İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1967/16 K.1967/37

Asliye Ceza Mahkemesi.

Esas1967/16Karar1967/37Tarih14 Kasım 1967Okuma26 dk · 5.130 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
14 Kasım 1967
Esas Sayısı
1967/16
Karar Sayısı
1967/37
Karar Günü
14.11.1967
İtiraz yoluna başvuran mahkeme
Çerkesköy
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.130 kelime·26 dk okuma·10 bölüm

Asliye Ceza Mahkemesi.

İTİRAZIN KONUSU

Memurin Muhakematı Hakkında Kanunun tümünün Anayasa’nın 7., 14., 15., 16., 17., 32. ve 132. maddelerine aykırı bulunduğu kanısı ile ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 151. maddesine dayanılarak Mahkememize başvurulmuştur.

I. OLAY

Çerkesköy’ün Kızılpınar köyü muhtarı ve dört ihtiyar kurulu

üyesinin 1593 sayılı Umumî Hıfzısıhha Kanununa muhalefetten dolayı aynı Kanunun

282. maddesine göre cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu dâvasının

Çerkesköy Asliye Ceza Mahkemesinde 1967/2 Esas sayısı altında yapılan duruşması

sırasında Cumhuriyet Savcısı gerek suçun nitelendirilmesinde gerekse sanıkların

kimliklerinde zühule düşüldüğünü, bunların görevlerini ihmal etmiş

bulunduklarını ve haklarında önce Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanun uyarınca

bir karar verilmesi gerektiğini; ancak bu Kanunun uygulanması gerekli 1., 2.,

3., 4., 5. ve 6. maddelerinin ve aynı ruhu taşıyan öteki hükümlerinin

Anayasa’nın 7., 14., 15., 16., 17., 32. ve 132. maddelerine aykırı bulunduğunu

ileri sürmüş; Mahkeme de bu kanıya vardığından Anayasa’nın 151. ve 44. sayılı

Kanunu 27. maddeleri gereğince kararın ve evrak örneklerinin Anayasa

Mahkemesine gönderilmesine ve sonucun üç ay beklenmesine 24.4.1967 gününde

karar vermiştir.

II- İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN MAHKEMENİN GEREKÇESİ ÖZETİ

Anayasa’nın 7. maddesinde: (Yargı yetkisinin Türk Milleti adına

bağımsız mahkemelerce kullanılacağı); 14. maddesinde: (Kişi dokunulmazlığının

ve hürriyetinin, kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş

hâkim kararı olmadıkça, kayıtlanamıyacağı); 15. maddesinde: (Kanunun açıkça

gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça, kamu

düzeninin gerektirdiği hallerde de kanunla yetkili kılınan merciin emri

bulunmadıkça, kimsenin üstünün, özel kâğıtlarının ve eşyasının aranamıyacağı);

16. maddesinde: (Konuta dokunulamıyacağı; kanunun açıkça gösterdiği hallerde

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; millî güvenlik veya kamu düzeni

bakımından gecikmede sakınca bulunan hallerde de, kanunla yetkili kılınan

merciin emri bulunmadıkça konuta girilemiyeceği, arama yapılamıyacağı ve

buradaki eşyaya elkonulamıyacağı); 17. maddesinde: (Kanunun gösterdiği

hallerde, hâkim tarafından kanuna uygun olarak verilmiş bir karar olmadıkça

haberleşmenin gizliliğine dokunulamıyacağı); 32. maddesinde: (Hiç kimsenin

tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamayacağı; bir kimseyi tabiî

hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip

olağanüstü merciler kurulamıyacağı); 132. maddesinde ise: (Hâkimlerin

görevlerinde bağımsız oldukları; hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı

yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat

veremiyeceği) yazılıdır. Bu hükümler Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunla

karşılaştırılınca kanunun Anayasa’ya aykırı olduğu açıkça ortaya çıkar.

Çünkü bu kanunla ilk soruşturma ve sorgu hâkiminin yetkileri tabiî

hâkiminden alınarak hâkim niteliğini taşımayan, emir ve baskılara maruz kişi ve

kurulların ellerine bırakılmıştır. Bu kişiler ve kurullarca yapılan

soruşturmalar ve verilen kararlar çoğu zaman ciddîlikten uzak bulunmaktadır.

Yargı yetkisinin idare mercilerine devri Anayasa’nın kuvvetler ayrılığı

ilkesini benimseyen hükümleri ile de bağdaşamaz. Anayasa Mahkemesi, 7188 sayılı

Kanundaki mahkeme başkâtiplerine, mecburî durumlarda, istisnaî olarak sorgu

hâkimlerine vekâlet etme yetkisini veren hükmü ve Memurin Muhakematı Hakkındaki

Kanunun, idarecileri tutuklama yetkisi ile donatan 16. maddesini iptal

etmiştir. Bu iki kararın gerekçeleri Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun o

zaman Anayasa Mahkemesine usulünce intikal etmemiş öteki maddeleri için de

geçerlidir.

Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun, mahkemenin elindeki dâva dolayısiyle uygulama durumunda bulunduğu 1., 2., 3., 4., 5., 6., 13. ve 14. maddeleri ve o maddelerle ilişkisi bakımından tümü bu nedenlerle Anayasa’ya aykırıdır.

III- İTİRAZ KONUSU OLAN VE İNCELEME KAPSAMINA GİREN HÜKÜMLER

Mahkemece, Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun tümünün Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülmekte ise de aşağıda görüleceği üzere Anayasa Mahkemesi incelemeyi bu kanunun ancak 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 13. ve 14. maddelerine hasretmiş bulunduğundan burada yalnızca o hükümlere yer verilmiştir:

(Madde: 1- Memurinin vazifei memuriyetlerinden münbais veya vazifei memuriyetlerinin ifası sırasında hâdis olan cürümlerinden dolayı icrayı muhakemeleri şeraiti atiye dairesinde mehakimi adliyeye aittir.)

(Madde: 2- Memurinden birinin vazifei memuriyetinden dolayı veya ifayı vazife esnasında bir cürmü ika eylediği gerek doğrudan doğruya ve gerek bir şikâyet ve ihbar ve iddia üzerine anlaşıldıkta o memur, memurini merkeziyeden ise evvelemirde mensup olduğu nezaret veya daire ve memurini vilâyetten ise vali, mütasarrıf ve kaymakam veya merbut ulunduğu şubei idare âmiri tarafından Usulü Muhakematı Cezaiye Kanununa tevfikan bizzat veya bilvasıta hakkında tahkikatı iptidaiye icra edilir ve evrakı tahkikiye zirine tahkikatı vakıanın hülâsasını ve netayicini havi fezlekesi yazılarak bunun ziri daha tahkikatı icra eden zat tarafından imza veya tahtim olunur.)

(Madde: 3- Tahkikatı iptidaiye evrakı mevaddı atiyede beyan olunan usul veçhile ait olduğu meclise tevdi olunur. Ve bu meclisin memurinden olan âzaları içtima ederek suveri âtiye veçhile tetkikatı idariyede bulunurlar. Ancak tahkikatı iptidaiye fezlekesini tanzim ve imza eden daire âmiri bu heyetlerde âza sıfatiyle hazır bulunamaz ve alelumum esnayı tetkikte memuru mes’ulün mensup olduğu nezaret veya idare canibinden izahat alınmak üzere ya daire âmiri veya izam eyliyeceği memur celp ve davet olunabilir.)

(Madde: 4- Kazalarda kaza kaymakamı ile şuabatı idarei kaza

rüesayı memurininden ve meclisi idarei kaza âzasından maada bilcümle memurin ve

müstahdemin ile nahiye müdür ve müstahdemini hakkındaki evrakı tahkikiye, kaza

meclisi idaresine ve sancaklarda mutasarrıf ile şuabatı idarei liva rüesayı

memurininden ve meclisi idarei liva âzasından maada bilûmim memurin ve

müstahdemini liva ve mülhak kazalar kaymakamlariyle şuabatı idarei kaza rüesayı

memurini ve meclisi idarei kaza âzası hakkındaki evrakı tahkikiye, meclisi

idarei livaşa ve vilâyet merkezlerinde vali ile bairadei seniye mensup memurini

merkeziyei vilâyetten ve meclisi idarei vilâyet âzasından maada bilcümle

memurini merkeziyei vilâyet ve mülhak liva mutasarrıflariyle şuabatı idarei

liva rüesayı memurini ve mecalisi idarei liva âzası ve merkezi vilâyete mülhak

kazalar kaymakamlariyle şuabatı idarei kaza rüesayı memurini ve mecalisi idarei

kaza âzası hakkındaki evrakı tahkikiye, meclisi idarei vilâyete ve bir

vilâyetin bairadei seniye mensup memurini merzesiyesiyle meclis idaresi âzası

hakkındaki evrakı tahkikiye dahi, Şûrayı Devlet Mülkiye Dairesine tevdi

edilerek işbu meclislerce mevadı âtiye veçhile memuru maznunun lüzum veya men’i

muhakemesine karar verilir.)

(Madde: 5- Tahkikatı iptidaiye evrakı beyan olunan meclislerden

birine geldikte bir hafta zarfında tetkikata mübaşeret olunarak tetkikatı

mükemmele icra ve icap edenlerden tahriren yahut şifahen izahatı lazime

ahzedilerek memuru maznunun tahtı muhakemeye alınmasına lüzum görülür ise

lüzumu muhakemesi esbabını mübeyyin bir mazbata tanzim edilip memuru maznuna

tebliğ edilir. Memuru maznun işbu mazbata aleyhine tebliğ tarihinden itibaren

beş gün zarfında itiraz edebilir. Müddeti itirazın hitamında veyahut

indelitiraz derecei saniyede icra kılınacak tetkikat neticesinde mezkur mazbata

tasdik edildiği takdirde müstantik kararnamesi mahiyetinde olan işbu mazbata ve

evrakı tahkikiye cünhalarda doğrudan doğruya mahkemeye ve cinayetlerde heyeti

ithamiyeye sevk olunmak üzere ait olduğu mahkemei adliye müddeiumumisine tevdi

olunur. Memuru mumalialeyhin tahtı muhakemeye alınmasına luzum görülmez ise

esbabının beyaniyle men'i muhakemesi hakkında bir mazbata yapılıp memuru

mumaialeyhin mensup olduğu daire reisine ve var ise müddei şahsiye tebliğ

edilir. İdare Reisi ve müddei şahsi işbu mazbata aleyhine tarihi tebliğinden

itibaren beş gün zarfında itiraz edebilirler. Bunlar tarafından itiraz vuku

bulsun bulmasın men'i muhakeme kararları herhalde mafevki meclise sevk olunur

ve oraca badettetkik mazbatai mezkure tasdik olunursa bir sureti musaddakası

memuru mumaileyhe verilir.)

(Madde: 6- Tahkikatı iptidaiye icrasında ve lüzum veya men'i muhakemeye ait muamelatta işbu kanunda musarrah olmıyan hususatta usulü muhakematı cezaiye ahkamına tevfikan hareket olunur. Bir meclisin kararı aleyhindeki itiraz mafevki mecliste ve bir vilayet meclisi idaresinin kararlarına vuku bulacak itirazat dahi Şurayı Devlet mülkiye dairesinde tetkik edilir. Ancak mutasarrıflar ve kaymakamlar hakkında mecalisi idarece ittihaz olunacak bu kabil mukarrerat itiraz vukubulsun bulmasın herhalde Şurayı Devlet mülkiye dairesinde tetkik olunur.)

(Madde: 7- Lüzumu muhakemesine karar verilen memurin bu kararı ita eden meclisi idarenin bulunduğu mahaldeki mahkemei adliyede muhakeme olunur. Şu kadar ki bir kaza meclisi idaresince lüzumu muhakemesine karar verilen bir memurun cürmü cinayet nev'inden ise muhakemesi merbut bulunduğu livada cinayet davasını rü'yet eden mahkemeye aittir. Vilayet merkezlerinin ba iradei seniye mansup memurini ile mecalisi idaresi azasından Şurayı Devlet mülkiye Dairesince lüzumu muhakemelerine karar verilen memurların icrayı muhakemeleri daireyi mezkurece lüzumu muhakeme kararında tayin ve tasrih edilecek en yakın vilayet merkezi mehakimi adliyesine aittir.)

(Madde: 13- Birinci madde mucibince hadis olacak cürümlerden dolayı lüzumu muhakemelerine karar verilip mahkemeye sevk edilmek üzere evrakı ve lüzumu muhakeme mazbatası müddeiumumilere tevdi edilmedikçe bunlar tarafından memurin hakkında doğrudan doğruya takibat icrası memnudur.)

(Madde: 14- Bir memurun lüzumu muhakemesine karar verildikte mahkemeye sevkini mucip olan cürüm neden ibaretse yalnız o husustan dolayı muhakemesi lazımgelip esnayı muhakemede diğer bazı ceraimi de ika eylemiş olduğu veyahut diğer bazı memurların da o cürümde dahlü iştirakleri olduğu anlaşıldığı takdirde devairi aidesine malumat ita olunur. Devairi mezkurece dahi bu kanuna tevfikan tahkikat icra ve ikmali lazımgelir.)

IV- MAHKEMENİN DAYANDIĞI ANAYASA HÜKÜMLERİ

Mahkemenin gerekçesine dayanak yaptığı Anayasa maddelerinin konu ile ilgili hükümleri şöyledir:

(Madde: 7- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.)

(Madde: 14- …………………

Kişi dokunulmazlığı ve hürriyeti, kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş, hâkim kararı olmadıkça kayıtlanamaz.

……………………………..)

(Madde: 15- Özel hayatın gizliliğine dokunulamaz. Adlî kovuşturmanın gerektirdiği istisnalar saklıdır.

Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; kamu düzeninin gerektirdiği hallerde de, kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz."

(Madde: 16- Konuta dokunulamaz.

Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; millî güvenlik veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan hallerde de, kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, konuta girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz."

(Madde: 17- Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır. Kanunun gösterdiği hallerde, hâkim tarafından kanuna uygun olarak verilmiş bir karar olmadıkça, bu gizliliğe dokunulamaz.)

(Madde: 32- Hiç kimse, tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz.

Bir kimseyi tabiî hakiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.)

(Madde: 132- Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna, hukuka ve vicdanî kanaatlarına göre hüküm verirler.

Hiç bir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

…………………..)

V- İLK İNCELEME

Başkan İbrahim Senil, Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş, Üye İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Feyzullah Uslu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, Avni Givda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Halit Zarbun, Ziya Önel ve Muhittin Gürün’den kurulu Anayasa Mahkemesi 11.5.1967 gününde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca ilk incelemeyi yaparak aşağıda yazılı sorunları karara bağlamıştır.

1- Ortada Mahkemenin bakmakta olduğu bir dâvanın bulunup bulunmadığı sorunu:

İlk incelemenin başında Üyelerden Avni Givda, Halit Zarbun, Ziya

Önel ve Muhittin Gürün (Anayasanın 151. ve 22.4.1962 günlü ve 44 sayılı kanunun

27. maddelerine göre mahkemenin ancak bakmakta olduğu bir dâva dolayısiyle

Anayasa Mahkemesine başvurabileceğini; bir dâvanın var sayılması için de onun

kanunlara uygun olarak açılmış ve mahkemenin yetkisi içine girmekte bulunmuş

olmasının gerektiğini; olayda ise Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun yetkili

kıldığı mercilerden son tahkikatın açılması kararı alınmadan bu kanuna tabi kimselerin

memurluk görevleri sırasında ve o görevin yerine getirilmesi vesilesiyle

işledikleri eylemlerden dolayı Cumhuriyet Savcısının doğrudan doğruya

kovuşturma yaparak ii Çerkesköy Asliye Ceza Mahkemesine getirdiğini; Cumhuriyet

Savcısı buna yetkili olmadığı gibi Mahkemenin de olayı bir dava imişçesine

benimsemeğe yetkili bulunmadığını: Ortada bir dava değil sadece fiili bir el

koyma işleminin bulunduğunu ve şu duruma göre mahkemenin varsayılamayacak bir

dâva vesilesiyle Anayasa mahkemesine başvuramayacağını; itirazın bu yönden

reddi gerektiğini) ileri sürmüşlerdir.

Gerçi Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun 13. maddesine göre

memurların memurluk görevinden doğan veya memurluk görevinin yerine getirilmesi

sırasında işlenen suçlarından dolayı bu kanun hükümleri uyarınca lüzumu

muhakeme kararı alınmadan ve karar Cumhuriyet Savcısına gelmeden savcılar,

memur hakkında doğrudan doğruya kovuşturma yapamazlar. Bununla birlikte olayda,

Cumhuriyet Savcısınca açılmış ve mahkemece görülmekte bulunmuş bir dâva vardır.

Dâvanın yanlış açılması onun yok sayılmasını gerekli kılmaz. Mahkemece aksine

karar verilinceye kadar işin dâva niteliğini koruyacağı şüphesizdir. Şu nedenle

çoğunluk yukarıda açıklanan görüşü benimsememiş ve bakılmakta bulunan bir

dâvanın var olduğuna ve mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurmağa yetkili

bulunduğuna üyelerden Avni Givda, Halit Zarbun, Ziya Önel ve Muhittin Gürün’ün

karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.

2- İtirazın kapsamı:

Bundan sonra itirazın kapsamı görüşme konusu edilmiştir. Mahkeme, Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun tümünün, Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürmekte ve böylece kanunun bütün hükümlerinin incelenmesini istemiş olmaktadır. Anayasanın 151. ve 44 sayılı kanunun 27. maddelerine göre bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine getirebileceği hükümler ancak bakmakta bulunduğu dâvada uygulanacak olanlardır. Öyle olunca itirazın kapsamını kanunlara uygun bir şekilde çizebilmek için mahkemenin söz konusu dâvada memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun hangi maddelerini uygulayacak durumda bulunduğunu araştırmak ve belli etmek gerekir.

Olayda köy muhtarı ve ihtiyar kurulu üyesi iken muhtarlık ve üyelik görevleriyle ilgili suç işleyen kimseler söz konusudur. Bu kimseler memur sayıldıkları için Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanuna tabidirler. Şu duruma göre mahkemenin önce kanunun 1. maddesini gözönüne alması, bir başka deyimle uygulaması gerekecektir.

Bu maddede “Memurların memurluk görevlerinden doğan veya görevin

yerine getirilmesi sırasında işlenen suçlardan dolayı yargılamalarının

aşağıdaki koşullar altında adliye mahkemelerine ait bulunduğu” yazılıdır. Ondan

sonra mahkeme sanıklar hakkında 1. maddenin göndermede bulunduğu koşulların

yerine getirip getirilmediğini araştırmak durumundadır. Çünkü kanunun 13. maddesi

bir memur hakkında lüzumu muhakeme kararı verilmedikçe ve lüzumu muhakeme

mazbatası savcıya gönderilmedikçe savcının o memur hakkında doğrudan doğruya

kovuşturma yapmasını yasaklamaktadır. Lüzumu, muhakeme kararına kadar uzanan

evreler ise kanunun 2., 3., 4., 5., 6. ve 7. maddelerinde yer almıştır. 2.

maddede memur hakkında soruşturma yapacak merci, 3. maddede soruşturma evrakına

hangi kurulun el koyacağı, 5. maddede men’i muhakeme ve lüzumu muhakeme

kararlarının ne yolda verileceği, 6. maddede kararlar aleyhindeki itiraz yolu,

7. maddede dâvaya bakacak mahkeme açıklanmakta; 13. madde, yukarıda

belirtildiği üzere, savcının doğrudan doğruya kovuşturma yapamayacağı ilkesini;

14. madde ise memur hakkında hangi suç yüzünden lüzumu muhakeme kararı verilmişse

ancak o husustan dolayı yargılanabileceği kuralını koymaktadır. Yukarıdan beri

sayılan hükümlerin konu ve kapsamları, mahkemenin bakmakta olduğu dâva vesilesiyle

bunları gözönüne almak ve uygulamak durumunda bulunduğu görüşüne tartışmaya ve

uzun açıklamalara yer bırakmaksızın dayanaklık edecek bir niteliktedir.

Öte yandan kanunun 8. maddesi, suç işleyen valiler, 9. maddesi

elçiler, 10. maddesi, “irade” ile atanan memurlar, 11. maddesi, Bakanlık

müsteşarları hakkında uygulanacak işlemleri göstermekte; 12. maddede ise işten

el çektirme hükmü yer almaktadır. Kanunun 15. maddesinde, suç ortağı memurların

çeşitli sınıflardan olması durumu öngörülmüştür. 16. madde, Anayasa

Mahkemesinin 19.10.1963 günlü ve 11535 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan

20.9.1963 günlü ve 1963/59-225 sayılı karariyle iptal edilmiş bulunmaktadır.

17. madde “elviyei gayrimülhaka” memurlarına ilişkindir. 18. madde, memur

dâvalarının öteki dâvaların önüne alınmasını öngörmüştür. 19. madde yürürlük

günü, 20. madde kaldırılan hükümler, 21. madde kanunu yürütme görevi

hakkındadır. Bütün bunların mahkemenin bakmakta olduğu dâvada uygulama yeri

bulunmadığı ve şu duruma göre de mahkemenin kanunun tümünün Anayasa’ya

aykırılığını ileri sürmeye yetkili olmadığı meydandadır. Böyle olunca

incelemenin, yukarıda açıklandığı üzere, Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun

1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 13. ve 14. maddelerine hasredilmesi gerekir.

Üyelerden Recai Seçkin Kanunun tümünün incelenmesi gerektiği görüşünde

bulunmuştur.

Öte yandan Başkan İbrahim Senil, Üyelerden Fazlı Öztan, Avni

Givda, İhsan Ecemiş ve Muhittin Gürün Mahkemenin bakmakta olduğu dâvada kanunun

13. maddesini uygulama durumunda bulunduğu, ondan önceki hükümlerin ancak işin

mahkemeye gelmesinden evvel, mahkeme dışındaki yetkililerce uygulanabileceği,

14. maddenin ise, olayda uygulama yeri bulunmadığı ve bu nedenle de incelemenin

tek maddeye hasredilmesi gerektiği görüşünü savunmuşlardır. Yukarıda da

açıklandığı üzere uygulama bakımından 13. maddeyi tek başına ele almak mümkün

değildir. 13. madde, ancak bu maddede söz konusu lüzumu muhakeme kararına

varılırken geçilmesi zorunlu bütün evreler ve dolayısiyle de bu evrelere

ilişkin hükümler yani 1., 2., 3., 4., 5. ve 6. maddelerle birlikte ele

alınabilir. Yetkili mahkemesi gösteren 7. madde ile mahkemenin lüzumu muhakeme

kararı dışında kalan suçlara bakamaması kuralını koyan 14. maddenin ise, böyle

bir dâvada mahkemenin uygulayacağı hükümler arasında yer alacağında hiç şüphe

yoktur. Öte yandan 13. madde, metni ve kapsamı dolayısiyle, Anayasa’ya aykırılık

bakımından tek başına incelemeye elverişli bir madde de değildir. Doğru ve

kesin bir sonuca varılabilmesi için öteki ilgili hükümlerle bir arada ele

alınması gerekir. Bu bakımdan çoğunluk incelemenin tek maddeye hasredilmesi

yolundaki görüşü benimsememiş ve kanunun 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 13. ve 14.

maddelerinin Anayasa’ya aykırılık bakımından incelenmesi gerektiğine yukarıda

adları yazılı Başkanın ve üyelerin ve kanunun tümünün inceleme konusu yapılması

gerektiğini ileri süren Recai Seçkin’in karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile karar

verilmiştir.

VI- ESASIN İNCELENMESİ

İtirazın esasına ilişkin rapor, Çerkesköy Asliye Ceza Mahkemesinin 28.4.1967 günlü ve 1967/2 sayılı yazısına bağlı olarak gelen kâğıtlar, Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen hükümler, Anayasa’nın konuya ilişkin maddeleri ve bunlarla ilgili gerekçe ve Meclis görüşme tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

1- İnceleme konusu hükümlere karşı yapılmış itirazların daha önce reddedilmiş bulunması durumu:

Kanunun 13. maddesi daha önce Kulp Asliye Ceza Mahkemesinin, Anayasa Mahkemesinde 1965/18 Esas sayısını alan itirazı dolayısiyle incelenmiş ve Anayasa’ya aykırı bulunmadığı sonucuna varılarak itirazın reddine 11.1.1965 gününde 1965/53 sayı ile karar verilmişti. (29.3.1966 günlü ve 12263 günlü Resmî Gazete).

Son defa ise yine aynı kanunun 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7. ve 13 ve 14. maddeleri Erdemli Asliye Ceza Mahkemesinin, Anayasa Mahkemesinde 1967/14 Esas sayısını alan itirazı dolayısiyle incelenmiş ve bunların Anayasa’ya aykırı olmadıkları sonucuna varılarak itirazın reddine 14.11.1967 gününde 1967/36 sayı ile karar verilmiştir.

Görüşmelerin başında üyelerden Şeref Hocaoğlu ve Muhittin Gürün daha önce karara bağlanan maddelerin, Anayasa Mahkemesi kararlarının kesinliğini ve bağlayıcılığını belirten Anayasa hükmü karşısında, yeniden inceleme ve karar konusu olamayacağını ileri sürmüşlerdir.

Anayasanın 152. maddesi uyarınca Anayasa mahkemesinin iptal

kararları karar tarihinde, ve eğer ayrıca yürürlük günü belirtilmişse o günde

iptal eylediği mevzuatı yürürlükten kaldırır. Yürürlükte bulunmayan bir

kanunun, Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülemeyeceğine göre böylece çözümlenmiş

konuların bir daha mahkemeye gelmesi düşünülemez. Dâvanın veya itirazın reddi

ile sonuçlanan kararların birincilerden farklı nitelikte olduğu meydandadır.

Bunlara konu olan hükümler yürürlükte kalmış ve kararlar belirli durumlara ve

koşullara dayanmakta bulunmuştur. Durumların ve koşulların değişmesi halinde

sonucun da değişik olması gerekir. Böyle bir değişmenin bulunup bulunmadığı ise

ancak inceleme sonunda anlaşılabilir. Kaldı ki incelenecek olan eski dâva ve

itiraz değil, yeni bir dâva veya itirazdır. Aksini düşünmek; bir kısım

hükümlere dokunulmazlık tanımak, bu hükümler hakkında yargı mercilerinin

yetkilerini kullanmalarını önlemek, hukukî görüşleri dondurup ebedileştirmek

olur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın böyle bir ereği bulunduğu düşüncesini

destekliyecek, doyurucu bir kanıtın ileri sürülmesi mümkün değildir.

Şu duruma göre Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 13. ve 14. maddelerine yöneltilmiş itirazların evvelce reddedilmiş bulunmasının aynı hükümlerin bu itiraz dolayısiyle yeniden incelenmesine engellik edemeyeceğine Şeref Hocaoğlu ve Muhittin Gürün’ün karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile karar verildikten sonra maddelerin görüşülmesine başlandı.

2. İnceleme Düzeni:

Anayasa’ya aykırılık sorununun isabetle çözümlenebilmesi için inceleme kapsamına giren maddelerin önce bir bütün olarak, sonra da tek tek ele alınması yerinde olacaktır.

A- Maddelerin bir bütün olarak ele alınması:

Bilindiği üzere Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanun en başta memurların memurluk görevinden doğan veya memurluk görevini yerine getirme sırasında işlenen suçların, mahkemeye intikal etmeden önceki evrede kovuşturulması usulünü düzenleyen bir kanundur. Kanunun işin mahkemeye gelmesinden sonraki evresini ilgilendiren ancak birkaç maddesi vardır; (14., 15., 18. maddeler gibi) ve bunlar da ayrıntı niteliğinde hükümlerdir.

Kanun, memurluk görevinden dolayı veya bu görevin yerine getirilmesi sırasında suç işleyen memur hakkında cumhuriyet Savcılarının doğrudan doğruya kovuşturma yapamayacağı ilkesini koymuştur. Cumhuriyet Savcısının böyle bir suç dolayısiyle kamu dâvası açabilmesi için memur hakkında yine bir memur tarafından soruşturma yapılması, memurlardan meydana gelmiş kurulca lüzumu muhakeme kararı verilmesi ve kararın kesinleşmesi gerekmektedir.

Bir suçun mahkemeye gelmesinden önceki evre, genel olarak hazırlık ve ilk soruşturma işlemlerini kapsar. İnceleme konusu kanunda bu işlemler birleştirilmiş ve adına eski deyimle “tahkikatı iptidaiye” denilmiştir. Memurin Muhakematı Hakkındaki kanunun koyduğu usulün adli usuldekinden asıl değişik yönü ilk soruşturmayı yapanla soruşturma sonucunu karara bağlayan mercilerin ayrı ayrı oluşudur.

Memur suçlarından dolayı yapılacak ilk soruşturmanın idare

mercilerine bırakılmasında Anayasaya aykırılık olup olmadığının araştırılması

için önce ilk soruşturmanın niteliği üzerinde durulması ve Memurun Muhakematı

Hakkındaki Kanunla düzenlenen usulün yargı yetkisine müdahale teşkil edip

etmediğinin incelenmesi gerekir. Yargı yetkisinin ne olduğu konusunda ceza

usulü hükümlerine ve nazariyatına gidilmesinin yeri yoktur. Çünkü Anayasamız

kendi bakımından bu sorunu çözümlemiş ve 7. maddesinde “yargı yetkisi, Türk

Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır” demek suretiyle mahkemelerin

gördüğü işler dışında yargı yetkisi kavramının yeri olmadığına işaret etmiştir.

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu uyarınca ilk soruşturma sorgu hâkimliklerince

yapılmaktadır. Sorgu hâkimliklerinin mahkeme niteliğinde olmadığı ise Anayasa

Mahkemesinin içtihadı ile de desteklenen bir vakıadır. (Konu üzerindeki

kararlardan biri: 967/4-5 sayılı ve 7.2.1967 günlü karar.) Böylece ilk

soruşturmanın yargı yetkisinin tekeline giren bir işlem olmadığı kendini

göstermektedir.

Öte yandan ilk soruşturmanın hâkimlerce yapılmasını ve karara bağlanmasını zorunlu kılan bir Anayasa hükmü yoktur. Anayasa herhangi bir konuda buyurucu yahut yasaklayıcı bir ilke getirmemişse bunun düzenlenmesini kanun koyucunun takdirine bırakmış demektir. Öyle ise inceleme konusu kanunun memur suçlarının soruşturulmasında hâkim olmayan kimselere yetki tanımış bulunması Anayasanın verdiği takdir hakkının Anayasayı aykırı düşmeyen bir şekilde kullanılmasından başka bir nitelik taşımaz.

İlk soruşturma sırasında görülmesi yalnızca hâkimlerin yetkileri

içinde bulunan işler çıkamaz mı? Elbette ki çıkar. Kişi dokunulmazlığını

(Anayasa: madde- 14), özel hayatın gizliliğini (madde- 15), konut

dokunulmazlığını (madde- 16), haberleşme hürriyetini (madde- 17), ilgilendiren

işlemlerde bulunulması gerekebilir. Ancak Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunda

bu konularda idare mercilerine açıkça bir hâkim gibi karar alma yetkisi tanıyan

hiçbir hüküm (16. madde dışında) yoktur. Kimi durumlarda idare kurullarını

tutuklama kararı vermeğe ve en büyük mülkiye memurları ile bakanları bu

kararları onaylamağa yetkili kılan 16. madde ise Anayasa Mahkemesince iptal

edilmiştir. (19.10.1963 günlü ve 11535 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan

1963/59-225 sayılı ve 20.9.1963 günlü karar.)

Kanunda bu yetkiyi dolaylı ve üstü kapalı olarak veren hükümler

yer almış mıdır? Almamıştır. Esasen kanunda izleyen yol buna elverişli

değildir. Çünkü hâkimlere özgü bir yetkinin idare mercilerine devri söz konusu

olunca bu imkânı kanun yapıcı dolaylı olarak değil doğrudan doğruya ve açık

hükümle sağlama yoluna gitmiştir. 16. madde bu tutumun bir örneğidir. Ancak ilk

bakışta böyle bir sanıyı uyandırması ihtimali olan fakat üzerinde bir az

durulunca kavramı ve kapsamları koluyla açıklanabilen birkaç hükmü ileri sürmek

mümkündür. Bunlar da “Usulü Muhakematı Cezaiye Kanununa tevfikan …. tahkikatı

iptidaiye icra edileceği” (madde- 2); “lüzumu muhakeme mazbatasının müstantik

kararnamesi mahiyetinde olduğu” (madde- 5); ve “tahkikatı iptidaiye icrasında

ve lüzum veya men’i muhakemeye ait muamelâtta işbu kanunda musarrah olmayan

hususatta Usulü Muhakematı Cezaiye ahkâmına tevfiki hareket olunacağı” (madde-

6) yolundaki ifadelerdir.

Lüzumu muhakeme mazbatası’nın sorgu hâkimi kararı niteliğinde

olması durumu açık hükümle ayrıca yetki verilmedikçe bu mazbatayı hazırlayan

mercilerin sorgu hâkiminin bütün yetkilerine sahip bulunacağı sonucunu

doğuramaz. Yapılan işe ilk soruşturma adını takan ve bu iş sırasında Ceza

Muhakemeleri Usulüne uyulacağını açıklayan hükümler ise, Anayasanın buyurucu

ilkeleri bir yanda dururken, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturma

sırasında yapılması öngördüğü her işlemin idare mercilerince doğrudan doğruya

yürütülmesine cevaz verildiği yolundaki bir yoruma dayanabilir nitelikte

değildir. Soruşturma sırasında Anayasanın yalnızca hâkimlere tanıdığı yetkilere

ilişkin bir işlem söz konusu olursa idare mercileri elbette ki gerekli

kararları hâkimlerden alacaklardır. Arada sırada tersine uygulamalar yer

almışsa bu, Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun değil ancak uygulamaların

Anayasa’ya aykırılığını gösterir ve Anayasa denetlemesi bakımından o kanun

hükümlerinin değerlendirilmesinde böyle yanlış bir tutumun hiçbir etkisi olmaz.

Burada 7188 sayılı kanunun 1. maddesindeki başkâtiplere sorgu

hâkimlerine vekâlet etme yetkisini tanıyan hükmün Anayasa Mahkemesince iptal

edilmiş olmasına, (31.12.1965 günlü ve 12191 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan

1963/100-1965/48 sayılı ve 28.9.1965 günlü karar), başkâtiplerle Memurin

Muhakematı Hakkındaki Kanunun yetkili kıldığı kimseler arasında Çerkesköy

Asliye Ceza Mahkemesince benzerlik görülmesi dolayısiyle biraz değinmek

gerekecektir. 7188 sayılı kanun başkâtiplere sorgu hâkimi vekilliğini vermekle

bunları sorgu hâkimlerinin bütün yetkileriyle donatmış olmakta idi. Böylece

hâkim olmayan bir kimsenin yalnız hâkimlere özgü yetkileri kullanmasına yol

açılmış bulunuyordu Hükmün iptal edilmesi bu yüzdendir. Oysa, yukarıda belirtildiği

üzere, memurlar hakkında ilk soruşturma yapan mercilere kanunla böyle bir yetki

tanımış değildir. 16. maddenin iptali üzerinde de yukarıda değinildiği için,

ayrıca durulmayacaktır. Görülüyor ki Anayasa Mahkemesinin 1963/59-225 ve

1963/100-1965/48 sayılı kararlarındaki gerekçelerin inceleme konusu hükümler

için uyarlı ve geçerli bir yönü yoktur.

Tabiî hâkim sorununa gelince: Anayasa bir kimseyi tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağan üstü merciler kurulmasını yasaklamaktadır. (Madde- 32) Memur hakkında ilk soruşturma yapan ve bunun sonucunu karara bağlayan mercilerin yargı yetkisi yoktur; gördükleri iş de yargı yetkisine girmemektedir. Esasen kanun, memurların yargılamalarını açık bir hükümle (Madde- 1) adliye mahkemelerine yani tabiî hâkime bırakmıştır. Öte yandan memurin muhakematı usulünde öngörülen merciler hâkim niteliğinde ve yetkisinde bulunmadığı için, bunların bağımsız olmayışları Anayasanın 132. maddesi ile de çelişme teşkil edemeyecektir.

İtiraz eden mahkeme, değinmemiş olmakla birlikte suçlu memurlar

hakkındaki soruşturmanın ayrı bir usule bağlanmasının kanunlar önünde eşitlik

ilkesi ile bağdaşıp bağdaşmadığının da üzerinde durulması yerinde olur.

Bilindiği gibi kanun önünde eşitlik ilkesi, bir temel kural olarak Türkiye

Cumhuriyeti Anayasasının temel hak ve ödevleri açıklayan 2. kısmının

başlarında, 12. maddede yer almıştır. Tarih boyunca toplum hayatlarında çok

ağır basan etkenlerden olmaları dolayısiyle dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce,

felsefî inanç, din ve mezhep ayrımlarının eşitsizliğe yol açamayacağı burada

belirtilmektedir. Kişilere, ailelere, zümrelere, sınıflara imtiyaz tanınması

ise ayni maddenin 2. fıkrası ile yasaklanmıştır.

Görülüyor ki Anayasanın mutlak olarak yasakladığı yurttaşların

kanun karşısında dillerine, ırklarına, cinsiyetlerine, siyasî düşüncelerine,

felsefî inançlarına, dinlerine ve mezheplerine göre farklı muamele

görmeleridir. Bunların dışında kanun önünde eşitlik ancak niteliklerde

benzerlik ve yasaların getirdiği kurallara uyarlık oranında söz konusu

olabilir. Söz gelimi bir kimsenin, zenci olduğu için hekimlik etmesi

engellenemez; Ama ancak Tıp Fakültelerini bitirenlere hekimlik ettirilir. Bir

kimsenin, dinsizdir diye, Üniversiteye alınmaması düşünülemez. Fakat liseyi

bitiremeyenler Üniversiteye kabul edilmez. Herkes Avukatlık yapamaz. Veya memur

olamaz. Bu örnekleri arttırmak ve çeşitlendirmek mümkündür. Memurin Muhakematı

Hakkındaki Kanun memurlara ilişkin bir kanundur. Sırf memurlar hakkında

uygulanan kanunlarla memur olmayanların bir eşitlik ilişkisi düşünülemez.

Öte yandan inceleme konusu kanun, memurların, bir zümre bir sınıf

olarak imtiyaz tanımakta değildir. Kanunun sağladığı, bir çeşit teminattır. Bu

da kamu hizmetinin iyi işlemesi için düşünülmüş, düzenlenmiştir. Memur, gördüğü

hizmet yüzünden sık sık isnat ve iftiralara uğrayabilir. Kendisine memuriyetle

ilgili suç isnat edilen her memurun hemen adliyeye sevkedilmesi hem memurları

tedirgin ederek hizmeti aksatır hem de hizmetin yürütülüşü üzerinde bir takım

haksız şüphelere yol açabilir. Bu çeşit iddiaların önce kamu hizmetinin

gereklerini ve memurluk pisikolojisini iyi bilen kimselerin süzgecinden

geçirilmesi ve ortada kovuşturmaya değer bir eylem kalırsa o zaman işin

mahkemenin eline bırakılması, kamu hizmetinin yararına bir tedbirdir ve kanunun

sağladığı da budur. Öte yandan, mahkemenin gerekçesinde işaret olunduğu üzere,

uygulamalarda yetersizlikler görülüyorsa, böyle bir durum konunun Anayasaya

aykırılı iddiasına desteklik edemez. Çünkü bu, nedenleri ve giderilmesi yolları

büsbütün ayrı olan bir haldir.

Yukarıdan beri açıklananlardan anlaşılacağı üzere söz konusu hükümlerin bir bütün olarak incelenişi ortada Anayasa’ya herhangi bir aykırılık bulunmadığı sonucunu vermektedir. Aşağıda her maddede ayrıca belirtileceği üzere kimi üyeler bu görüşe katılmamışlardır.

B- Maddelerin tek tek ele alınması:

İncelemenin bundan önceki evresinde sırası geldikçe kimi maddelere ayrıca değinilmiş olduğundan ve maddelerin tümünü kapsayan gerekçe maddelerin her biri için de değer ve hüküm taşıdığından bunlar tek tek ele alınırken üzerlerinde uzunca durulmasına yer kalmayacaktır.

a) 1. Madde: Bu madde memurların görevlerinden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı adliye mahkemelerince yargılanmaları ilkesini koymakta; ancak "şeraiti atiye dairesinde" demek suretiyle aşağıdaki hükümlere gönderme yapmaktadır, Gönderme yapılan koşullar, görüleceği üzere, Anayasa'ya aykırı olmadığından ve memur suçlarının yargılanması da adliye mahkemelerine bırakılmış bulunduğundan maddede Anayasa'ya aykırılık yoktur. İtirazın 1. maddeye yönelen bölümünün reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

b) 2. Madde : Bu maddeye göre sanık memur hakkında merkez veya il memuru olduğuna göre bakanlık, daire, vali, kaymakam veya idare şubesi amirince doğrudan doğruya veya vasıtalı olarak Usulü Muhakematı Cezaiye Kanunu uyarınca ilk soruşturma yapılacak; soruşturma sonucu fezlekeye bağlanacak ve fezleke soruşturmayı yapan kimse tarafından imzalanacak veya mühürlenecektir.

İlk soruşturmanın hâkimlerce yapılmasını zorunlu kılan bir Anayasa hükmü bulunmadığından, soruşturma sırasında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa uyulacağı yolundaki ifade ise, hele Anayasa'nın buyurucu hükümleri karşısında, usul kanunundaki yalnız hâkimlere özgü yetkilerin idare mercilerince kullanılması iznini kapsamayacağından maddede Anayasa'ya aykırılık yoktur. İtirazın 2. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

c) 3. Madde : Bu madde, soruşturma kâğıtlarının 4. maddede yazılı kurullardan birine verilmesi ve kurulun kâğıtlar üzerinde "tetkikatı idariyede" bulunması; ilk soruşturma fezlekesini düzenliyen ve imzalayan daire âmirinin bu kurullara üye olarak girmemesi hakkındadır.

İlk soruşturma kâğıtlarının hâkimlerce incelenmesini zorunlu kılan bir Anayasa kuralı bulunmadığından maddede Anayasa'ya aykırılık yoktur, itirazın 3. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

d) 4. Madde : Bu maddede, memurun durumuna ve kimliğine göre ilk soruşturma kâğıtlarım inceleyerek "lüzumu muhakeme" veya "men'î muhakeme" kararı verecek kurullar sayılmaktadır.

İlk soruşturma sonucunun hâkimlerce karara bağlanmasını zorunlu kılan bir Anayasa kuralı bulunmadığından maddede Anayasa'ya aykırılık yoktur, itirazın 4. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

e) 5. Madde : Bu maddede, lüzumu muhakeme ve men'i muhakeme kararlarının hangi hallerde ve nasıl verileceği, kararların nasıl kesinleşeceği ve itiraz yolları gösterilmiş; kesinleşen lüzumu muhakeme kararının müstantik kararnamesi niteliğinde olduğu belirtilmiştir.

Bir belgeyi sorgu hâkimi kararnamesi niteliğinde sayan hükümden, belgeyi düzenleyen kurulun da sorgu hâkimi sayıldığı ve sorgu hâkiminin bütün yetkileriyle donatıldığı anlamını çıkarmak mümkün değildir. Böyle bir sonuca, ancak kanunda açık bir hükmün varlığı ile varılabilir. Bu yolda bir hüküm bulunmadığına göre maddede Anayasa'ya aykırılık yok demektir. İtirazın 5. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

f) 6. Madde : Bu maddede, itiraz mercileri gösterildikten sonra kanunda açıklanmayan hususlarda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa uyulacağı belirtilmiştir. Hüküm bu bakımdan 2. maddedekinin bir tekrarından ibarettir ve Anayasa'ya aykırılık iddiası ayni gerekçe ile karşılanabilir.

Şu duruma göre maddede Anayasa'ya aykırılık yoktur, itirazın 6. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

g) 7. Madde : Bu maddede lüzumu muhakemesine karar verilen memurların, durumlarına ve kimliklerine göre hangi yer mahkemelerinde yargılanacakları gösterilmiştir. Kamu hizmeti yararı ve yargılamanın güvenliği ve güvenilirliği düşünülerek konulduğundan şüphe olmayan bu hükümde Anayasa'ya aykırı bir yan yoktur. İtirazın 7. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

h) 13. Madde : Bu madde memurluk görevinden dolayı veya bu görevin yerine getirilmesi sırasında suç işleyen memur hakkında Cumhuriyet Savcılarının doğrudan doğruya koğuşturma yapamayacağı ilkesini koymaktadır. Ancak yukarıda, A işaretli bentte yapılan tartışma ve tahlillerin tümü ve varılan sonuç bu hüküm hakkında aynen tekrarlanabileceğinden konu üzerinde ayrıca durulmasına yer görülmemiştir. Hükümde Anayasa’ya aykırılık yoktur. İtirazın 13. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

i) 14. Madde: Bu maddede memurun, hangi suçtan lüzumu muhakemesine karar verilirse, yalnız o suç dolayısiyle yargılanabileceği, duruşma sırasında başka suçları da ortaya çıkarsa, yahut yargılanması yapılan suça başka memurların iştiraki anlaşılırsa ilgili daireye haber verileceği, dairesinin de bu kanun uyarınca soruşturma yapacağı belirtilmiştir. Hüküm, Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunla kurulan düzenin bir sonucudur. Düzen Anayasa'ya aykırı görülmediğine göre bu hükmün de Anayasa'ya aykırılığı düşünülemez. İtirazın 14. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

VII- SONUÇ

1967/14 Esas sayılı işte de karara bağlandığı üzere Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun, itirazın kapsamına girdiği kabul edilen 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 13. ve 14. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine 1., 2., 3., 4., 5. ve 6. maddelerde üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Tavlan ve Ziya Önel'in; 7., 13. ve 14. maddelerde İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel'in karşı oylariyle ve oyçokluğu ile 14/11/1967 gününde karar verildi.

Başkan

İbrahim SENİL

Başkan Vekili

Lûtfi ÖMERBAŞ

Üye

İhsan KEÇECİOĞLU

Muhalefet şerhi ekli

Üye

Salim BAŞOL

Üye

Feyzullah USLU

Üye

Şeref HOCAOĞLU

Üye

Celâlettin

KURALMEN

Üye

Hakkı KETENOĞLU

Karşı oy ilişiktir.

Üye

Sait KOÇAK

Üye

Avni GİVDA

Üye

Muhittin TAYLAN

Karşı oy yazısı eklidir.

Üye

İhsan ECEMİŞ

KARŞIOY YAZISI

Aynı konuya ilişkin bulunan ve Mahkememizin 14.11.1967 gün ve Esas 1967/14 ve Karar 1967/36 sayılı kararı için yazılmış olan karşı oy yazısında gereken açıklama yapılmış olduğundan tekrarına lüzum görülmemiştir.

Üye

Halit ZARBUN

Üye

Ziya ÖNEL

Üye

Muhittin GÜRÜN

Üye

İhsan KEÇECİOĞLU

Üye

Feyzullah USLU

Üye

Muhittin TAYLAN

KARŞIOY YAZISI

Aynı konuya ilişkin bulunan ve Mahkememizin 14.11.1967 gün ve Esas 1967/14 ve Karar 1967/36 sayılı kararı için yazılmış olan karşı oy yazısında gereken açıklama yapılmış olduğundan tekrarına lüzum görülmemiştir.

Üye Hakkı KETENOĞLU Üye Ziya ÖNEL

Anayasa Mahkemesi, E. 1967/16, K. 1967/37, 14 Kasım 1967 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu
  4. I. Olay
  5. Iı- İtiraz Yoluna Başvuran Mahkemenin Gerekçesi Özeti
  6. Iıı- İtiraz Konusu Olan Ve İnceleme Kapsamına Giren Hükümler
  7. Iv- Mahkemenin Dayandığı Anayasa Hükümleri
  8. V- İlk İnceleme
  9. Vı- Esasın İncelenmesi
  10. Kuralmen
  11. Karşıoy Yazısı
  12. Karşıoy Yazısı
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1967/16
Karar No
1967/37
Tarih
14 Kasım 1967

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1967/44 K.1967/38
  • AYM Norm Denetimi E.1967/45 K.1967/39
  • AYM Norm Denetimi E.1967/46 K.1967/40
  • AYM Norm Denetimi E.1967/9 K.1967/41
  • AYM Norm Denetimi E.1967/17 K.1967/42
  • AYM Norm Denetimi E.1966/31 K.1967/45

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.