KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 8 Nisan 1963
- Esas No.
- 1963/17
- Karar No.
- 1963/84
Karar Metni
3.423 kelime·17 dk okuma·3 bölüm
Karar tarihi:8/4/1963
Resmi Gazete tarih/sayı:17.7.1963/11456
İtirazda bulunan : Ankara Birinci Ağır Ceza Mahkemesi
İtirazın konusu : Anayasa Nizamını, Millî güvenlik ve Huzuru Bozan Bazı Fiiller Hakkındaki 5/3/1962 günlü ve 38 sayılı kanunun l inci maddesinin (A) bendinin Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülmüştür.
Olay
: Ankara'da yayınlanan Son Havadis Gazetesi'nin 31/8/1962 günlü sayısında
(Beraberliği sağlamakta halâmı tereddüt) başlıklı yazıda 27 Mayıs Devrimi,
komünist tahrikiyle yapılmış gibi gösterilmek suretiyle, 38 sayılı kanunun l
inci maddesinin (A) bendine aykırı hareket edildiği iddiasiyle kamu dâvası
açılmış, Ankara Sorgu Hâkimliğince de adı geçen gazetenin sorumlu müdürü Turhan
Dilligil hakkında 5680 sayılı Basın Kanununun 143 sayılı kanunla değişik 16 ncı
maddesi delaletiyle 38 sayılı kanunun l inci maddesinin (A) bendi uygulanmak ve
duruşması Ankara Birinci Ağır Ceza Mahkemesinde yapılmak üzere Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanununun 196. maddesi gereğince son tahkikatın açılmasına
5/10/1962 gününde karar verilmiştir.
Ankara
Birinci Ağır Ceza Mahkemesinde 1/11/1962 gününde yapılan duruşmada sanık
müdafii tarafından müvekkili hakkında uygulanması istenilen 38 sayılı kanunun
1. maddesinin (A) bendinin Anayasa'nın 8, 11 ve 20. maddelerine aykırı olduğu
söz ve yazı ileri sürülerek işin Anayasa Mahkemesine intikal ettirilmesi
istenilmiş ve mahkemece de Cumhuriyet Savcısının kanunun Anayasa'ya aykırı
olmadığı yolundaki düşüncesine ve Başkanın muhalif oyuna karşı aynen :
"Sanık müdafinin verdiği dilekçeler ile yaptığı sözlü açıklamada
demokratik memleketlerde Anayasa düzeninin Anayasa hükümlerine aykırı
tasarruflarda bulunmayarak yürürlükteki ceza kanunları ile korunacağını, bunun
için ayrıca hususi kanunlar çıkarılamıyacağını, İkinci Cumhuriyet Anayasa'sının
çok veciz ve açık olduğunu, 27 Mayıs İhtilâlinin demokratik hukuk devletini
bütün hukuki ve sosyal temsileriyle kurmak için yapıldığını ve milletin Anayasa
haklarını hürriyete ve fazilete aşık evlâtlarının uyanık bekçiliğine emanet
ettiğini, ve bu uyanık evlâtlar içinde hâkimlerin başta geldiğini, tatbikat
bakımından da İkinci Cumhuriyet Anayasa hak ve hürriyetlerini korumak vazife ve
mesuliyetini kendilerine emanet ettiğini, hâkimlerin hiçbir tesir ve nüfuz
altında kalmadan Anayasa hak ve hürriyetlerini koruyabilmek için de
Anayasa'mızda ve 45 sayılı kanunda gerekli hüküm ve teminatların konduğunu,
Anayasa nizamına dayanan hak ve hürriyetlerimizin mahfuz ve mukaddes
tutulmasına en başta kaza mercilerinin uyanık bekçiliği ile mümkün olacağı,
bugün 38 sayılı kanunun l inci maddesinin (B) bendinin Anayasa'ya uygun
bulunmadığından tatbik kabiliyeti olmadığını, buna göre bir kaza merciinde
verilmiş ve kesinleşmiş kararlar hakkında vatandaşın düşünce ve kanaat
beslemesi ve bu düşünce ve kanaatini söz, yazı ve resim ile tek başına veya
toplu olarak açıklamasının yasak edilmesi veya daha doğrusu lehteki düşünce ve
kanaatini açıklamak serbest iken aleyhteki düşünce ve kanaatini açıklamasının
suç olamıyacağını ve düşünce ve kanaat hürriyetinin leh ve aleyhte serbestçe
açıklayabilmek demek olacağını, Anayasa'nın 11 inci maddesi kanun, kamu yararı,
genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet, ve millî güvenlik gibi sebeplerle de
olsa bir hak ve hürriyetin özüne dokunulamıyacağını, 20 nci maddesi de herkesin
düşünce ve kanaat hürriyetine sahip olduğu, düşünce ye kanaatlerini söz, yazı
ve resim ile tek başına veya toplu olarak açıklayabileceği hükmünü koyduğunu,
işte Anayasa'nın bu 8. 11. ve 20 nci maddelerindeki âmir hükümlerine aykırı
olarak temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunan bir kanun çıkarıldığında
hâkimlerin bunu önleyeceklerini ileri sürerek Anayasa'ya muhalif gördüğü 38
sayılı kanunun l inci maddesinin (B) bendinin Anayasa'nın 151 inci ve 44 sayılı
kanunun 27 nci maddeleri gereğince itirazda bulunmuştur,
Herne
kadar başlangıç hükmünde Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlariyle
meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı Türk Ulusunun bir direnişi olarak
tarif edilen 27 Mayıs İhtilâlinin maksat ve ifadesi olan 334 sayılı Anayasamız
İnsan hak ve hürriyetlerini millî dayanışmayı, fert ve toplumun huzur ve
refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk
devletini bütün hukuki ve sosyal temelleriyle kurarken bu temel hak ve
hürriyetleri de en geniş ölçüde tanımış ve itiraz dilekçesi ve aykırılık
iddialarında söz konusu edilen 11 inci maddenin ikinci fıkrasında kanun, kamu
yararı, genel ahlâk, Kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik sebepleriyle
de olsa bir hak va hürriyetin özüne dokunulamıyacağı ve 20 inci maddesinde de
herkesin hürriyetine sahip olduğu düşünce ve kanaatlerini söz, yazı ve resim
ile veya başka yollarla tek başına açıklayabileceği ve yayabileceği bir yandan
kabul edilmiş olmakla beraber, öbür, yandan da yurttaşlara tanınan her hak gibi
bu temel hürriyet hakkı da hiç bir zaman sonsuz olmayıp başka hak ve
hürriyetlerle sınırlandırılmış ve hiç bir kimse veya zümrenin kendisine bu temel
haklardan serbestçe düşünmek ve kanaat sahibi olmak ve düşünce ve kanaatlerini
söz, yazı, resim veya başka yollarla açıklayıp yayabilmek hürriyetini Anayasa
ile tanımış olan en başta 27 Mayıs ihtilâlini zedelemeye her bakımdan imkân
bulunamıyacağı tabii görülmüş ve istisnaları bulunan her kaide gibi 11 inci
maddenin ikinci fıkrasında gösterilen sebeplerle de olsa Özüne
dokununulamıyacağı bildirilen bu temel hak ve hürriyetlerin, birinci fıkrasında
Anayasa'nn sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlandırılabileceği
hükmü konmuş ve bir temel hak ve hürriyetin özüne dokunmaksızın ancak kanunla
sınırlandırılabilmesi de mümkün görülmüş ise de;
Söz
konusu edilen bu 38 sayılı kanun l inci maddesinin (B) bendinin Anayasa'nın
sözüne ve ruhuna uygunluk derecesinin, demokrasimizin en baş dayanağı olan
Anayasa Mahkemesince de kontrolü ile bu kanunun en küçük ne bir itiraz ve ne de
herhangi bir aykırılık iddialarına yer vermiyecek kesinlikte bir uygulama
üstünlüğüne, ve sonuç, olarak da yayınlandığı gündenberi her çeşit basının
maksada göre anlayış çerçevesindeki yaptıkları ayrı ve şaşırtıcı yayınlar
karşısında güvensizliğe düşürülmüş olan umumi efkârın yatıştırılması ve
sanıkların müdafaa haklarının da umumi ceza prensipleri içinde lâyık olduğu bir
üstünlük değerine ulaştırılabilmesi için 44 sayılı kanunun 27 nci maddesinin
ikinci bendi gereğince sanık müdafiinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının
ciddi olduğu kanısına varılarak gerekli evrak örneklerinin çıkarılıp
mahkememize gönderilmesine oyçokluğu ile karar verildiği belirtilmiştir.
İnceleme
: Ankara Cumhuriyet Savcılığının 28/11/1962 günlü ve 5/40835 sayılı yazısı ile
mahkememize gönderilen dosyanın Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15 inci maddesi
gereğince 24/12/1962 gününde yapılan ilk incelemesinde sanık müdafiinin
Anayasa'ya aykırılık iddiasını kapsayan dilekçesi örneğinin gönderilmemiş
olduğu anlaşılarak bu eksikliğin tamamlanması için dosyanın mahkemeye geri
çevrilmesi hakkında verilen karar üzerine dosya, eksikleri tamamlanarak Ankara
Cumhuriyet Savcılığının 16/1/1963 günlü ve 5/1562 sayılı yazısına bağlı
mahkemenin cevabi yazısında sanık müdafii tarafından Ankara Birinci Ağır Ceza
Mahkemesine bu yolda bir dilekçe verilmiş olmadığı - İlk karardaki iş'ar
hilâfına - bildirilmiş olmakla esasın incelenmesine dair verilen 28/1/1963
günlü karar uyarınca düzenlenen rapor, mahkeme kararı ile Başkanın muhalefet
şerhi, ilgili yazı örnekleri, 5/3/1962 günlü ve 38 sayılı kanunun l inci
maddesinin (B) bendi, bu kanunun gerekçesi, kanun teklifini inceleyen Millet
Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu Karma Komisyonları ile Meclis ve Senato
"görüşme tutanakları, Anayasa'nın ilgili maddeleri ve bunlara ilişkin
Temsilciler Meclîsi Anayasa Komisyonu raporu ve görüşme tutanakları okunduktan
sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
Önce,
334 sayılı Anayasa'nın 151 inci ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri hakkındaki 22/4/1962 günlü ve -44 sayılı kanunun 27 nci maddelerinde
mahkemelerin itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine gönderecekleri aykırılık
itirazları, bakmakta oldukları bir dâva dolayısiyle uygulanacak bir kanun
hükmünü Anayasaya aykırı görmeleri veya taraflardan birinin ileri süreceği
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varmaları ile mümkün olup itirazın
mahkememizce tetkikine başlanmasından Önce yürürlüğe girmiş olan Bazı Suç ve
Cezaların Affı hakkındaki 23/2/1963 günlü ve 218 sayılı kanunun 1 inci
maddesinin (A) bendi gereğince olayda söz konusu olan suç hakkında kovuşturma
yapılmasına artık imkân kalmamış olduğundan İtirazda bulunan mahkemece 38
sayılı kanunun l inci maddesinin (B) bendi uygulanamıyacağına göre, itirazın
tetkikine cevaz olup olmadığı incelendi :
Anayasanın
147 nci maddesi gereğince, Anayasa Mahkemesi, kanunların ve yasama Meclisleri
içtüzüklerinin Anayasa'ya uygunluğunu denetlemek amacı ile kurulmuş bir mahkeme
olup bu denetlemeyi yine Anayasa'nın 148. ve 149 uncu maddeler gereğince iptal
dâvası veya itiraz yolu ile gelen işler üzerinde yapmakla görevli
bulunmaktadır. Mahkemelerde ileri sürülecek aykırılık itirazlarını Anayasa
Mahkemesine intikal ettirmek yetkisi, fertlere tanınmış olmayıp, ancak bu
iddiaların ciddi olduğu kanısına varan mahkemelere tanınmıştır. Yine
Anayasa'nın 152 nci maddesi, bu iki yoldan kendisine intikal eden aykırılık
iddiaları üzerine Anayasa Mahkemesince verilecek kararlar arasında kapsam ve
sonuç bakımından bir ayırma yapmış değildir; sadece mahkemelerden gönderilen
aykırılık iddiaları üzerine verilen iptal kararlarının yalnız tarafları
bağlayıcı olmasına karar verilebilmesi de istisnaen kabul edilmiştir.
İstisnaların mevridine maksur olup esas kaideyi ihlâl edememesi ise bir hukuk
kuralıdır. Anayasa Mahkemesinin görevi, Anayasa Hukuku bakımından, yasama
organını denetlemek olduğuna ve 152 nci madde gereğince Anayasa Mahkemesi
kararları Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını,
gerçek ve tüzel kişileri bağlayıcı nitelikte bulunduğuna ve fert veya mahkeme
iradesinin Anayasa Mahkemesi kararlarına etkisi bulunmamasına göre, itirazın
Anayasa Mahkemesine intikal ettirilebilmesi için Anayasa'nın 151 ve 44 sayılı
kanunun 27 nci maddelerinin öngördüğü "Bir dâvaya uygulanacak bir kanun
hükmünün mevcudiyeti" şartı ancak iptidaen aranacak bir şart olup intihaen
bu şartın devamını aramaya yer olmamak lâzım gelir. Bu itibarla Anayasa
Mahkemesine intikal ettirildiği tarihte dâvaya 38 sayılı kanunun uygulanması
mümkün bulunduğuna göre sonradan yürürlüğe girmiş olan 218 sayılı kanunun,
dâvayı ortadan kaldırmış olması, Anayasa Mahkemesince usul ve kanun hükümlerine
uygun olarak el konulmuş olan itirazın incelenmesini engelleyici bir tesiri
haiz olamıyacağı üyelerden Rifat Göksu, Lûtfi Akadlı, İbrahim Senil, Ahmet
Akar, Muhittin Gürün ve Ekrem Tüzemen'in muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile
kararlaştırıldıktan sonra esasın incelenmesine geçildi.
Ankara Birinci Ağır Ceza Mahkemesi kararında herne kadar itiraz, 38 sayılı kanunun l inci maddesinin (B) bendine yöneltilmiş ise de gerek iddianamede, gerekse son tahkikatın açılmasına dair kararnamede sözü geçen maddenin (A) bendine göre ceza tâyini istenilmiş olması ve esasen suçun da bu fıkraya temas eylemesi bakımından itirazın (A) bendine göre incelenmesi konusunda görüş birliğine varılmıştır.
Aykırılık iddiasına mesnet tutulan 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 8 inci maddesi, Anayasa'ya aykırı kanunlar çıkarılamıyacağını, Anayasa'nın Devletin bütün organlarını bağlayan temel hukuk kuralları olduğunu; 11 inci maddesi, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında uyulacak esasları ve sınırlamada bir hak ve hürriyetin özüne dokumılamıyacağını belirtmekte olup, itirazla doğrudan doğruya ilgili olan 20. ve 22 nci maddeleri de aynen şöyledir :
"Madde 20- Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir; düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklayabilir ve yayabilir."
Kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz".
"Madde 22- Basın hürdür, sansür edilemez,
Devlet basın ve haber alma hürriyetini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın ve haber alma hürriyeti, ancak, millî güvenliği veya genci ahlâkı korumak, kişilerin haysiyet, şeref ve Haklarına tecavüzü, suç işlemeye kışkırtmayı önlemek ve yargı görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak için kanunla sınırlanabilir.
Yargı görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde hâkim tarafından verilecek kararlar saklı olmak üzere, olaylar hakkında yayın yasağı konamaz.
Türkiye'de yayımlanan gazete ve dergilerin toplatılması, bu tedbirlerin uygulanacağını kanunun açıkça gösterdiği suçların işlenmesi halinde ve ancak hâkim karariyle olabilir.
Türkiye'de yayımlanan gazete ve dergiler ancak 57 nci maddede belirtilen fiillerden mahkûm olma halinde mahkeme karariyle kapatılabilir".
Ankara Birinci Ağır Ceza Mahkemesince Anayasa'ya aykırılığı iddiasının ciddi olduğu kanısına varılan 5/3/1962 günlü ve 38 sayılı kanunun birinci maddesinin (A) bendi ile bu bendi de ilgilendiren 3 üncü maddesi de aynen şöyledir :
"A-
Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlariyle meşruluğunu kaybettiği Türkiye Cumhuriyeti Anayasiyle de tesbit edilen Demokrat Parti İktidarına karşı direnme hakkını kullanarak normal demokratik rejimi bütün teminatiyle kurmak amaciyle Türk Milletinin gerçekleştirdiği 27 Mayıs 1960 Devrimini söz, yazı haber, havadis, resim, karikatür veya sair vasıta ve suretlerle, yersiz, haksız veya gayrimeşru gösterenler veya üstü kapalı da olsa matufiyeti belli olacak şekilde böyle göstermeye çalışanlar."
"Madde 3- Birinci maddesinin A, B ve D bentleriyle ikinci maddede yazılı suçların tekevvünü için Türk Ceza Kanununun 153 üncü maddesindeki aleniyet şarttır."
Gerekçe
: Düşünce ve kanaat hürriyeti insanların en tabii haklarındandır. Herkes
istediği gibi düşünmekte, istediği fikre inanmakta serbesttir. Kişinin iç alemi
kanunun her çeşit müdahalesinin dışındadır. Ancak kişinin iç aleminde kaldığı
sürece mutlak ve sınırsız olan düşünce ve kanaat hürriyeti, toplum hayatını
ilgilendirdiği andan itibaren hukukun ve kanunun sahasına girer ve toplumsal
yaşayışın gerektirdiği bazı kayıtlamalara bağlanabilir. İnsanların toplum
halinde yaşayabilmeleri ancak toplum hayatının bazı esaslara ve kurallara
bağlanması ile yani düzenlenmesi ile mümkündür. Bu zaruret insanın iç hayatı
bakımından mutlak ve sınırsız olan düşünce ve kanaat hürriyetinin, söz yazı,
resim ve saire gibi çeşitli vasıtalarla açığa vurulurken toplumsal yaşayışın
sürekliliği (Devam ve bekası) sağlanmak için belli esaslara ve kurallara
bağlanmak suretiyle kayıtlanmasını zorunlu kılar. Zira, toplum hayatına zarar
veren düşünce ve kanaatlerin açığa vurulması toplumu huzursuzluğa sevk ederek
toplumsal yaşayışın ve Devletin güvenliğin i sarsar. Bu bakımdan diğer hak ve
hürriyetler gibi düşünce ve kanaat hürriyeti de her türlü sorumsuz davranışlara
cevaz veren mutlak ve sınırsız bir hürriyet olarak telâkki ve kabul edilemez.
Bu hürriyeti toplumsal yaşayışın ve demokratik nizamın icaplariyle bağdaştırmak
ve toplumsal yaşayışla düşünce ve kanaat hürriyetini denge halinde tutmak
gereklidir.
Bu
itibarla Anayasa'mızın, metni aynen yukarıya çıkarılan, 20 nci maddesi hükmünü
düşünce ve kanaatlerin mutlak ve sınırsız bir şekilde ve hiçbir sorumluluk
duygusuyla bağlı olmaksızın her düşünceyi açıklamaya cevaz veren bir hak gibi
telâkki etmemek icabeder. Aksine olarak onu Anayasa'da yer almış diğer hükümler
ve ilkeler ile birlikte ve Anayasa'nın bütünü içinde bir parça olarak ele almak
ve değerlendirmek gerekir. Nitekim maddenin Temsilciler Meclisinde görüşülmesi
sırasında bu maddenin düşünce ve kanaat hürriyetine bir sınır çizmediği, bu
şekli ile fertleri meselâ komünizme, nasyonal sosyalizme veya irticaa kayan
düşünceleri veyahut ahlâksızlığı teşvik eden fikirleri de açıklamak ve yaymak
hususunda serbest bırakmış gibi bir intiba yarattığı ileri sürülerek bu
bakımdan kayıtlanması istenilmesine karşı, Anayasa Komisyonu sözcüsünün yaptığı
açıklamada "Maddeyi yalnız başına ele alarak yani diğer hükümlerden tecrit
ederek mânalandırmanın caiz bulunmadığını, hukukta doğru olan tefsirini -
gaitefsir yani hükümlerin gayeye göre tefsir edilmesi olduğunu, tefsir konusu
olan hüküm hangi kanunda ve Anayasa'da ise o kanun veya Anayasa'nın tümü ve
ruhu gözönünde de tutularak yorumlama yapılacağını, Anayasa'mızın esas
itibariyle hürriyetleri imha edici faaliyetleri yasak eden ve realist bir
hürriyet anlayışını kendisine temel olarak alınış olan Bir Anayasa olduğunu, bu
bakımdan herkese tanınan düşünce hürriyetinin Anayasa ile tesbit olunan Devlet
nizamına ve demokratik nizama uygun kanaatleri belirtmek için sağlandığını ve
bu sebeple lâik ve demokratik nizamı yıkmak. Devletin ve milletin bütünlüğünü
parçalamak isteyen düşüncelerin açıklanmasının düşünce hürriyetine dâhil
sayılamıyacağını ve bilâkis suç teşkil edeceğini "Bildirmiş olması düşünce
ve kanaat hürriyetinin de Anayasa'nın temel hak ve hürriyetlerin niteliklerini
açıklayan ikinci kısmının (Genel Hükümler) unvanlı birinci bölümünde yer almış
olan 11 inci maddesi uyarınca "Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak
kanunla sınırlanabileceğini" kolayca anlatmaya kâfidir.
Sınırsız hürriyetin anarşiden başka bir şey olmadığı gözönüne alınınca, 20 nci maddeye, düşünce ve kanaat hürriyeti hakkında hiçbir kayıtlama kıstası konulmamış olmasını bu hürriyeti Anayasa'nın dayandığı temel ilkelere uygun olmak ve Anayasa'nın 11 inci maddesinde gösterilen esaslar dahilinde kalmak şartiyle; her istikamette sınırlayabilmek hususunda Anayasa vâzıının kanun koyucuya takdir hakkı tanımış olduğu şeklinde yorumlamak tabiî bulunmaktadır.
Öte yandan düşünce ve kanaat hürriyetini tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan basın hürriyeti de düşünce ve kanaat hürriyeti gibi mutlak ve sınırsız bir hürriyet değildir. Anayasa'mız, 22 nci maddesiyle basın hürriyetinin millî güvenliği ve genel ahlâkı korumak, kişilerin şeref, haysiyet ve haklarına tecavüzü, suç işlemeye kışkırtmayı önlemek nıaksadiyle sınırlanabileceğini kabul ettiği gibi, gerekli hallerde gazete ve dergilerin toplatılmasına da cevaz vermiştir.
Geniş halk kitlelerinin düşünce ve kanaatleri üzerinde etki yapan basının hür olması, toplumun huzur ve selâmetini ve Devletin güvenliğin i ihlâl edecek mahiyetteki beyanların ve yazıların cezasız bırakılması demek değil, sadece basının önceden kayıtlama ve kısıntıya tabi tutulmaması demektir.
İçtimai görevini yerine getirebilmesi için basının hür olması kadar sorumluluk şuuru ile hareket etmesi de şarttır. Sorumluluk şuurundan yoksun bir basın, her sorumsuz kuvvet gibi ergeç soysuzlasır ve toplum hayatını sarsan ve millî güvenliği tehlikeye sokan bir kuvvet halini alır. Düşünce ve basın hürriyetleri ne kadar mukaddes olursa olsun böyle bir durum karşısında toplum düzenini ve millî güvenliği korumakla görevli olan kanun koyucu gerekli tedbirleri almak zorunluğundadır.
İtiraza konu olan 5/3/1962 günlü ve 38 sayılı kanun, 27 Mayıs Devriminin bir sonucu ve felsefesi olan 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sı ile kurulmuş demokratik ve sosyal hukuk devleti nizamını korumak ve yerleştirmek ve âmmenin huzur, güvenlik ve selâmetini sağlamak maksadiyle çıkarılmıştır.
Anayasa'nın metnine dâhil bulunan ve onun dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmında 27 Mayıs Devrimi "Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlariyle meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı Türk Milletinin direnme hakkını kullanması" olarak vasıflandırılmış ve Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeler "insan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukuki ve sosyal temelleriyle kurmak" şeklinde ifade edilmiştir.
Demokratik
hukuk devleti ilkesi, hukuka bağlı, istikrarlı ve gerçekçi bir hürriyet
rejimini ifade eder; bu rejim hiçbir suretle anarşi anlamına alınamaz. Bu
esastan hareket edilince ve yukarıda yapılan açıklamalar da nazara alınınca,
düşünce ve kanaat hürriyetinin kapsamı içine Anayasa'nın dayandığı insan
hakları, millî dayanışma, sosyal adalet, fert ve toplumun huzur ve refahı gibi
temel ilkeleri yıkmaya ve yok etmeye varacak düşünce ve kanaatlerin açıklanması
ve yayılması serbestisinin de dâhil bulunduğunu kabule imkân tasavvur olunamaz.
Nasıl ki milletlerarası bir hukuk vesikası olan ve düşünce ve kanaat
hürriyetini de kapsayan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde, bu beyannamenin
hiçbir hükmünün, içinde ilân olunan hak ve hürriyetlerin bir devlet, zümre veya
fert tarafından yok edilmesini güden bir faaliyete girişmeye veya fiilen bunu
işlemeye herhangi bir hak verdiği şeklinde yorumlanamıyacağı belirtilmek
suretiyle bu esas açıkça ilân edilmiştir.
Anayasa'nın
11 inci ve 20 nci maddelerine aykırılığı ileri sürülen 38 sayılı kanunun l inci
maddesinin (A) bendi ile yasaklanmış olan fiiller, 27 Mayıs Devriminin
meşruluğunu ve haklılığını inkâra yol açan ve halk efkârını bu devrimi, yani meşruluğunu
kaybetmiş bir iktidara karşı Türk Milletinin direnmesini haksız, yersiz ve
gayrimeşru gibi göstermek suretiyle vatandaşları birbiri aleyhine tahrik eden,
onlar arasında kin ve düşmanlık duyguları yaratan ve bu duyguları geliştirerek
millî huzuru devamlı şekilde ihlâl eden ve bu yoldan Anayasa'nın dayandığı
temel ilkeleri yok etmeye varacak sonuçlar doğuran bir davranış olmak
itibariyle bu ilkelerle bağdaştırılması mümkün bir hareket olarak kabul
edilemez. Millî dayanışma, fert ve toplum huzuru ancak, siyasi kanaatleri ne
olursa olsun aynı toplumun fertleri olan, vatandaşlar arasında karşılıklı
anlayış ve saygı duygularının ve toplum şuurunun kuvvetlenmesiyle doğar ve
yerleşir. Bu duygulan yok etmeyi ve vatandaşlar arasında ikilik yaratmayı hedef
tutan her hareketin Anayasa'nın sözüne ve ruhuna aykırı olduğuna şüphe
edilemez. Bu bakımlardan düşünce, kanaat ve basın hürriyetlerinin bu
istikamette sınırlandırılmasında kamu yararı bulunduğu ve bu sınırlamanın
Anayasa'nın 11 ve 20 nci maddelerine aykırı olmadığı açıktır.
Demokratik
memleketlerde Anayasa nizamının Ceza Kanunu ile korunacağı ve bu nizamı korumak
için olsa dahi ayrıca Özel kanunlar çıkarılamıyacağı yollu düşünce, hiçbir ilmî
mesnede dayanmadığı cihetle yerinde görülmemiştir. Anayasa nizamını koruyan ve
bu maksatla bazı hürriyetleri sınırlayan hükümler umumi ceza kanununa
konulabileceği gibi özel kanunla da düzenlenebilir. Bu, bir hukuk kuralı değil,
bir sistem meselesidir. Anayasa nizamının Anayasa'ya aykırı tasarruflarda
bulunmamakla korunacağı bir gerçek ise de bu gerçeğin kemaliyle tahakkuk
edebilmesi Anayasa'ya aykırı tasarrufların kanun koruyucudan sâdır olması
kadar, vatandaşlardan sâdır olmasını da önlemekle yani hürriyetlerin kötüye
kullanılmamalarım sağlayacak bazı kayıtlamalara tâbi tutulması ile mümkün
olabileceği de aşikârdır. Elverir ki bu kayıtlamalar, hürriyetlerin özüne
dokunmasın ve o özü tahrip etmesin.
Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunun raporunda ve Anayasa tasarısının Meclisteki görüşmelerinden de anlaşılacağı veçhile bir hak ve hürriyetin gayesine uygun şekilde kullanılmasını son derece zorlaştıran veya onu kullanılamaz duruma düşüren kayıtlara tabi tutulması halindedir ki o hak ve hürriyetin özüne dokunulmuş olması söz konusu edilebilir.
Bahsi
geçen kanunun l inci maddesinin (A) bendi ile yapılan kayıtlamayı bu mahiyette
telâkki etmek mümkün değildir, önce bu kayıtlama, itiraz dilekçesinde
belirtildiği gibi vatandaşın 27 Mayıs Devrimi hakkında her hangi bir kanaat
beslemesini m'en edici mahiyet taşımamaktadır Esasen kanaat besleme kişinin iç
âlemini ilgilendirdiği cihetle bir kayıtlamaya da tabi tutulamaz. Bu kanaatin
söz, yazı, resim vesaire gibi vasıtalarla açığa vurulmasıdır ki 38 sayılı
kanunun l inci maddesinin (A) bendi ile bazı kayıtlamalara tâbi kılınmıştır. Kanunun
3 üncü maddesi hükmüne göre bu kayıtlamalara aykırı davranışların suç niteliği
alması için bu davranışların Türk Ceza Kanununun 153 üncü maddesinde belirtilen
şekilde :
1- Basın yolu ile veya her hangi bir propaganda vasıtasiyle,
2- Umumi veya umuma açık olan mahalde ve birden ziyade kimseler huzurunda,
3- Toplanılan yer veya toplantıya katılanların adedi veya toplantının konusu ve gayesi itibariyle özel mahiyeti haiz olmayan bir toplantıda işlenmiş olması,
Şarttır.
Bu bakımdan 38 sayılı kanunla yapılan kayıtlama, düşünce, kanaat ve basın
hüriyetlerinin özüne dokunacak bir nitelik taşımamakta, sadece toplum hayatını
zarardan korumayı ve güvenliği sağlamayı hedef tutmaktadır. Kaldı ki sözü geçen
(A) bendindeki yasaklama ile basın sansüre tabi tutulmamış, gazete ve dergi
çıkarılması önceden izin alma ve malî teminat gösterme şartına bağlanmamış,
haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayınlanmasını engelleyici veya
zorlaştırıcı iktisadi, malî, teknik kayıtlar konulmamıştır. Şu halde bahsi
geçen bent ile düşünce ve kanaat hürriyetinin gayesine uygun şekilde
kullanılmasını zorlaştıran veya imkansızlaştıran bir sınırlama yapılmamıştır.
Bu itibarla bent hükmü ile düşünce ve kanaat hürriyetinin Özüne dokunulmamış ve
bu öz tahrip edilmemiştir.
Sonuç : Yukarıda açıklanan sebeplerle Anayasa Nizamını, Millî güvenlik ve Huzuru Bozan Bazı Fiiller hakkındaki 5/3/1962 günlü ve 38 sayılı kanunun l inci maddesinin (A) bendi Anayasa'ya aykırı olmadığından itirazın reddine, oybirliği ile 8/4/1963 gününde karar verildi.
Başkan
Sünuhi Arsan
Başkanvekili
Tevfik Gerçeker
Üye
Osman Yeten
Üye
Rifat Göksu
Üye
İ. Hakkı Ülkmen
Üye
Lütfi Akadlı
Üye
Şemsettin Akçoğlu
Üye
İbrahim Senil
Üye
Salim Başol
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Ekrem korkut
Üye
Ahmet Akar
MUHALEFET
ŞERHİ
8/4/1963 gün ve 16 esas ve 83 karar sayılı karara ait muhalefet şerhinde açıkladığımız sebeplerden dolayı kararın usule ait kısmına muhalifiz.
Üye Muhittin · Gürün Üye Lütfi · Ömerbaş Üye EkremTüzemen Üye Rifat · Göksu Üye Lütfi · Akadlı Üye İbrahim · Senil Üye Ahmet · Akar Üye Muhittin · Gürün Üye Ekrem · Tüzemen
Anayasa Mahkemesi, E. 1963/17, K. 1963/84, 8 Nisan 1963 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası