakkında tesis edilen ayırma işlemine

esas alınan olguların davacının kendi ifadesine ve başka bir personelin

ifadesine dayandırıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, davacının genel durumu ile

birlikte, ifadelere dayandırılarak esas alınan olguların ve yürütülen kamu

hizmetini olumsuz etkilemesi durumunun irdelenmesi gerekmektedir.

...

Davalı idarenin, ayırma işlemindeki tek

dayanağını, iki adet ifade ve bunların içinde de özellikle davacıya ait ifade

oluşturmaktadır. Gerçekte, davacının kendisine ait ifade dışında diğer

personelin ifadelerinde, ayırma işlemine esas alınacak olgulardan söz etmek

bile mümkün değildir. Bu bağlamda, ayırma işlemine esas alınan tek dayanak

olarak davacının, somut bilgi, belge ve olgularla desteklenmeyen soyut ifadesi

kalmaktadır. Davacının ifadesinde soyut olarak geçen olguların, somuta

yansımasını ortaya koyamayan idarenin (kaldı ki hizmet açısından somut yansıma

olarak gözüken tek şey davacının üst sınırda iyi seviyedeki sicil

ortalamasıdır.) sadece davacının ifadesine dayanarak ayırma işlemi tesis

etmesini, hukuk sınırları içinde görmek mümkün değildir.

Diğer yandan, yer ve zaman belirtilmeden

ifadede ve istihbarat raporunda geçen olguların esas alınması, tesis edilen

işlemi 'ölçülülük ilkesi' açısından da hukuka aykırı hale getirmektedir.

...

... Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacının

ifadesi, davacıya atfedilen belirli bir eylem veya eylemlere yönelik olarak

değil, davacının tüm yaşantısının (özel hayatı dahil) sorgulayan bir çerçeveyi

kapsamaktadır. Böyle geniş çerçeveli bir ifade alım tarzını, disiplin hukuku

çerçevesinde değerlendirmek mümkün olmadığı gibi, tabiri caizse, bu tür bir

ifade alma tarzı, davacı hakkında sonradan tesis edilmesi planlanan bir işleme

dayanak alınma zeminini oluşturmaktadır. Başka bir anlatımla, geçmişte olduğu

varsayılan ancak davacının ve başka bir personelin ifadeleriyle şimdiki zamana

taşınmaya çalışılan olguların, davacının kendi ifadesiyle kanıtlanması ve

ayırma işlemine dayanak alınması çabası gibi gözükmektedir. Bu durum alınan

ifadeyi disiplin hukuku çerçevesinde bile şüpheli kılmaktadır.

..."

15. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin

19/11/2013 tarihli ve E.2013/1136, K.2013/1111 sayılı kararı ile

reddedilmiştir.

16. Anılan karar, başvurucuya 4/12/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 24/12/2013 tarihinde süresinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

18. Anayasa Mahkemesinin 15/10/2015 tarihli yazısıyla yargılama

dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun TSK ile ilişiğinin kesilmesi işlemine

dayanak oluşturan belgelerin gönderilmesi istenmiştir.

19. Hava Kuvvetleri Komutanlığının 5/11/2015 tarihli yazısında

idari işlemin dayanağını oluşturan belgelerin, yürütülen idari tahkikat

kapsamında temin edilen ifade tutanaklarından ibaret olduğu, bu belgelerin bazı

bölümlerinin karartılması suretiyle sunulduğu belirtilmiştir.

20. Anılan belgelerin incelenmesinden Hava Kuvvetleri

Komutanlığınca yürütülen bir idari tahkikat kapsamında 7/7/2011 tarihinde

istihbarata karşı koyma hassasiyetleri çerçevesinde, Hava Kuvvetleri

Komutanlığı Ankara Karargahında başvurucunun ifadesinin alındığı, söz konusu

ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun

belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde söz konusu metnin “ifadeyi alan” kısmı karartılmış

olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğu anlaşılamamıştır.

Anılan ifade metninde, başvurucuya nerelerde görev yaptığı ve kimlerle ikamet

ettiği, ilişki yaşadığı bayanların kendisinden TSK hakkında bilgi almaya

yönelik bir girişimde bulunup bulunmadığı, uyuşturucu veya uyarıcı madde

kullanıp kullanmadığı, herhangi bir ticari faaliyette bulunup bulunmadığı

hususlarının sorulduğu görülmüştür. Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı

ve özellikle birlikte olduğu bayanlara ilişkin olarak geçmişte flört veya

cinsel birliktelik yaşadığı tüm ilişkileri açıkladığı ve ifade metnini

imzaladığı anlaşılmıştır.

21. Başvurucu dışında bir rütbeli askerin ifadesinin 6/7/2011

tarihinde alınmış olduğu, bu kişiye ilişki yaşadığı bayanların kendisinden TSK

hakkında bilgi almaya yönelik bir girişimde bulunup bulunmadığı hususunun

sorulduğu ve ayrıca başvurucu hakkında bildiklerini anlatmasının istendiği

görülmüştür.

B. İlgili Hukuk

22. 926 sayılı Kanunu’nun “Çeşitli

nedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”

kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası

şöyledir:

“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle

ayırma:

Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle

Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmiyen

astsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı

Kanunu hükümleri uygulanır.

Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar

hakkındaki sicil belgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği,

inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler

tarafından yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi

astsubaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şura

tarafından incelenmesi Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı

Kuvvetlerden ayırma işlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”

23. 28/12/1998 tarihli, 23567 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) işlem tarihinde

yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî

durumları nedeniyle ayırma usulleri” kenar başlıklı 60. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik

veya ahlâkî durumları gereği Türk Silâhlı

Kuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir

veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine

bakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır:

a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması,

ikaz veya cezalara rağmen ıslah olmaması,

b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini

ikazlara rağmen düzenleyememesi,

c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137)

Aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması,

...

e. Türk Silâhlı

Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,

...”

24. Yönetmelik’in işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma

sicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller” kenar başlıklı

61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle

ayırma iki şekilde yapılır.

a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince

başlatılması:

Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle

ayırma sicil belgesinin düzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zaman

düzenlenebilir. Temel nitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaret konulmaz.

Sicil üstleri, sicil belgelerinin temel nitelikler ve son bölümdeki kendilerine

ait olan kanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı

maddesindeki disiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan hangisine göre kesin kanaate

vardıklarını belirttikten sonra ‘Silâhlı Kuvvetlerde

Kalması Uygun Değildir’ kanaatini yazarak imzalar ve gerekli belgeleri

ekleyerek, bekletmeden sıralı sicil üstlerinin tümünün kanaatlerinin

yazılmasını sağladıktan sonra, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel

Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlığına gönderirler.

...

Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel

Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarına gelen bu

siciller, ilgili şubelerce karargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle

karşılaştırılarak incelenir ve bunlar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel

Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı karargâhında; Kurmay Başkanının

başkanlığında personel, istihbarat ve harekât başkanları, personel ve tayin

dairesi başkanları ve gerekli gördükleri şube müdürleri ile kıdem, personel

yönetim şube müdürleri ve adlî müşavir veya hukuk işleri müdürlerinden oluşan

komisyona sevk edilir. Bu komisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve

Yönetmeliklere uygunluğu, ekli belgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden

incelendikten sonra bir değerlendirme yapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin

şifahî veya yazılı görüşleri alınır; bilgi veya belge isteğinde bulunulabilir.

Komisyon, yapmış olduğu inceleme ve değerlendirme sonucunda almış olduğu

kararı, bir tutanak ile Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil

Güvenlik Komutanının onayına sunar ve alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet

Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından

emekliliği uygun görülmeyenlerin sicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına

konur ve bunların görev yerleri değiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı,

Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından onaylanan

personelin dosyaları, Genelkurmay Başkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına

gelen dosyalar, personel başkanlığınca adlî müşavirlikle koordine edilerek,

Yüksek Askerî Şûra kararına sunulup sunulmaması yönünden incelenir ve

Genelkurmay Başkanının tasvibine sunulur. Genelkurmay Başkanı tarafından,

durumları Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesi gerekli görülenler hakkındaki

istemler, ilk Yüksek Askerî Şûra toplantısında gündeme alınarak haklarında

kesin karara varılır ve işlemleri tamamlanır. Genelkurmay Başkanının,

durumlarını Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesine gerek görmediği astsubayların

dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik

Komutanlığına iade edilir. Bu gibi astsubaylar hakkında, Kuvvet Komutanı,

Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının daha önce verdiği

karara göre işlem yapılır...

Bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde

yazılı fiillerden dolayı haklarında ‘Silâhlı

Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmesi gereken astsubaylar ile

mevcut belgelerin ast kademelere intikali sakıncalı görülen astsubaylar

hakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya

Sahil Güvenlik Komutanı tarafından sicil düzenlenebilir. Bu şekilde düzenlenen

sicile göre kesin işlem yapılır.

b. Ayırma işlemlerinin personel

başkanlıklarınca başlatılması:

Sıralı sicil üstlerince haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili

düzenlenmemesine rağmen, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya

Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarınca bütün rütbelerdeki safahatı

kapsayacak şekilde sicil belgeleri, özlük dosyaları ve varsa kişi hakkındaki

özel dosyaların incelenmesi sonucu durumları, bu Yönetmeliğin 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı fiillerden biri,

birden fazlası veya hepsine birden uyan personelin tespiti hâlinde, bunlar, bu

maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen komisyona sevk edilirler.

Komisyon, inceleme ve değerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ile

Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına

sunar...

Emekli edilmesi uygun görülenler hakkında

Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ile

Genelkurmay Başkanı tarafından ‘Silâhlı Kuvvetlerde

Kalması Uygun Değildir’ şeklinde sicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bu

maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.”

25. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç

Hizmet Kanunu’nun “Disiplin”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirlere

mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.

Askerliğin temeli disiplindir.

Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi

kanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”

26. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:

“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber

ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine

bilhassa itina olunur.

Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi

ahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve

atılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi

geçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden

kaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”

27. 6/9/1961 tarihli, 10899 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Asker, kendisinden beklenen vazifeleri

hakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.

Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:

…

(h). İyi ahlâk sahibi

olmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker,

esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan,

ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan

ve sair bütün fenalıklardan sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni

olurlar, yaşayışı, sıhhati, azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi

şahsiyeti öldürür ve her biri ayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 12/1/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, istihbari bilgilere

dayanılarak özel hayatın dokunulmaz sahası içinde kalan bilgiler esas alınmak

suretiyle ayırma işlemi tesis edildiğini, sicilnotlarının

da gösterdiği üzere kamu hizmetini iyi şekilde ifa ettiğini, hâl böyle iken çok

ağır bir yaptırıma tabi tutulduğunu belirterek Anayasa'nın 13. maddesinde

düzenlenen ölçülülük ilkesinin, 17. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi

varlığı koruma ve geliştirme hakkının, 20. maddesinde düzenlenen özel hayata

saygı yükümlülüğünün ve 49. maddesinde düzenlenen çalışma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; işlemin iptali ile birlikte tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatına

ilişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgilere

dayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edilmesi olup ihlal iddialarının

niteliği gereği başvurunun Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

32. Bakanlık görüşünde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)

benzer kararlarına atıf yapılarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) 8. maddesinin özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına

aldığı, meslek hayatı çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin de özel hayat

kavramı içerisinde yer aldığı, devlet memuru olarak atanan bir kişinin işten

çıkarılmasına ilişkin olarak 8. madde kapsamında şikâyette bulunabileceği,

kişilerin özel hayatının sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların,

buna ilave olarak kişilerin davranış ve tutumlarını gerekçe göstererek görevden

alınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale olduğu, millî

güvenlik bakımından önemli kadrolarda çalışmak isteyen adayların bu işe

uygunluğu değerlendirilirken bu kişiler hakkında toplanan bilgilerin

kullanılması mümkün olmakla birlikte millî güvenliği korumak için getirilen

sistemin kötüye kullanmaya karşı yeterli ve etkili güvencelere sahip olması

gerektiği belirtilmiştir.

33. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında hakkında

uygulanan ayırma işleminin Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen "ölçülülük ilkesi"ni ihlal ettiğini, hâkim

kararı olmaksızın özel hayatının gizliliğine müdahale edildiğini iddia

etmiştir.

34. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.”

35. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği hakkı

düzenlenmiştir. Özel hayat, geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımının

yapılması oldukça zordur. Bununla beraber bu kavram; kişinin maddi ve manevi

bütünlüğü, fiziksel ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinsel

yaşamı gibi unsurları korumaktadır (Ahmet

Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015,§

46). Kişisel bilgiler ve veriler, kişisel gelişim, aile hayatı vb. konular da

bu hakkın içinde yer almaktadır.

36. Özel hayat, "özel bir sosyal hayat" sürdürmeyi

yani kişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir "özel

hayatı" güvence altına almaktadır. Bu yönü ile değerlendirildiğinde bahsi

geçen hak, ilişki kurmak ve geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas

kurma hakkını da içermektedir. AİHM içtihatlarında mesleki hayat çerçevesinde

yürütülen faaliyetlerin "özel hayat" kavramı dışında tutulamayacağı

belirtilmektedir. Mesleki hayata getirilen sınırlamalar; bireyin, sosyal

kimliğini yakınlarında bulunan insanlarla olan ilişkilerini geliştirme şeklinde

yansıtabildiği ölçüde Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamına girebilmektedir. Bu

noktada belirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olan

ilişkilerini geliştirme olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesinde

yürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye, B. No. 20999/04, 19/10/2010, § 45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §

29).

37. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak, bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin;

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması; kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E. 2009/1, K. 2011/82, 18/5/2011; E.

1986/24, K. 1987/7,1/3/1987; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 37).

38. AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı

hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak

kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının

özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, §§ 47, 48).

a. Müdahalenin Varlığı

39. Somut başvuru açısından, başvurucunun askerlik görevinden

sadece mesleki nedenlerle yürütülen bir disiplin soruşturması neticesinde

çıkarılmamış olduğu söylenebilir. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyle

TSK’dan ayırma işlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat

sürecinden, TSK’dan ayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere

başvuruya konu süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış

ve ilişkilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında özel

yaşamına ait unsurlar gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararının

başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

40. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkı

açısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakım

sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeni öngörülmemiş

olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır.

Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu

hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

41. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

42. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınarak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan

belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm

güvence ölçütlerinin Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).

43. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia

edilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin

var olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içinde

değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

44. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü Anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz konusu

olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun

hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,

§ 36).

45. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve devam eden yargısal

sürecin926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)

fıkrası ile Yönetmelik’in işlem tarihinde yürürlükte olan 60. ve 61. maddeleri

uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

46. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliği

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

47. Disiplin yaptırımlarının; bir kamu veya özel teşkilat

düzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde

çalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıyla

tesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısından

disiplin cezalarının amacı; kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetinin

gereği gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir.

Disiplin cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların

hiyerarşik düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211

sayılı Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere

mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır.

Ayrıca askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası

ve idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağı

düzenlenmiştir.

48. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacı

kapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi

yürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda disiplin

hukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem ve

eylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi, belirtilen meşru

temellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli bir

statüye girmeyi kabul eden kişilerin, sivillere getirilemeyecek bazı

sınırlamaların askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştan

kabul ettiklerini söylemek de mümkündür (Ata

Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 41).

49. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin, askerî disiplinin

korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla

millî güvenliğin korunması amacını taşıdığı; bunun da Anayasa'nın 20. maddesi

çerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

50. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin ayrıca özel ve aile hayatın gizliliği hakkını etkili

olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.

Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel ve

aile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınması ödevini

de içermektedir (Ata Türkeri, §

42).

51. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak

ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre

demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru

amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,

sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü

sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen

gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],

B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).

52. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle

özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai

tedbirler niteliğinde olmasını; başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en

son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum

düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın

demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik

olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı

karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).

53. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya

idari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından

yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derece

mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayata saygı

hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik

toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı

bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Bekir

Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 54)

54. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen

geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özellikle

kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat

unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla

birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu

gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Özpınar/Türkiye, § 72).

55. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına

veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu

zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın

gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu

olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara

yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi

gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §

47).

56. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukuka

uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özel

hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki

etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi

üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardaki

değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıca

tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumları

dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir.

57. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi

açıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan

haklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar

alma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı

sağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,

başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil

şartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:

28945/95, 10/5/2001, § 72).

58. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin

değerlendirilmesi sonucunda, yapılan idari bir tahkikat kapsamında Hava

Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ve diğer bir askerî personelin

ifadelerinin alındığı, başvurucunun cinsel yaşamına dair hususların esas olarak

başvurucunun 7/7/2011 tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Söz konusu ifade metninde, başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığının

belirtilmediği gibi hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu

hususunun da açıklanmamış olduğu ancak başvurucunun kendisine sorulan soruları

yanıtladığı ve cinsel hayatına ilişkin mahrem tüm hususları (detaylı bir

şekilde) içeren ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır. Yine ifadesi alınan

diğer askerî personelin beyanında, başvurucunun cinsel hayatına ilişkin olarak

bizzat tanık olduğu bir olayın yanı sıra genellikle başvurucudan duyduğu bir

kısım genel olayları anlattığı görülmüştür. Söz konusu ifade de başvurucunun

ifadesi ile aynı yöntemle alınmıştır.

59. Başvurucu, 2011 yılı içinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı

İstihbarat Başkanlığına bir soruyu yanıtlamak için gitmesinin emredildiğini,

emir üzerine sorgulamaya girerken kendisine sorgusunun yasal bir sorgulama

olmaması nedeniyle yanında avukat bulunduramayacağının, sadece bilgilendirme

olacağının, sorgulamanın kuvvet komutanının talimatıyla yapıldığının

söylendiğini; kendisine bir isnatta bulunmaksızın gerçeği yansıtmayan sorular

sorulduğunu, sorulara cevap vermeyeceğini bildirmesine rağmen sorgulanmasının

sonucunda bir şey olmayacağının ve anlatacaklarının sadece burada kalacağının

vurgulanması üzerine tutulan ifade tutanağını baskı altında kalarak okumadan

imzaladığını ileri sürmüştür.

60. Başvurucunun ifade tutanaklarının sıhhati hususu ve

başvurucunun dava dilekçesinde dile getirdiği ifade alma işleminin ve ifade

tutanaklarının hukuki geçersizliğine yönelik iddiaları, AYİM Birinci Dairesince

verilen kararlarda herhangi bir şekilde değerlendirilmemiş ve bu iddialara

ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.

61. Başvurucunun söz konusu ifadesinin, belirli ve somut fiiller

belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusunda bilgi verilmeden

temin edilmiş olması, anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheli duruma

getirmektedir. Aynı durum, başvurucunun yanı sıra ifadesi alınan diğer askerî

personelin ifadesi yönünden de geçerlidir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında

sorulan sorular ve bu sorulara ilişkin açıklamalar gözönüne

alındığında başvurucunun mesleki hayatını değil özel hayatını ilgilendiren

iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığı görülmektedir. Bu kapsamda

başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyla değil daha çok mahremiyet

alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

62. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı

özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.

Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK ile ayırma işlemi tesis edilmesinin

başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından

yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki

oluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiği

anlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki

sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması, başvurulabilecek

son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir.

63. AYİM kararında, başvurucunun ifadesinin sıhhati hususunun

değerlendirilmediği, davanın ilk aşamasında ileri sürülen iddialara rağmen

ifadelerin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özel

hayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel yaşamını tüm detaylarıyla

anlatmasının sağlandığı koşulların neler olduğu hususunun ortaya konulmadığı,

söz konusu soyut nitelikteki ifadelerde belirtilen hususlar dayanak alınmak

suretiyle TSK ile ilişiğinin kesilmesi işlemine karşı açılan davanın

reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan AYİM kararında başvurucunun (dayanak

alınan ifadelerde belirtilen) özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin,

TSK’nın disiplinini ve itibarını sarstığı ifade edilmekle birlikte başvurucunun

idari tahkikat öncesi alenileşmeyen cinsel yaşamına ilişkin hususların, mesleki

hayatı üzerinde ne tür bir etkide bulunduğu ve başvurucunun özel hayatının

TSK’nın işleyişi üzerinde nasıl bir risk ve etki oluşturduğunun ortaya

konulmadığı görülmektedir.

64. Bu durumda muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne

sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılan

başvurucunun söz konusu ifadelerinin alındığı koşullara yönelik iddialarına

AYİM tarafından makul bir gerekçe ile yanıt verilmemesi, başvurucunun özel

hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindeki etkisinin açıklanmaması ve özel

hayatın gizliliği hakkına gerekli saygının gösterilmesini adil şartlarda

savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden başvurucunun

yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkına müdahaleyi

haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabul

edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen ayırma işleminin başvurucunun geçmiş

sicili ve başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönünden

değerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve

özgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği,

başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya

da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya da

alınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı

ve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

65. Buna göre başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence

altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun

50. Maddesi Yönünden

66. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

67. Başvurucu, ihlalin tespitiyle idari işlemin iptaline

hükmedilmesini talep etmiştir.

68. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

69. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

70. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla beraber, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin, başvurucunun ihlal iddiası

açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

71. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/1/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör

:

Aydın ŞİMŞEK

Başvurucu

:

Yusuf NADAS

Vekili

:

Av. Mehmet

ŞAHİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9777, 12 Ocak 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının
  12. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Yıldırım
  15. Kömürcü
  16. Akıncı
  17. Topal
  18. Şahin
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9777
Tarih
12 Ocak 2017

İlgili Kararlar

  • Fahrettin Yavuz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15873)
  • İbrahim Barlak Başvurusu (B. No: 2014/15850)
  • Efrayim Aktürk Başvurusu (B. No: 2014/18912)
  • Kosifler Araç Kiralama Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/2831)
  • Zahide Bayındır ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/18314)
  • Bank Alpınum A.g. Başvurusu (B. No: 2014/11524)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.