İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1963/173 K.1965/40

Karar tarihi:26/9/1965

Esas1963/173Karar1965/40Tarih26 Eylül 1965Okuma100 dk · 20.044 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1963/173
Karar No
1965/40
Karar tarihi
26 Eylül 1965
Esas No
1963-173
Karar No
1965-40
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

20.044 kelime·100 dk okuma·20 bölüm

Karar tarihi:26/9/1965

Resmi Gazete tarih/sayı:25.7.1967/12656

Dâvacı: Türkiye işçi Partisi

Dâvanın konusu: Türk Ceza Kanununun 5844 sayılı kanunla değişik 141/1. ve 142/1. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmeleri isteminden ibarettir.

İLK

İNCELEME

Anayasa

Mahkemesi içtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca 11/3/1963 gününde yapılan ilk

incelemede, İşçi Partisi Tüzüğünün 17 nci maddesine göre partinin en yüksek

merkez organının Merkez Yönetim Komitesi olduğu üyelerden ismail Hakkı Ülkmen,

ibrahim Senil, Celâlettin Kuralmen ve Muhittin Gürün'ün Parti tüzüğünün 15 inci

maddesi gereğince partinin en yüksek Merkez Organının Genel Yönetim Kurulu

olduğu yolundaki muhalefetleriyle tesbit olunduktan sonra, olayda Türk Ceza

Kanununun 141 inci ve 142 nci maddelerinin l numaralı bentleri hakkında iptal

dâvası açılması için Genel Yönetim Kurulunda Merkez Yönetim Komitesine tam

yetki verildiği ve bu komitece de dâva açılmasının kararlaştırıldığı

anlaşıldığından dâvanın, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

hakkındaki 44 sayılı kanunun 25 inci maddesinin l numaralı bendine uygun

olarak, partinin yetkili organı tarafından açıldığının kabulüne üyelerden

Şemsettin Akçoğlu'nun dâva acrna kararının, partinin en yüksek organı olan

Büyük kongrece verilebileceği yolundaki muhalefeti ile karar verilmiş olmakla

hazırlanan rapor, dâva dilekçesi, sözlü açıklama tutanağı, Türk Ceza Kanununun

iptali istenen maddeleri ile Anayasanın dâva ile ilgili hükümleri, bunlara

ilişkin gerekçeler, komisvon raporları, Meclis görüşme tutanakları okunduktan

sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

DAVACININ

SÖZLÜ AÇIKLAMASI

Bu konudaki isteğinin Mahkemece kabul edilmesi üzerine yapmış olduğu sözlü açıklamasında Dâvacı, dilekçesindeki görüşlerini çeşitli açılardan tekrarladıktan ve dâva konusu maddelerle ilgili bazı uygulamalardan sözettikten sonra özet olarak :

"Anayasamızın,

sosyalizme açık bir anayasa olduğunu, Anayasada (Bu Anayasa, sosyalist Anayasadır.)

diye yazılmasına lüzum bulunmadığını, buna mukabil Anayasamızın kapitalizme ve

liberalizme (kamu yararı) ile ve (Devlete sosyal Ödevleri gerçekleştirmeyi

yükümlemesi) ile sınır koyan bir Anayasa olduğunu, sosyalizme ise kat'iyen

sınır tanımadığını, Anayasa'nın, her türlü dikta rejimini yasakladığını,

iktidara hangi yoldan gelirse gelsin herhangi bir şahsın veya partinin tahakküm

kurmasına ve millî egemenliği tekeline almasına imkân olmadığını, bu bakımdan

birer dikta rejimleri olan komünizmi de faşizmi de yasakladığını, bundan başka

Anayasamızın Cumhuriyetçiliğe aykırı, bölgecilik amacı güden, Türk Milletini

bölen, yahut Padişahlığı getirecek bir düzen tasavvur eden partileri de

yasakladığını, bunların dışında Anayasamızın hiç bir partiyi yasaklamadığını ve

141/1. ve 142/2. maddelerin de sadece komünizmi yasakladığına dair olan

iddiaların yerinde olmadığını, zira maddede komünizmin bir tarifinin

bulunmadığını ve maddede bahsi geçen sınıf tahakkümünün ise, sadece komünist

rejiminin mümeyyiz vasfı olmayıp, faşizmin de mümeyyiz vasfı olduğunu, halbuki

bu maddelerin yalnız komünizmi yasaklamayıp sosyalizmi de yasakladığını"

ileri sürmüştür.

Yukarıdanberi yapılan açıklamalardan da anlaşıldığı üzere Dâvacının esas görüşü; sözü geçen 141/1. ve 142/1. maddelerin, sadece sınıf tahakkümüne, komünizme, anarşizme yönelen çabaları yasaklamayıp, Anayasa'nın çeşitli maddelerinin teminatı altında bulunan başka fikir ve dernek (siyasî parti dahil) çalışmalarını, bu arada sosyalizmi de yasakladığına ve dört kez değiştirilmiş oldukları halde, faşist karakterlerinin değiştirilmemiş bulunduğuna dayanmakta ve dilekçede çeşitli yönlerden ele alınmış bulunan Anayasa'ya aykırılık iddialarının da, bu nedenlerle öne sürüldüğü görülmektedir.

ESASIN

İNCELENMESİ

Türk Ceza Kanununun 141. ve 142. maddelerinin, iptalleri istenilen l numaralı bentleri şöyledir :

"Madde 141/1. Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeğe veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmağa veya memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan her hangi birini devirmeye matuf cemiyetleri her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül edenler veya kuranlar veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenler veya bu hususlarda yol gösterenler (...............) cezalandırılır.

Bu kabil cemiyetlerin bir kaçını veya hepsini sevk ve idare edenler hakkında (..................) cezası hükmolunur."

"Madde 142/1. Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak yahut memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek veya devlet siyasî ve hukukî nizamlarını topyekûn yok etmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapan kimse (...............) cezalandırılır."

Bu hükümlerin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere :

141. maddenin l numaralı bendinde;

a) Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeğe;

b) Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmağa;

c) Memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmeğe;

Matuf cemiyetleri, her ne suret ve nam altında olursa olsun, kurmağa tevessül etmek veya kurmak, veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmek veya bu hususlarda yol göstermek;

142. maddenin l numaralı bendinde de :

a) Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek;

b) Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak;

c) Memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek;

ç) Devlet siyasî ve hukukî nizamlarını topyekûn yok etmek;

İçin her ne suretle olursa olsun propaganda yapmak;

Eylemleri suç sayılarak yasaklanmışlardır.

Bunlardan

141. maddenin l numaralı bendinde yer alan (sosyal bir sınıfın diğer sosyal

sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeğe matuf cemiyetleri, her ne suret ve

nam altında olursa olsun, kurmaya tevessül etmek veya kurmak veya bunların

faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmek veya bu hususlarda yol

göstermek.) eylemi ile 142. maddenin l numaralı bendinde yer alan (sosyal bir

sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesisetmek için her ne

suretle olursa olsun propaganda yapmak) ve (Devlet siyasî ve hukukî nizamlarını

topyekûn yok etmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapmak.)

eylemlerini yasaklayan hükümlerin, Anayasa'ya aykırı olup olmadıklarının

bentlerin kapsadığı diğer hükümlerden önce incelenmesi, bunların değişik

açılardan ele alınmalarının mümkün olması bakımından, uygun görülmüştür.

l- Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeğe matuf cemiyetleri her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmağa tevessül etmek veya kurmak veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmek veya bu hususlarda yol göstermek eylemleri ile sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapmak eylemi her şeyden önce, Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan "Türkiye Cumhuriyeti, İnsan Haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir Hukuk Devletidir." Hükmüne ve bu maddenin gönderme yaptığı başlangıç kısmında belirtilen;

(Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplayan ve mîlletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve; "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesinin, millî mücadele ruhunun, millet egemenliğinin, Atatürk devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahip olarak;

İnsan Hak ve Hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurmak (...............) amaçlarına aykırıdır.

Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflara tahakkümü halinde, milletin bütün fertlerinin kader, kıvanç ve tasa ortaklığının yerini, sınıflara mahsus, ayrı kıvanç ve tasalar alacağından, Anayasa'nın bu konularda öngördüğü birlik yıkılacaktır. Sınıfların birbirine zıt olan duyguları, millî birliği zedeleyecek ve yurt içinde sulh ve sükûnu bozacaktır. Belki de sınıf mücadelesi, hukuk sahası dışına çıkabilecek, ezmek ve ezilmemek çabaları, iç boğuşma haline gelebilecektir.

Sınıf tahakkümünü korumak yolundaki bu çatışmalar, millî mücadele ruhunu, Anayasa'nın millet egemenliği kuralını ve Atatürk devrimlerine bağlılık şuurunu da kökünden sarsacaktır.

Millî mücadele ruhu, bütün milletin vatanı kurtarma çabasında el birliği yapması ve her türlü fedakârlığa seve seve katlanması anlamını taşır. Belli bir sınıfın tahakkümünü tesis etme çabalarının yaratacağı kin yüzünden mîllî mücadele ruhu da sarsılacaktır.

Sınıf tahakkümünün bulunduğu yerde millî egemenliğin var olduğu savunulamaz. Çünkü, egemenlik milletin tümünde değil, hükmeden sınıfta olacaktır.

Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflara tahakkümü, Atatürk devrimlerine bağlılık şuuru ile de bağdaşamaz. Çünkü, Atatürk devrimleri "Türk milletini her alanda çağdaş uygarlık düzeyine çıkartmayı ve huzura kavuşturmayı gaye edinmiştir. Bütün devrimler, topyekûn milletin yükselmesi amacı ile yapılmıştır.

Bir sınıfın diğer sınıflara tahakkümü eylemi, insan hak ve hürriyetlerine de aykırıdır.

Anayasa'mız, kişinin temel haklarını ve ödevlerini çeşitli maddelerinde göstermiştir. Sınıf tahakkümünü, bu hak ve Ödevlerin, belli sınıflara hasredilmesine veya bunların özlerine dokunacak şekilde kısıtlanmasına imkân verdiği için, insan hak ve hürriyetleri düzenine uygun düşmez.

Bu eylem, sosyal adalet ve sosyal güvenlik ilkelerine de aykırıdır. Çünkü bunlar bir sınıfı değil, sınıfı ne olursa olsun bütün kişileri kapsayan ilkelerdir. Sınıf hâkimiyetine dayanan bir Devlet sisteminde ise, sosyal adalet ve sosyal güvenliğin bütün kişiler için varolduğu söylenemez.

Bu eylem, hukuk devleti esaslarına da aykırıdır. Anayasa'mızın kurduğu devlet düzeni, hukuk devleti niteliğinden ayrılmaz. Hukuk devleti de, bütün faaliyetlerinde hukukun hâkim olduğu bir devlet düzenidir. Sınıf hakimiyetinde böyle bir devlet düzeninden söz edilemiyeceği aşikârdır.

Bu eylem, lâiklik ilkesine dokunulmasına da yol açabilir. Çünkü, sınıf tahakkümü düzeninde bu ilkeyi zedeleme arzusuna karşı koyabilecek bütün güç ve engeller ortadan silinmiş durumdadır.

Bu eylem, demokratik devlet esaslarına ve Anayasa'nın, "Türkiye Cumhuriyetinin her türlü saltanat, şahıs ve zümre hâkimiyeti şekillerini reddeden, demokratik bir devlet olduğu" gerekçesine dayanan ve "Türkiye devleti bir Cumhuriyettir." hükmünü koyan 1. maddesine de aykırıdır.

Demokratik devlet, egemenliğin bir kişi, zümre veya sınıf tarafından, belli sınıflar yararına kullanılamadığı serbest ve genel seçimin iktidara gelmede ve iktidardan ayrılmada tek yol olarak kabul edildiği ve iktidarın bütün millet yararına kullanıldığı, kısacası, demokrasi prensiplerinin hâkim olduğu bir idare biçimidir. Sınıf tahakkümünde ise, bu prensiplerin yer alması düşünülemez.

Kaldı ki Anayasa'nın 4. ve 12. maddeleri, iptali istenilen bentler yönünden, kesin ve açık hükümler taşımaktadır.

Bunlardan 4. maddede (Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.

Millet, Egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması hiç bir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiç bir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz."

denmektedir.

Anayasa'nın bu maddesi, konuya kesinlik getirmektedir. Madde, sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etme eylemini açıkça reddetmekte ve Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir." hükmü ile de sınıf egemenliğini Anayasa dışına itmektedir.

Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları ise; egemenliğin, Anayasa'nın belirttiği esaslar çerçevesinde ve yetkili kıldığı organlar eliyle kullanılabileceğini, bunların dışında hiç bir kişi, zümre veya sınıfın, buna sahip çıkamıyacağını, kesin olarak belirtmektedir.

12. maddede "Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.

Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."

hükümleri yer almıştır.

Sınıf tahakkümünü Anayasa'nın bu maddesi de yasaklar. İkinci fıkradaki "Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." hükmünün sınıf imtiyazına dahi müsaade etmemesi karşısında, hukuk kurallarını, insan hak ve hürriyetlerini daha ağır derecede bozan sınıf tahakkümünün, Anayasa düzenine tamamiyle aykırı olacağından şüphe edilemez.

Anayasa'nın 57. maddesi de sınıf tahakkümünü önleyen hükümler taşımaktadır. Özellikle maddenin birinci fıkrasının "Siyasî partilerin tüzükleri, programları ve faaliyetleri, insan hak ve hürriyetlerine dayanan demokratik ve lâik cumhuriyet ilkelerine ve Devletin ülkesi ve milleti ;le bölünmezliği temel hükmüne uygun olmak zorundadır. Bunlara uymayan partiler temelli kapatılır." şeklindeki hükmü ile, siyasî partilerin, demokrasi düzenini, cumhuriyet ilkelerini, insan hak ve hürriyetlerini ve lâiklik esasını yıkacak bir kuvvet haline gelmeleri Önlenmiştir.

Yukarıda belirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti, saltanat, zümre ve sınıf hâkimiyeti şekillerini reddeden demokratik bir devlet biçimidir. Bu esası, Anayasa'nın 1. maddesinin gerekçesinde bulduğumuz gibi, 2. maddesinde belirtilen Türkiye Cumhuriyetinin niteliklerinde de bulmaktayız.

İnsan haklarını çiğnediği, fert huzurunu ve başlangıçtaki temel ilkeleri bozduğu, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti nitelikleri ile bağdaşmadığı için, sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflara hâkimiyetini amaç edinmiş siyasî partiler de Anayasamıza uygun bir müessese olarak kalamazlar. Böylece bir maksat güden siyasî partilerin demokratik düzeni ve Cumhuriyetin temel ilkelerini yıkacakları aşikârdır.

Bu nedenlerle, Türk Ceza Kanununun 141. ve 142. maddelerinin l numaralı bentlerinde yer alan sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeğe mautf cemiyetleri her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül etmek veya kurmak veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmek veya bu hususlarda yol göstermek veya bu konularda her ne suretle olursa olsun propaganda yapmak eylemlerini yasaklayan hükümlerde Anayasa'ya aykırılık yoktur.

II-

Dâva konusu 142. maddenin l numaralı bendinde yer alan (Devlet siyasî ve hukukî nizamlarını topyekûn yok etmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapmak) eyleminin yasaklanması da Anayasa'ya aykırı değildir. Çünkü bu eylem, anarşizme yol açan niteliktedir. Anarşizm ise, demokratik bir hukuk devleti düzeni ile hiç bağdaşmayan ve Anayasa'nın topyekûn kaldırılmasını öngören bir sistem olduğundan, böyle bir düzeni kurma yolundaki çabaların yasaklanmasının, Anayasa'ya uygun ve onu korumaya yönelen bir tedbir olduğu, başkaca açıklamayı gerektirmiyecek derecede meydandadır.

III-

141. ve 142. maddelerin iptalleri istenilen l numaralı bentlerinde yer alan ve yukarıda incelenenler dışında kalan :

Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya;

Memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmeğe;

Matuf cemiyetleri, her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmağa tevessül etmek veya kurmak veya bunların faaliyetlerini sevk ve idare etmek veya bu hususlarda yol göstermek (Madde 141/1);

Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak;

Memleket İçinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek;

için her ne suretle olursa olsun propaganda yapmak (Madde 142/1); eylemlerine gelince :

Bu eylemlerin gerçek niteliklerini anlıyabilmek için, bunları yasaklayan hükümlerin Ceza Kanunumuza hangi maksatlarla alındıklarının araştırılması ve bu bakımdan söz konusu hükümlere ilişkin gerekçelerin incelenmesi gerekmektedir.

Türk Ceza Kanununun 141. ve 142. maddelerinin iptalleri istenen l numaralı bentleri; 1930 tarihli İtalyan Ceza Kanununun (ki Türk Ceza Kanununa esas olan 1889 tarihli kanunun yerini almıştır.) 270. ve 272. maddelerinden, ilk kez 1936 günlü ve 3038 sayılı kanunla, Ceza Kanunumuza aktarılmış ve bu hükümler, sonradan 3531, 4934, 5435. ve 5844. sayılı kanunlarla dört kez değiştirilmiştir.

3038 sayılı kanunla yapılan değişiklikten önce Türk Ceza Kanununun konu ile ilgili hükümleri şöyle idi :

Türk Ceza Kanununun, 125. maddesi ile başlayan ikinci kitabının (Devletin emniyetine karşı cürümler) başlıklı birinci babının, (Vatan aleyhinde cürümler) başlıklı birinci faslında yer alan hükümleri, Devleti, siyasî ve mülkî bütünlüğüne doğrudan doğruya yapılacak tecavüzlere karşı korumakta ve fakat zora dayanan siyasî rejimlerin ve bu arada komünizmin kurulması hazırlıklarını önlememekte idi. 1930 tarihli İtalyan Ceza Kanununun 270. ve 272. maddelerinden yararlanarak hazırlanan ve 1936 yılında yayımlanan 3038 sayılı Kanunla Ceza Kanunumuza bu konularda Önleyici hükümler konmuştur.

Millî sınır tanımayan ve özellikle Dünya ihtilâli iddiasında bulunan ihtilâlci sosyalizm (komünizm) in yayılması tehlikeleri karşısında her devlet, kendi rejimini korumak ihtiyacını duymuş ve bu yüzden memleketimiz de sözü geçen 3038 sayılı Kanunla bu yöndeki boşluğu kapatmak istemiştir.

Türk Ceza Kanununun 7/4/1936 günlü ve 3038 sayılı Kanunla değiştirilmiş olan 141. ve 142. maddelerinin birinci fıkraları şöyledir.

"Memleket dahilinde içtimaî bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünü şiddet kullanmak suretiyle tesis etmeye veya içtimaî bir zümreyi şiddet kullanarak ortadan kaldırmaya veya memleket dahilinde teşekkül etmiş iktisadî veya içtimaî nizamları şiddet kullanarak devirmeğe matuf cemiyetleri tesis eden, teşkil eden, tanzim eden kimse .........cezalandırılır." (Madde 141)

"Memleket dahilinde içtimaî bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünü şiddet kullanmak suretiyle tesis etmek veya içtimaî bir zümreyi şiddet kullanarak ortadan kaldırmak veya memleket dahilinde teşekkül etmiş iktisadî veya içtimaî nizamları şiddet kullanarak devirmek, yahut memleketin siyasî ve hukukî herhangi bir nizamını yıkmak içm propaganda yapan kimse cezalandırılır." (Madde 142)

Bu maddelerin gerekçeleri özetle şöyledir :

"....... Son zamanların bazı hadiseleri delâletiyle mevcut ceza hükümlerimizin bu hâdiseleri dairei şümulüne almadığı görülerek Devletin emniyet ve selâmetini her türlü fena hareketlere karşı cezaî müeyyidelerle mahfuz bulundurma lüzumu tahakkuk etmiştir. (.........) 141. madde, Türkiye'de teşekkül etmiş veya edecek olan maksatları siyasî ve içtimaî nizamı bozmaya matuf bulunan siyasî cemiyetleri istihdaf etmektedir.

Maddenin sarahatine ve ihtiva ettiği hususlara nazaran komünist ve anarşist cemiyetler bu maddenin şümulüne dahil bulunmaktadır. Devletin selâmet ve hayatını bu gibi muzır ve yıkıcı faaliyetlere karşı korumak için böyle bir maddeye lüzum vardır. (.........) 142. madde ise, bu gayeye matuf propagandaları tecziye etmektedir. (Türkiye Büyük Millet Meclisi zabıt ceridesi Yıl 1936, Cilt : 12 S. Sayı 250).

16 Temmuz 1938 gününde yayımlanan 3531 sayılı kanunla değiştirilmiş olan 141. ve 142. maddeler şöyledir :

"Madde 141.- Memleket dahilinde içtimaî bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünü tesis etmeğe veya içtimaî bir zümreyi ortadan kaldırmaya veya memleket dahilinde teşekkül etmiş iktisadî veya içtimaî nizamları devirmeğe matuf cemiyetleri tesis eden, teşkil eden, tanzim eden veya sevk ve idare eden kimse (.........) cezalandırılır.

Maksada vüsul için şiddet kullanmak da istihdaf edilmiş ise verilecek ceza (............) ağır hapistir.

(..............)"

"Madde 142.- Memleket dahilinde içtimaî bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya içtimaî bir zümreyi ortadan kaldırmak yahut memleket dahilinde teşekkül etmiş iktisadî veya içtimaî nizamları devirmek yahut memleketin siyasî veya hukukî bir nizamını yıkmak için propaganda yapan kimse (............) cezalandırılır.

Propaganda yukarıki fıkrada yazılı hareketleri şiddet kullanarak elde etmeye matuf bulunduğu takdirde verilecek ceza (............) ağır hapistir.

(.................)"

3038 ve 3531 sayılı kanunlarda yer alan hükümlerin karşılaştırılmasından anlaşılacağı üzere, Önce suç unsurları arasında bulunan şiddet kullanma hali, bu kanunla suç unsuru olmaktan çıkarılmış, ancak, yeni maddelere cezayı artırıcı sebep olarak alınmıştır.

Bu değiştirmelerin gerekçeleri özetle şöyledir :

"....... 141. ve 142. maddeler, Ceza Kanunumuzun, rejimi koruyucu hükümleri ihtiva eden iki mühim maddesidir. (......) Bu hükümler, memieket dahilinde rejimi tam bir surette korumak için kâfi görülmemektedir. Zira, Hükümet şeklini tağyir maksadına müstenit cemiyetlerin müessisleri ile idare heyeti azaları ve içtima mahallinin sahip veya müsteciri haklarında Cemiyetler Kanununun koyduğu para cezasına dair olan hüküm istisna edilirse, mevzuatımızda, gayesi yukarıda yazılı maksatlar olduğu halde buna vusul için şiddet kullanmayı istihdaf etmeyen cemiyetlerin tesis ve teşkili ve bunlara girmek ve bu maksatlar için propaganda yapmak keyfiyeti bir ceza tehdidi altında bulunmamaktadır.

Bundan başka son defa Teşkilâtı Esasiye Kanununda yapılan değişiklikle Devletçilik, Milliyetçilik, inkılâpçılık, Halkçılık ve Lâiklik Devletin ana vasıfları olarak kabul edilmiştir. Bu vasıflara muhalif gayesi olan cemiyetlerin tesis ve teşkilini ve böyle bir cemiyete girmek keyfiyetini ve bu yolda propaganda yapmayı ceza tehdidi altında menedici bir hüküm de yoktur. İşte bu iki maddede yapılan değişiklikle bu noksanlar ikmâl edilmiş ve tatbikatta herhangi bir tereddüde mahal verilmemek üzere propagandanın fiil, söz veya her nevi neşir vasıtasiyle olabileceği tasrih edilmiştir. (T.B.M.M. Zabıt Ceridesi Yıl 1938 Cilt : 26 S. Sayı: 320).

141. ve 142. maddelerde 13/6/1946 günlü ve 4934 sayılı Kanunla yakılan değişiklikler şöyledir :

"Madde 141.- Memleket içinde içtimaî bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünü tesis etmeğe veya içtimaî bir zümreyi ortadan kaldırmaya veya memleket içinde teşekkül etmiş iktisadî veya içtimaî nizmaları devirmeğe matuf cemiyetler tesis, teşkil tanzim veya sevk ve idare eden kimse ............ cezalandırılır.

(.........)

Bu maksatlara varmak için şiddet kullanılmak da istihdaf edilmiş ise veya zor kullanılmış ise verilecek ceza ............ ağır hapistir.

(.............)"

"Madde 142.- Memleket içinde içtimaî bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya içtimaî bir zümreyi ortadan kaldırmak yahut memleket içinde teşekkül etmiş iktisadî veya içtimaî nizamları devirmek veya siyasî veya hukukî nizamları yıkmak için propaganda yapan kimse (.........) cezalandırılır."

Propaganda, yukarıdaki fıkrada yazılı hareketleri şiddet kullanarak elde etmeye matuf bulunduğu takdirde verilecek ceza ...... ağır hapistir.

(...........)"

Bu değiştirmenin gerekçeleri özetle şöyledir :

"....... Ceza Kanunumuza, 1938 yılında yapılan değişiklikler neticesinde konulan bâzı maddelerin, memleketin güvenliğine, bünyesine ve ihtiyacına göre doğru ölçüler dahilinde değiştirilmesi, partiler teşkiline karşı koyması ihtimali olan hükümlerin değiştirilmesi amacı ile incelemeler yapılmış ve vatandaşların sınıf menfaatleri üzerine parti kurmalarına kanun yolu ile mani olmamak ve kökü dışarda yani yabancı aleti olan cemiyet ve partiler ve onlardan mülhem olan cemiyet ve partilere karşı kanun yolu ile karşı koymaya devam etmek şeklinde hülâsa edilebilen Ölçüler dahilinde bir değişiklik yapmak üzere bu tasarı meydana getirilmiştir. (.........)

141. madde sınıf esası üzerine kurulacak partilere karşı koymamaktadır. Çünkü demokratik bir rejimde partiler birbirlerini yok etmek veya diğerleri üzerinde tahakküm tesis etmek gayesi ile kurulmazlar. Bu madde içtimaî bir sınıfın diktatörlüğü veya içtimaî bir sınıfın ortadan kaldırılması gayesi ile kurulacak cemiyetleri ceza tehdidi ile yasak etmek suretiyle parti diktatörlüğünü önlemekte ve çok partili demokrasi esaslarını sağlamaktadır.

İkinci fıkradaki siyasî veya hukukî nizamın ortadan kaldırılması mevzuundaki ortadan kaldırmanın, zor yani kanuna aykırı yollarla yapılmasının gaye edinilmesi men'edilmek istenilmiş ve bu suretle kanun yolları ile değişiklik yapılması için partiler kurulmasına imkân verilmiştir.

Memleketin güvenliğine, bünyesine ve ihtiyacına göre hangi nizamın kanun yolları ile dahi değiştirilmemesi gerektiğini açıkça göstermek lüzumu karşısında demokrasinin en ileri şekli olan cumhuriyeti korumak maksadı ile gayesi cumhuriyetçiliğe aykırı olan cemiyetler yasak edilmiştir." (Tutanak dergisi yıl 1946, Cilt : 24,

S. Sayı : 171.)

5435 sayılı Kanunla değiştirilen 141. ve 142. maddeler şöyledir :

"Madde 141.- Memleket içindeki içtimaî bir sınıfın değerleri üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya içtimaî bir sınıfı ortadan kaldırmak veya memleket içinde kurulmuş iktisadî veya içtimaî ternel nizamları devirmek amacı ile cemiyet tesis, teşkil, tanzim veya sevk ve idare eden kimse (......) cezalandırılır.

Amacı, cemiyetin siyasî veya hukukî herhangi bir temel nizamını devirmek olan yıkıcı cemiyetleri memleket içinde tesis, teşkil, tanzim veya sevk ve idare eden kimse birinci fıkrada yazılı cezayı görür.

Yukarıdaki fıkralarda yazılı amaçlara varmak için cemiyetlerce her ne suretle olursa olsun tehdit etmek vasıta olarak kabul edilmişse veya ne suretle olursa olsun cebir ve şiddet kullanmak veya her ne suretle olursa olsun tehdit etmek vasıta olarak kabul edilmişse veya bu cihet açıklanmamış olmakla beraber cebir ve şiddet veya tehdit başarı için gerekli bulunmuş ise cemiyeti tesis, teşkil, tanzim veya sevk ve idare eden kimseye verilecek ağır hapis cezası ......... aşağı olamaz.

(.................)"

Madde 142.- Memleket içindeki içtimaî bir sınıfın diğerleri üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya içtimaî bir sınıfı ortadan kaldırmak, yahut memleket içinde kurulmuş iktisadî veya içtimaî temel nizamları devirmek veya siyasî veya hukukî temel nizamları yıkmak için her ne suretle olursa olsun propaganda yapan kimse (.........) cezalandırılır.

Propaganda, yukarıdaki fıkrada yazılı amaçlara varmak için cebir ve şiddet kullanmayı veya tehdit etmeyi de tazammun ediyorsa ilk fıkra uyarınca verilecek ceza (......) aşağı olamaz.

(............)"

Bu değiştirmelerin gerekçeleri, özetle şöyledir :

"Son zamanlarda komünistlik ve dincilik propaganda ve cereyanları, dikkati çekecek bir mahiyet almıştır. Hal ve vaziyetin imkân ve müsaadesine göre çeşitli ve çok değişik şekillerde çalışmalarla cemiyet nizamlarını, komünist esaslara ve dinî akidelere uydurmak isteyenlerin gizli ve açık her nevî hareket ve faaliyetleri, memleket ve halkın emniyet ve selâmeti, ilerleme ve gelişmesi namına tehlike teşkil etmeğe başlamış ve cemiyeti içinden gevşetip çökertmeğe matuf bu türlü bozguncu faaliyetlerin lâyık oldukları şiddet ve emniyetle takip ve tenkilini gerekli kılmıştır. (.........)

141. maddenin ilk fıkrası ile yasaklanan eylemlerden birisi de memleket içinde kurulu iktisadî veya içtimaî nizamları devirmek amacı ile cemiyet kurmaktır.

İçtima'î nizam, bir cemiyetin varlığını koruyan bütün kaide ve müesseseleri, iktisadî nizam ise bir cemiyette, servetin istihsal ve tedavül ve taksimini ve sermaye ve emek sahipleri arasındaki münasebeti düzenleyen esas ve usulleri ifade eder. (............)

Komünizm, cemiyetin içinde zümre tahakkümünü kurmak veya bir zümreyi kaldırmak isteyen bir fikir sistemi olduktan başka, cemiyetin iktisadî ve içtimaî nizamlarını devirerek yerine kendi görüşüne uygun iktisadî ve içtimaî bir nizam kurmayı tek gaye sayar. Bu sebepledir ki komünist cemiyetler maddenin ilk fıkrasına göre men ve zecredilmiş bulunurlar. (............)

Maddenin

üçüncü fıkrası birinci ve ikinci fıkralarda yazılı suçların şiddet sebeplerini

bildirir. Bu halde ceza, fıkrada görüldüğü veçhile, artırılmıştır. Cebir ve

şiddet maddî surette eşya veya şahıslara yonetilebileceği gibi manevî olarak

tehdit suretiyle de olabileceğinden, bu cihetler kanunda açıklanmakla beraber,

bunların çeşitli işlenme tarzları (Herne suretle olursa olsun) sözü ile yasak

edilmiştir. Bundan başka cemiyetlerce başarı vasıtası olarak cebir ve şiddet

kullanmak veya tehdit etmek, evvelden sözleşilip açıklanmamış olsa bile

cemiyetin muhtemel mukavemetine karşı böyle bir vasıtaya müracaat etmeden amaca

varmanın imkânsızlığı anlaşılırsa, cebir ve şiddet icra veya tehdit ikaı

evvelden kabul edilmişcesine cezanın artırılacağı fıkrada beyan

olunmuştur." (T.B.M.M. Tutanak Dergisi Yıl 1949, Cilt 20-S. Sayısı :257)

5844 sayılı kanunla değişitirilen ve bugün yürürlükte bulunan 141. ve 142. maddelerin l numaralı bentleri şöyledir :

Madde 141/1.- Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeye veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmeğe matuf cemiyetleri her ne suretle ve na altında olursa olsun kurmaya tevessül edenler veya kuranlar veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenler veya bu hususlarda yol gösterenler (.........) cezalandırılır.

Bu kabil cemiyetlerin bir kaçını veya hepsini sevk ve idare edenler hakkında (.........) hükmolunur."

"Madde 142/1.- Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak yahut memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek veya Devlet siyasî ve hukukî nizamlarını topyekûn yoketmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapan kimse (.......) cezalandırılır."

Bu değiştirmelerin gerekçeleri, özetle şöyledir :

"....... Demokrasi bir mefkûredir. Bu mefkurenin ilham almakta olduğu tek kaynak ise hürriyettir. Hürriyetin muayyen bir felsefe ışığı altında tefsir edilmesine göre ortaya çeşitli siyasî sistem örnekleri çıkmaktadır. Bilhassa ikinci Dünya Harbinden önce Almanya, İtalya, Japonya gibi devletlerde yerleşmek imkânını bulan faşist rejimler demokrasi idealini külliyen inkâr etmiş olmakla bu mefkureyi yaşatmak isteyen siyasî camialar için onlara karşı müdafaa ve muhafaza'î- nefs tedbirleri ittihaz olunması zaruridir.

Lâkin faşist diye tavsif olunan siyasî rejimin yanı başında hürriyeti ve demokrasi idealini inkâr etmemekle beraber, bu kıymetleri, anlaşılmaları icap eden tarzdan başka türlü anlayan ve gayeye varmak için her türlü imkân ve vasıtaları, makyavelist bir inanışla mübah ve meşru gören marksist bir demokrasi telâkkisi mevcuttur.

Marksizm aslında muayyen bir doktrinden ibaret olmayıp, insan ve dünya hakkında umumî bir görüş tarzı meydana getirir.

Marksist görüşün ekseriya zannedildiği gibi sadece bir iktisadî doktrini yoktur, aynı zamanda siyasî bir doktrini de vardır.

Marksist siyasî doktrinin esası tahakkümdür, yani diktatörlüktür. Tahakkümle hürriyet bir arada mütalâa edilemiyeceğine göre, marksist siyasî akidenin de gerçek demokrasi ile bir münasebeti kurulamaz. Bilâkis, Marksist siyasî telâkkiyi gerçek demokrasinin zıddı olarak mütalâa etmekte isabet vardır. (.........)

Şu halde hürriyeti boğan, istibdada sürükleyen ve baskı yaratan tekmil cereyanlara karşı ferdi ve cemiyeti masum bulundurabilmek için Devlet hukuk nizamında kifayetli kaideler tesis etmiş olmalıdır.

Türk Ceza Kanununun halen mer'i bulunan 141., 142., 163. maddeleri Türk vatandaşlarının, Anayasa ile tanınan kamu haklarını ve Türk demokrasisini, ifrat cereyanlara, hürriyeti boğucu hareketlere ve bozguncu faaaliyetlere karşı himaye eden hükümleri muhtevi bulunmaktadır.(............)

Gerçekten

kanun vaz'ının ifrat teşkil eder mahiyetteki bozguncu hareketlere karşı daima

uyanık bulunması zarureti aşikârdır. Menşeini hariçte bulan ve yurt

istiklâlini, vatandaş haklarını imha gayretini güden istilâcı hareketler, takip

eyledikleri bozguncu gayelerini gizlemekte büyük maharet göstermekte, Türk

cemiyetinin karşısına türlü kisvelere bürünerek çıkmaktadırlar. Takibedilen

usulleri, Metodları zamanın icablarına uydurmakta ve bu suretle müdafaa

vasıtalarının tesirine karşı korunmakta büyük maharet göstermektedirler. Bu

sebepler dolayısiyle kanun vaz'ının bu bozguncu ve Türk Cemiyet ve

demokrasisinin kalpgâhına müteveccih hareketleri dikkatle takip eylemesi ve

yeni metodlara karşılık yeni müdafaa vasıtalarım tesbit ve tâyin ederek

mevzuatı teçhiz eylemesi bir zarurettir. Ceza Kanunumuzun 141., 142. ve 163.

maddeleri değiştirilirken hareket noktası mezkûr müşahade olunmuştur.(...)

141. maddenin birinci fıkrasında komünist birleşmelerin kurulmasınana tevessül olunması, bunların teşkil, tanzim, sevk ve idare edilmesi ve bu hususta yol gösterilmesi suç sayılmış bulunmaktadır. Bu maksat bir sosyal sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünün tesisi) ibaresi ile ifade olunmuştur. Aynı fıkrada mevcut (Bir sosyal sınıfı cebir yolu ile kısmen veya tamamen ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadî ve sosyal nizamları cebren yoketmeye matuf birleşmeler ...) ibaresi ile istihdaf edilen gaye, cebri vasıta olarak kullanan sosyalist ve sair mahiyetteki birleşmeleri tecrim eylemektir. (.........)

İktisadî ve siyasî nizam tabirleri, çok geniş bir mâna ihtiva eylemeleri dolayısiyle her türlü bozucu ve bozguncu faaliyetleri ihata eylemek maksadiyle istimal edilmişlerdir. Bu itibarla meselâ iktisadî nizam, ferdî mülkiyete mütedair nizam olduğu gibi, mutevası iktisadî olan bütün hukukî münasebetler nizamını da ifade eder. Kanunlarca tanzim edilmiş bulunan sanayi, ziraat ve ticaret nizamları da keza iktisadî nizam çerçevesine dahildir. Buna nazaran menşei iktisadî olmayan topluluk nizamları da hukukî nizamı teşkil eder. (.........)

Maddenin ikinci fıkrası, anarşizm, mehilizm gibi cemiyet binasını bütünü ile yıkmayı istihdaf eden ve bunun yerine nizamsızlık ve teşkilâtsızlığı ikâme eylemek isteyen bozguncu cereyanların tecrim ve tecziyesini istihdaf eylemektedir. Bu maksadı daha iyi ifade edebilmek için fıkraya (topyekûn) tâbirinin ilâvesi muvafık sayılmıştır. Fıkradaki (Siyasî ve hukukî nizam) ibaresi ile Devleti teşkil eden siyasî ve hukukî müesseselerin bütünü kastolunmuştur ......." (T.B.M.M. Tutanak Dergisi Yıl : 1951, Cilt : 10 S. Sayı : 264)

Yukarıda özetlenen gerekçelere dayanan ve cebir unsurunu da kapsayan Hükümet Tasarısı ile yine cebir unsurunu kapsayan Adalet Komisyonu tasarısı ve raporu Genel Kurula sunulmuş, cebir unsurunun leh ve aleyhinde yapılan görüşmelerden sonra maddeler, tasarıdaki cebir unsuru çıkarılmak suretiyle kabul edilmiştir.

Bu gerekçeler göstermektedir ki, söz konusu hükümlerin Ceza Kanunumuza alınmalarına sebep, demokratik Anayasa rejimimizi, demokrasi esasları ile bağdaşmayan fikir akımlarına karşı korumaktır. Ceza Kanunumuz, dâvaya konu olan maddeleri ile faşizm, anarşizm, komünizm ve ırkçılık gibi hürriyet ve demokratik hukuk devleti rejimi ile bağdaşmayan doktrinlerin gerçekleştirilmesi çabalarını yasaklamıştır.

Faşizm ve ırkçılık gibi sistemler, dâva konusu maddelerin dâva dışında kalan diğer bentleri ile yasaklamış ve ceza tehdidi altına alınmıştır. Maddelerin, l numaralı bentlerinde yer alan hükümlerle sadece komünizme yönelen çabaların yasaklanmalarının öngörüldüğü, yukarda yazılı gerekçelerinden, açıkça anlaşılmaktadır.

Komünizmin; insan haklarına dayanan ve millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti niteliğini taşıyan Türkiye Cumhuriyeti ilkelerine aykırı bulunduğu bir gerçektir. Çünkü komünist doktrininin ana nitelikleri bakımından proletarya sınıfının hakimiyetini, mülkiyetin ortadan kaldırılmasını Öngördüğü ve kendi sistemini desteklemeyen bütün temel hak ve hürriyetleri reddettiği, bilinen bir keyfiyettir. Böyle bir istemin ise, Anayasa ile bağdaşmadığı açıktır.

Bu nedenlerle komünist bir rejimin memleketimizde kurulmasını sağlamak maksadı ile sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal nizamlardan herhangi birini devirmeye matuf cemiyetleri (siyasî partiler dahil) her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül etmeyi veya kurmayı veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmeyi veya bu konularda propaganda yapmayı yasaklayan söz konusu hükümler de Anayasa'ya aykırı değildir.

Maddede yer alan ve komünizmin kapsamına girdiği açık bulunan (sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etme) yolunda dernek kurma veya bunun için propaganda yapma eylemlerini yasaklamanın Anasaya'ya aykırı olmadığı da, Anayasa'nın çeşitli ilkeleri bakımından, yukarıda I numaralı bölümde ayrıca belirtildiğinden burada bu konuya tekrar değinilmemiştir.

XXX

Dâvacı, 141. ve 142. maddelerin l numaralı bentlerinde yer alan deyimlerin anlam ve kapsamlarını belli etmenin kolay olmadığını, bunların suç olmayan eylemleri de suç saymayı mümkün kılan açıklıktan uzak ve şaşırtıcı nitelik taşıdığını, Hükümet Tasarısında var olan cebir unsurunun metinden çıkarılmasının, bu halleri daha da artırdığını ve bu bakımdan söz konusu bentlerin (kanunsuz suç olmaz) ilkesini zedelemek suretiyle Anayasa'nın 33. maddesine aykırı bulunduğunu ileri sürmüştür.

Yukarıda tüm ayrıntıları ile açıklanan dâva konusu hükümler, genel çizgileri ile :

1- Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek için dernek kurmayı ve propaganda yapmayı;

2- Memlekette anarşizmi gerçekleştirmek için propaganda yapmayı;

3- Komünizme hazırlık amacı ile dernek kurmayı ve propaganda yapmayı;

yasaklamışlardır.

Her üç eylem bakımından sözü geçen hükümlerin anlam ve kapsamlarının açıklık taşımadığı iddiası yerinde değildir.

Çünkü, bu eylemlerin doktrin açısından niteliklerini belli etmek güç olmadığı gibi, sınıf tahakkümünün ve komünizmin çeşitli memleketlerdeki uygulamaları yönünden teşhis edilmeleri de güç değildir.

Niteliklerinin tâyin ve teşhisi mümkün olan bu eylemlerin suç oldukları kanun hükmü ile tesbit ve ilân edilmiş bulunduğuna göre de (kanunsuz suç olmaz) prensibinin bozulmuş olduğundan söz edilemez.

Maddede cebir ve şiddetin suç unsuru olarak kabul edilmemiş olması da (Kanunsuz suç olmaz) prensibinin zdeemiel nolşğduu 3ut ELAÖI LAÖ kılmaz.

O

kadar ki, sosyal bir sınıfın, diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakküm kurmasının, rıza ve muvafakat sonucu olmayıp, (zor) ile gerçekleştirilebilecek sosyal bir olay olduğundan şüphe edilemez.

Anarşizmde de durum böyledir.

Komünizme gelince :

Hatırlamak gerekir ki, komünist sistem, aslında ihtilâl ile iktidara gelmek ve zorla proletarya hâkimiyetini sağlayarak diğer sınıfları yok etmek ve demokratik, sosyal ve iktisadî düzeni yine zorla kaldırıp, yerine kendi düzenini kurmak amacını güder.

Bundan başka önceden ihtilâl yolu ile iktidara gelmeyi amaçları arasına almayan ve mevcut hukuk düzeninden yararlanarak iktidara gelmeyi düşünen ve açık amacı memlekette komünist idare kurmak olan bir derneğin sonuçta cebre dayanacağı söz götürmez bir gerçektir. Böyle bir derneğin amacına ulaşıncaya kadarki faaliyetlerinde iktidardan evvel ve sonra olmak üzere iki aşama vardır. İkinci aşama olan iktidara gelinince, komünist rejimin gerçekleştirilmesi için mutlaka cebir ve şiddet kullanılacaktır. İktidara gelininceye kadar cebir kullanılması öngörülmemiş olsa dahi, komünist rejim, sonuçta cebirle kurulacak ve sürdürülecektir.

Bu amaç için propaganda yolu ile veya dernek kurmak suretiyle hazırlık çalışmaları yapanlar, cebirle kurulacak ve sürdürülecek olan bir sistemin hazırlığını yaptıklarını elbet te bilirler. Onun içindir ki komünist rejimin kurulması hazırlıklarını yasaklayan dâva konusu hükümlerde ayrıca cebir unsuruna yer verilmemiştir.

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığı üzere, her üç eylemin nefsinde cebir ve şiddet mündemiç olduğundan, maddede bu eylemlerin cebir ve şiddet kullanılarak yapılmış olmaları halinin ayrıca suç unsuru olarak kabul edilmemiş olmasının (kanunsuz suç olmaz) prensibini zedelediği iddiası da yerinde değildir.

Bu sebeple dâva konusu hükümlerde Anayasa'mızın 35. maddesine aykırılık bulunmamaktadır.

XXX

Dâvacının, bu maddelerin, her şeyden önce, Anayasa'nın temel ilkelerine aykırı ve faşist dünya görüşünün, faşist devlet ve toplum anlayaşının bir ifadesi olduğu, dört kez değiştirilmiş oldukları halde faşist anlayışının değişmediği, yurdumuzdaki tek parti ve toprak ağaları rejimini koruduğu, demokratik görüş ve yaşayışın, hürriyetçi ve insancı felsefenin tam karşıtı bir felsefeyi yansıttığı yolundaki iddiaları üzerinde de ayrıca durulması gerekmektedir.

1917 ihtilâli ile uygulama alanına giren marksizm ve ondan sonra Devlet teşekkülü olarak beliren faşizm karşısında, her rejim ve devlet kendi düzen ve sistemini korumak zorunda kalmıştır. Bazı rejimler esasta birbirinden çok ayrı oldukları halde, varlıklarını savunma tedbirlerinde birleşmişler ve Ceza Kanunlarına aynı hükümleri almışlardır.

1930 tarihli italyan Ceza Kanununun 270. ve 272. maddelerindeki esasların, 1936 yılında Türk Ceza Kanununa alınmış olmasıyla faşizm esaslarının da, bu hükümlerle birlikte, Türkiye'ye getirilmiş gibi gösterilmesi doğru değildir.

Zira, yukarıda da açıklandığı üzere dâva konusu hükümler, sadece sınıf tahakkümünü, anarşizmi ve komünizmi yasaklamayı öngörmektedirler. Bu yasaklamalardan, faşist görüşün savunulduğu, tek parti rejiminin veya toprak ağalığının muhafazası maksadının güdüldüğü anlamını çıkarmak mümkün değildir.

Kaldı ki, dâva dışında kalan 141. maddenin 3 numaralı ve 142. maddenin 2 numaralı bentlerinde yer alan hükümlerle faşizm prensipleri de açıkça yasaklanmış bulunmaktadır. Bu da göstermektedir ki, dâva konusu hükümler, Faşist italya'dan alınmış oldukları halde ne faşizmi korumakta, ne de faşist toplum anlayışını benimseyen esaslar taşımaktadırlar.

Öte yandan Türkiye'nin siyasal, sosyal ve iktisadî hayatında büyük değişme ve gelişmeler olmuş, tek parti sisteminden çok partili sisteme, iki dereceli seçimden tek dereceli seçime geçilmiş, fakat bu maddeler, bu gelişme ve değişmelere engel olmamışlardır. O kadar ki iptali istenen hükümlerdeki 1946 değişikliğinin çok partili siyasî hayatın duraksamasız sağlanması amacı ile yapıldığı da buna ilişkin gerekçede belirtilmişir.

Bunlar da göstermektedir ki iptali istenen hükümler, statükocu, engelleyici, gelişmeyi önleyici olmamışlardır.

XXX

Dâvacının, Anayasa'mızın sosyalizme sınırsız olarak açık bulunduğuna ilişkin iddiası da, üzerinde önemle durulması gereken konulardan birisidir.

Dâvacı, sözlü açıklamasında bu görüşünü özetle :

"....... Anayasa'mız mülkiyet hakkını kamu yararı ile sınırlayan, toprak reformunu öngören bütün özel sektör faaaliyetlerinin kamu yararı mülâhazası ile kamulaştırılabileceğini ifade eden ve her vatandaşa iş bulmayı Devlete ödev olarak veren, herkese insanlık seviyesi ile mütenasip ücret almayı öngören, hak olarak tanıyan, plânlı bir ekonomiyi, sosyal sağlık ve sosyal sigorta meselelerini ele alan bir Anayasa'dır.

Bütün

bu hususları ele alan bir Anayasa sosyalizme açık bir Anayasadır. Anayasa'da

(Bu Anayasa Sosyalist Anayasa'dır.) diye yazılmasına lüzum yoktur. Buna mukabil

kapitalizme sınır koyan Liberalizme sınır koyan bir Anayasadır. Nedir bu sınır'

kamu yararı sınırıdır. Anayasa Devlete bu görevleri bir an Önce

gerçekleştirmeyi yüklemiştir. Anayasa'nın bir maddesi bütün sosyal Ödevleri

devletin ancak mali gücü elverdiği zaman yapacağını söyler, amma bu demek

değildir ki (ah benim malî gücüm yok, binaenaleyh yapmam) hayır o, malî gücü

elde etmekle görevlidir. Bunun için de devletçiliğe dayanacaktır. Devlet eliyle

millî varlığı geliştirecektir ki bu ödevleri her gün daha geniş ölçüde yerine

getirebilsin. Demek ki Anayasa'mız sosyalizme kat'iyen bir sınır tanımayan

Anayasadır."

Demek suretiyle açıklamakta ve iptalini istediği hükümlerin sosyalist fikirlerin yayımına müsait bulunmadığını öne sürmektedir.

Çeşitli memleketlerde, farklı uygulamaları görülen sosyalizmin, kesin bir tarifini yapmak veya belli bir devleti sosyalizm uygulamasına tek örnek olarak göstermek mümkün değildir. Komünist memleketler dahil, sosyalist devletlerden hiç birisi doktrinini bütünü ile uygulayamamıştır.

Sadece bu hal dahi, Anayasa'mızın sosyalizme sınırsız olarak açık bulunduğu iddiasının yerinde olmadığını gösterir.

Öte yandan Anayasa'nın gerekçeleri ve Kurucu Mecliste geçen görüşmeleri üzerine yapılan inceleme de bu sonucu desteklemektedir.

Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu'nun, Anayasa tasarısına ilişkin raporunun 13. sahifesinde şöyle denmektedir :

"....... İşte bu sebepledir ki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde de oybirliği ile kabul edilen sosyal haklarla ilgili hükümler, artık bütün Anayasa'larda yer alan insan hürriyet ve haysiyetinin gerçek zaferi olarak karşılanan Hukuk kaideleri haline gelmiştir. (...............)

Ancak

bir kere daha belirtmek gerekir ki, sosyal hakları tanımak, bazılarının yanlış

olarak ifade ettiği gibi, asla sosyalizmi kabul etmek mânasına gelmez. Bugün

sosyalizmle hiçbir ilgisi olmayan memleketlerde dahi hem sosyal devlet mefhumu

benimsenmiş ve hem de sosyal haklar tanınmıştır. Sosyal haklar, iktisadî bir

doktrinin değil, her şeyden önce hümanizmin ve insanlığın adalet duygusunun

mahsulüdür; fert haysiyetine hürmetin ve ferdi mukaddes bir varlık olarak kabul

etmenin mantıkî ve hattâ kaçınılmaz neticesidir. Nihayet Devletin iktisadî

gücünün bu tedbirlere yetmiyecegini ileri sürerek endişe duymaya da mahal

yoktur. Zira 51. (Anayasa 53.) madde bu gibi endişeleri giderecek hükmü

taşımaktadır." (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi cilt : 2, S. Sayı-35)

Anayasamızın ikinci maddesinin sosyal devlet ilkesine ait gerekçesinde :

"Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir devlettir. Başka bir deyimle çalışma ve sosyal adalet ilkelerine dayanır.

(Sosyal devlet) fertlere yalnız klâsik hürriyetleri sağlamakla yetinmeyip, ayni zamanda, onların insan gibi yaşamaları için zarurî olan maddî ihtiyaçlarını karşılamalarını da kendisine vazife edinen Devlettir. Modern Anayasa, asgarî geçim şartlarından, sıhhî bakımdan, öğrenim imkânlarından ve hele barınacak bir konuttan yoksun bir kişinin gerçek anlamda hür olamıyacağını kabul eden zamanımızın hukuk ve siyaset ilmine ve devlet görüşüne uygun olarak fertlere ve vatandaşlara sosyal bir takım haklar tanımak zorundadır.

Her sınıf halk tabakaları için refah sağlamayı kendisine vazife edinen zamanımızın devleti (refah devleti), iktisaden zayıf olan kişileri, bilhassa işleri bakımından başkalarına tâbi olan işçi ve müstahdemleri, her türlü dar gelirlileri ve yoksul kimseleri himaye edecektir. (.........)

Nihayet şurasını da kaydetmek gerekir ki, sosyal adalete karşı kaygısız kalan devletler, toplum hayatının, müfrit sol ve müfrit sağ cereyanlara kapılarak totaliter istikâmette sürüklenmesine engel olamamaktadırlar. (............)

Bu sebepledirki sosyal zihniyet yalnız fertlerin refah ve saadeti için bir teminat değil, aynı zamanda toplum hayatının geleceği bakımından da demokrasinin en şaşmaz garantisidir. Zira komünizme karşı en tesirli kalkan, onu lüzumsuz hale getiren sosyal adaletin gerçekleşmesidir."

denmektedir. (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi Cilt : 2, S. Sayısı : 35)

Anayasa Komisyonu Başkanı, Temsilciler Meclisine tasarıyı sunarken

"....... Anayasa'mızın ikinci özelliği, doktrinci bir Anayasa olmayışıdır. Anayasa'mızın, bu gibi müfrit temayüllere kapılarını sımsıkı kapatmıştır. Bu suretle milletimizin geleneksel temayüllerini bir defa daha burada tesbit etmiş bulunmaktayız.

Anayasa'mızın üçüncü özelliği (.........) demokrasi ve hukuk devleti esaslarını kapsamış bulunmasıdır.

Nihayet son özelliği, milletimizin refah ve saadetine ehemmiyet verdiği halde, milletimizin bu konularda belirli bir felsefeye sahip olduğu belirtilerini katiyen taşımaması ve insanlık ülkülerine mutabık bulunduğunu tesbit etmesidir."

demiştir. (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi Cilt : 2 Sahife : 366)

Anayasa tasarısının tümü üzerinde Temsilciler Meclisinde geçen görüşmeler sırasında Anayasa Komisyonu sözcüsü de bu konuda şunları söylemiştir :

".......

Arkadaşlar, bu Anayasa'da asla doktrin yoktur. Bu Anasaya'da hiç bir partinin

programı yoktur. Ne devletçilik vardır Ne liberalizm, ne sosyalizm ve ne de

herhangi bir (izm) vardır. Bu Anayasa renksiz fakat renksiz dediysek

karaktersiz değil karakter sahibi bir Anayasa'dır. 20 nci asrın ulaştığı

medeniyet seviyesine uygun her parti programının tatbik edilmesine imkân veren

bir Anayasa'dır. Orada devletçilik de tatbik edilebilir. Liberalizm de tatbik

edilebilir; fakat komünistlik asla tatbik edilemez. Sosyalizmi tatbik

edebilirsiniz, çünkü o da insan haklarına hürmetkardır, demokrasiyi tanır,

insan haklarını tanır, hukuk devletini tanır. Onun yanında sosyal zihniyete de

sahiptir. Keza 20 nci asrın liberalizmini tatbik edebilirsiniz. Çünkü o da

sosyal hakları tanır, insan haysiyetine gerçek mânada hürmet eder. Yoksa, sekiz

yaşındaki çocukları, yüksek bacaları temizletmek işinde kullanan (üç defa inip

çıktıktan sonra, ölürse ölsün beni ilgilendirmez.) diyen, 19 uncu asrın

liberalizmi değil. (............)

Anglosakson

çevrelerini ele alacak olursak, görürüz ki, orada dahi en sosyal fikirleri

getirmiş olan meselâ bir Beveriç liberaldir. Bugünün liberalizmi dahi

sosyaldir. Bugün artık sosyal olmak, medenî olmanın en başta gelen şartıdır.

Sosyal olmak, komünizmin memleketten uzaklaştırılması için hakikî çaredir. Evet

(sosyallik) artık bir doktrin değildir. Bugün ne liberal Devlet olan isviçre'de

dahi, meselâ Anayasa Profesörü Kegin'in kitabında, isviçre Demokrasinin şu

vasıfları bilhassa belirtmekmektedir. (İsviçre hürriyetçi bir demokrasidir,

isviçre sosyal bir demokrasidir.) isviçre için dahi, (sosyallik) kendisinden

vazgeçilmez bir devlet vasfı haline gelmiştir." (Temsilciler Meclisi

Tutanak Dergisi : Cilt : 2, sahife : 494)

Aynı sözcü, yine genel görüşmeler sırasında, sosyalliğin totaliter anlayışa kadar gidip gitmiyeceği konusunda beliren tereddütlere karşı :

"....... Sosyallik vasfını ilân eden Anayasa aynı zamanda (demokratik), (hürriyetçi) ve (hukuk devleti) vasıf ve umdelerine de yer vermiştir. Biz dedik ki sosyal kelimesinin yanlış tefsirlere yol açmaması için, demokratik vasfının yanında hürriyetçilik vasfını da ayrıca belirtmek uygun olur. (......) Böyle bir yolu kapamak için, sosyal derken, klâsik hakların ortadan kaldırılamıyacağını belirtmek maksadiyle demokratik kelimesinden başka hürriyetçi mânasına gelen tâbiri koyduk. Yani : (insan hak ve hürriyetleri esasına) ibaresini eklemek lüzumunu hissettik .......) (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi Cilt-2, sahife : 524-525) şeklinde açıklamada bulunmuştur.

Anayasanın çeşitli maddelerinin Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında Anayasa Komisyonu Sözcüleri tarafından bu konuya ilişkin açıklamalar yapılmıştır :

4. maddenin görüşülmesinde :

".......

Bu madde egemenliğin bir sınıfta tecelli etmesini doktrin olarak müdafaa eden,

daha sarih bir ifade ile arzedeyim, proletarya diktatörlüğünü savunanlara karşı

konulmuş olan bir hükümdür. Seçim olur, işte millî hâkimiyet tecelli etti

denir; fakat iktidarı alan idarenin rejimi, proletarya diktatörlüğünü andıran

rejim olursa, Türk Anayasa'sı bu rejimi kabul etmez. Binaenaleyh sınıf

kelimesinden kasdedilen mâna budur. Yoksa, sınıfların menfaatleri gibi meselâ

sosyalist partilerin doktrinleri, münakaşaları maddenin anlamına girmez. Amma,

bir sınıf adına İktidara el koymak isteyen partileri bu Anayasa kanun dışı

kabul etmekle kalmıyor hudutları dışına sürüyor." (Temsilciler Meclisi

Tutanak Dergisi Cilt 2. Sayfa 711.)

11. maddenin görüşülmesinde :

".......

Hiç bir kaziyyeyi, yanm olarak ele aldığımız zaman müsbet bir neticeye

varamayız. Fikirleri, hele müesseseleri, daima kül halinde mütalâa etmek

gerekir. (Sosyallik nereye götürür') evet komünizme kadar götürebilir. Eğer

Komisyonumuz, sadece (Türk Cumhuriyeti sosyal bir devlettir.) deseydi, o zaman

böyle bir tehlikeden bahsedilebilirdi. Amma (insan haklarına bağlı), yani (hürriyetçi),

(demokratik bir devlettir.) (bir hukuk devletidir.) dersek, bu tehlike varit

olamaz. (......) Demokrasi ve hukuk devletinin prensipleri, (sosyallik)

hedefinin sınırını teşkil etmektedir. Alabildiğine sosyal olacağım. Ne şartla'

fert hukukunu ortadan kaldıracak, klâsik hak ve hürriyetleri ortadan kaldıracak

hiç bir adım atmamak şartıyla (......) (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi

Cilt : 3 sayfa : 46)

38. maddenin görüşülmesinde :

"........

Klâsik anlamda liberal iktisat sistemini bir doktrin olarak kabul eden

arkadaşlardan farkımız şuradadır : Onlar, Anayasa Komisyonu gibi, demokrasiyle

bağdaşabilen bütün iktisadî doktrin ve programlar karşısında tarafsız davranan

bir Anayasa hükmü istemiyorlar. Diyorlarki; (Liberal doktrinin icabı,

kamulaştırma bedelinin hiç bir suretle taksite bağlanmaması, kamulaştırmanın

bütün hallerde peşin tediye ile yapılmasıdır. İşte bu hal suretinin Anayasa'da

yer almasını istiyoruz; caiz ve muteber biricik yol olarak, Anayasa hükmü ile

dondurulmasını istiyoruz.) Biz de diyoruz ki, Anayasa, demokrasi ve hürriyet

rejimi ile, hukuk devleti prensipleri ile bağdaşabilen bütün iktisat sistemleri

ve iktisadî plân ve programlar karşısında tarafsız kalmalıdır. Anayasa'da ne o

liberal sistem, ne bu devletçi veya sosyalist sistem ilân edilmelidir. Hangi

iktisat sisteminin ve programının uygulanacağı sorununun hallini gelecekte

halkın vereceği reye bırakmalıyız. Programı ile bir parti gelir, (Ben toprak

ıslâhını şu kadar taksite bağlıyacağım.) derse, (şu şu hallerde milileştirme,

devletleştirme yaparak, şu kadar milyondan yukarı bedelleri taksite

bağlıyacağım.) derse ve seçimleri kazanırsa bu programı uygulamaya, hangi

sınıra kadar mezundur, işte bunu tesbit ediyoruz. Yani partilerin,

iktidarların, içinde kalmaya mecbur olduğu çerçevenin, özünü, sağını, solunu

tesbit ediyoruz. Çerçevenin içi boştur. Yalnız oraya bir kayıt koyuyoruz,

diyoruz ki; (Sen sağa sola giderken, tamamen istediğin gibi hareket edemezsin,)

Meselâ evelki teklifimizde de olduğu gibi, (Kamulaştırılan topraklarda, toprağın

doğrudan doğruya işleten vatandaşın hakkaniyet ölçüleri içinde, geçinebilmesi

için zaruri olan bedeli peşin vereceksin.) diyoruz. Hülâsa gelecek iktidar,

gelecek kanun koyucular, Anayasa'da mülkiyet hakkının teminatı olarak konmuş

kayıtlara saygı göstermekle mükelleftir. Yoksa görüştüğümüz Anayasa hükmü icabı

ileride kabul edilecek kanunlar belli hallerdeki bütün kamulaştırmanın taksitle

ödenmesini öngörmek zorunda değildirler. (......) İşte bütün çırpınmamız da,

ilerde özel durumlar, böyle taksitle tediyeyi zaruri kılarsa ve o zamanın

seçmeni ve kanun koyucusu da bunu isterse; Anayasa'mızın, bu ihtiyaçların

karşısına engel olarak çıkmamasını sağlamaktan ibarettir ..." (Temsilciler

Meclisi Tutanak Dergisi Cilt : 4, sahife : 420)

Ve aynı konuya ait başka bir konuşmasında :

"...Mamafi tekrar belirtmek isteriz ki, tasarıya koymak istediğimiz taksit kaydı ile, hiç bir kamulaştırma daha şimdiden taksite bağlanmış olacak değildir. Anayasa, kanun koyucuya bu imkânı sağlamıştır; işte o kadar. Geleceğin kanun koyucusu, Anayasa'nın ruhuna uygun düşecek kamulaştırma ve ödeme şartlarını düzenleyecektir. Arkadaşlar, tekrar arzediyorum, gelecekte bir kaç maceraperest, normal yoldan bu hükümleri insan haklarına zıt bir surette mânalandıramıyacak; bu hükümlere dayanarak bazı temel hakları tahrip edemiyecektir.

Anayasa Mahkemesi de, bu alanda bekçilik edecektir. Yine hatırlatayım ki, kabul ettiğimiz hükümler, daima 10 uncu ve 11 inci maddelerin ışığında değerlendirileceğine ve kanunlar, bu genel hükümlere uygun olacağına göre, eğer kamulaştırma bedellerinin taksite bağlanmasına lüzum varsa, bunu düzenleyecek kanun hükümleri ile, hiç bir zaman mülkiyet hakkının özü tahrip edilmiyecektir ..." (Temsilciler meclisi tutanak dergisi, Cilt : 4, Sahife : 434)

Anayasa'nın 41 inci maddesinin görüşülmesi sırasında Anayasa Komisyonu Başkan Vekili tarafından Komisyonca da benimsendiği belirtilen bir konuşmada :

"... 40 ıncı madde (Anayasa Madde 41 inci) ve Anayasamız, ne liberal nede sosyalist bir mahiyet taşımamaktadır. Bu Anayasa ile fevkalade bir liberalizme imkân vermek mümkün olduğu gibi (...) sosyalist bir devlet iktisadiyatını yürütmeyi de imkân dahiline sokmaktadır. (......) Burada bahis konusu olan mesele demokratik yollarla denmiş olması, açıkça bazı rejimlerin dışarıda bırakıldığını gösteriyor. Bunun dışında hürriyet nizamına riayet ederek bir partinin elindeki imkânları açık bırakıyor. (...)

Netice olarak biz sosyalist bir Anayasa yapmıyoruz. Amma liberal bir Anayasa yaparak bir kısım vatandaşların ve siyasî teşekküllerin düşünce ve fikirlerini de yasak etmek istemiyoruz." (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi cilt : 3, sahife : 274-275).

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı üzere Anayasamız, (İzm) li doktrinlerden hiç birini ve bu arada sosyalizmi Türk Devlet sistemi alarak tesis etmemiş olmakla beraber Komünizm ve insan hak ve hürriyetlerini, demokratik hukuk devleti esaslarını reddeden diğer dikta rejimleri hariç olmak üzere demokratik sistemlerin her çeşidinin gerçekleştirilmelerine imkân vermiş, fakat bunların ve örneğin sosyalizmin hangi şekil ve ölçüler içerisinde gerçekleştirilebileceğini de göstermiştir.

Dâvacının, görüşünü savunmak amacı ile ileri sürdüğü Anayasa maddeleri, Anayasa'nın sosyalizme sınırsız açık olduğunu ısbatlamaktan uzaktır. Aksine Anayasa'nın çeşitli hükümleri bu sınırı açıkça ortaya koymuş bulunmaktadır.

Ancak Anayasa'ya aykırılıkları iddiasıyla iptal edilmeleri istenilen Türk Ceza Kanununun 141/1 inci ve 142/1 inci maddelerinin Anayasa'ya uygunluklarını denetlemek durumunda olan Mahkememiz, bu maddelerin kapsamları dışında kalan Anayasanın sosyalizmin hangi çeşidinin veya ne gibi sınırlarla çevrili bir sosyalizmin Türkiye'de gerçekleştirilmesine elverişli bulunduğu veya diğer bir deyimle, Anayasa'nın cevaz verdiği sosyalizmin sınırlarının neler olduğu sorunlarının çözümlenmesine ve incelemenin bu alana taşırılmasına yer görmemiştir.

XXX

Dâva dilekçesinde 141/1 inci ve 142/1 inci maddelerin Anayasa'nın, 8 inci maddesi delaletiyle 10, 11, 12, 20, 21, 56, 57 inci ve 155 inci maddelerinede aykırı olduğu iddia edilmiştir.

Anayasa'nın 12 nci madesinde "Herkes dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, Felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." denmektedir.

Bu madde ile, iptali istenilen 141/1 inci ve 142/1 inci maddelerin anarşizm ve komünizm çabalarını yasaklayan hükümleri arasında, bir çelişme ve çatışmanın söz konusu olmadığı, herhangi bir açıklamayı gerektiremiyecek derecede, meydandadır.

Aynı maddelerin sınıf tahakkümünü yasaklayan hükümleri ise, kararın baş tarafında belirtildiği üzere, 12 inci madde hükümlerine, aykırı olmayıp, tamamiyle uygundurlar ve aynı amaca ulaşmayı öngörmektedirler.

Bu sebeple, Dâvacının dâva konusu hükümlerini Anayasanın 12 nci maddesine aykırı bulunduğu yolundaki iddiası yersizdir.

Dâva konusu maddelerin Anayasa'nın 20 inci maddesine aykırı olduğu iddiasına gelince :

Dâvacı bu konuda :

"Anayasa'nın 20 inci maddesi, her türlü düşünce ve inancı söz, yazı, resim ve başka yollarla açıklamak hakkını mutlak olarak tanımıştır. Bu mutlak hak ve hürriyet, 11 inci maddeye göre Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olmak şartı ile ancak kanunla sınırlanabilir, fakat bu sınırlamalar temel hak ve hürriyetlerini Özüne dokunamazlar."

demektedir.

Bu iddiaya göre Dâvacının, düşünce ve kanaat hürriyetinin de Anayasa'nın 11 inci maddesi uyarınca sınırlanabileceğini kabul etmekte olduğu, fakat iptali istenen maddelerle yapılan sınırlamalarla bu hürriyetin özüne dokunulduğu sonucunu çıkardığı anlaşılmaktadır.

Gerçekten dâva konusu 141/1 inci ve 142/1 inci maddeler, sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesise veya kominizme yönelen dernek kurmayı veya gerek bu konular, gerekse anarşizm için propaganda yapmayı yasaklamakla Anayasa'nın 20 inci ve 29 uncu maddelerinde yer alan düşünce hürriyetinde ve dernek kurma hakkında sınırlamalar yapmaktadırlar.

Anayasa'mız,

düşünce ve kanaat hürriyetine ilişkin genel kuralı 20 inci maddesinde

belirtmiş, düşünce ve kanaatlerin belli başlı açıklama ve yayma şekil ve

yollarını da sonraki maddelerinde düzenlemiştir. Nitekim, Anayasa'nın, bilim ve

sanat hürriyetinden bahseden 21 inci basın ve yayımla ilgili hükümleri belirten

22-27 nci toplantı ve gösteri yürüyüşü ve dernek kurma haklarını gösteren 28

inci ve 29 uncu maddeleri, düşünce ve inançları, bu maddelerde belirtilen şekil

ve yollarla, açıklamaya ve yaymaya ilişkin hükümleri ve sınırları

göstermektedirler. Şu halde kişiler, düşünce ve inançlarını bu yollarla

açıklamak ve yaymak istedikleri takdirde, ilgili maddelerdeki sınırlamalara

riayet etmek zorundadırlar.

Düşünce ve kanaatin bu maddelerde öngörülenler dışındaki yollardan açıklanması ve yayılması konusunda ise, Dâvacı tarafından da kabul edildiği gibi, Temel hak ve hürriyetlerin genel olarak ne suretle ve hangi ölçüler içerisinde sınırlanabileceklerini gösteren Anayasa'nın 11 inci maddesi hükmü önümüze çıkar.

Bu maddede :

"Temel hak ve hürriyetler, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir.

Kanun, kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik gibi sebeplerle de olsa, bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz."

denmektedir.

Görüldüğü gibi madde, temel hak ve hürriyetlerin, Anayasa'nın açık bir hükmüne veya ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabileceğini kabul etmekte, fakat bu sınırlamalarla, kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik gibi sebeplere dayanılsa da, hak ve hürriyetin özüne dokunulmasını yasaklamaktadır.

Anayasa'mız,

22 nci maddesiyle basın ve haber alma hürriyeti, 29 uncu maddesi ile dernek

kurma hakkı üzerinde özel sınırlama sebepleri kabul ettiği gibi, 11 inci

maddesiyle de genel nitelikte olmak üzere temel hak ve hürriyetler için

sınırlama sebepleri kabul etmiş bulunduğuna, iptali istenen maddelerin

yasakladığı eylemler ise, bu sınırlama sebeplerini de kapsayacak şekilde

Anayasa'nın özünü teşkil eden insan haklarına, başlangıçta belirtilen temel

ilkelere dayanan millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan

Türkiye Cumhuriyetini temelinden yıkarak bu niteliklerle bağdaşması mümkün

olmayan bir başka rejime çevirme çabalarından ibaret bulunmasına göre, bu

eylemleri yasaklamak suretiyle düşünce hürriyeti ve dernek kurma hakkı üzerinde

yapılan sınırlamaların Anayasa'ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

Diğer taraftan söz konusu sınırlamaların, dernek kurma hakkını ve düşünce hürriyetini, genel olarak, ortadan kaldırmayıp, yukarıda nitelikleri belirtilen yasak eylemler ölçüsünde konulmuş olduklarına ve sözü geçen hak ve hürriyetlerden yararlanmayı yok edecek derecede önleyici veya engelleyici, dolaylı veya dolaysız, herhangi bir etkileri de bulunmadığına göre, bu hak ve hürriyetlerin özüne dokunduğu da söylenemez.

Bu sebeple iptali istenen hükümler Anayasa'nın 20 nci maddesine aykırı değildir.

Dâvacı, toplumcu nitelikteki bilimlerin serbestçe öğrenme ve Öğretme, açıklama, yayma ve araştırmasının yasaklanması sonucuna vardığı gerekçesiyle T. C. Kanununun 142 nci maddesinin Anayasa'nın 21 inci maddesile de çeliştiğini, halbuki bu hürriyetin, hiçbir suretle, sınırlandırılmayacağını öne sürmektedir.

Türk Ceza Kanunun 142 nci maddesinin iptali istenen l numaralı bendi, yukarıda da açıklandığı üzere sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya rejimi kominizme veya anarşizme çevirmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapmayı yasaklamaktadır.

Görüldüğü gibi sözü geçen madde hükümleri, bu konulardaki bilimsel inceleme ve araştırmaları yasaklamış değildir. Propaganda sınırına girmek şartiyle her çeşit toplumcu bilimler ve bu açıdan anarşizm ve komünizm üzerinde öğrenme, öğretme, açıklama, yayma ve araştırma yapılması, bu maddelerdeki yasakların kapsamına girmez. Şüphesiz bilimlerin kendilerine özgü ve bilimsel nitelikte öğrenme, öğretme, inceleme ve araştırma metodları vardır. Bunlara uyulmak, yani bilimsel nitelikleri korunmak ve 21 inci maddede öngörülen kayıtlar gözönünde tutulmak şartiyle bilim ve sanat çalışmaları serbesttir.

İptali istenen 142 nci maddenin l numaralı bendi ise, bu nitelikteki bilimsel eylemleri değil, propaganda niteliğindeki eylemleri yasaklamıştır. Bir eylemde bu niteliğin mevcut olup olmadığı sorununun çözümlenmesi ise, Önüne bu yolda bir dâva gelmiş olan hâkime düşer.

Şu duruma göre 142/1 inci madde hükümleri Anayasa'nın 21 inci maddesinde yer alan bilim ve sanat hürriyetinde yapılan bir sınırlama niteliği taşımadığından Dâvacının, bu konuya yönelen iddiası da yerinde değildir.

Dâvacı, iptalini istediği maddelerin Anayasa'nın 56 ncı ve 57 nci maddelerine de aykırı olduğunu iddia etmekte ve bu konuda özetle :

"Söz

konusu maddeler, toplumcu nitelikte siyasî düşüncenin ve bu düşünce etrafında

teşkilâtlanma hürriyetinin özünü ortadan kaldırmaktadır. Zira bu maddeler

toplumun ekonomik ve sosyal düzenlerini emek esasına göre yeniden düzenlemek ve

değiştirmek için teşkilât kurulmasını ve bu yolda propaganda yapılmasını

yasaklamıştır. Elbette siyasî parti mefhumunun ilmî mahiyetine uygun olarak,

ekonomik, sosyal ve politik görüş ayrılığına sahip olan sosyal sınıflar için

karşılıklı münasebetlerinin çeşitli yönlerden düzenlenmesi imkânları aranacak

ve emeği ile yaşayanların, kendi menfaatlerine uygun bir veya bir kaç siyasî

parti kurarak yine kendi menfaatlerine uygun bir politik sosyal ve ekonomik

düzen değişikliği için propaganda yapacaktır. Fakat 141/1 ve 142/1 inci

maddeler bu yoldaki partileri de propagandaları da yasaklamaktadır ve böylece

de Anayasa'nın 56 ncı ve 57 nci maddelerine aykırıdır."

görüşünü savunmaktadır.

Halbuki daha önce belirtildiği üzere iptali istenen maddeler sınıf tahakkümü ve komünizm için dernek kurmayı, bunlarla birlikte anarşizm için de propaganda yapmayı yasaklamaktadır. Bu bakımdan bunların dışında kalan ereklerle dernek (siyasî parti dahil) kurulması veya propaganda yapılması, söz konusu maddelerin kapsamına girmez.

Öte yandan Anayasa'nın 57 nci maddesi de, siyasî partilerin tüzük, program ve faaliyetlerinin, insan hak ve hürriyetlerine dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği temel hükmüne uygun olmak zorunda olduğunu ve bunlara uymayan partilerin temelli kapatılacağını belirtmektedir.

Bir sınıfın tahakkümünü sağlamak veya komünist rejimi getirmek amacıyla kurulan, bunların veya anarşizmin propagandasına girişen siyasi bir partinin Anayasa'nın sözü geçen 57 nci maddesine göre temelli kapatılması zorunlu olduğundan bu gibi eylemleri ceza tehdidi altında yasaklayan 141/1 ve 142/1 inci madde hükümleri de Anayasa'nın 56. ve 57 nci maddelerine aykırı olmayıp, aksine bu maddelere uygun bulunmakta ve onların bir bakıma da müeyyidesini teşkil etmektedir.

Bu nedenle Dâvacının bu konudaki iddiasında da isabet yoktur.

Dâvacı, söz konusu maddelerin, düşünce ve kanaat hürriyeti ve dernek kurma hakkı ile olan ilişkisi bakımından (insan haklarını ve ana hürriyetleri korunmaya dair sözleşme.) nin 9., 10. ve 11 inci maddelerine de aykırı olduğunu ve daha sonra imza ve tasdik edilmiş olan bu sözleşmenin (sonraki kanun evvelkini tadil eder) kuralınca 141/1 inci ve 142/1 inci maddeleri hükümden düşürdüğünü ileri sürmektedir.

İnsan haklarını ve ana hürriyetleri korumaya dair sözleşmenin, söz konusu maddelerinde, iptali istenilen hükümlerin belirttiği eylemlerin yasaklanamıyacakları ve bu gibi eylemlerin sınırsız olarak serbest oldukları yolunda bir hüküm bulunmaması bir yana maddelerin 2 numaralı bentlerinde sayılan nedenlerle, düşünce ve kanaat hürriyetleriyle dernek kurma hakında sınırlamalar yapılabileceği açıklandığı gibi, sözleşmenin 17 nci maddesindede;

"Bu sözleşme hükümlerinden hiç biri, bir devlete, topluluğa veya ferde, işbu sözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya mezkûr sözleşmede derpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tâbi tutulmasını istihdaf eden bir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya matuf herhangi bir hak sağladığı şeklinde tefsir olunamaz."

denilmek suretiyle sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmaya yani bir sınıfa üstün haklar tanıyıp diğer sınıfların temel hak ve hürriyetlerinde kısıntılar yahut tüm kaldırmalar yapmaya veya bütün hürriyetlerin yok edilmesi sonucunu doğuracak komünizme yönelen çabalar için bu sözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerden yararlanılamıyacağı ve böylece bu hak ve hürriyetlerde sınırlamalar yapılabileceği kabul edilmiş bulunmaktadır.

Görülüyor ki insan haklarını ve ana hürriyetleri korumaya dair sözleşme hükümleri ile iptali istenilen hükümler arasında aykırılık bulunduğu ve bu nedenle de (Sonraki kanun öncekini değiştirir) kuralı uyarınca 141/1 inci ve 142/1 inci maddelerin hükümden düşmüş olduğu iddiası yerinde değildir.

Öte yandan Anayasa'da yazılı temel hak ve hürriyetlerden her hangi birisinin Özüne dokunduğu sabit olan bir kanun hükmünün iptal olunması gerekmekte ise de, yukarıda, bundan önceki kısımlarda da belirtildiği gibi, sözü edilen 141/1 inci ve 142/1 inci madde hükümlerinin konusunu teşkil eden eylemlerin yasaklanmış olmaları dolayısiyle düşünce, kanaat, dernek (siyasî parti dahil) kurma hak ve hürriyetlerinde yanılmış olan sınırlamaların Anayasa'ya aykırı bir yönü bulunmadığından bu hükümlerin iptallerine ilişkin istek de yerinde görülmemiştir.

Dâvacı, söz konusu hükümlerin Anayasa'nın 155 inci maddesine de aykırı olduğunu ileri sürmekte ve bu görüşünü özetle şu yolda açıklamaktadır :

"141/1

inci ve 142/1 inci maddeler, halen mevcut bir sınıfın tahakkümünü dondurmuş ve

bu suretle Anayasa'nın evolütif sosyal adalet anlayışına karşı bir engel niteliğini

almıştır. Halbuki Anayasa'nın 10 uncu maddesi bu engelleri kaldırmak görevini

Devlete yüklediği gibi, 155 inci madesi de Anayasa'nın bu uğurda

değişebileceğini kabul etmektedir. Devlet şeklinin (Cumhuriyet) olduğunu

belirten hükmü dışında kalan ve istihsal düzenine, toplumun ekonomik ve sosyal

yapısına, bu yapı içinde sosyal sınıfların karşılıklı münasebetlerine ve

memleket içinde müesses iktisadî ve sosyal temel nizamlara ait bütün hükümler

değiştirilebilecektir. Ancak bu değişikliklerin Anayasa'nın çizdiği yoldan

olması şarttır."

Görüldüğü gibi Dâvacı bu konuda da 141/1 inci ve 142/1 inci maddeleri, kanun koyucu tarafından düşünülmiyen istikametlerde yorumlamakta ve Anayasa'ya aykırılık iddiasını da bu görüşe dayanmaktadır.

Anayasa'nın, değiştirilme şekil ve şartları 155 inci maddesinde gösterilmiştir. Oradaki usullere uyularak, Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm hariç olmak üzere, Anayasa hükümlerinin değiştirilebileceğinden şüphe edilemez.

Ancak

Anayasa'nın bu maddesinde (değiştirilme) den söz edilmesi sebepsiz değildir. Bu

maddeyi hazırlayan Kurucu Meclisin ve Anayasayı kabul ve (hürriyete, adalete,

fazilete âşık evlâtlarının uyanık bekçiliğine emanet etmiş bulunan Türk

Milletinin Anayasa'nın ve niteliklerini belirttiği hukuk devletinin temelinden

kaldırılması ile onun tam zıddı rejimlerin getirilmesini öngörmüş bulunduğu

düşünülemez. 155 inci maddenin, Türk toplumunu daha ileri uygarlık düzeyine

çıkarmak için, Anayasa'nın ruhuna uygun değişmelere imkân sağlamak maksadiyle

kabul edilmiş olduğu söz götürmez bir gerçektir. Ancak, Türk toplumunu

geriletici, temel hak ve hürriyetleri, hukuk devleti ilkesini yok edici, bir

kelime ile, 1961 Anayasa'sının Özünü ortadan kaldırıcı ve bu niteliği ile

(değişiklik) olarak kabul edilmesi caiz olmayan ve Anayasa'nın devrilmesini

öngören maksatların, sözü geçen 155 inci maddenin gölgesin de

gerçekleştirilebilmelerini düşünmek mümkün değildir.

141/1 inci ve 142/1 inci maddelerin yasakladığı eylemler ise, sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmaya, komünizme veya anarşizme yönelen çabalar niteliğinde olduklarından, Dâvacının öne sürdüğü gibi, Türk toplumunun sosyal, siyasî ve ekonomik alanlarda ilerlemesini sağlamazlar, aksine toplumu geriletir ve Anayasa'mızın kişilere tanıdığı temel hak ve hürriyetleri ve bütün nitelikleriyle birlikte hukuk devleti esaslarını kökünden reddederler.

Bu nedenlerle Anayasa'nın temelinden kaldırılmasını önleyici nitelikte olan bu yasaklamaların, Anayasa'nın 155 inci maddesine aykırı bulunduğu iddiası da yerinde değildir.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, iptali istenilen hükümler, Anayasa'ya uygun bulundukları gibi, temel hak ve hürriyetlerin özlerini de zedelememektedirler.

Buna göre, söz konusu hükümlerin, Anayasa'nın temel hak ve hürriyetlerin niteliklerini belirten 10., bu hakların Özüne dokunulamıyacağını gösteren 11. ve kanunların Anayasa'ya aykırı olamıyacağını belirten 8 inci maddelerine aykırı bulunduğu yolundaki iddiaların da dayanaksız kaldığı kendiliğinden meydana çıkmaktadır.

XXX

Buraya kadar yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Mahkememiz, iptali istenen hükümlerin; münhasıran sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeye ve komünizme yönelen dernek kurmak veya bunlarla birlikte anarşizme matuf propaganda yapmak suretiyle girişilen çabaları yasakladığını, Anayasa düzenine uygun bulunan derneklerle Anayasa'nın cevaz verdiği ölçüde sosyalizmi tahakkuk ettirmek amacını güden partileri kurma ve bu amacın propagandasını yapma hallerinin ise bu hükümlerin kapsamı dışında kaldığını tesbit etmiş ve buna göre de söz konusu maddelerde Anayasa'ya aykırı bir yön görmemiştir.

Bu sonuca göre; sözü geçen maddelerin yasakladığı eylemlerin, yani bir sosyal sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etme, komünizmi kurma, memlekette anarşiyi hâkim kılma hedefine çevrili çabaların ceza tehdidi altında yasaklanmış olmalarının Anayasa'ya aykırı bir yönü olup olmadığının araştırılması ile yetinilmesi gerekmiş, bunların dışında kalan ve Dâvacı tarafından bu maddelerle yasaklandıkları sanılan başka eylem ve hareketler bakımından ileri sürülen diğer Anayasa'ya aykırılık iddiaları üzerinde herhangi bir tartışma yapılmasına yer bulunmamıştır.

Çünkü

söz konusu maddelerle, sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde

tahakkümünü tesis etmek veya memlekette komünist bir idareyi iş başına getirmek

yolunda çaba sarfetmek üzere dernek (siyasî parti dahil) kurulmasının veya

gerek bu maksatlar, gerekse anarşizm için propaganda yapılmasının yasaklanmış

olmasında, dâva dilekçesinde öne sürülen ve Anayasa'da yer aldıkları iddia

olunan (Halkçılık, insan haklarına dayanan çağdaş anlamda demokrasi,

devletçilik, Türk milliyetçiliği ve lâiklik, devrimcilik, barışçılık) temel

ilkelerinden herhangi birisi bakımından aykırılık bulunmadığı başkaca bir

açıklamayı gerektirmeyecek derecede meydandadır. Esasen Dâvacı tarafından bu

konularla ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası, 141/1 inci ve 142/1 inci

maddelerin yasakladıkları, yukarıda belirtilmiş olan, eylemler bakımından ileri

sürülmüş olmayıp, bu maddelerle yasaklandığı sanılan sair eylemler açısından

öne sürülmüş bulunmaktadır.

Bu nedenlerle bu konulara ilişkin iddialar da yerinde değildir.

XXX

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

:

Türk Ceza Kanununun 141 inci maddesinin, iptali istenen, l numaralı bendinde :

a) Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeğe;

b) Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya;

c) Memleket İçinde müesses iktisadî ve sosyal temel nizamlardan her hangi birini devirmeğe;

Matuf cemiyetleri, her ne suret ve nam altında olursa olsun, kurmaya tevessül edenleri veya kuranları veya bunların faaliyetlerini sevk ve idare edenleri ve bu hususlarda yol gösterenleri;

Aynı kanunun 142 nci maddesinin yine iptali istenen, l numaralı bendinde de

ç) Yukarıda (a), (b) ve (c) harfleri ile işaretlenen konularla;

d) Devlet siyasî ve hukukî nizamlarım topyekûn yok etme;

Konusunda, her ne suretle olursa olsun, propaganda yapanları;

Cezalandıran hükümler yer almaktadır.

l- İptal konusu hükümlerin öngördüğü hallerden (a) harfiyle işaretlenen fıkrada yer alan hüküm, Anayasa'nın da sınıf tahakkümünü kesin olarak yasaklaması, (d) harfi ile işaretlenen hükmün de, anarşizme yol açan nitelik taşıması bakımından Anayasa'ya aykırı olmadıklarına;

2- (b) ve (c) harfleri ile işaretlenen hükümlerle, bunlara muvazi olarak 142 nci maddenin l numaralı bendinde yer alan ve yukarıda (ç) harfi ile işaretlenen hükümlerin komünizmi benimseyen cemiyetler kurulmasını ve bu konularda propaganda yapılmasını yasaklamaları ve Anayasa düzenine uygun bulunan cemiyetlerle Anayasa'nın cevaz verdiği Ölçüde sosyalizmi tahakkuk ettirmek amacını güden partileri kurma ve bu amacın propagandasını yapma hallerinin ise bu hükümlerin kapsamı dışında kalmaları bakımından Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve

Dâvanın reddine;

(a) ve (d) işaretli bentlerde oybirliğiyle, (b) işaretli bentte üyelerden Şemsettin Akçoğlu, Celâlettin Kuralmen, Sait Koçak ve Muhittin Gürün'ün (c) işaretli bentde de bu üyelerle birlikte İbrahim Senil'in muhalefetiyle ve oyçokluğu ile;

29/6/1965 gününde karar verildi.

Başkan

Lütfi Akadlı

Başkanvekili

Rifat Göksu

Üye

Cemâlettin Köseoğlu

Üye

Asım Erkan

Üye

Şemsettin Akçoğlu

Üye

İbrahim Senil

Üye

A. Şeref Hocaoğlu

Üye

Salim Başol

Üye

Celâlettin Kuralmen

Üye

Hakkı Ketenoğlu

Üye

Sait Koçak

Üye

Ahmet Akar

MUHALEFET

ŞERHİ

l- Karar gerekçesinin (1) numaralı bölümünde T. C. K. nun 141 ve 142. maddelerinin (1) numaralı bentlerindeki (sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeye matuf cemiyetlerin kurulması) nı ve (aynı maksatla propaganda yapılması) nı yasaklayan hükümler ele alınıp Anayasaya uygunlukları belirtilmiştir.

Bu konuda Anayasa'nın 4. maddesinde açık hüküm vardır. Maddenin üçüncü fıkrasiyle hertürlü tahakküm yasaklanmıştır. Bu hükümle yetinilmesi ve gerekçeye başka sebepler katılmaması görüşündeyim.

Anayasa'nın sözüne uygun olan bir hükmün ayrıca Özüne de uygunluğunu belirtmeye lüzum olmadığı gibi, Anayasa'nın başlangıç kısmından gerekçeye alınan amaçlardan bazılarının konu ile ilgisi de münakaşaya değer.

Bu sebeplerle, gerekçenin bu kısımlarına katılmıyorum.

2-

Karar gerekçesinin (III) numaralı bölümünde (sosyal bir sınıfı ortadan

kaldırmaya), (memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan

herhangi birini devirmeye) matuf cemiyetlerin kurulmasını yasaklayan 141/1.

madde hükmiyle (ayni maksatlarla propaganda yapılmasını) yasaklayan 142/1.

madde hükmünün incelenmesinde, sadece, kanun tasarılariyle gerekçelerinden

Komisyon raporlarına geçen gerekçelerden ve Büyük Millet Meclisinde yapılan

görüşmelerden faydalanılmış, kararda da, bu gerekçelerde ve görüşmelerde

beliren maksada göre (bu hükümlerin, komünizmi benimseyen cemiyetler

kurulmasını ve bu konuda propaganda yapılmasını) yasaklamak gayesiyle

sevkedildiklerinin açıkça anlaşıldığı kanaatine dayanılmıştır.

Kanun hükümlerinin kabulüne esas olan gerekçelerin, Kanun Koyucunun maksadım öğrenmek bakımından, önemi inkâr edilemezse de kanunların, herzaman, sevklerindeki maksada uygun bulunduğunun kabulü mümkün değildir. Bu dâva dolayısiyle, gerekçesi ve sevk maksadı belli olan bu hükümlerin sadece komünizmi mi yasakladığı, yoksa, sair fikir hareketlerini de mi sınırladığı hususlarının incelenmesi gerekirdi. Dâvacı Partinin iddiaları da bu incelemeyi zarurî kılıyordu.

Diğer taraftan; kanuniyet kazanan hükümlerin, sevk ve kabullerindeki maksada uygunluk derecesi, kanunun uygulanması sırasında meydana çıkar.

T. C. K. nun 141. ve 142. maddeleri 3038 sayılı Kanunla değiştirilirken şu gerekçeye dayanılmıştır : "141 ve 142. maddeler, Türkiyede teşekkül etmiş veya edecek olan, maksatları, siyasî ve içtimaî nizamları bozmaya matuf siyasî cemiyetleri istihdaf etmektedir. Maddenin sarahatine ve ihtiva ettiği hususata nazaran komünist cemiyetler bu maddenin şümulüne dahil bulunmaktadır. Devletin selâmet ve hayatını muzır yıkıcı faaliyetlere karşı korumak için böyle bir maddeye lüzum vardır".

Maddeler metinlerinin- Kanun Koyucunun maksadı dışında sair kuruluşları ve fikir hareketlerini de önlediği, fertlerin, idarecilerin ve hâkimlerin, kanun ibarelerindeki müphemiyet sebebiyle, müşkülât içinde kaldıkları, maddelerin son değişikliklerine ait tasarının ve Adalet Komisyonunun gerekçelerinden anlaşılmaktadır.

5844 sayılı Kanun tasarısının gerekçesinde aşağıda yazılı fikirler göze çarpmaktadır :

- Kanunun ihtiva ettiği hükümler ve mevcut tabirler, mâna ve muhtevalarını tâyin bakımından kolaylık temin edecek şekilde olmayıp bazı tabirlerin muhtevalarını tâyin hususunda hâkimlerin müşkülât karşısında kaldıkları görülmüştür.

- Bu maddelerin metinleri, memleketimizin demokratik inkişafını tam olarak takip edebilmiş değildir. 13/6/1946 tarihinde yapılan tadilâtla, çeşitli partilerin kurulabilmesini teminat altına almak maksadı takip edilmişse de metinlerin, bilhassa 141. maddenin birinci fıkrasının tetkiki bu gayenin tamamiyle sağlanamamış bulunduğunu ortaya koymuştur.

-

Demokratik rejimin ana prensiplerinden biri de vatandaşların menolunan

hareketlerle müsaade olunan hareketler arasındaki sınırları emniyetle ve

tereddütsüz olarak tâyin edebilmeleridir. Bu prensip, ceza kanununda (kanunsuz

suç olmaz) düsturunda ifadesini bulur. Bu maksadın tahakkuku, ceza kanunu

metinlerinin mümkün olduğu ölçüde açık ve yazılı olmasiyle mümkündür. ......

Kanun metinlerindeki umumiyet içtimaî müdafaanın lehinedir. Fakat vatandaşları

lüzumsuz müdahalelere karşı korumak, siyasî partilerin, kanun hudutları içinde

endişesiz olarak faaliyette bulunabilmelerini sağlamak için, bilhassa bu

mevzuda, metinlerde mümkün olan sarahati tesis eylemek zarureti aşikârdır

...... Bilhassa bu mülâhaza, mevzuubahis maddelerin tadilinde esas gayelerden

birini teşkil eylemiştir.

-141.

maddenin birinci fıkrasındaki "sosyal bir sınıfı, cebir yoluyla, kısmen

veya tamamen ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadî ve sosyal

nizamları cebren yoketmeye matuf birleşmeler" ibaresiyle istihdaf edilen

gaye, cebri vasıta olarak kullanan sosyalist ve sair mahiyetteki birleşmeleri

teorim eylemektir. Maddenin bugünkü halinde mevcut ibare dolayısiyle sosyalist

ve müşabih mahiyetteki partilerin teşkiline hukuken imkân mevcut değildir.

Kanun vazıı( temel nizamları devirmek) tabirlerini kullanmak suretiyle bir

tahdide vasıl olmaya çalışmış ise de bunların, gayeyi istihsal bakımından kâfi

olmadığı neticesine varılmıştır. Tasarıda, fıkranın bu kısmının tahakkuku cebir

unsuruna bağlandığından ...... ve demokratik bir rejimde mücadelenin kanun

hudutları içinde olması ve siyaset mücadelelerinde hukukî vasıtaların istimal

edilmesi zarurî bulunduğundan ...... cebren yokedilecek nizamların, temel nizam

veya temel olmayan nizam olmasının ehemmiyeti yoktur. Bu sebeple metinde

lüzumlu değişiklik yapılmıştır.

Cebir unsuru zımnen dahi mevcut bulunabilir. Meselâ, birleşmenin mahiyeti itibariyle tahakkuk ettirmek maksadını güttüğü gaye cebir istimal edilmeksizin sağlanamayacaksa, ifade edilmese dahi, cebir unsuru mevcut sayılmak lâzımgelir.

Tasarıda, gerekçede; değinilen (metinlerdeki vuzuhsuzluk), (uygulama müşkülâtı) ve (hâkimlerin tereddüdü), (cebir) unsurunun fıkralara ilâve edilmesi yoluyla giderilmek istenmişken ve tasarının (cebir) unsurunu ihtiva eden hükümleri Adalet Komisyonunca da kabul edilmişken müzakereler sonunda bu unsur çıkarılmış bulunmaktadır. Böylece, yukarıda zikredilen ve dâva konusu hükümlerin tadile muhtaç olduklarının gerekçelerini teşkil eden ipham, tereddüt ve müşkülât bugün de devam etmektedir.

Bu muhalefet şerhinin yazıldığı güne çok yakın bir günde Yargıtay Birinci Ceza Dairesinden çıkan bir karardaki malûmat, dâva konusu hükümlerdeki vuzuhsuzluğu açık şekilde belirtmektedir :

Bir

kimse, yazdığı bir kitapla komünizm propagandası yaptı diye, takibata maruz

kalmıştır. Bu dâva dolayısiyle mütalâasına müracaat edilen bilirkişilerden biri

"bu eserde komünist propagandası yapıldığı, emekçi sınıfın hukuk dışı

yollarla tahakkümünü kurmak yollarının gösterildiği ve binnetice T. C. K. nun

142. maddesinin l numaralı bendinin ihlâl edildiği"; seçilen üç kişilik

bilirkişi heyetine dahil olanlardan ikisi- evvelki bilirkişinin raporunda

dermeyan olunan mütalealar ve istinat edilen gerekçeler birer birer ele alınıp

incelenerek reddedildikten sonra "kapsadığı aslî ve talî bütün

konulariyle, temas ettiği ve işlediği tekmil ana ve fer'î temalariyle, derpiş

ve tavsiye ettiği bütün çözüm yollariyle kitapta, komünizme hâs ideoloji mevcut

olmadığı gibi komünizmi tavsif ve teşhis eden proletaryanın ihtilâl yoluyla

Devleti ele geçirmesi ve bir proletarya devleti ve diktası kurulması görüşü

asla yer almamakta, aksine bu görüş ve bunun bilcümle icapları sarahatle ve

kat'iyetle reddolunmaktadır ...... Tetkik konusu kitapta hiçbir bakımdan ve

cihetten komünizm propagandası yapılmış olmadığı" ve ayni heyete dahil

üçüncü bilirkişi de "genel eğilimi ve bilhassa son bentte ileri sürülen

fikirler karşısında eserin, sosyalizm hududunu aştığı" kanaatlerine

varmışlardır. Hepsi de Üniversite Profesörü olan bu bilirkişilerin dahi hudut

şümulünü tâyinde birleşemedikleri bir kanun hükmünün (kanunsuz suç olmaz)

prensibini zedelemeyen bir açıklıkta olduğu kabul edilemez.

Bu maddelerin, komünizm dışında kalan fikir hareketlerini de yasakladığı Hükümetçe de kabul edilmiş ve 5435 Sayılı kanunla yapılan tadilâta rağmen devam eden tereddütlerin ve yanlış tatbikatın düzeltilmesi maksadiyle 5844 sayılı Kanun sevkedilmiştir. Bu son Kanundaki değişiklik, dâva konusu fıkralara (cebir) unsurunun ilâvesinden ibaret olup 5435 sayılı Kanunla yürürlüğe giren metinlerde başka bir değiştirme yapılmamıştır. (Cebir) unsuru maddelerden çıkarıldığına göre 5844 sayılı Kanun tasarısının gerekçesindeki sebepler bugün de ayaktadır.

Bu sebeplerle, dâva konusu hükümlerin, yalnız komünizmi Önlemekle kalmayıp bunun dışındaki fikir hareketlerini ve binnetice iktisadı ve içtimaî tekamülü de önlediği kanaatiyle kararın 2 numaralı bendine muhalifim.

3- Kararın hüküm fıkrasının 2 numaralı bendinde "Anayasa düzenine uygun bulunan cemiyetlerle Anayasa'nın cevaz verdiği ölçüde sosyalizmi tahakkuk ettirmek amacını güden partileri kurma ve bu amacın propagandasını yapma hallerinin dâva konusu hükümlerin kapsamı dışında kaldığı" kabul edilmiştir.

İhtilâlci sosyalizm rejimi dışında kurulan sosyalist partileri, programlarının Anayasa zaviyesinden incelenmesi suretiyle sınıflara ayırmak, bir kısmının kuruluşuna ve propaganda yapmasına cevaz verip diğer bir kısmım takibata maruz bırakmak, yalnız kanun hükümlerinin değil Kanun Koyucunun maksadının da dışına çıkacak bir tatbikata yol açar.

Bu görüşe de katılmıyorum.

Üye

Muhittin Gürün

Üye

Lütfi Ömerbaş

Üye

Ekrem Tüzemen

(5/9/1966 gününde ölmesi nedeniyle imzası alınamamıştır)

MUHALEFET

ŞERHİ

l Mart 1926 günlü ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 3 Aralık 1951 günlü ve 5844 sayılı Kanunla değiştirilmiş bulunan 141 ve 142 nci maddelerinin l numaralı bentlerinde yer alan hükümlerin tüm olarak Anayasa'ya uygun bulunduğunu belirten yukarıki kararda, söz konusu bentlerin :

a- Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindeki tahakkümünü tesis etmeye matuf cemiyetleri her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül edenleri veya kuranları veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenleri veya bu hususlarda yol gösterenleri (Madde 141/1) veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapanları (Madde 142/1);

b- Devlet siyasî ve hukukî nizamlarını topyekûn yok etmek için propaganda yapanları (Madde 142/1);

c- Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya, yahut memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmeye matuf cemiyetleri her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül edenleri veya kuranları veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenleri veya bu hususlarda yol gösterenleri (Madde 141/1) veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak yahut memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek için herne suretle olursa olsun propaganda yapanları (Madde 142/1);

Cezalandırdıkları belirtilerek bunlardan a ve b fıkralarında gösterilen eylemleri cezalandırılmış olmasında, kararda ayrıca belirtilmiş bulunan gerekçelerle Anayasa'ya aykırılık bulunmadığı açıklanmakta ve c fıkrasında belirtilen eylemlerin cezalandırılmasının ise münhasıran komünizmi benimseyen cemiyetler kurulmasını ve bu konularda propaganda yapılmasını yasaklamak amacını güttüğü bunun dışında Anayasa dümenine uygun bulunan cemiyetlerle Anayasa'nın cevaz verdiği ölçüde sosyalizmi tahakkuk ettirmek amacını güden siyasî partileri kurma ve bu amacın propagandasını yapma hallerinin bu hükümlerin kapsamı dışında kaldığı gerekçesiyle Anayasa'ya aykırı olmadığı hükmüne varılmaktadır.

Gerçekten yukarıda a ve b fıkralarında işaret edilen, bir sosyal sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmayı sağlamak amacile dernek veya siyasî parti kurulmasını ve bu maksat için propaganda yapılmasını veya devlet siyasî ve hukukî nizamlarının topyekûn yok edilmesi için propaganda yapılmasını yasaklamakta, kararda yazılı gerekçelerle, Anayasa'ya aykırı bir yön yoktur.

Ancak dâva edilen bentlerde yer alan yukarıda c fıkrası ile gösterilen yasaklamaların, sadece komünizme müteveccih bulunduğu gerekçesine dayanılarak Anayasa'ya uygun bulunduğu neticesinin çıkarılması mümkün değildir.

Karardan anlaşıldığına göre, Mahkememizin çoğunluğunu bu kanıya vardıran husus, Ceza Kanununun 141 ve 142, maddelerinde 1936-1951 yılları arasındaki 15 senelik bir devrede dört defa yapılmış bulunan değişikliklere ait gerekçelerde, değişikliğin sebepleri arasında komünizmi önleme maksadının da açık bir surette yazılmış olmasıdır.

Gerçekten T. C. Kanununun 141 ve 142. maddelerinde ilk değişikliği yapan 11/6/1936 günlü ve 3038 sayılı Kanuna ait gerekçede ve daha sonra aynı maddelerde değişiklikler yapan 29/6/1938 günlü ve 3531 saydı ve 13/6/1946 günlü ve 4934 sayılı ve 10/6/1949 günlü ve 5435 sayılı ve nihayet halen yürürlükte olan ve iptali istenilen hükmü getiren 3/12/1951 günlü ve 5844 sayılı kanunlara ait gerekçelerde komünizmi yasaklama maksadının yer aldığı görülmektedir.

Ancak söz konusu gerekçelerde, değişikliğe ait sebepler arasında komünizmi önleme maksadının da yer almış bulunması, söz konusu hükümlerin sadece ve münhasıran komünizmi hedef tutmuş olduğunu kabul etmek için, iki bakımdan, yeter sebep değildir.

l- İlk önce gerekçelerdeki açıklamalar tüm olarak ele alındıkları takdirde bu yolda bir mâna çıkarmaya müsait bulunmamaktadırlar Çünkü :

a)

3038 sayılı Kanuna ait gerekçede : 141 inci maddenin : (Türkiye'de teşekkül

etmiş veya edecek olan maksatları siyasî ve içtimaî nizamı bozmaya matuf

bulunan siyasi cemiyetleri istihdaf etmekte) olduğu genel nitelikte

belirtildikten ve bu suretle siyasî ve içtimaî nizamda değişikliği öngören her

türlü siyasî cemiyetlerin maddenin kapsamı içinde bulunduğu gösterildikten

sonra, (Maddenin sarahatına ve ihtiva ettiği unsurlara nazaran komünist ve

anarşist cemiyetler bu maddenin şümulüne dahil bulunmaktadır.) denmek

suretiyle, uygulamada çıkacak tereddütlere, bu iki nev'i cemiyet bakımından

açıklık getirilmek istenmiş ve maddenin kapsamı bakımından iki misâl

gösterilmiştir. Bu ifadenin, maddenin kapsamının sadece komünist ve anarşist

cemiyetlerle sınırlı bulunduğu, bunların dışında kalan cemiyetlerin, durumları

maddede yazılı suç unsurlarına uygun bulunsa dahi, maddenin kapsamı dışında

kaldıkları mânasının çıkarılması mümkün değildir. Nitekim aynı gerekçenin 142

nci maddeye ilişkin olan kısmı da bu görüşe hak vermektedir. Zira burada da :

(141.

madde siyasî ve içtimaî nizamı bozmaya matuf cemiyetleri cezalandırmaktadır.

142. madde ise bu gayeye matuf propagandaları tecziye etmektedir. Bir içtimaî

sınıfın diğeri üzerine hâkimeyitini tesis etmek veya bir içtimaî sınıfı ortadan

kaldırmak veya cemiyetin siyasî ve hukukî her hangi bir nizamını bozmak veya

millî hissi sarsmak gibi maksatlarla yapılan muzur propagandalara müsamaha

etmek ve Devletin emniyet ve selâmetile telif edilemiyeceğinden bu maddeler

memleket ve rejimin en kuvvetli müeyyidelerinden birini teşkil edecektir.)

denmek suretiyle fıkra hükümlerinin kapsamının geniş bir alana yaygın bulunduğu

belirtilmektedir. (T. B. M. Meclisi Zabıt Ceridesi, Dönem : 5, Toplantı : l.

Cilt : 12, Birleşim : 78. S. Sayısı : 250)

b) 3531 sayılı Kanuna ait gerekçede ise, komünizm veya anarşizmden hiç söz edilmiyerek maddede yazılı suç unsurları üzerinde durulmakla yetinilmiş, tasarıyı inceleyen Adliye Encümeni Mazbatasında da yine madde metnine muvazi açıklamalar yapılmış ve komünizm, anarşizm hareketlerinden, bunların bünyelerinde mevcut "şiddet kullanma" niteliği sebebile ve dolayısiyle bahsedilmiştir. (T. B. M. M. Zabıt Ceridesi, Dönem : 5, Toplantı : 3, Cilt : 26, Birleşim : 83, S. Sayısı : 320)

c)

4934 sayılı Kanuna ait gerekçede de, genel ifadelerle kökü dışarıda bulunan ve

Milletlerarası mahiyette olan cemiyet ve partilerden gayesi Türk kanunlarına

aykırı olanlara değinilmiş ve bu maddenin, içtimaî bir sınıf diktatörlüğü veya

içtimaî bir sınıfın ortadan kaldırılması gayelerile kurulacak cemiyetleri yasak

etmek suretile parti diktatörlüğünü önlemekte ve çok partili demokrasi

esaslarını sağlamakta olduğu belirtilmiş, tasarıyı inceleyen B. M. M. Adalet

Komisyonu Raporunda ise, Hükümet gerekçesine muvazi açıklamalar yapılmış ve

ancak "zor" unsuru dolayısiyle anarşist partilere temas edilmiştir.

(T. B. M. M. Tutanak Dergisi, Dönem : 7, Toplantı : 3, Cilt : 24, Birleşim :

64, S. Sayısı : 171)

ç)

5435 sayılı Kanuna ait gerekçede; maddenin ilk fıkrasının, içtimaî bir zümrenin

diğer zümreler üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya içtimaî bir zümreyi

ortadan kaldırmak veya memleket içinde kurulmuş iktisadî ve içtimaî nizamları

devirmek amacı ile cemiyet kurmayı yasakladığı izah edildikten sonra komünizmin

gayesinin de bu yasaklanan fiiller olması itibariyle fıkra hükmü ile komünizmin

de yasaklanmış bulunduğu açıklanmış ve (...... bununla beraber komünist olmayan

ve fakat kendisine has bir nizamı koymak için, memleket içinde kurulmuş bir

içtimaî veya iktisadî nizamı devirmek amacı ile cemiyet kuran kimseler de bu

fıkra hükmünce ceza görürler.) denilmek suretiyle fıkra hükmünün genel

niteliği, her türlü tereddüdü giderecek surette ortaya konulmuştur.

Tasarıyı

inceleyen Adalet Komisyonu Raporunda da maddede yer alan suç unsurları üzerinde

durulmuş, maddenin ilk fıkrası ile, kanunlar Önünde eşit olan sınıflardan

birinin değerlerini ortadan kaldırmasını veya tahakküm altında tutmasını

istihdaf edecek her türlü hareketin cezalandırılmasının, meselâ bir işçi sınıfı

diktatörlüğü kurulmasının, bir kapitalist sınıf tahakkümü tesisinin

önlenmesinin istihdaf edildiği belirtilmiş ve maddenin yasakladığı, içtimaî ve

iktisadî nizamları devirmek amacı ile cemiyet kurmak fiiline misâl olarak

komünizm ve anarşizm ele alınarak bu sistemlerin neden Ötürü yasaklanmalar

gerektiği konusunda açıklamalar yapılmıştır. (T. B. M. M. Tutanak Dergisi :

Donem : 8, Topbntı : 3, Cilt : 20, Birleşim : 104, S. Sayısı : 257)

d)

Halen yürürlükte bulunan ve iptali istenilen 5844 sayılı Kanuna ait gerekçede

ise; söz konusu 141. ve 142 nci maddelerin metinlerindeki müphemiyeti ortadan kaldırmak,

yıkıcı ve bozguncu hareketler bakımından hükümlerini ikmal eylemek, siyasî

inkişafımızla muvazi demokratik değişiklikleri yapmak, yeni ağırlaştırıcı ve

hafifletici sebepler ilâve etmek ve müeyyideleri şiddetlendirmek maksadile bu

değişikliğin yapıldığı belirtildikten sonra 141 inci maddenin birinci fıkrasile

komünist birleşmelerin kurulmasına tevessül olunmasının bunların teşkil, tanzim

ve idare edilmesinin ve bu hususta yol gösterilmesinin suç sayılmış

bulunduğuna, bu maksadın, madde içinde "Bir sosyal sınıfın diğer sosyal

sınıflar üzerinde tahakkümünün tesisi." ibaresile ifade olunduğuna işaret

edilmiştir. Daha sonra; (Aynı fıkrada mevcut "bir sosyal sınıfı cebir

yoluyla kısmen veya tamamen ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses

iktisadî ve sosyal nizamları cebren yok etmeğe matuf birleşmeler ..."

ibaresi ile istihdaf edilen gaye, cebri vasıta olarak kullanan sosyalist vesair

mahiyetteki birleşmeleri tecrim eylemektir. Maddenin bu günkü halinde mevcut

ibare dolayısiyle sosyalist ve müşabih mahiyetteki partilerin teşkiline hukuken

imkân mevcut değildir ...... iktisadî ve siyasî nizam tâbirleri çok geniş

mânayı ihtiva eylemeleri dolayısiyle her türlü bozucu ve bozguncu faaliyetleri

ihata eylemek maksadıile istimal edilmişlerdir ...) denilmek suretiyle maddede

yer alan suç unsurlarının genel niteliği ve kapsamının genişliği bir kere daha

ortaya konulmuştur.

Tasarıyı inceleyen Adalet Komisyonu Raporunda da Hükümet gerekçesinde muvazi açıklamalarla yetinilmiştir. (T. B. M. M. Tutanak Dergisi, Dönem : 9, Toplantı : 2, Cilt : 10, Birleşim : 5, S. Sayısı : 264)

Tasarının Büyük Millet Meclisinde müzakeresinde ise tasarıyı savunanlar "komünizm" konusunu işleyerek kanunun bunu önleyeceğini ileri sürmüşler, karşı görüşe sahip olanlar da maddede "cebir" unsuru bulunmadığı takdirde komünizm dışındaki siyasî teşekküllerin de yasaklanabileceğini belirtmişler ve bu tartışmalar sonunda tasarı "cebir" unsurunu ihtiva etmeksizin kanun halini almıştır. (T. B. M. M. Tutanak Dergisi, Dönem : 9, Toplantı : 2, Cilt : 10, Sahife : 110-121, 125-126, 131-165, 172-211, 221-252, 254-263, 270-274, 331-335, Cilt : 11, Sahife : 9-21)

Yukarıdaki açıklamalarda da görüldüğü üzere 141 ve 142 nci maddelerin l numaralı bentlerinde yer alan ve :

Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadî ve sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmeğe matuf cemiyet kurmayı veya bu konularda propaganda yapmayı yasaklayan hükümlerin, sadece ve münhasıran komünizmi öngördüğü ve yasakladığı görüşüne, bu kanuna ait Hükümet gerekçeleri, Komisyon raporları veya T. B. M. Meclisinde geçen müzakereler hak verdirecek nitelikte değildir.

2-

Kaldı ki söz konusu belgeler, ileri sürüldüğü nitelikte bir sarahati taşısalar

bile madde metninin çok açık olan hükümleri karşısında, bu hükümlerin bir

kenara bırakılması sonucunu doğuracak bir tatbikata yol verilmesi de mümkün

değildir. Her ne kadar kanun tasarısı ve tekliflerine ait gerekçelerle, Meclis

Komisyonları raporlarının ve Genel Kurul Müzakerelerinin, metinlerinde gerekli

açıklık bulunmayan kanunların yorumlanmasında başvurulacak pek değerli

kaynaklar olduğunda şüphe yoktur. Ancak bu düşüncenin, açık olan kanun

hükümlerinin bir kenara itilmesini ve bu belgelerdeki açıklamaların kanun

maddesi yerine konularak ona göre uygulama yapılmasını gerektirecek derecede

ileri götürülmesi de mümkün değildir.

Kanun Koyucu, T. B. M. Meclisindeki müzakereler sırasında yapılan ikazlara rağmen, maddeyi, komünizmi yasakladığım açıkça ifade edecek surette düzenlemeyerek, komünizmi de ihtiva edecek şekilde ve genel nitelikte suç unsurlarını belirtmek suretile kanunlaştırmıştır. Bu suretle de maddenin kapsamında, Anayasa'nın yasakladığı komünizm ile birlikte, yasaklamadığı sair dernek ve siyasî parti çalışmaları da girmiş bulunmaktadır.

Halbuki

Anayasa'nın 20 nci maddesinde; herkesin düşünce ve kanaat hürriyetine sahip

olduğu ve bunu söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek başına veya toplu

olarak açıklayıp yayabileceği, 29 uncu maddesinde; herkesin önceden izin

almaksızın dernek kurma hakkına sahip olduğu, 56 ncı maddesinde; vatandaşların

siyasî parti kurma ve usûlüne göre partilere girme ve çıkma haklarına sahip

bulundukları, siyasî partilerin önceden izin almadan kurulacakları ve serbestçe

faaliyette bulunacakları, siyasî partilerin ister iktidarda, ister muhalefette

olsunlar, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları bulundukları

belirtilmiş, 57 nci maddesinde ise; (siyasî partilerin tüzükleri, programları

ve faaliyetleri, insan hak ve hürriyetlerine dayanan demokratik ve lâik

Cumhuriyet ilkelerine ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği temel

hükmüne uymak zorundadırlar. Bunlara uymayan partiler temelli kapatılır ...)

denilmek suretiyle siyasî partilerin uymak zorunda oldukları genel kurallar ve

faaliyetlerinin sınırları da gösterilmiştir.

Türk Ceza Kanununun 141 ve 142 nci maddelerinin iptalleri istenen l numaralı bentlerinde yer alan ve yukarıda değinilen Anayasa kuralları karşısındaki nitelikleri aşağıda belirtilen hükümler ise düşünce hürriyetinde ve Dernek kurma hakkında kısıtlamalar yaptığı gibi siyasî parti kurma hakkına ve siyasî partilerin serbestçe faaliyette bulunmalarına da sınırlar çizmektedir. Bu kayıtlama ve kısıtlamalar ise Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olmadıktan başka bu hakların özüne de dokunacak niteliktedirler.

Diğer taraftan bu yasaklamalar, siyasî partileri Anayasa'nın 57 nci maddesinde öngörülenler dışında ve hattâ onlarla zıt istikâmette yeni bazı kayıtlamalara tâbi tutmaktadır ki bu bakımdan da Anayasa'ya aykırılıkları ortadadır.

Madde metninde yer almış olan hükümleri bu açıklamalar açısından inceleyelim :

l-

Kanunun yasakladığı eylemlerin bir kısmı; (Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya

matuf cemiyetleri her ne suretle ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül

etmek veya kurmak veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmek

veya bu hususlarda yol göstermek -141/1 -veya sosyal bir sınıfı ortadan

kaldırmak için her ne suretle olursa olsun propaganda yapmak -142/1-) tır.

Şüphesiz komünizmin gayeleri arasında sosyal bir sınıf olan (sermayeci) nin

ortadan kaldırılması da vardır. Ancak komünizm bunu kendi metodları ile yani ya

ihtilâl yolu ile veya başlangıçta demokratik gibi görünen yollarla iktidara

geldikten sonra yapacağı hukuk dışı "darbe" sonucunda iktidarda kalarak

komünizmi uygulamaya geçme yolu ile yapar. Görüldüğü gibi her iki yol da,

cebir, şiddet ve zora dayanmaktadır. Bu bakımından bu gibi hareketlerin

yasaklanmasında Anayasa'ya aykırı bir cihet yoktur.

Ancak

bir de bunun karşısında, tamamen demokratik usullere sadık kalarak üretim

araçlarının topluma ait olmasını ve bu sebeple Özel sermayenin kaldırılmasını

isteyen, bunu da çeşitli kademe ve dozlarda olmak üzere Öngören ve

"demokratik sosyalizm" genel adı altında toplanan düşünce çeşidi

yönünde bir kanaate sahip olan kişilerle, bunların "dernek" veya

"siyasî parti" niteliğinde kurdukları toplulukları bulunabilir.

Bunlar, fikirlerini demokratik yollarla topluma yaymak ve gerek iktidara

gelmek, gerekse iktidardan ayrılmak için seçimi yegâne meşru vasıta saymak

hususunda samimî kanaate sahip olabilirler. Zor ve şiddet yolu ile iktidara

gelmek ve halkın arzusuna rağmen sistemlerini uygulamak düşüncesi akıllarının

köşesinden geçmeyebilir. İşte 141/1 ve 142/1 inci maddelerin yukarıda

açıkladığıma hükümleri bunların hareket ve faaliyetlerini de yasaklayan bir

genellik taşımaktadır.

Diğer

taraftan, sosyal sınıflar, bir memleketteki siyasî ekonomik ve sosyal şartların

sonucu olarak tarih içinde meydana gelen ve bu şartlardaki değişmelere uyarak

kendiliğinden yeni şekiller alan veya büsbütün ortadan kalkan içtimaî birer

vakıadır. Anayasa'mız, hiçbir yerinde, yürürlüğe girdiği tarihte var olan

sosyal sınıfları, bu içtimaî kanuna karşı çıkarak, oldukları gibi muhafaza

etmeyi taahhüt etmemiştir. Binaenaleyh bu içtimaî kanunun bizim Cumhuriyetimizde

de hükmünü yürüterek kendi yolunda yürümesine engel olmak mümkün değildir. Bu

konuda cemiyet fertlerine düşen görev, bu sosyal olayın oluşumunu

kolaylaştıracağına inandığı yönde faaliyette bulunmaktadır. Zor kullanmayı

düşünmeksizin ve Anayasa'nın tahribini Öngören yollara sapmaksızın her ferdin

bu konularda doğru bildiği yönde düşünmesi ve düşündüğü yönde faaliyet

göstermesi Anayasa ile tanınmış temel haklarındandır.

Türk

Ceza Kanununun 141/1 ve 142/1 inci maddelerinde yer alan ve sosyal bir sınıfın

ortadan kaldırılmasını sağlamaya matuf dernek veya siyasî parti kurulmasını ve

bu yolda propaganda yapılmasını yasaklayan hükümleri, bu açıdan ele alındıkları

zaman, Anayasa'ya uygun bulmaya imkân yoktur. Zira bu işlerin zor ve şiddet

kullanarak yapılmasının öngörülmesi, suç unsuru olarak, kanuna ait Hükümet

teklifinde mevcut olduğu halde, kanun koyucu tarafından kabul edilmemiş ve

metinden çıkartılmıştır. Su hale göre, tamamen demokratik ve kanunî yollardan

hareket edilmek ve alınacak iktisadî ve içtimaî tedbirlerle ve Anayasa teminatı

altında kişi hak ve hürriyetlerine riayet olunmak suretiyle içtimaî sınıflardan

birisinin kaldırılması yolundaki çalışmaları bir derneğin veya siyasî partinin

gayeleri arasına almak, hattâ bu hedefe ulaşmak üzere tamamen düşünce sahasında

kalarak propaganda yapmak fiilleri, bu hükümlerle yasaklanmış durumdadır.

Halbuki bir kısım vatandaşlar, yurt kalkınmasının, üretim araçlarının tamamının veya bazı ölçüdeki kısmının Devlet elinde toplanmasına ve bu suretle sermayedar sınıfın sahneden çekilerek yerini topluma bırakmasına bağlı olduğuna samimî olarak inanabilirler. Bu düşüncelerini, ya Anayasa'nın mevcut hükümleri içerisinde, veya rejimin, insan haklarına dayanan demoktarik, lâik bir hukuk devleti niteliğine halel vermeksizin, bazı Anayasa maddelerinin değişmesi suretiyle meydana gelecek yeni bir ortanı içinde gerçekleştirilebilecekleri kanaatiyle dernek veya siyasî parti kurmayı ve topluma fikirlerini anlatmak ve bunlar etrafında taraftar toplamak için propaganda yapmayı düşünebilirler.

141/1 ve 142/1 inci maddelerinin l numaralı bentleri ise, bu gibi hareketleri yasaklamakta ve bu suretle Anayasa düzeni içindeki düşünce hürriyetinin ve dernek kurma hakkının Özünü zedelemektedir.

Bu sebeple 141 inci maddenin l numaralı bendinde yer alan ve (Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya matuf cemiyetleri her ne suretle olursa olsun kurmaya tevessül edenleri veya kuranları veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenleri veya bu hususta yol gösterenleri suçlayan hüküm ile 142 nci maddenin l numaralı bendinde yer alan ve (Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak için her ne suretle olursa olsun propaganda yapanları) suçlayan hükmün Anayasa'ya aykırı olduklarından iptal olunmaları gerekmektedir.

2- Aynı bentlerde yer alan ve (Memleket içinde müesses iktisadî ve sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmeye matuf cemiyetleri her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül edenleri veya kuranları veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenleri veya bu hususlarda yol gösterenleri- Madde 141/1 veya memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapanları- Madde 142/1-) cezalandıran hükümleri Anayasa'ya aykırılıkları ise, uzun tartışmaları gerektirmeyecek derecede meydandadır.

Zira

bu hükümler; söz konusu fiilleri, cebir ve şiddet kullanmaksızın

gerçekleştirmenin öngörüldüğü sabit olsa dahi, mutlak bir şekilde

cezalandırmaktadır. Maddede görülen (ortadan kaldırma), (devirme),

terimlerinden, bu hareketlerin suç sayılabilmeleri için şiddet kullanarak

yapılmalarının öngörülmesi gerektiği suretinde bir mâna çıkartılması mümkün

değildir. Zira, Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yapılan uzun müzakereler

sırasında ileri sürülen ve cebir kullanma kasdı olmasa dahi mücerret bu

eylemlerin cezalandırılmalarının gerektiğini savunan itirazlar üzerine, Hükümet

tasarısında suç unsuru olarak yer almış bulunan (cebir yolu ile ortadan

kaldırma) veya (cebren yok etme) ibarelerinden, (cebir yolu ile) ve (cebren)

terimlerinin kaldırılmaları kabul edilmiş ve neticede metinler halen yürürlükteki

şekli almışlardır. "Buna göre, yürürlükteki metinlerde görülen ve

tasarıda, (cebir) ile birlikte kullanılmış olan (yoketme), (devirme)

terimlerinin, (cebir) unsurunun kaldırılışına muvazi olarak düzeltilmelerinin

hatıra gelmemesi neticesinde metinde kaldıkları, kanun koyucunun suçun

tekevvünü için (cebir) şart saymayan açık iradesi karşısında, unutma neticesi

metinde kalmış bulunan kelimelerden (cebir ve şiddet) mânası çıkarmaya

çalışmanın mümkün olmadığı kolayca anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak söz konusu hükümlerin; bir zümre vatandaşların ayrı bir sosyal sınıf olarak belirmesini sağlayan şartlarda Anayasa'nın temel düzenine uygun sosyal ve iktisadî düzeltmeler yapmak suretiyle bir sosyal sınıfın ortadan kaldırılmasının sağlanmasını veya aynı yollarla iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birinin değiştirilmesini Önlemek maksadını taşıdıklarını kabul etmenin zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.

Bu

neticeye göre, Anayasa'nın temel niteliklerini saklı tutmak, yani (İnsan

haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik,

lâik ve sosyal bir hukuk devleti) olan Cumhuriyet idaresi esası içinde ve bu

esası zedelememek şartiyle, mevcut kanunlarda veya Anayasa'nın diğer bazı kural

ve esaslarında değişiklikler yapılması suretiyle memleketin bugünkünden farklı

bir ekonomik ve sosyal düzene ulaştırılmasını öngören ve bunu yurdun geri

kalmışlıktan bir an önce kurtarılmasını öngören ve bunu yurdun geri

kalmışlıktan bir an önce kurtarılması ve kişinin kalkınmış diğer dünya

parçalarında yaşıyan insanların ulaştığı, (insanlık haysiyetine yaraşır bir

yaşavış seviyesi) ne tezelden kavuşabilmesi için, samimi olarak, zorunlu sayan

vatandaşlar, bu maksatlarını gerçekleştirmek maksadiyle dernek veya siyasî

parti kurarlar veya propaganda yaparlarsa Türk Ceza Kanununun 141. ve 142.

maddelerinin dâva edilen l inci bentlerinde yer almış bulunan bu hükümler

gereğince cezalandırılabileceklerdir.

Halbuki Anayasamız : kararda da açıklandığı üzere, komünizme ve Cumhuriyetimizin yukarıda belirtilen nitelikleri ile bağdaşması mümkün olmayan her çeşit dikta çabalarına kanalı olup, bunların dışında kalan ve memlekete yeni bir düzen getirmeyi öngören bütün fikir akımlarına ve bu sınırlar içindeki sosyalizmin her çeşidine ve bunların memleketimizde gerçekleştirilmeleri yolundaki çabalara açık bulunmaktadır Yukarıdaki açıklamalara göre, iptali istenen hükümlerin ise, Anayasa'nın ret ettiği konularla birlikte, serbest bıraktığı konularda da yasaklar koyduğu görülmektedir ki bu halin Anayasa'ya aykırılığı meydandadır,

3- Bundan başka söz konusu hükümlerde yer alan "sosyal sınıf" ve "iktisadî ve sosyal temel nizam" terimlerinin tarifi, kanunda yapılmış değildir. Sosyal sınıfların, her toplumda mevcut birer içtimaî gerçek oldukları ve doktrinde de tarifinin yapılmaya çalışıldığı bilinmekte ise de "sosyal sınıf" kavramının çeşitli açılardan ele alındığı ve ne gibi zümrelerin "sosyal sınıf" olarak nitelenmesi gerektiği üzerinde ittifak edilemediği, bir düşünürün "sosyal sınıf" olarak kabul ettiği bir zümrenin bir başkası tarafından benimsenmediği de görülmektedir.

Dâva edilen bentlerde yer alan ve bir sosyal sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü yasaklayan hükmün esası, "tahakkümü" ret etmekten ibaret olduğundan ve Anayasa'mız, kişi, zümre veya sınıf farkı gözetmeksizin, nereden gelirse gelsin tahakkümün hiç bir çeşidini kabul etmemiş bulunduğundan, maddenin bu hükmünde yer alan "sınıf" teriminin vuzuhsuzluğu bir mahsur teşkil etmemektedir.

Fakat maddenin "bir sosyal sınıfın ortadan kaldırılmasını yasaklayan hükmü bakımından bu husus önem kazanmaktadır. Zira bir eylemin cezalandırılabilmesi için suç konusunun kesinlikle belli olması lâzımdır. Halbuki bu hükümlerde suça konu olan "sosyal sınıf" teriminin neyi ifade ettiği kesin olarak belli değildir.

Aynı

suretle, dâva edilen hüküm ile (devrilmeleri) yasaklanan (iktisadî veya sosyal

temel nizamlar) ın neler olduğu da büsbütün meçhuldür. (Memleket içinde müesses

iktisadî veya sosyal temel nizamlar); bilgi seviyesine, iktisadî, hukukî,

siyasî ve sosyal temayüllere göre çok farklı şekillerde mânalandırılan

konulardır. Bu konulardaki anlayış farklılığının, geniş vatandaş kitlesinde

olduğu gibi bilim adamları ve kanunu uygulamada görev alanlar arasında olması

da tâbidir. Şu halde vatandaş; bu kanunla neyin yasaklanmış olduğunu önceden

kesinlikle bilecek durumda değildir ve kanunu çeşitli safhalarda uygulayacak

olan mercilerin, ezcümle idare, savcılar ve nihayet hâkimlerin "sosyal

sınıf", "memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel

nizam" anlayışına göre takibe uğrayacak veya ceza giyecektir.

Özetlemek gerekirse, iptali istenen hükümler, suçu kesinlikle tâyin etmediklerinden, bir taraftan, ne gibi eylemlerin suç sayıldıklarının önceden ve kesin olarak bilinmesine imkân vermemekte, diğer taraftan da, hududu, şümulü ve niteliği, uygulayıcıların görüş açılarına göre değişebilecek olan fiilleri cezalandırmaktadır.

Halbuki Anayasa'nın 33 üncü maddesi bir fiilin ancak kanunla suç sayılabileceğini ve cezaların da ancak kanunla konulabileceğini ifade etmekle "kanunsuz suç olmaz" prensibini dile getirmiş bulunmaktadır.

Söz konusu hükümler bu bakımdan da Anayasa'ya aykırı niteliktedirler.

Sonuç olarak :

Türk Ceza Kanununun 141 inci maddesinin l numaralı bendinde yer alan :

(Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmeye matuf cemiyetleri her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül edenler veya kuranlar veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenler veya bu hususlarda yol gösterenler) in,

142 nci maddesinin l numaralı bendinde yer alan :

(Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak yahut memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapanlar) ın,

cezalandırılacaklarına dair olan hükümler yukarıda yazılı nedenlerle Anayasa'ya aykırı bulunduklarından iptalleri gerekmektedir.

Bu sebeplerle kararın bu hükümlere ilişkin kısmına muhalifiz.

Üye

Şemsettin Akçoğlu

Yukarıki muhalefet şerhinin :

"Türk Ceza Kanununun 141. maddesinin l nolu bendinde yer alan memleket içinde müesses iktisadî ve sosyal temel nizamlardan her hangi birini devirmeye matuf cemiyetleri her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül edenler veya kuranlar veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenler veya bu hususlarda yol gösterenlerin; ve 142. maddesinin l nolu bendinde yer alan, memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapanların, cezalandırılmasına dair olan hükümlerin" iptalleri gerektiği hakkındaki kısmına katılıyorum.

Üye

Celâlettin Kuralmen

Üye

Sait Koçak

Üye

Muhittin Gürün

Gerekçeli karara aykırılığımız sebepleri

Bu karar oybirliği ve çoğunlukla verilmiş bulunan iki kısımdan ibarettir. Esas kararın her iki kısmında da sayın heyetle beraber isemde kararın yazılış tarzı ve gerekçesinin yetersizliği dolayısiyle aşağıdaki sebeplerle aykırıyım :

Bu aykırılık 3 noktada toplanacaktır.

1- Dâvanın temel ilkelere ait kısmının gerekçesiz olarak reddedilmesi.

2- 141/1 ve 142/1. maddelerin metinleri üzerinde durulmaksızın sadece gerekçelerine dayanılarak komünizmi yasaklamak için tedvin edildikleri sonucuna varılması,

3- Anayasa'mızın sosyalizme sınırsızca açık olduğu iddiasının sadece Anayasa gerekçesine ve Temsilciler Meclisi tutanaklarına dayanılarak ve Anayasa'nın ilgili maddelerinden bir kısmının veya tamamının metinlerine başvurulmadan reddedilmiş olmasıdır.

l- Dâvacı, dâva dilekçesinin 3. sahifesinde (iptali istenilen Türk Ceza Kanununun 141/1 ve 142/1. maddeleri Anayasa'mızın dayandığı temel ilkelere ve aşağıda gösterilen belirli maddelerine ve ...... insan haklarını ve ana hürriyetlerini koruma sözleşmesinin keza belirli maddelerine açıkça aykırıdır) demektedir.

Böylece dâva, iptali istenen Ceza Kanunu hükümlerinin Anayasamızın dayandığı temel ilkelere, belirli Anayasa maddelerine, insan haklarını ve ana hürriyetlerini Koruma Sözleşmesinin belirli maddelerine aykırılık sebeplerine dayanılarak açılmış bulunmaktadır. Anayasa Maddelerine ve sözleşme hükümlerine aykırılık iddiaları nasıl ayrı ayrı ele alınmış ve gerekçeleri gösterilerek red edilmişse Anayasa'nın temel ilkelerine muhalefet iddiası da ayrı ayrı incelenmeli, tahlil ve münakaşa edilmeli ve karar yerinde gerekçeleri gösterilerek kabul veya reddi yapılmalıydı.

Mahkememiz

böyle yapmamış ve temel ilkelere yönelen dâva kısmını gerekçe göstermeden red

etmiştir. Kararın son bölümünün üçüncü paragrafında (zira söz konusu maddelerle

sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya

memlekette komünist bir idare kurmak yolunda çaba sarfetmek üzere dernek

"siyasî parti" kurulmasının veya gerek bu maksatlar, gerekse anarşizm

için propaganda yapılmasının yasaklanmış olmasında dâva dilekçesinde öne

sürülen ve Anayasa'da mevcut oldukları iddia olunan "halkçılık, insan

haklarına dayanan çağdaş anlamda demokrasi, devletçilik, Türk milliyetçiliği ve

lâiklik, devrimcilik, barışçılık" temel ilkelerinin herhangi birisi

bakımından aykırılık bulunduğu iddiası başkaca açıklamayı gerektirmeyecek

derecede meydandadır.

Esasen dâvacı tarafından bu konularla ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası, 141, 142/1. maddelerinin yasakladıkları, yukarıda belirtilmiş olan eylemler bakımından öne sürülmüş bulunmaktadır. Bu nedenlerle bu konulara ilişkin iddialar da yerinde değildir" denilmiş ve temel ilkelere aykırılık iddialarına bu ölçüde değinilmiştir.

Dâvacı, iptalini istediği madde bentlerinin Anayasa'mızın temel ilkelerine de aykırı bulunduğunu iddia etmiş ise de, Mahkemenin sonuç olarak kabul ettiği gibi dâva konusu maddelerin münhasıran bir sınıfın tahakkümü ile komünizm ve anarşizm kurma çabalarını önleyen maddeler olduğu anlayışına katıldığını, dilekçenin hiçbir yerinde belirtmemiştir. Kaldı ki Dâvacı sınıf tahakkümünü, yani dikta rejimlerinin komünizmin ve anarşizmin Anayasa'ya aykırı olduğunu kabul etmekte ve buna rağmen temel ilkelere aykırılık iddiasını da ayrıca öne sürmüş bulunmaktadır.

Böyle olunca iddianın bu kısmını da ayrı ayrı ele almak ve gerekçelerle kabul veya red etmek, Anayasa'mızın 135. maddesinin "Mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" hükmünün icabı iken bu zorunluğa riayet edilmemiştir. Dâvacının bu yöndeki iddialarının da davaya temel teşkil ettiği aşağıdaki açıklamalarla ortaya çıkmaktadır. İlkelerden yalnız "Halkçılık" ilkesine aykırılık iddiasını gözden geçirmek muhalefetimizin sebebini açıklamaya çalışacağız.

Dâva dilekçesinde bu ilkeye ait itiraz kısaca şöyledir :

"Kurtuluş

savaşından bu yana bütün Anayasalarımızın en belirgin özelliği halkçı

karakterde oluşlarıdır. Halkçılık, hiç şüphesiz Anayasa'mızın ilham aldığı,

temel ilkedir" diyen Dâvacı, Atatürk'ün 1921 tarihli nutkundan "...

Biz hayatını, istiklâlini korumak için çalışan erbab-ı sayiz ... Kurtulmak,

yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız ... Arka üstü yatmak

ve hayatını saiyden muarra geçirmek isteyen insanların bizim heyeti

içtimaiyemiz içinde yeri yoktur, hakkı yoktur. Ohalde ifade ediniz efendiler,

halkçılık, nizamı içtimaisini sayine hukukuna istinat ettirmek isteyen bir

meslekî içtimaidir... "pasajını almış ve halkçılığın tarifini de şu

şekilde yapmıştır : "Halkçılık, halkı yaratıcı kaynak ve son gaye olarak

bilen, toplum hayatını, emeği ile yaşayan halkın menfaatları açısından

düzenlemeyi şart gören, ekonomik, sosyal, politik ve ahlâki bir meslektir"

demekte ve yine (... toplum hayatında maddî manevî zenginliklerin, bütün

değerin halkın yaratıcı emeği ile meydana geldiğine inanan halkçılık, emeği

toplumda en yüce değer olarak tanır. Halk emeği ile yaşar, her şey emeğin

ürünüdür, Atatürk yukarıya aldığımız sözleriyle bu gerçeği kuvvetle ortaya

koyuyor. Bugünkü Anayasamız da halkçılık temelinden hareket etmiştir diye

iddialarının izahına devam etmiştir.

Halkçılık ilkeline Anayasamızda yer verildiği şüphesizdir. Türkiye Cumhuriyetinin niteliklerini gösteren Anayasa'nın ikinci maddesinde bu niteliklerden birisi olarak ""demokratik" vasfı görülmektedir. Demokrasinin halk için halk idaresi diye özetlendiği de bir gerçektir. O halde sadece bu yönü ile dahi Anayasamız halkçıdır.

Yalnız "halkçılık" ilkesi, doğu ve batıda ayni anlamda ele alınmamaktadır. Batı demokrasinin temel ilkesi olan halkçılık ile topyekûn millet, seçme ve seçilme haklarını kullanarak halk idaresini tecelli ettiren kitle, anlaşılmakta bu kitlenin fayda ve huzurunu, güvenlik ve sağlığını temin çalışması da devletin görevini teşkil etmektedir.

Sosyalist rejimlerin çoğunda ise, halkçılık, emekçiyi esas alan, sermayeciye toplum düzeninde yer vermeyen, toplum hayatını emekçilerin faydasına düzenlemeyi gaye bilen ve milletin idaresini emekçi halka bırakan bir halkçılıktır. Demokratik sosyalizm gibi mutedil olanları var ise de doktrin ve rejim olarak sosyalizmin çoğu işçi sınıfını esas almaktadır.

Anayasamızın kabul ettiği halkçılık, batılı anlamda olduğundan toplum içindeki bütün sınıfları herhangi bir ayırıma tâbi tutmadan hepsine ayni hak ve hürriyeti tanımayı gerektirir. Bir sınıfın faydasına ve diğer sınıfların zararına toplum düzenlemesini kabul etmez.

İşte bu Ölçüde halkçılık, zorla bir sınıfın hakidiyetini ve bir sınıfın ortadan kaldırılmasını önleyen kuralları saklayan dâva konusu 141 ve 142. maddelerin birinci bentleri hükümlerine tamamen uygundur.

Buna karşılık sosyalist gruptan pek çoğunun benimsediği işçi ve emekçi sınıf faydasına toplumu düzenleme prensibini kabul eden halkçılık ise Anayasamıza aykırıdır. Çünki :

a) Başlangıç kısmında açıklandığı gibi Anayasanın, Millî birlik ruhunu, millî dayanışmayı, milli mücadele ruhunu ve millet egemenliğini esas almış ve Türk milliyetçiliğini hız ve ilham kaynağı tanımıştır. Cumhuriyet devletinin dayandığı bu ilkeler dahi başlı basına Anayasa'mızın, sınıf hakimiyetini ifade eden halkçılığa karşı olduğunu belirtir.

b) Anayasamızın ikinci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti niteliklerinin biri de (millî) lik vasfıdır. Bu da emekçi ve işçi yararına halkçılığı önler. Çünkü her sınıfı içine alan "millî" lik bir sınıfa imtiyaz tanınmasına engeldir.

c) "Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir ... Egemenliğin kullanılması hiç bir suretle bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz..." esaslarını taşıyan 4. madde de zümre ve sınıf yararına toplumu düzenlemek isteyen bölücü sınıf halkçılığına karşıdır.

Temel haklarla ödevlere ilişkin kuralları tesbit eden Anayasa'nın ikinci kısmı hükümleri ile diğer benzeri hususlarda Anayasa'mızın kabul ettiği halkçılığın garp demokrasilerine temel olan ve millet kapsamında bulunan halkçılık olduğunun delilleridir. Bu hükümler, ferdi mukaddes ve muhterem tanıyan, onun huzur ve emniyetini gaye bilen zihniyeti ifade eden hükümlerdir. Birçok sosyalizmde fert cemiyete feda edilmiş, oralarda ferdin hak ve hürriyetlerine teminat tanınmamıştır.

ç)

Anayasamızın 76. maddesinin (Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri seçildikleri

bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün milleti temsil ederler) hükmü

de Anayasamız halkçılığını aydınlatan kurallardan birisidir. Anayasamız bu

hükmü ile de halk hakimiyetinin değil, millet hakimiyetinin esas olduğunu

tekrarlamıştır. Halk hakimiyeti esas alınmış olsaydı seçilmiş olanlar ancak

kendilerini seçmiş olanları temsil eder, seçildikleri bölgenin veya seçenlerin

mümessili sıfatiyle hareket edebilirlerdi. Milletin değil seçenlerin menfaatini

müdafaa eder ve güderlerdi. Böyle bir halkçılık ise yukarıdaki 76. maddenin

"Milleti temsil" prensibine aykırı düşer. Böyle olunca 76. madde de

işçi veya sermayeci sınıfın hakimiyetine götüren bir halk anlayışının reddini

icap ettirir.

Binaenaleyh Dâvacının dediği gibi "toplum hayatını, emeği ile yaşayan halkın menfaatleri açısından düzenlemeyi şart gören ekonomik, sosyal, politik ve ahlâki bir meslek" olduğu yolunda tarif edilen halkçılık, sosyal sınıflardan birisinin menfaatini esas alması ve millet menfaatini ikinci plâna itmesi dolayısiyle Anayasamız halkçılığına uygun düşmemektedir.

Dâvacının iddia ettiği halkçılık anlayışına kaynak teşkil ettiği bildirilen Atatürk'ün 1921 nutkunun pasajından alınan halkçılığa gelince :

Atatürk, "Millî mücadele" nin Başkumandanı, "Misakı millî" ve "Hududu Millî" yi tesbit eden kongrenin tertipçisi ve bunlara ait belgelerin imzacısıdır. Hakimiyet bilâkayd ve şart milletindir" esasını Büyük Millet Meclisi salonuna astıran, muhafaza ettiren bir lider, İstiklâl Savaşının, milletin kurtarılması, yurdun düşmandan temizlenmesi amacı ile yapıldığını birçok yerlerinde tekrar eden büyük nutkun hatibi ve "Ne Mutlu Türküm Diyene" hitabını bütün kalbiyle, en içten ve en derinden haykıran, millî heyecanı yüksek bir Türk ve Devlet Başkanıdır.

"Amasya Tamimi" adiyle tarihimizde mevkiini almış olan yazıda Atatürk "Vatanın bütünlüğü, bütün milletin bağımsızlığı tehlikededir ... Sivas'ta bir millî kongre toplanmalıdır", Erzurum Kongresi beyannamesinde "Her türlü işgale karşı direnilecektir, millî irade hakim olacaktır........" cümlesiyle maksadını açıklar.

23 Nisan 1920 de Büyük Millet Meclisini toplar ve millî hakimiyeti ilân eder. Kurduğu hükümetin adı da "Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti" dir.

1932

yılı Meclis açış nutkunda "... millî kültürün ... yükselmesini, Türk

milletinin temel direği olarak temin edeceğiz ..." demiş ve 1931 yılında

kurulan (Türk Tarihini tetkik) Heyeti önünde konuşurken de "... Büyük

devletler kuran atalarımız, büyük ve şümullü medeniyetlere sahip olmuşlardır.

Türk çocuğu, atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet

bulacaktır".) demek suretiyle dil ve tarihinin millî kültürdeki yerini ve

önemini göstermiş bulunmaktadır. Böylece Atatürk"çülük, bir yönü ile batı

uygarcılığı, diğer yönü ile de Türk Milliyetçiliğidir. Bunun için millî

dayanışma ve birlik yerine bir sınıfın hak ve menfaat üstünlüğünü iddia eden

halkçılık Atatürk'çülüğe aykırıdır.

1937 tarihinde, 1924 Anayasa'sına, "milliyetçilik" ilkesi girmiş ve bu da Atatürk hayatta iken olmuştur.

Dâvacının dayandığı pasaj, kendi tüzüklerinin başında yeni Türkçeye çevrilmiş olarak yer almış ve dilekçeye geçmeyen kısmında ise "... Efendiler : Biz bu hakkımızı korumak, bağımsızlığımızı güven altında bulundurabilmek için toptan, milletçe, bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı milletçe savaşmayı uygun gören bir doktrini izleyen insanlarız" cümleleri bulunmuştur.

Dilekçeye alınan kısmı ile bu kısım birleştirilince ve nutkun söylendiği tarihte Türkiye'de gayet geri bir çifçilik ekonomisinden başka ekonomi olmadığı, mevcut sanayi ve enerji müesseselerinin tamamen yabancıların elinde bulunduğu göze alınınca Atatürk'ün bu nutku ile benimsediği "halkçılık" yine millet ölçüsündeki halkçılıktır. Düşmanı da yurdu işgal etmiş bulunan, milleti esir etmeğe kalkışan emperyalisttir. Yurda saldırmış, varlığımıza kasdetrniş düşmanlarla bütün milletin mücadele edeceğinde şüphe yoktur. Bu sebep dahi söylevdeki halkçılık'ın, milleti kapsadığını gösterir.

Bütün hayatı, millet için ve milletin yükselme ve refaha ulaştırması uğruna harcanmış bulunan Atatürk'ün, milletin yalnız emekçi sınıfından ibaret ve yalnız onun faydasına çalışan, toplum düzenini onun yararına kuran bir halkçılık duygusunu benimsemesi, çok sevdiği milletini bölmesi düşünülemez.

Atatürk'ün ortaya koyduğu ve bugün de Türk devlet idaresinin bir yönetim kuralı olan ve Anayasamızın başlangıç ilkeleri arasında yer almış bulunan "yurtta sulh ilkesi de Atatürk'ün millî huzur ve dayanışmayı amaç bildiğinin bir kanıtıdır. Yurtta sulh istemek, sınıflar arasında husumetin doğmasını istememek, sosyal tesanüdü esas tanımaktır. Emekçi veya sermayeci sınıf yararına toplum düzenlemesi yapılırsa, karşı sınıfın zararı ile sonuçlanacak ve bu biçim düzenleme de sosyal tesanudün yerini sınıf kavgası alacaktır.

Nitekim Dâvacı da iptalini istediği maddelerin genel ilkelerine aykırılığını iddia ettiği sırada C bendinde (... anılan maddeler statükocu, toprak ağaları ve kamu zararına çalışan spekülâsyoncu ve sömürücü sermaye sahibini korumakla Anayasa'nın halkçılık ve sosyal adalet ilkelerine aykırıdır.) demektedir. Eğer maddeler milleti bölecek sermayeci ve toprak sahibini korusa idi hiç düşünmeden maddelerin iptaline gidilirdi. Çünkü maddeler Anayasamızın millet bütünlüğünü kapsayan halkçılık ilkesine aykırı tedvin edilmiş olurdu. Ayni sebeple milletin bir sınıfını, işçi sınıfını diğerlerine üstün tutan halkçılık anlayışı da Anayasamıza aykırı olur.

8/4/1923 tarihinde halk partisinin kuruluşu dolayısiyle verdiği söylevinde Atatürk; "... Hakimiyet milletindir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin haricinde hiç bir makam, mukadderatı milliyeye hakim olamaz. Bilcümle kavaminin tanziminde her nevi teşkilâtta idarede, terbiyei umumiyede, iktisatta, esasatı milliye dahilinde hareket olunacaktır" demektedir.

Bu söylev ile Atatürk milliyetçiliği ortaya konmuş, sosyal ve ekonomik hareketlerde, yasama ve genel terbiye işlemlerinde "millî esaslar" ın kaynak olacağı prensibi açıklanmıştır. Kendisi tarafından kurulan halk partisinin, şu veya bu sosyal sınıfın insanlarını değil de milletin, zengin ve fakir, topraksız ve topraklı, okumuş ve cahil her sınıfı içine alan ve üye olarak kabul eden bir parti olması da Atatürk halkçılığının sınıfçı değil millet ölçüsünde bulunduğunu belirten başka bir karinedir.

Özetlenirse, gerek Atatürk ve gerekse yeni Anayasamız, ferdin hak ve hürriyetleri ile sınırlı bulunan sosyal adaleti gerçekleştirmek suretiyle sınıflar arasındaki fark ve çelişmeleri göze batmaz hale getirmek ve herkesi mülksüz yapmak yerine herkesi mülk sahibi kılmak amacını taşırlar. Bu sonuca ulaşmakla, sosyal sınıfların birbirine hasım değil birbirini tamamlar varlıklar olarak toplumda yer alacaklarında da şüphe edilemez.

"Emek

yücedir, her şey onun faydasınadır" diyen ve üretimi tamamen devlete

hasreden pek çok sosyalist düzenin halkçılığında ferdin hakları, hürriyetleri

silinir, kapitalist ve ayni zamanda çok kudretli ve bütün kontrollerden uzak

bulunan devletin karşısında bu fert çok zayıf kalır. Bu düzenlerin halkı da hak

ve hürriyeti kısıtlanmış fertlerden terekküp etmektedir. Netice olarak dâva

dilekçesinde yer alan ve iptali istenilen maddelerin Anayasasa'mızın halkçılık

ilkesine aykırı olduğu iddia edilen kısmının önemi açıktır. Dâvanın, karar

yerinde münakaşa ve tahlili yapılırken bu konuya gerekli derecede önem

verilmesi ve yapıldığı gibi bir cümle ile değil geniş gerekçelerle reddinin

yapılmış olması lâzım idi. Aksine hareket olunması Mahkememizin hizmet gereklerine

ve yukarıda belirtildiği gibi Anayasa'nın 135. maddesinin yüklediği (gerekçeli

karar) şartına aykırı düşmüştür. Dâva dilekçesinde "halkçılık diğer

ilkelere temeldir, demokrasi, cumhuriyet, devletçilik, devrimcilik ilkeleri de

bu temel üzerine oturtulmuştur" denmiş bulunması, bu ilkeye ayrı bir önem

kazandırmaktadır. Bunun içindir ki muhalefetimin sebebini belirtmek için ve

misal olmak üzere halkçılık ilkesi üzerinde biraz durmak zorunda kalınmıştır.

Diğerlerinin de bu ölçüde olsun incelenmesi maksada uygun düşmediğinden ele

alınmamıştır.

Aksi

anlayışlara meydan vermemek için şurasını açıklamak lâzımdır ki Anayasamız,

işçinin verilmemiş haklarını, sağlanmamış faydalarını, ulusal üretimden

kabiliyet ve çalışmaları ölçüsünde hisse almalarını, işsizlik, yoksulluk,

hastalık ve ihtiyarlık hallerinde aç ve bakımsız kalmamalarını temin etmekle

devleti görevlendirmiştir. İşçi ve emekçi istemesede, istesede Anayasa'nın

devlete vermiş olduğu bu vazife yapılacaktır. Millet bu görevi gerçekleştirme

yükümü altında bulunan devlet organlarını kontrol edecek ve icraya

zorlayacaktır. İşçi de bunu, yazarak, söyleyerek, dernek, sendika ve parti

kurarak sağlamağa uğraşacaktır. Husumete gitmeden, millî birlik ve milli

tesanüt içerisinde bu hak ve faydalarını gerçekleştirecektir. Anayasa'mız bunu

ister. Sermayeci de ayni durumdadır. O da haklarını, faydalarını yine hukuk

devleti ilkelerine dayanarak cebir ve tahakküm yoluna başvurmaksızın, işçinin

insan haysiyetine yaraşır şekilde yaşama hakkını kabul etmek suretiyle iktisadî

düzenini işletecektir. Sınıfçı halk anlayışı yerine millet ölçüsünde halk

anlayışı bu sonuca götürür.

2- 141/1 ve 142/1. madelerin metinleri üzerinde durulmaksızın sadece gerekçelerine dayanılarak kominizmi yasaklamak için tedvin edildikleri sonucuna varılması,

Sayın heyetten ayrılışımın diğer sebebi de şudur : Çoğunluk kararı, dâva konusu hükümleri, tedvin ve değiştirme gerekçelerine dayanarak kominizmi gaye edinen çabaları önlemek için tedvin edildiğini kabul etmiştir. Bu kabul yerinde ise de gerekçesi yetersizdir.

Çünkü

bir kanun hükmünün sadece gerekçelere dayanarak tefsiri, isabetli sonuca

götürmeyebilir. Gerekçeler, aydınlatıcı olmakla beraber bağlayıcı değillerdir.

Kanun hükümleri, her halde metinlerinde saklıdır. Bunun için 141/1 ve 142/1.

madde metinleri üzerine eğilmek ve bu metinlerdeki yasaklayıcı hükümlerle hangi

eylemlerin ve rejimlerin hukuk dışına itildiğini ortaya koymak ve bundan sonra

da yasaklanan eylemlerin kominizmi ifade edip etmediğini ve böylece

gerekçelerin metinleşip metinleşmediğini belirtmek gerekirdi. Çünkü iddia dâva

konusu metinlerin diğer doktrin ve fikir akımlarının tartışılma ve

savunulmasını da yasakladığı ve fikir hürriyetini önlediği yolundadır. Bu

nedenlerle doktrin ve uygulama olarak marksizm ve kominizmin genel kurallarının

ele alınması ve iptali istenilen maddeler bentlerinde, gerekçelerde yazıldığı

gibi bu esasların bulunup bulunmadığının araştırılması ve metinlerde kominizmi

kapsıyorsa gerekçelerle ahenkli bulunduğunun dile getirilmesi gerekirdi.

Bu görüşümüzü aydınlatabilmek için aşağıdaki incelemeyi yapalım :

Önce komonizmin ne olduğunu ana çizgileri ile belirtelim. Bundan sonradır ki kominizmde şunlar, madde de onlar var denebilsin.

Marksizmi ortaya atan Karl Marks ve arkadaşlarının yazdıkları kitap ve beyannamelere baktığımız zaman aşağıdaki esasları görürüz.

a) Kapitalizmin gelişmesi ile emekçi kitlesi büyümektedir. İşçi sayısının artması mücadele şuur ve hamlesini arttıracak ve bu artış işçinin zaferini sağlayacaktır.

b) Bu zafer mülkün sosyalleşmesi ve iktidarın işçi sınıfına geçmesi ve ayni zamanda bu sınıfın diğer sınıfları ortadan kaldırması demek olacaktır.

c) İktidarı ele alma, mülkü sosyalleştirme ve diğer sınıfları ortadan kaldırma ancak ihtilâlle gerçekleştirilecektir.

ç) Zaferin geçici olmaması için kapitalizmle mücadelenin milletler arası nitelik taşıdığını ve bu uğurda çalışmak gerektiğini işçi sınıfı bilmeli ve bunun bilincine varmalıdır ki mîllî olarak başlayan ve sonuçlanan ihtilâllerin dünyaya yayılması gerçekleşsin,

d) Proleterya zaferi dünya ölçüsünde sağlanırsa sınıflar yok olacağı için bir sınıfı korumakla görevli bulunan devlet de tarihe karışacaktır.

e) Tarihi olayların temelinde ekonomik sebepler saklıdır ve bu sebepler her vakit maddîdir.

Ana prensiplerinin başlıcalarını bunların teşkil ettiği marksizmin mücadelesi, diğer sınıfları kaldırmak, işçi sınıfını hakim kılmak, mülkü sosyalleştirmek ve bu amaçlara ihtilâlle ve dünya çapında ulaşmaktır.

Bu doktrin, yani marksizm 1917 yılında Rusya'da uygulanmaya başlanmış ve 1919 da Moskova'da toplanan üçüncü emternasyonal ise "Rusya'da muvaffak olmuş olan usulün, yani ihtilâlin her memlekette muvaffak olabileceği, sosyalist anlayışın marksizmi zayıflatmaktan başka bir işe yaramadığı" görüş ve kanaatına varmıştır.

1939 yılında yapılan 18 inci komünist partisi kongresinde Stalin "komünist devirde devleti devam ettirecekmiyiz" sualini soruyor ve cevabı yine kendisi "evet, kapitalistlerin muhasarası tasfiye edilmedikçe devleti devam ettireceğiz" cevabını veriyor.

Komünizmin uygulanması sebebiyle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Anayasasının birinci bölümünün "sosyal bünye" başlığını taşıyan kısmından bazı maddeler :

Madde : l- Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, işçilerin ve köylülerin sosyalist devletidir.

Madde : 2- Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinin siyasal temelini, büyük toprak ve sermaye sahipleri iktidarın devrilmesi sonucunda işçi diktatörlüğün zaferi sayesinde büyümüş ve kuvvetlenmiş olan işçi temsilcilerinin meclisleri teşkil eder.

Madde : 3- Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinde şehir ve köy işçileri, işçi temsilcileri meclislerinin şahsında, bütün iktidara sahiptir.

Madde : 4- Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin ekonomik temelini, kapitalist ekonomi sisteminin artırılması, üretim araçlarının özel mülkiyetinin kaldırılması ve insanın insan tarafından sömürülmesinin yokedilmesi üzerine kurulmuş olan sosyalist ekonomi sisteminin ve üretim araçlarının sosyalist mülkiyeti meydana getirir.)

Yukarıdaki belgelerden ve şeflerin söylevlerinden alınan ve kominizmin ana hatları belirtilen esaslara göre komünizm :

a) Sermaye sınıfının ve orta sınıfın üzerine işçi sınıfın tahakkümünü tesis etmeyi,

b) İşçi diktatoryası kurulduktan sonra diğer sınıfları cebir yolu ile ortadan kaldırmayı,

c) Memleket içindeki demokratik ve Anayasal iktisadî ve sosyal temel nizamları yıkarak materyalist felsefeye dayanan komünizmin iktisadi ve sosyal nizamını kurmayı,

d) Bu kuruluşlardan sonra ve özellikle dünya ihtilâli gerçekleşince (Stalinin nutkunda belirtdiği gibi) devleti ortadan kaldırmayı prensip olarak kabul etmiştir.

Türk Ceza Kanununun 141 ve 142. maddelerinin birinci bentlerinde yer alan;

1- Sosyal bir sınıfın diğer sosyal bir sınıf üzerinde tahakkümünü tesis etmeye,

2- Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya,

3- Memleket içinde müesses iktisadî ve sosyal temel nizamlarından herhangi birini devirmeğe matuf cemiyetleri kurmak ve bu cemiyetlere girmek ve,

4- Yukarıdaki eylemlerle birlikte devlet siyasî ve hukukî nizamlarını topyekûn yoketmek için propaganda yapmak,

Eylemleri de, komünizmin yukarıdaki esasları ile mutabakat halindedir. Bu kısa inceleme dahi gerekçelerle metinlerin birbirlerine uygun bulunduklarını ortaya çıkarmaktadır.

Dâva konusu madde gerçekleri, kül halinde yazılmıştır. Halbuki maddeler bentlerinde bütün yıkıcı doktrin ve fikir çabalarının yasaklanması kastedilmiştir. Komünizmin yanında anarşizm, faşizm, ırkçılık gibi ve aynı zamanda fert ve zümre diktası gibi akımların yasaklanması da aynı maddelerle yapılmakta ve bunun için gerçekler birbirine girmiş halde bulunmaktadır.

Birinci bentlerin yalnız komünizme ilişkin çabaları yasaklamaya hedef tuttuğu, kararda belirtildiği gibi 5435 sayılı Kanunun gerekçesindeki sarahatten ve son tadil gerekçesinde yine komünizme yer verildiği halde diğer bentleriyle başka fiillerin yasaklanmış ve komünizmin birinci bentde yer almış olmasından anlaşılmaktadır.

Bu mukayese ile yalnız gerekçeleri ile değil metinleri ile de dâva konusu 141/1 ve 142/1. maddelerin sadece komünizmi yasakladıkları ve başka yıkıcı doktrinlerin diğer bent ve maddelerde yer aldıkları anlaşılmış bulunmaktadır.

İddia

edildiği gibi bu bentler, komünizmin dışında kalan ve demokratik metodlarla

iktidara gelme amacını güden doktrin ve akımların yayımına, dernek ve parti

kurarak gerçekleştirme çabalarına engel olan hükümleri kapsamamaktadırlar.

Komünizmin ihtilâlle iş başına gelmeyi, demokratik yollarla ve maksadını

gizliyerek iş başına gelse dahi yine sınıfları imha, ortadan kaldırma ve mülkü

sosyalleştirme işlerini cebirle yapmayı ve komünist idarenin savunma ve

korunmasını yine cebirle icra etmeyi prensip bildiği için maddeler bentleriyle

sadece komünizme ilişkin çabalar yasaklanmış ve meşru yollarla gerçekleştirme

çabaları bu bentlerin yasaklanmış ve meşru yollarla gerçekleştirme çabaları bu

bentlerin yasaklayıcı hükümleri dışında kalmıştır

Çoğunluk kararında, iptali istenilen madde bentlerindeki ilk üç eylem ile komünizm çabalarının yasaklanması öngörülmüştür. Hükmüne yer verilmiş iken kararın sistematiği bu kabule uydurulmamıştır. Bu kabule göre her üç eylemin bir arada ele alınması, yani sınıf tahakkümü, sınıf imhası, sosyal ve ekonomik temel nizamların ortadan kaldırılması eylemlerinin bir arada incelenip karara bağlanması gerekirdi. Böyle yapılmayarak "sosyal bir sınıfın tahakkümünü tesis" eylemi, komünizm çerçevesi dışında ve Anayasa'nın bazı hükümlerine muhalefet sebepleriyle sonuca bağlanmıştır.

3- Anayasamızın sosyalizme sınırsızca açık olduğu iddiasının sadece Anayasa gerekçesine ve Temsilciler Meclisi tutanaklarına dayanılarak ve yine Anayasanın ilgili maddelerinden bir kısmının veya tamamının metinlerine başvurulmadan reddedilmiş olmasıdır.

Anayasamız sosyalizme tamamen açık olduğu halde dâva konusu maddelerin bu fikrin yayınına ve savunmasına imkân vermediği hususundaki iddia kısmının münakaşasında da Anayasa metinlerine yer verilrniyerek bazı Anayasa maddelerinin gerçekleriyle Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu üyelerinin, meclisteki beyanlarını karara almakla yetinilmiştir. Yukarıda açıkladığımız gibi metinler olmaksızın gerekçe ve meclis görüşmelerinin aydınlatıcı değerinden başka bir değeri olmadığı ve hükümlerinin metinlerde saklı bulunduğu şüphesiz iken bu gereğe riayet edilmemiştir.

Kararın

bu konuya ilişkin gerekçesinde yüksek heyet (... Anayasamız izm'le biten

doktrinlerden hiçbirisini ve bu arada sosyalizmi Türk devlet sistemi olarak

tesis etmiş olmamakla beraber komünizm, insan hak ve hürriyetlerini ve

demokratik hukuk devleti esaslarını red eden sair dikta rejimleri hariç olmak

üzere diğer sistemlerin Türkiye'de gerçekleştirme imkânlarının açık bırakmış,

ancak bunların ve bu arada sosyalizmin Türkiye'de hangi şekil ve Ölçüler içinde

gerçekleşebileceklerini gösteren sınırları da tayin etmiştir. Dâvacının

görüşünü savunmak için de öne sürdüğü Anayasa maddeleri de sosyalizmin sınırsız

olduğunu isbat etmekten uzaktır.) demiş iken Anayasanın hangi hükümlerinin

sosyalizm ve benzerlerine sınır olabileceğini göstermiş ve Dâvacının sosyalizme

açık olduğu iddiasına mesnet olarak gösterdiği Anayasa maddelerinin neden bu

(sınırsız olmayı isbat etmekten uzak) olduğunu belirtmemiştir. Hükmün bu

kısmının da Anayasa metinlerine dayanmaması sınırlı bulunduğuna dair hüküm

gerekçesinin açıkça gösterilmemesi karar için kusur teşkil etmiştir.

Dâvacının idiasını dayandırdığı maddelerden bazılarını incelemek ve kararın dayandığı gerekçe ile Anayasa Komisyonu Sözcülerinin Anayasanın görüşülmesi sırasındaki beyanlarının öngördüğü esasların metinlere geçip geçmediğini aramak bu eksiği tamamlayabilecekti.

Dâvacı (Anayasamız sosyalizme açık bir Anayasadır ... Kapitalizme sınır koyan, liberalizme sınır koyan bir Anayasadır. Bu sınır kamu yararı sınırıdır.

Anayasamız evvelâ mülkiyet hakkını kamu yararı ile sınırlayan, toprak reformunu öngören, bütün özel sektör faaliyetlerinin kamu yararı mülâhazası ile kamulaştırmasını ifade eden bir Anayasadır.) demekte olduğundan Anayasamızın bu husustaki maddelerini incelemek zorunludur.

Mahkeme kararında belirtildiği üzere Anayasa'mız izm ile biten doktrinlerden hiç birisini bütünü ile kabul etmemiştir. Bunun için kapitalizm kadar liberalizm ve o derece sosyalizm de sınırlıdır. Çünkü her rejimin ve her doktrinin kendine mahsus hükümleri ve esasları vardır. Hiçbir devlet rejimi için "bu rejim şu veya bu rejime tamamen açıktır" demek, muhal değilse bile, çok güçtür.

Bu özellik ve karekterler diğer rejimlerle topyekûn bağdaşmaz.

Anayasamız mülkiyet hakkını, 36. maddesinde tanzim etmiş ve,

"Herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar ancak kamu yararı amacı ile, kanunla sınırlanabilir." demiştir. Bu bir Anayasa hükmü, ferde tanınan bu hak ve hürriyetin kaynağıdır. Kamu yararı gerekirse bu hak, fayda yönünden ortadan kaldırılmamak şartiyle ve yine kamu yararı ölçüsünde sınırlanabilir.

37. madde ile toprak mülkiyetine ilişkin hükümler tesbit edilmektedir. Bu madde :

"Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini gerçekleştirmek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlamak amaçları ile gereken tedbirleri alır" hükmünü koymaktadır. Bu hüküm topyekûn toprağı kamulaştırmaya giden bir toprak reformunu değil, herkesi toprak sahibi kılmaya, mülksüzü, mülklü yapmağa ve mülk sahiplerinin verimli şekilde topraklarını işletmelerini sağlamaya devleti vazifelendiren bir hükümdür. Bu hüküm, ana hükümdür. Ayni fıkra :

"Kanun, bu amaçlarla değişik tarım bölgelerine ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini gösterebilir. Devlet çiftçinin işletme araçlarına sahip olmasını kolaylaştırır" hükmünü taşır ve bu hüküm her çiftçinin toprak sahibi olmasını ve araçsıza araç sağlanmasını öngören hükümdür. Ayrıca tarım bölgelerindeki toprağın genişliğini, tahdide devleti yetkili kılmakta ve bu yetki, mülkiyet hakkının kaldırılmasını değil her çiftçiye toprak temini amacını gütmektedir. Bu madde hükümleri de Anayasa'nın, mülkiyet hakkını esas aldığını ve toprak mülkiyetinde birkaç şahsın çok araziye sahip olmasını değil her çiftçinin yeteri kadar toprağa sahip olması gereğinin Anayasa prensibi olduğunu belirtmektedir.

Bu madde, toprak mülkiyetinin devlete hasrına ve ziraî işletmeciliğin yalnız devlet veya kooperatifler tarafından yapılması tarzına müsaade etmez.

38. madde kamulaştırma hükümlerini tesbit etmektedir. Bu madde de :

"Devlet

ve kamu tüzel kişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek

karşılıklarını peşin Ödemek şartiyle, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların

kanunda gösterilen esas ve unsurlara göre tamamını veya bir kısmını

kamulaştırmağa veya bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmağa yetkilidir"

denmektedir. Burada mülkiyet hakkının kamu yararı vardır mülâhazası ile ortadan

kaldırılması değil özel mülkiyette bulunan muayyen taşınmaz malın kamu

yararının gerektirmesi, gerçek karşılıklarının peşin ödenmesi ve kanunda

gösterilen usullere riayet edilmesi şartiyle kamulaştırmaya gidilebileceğini

göstermektedir. Bu madde ile kamu yararına kayıtlanabilen taşınmaz mallardır,

mülkiyet hakkı değildir. Muayyen şartların gerçekleştirilmesi ile

kamulaştırmaya gidilse dahi mülkiyet hakkının icabı olarak sahibinin

faydalandırılması prensibine dokunulmamaktadır.

Maddenin diğer fıkraları büyük kamulaştırma bedellerinin taksitlerle ödenebileceği hususunu ve onun şartlarını titizlikle tesbit etmektedir.

Bütün bunlar mülkiyet hakkının esas, kamu yararına kamulaştırmanın ise istisna olduğunun ifadesidir. İstisnaların kaideyi bozmayacağı ise genel bir hukuk ve mantık kuralıdır. Bunun için kamu yararı namına mülkiyet hakkının bazı smıırlamaya ve bazı taşınmaz malların kamulaştırmaya tâbi tutulmaları imkânı, bu hakkın inkârına veya ortadan kaldırılabileceği anlayışına hak kazandırmaz.

39. madde ise devletleştirmenin şekil ve şartlarını tesbit etmektedir.

40. madde ile kişiye tanınan "dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olma ve özel teşebbüs kurma serbestisi 39. madde hükümleri ile sınırlamaya tabi tutulmaktadır. 39 madde de:

"Kamu hizmeti niteliğini taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılığı kanunda gösterilen şekilde ödenmek şartiyle devletleştirilebilir" denmektedir.

40.

maddenin sağladığı hak ve hürriyet gereğinden olarak kurulmuş olan özel

teşebbüsün ancak "kamu hizmeti" niteliği taşıyanları ve bunlardan da

kamu yararı bulunanlar, gerçek karşılığı Ödenmek suretiyle

Devletleştirilebilecektir. Demekki, kamu hizmeti niteliğini taşımayan özel

teşebbüslerin devletleştirilmesine imkân yoktur ve bu kısım özel teşebbüs çok

geniştir. Kamu yararı bulunmayan Özel teşebbüsler için de böyledir. Bu şartlar

bulunsa dahi özel teşebbüsün en çok 10 yıl içerisinde eşit taksitlerle ve faizi

de dahil olmak üzere bedelleri ödenecektir 40. maddenin sağladığı hürriyet ve

hak 39. madde ile takyit dilmiştir amma kuvvetli zabıta hükümleri konmuştur.

Kamu hizmeti niteliğinde bulunmayan bir çok Özel teşebbüs sahalarına kamu

yararı bulunsa dahi devletleştirilmecilik yaklaştırılamayacaktır. 40. maddenin

ikinci fıkrasında ki (Kanun bu hürriyetleri ancak kamu yararı amacı ile

sınırlayablir") hükmü konmakla hürriyetlerin şartlarla sınırlanabileceğini

bir kez daha belirtiyor.

40.

maddenin üçüncü fıkrasında da (Devlet, özel teşebbüslerin, millî iktisadın

gereklerine ve sosyal amaçlarına uygun yürümesini, güvenlilik ve kararlılık

içerisinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır) esaslarını koymaktadır. Bu

fıkra ile devlete, özel teşebbüsü millî iktisadın gereklerine ve sosyal

amaçlara uygun yürütme için tedbir alma vazifesini verirken aynı özel

teşebbüsün güvenirlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlamak görevini de

vermektedir. Millî iktisadın gereklerine ve sosyal amaçlara uydurmaya yetkili

devlet aklına geldiği zaman istediği özel teşebbüs sahasını

devletleştiremiyecek, programının gerçekleştirilmesi için bütçesinde para

bulamadığı zaman özel teşebbüsü devletleştirme yoluna gidemeyecektir. Aksi

halde aynı devlet, özel teşebbüsün güvenlilik ve kararlılığını bozmuş, 40/3.

madde ile verilen devlet vazifesi çiğnenmiş ve Anayasa hükümleri ihlâl edilmiş

olur.

Dâvacı, bu konudaki iddiasını ifade ederken (bütün özel sektör faaliyetlerinin (kamu yararı mülâhazası ile kamulaştırılmasını ifade eden Anayasa) tabirini kullanmakla Anayasa'nın yukarıda yazılı hükümlerini manada anladığını açıklıyor.

Dâvacı bu kısma ilişkin iddiasının izahına devam ederek (her vatandaşa iş bulmayı, devlete ödev olarak veren, herkese insanlık seviyesi ile müt nasip ücret almayı öngören, hakolarak tanıyan plânlı ekonomiyi, sosyal sağlık ve sosyal sigortayı ele alan bir Anayasadır) diyerek Anayasa'nın sosyalizme açık olduğunun delillerini beyan etmeğe çalışmaktadır.

Çalışma hakkı Anayasa'mızın 42. madesinde yerini almıştır. Madde de

"çalışma herkesin hakkı ve Ödevidir.

Devlet çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için sosyal, iktisadî ve malî tedbirlerle çalışanları korur ve çalışmayı destekler, işsizliği önleyici tedbirleri alır" hükümlerini görmekteyiz. Maddenin birinci fıkrası ile çalışmanın herkez için bir hak ve ödev olduğunu belirtmektedir. Çalışma hakkının gerçekleştirilmesi için iki ödevin birleşmesi gerekmektedir.

Birincisi

ferde düşen gerekli şekilde çalışma ödevi, ikincisi de çalışmak isteyen ferde

iş bulmak, insanca yaşaması ve çalışırken kararlılık İçinde işinin gelişmesi

için sosyal, iktisadî ve malî tedbirlerle çalışanları korumak ve desteklemek

mevkiinde olan devletin ödevidir. Görülmektedir ki bu madde de (bütün) cü,

millet ölçüsünde halkçıdır. Çünkü (çalışma herkesin hakkıdır) demekle toplum

hayatında çalışma mevkiinde bulunan bütün insanların çalışması

kastedilmektedir. İşçi, sermayeci, çiftçi, topraklı ve topraksız, memur ve

öğretmen demeden, hepsinin, mîllet fertlerinin çalışması bu madde ile ele alınmaktadır.

Türkiye demokrasisinde sınıflar arasında geçilmez sınır bulunmadığına, işçinin

patron ve patronun işçi haline gelmesinin her vakit mümkün olmasına ve

sermayecinin de kararlılığa, malî tedbirlerle korunmaya ve desteklenmeye muhtaç

bulunmasına göre devletin çalışanlara yardımı herkes için ihtiyaçtır. Esnafa

kredi sağlayacaktır, işçinin sosyal ihtiyaçlarını yerine getirecektir ve

sanayicinin muhtaç olduğu ilkel maddeleri de dışardan saklanması icap ediyorsa

gereklerine başvuracaktır. Binaenaleyh 42. madde ile sadece işçi ve emekçi

sınıf değil toplum iş hayatında yerini alan her yurtdaş bu madde hükmünden

faydalanabilecektir.

Anayasa'mızın

43, 44, 45, 46, 47. maddeleri ise daha çok işçi olarak çalışanların korunmasını

sağlayan maddelerdir. Bu maddelerle devlete, çalışanların cinsiyet ve

sıhhatleri ile bağdaşmayan işlerde çalıştırılmamaları, dinlenmeyi ve adil bir

ücret elde etmelerini, sendika kurma, toplu sözleşme ve grev yapma haklarını

sağlama görevleriyle devlet görevlendirilmiştir. Devletin bu görevleri, sosyal

devlet oluşunun icabıdır. Anayasa'mızın temel haklar ve ödevler kısmının

birinci bölümünün genel hükümlerinden olan 10. maddesinin ikinci fıkrasında

(devlet kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert, huzuru, sosyal adalet ve

hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasî, iktisadî ve

sosyal bütün engelleri kaldırır, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi

için gerekli şartları hazırlar.) Hükümleri bulunmakta ve bu hükümler, sosyal

devletin görev ve amaçlarını açıklıkla ortaya koymaktadır. Devletin bu

vazifesi, fert hak ve hürriyetlerini, belli ölçülere uymayacak şekilde

sınırlıyan engelleri kaldırmaktır. Bu engellerden kim zarar görürse o, devletin

sosyalliği esasının harekete geçmesini ister. İsçi, sermayeci, topraklı ve

topraksız, köylü, kim olursa olsun bu istekte bulunmaya, sosyal devletin bu

husustaki yetkilerinden faydalanmağa haklıdır. Her sınıf, herkes, her meslek

erbabı bu hakka sahiptir.

İşçiye hususî haklar tanıyan ve yukarıda kısaca incelenmiş bulunan Anayasa'nın 43 ve devamı maddeleri, 10. maddenin ikinci fıkrasının devlete yüklediği genel vazifenin ayrıntılarını belirtmektedir. Ve devlet, bu hususlarda zayıf olan işçiyi yalnız bırakmamakta ve korumaktadır.

Anayasa'nın 48. maddesi de sosyal güvenliği sağlamak için sosyal sigortalar ve sosyal yardım teşkilâtı kurmak ve kurdurmakla devleti vazifelendirmektedir. Sosyal güvenlik, her yurtdaşın yarınından emin olmasını sağlamak demek olduğuna göre bu ilke'de geneldir ve bütün yurtdaşlar içindir. 49 uncu maddenin devlete verdiği ferdin ruh ve beden sağlığını temin görevi de geneldir.

Hak ve hürriyetlerin özel maddelerindeki düzenleyici hükümlerin dışında kalan Anayasa kurallarından ve hepsine hâkim Anayasa'nın ruhundan da kısaca bahsetmek yerinde olur :

a)

Anayasa'mızın ikinci maddesi Türkiye Cumhuriyetinin insan haklarına dayandığını

bildirir. Böylece Cumhuriyetimizin bir niteliğini ortaya koyar. Mülkiyet hakkı,

özel teşebbüs kurma hakkı, serbest, istediği işte ve istediği yerde çalışma hak

ve hürriyetleri ve sosyal güvenlik hakkı da ferdin temel hak ve

hürriyetlerindendir. Anayasa'nın 10. maddesinin ikinci fıkrası emri icabından

olarak devlette bu hak ve hürriyetleri korumakla vazifelidir. Devlet Anayasa

kurallarına aykırı hareket edemez ve ettirmez. Esasen devletin gayesi de budur.

Temel hak ve hürriyetlerin bazı kayıtlarla sınırlanabilmesi, ancak her hakkı

ilişkin maddelerde gösterilen aşılamayacak şartlar içinde olabilecektir.

Cumhuriyetin bu niteliği de sınırlamada insan haklarına uygun hareket etmeyi

gerektirir.

b) Anayasa'mızın 8. maddesi de Anayasa'nın üstünlüğü prensibini koymakta ve hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarından biri olduğunu ilân etmektedir. Bu maddenin bağlayıcı hükümleri varken yasama, yürütme ve yargı organlarının Anayasa'nın yukarıda belirtilen hak ve hürriyet kuralları ile şartlarının dışına çıkacakları düşünülemez. Aynî hükümlerle bağlı oldukları için fertler de Anayasa kaidelerine saygı göstermek zorundadırlar.

c) Anayasa'nın ikinci maddesinde yer alan "Hukuk devleti" prensibi de Anayasa hükümlerinin, hukuk kurallanmn başında bulunması dolayısiyle Anayasa'ya aykırı teşebbüsleri durduracak derecede kuvvetlidir.

ç) Bunlardan başka Anayasa'mızın 11. maddesinin ikinci fıkrası vardır ki Anayasa'nın sağladığı temel hak ve hürriyetlerin hepsine, kesin ve aşılmaz sınırı çizmektedir. Bu fıkra, ne kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve ne de millî güvenlik gibi sebeplerle hak ve hürriyetlerin özüne dokunulamıyacağını ortaya koymaktadır. Bu kadar kesin bir hüküm varken mülkiyet, serbest teşebbüs kurma, istediği işte ve yerde çalışma, yarınından emin olma hak ve hürriyetlerinin özü yok edilemez.

d) Zabıta hükümlerinden birisi de Anayasa'nın 4. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "hiç bir kimse veya organ, kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz" hükmüdür. Bu cümle : açıkça demektedir ki Anayasa hükmü ortada iken hiç bir organ ve kimse o, hükümlere aykırı, o hükümlerden alınmamış yetki kullanamaz ve kullanırsa bu yetki meşru olmaz.

e)

Anayasa metinlerinin ve başlangıç hükümlerinin sakladık bir mh vardır. Bu ruh,

bütün millet fertlerini, kaderde, kıvançta, tasada ortak, bölünmez bir bütün

halinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplayan; millî birlik içinde daima

yücelmeyi amaç bilen, Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak millî

dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını

gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk

devletini, bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurma ruhudur. Anayasa'mızla

kurulan devlet, bu amacı gerçekleştirecektir. Bu devlet, görevinin icabı olarak

(ferdi olan sevinç ve ızdıraplar dışında) bir sınıfın ağlaması yanında diğer

sınıf veya sınıfların gülmesini yaratacak olan iktisadî ve sosyal oluşlara

meydan vermeyecek, milletçe gülme, milletçe sevinme, milletçe huzur, milletçe

refah sonuçlarına götüren bütün tedbirleri alacaktır. Millî birliğin, millî

dayanışmanın kuvvetlenmesi, gelişmesi ve korunması için gerekli işleri

yapacaktır.

İşte bu Anayasa ruhu ve devlet görevi, sınıf kavgasına sebep olan; bir sınıfın diğer sınıflara üstün tutulmasına, bir sınıfa diğer sınıflardan fazla hak ve fayda sağlanmasını öngören bir sosyal ve siyasal düzenlemeye izin vermez. Milleti bölen, birbirinden ayıran, millî ruh ve tesanüdü hırpalayan bütün sebepleri ortadan kaldırmak ve bu arada sınıf kavgalarını önlemek devletin görevidir.

Tabiatiyle fertler kadar sınıflarda Anayasa'da belirtilen hak ve faydalarını sağlamak için bütün imkânlardan yararlanacaklardır. Sendika, basın, grev, parti, dernek ve seçim yollariyle bu hak ve faydalarını gerçekleştireceklerdir. Yalnız bu uğurdaki çabaları Anayasa'nın ruhu içerisinde kalacak, millî tesanüt ve millî birlik yerine milletin bölünmesi, sınıfların husumeti istikametinde gelişemeyecektir.

Anayasa'nın koyduğu temel hak ve hürriyetler, zabıta hükümleri diye sınırlanan kural ve ilkelerle Anayasa'nın ruhu meydanda iken, hangi devletin uyguladığı sosyalizme, Anayasa'mızın tamamen açık olduğu belirtilmeden, hangi partinin programına girmiş bulunan sosyalizm ve hangi kökten gelen sosyalizm olduğu ortaya konmadan, öne sürülen rejimin bütün kuralları, amaçları anlaşılarak Anayasa'mızla karşılaştırılmasına imkân verilmeden genel olarak Anayasa'mızın sosyalizme tamamen açık olduğu iddiası, tartışmaya dahi yeterli değildir.

Şu

ciheti belirtmek gerekir ki "Anayasa'mız meçhul rejimlere ve yine bu arada

meçhul kalan sosyalizme açık değildir" derken Anayasa'mız tadil edilmeden

bu Anayasa içerisinde uygulanması istenilen rejim veya sosyalizm kurallarının

bütünü ile uygulanamayacağı kasdedilmiş bulunmaktadır. Yoksa komünizm, faşizm,

anarşizm ve cumhuriyet dışı rejimlerden gayri olan ve demokratik raetodlarla

iktidara gelmeyi ve gitmeyi amaç bilen her rejim ve sosyalizm Anayasa'mızın

demokratik yapısı içinde, rejim ve programlarının Anayasa'mızla çatışmayan

hüküm ve kısımlarını uygulayabilirler. Yine bunlar Anayasa'mızın demokratik ve

hürriyetçi yapısı içinde fikrî çalışmalarda bulunmak, parti ve dernek kurarak

çaba sarfetmek hak ve hürriyelerine sahiptirler. Yalnız uygulamada Anayasa'nın

çizdiği sınırlara, sağ ve sol hudutlara, yukarıda belirtilen temel hak ve

hürriyetlerle zabıta hükümlerine riayet etmek zorundadırlar.

Üçüncü gurupta yapılmış olan Anayasa hükümlerinin bu incelemelerinin konuya biraz daha aydınlık getirdiği düşünülebilir. Sayın heyetçe ele alınmış olsaydı daha isabetli ve mükemmel netice elde edilebilirdi.

Böylece kararın sistemine, (yazılış tarzına), gerekçesiz olarak veya lüzumu kadar gerekçe gösterilmiyerek ve yine dâva konusu maddelerle Anayasa maddelerinin metinleri üzerinde durmaksızın kararın tesbit edilmiş olmasına ilişkin muhalefet yazımda sona ermiştir.

Üye İbrahim Senil Üye Hakkı Ketenoğlu

Anayasa Mahkemesi, E. 1963/173, K. 1965/40, 26 Eylül 1965 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İlk
  4. İnceleme
  5. Davacının
  6. Sözlü Açıklaması
  7. Esasın
  8. İncelenmesi
  9. Iı-
  10. Iıı-
  11. S. Sayı : 171.)
  12. XXX
  13. O
  14. XXX
  15. XXX
  16. XXX
  17. XXX
  18. XXX
  19. Muhalefet
  20. Şerhi
  21. Muhalefet
  22. Şerhi
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1963/173
Karar No
1965/40
Tarih
26 Eylül 1965

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1965/26 K.1965/49
  • AYM Norm Denetimi E.1963/100 K.1965/48
  • AYM Norm Denetimi E.1965/22 K.1965/51
  • AYM Norm Denetimi E.1963/130 K.1965/50
  • AYM Norm Denetimi E.1965/37 K.1965/52
  • AYM Norm Denetimi E.1965/18 K.1965/53

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.