KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 16 Ocak 1963
- Esas No
- 1962/232
- Karar No
- 1963/9
Karar Metni
3.016 kelime·15 dk okuma·5 bölüm
Karar tarihi:16/1/1963
Resmi Gazete tarih/sayı:11.5.1963/11400
İtirazda bulunan : Reyhanlı Asliye Ceza Mahkemesi.
İtirazın konusu : Kaçakçılığın men ve takibine dair 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ve hangi fiilin suç olduğunu belli etmek yetkisini Bakanlar Kuruluna bırakan ek 2 nci maddenin Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenilmiştir.
Olayda, beyannamede yazılı miktardan fazla hayvanları bulunduğu yapılan kontrolde anlaşılan, sanığın 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek ikinci maddenin 2 - 4 sayılı fıkraları uyarınca cezalandırılması isteğiyle kamu dâvası açılmıştır.
Reyhanlı
Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında; C. Savcılığı uygulanması
istenen kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığını ileri sürmüştür. Mahkemece de,
ek ikinci madde, hangi fiilin suç olduğunu belli etmek yetkisinin Bakanlar
Kuruluna verildiği, bu halin Anayasa'nın 5 inci maddesine aykırı olduğu, çünkü
Anayasa'nın 5 inci maddesi gereğince yasama yetkisini ancak Türkiye Büyük
Millet Meclisinin kullanabileceği ve bu yetkinin başka merci ve makama
devredilemiyeceği, 132 nci madde uyarınca mahkemelerin her şeyden önce
Anayasa'ya göre hüküm vermekle ödevli ve Anayasa'nın 33 üncü maddesi gereğince
de bir eylemi suç saymanın ancak yasama organının yetkisi İçinde bulunduğu, bu
sebeplerle 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek 2/4 üncü maddenin Anayasa'ya
aykırı olduğu kanısına varıldığı gerekçesiyle dâvanın görülmesinin geri
bırakılmasına ve bu kararla ilgili kâğıt örneklerinin Mahkememize
gönderilmesine 24/10/1962 gününde karar verilmiştir.
Reyhanlı
C. Savcılığının 25/10/1962 gün ve 4222 sayılı yazısıyla 31/10/1962 gününde
mahkememize gelen karar ve ilişiği kâğıtların Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 15
inci maddesi uyarınca yapılan ilk incelemesinde; başvurmanın Anayasanın 151 ve
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22/4/1962 gün ve
44 sayılı kanunun 27 nci maddesine uygun olduğu görüldüğünden esasın
incelenmesine dair verilen 9/11/1962 günlü karar üzerine düzenlenen rapor ve
Reyhanlı Asliye Ceza Mahkemesi kararı ve ekleri kâğıtlar, 1918 sayılı ve bunu
değiştiren 6829 sayılı kanunlar ve bu kanunların gerekçeleri ve encümen
mazbataları ve meclis müzakere tutanakları, Anayasanın ilgili maddeleri,
Anayasa Komisyonu raporu ve bunlara ilişkin meclis müzakere tutanakları
okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
Dâvaya
bakmakta olan mahkemenin ancak "O dâva sebebiyle uygulanacak kanun
hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse" itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine
başvuracağı, yukarıda adı geçen 44 sayılı kanunun 27 nci maddesinde açıklanmış
bulunmaktadır. Olayda ise, iddianamede belirtildiği gibi 1918 sayılı kanuna
6829 sayılı kanunla eklenen ek 2 nci maddenin 4 sayılı fıkrasından sonra gelen
"Yukarıdaki fıkraların tatbiki ile alâkalı olarak. Dahiliye ve Gümrük ve
inhisarlar Vekâletlerince müştereken neşir ve ilân edilecek tebliğlere riayet
etmeyenlerin bir aydan bir seneye kadar hapislerine, suç mevzuu eşya ve
maddelerin müsaderesine, müsadere mümkün olmayan hallerde eşya ve maddelerin
bedeli miktarınca para cezasına hükmedilir. Suçluların bu hareketleri
kaçakçılığa müntehi olmuş ise mezkûr suçtan dolayı da ayrıca
cezalandırılır" hükmünün uygulanması ve bu bakımdan incelemenin, bu hükme
hasredilmesi gerekir.
Suç, emniyet bölgesi içinde beyannamede gösterilen miktardan fazla kesim hayvanı bulundurmak suretiyle 5 sayılı tebliğe riayetsizliktir. İtiraz konusu kanun hükmünde de "Yukarıdaki fıkraların tatbikiyle alâkalı olarak İçişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca müştereken neşir ve İlân edilecek tebliğlere riayetsizlik" suç sayıldığından bu fıkranın atıfta bulunduğu yukarıdaki fıkraların bu tebliğ ile ilgili hükmünün açıklanması gerekli görülmüştür.
1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kasnınla eklenen ek birinci maddede, kanun koyucu Bakanlar Kurulu kararı ile emniyet bölgeleri ihdas etmek, ek ikinci maddenin l sayılı fıkrasında bu emniyet bölgelerine Bakanlar Kurulunun tesbit ve ilân edeceği madde ve eşyayı İçişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca tâyin edilecek mercilerin müsaadesine bırakmak ve bu maddenin 11 sayılı fıkrasında da; emniyet bölgelerinde istihsal, imal veya sair suretlerle tedarik edilmiş veyahut gerekli müsaadesi verilmiş bulunan mallar kontrole tabî tutmak esasını kabul etmiş bulunmaktadır.
Kanunun
verdiği işbu yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca çıkarılan 1/11/1956 gün ve
4/8189 sayılı kararda yer ve sınırları belirtilen emniyet bölgelerine sokulması
İçişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca tayin edilecek mercilerin müsaadesine
tabi tutulan madde ve eşyanın cins ve nitelikleri de 28/12/1956 gün ve 9495
sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 23/11/1956 gün ve 4/8335 sayılı Bakanlar
Kurulu kararında gösterilmiştir. 4/8335 sayılı kararın tatbikine ilişkin
İçişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca birlikte düzenlenen ve Resmî
Gazete'de yayımlanan 5 sayılı tebliğ ise; kararnamede yer ve sınırları
belirtilen emniyet bölgelerine koyun, keçi, sığır ve bunların yavrularının
bölge dışı yerlerden sokulmasının o yer valisinin önceden yazılı müsaadesine
bağlı olması, bu bölgedeki kesim hayvanlarının mevcudunun bir beyan ile ve
husule gelecek değişikliklerin de beyannamenin verildiği makama yazı ile
bildirilmesi ve bu hayvanların; bakım ve ticaretle iştigal etmeyen gerçek ve
tüzel kişilerin bu bölgede stok yapmaları ve emniyet bölgelerinin 10
kilometrelik alanı içinde 4/8335 sayılı kararda gösterilen maddelerin zatî ve
ailevi ihtiyaçtan fazlasının stok edilmesi memnuiyetleri ve stok sayılmıyacak
miktarların bu yer valilerince tâyin olunması ve 10 kilometrelik bölgede sakin
gerçek ve tüzelkişilerin ticarî faaliyetleri dolayısiyle tasarruf ve
nezaretleri altında bulunan bu maddeleri belirli süre içinde beyanname ile
bildirmeleri mecburiyeti ve bu maddelerin bu bölgeye sonradan sokulmasının ve
depolanmasının bu yer Mülkiye Amirliğinden alınacak yazılı müsaadeye bağlı
olması ve bu maddelerin miktarında husule gelecek değişikliklerin de yazı ile beyannamenin
verildiği makama bildirilmesi ve seyyar aşiret hayvanlarının bu bölgeye
girmemesi gibi hükümleri kapsamakta ve bu hükümlerin, ilgili vilâyetlerin usulü
dairesinde yapacakları neşir ve ilanı müteakip yürürlüğe gireceğini
açıklamaktadır.
334
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 5 inci maddesinde "Yasama yetkisi
Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. 33 üncü maddesinde
de "Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kararın suç sayılmadığı bil
fiilden dolayı cezalandırılamaz. Cezalar ve ceza tedbirleri ancak kanunla
konur......" denilmektedir. Kanunların Anayasa'ya aykırı olamayacağına
dair Anayasa'nın 8 inci maddesi karşısında itiraz konusu 1918 sayılı kanuna
6829 sayılı kanunla eklenen ek ikinci maddenin IV sayılı fıkrasından sonra
gelen "Yukarıdaki fıkraların tatbikiyle alakalı olarak Dahiliye ve Gümrük
ve İnhisarlar Vekâletlerince müştereken neşir ve ilân edilecek tebliğlere
riayet etmeyenlere" ceza tâyin eden kanun hükmünün Anayasa'ya aykırı olup
olmadığının çözümlenmesi için bu olayda yasama yetkisinin yürütme organına
devir ve suçta kanunilik prensibinin ihlâl edilmiş olup olmadığının
araştırılması gerekmektedir.
1-
Yasama organı, kanun yaparken bütün ihtimalleri gözönünde bulundurup teferruata
ilişkin hükümleri de belli etmek yetkisine sahip olmakla beraber, zamanın
gereklerine göre, sık sık değişik tedbirler alınmasına, alınan tedbirlerin
kaldırılmasına veya tekrar konulmasına lüzum görülen hallerde yapısı
bakımından, ağır işlediğinden ve günlük olayları izleyerek zamanında tedbir
alınması güç bulunduğundan esaslı hükümleri belirttikten sonra ihtisas ve idare
tekniğine ilişkin hususların düzenlenmesi işi ile yürütme organını
görevlendirmesi de yasama yetkisini kullanmaktan başka bir şey değildir.
Nitekim bu durumun yasama yetkisinin, yürütme organına bırakıldığı anlamına
almanın doğru olmıyacağı, ek ikinci maddenin 1. sayılı fıkrasının Anayasa'ya
aykırılığı iddiası üzerine mahkememizce verilen ve 24/1/1963 gün ve 11316
sayılı Resmî Gazetemde yayınlanan 10/12/1962 gün ve E : 1962/298 K : 1962/1 1 1
sayılı kararımızda sebepleri gösterilmek suretiyle etraflıca açıklanmış ve bu
görüşü değiştirecek yeni hal de mevcut bulunmamıştır.
İtiraz konusu kanun hükmünde; hedef ve maksat tâyin ve iki Bakanlıkça birlikte çıkarılacak tebliğlerin esasları belli edilmiş bulunmaktadır. Bu esaslar, tebliğlerle konulacak hükümlerin kaçakçılığı önlemek maksadına matuf olması ve yukarıdaki fıkraların tatbikatı ile ilgili bulunması hususlarından ibarettir. Bu bakımdan yürütme organına bırakılan yetkinin sınırsız olduğu düşüncesine yer vermek doğru olamaz.
Esasen Kanun Koyucunun bu suretle verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan tebliğlerde maksat dışına çıkılıp çıkılmadığının ve kanunun belirtmiş olduğu sınırın aşılıp aşılmadığının tâyini kanunun, Anayasa'ya aykırı olup olmadığının tesbiti bakımından önem taşımaz. Çünkü bu takdirde; tebliğin kanuna aykırılığı söz konusu olur. Ve bu hal, Anayasa'nın 114 üncü maddesi uyarınca kazai denetime tabi bulunur.
Anayasa'mız,
107 ve 113 üncü maddelerinde, yürütme organının, gösterilen esaslara uygun
olmak şartiyle, tüzükler ve yönetmelikler çıkararak tanzim edici hukuki
tasarruflarda bulunabileceğini kabul etmiştir. Ancak yürütme organın, bunun
dışında, kanunun emrine uyarak, umuma şâmil nitelikte hukuki tasarruflarda
bulunması da idare hukuku esaslarına uygundur. Bunun hilafını kabul etmek;
yürütme faaliyetlerini çok dar ve işlemesi güç bir çerçeve içerisine sokmak
gibi bir sonuç doğurur ki, bunun da Anayasa'nın maksat ve ruhuna uygun
düşmeyeceği ve idare fonksiyonunun isterleriyle bağdaşamıyacağı meydandadır.
Dâvada, söz konusu edilen tebliğler ise, özel kanunun tatbikatına ilişkin
olarak alınmış objektif kararlardan ibarettir.
2- İtiraz konusu kanun hükmünde yasaklanan eylemin, yani suçun ve cezasının ne olduğu gösterilmiştir. Burada suçun unsuru, kanunun atıfta bulunduğu fıkraların tatbikatı ile ilgili olarak iki Bakanlıkça birlikte düzenlenip neşir ve ilân edilecek tebliğde yer alan hükümlere, riayet etmemektir. Dâva ile ilgili tebliğ, Resmî Gazete'de ve tebliğde şart koşulduğu üzere mahallinde ilân edileceğine göre, kişi, yasak eylemleri ve uyulmadığı takdirde cezalarının ne olduğunu, kanun hükmü ile bilmektedir. Bu duruma göre işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saydığı bir fiil ortada mevcut demektir. Bu itibarla suçta kanunilik prensibinin ihlâli de söz konusu olamaz.
Yukarıda açıklanan sebeplere dayanılarak, itirazın konusu kanun hükmünün, Anayasa'nın 5 ve 33 üncü maddelerine aykırı olmadığı sonucuna varıldığından itirazın reddi gereklidir.
MUHALEFET
ŞERHİ
Reyhanlı
Asliye Ceza Mahkemesince iptali istenen 1918 sayılı Kanunun 6829 sayılı kanunla
eklenen ek 2 nci maddenin IV fıkrasından sonra gelen hükmünde; "Yukarıdaki
fıkraların tatbiki ile alâkalı olarak Dahiliye ve Gümrük ve İnhisarlar
Vekâletlerince müştereken neşir ve ilân edilerek tebliğlere riayet etmeyenlerin
bir aydan bir seneye kadar hapislerine, suç mevzuu eşya ve maddelerin
müsaderesine, müsadere mümkün olmayan hallerde eşya ve maddelerin bedeli
miktarınca para cezasına hükmolunur." denilmektedir. Aynı maddenin
yukarıdaki l işaretli fıkrasında Bakanlar Kurulunca tesbit ve ilân olunacak
madde ve eşyaları Dahiliye ve Gümrük ve inhisarlar Vekâletlerince tâyin
edilecek mercilerden müsaade almaksızın emniyet bölgelerine sokanlara veya
sokmağa teşebbüs edenlere, diğer II işaretli fıkrasında ise emniyet
bölgelerinde istihsal, imal veya sair suretlerle tedarik edilmiş olan yahut
gerekli müsaade verilmiş bulunan malların elden çıkarılmış olması halinde dahi
bunların istihlâk istimal ve satış gibi suretlerle sarf mahallerinin talepte
bildirilecek müddet içerisinde izah ve isbat edemeyenler hakkında hürriyeti
bağlayıcı cezalarla ağır para cezası tâyin edilmiş bulunmaktadır.
Mahkemece Anayasaya aykırılığı ileri sürülen "Yukarıdaki fıkraların tatbiki ile alâkalı olarak Dahiliye ve Gümrük ve İnhisarlar Vekâletlerince müştereken neşir ve İlân edilecek tebliğler" şeklindeki müphem ve mutlak olan ibarenin şümul ve hududunu tâyin etmek kabil değildir. Bunun her türlü tefsir ve içtihatlara müsait olduğu meydandadır.
Kanunun ek ikinci maddesinin I işaretli fıkrasında Bakanlar Kurulunca tetkik ve ilân edilecek madde ve eşyalar için adları geçen Bakanlıklara verilen müsaade mercilerini tâyin etmek yetkisi, bu defa iptali istenen "Yukarıdaki fıkraların tatbikiyle alâkalı olarak;" tabirleriyle başlayan kanun hükmü ile hudut ve şümulü belirsiz bir şekilde genişletilmiş bulunmaktadır.
Bu itibarla iptali istenilen hükmün Anayasa'nın 5 inci ve 33 üncü maddelerine aykırılığı zahirdir. Zira Anayasa'nın 5 inci maddesi yasama yetkisinin devrini yasak etmektedir. Müellifierce, takip edilecek siyasetin genci esaslarının etraflıca tesbit edilmemiş olması ve yürütme organına verilecek düzenleme yetkisinin genelsizlik ve sınırsızlık arzetmesi hali "Yetki devri" şeklinde telâkki edilmektedir.
Kanunun
takip edilecek siyasetin esas ve prensipleri belirtilmeden yürütme organına bu
kadar umumi ve geniş bir takdir yetkisi tanımasını yürütme organını kanunun
uygulanmasına taallûk eden teferruatın tesbiti ile görevlendirme, mahiyetinde
değil, yasama sahasına giren bir yetkinin devredilmesinden başka bir suretle
ifade ve izah etmek güçtür. Kanunda hangi madde ve eşyanın müsaadeye bağlanması
gerektiğini aydınlatacak bir hüküm bulunmaması neticesi, iki Bakanlık tam bir
serbestiye malik olacaklardır. Halbuki kanunda müsaadeye tabi tutulacak eşyanın
niteliklerinin şüphe ve tereddüde yer bırakmıyacak ve takip edilen siyasete
uygun gelecek bir şekilde tesbit edilmesi gerekirdi. Bunun yapılmamış olması
icabında sınırsız bir tahdit ile karşılaşılması tehlikesini nefsinde taşımakta
ve hatta çalışma serbestisini kısan her türlü yasaklar konulması imkânını
vermektedir.
Kanunun
içişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarına emniyet bölgeleriyle ilgili hükümlerin
uygulanması bakımından tanıdığı ve ek 2 nci maddenin IV-II sayılı fıkraları ile
ilgili olmaktan başka bir kayıtla bağlamadığı yetki, tatbikatta kişilerin en
basit haklarını bile tahdit edici bir durum almıştır. Kontrola tabi maddelerde
vuku bulacak miktar değişikliklerini 48 saat içinde her kalem için ayrı , ayrı beyan
mecburiyeti, valilerin takdirine bağlı olarak tesbit edeceği miktardan
fazlasının zat ve aile ihtiyacı için dahi stok edilmemesi tebliğlerle
kayıtlanan hürriyetlere misâl olarak verilebilir. Bununla alım ve satımın
sınırlanması dolayısiyle konulan takyidin ağırlığını takdir etmek güç değildir.
Aykırılık iddiasının Anayasa'nın 33 üncü maddesi açımından durumuna gelince :
Anayasa'nın
bahsi geçen maddesiyle suçta ve cezada kanunilik prensibi bir Anayasa hükmü
olarak tesbit edilmiştir. Eskiden Türk Ceza Kanununun ilk maddelerinde yer alan
bu prensibin Anayasanın kapsamı içerisine metin olarak girmesi, alelade
kanunlarla bu esas ve kaidenin tahrip edilmemesi maksadını gözetleyen Önleyici
bir tedbirdir. Suç hürriyetlerin en vahim tahdidini intaç eden bir fiildir. Bu
bakımdan suçların belirtilmesinde Anayasa'nın hüriyetlerin sınırlandırılması
ile ilgili kaide ve prensiplerinin uygulanması gerekir. Anayasa Temel Hak ve
Hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğini ve kamu yararı, genel ahlâk,
kamu düzeni, Sosyal Adalet ve Millî güvenlik gibi sebeplerle de olsa bir hakkın
ve hürriyetin özüne dokunulmıyacağını tam bir kesinlikle ifade etmiştir. (Madde
11) bu sebepledir ki Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu raporunda
"İdari karar ve nizamnamelerle temel hak ve hürriyetlerin"
kayıtlanamıyacağı teyiden belirtilmiştir. Suçun kanuniliği prensibinin tahakkuk
edebilmesi için yalnız ceza müeyyidelerinin gösterilmiş bulunması kâfi olmayıp
suçun maddi unsurlarının da kanunla tâyin edilmiş olması gereklidir. Ceza ile
fiil arasında adil bir nispetin mevcut olması Ceza Hukukunun başta gelen
prensiplerindendir. Bu adil nispeti bulacak olan organın da yasama organı
olduğunda şüphe yoktur.
İptali
istenen ek 2 nci maddenin IV işaretli fıkrasından sonra gelen hükümlerle
belirtilen ve bir aydan bir seneye kadar hapis cezasını müstelzim olan fiil,
yukarıdaki fıkraların tatbiki ile ilgili olarak İçişleri ve Gümrük ve Tekel
Bakanlıklarınca birlikte neşir ve ilân edilecek tebliğlere riayet etmemekten
ibarettir. Binaenaleyh burada suçun maddi unsurları kanunla değil iki
Bakanlığın tebliğleriyle taayyün etmektedir. Diğer bir deyişle bu tebliğler
suçun maddi unsurlarını tâyin eden kurallar olacaktır. Bu itibarla kanunilik
prensibinin yalnız cezada cari olup suçlarda cereyan etmeyeceği yolunda 33 üncü
maddenin uygulanmasında bir tefrik yapmağa Anayasa'nın ne sözü ve nede Özü
müsait bulunmamaktadır. Hernekadar yürütme organının kanunla verilen yetkiye
dayanarak Tüzük ve Yönetmeliklerle suç ihdas edebilmesini delegasyon
nazariyeleriyle izah ederek yasama organının verdiği yetki ve vekâletle yürütme
organının bazı fiilleri suç haline koyabilmesinin "Kanunsuz suç
olmaz" prensibini ihlâl edemiyecegi bazı hukukçular tarafından ileri
sürülmekte ise de, bugünkü Anayasa'mızın, 4, 5, 11, 33, 107 ve 113 üncü
maddelerinde yer almış olan hükümler karşısında bu izah tarzının değerini
muhafaza ettiği kanaatinde değiliz. Kaldı ki, Tüzük ve Yönetmelikle suç
ihdasının mümkün olabileceğini kabul eden hukukçular dahi tüzük ve yönetmelik
şeklindeki tanzimi tasarruflar haricinde kalan yürütme organının kararname ve
tebliğlerle suç ihdas edemiyeceği fikrini savunmaktadırlar.
Kaçakçılığın memleketimizin iktisadî ve malî menfaatlerini ne kadar baltaladığı ve bunun önlenmesi bakımından yürütme organına süratle kararlar alabilme yetkisinin verilmesi zarureti yasama yetkisinin devredilemiyeceği ve suçların kanuniliği hakkındaki Anayasa prensiplerinin ihlâlini mazur gösteremez. Bu zarureti Anayasa prensipleri ile telif etmek çarelerini bulmak yasama organının görevidir. Anayasa Mahkemesi bir yargı organı olmak itibariyle bir kanunun Anayasa'ya aykırılığı iddiasını incelerken yalnız ve ancak kanunilik denetimi yapmak zorundadır.
İşte bu sebepledir ki Anayasa vâzıı bir kanunun iptali ile kamu düzeninde husule gelecek olan boşluğu doldurmak gereğini gözönünde tutarak icap eden tedbirleri almak hususunda yasama organına, vakit bırakmak maksadiyle Anayasa'nın 152 nci maddesinde mahkeme kararlarının yürürlüğe gireceği tarihi altı ayı geçmemek üzere geciktirmek yetkisini mahkemeye vermiş ve Anayasa Mahkemesi Kumlusu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22/4/1962 tarihli ve 44 sayılı kanunun 50 nci maddesinde, bir kanunun veya kanuni bir hükmün iptali halinde kamu düzeninde vukua gelecek boşluğu doldurmak için Anayasa Mahkemesinin yasama meclisleri Başkanları ile Başbakanlığı durumdan haberdar edeceğini hükme bağlamıştır.
Bu sebeplere binaen 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen 2 nci maddesinin IV fıkrasından sonra gelen ve içişleri Bakanlığı ile Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca çıkarılan tebliğlere muhalefet etmeği cezalandıran "Yukarıdaki fıkraların tatbiki ile alâkalı olarak ............." şeklindeki hükmün Anayasa'nın 4, 5, 11, 33 üncü maddelerin aykırı olduğundan iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına muhalifiz.
Başkan
Sünuhi Arsan
Başkanvekili
Tevfik Gerçeker
Üye
Rifat Göksu
(muhalif)
Üye
Şemsettin Akçoğlu
Üye
İbrahim Senil
(muhalif)
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Yekta Aytan
Üye
Hakkı Ketenoğlu
(muhalif)
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Ekrem Korkut
(muhalif)
Üye
Ahmet Akar
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Ekrem Tüzemen
MUHALEFET
ŞERHİ
İptali istenen kanun hükmü, 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek 2 nci maddenin IV işaretli fıkrasından sonra gelen hükümdür. Bunda, "Yukarıdaki fıkraların tatbiki ile alâkalı olarak Dahiliye ve Gümrük ve İnhisarlar Vekâletlerince müştereken neşir ve ilân edilecek tebliğlere riayet etmeyenlere verilecek cezalar gösterilmiştir. Aynı maddenin "Yukarıdaki fıkralarından
I işaretli fıkrasında Bakanlar Kurulunca tesbit ve ilân olunacak madde ve
eşyaları, adları geçen iki Bakanlık tarafından tâyin edilecek mercilerden
müsaade alınmaksızın emniyet bölgelerine sokanlara veya sokmağa teşebbüs
edenlere, II işaretli fıkrasında ise emniyet bölgelerinde istihsal, imal veya
sair suretlerle tedarik edilmiş olan yahut gerekli müsaade verilmiş bulunan
mallar elden çıkarılmış olsa dahi bunların istihlâk, istimal ve satış gibi
suretlerle sarf mahallerini talepte bildirilecek müddet içerisinde izah ve
ispat edemiyenlere verilecek cezalar belirtilmiştir. İptali istenen metinde
bulunan "Yukarıdaki fıkraların tatbiki ile alâkalı olarak... neşir ve ilân
edilecek tebliğler" ibaresi, geniş bir anlama ve yoruma elverişlidir.
Özellikle "alâkalı" kelimesi karşısında, tebliğlere konulacak
hükümlerin niteliğini ve sınırını kesin olarak tâyin etmek mümkün değildir.
Üstelik, yukarıki fıkraların hangi hükümleri hakkında tebliğlerde tatbik
suretleri gösterileceği, sözü geçen ibarede açıklanmamış, bu fıkralara topyekûn
atıfta bulunulmuştur. Bu da, iki Bakanlığa verilen yetkilerin kapsamını ayrıca
genişletmektedir.
İptali
istenen metin sağladığı bu genişlikten faydalanarak iki Bakanlığın yeni
takyitler ve yasaklar koyabileceklerini kabul etmek gerekir. Nitekim, esas
kararda da işaret edildiği üzere, bazı hayvanların emniyet bölgeleri içinde
zatî ve ailevi ihtiyaçtan fazla stok edilmesi menedilmiş ve stok sayılmıyacak
miktarların valilerce tâyin olunması emredilmiştir. Bazı maddeleri stok etme
yasağının ise alım ve satımı sınırlaması dolayısiyle, ağır bir takyit teşkil
ettiği aşikârdır. Bu takyidi koyan tebliğlerin, çalışma serbestisini kısan
başka yasaklar koymaları da mümkün ve muhtemeldir. Esasen konu incelenirken,
yalnız konmuş bulunan takyitleri değil kanun metinin sağladığı imkân
karşısında, ileri de konabilecek takyitleri de gözönünde bulundurmak lâzımdır.
Gerçi, kanunun, düzenlediği konularda, ihtisasa ve idare tekniğine ilişkin
hususları yürütme organına bırakması caizdir. Ancak, hâdisede olduğu gibi, bu
hususlar suç unsurları teşkil edecek oldukları takdirde, hiç olmazsa
sınırlarının kanun koyucu tarafından tâyin edilmesi zaruri olduğu kanısındayım.
İptali istenen kanun metni ise, iki Bakanlığa ceza müeyidesi altında bulunacak
fiiller tesbit etmek yetkisini verdiği halde bu yetkinin sınırlarını
çizmemiştir. Tebliğlerin neşir ve ilân edilmesi mecburiyeti ve bu suretle
kişilerin yasak olan fiilleri öğrenebilmeleri keyfiyeti Anayasa'mızın
kasdettiği manada suçun kanuniliği prensibini sağlamaya yetmez.
Şu ciheti de belirtmek yerinde olur ki, iki Bakanlıkça çıkarılacak tebliğlerin yargı mercilerinin denetimine tabi olması maksat dışı çıkmasını önleyeceği de katiyetle söylenemez. Çünkü kanunun verdiği yetki geniş ve elastikidir. Ve bu durum karşısında yargı mercilerinin müdahele edememeleri de varittir. Kaldı ki, suçların kanuniliği prensibini, yargı mercilerinin denetim imkânlarına göre ölçmek ve takdir etmekte tecviz edilemez.
Bu sebepler dolayısiyle, söz konusu kanun hükmünün Anayasa'nın 33 üncü maddesine aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği oyundayız.
Üye Ekrem · Korkut Üye Rifat · Göksu Üye Hakkı · Ketenoğlu Üye İbrahim · Senil
Anayasa Mahkemesi, E. 1962/232, K. 1963/9, 16 Ocak 1963 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası