İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1969/31 K.1971/3

Karar günü:12/1/1971

Esas1969/31Karar1971/3Tarih12 Ocak 1971Okuma90 dk · 18.052 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar No
1971/3
Karar tarihi
12 Ocak 1971
Esas Sayısı
1969/31
Karar Sayısı
1971 /3
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

18.052 kelime·90 dk okuma·28 bölüm

Karar günü:12/1/1971

Resmi Gazete tarih/sayı:26.3.1971/13790

İstemde bulunan mahkeme : Danıştay Dâva Daireleri Kurulu

İstemin konusu: Özel bir yüksek okulca verilen diplomaların iptali konusunda, Danıştay'da, Millî Eğitim Bakanlığına karşı açılan dâvada ileri sürülen Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülerek 8/6/1965 günlü, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 1. ve 13. maddelerinin İptali istenmiştir,

A-

Olay : Bir mühendis adına vekilince Danıştay'da İzmir Ege özel Mimarlık ve Mühendislik Yüksek Okulunun inşaat mühendisliği ^.ölümünü bitiren sekiz kişiye inşaat mühendisliği diploması verilmesi yolundaki işlemin iptali istemiyle dava açılmış ye olayda uygulanması gereken 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Anayasa'nın bir çok maddelerine aykırı olduğundan konunun Anayasa Mahkemesine incelettirilmesi istenmiştir.

1968/670 sayılı dâvaya bakan Danıştay Dâva Daireleri Kurulu, davacı vekilince ileri sürülen Anayasa'ya aykırılık iddiasını ciddî görerek konunun Anayasa Mahkemesince incelenmesine 14/3/1969 gününde karar vermiştir.

C-

İptali istenilen kuralların savunulması için ileri sürülen görüşler :

Bu görüşler Millî Eğitim Bakanlığının Danıştay'daki dâvada verdiği karşılık yazısı ile Bakanlık Temsilcisinin mahkememizdeki sözlü açıklamalarında ve mahkememize vermiş olduğu yazıda belirtilmiş olup şöylece özetlenebilir :

1) Anayasa'nın 21. maddesinde özel okulların bağlı oldukları esasların Devlet okullarıyle erişilmek istenilen düzeye uygun olarak yasa ile düzenlenmesi ilkesi benimsenmiştir. Bu maddede Anayasa koyucu herhangi bir sınırlandırmaya gitmeden salt olarak özel okullardan söz etmektedir. Bundan başka Devlet okulları yalnızca ilk ve orta dereceli okullar değildir; yüksek dereceli Devlet okulları da vardır, olabilir. Demek ki Anayasa özel yüksek okulların açılmasını öngörmüş bulunmaktadır. Buna göre 625 sayılı Yasada özel yüksek okullara değgin kurallar bulunması Anayasa'nın az önce anılan ilkesinin zorunlu bir sonucudur.

2)

625 sayılı Yasada Özel yüksek okulların açılışında, sınavlarının yapılmasında,

ders programlarının saptanmasında Anayasa'nın öngördüğü düzey denkliğini

sağlayacak kurallar konulmuş ve böylece Anayasa'nın düzey denkliğine ilişkin

buyruğu yeterince yerine getirilmiştir. Sözü edilen Yasanın sınavlara ilişkin

13. maddesinde sınavların üniversite ya da Devlet yüksek okullarında görevli

iki profesör ve özel yüksek okulda ders veren kimsenin katılacakları bir

komisyonca yapılması öngörülerek Devlete yüksek okullarındaki ve

üniversitelerdeki sınavların bağlı olduğundan daha sıkı bir düzen kurulmuş

bulunmaktadır. Gerçekten üniversitelerle Devlet yüksek okullarında sınavlar tek

bir öğretim üyesince yapılmakta iken, özel yüksek okullarda çoğunluğu Devlet

okullarında görevli bulunan üç öğretim üyeli bir kurulca yapılmaktadır.

3) Üniversite ve yüksek okulun birbirlerinden başka kuruluşlar olması ve Anayasa'nın 120. maddesinin yalnızca üniversiteleri kapsamına almış bulunması dolayısiyle yüksek okulları kapsamı dışında bıraktığı düşünülürse üniversitelere özgü olan özel kuralların yüksek okulları da içine aldığı düşüncesine artık yer verilemez. Nitekim batı uygarlığına bağlı ülkelerde gerek üniversiteler ve gerekse yüksek okullar birbirlerinden ayrı varlıklar olarak kabul edilmektedir.

4) Sosyal gelişmeler bir çok alanlarda insan yetiştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Üniversitelere belli alanlar için belli sayıda insan yetiştirme görevi yükletilemeyeceğinden, gereken alanlara yeterli sayıda insan yetiştirme işi yeniden kurulan ya da durumları değiştirilerek geliştirilen yüksek okul, ya da akademilere gördürülebilmektedir. Bütün bu işlerin üniversitelere gördürülebileceğini ileri sürmek, Anayasa'nın 120. maddesinin öngördüğü yapıda bulunması zorunlu olan üniversitelerin nitelikleriyle dahi bağdaştırılamaz.

Ç-

Dayanılan Anayasa Kuralları :

Madde 10- Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

Devlet kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşamayacak surette sınırlayan siyasî, iktisadî ve sosyal bütün engelleri kaldırır; insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlan hazırlar.

Madde 11- Temel hak ve hürriyetler, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir.

Kanun, kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik gibi sebeplerle de olsa bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz.

Madde 12- Herkes dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Madde 21- Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.

Eğitim ve öğretim, Devletin gözetim ve denetimi altında serbesttir.

Özel okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenlenir.

Çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

Madde 36- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yaran amaciyle, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aylan olamaz.

Madde 40- Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Kanun, bu hürriyetleri, ancak kamu yaran amaciyle sınırlayabilir.

Devlet, özel teşebbüslerin millî iktisadın gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.

Madde 50- Halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlama Devletin başta gelen ödevlerindendir.

İlk öğrenim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için mecburidir ve Devlet okullarında parasızdır.

Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, en yüksek öğrenim derecelerine kadar çıkmalarını sağlamak amaciyle burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar.

Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları, topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

Devlet, tarih ve kültür değeri olan eser ve anıtların korunmasını sağlar.

Madde 120- Üniversiteler, ancak devlet eliyle ve kanunla kurulur. Üniversiteler bilimsel ve idarî özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir.

Üniversiteler, kendileri tarafından seçilen yetkili öğretim üyelerinden kurulu organları eliyle yönetilir ve denetlenir; özel kanuna göre kurulmuş Devlet üniversiteleri hakkındaki hükümler saklıdır.

Üniversite organları öğretim üyeleri ve yardımcıları üniversite dışındaki makamlarca, her ne surette olursa olsun, görevlerinden uzaklaştırılamazlar.

Üniversite öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe araştırma ve yayında bulunabilirler.

Üniversitelerin kuruluş ve işleyişleri, organları ve bunların seçimleri, görev ve yetkileri, öğretim ve araştırma görevlerinin üniversite organlarınca denetlenmesi, bu esaslara göre kanunla düzenlenir.

Siyasî partilere üye olma yasağı, üniversite öğretim üyeleri ve yardımcıları hakkında uygulanmaz. Ancak, bunlar partilerin genel merkezleri dışında yönetim, görevi alamazlar.

D-

İptali istenilen Yasa Kuralları :

8/6/1965 günlü ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu, (Düstur, 5. Tertip, 4. Cilt, 3. Kitap, S. 2847 v. sonr.)

Madde l- Özel öğretim kurumlan; Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri veya özel hukuk hükümlerine göre idare edilen tüzel kişiler tarafından açılan her derecede okullar, haberleşme ile öğretim yapan yerler, çeşitli kurslar, dershaneler, biçki - dikiş yurtları ve benzeri kurumlar ile yabancılar tarafından açılmış bulunan öğretim kurumlandır.

Madde 13- Yüksek dereceli özel okullarda diplomaya esas olan teorik ve pratik derslerin imtihanları Millî Eğitim Bakanlığınca yaptırılır.

İmtihan kurulları birisi dersin öğretmeni olmak üzere ilgili özel okulda görevi bulunmayan ve o dersin üniversitedeki öğretim üyeleri veya yine o dersin resmî yüksek okuldaki öğretmenleri arasından seçilecek 2 üye ile birilikte 3 üyeden kurulur ve imtihanlar üniversitenin veya resmî yüksek okulun usulüne göre yapılır.

İmtihan kurullarına katılacak üniversite veya bilimsel özerkliğe sahip yüksek okul öğretim üyeleri, Millî Eğitim Bakanının istemesi üzerine ilgili fakülte veya yüksek okullarca, usulüne göre seçilir.

İmtihan kurulu üyelerinden okulun mensubu olmayanlara verilecek ücret Millî Eğitim Bakanlığınca tespit olunur ve ilgili özel öğretim kurumunca ödenir.

İmtihanların hangi derslerden olduğu ne zaman ve ne şekilde yapılacağı her özel yüksek öğretim kurumunun yönetmeliğinde gösterilir.

İmtihan hakları ve askerlik durumları bakımından özel yüksek okul öğrencilerine, resmî yüksek okul öğrencileri gibi işlem yapılır.

E-

625 sayılı Yasanın Özel Yüksek Öğretimle ilgili Öbür Kuralları:

Madde 8- Millî Eğitim Bakanlığı birinci fıkrada kendisine tanınan yetkiyi yüksek dereceli özel okullar için, kendi teşkilâtına dâhil kurumlarla lüzumu halinde üniversitelerden alınacak öğretim üyelerinden müteşekkil bir uzmanlar heyeti vasıtasıyla kullanır.

Üniversiteler Millî Eğitim Bakanlığınca istenen nitelikteki öğretim üyelerini usulüne göre seçerek Millî Eğitim Bakanına bildirir.

Bu heyete dahil kişilere ifa edecekleri hizmetler için yönetmeliğine göre tayin edilecek ücretler Millî Eğitim Bakanlığınca ödenir.

Madde 48- Yukarıdaki maddede yazılı cezalar ilk öğrenim derecesindeki özel okul öğretmenleri hakkında 1702 sayılı Kanunun 36 ve müteakip maddelerinde yazılı il millî eğitim disiplin kurulu, orta ve yüksek öğrenim veren özel okul öğretmenlerine Millî Eğitim Bakanlığı Disiplin Kurulu tarafından verilir.

F-

İlk inceleme :

Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi gereğince yapılan ve Başkan Vekili Lûtfi

Ömerbaş, üye Feyzullah Uslu, A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Celâlettin

Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Avni Givda, Muhittin

Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun ve Muhittin

Gürün'ün katıldığı, 19/6/1969 günlü toplantıda dosyada eksiklik bulunmadığına

ve işin esasının incelenmesine üyelerden Şeref Hocaoğlu, Celâlettin Kuralmen ve

Muhittin Gürün'ün itiraz konusu Kanunun dâvada uygulanacak hüküm olup

olmadığının belli olması, yani Danıştay'ın itirazda bulunmaya yetkili olduğunun

anlaşılabilmesi için dâvada süre aşımı bulunup bulunmadığı konusunda Dâva

Daireleri Kurulunun karar vermiş olması gerektiğinden, bu eksik tamamlanmadan

önce esasın incelenmesine geçilemiyeceği yolundaki karşı oylariyle ve

oyçokluğuyle karar verilmiştir.

Mahkemelerden

gelen işlerde, mahkemece Anayasa'ya aykırılığının incelenmesi istenen yasa

kuralının dâvada uygulanacak kural olup olmadığını, Anayasa Mahkemesinin

inceleme görevi vardır; çünkü Anayasa'nın 151. maddesi bir dâvaya bakmakta olan

mahkemenin o dâvada uygulanacak bir yasanın hükümlerini Anayasa'ya aykırı

görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî

olduğu kanısına varması durumlarında aykırılık yönünün incelenmesini Anayasa

Mahkemesinden isteyeceğini bildirmektedir. Ancak bu inceleme dâvada uygulama

yeri bulunmayan bir kuralın Anayasa Mahkemesine getirilmesini önleme ereğine

dayanmaktadır, yoksa Anayasa Mahkemesinin, kendisine iş gönderen mahkemelerin

kararlarını denetlemekle görevli bir mahkeme olduğu anlamına gelmemektedir.

Danıştay'da açılan dâvada mahkememizce incelenmesi istenen yasa kurallarının

uygulama yeri bulunduğu, dâvanın bu yasaya dayanan bir dâva olmasından açıkça

anlaşılmaktadır. Buna göre Danıştay'ın dâvada uygulanmıyacak bir yasa kuralının

incelenmesini istediği kabul olunamaz. Danıştay'dan dâvada hak düşüren sürenin

geçmiş olup olmadığını karara bağlamasını istemek, Anayasa'nın 151. maddesiyle

Mahkememize yükletilen görevin sınırlarını aşmak ve Danıştay kararının hukuka

uygunluğunu denetlemek olur.

G-

Sözlü açıklamalara ve bilgi sorulmasına ilişkin kararlar :

Başkanlık boş ve Başkan Vekilinin mazereti bulunması dolayısiyle 44 sayılı Kanunun 37. maddesi uyarınca Feyzullah Uslu'nun belli oturumu yönetmek üzere oybirliğiyle Başkan seçildiği ve üye Salim Başol, A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak, Avni Givda, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Mustafa Karaoğlu ve Muhittin Gürün'ün katıldığı 18/12/1969 günlü toplantıda :

1- a) Yüksek okul ile üniversite kavramlarının bilimsel yönden açıklanması ve aradaki ayırım ölçülerinin saptanması;

b) 625 sayılı ve 8/6/1965 günlü Özel Öğretim Kurumlan Kanununun yüksek öğretimle ilgili hükümlerinin Anayasa'ya aykırılığı iddiası konusundaki üniversite düşüncesinin bildirilmesi için iki ay içinde cevap verilmesi kaydiyle bütün üniversitelere yazı yazılmasına, Şeref Hocaoğlu, Hakkı Ketenoğlu, Avni Givda, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin ve Ahmet Akar'ın karşı oylariyle ve oyçokluğuyle;

2- (Üniversite) ve (Yüksek Okul) kavranılan üzerinde raportörlükçe bilimsel açıdan İnceleme yapılarak ek rapor düzenlenmesine, Salim Başol, Şeref Hocaoğlu, Avni Givda, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin ve Muhittin Gürün'ün karşı oylariyle ve oyçokluğu ile;

3- (Üniversite) ve (Yüksek Okul) kavramları ile özel yüksek okul diplomalarının niteliği ve kanunî dayanağı üzerinde sözlü açıklamada bulunmak üzere Millî Eğitim Bakanlığı temsilcisinin çağrılmasına, Salim Başol, Şeref Hocaoğlu, Avni Givda, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin ve Muhittin Gürün'ün karşı oylariyle ve oyçokluğu ile;

4- Öteki ilgililerin sözlü açıklamalarının dinlenmesine yer olmadığına Ege Özel Mimarlık ve Mühendislik Yüksek Okulu yönünden Feyzullah Uslu, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak, Halit Zarbun, Mustafa Karaoğlu ve Muhittin Gürün'ün; Türkiye özel Yüksek Öğretim Kurumları Derneği yönünden Feyzullah Uslu, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak, Halit Zarbun ve Muhittin Gürün'ün; Danıştay dâvasında davacı İzzettin Silier yönünden Feyzullah Uslu, Celâlettin Kuralmen ve Halit Zarbun'un karşı oylariyle ve oyçokluğuyle;

5- Sözlü açıklama gününün başkanlıkça belirlenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

5/5/1970 gününde Millî Eğitim Bakanlığı Temsilcisinin sözlü açıklamaları dinlenmiştir.

Az önce açıklanan kararın 1. bendi uyarınca gönderilen yazılara karşı Atatürk Üniversitesi Rektörlüğünden 23/3/1970 günlü, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğünden 28/2/1970 günlü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğünden 30/4/1970 günlü, Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğünden 4/4/1970 günlü, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünden 16/5/1970 günlü, Ankara Üniversitesi Rektörlüğünden 11/6/1970 günlü,. Ege Üniversitesi Rektörlüğünden 27/2/1970 günlü yazılar alınmıştır.

H-

Esasın İncelenmesi :

Esasa ilişkin raporla ek rapor, iptal gerekçeleriyle dosyadaki belgeler, iptali istenilen hükümlere ilişkin yasama belgeleri ile Anayasa'nın ilgili hükümleri ve bunlara ilişkin yasama belgeleri incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü :

Dâvanın çözümü için ilk önce Anayasa'nın 21. ve 120. maddeleri sonra, bu maddeler arasındaki ilişkiler ve daha sonra bu maddelerin ışığı altında istem konusu yasa kuralları incelenmeli ve daha sonra da Anayasa'nın 50. maddesinin anlamı ile istem konusu Yasa kurallarının ilişkisi üzerinde durulmalıdır.

l- Anayasa'nın 21. maddesinin kapsadığı ilkeler :

Anayasa'nın (Bilim ve sanat hürriyeti) başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrasında bilim ve sanatı öğrenme ve öğretme özgürlüğü, temel hak olarak ve herhangi bir sınırlandırma söz konusu olmaksızın benimsenmiştir. Bu ilke, herkesin isteyen kişiye bilim ve sanati öğretebileceği ve yine herkesin istediği kimseden bilim ve sanati öğrenebileceği ilkesidir.

Maddenin ikinci fıkrasında ise eğitim ve öğretimin, Devletin gözetim ve denetimi altında serbest olduğu bildirilmiş, üçüncü fıkrasında özel okulların bağlı olduğu temel kuralların yasalarca ve Devlet okullarıyla erişilmek istenilen düzeye denk bulunmak üzere düzenleneceği, 4. fıkrasında ise çağdaş bilim ve eğitim ilkelerine aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamıyacağı ilkeleri öngörülmüştür.

Bu maddenin birinci fıkrası genel' olarak öğrenme ve öğretme özgürlüğünü düzenlemiş, ikinci ve sonraki fıkraları ise eğitim ve öğretime ilişkin kurallar koymuştur. Maddenin birinci fıkrası kuralı ile sonraki fıkraları kuralları karşılaştırıldığında, ilk fıkradaki özgürlüğün daha sonraki fıkralarda eğitim ve öğretim alanında, bir kaç yönden sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır, başka deyimle birinci fıkrada öngörülen öğrenme ve öğretme özgürlüğü, öğretim ve eğitim alanlarında önemli kısıtlamalara uğratılmıştır.

Herhangi bir hukuk kuralının tek başına değil, .içinde bulunduğu metnin tümü gözönünde tutularak yorumlanması, hukuk bilimince benimsenmiş ilkelerden olduğu için, inceleme konusu 21. maddenin ilk fıkrasındaki kuralın, bu madde içindeki ve Anayasa'nın başka maddeleri içindeki sınırlandırmalar yokmuşçasına yorumlanması, söz konusu edilemez; bundan ötürü, öğrenim ve öğretim özgürlüğünün, salt olarak öngörülmüş bulunduğu yollu bir ilke, benimsenemez.

İnceleme konusu 21. maddenin 3. fıkrasında özel okullar ve Devlet okulları sözleri, genel biçimde daha açıkçası öğretim aşaması bakımından herhangi bir sınırlandırmadan söz edilmeksizin anılmış olduğu için, bu 21. madde açısından özel yüksek okulların açılmasına ilke olarak, engel bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu madde ayrıca her kişinin bilim ve san'atî açıklamaya, yaymaya ve bu alanda her türlü araştırmaya yetkili olduğunu dahi belirtmektedir.

2- Anayasa'nın 120. maddesinin kapsadığı ilkeler :

Anayasa'nın

(Üniversiteler) başlıklı 120. maddesinde üniversitelerin ancak Devlet eliyle ve

yasa ile kurulabileceği ilkesi başka deyimle üniversite kurma konusunda Devlet

tekeli ilkesi benimsendiği gibi üniversitelerin bilim ve yönetim bakımından

özerk kamu tüzel kişileri olmaları ilkesi de kabul edilmiştir; üniversiteler

açısından, özerklik ilkesinin kapsamı, üniversitelerin kendileri tarafından

seçilen yetkili öğretim üyelerinden kurulu organları eliyle yönetileceği ve

denetleneceği, üniversite organlarının, öğretim üyelerinin ve yardımcılarının

üniversite dışındaki makamlarca, her ne biçimde olursa olsun, görevlerinden

uzaklaştırılamıyacağı yolunda kurala bağlanmıştır. Bundan başka üniversite

öğretim üyeleri ve yardımcılarının serbestçe araştırma ve yayında

bulunabilecekleri ilkesi benimsenmiştir. 120. maddenin son fıkrasındaki kural

konumuzla ilgili değildir.

Anayasa koyucu bu maddede öngördüğü ilkelerle üniversite kurmak isteyen yasa koyucuya birtakım kesin buyruklar vermekte ve aynı zamanda özel kişilerin ya da yasadan gayrı bir işlemle Devletin üniversite kurmasını yasaklamaktadır. Anayasa'da üniversite kavramı tanımlanmış olmadığından herşeyden önce üniversitenin ne demek olduğu üzerinde, inceleme yapılması gereklidir.

Anayasa

açısından üniversite kavramını belirleyecek ölçülerden birisinin yasa ile

üniversite adı altında kurulmuş bulunma ölçüsü olduğu, yasa ile kurulmuş

olsalar bile üniversite adı altında kurulmuş bulunmayan yüksek öğretim ve

eğitim kurumlarının üniversite sayılamıyacağı ileri sürülebilir. Şunu

belirtelim ki, yasalarla üniversite adı altında ve Anayasa'nın 120.

maddesindeki ilkeler doğrultusunda kurulan kurumların Anayasa açısından

üniversite sayılacakları herkesin tartışmasız kabul edeceği bir gerçektir.

Ancak bunun dışında kalan belli nitelikteki bîr takım yüksek öğretim

kurumlarının dahi üniversite sayılıp sayılmayacaklarının belirlenmesi için

Anayasa'nın 120. maddesindeki ilkelerin neye dayanılarak konulmuş bulundukları

araştırılmalıdır.

a)

Çağdaş uygarlığın temeli, insanların davranışlarında, eylemlerinde aklı egemen

kılmalarıdır. Bunun yolu ise bilimsel çalışma yoludur; bu yolun kılavuzu olan

ilke de bilimin insanların yaşamasında gerçek yol gösterici sayılması

ilkesidir. Bu ilkenin eylemli olarak uygulanabilmesi için toplumun yapısının

kilit yerlerinde bilimsel gerçeği arayıp bulabilecek, uygulayabilecek ve bütün

düşünce ve davranışlarında bilimsel gerçeğin isterlerinden ayrılmayacak

kişilerin bulunması, bunun sağlanması için de bu nitelikte kişilerin

yetiştirilmiş olması zorunludur. Bilimsel çalışma, yalnız aklın ve gözlemin

biçimlendirdiği bir çalışma olması dolayısiyle böyle bir çalışmaya ve bilimsel

yolda eyleme yönelecek kişilerin bilimsel gerekler dışında bir etki ile

karşılaşmaksızın yetiştirilmeleri temel bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.

Yalnızca bilimsel ve nesnel ölçülere göre biçimlendirilmiş bir öğretim ve

eğitimin gerçekleştirilmesi, toplumsal açıdan büyük önem gösteren alanlardaki

yüksek öğretim ve eğitimin gerek siyasal çevrelerin ve özellikle siyasal

iktidarın, gerekse toplumdaki çeşitli kümelerin etkilerinin dışında tutulmuş

bir öğretim ve eğitim düzeni ile olabilir. Bu düzenin gerçekleştirilmesi

düşüncesi üniversitelerin Devletçe ve yasa ile kurulması ve üniversitelerin

yönetimsel ve bilimsel özerklikle donatılması ilkelerinin ortaklaşa gerekçesidir.

Aşağıdaki b bendinde Devletçe kurulma ilkesine, başka deyimle Devlet tekeli ilkesine, c bendinde özerklik ilkesine temel olan Özel gerekçeler açıklanacaktır.

b) Toplumdaki çeşitli kümelerin toplum açısından önemli alanlardaki yüksek öğretimi etkilemesini önlemek için Anayasa'nın 120. maddesinde üniversitelerin ancak Devlet eli ile ve yasa ile kurulması öngörülmüştür. Gerçekten üniversitelerin ancak Devletçe ve yasa ü kurulabileceği ilkesi, özel kişilerin üniversite açmalarını yasaklamakta ve böylelikle bir takım yarar veya düşünce topluluklarının kendi çıkarlarına uygun ve tek yanlı bir yüksek eğitim ve öğretim vermelerini önlemektedir.

Temsilciler Meclisindeki görüşmelerden anlaşıldığı üzere (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, cilt 4, S. 28-45 ve 389-400) üniversite açılmasının Devlet tekeline verilişinin bir gerekçesi de yabancıların Türkiye'de yüksek eğitim yerleri açma yolu ile Türk kültürünün zararına ve kendi kültürleri yararına işleyen bir eğitim ve öğretim sağlamalarım önlemektir.

c)

Üniversitelere yönetim ve bilim açısından özerklik tanınmasının gerekçesi ise

siyasal çevrelerin ve özellikle iktidarın üniversite çalışma, öğretim ve

eğitimini etkisi altında bulundurması yolunu kapamak ve üniversite

çalışmalariyle öğretim ve eğitimini her türlü dış etkiden uzak bir ortam içinde

sürdürmektir. Her siyasal kuruluşun kendisine göre birtakım görüşleri ve

anlayışları vardır ve bu kuruluşlar eğitim ve öğretimi kendi görüş ve

anlayışları doğrultusunda etkileme eğilimini gösterebilirler. Oysa toplumsal

açıdan çok önemli bulunan alanlarda görev alacak yetenekli kimselerin

yetiştirilmesi, (Az yukarıda da belirtildiği gibi) bunların yalnızca nesnel ve

bilimsel düşüncelere dayanan bir eğitim ve öğretimden geçmiş bulunmalarına

bağlıdır. Her ne kadar bilimin ilerlemesi ile bilimsel gerçeklerde de birtakım

değişmeler olabilmekte ve olmakta ise de bu değişmelerin nedeni siyasal

çevrelerin ve özellikle iktidarların ya da çeşitli kümelerin düşünceleri

değildir ve bu türlü değişmeler, toplum için zararlı değil, ancak yararlı

olabilir.

ç)

Anayasa'nın 120 nci maddesindeki üniversitelerin Devletçe ve yasa ile

kurulması, yönetim ve bilim yönlerinden özerk olması ilkelerinin, bilimsel

gerekler dışındaki etkilerden uzak tutulmuş bir çalışmayı öğretimi ve eğitimi

sağlamak ereği ile benimsendiği. Anayasa Mahkemesinin bundan önce vermiş olduğu

iki kararının gerekçelerinde de açıkça bildirilmiştir. (Esas 65/32,.Karar 66/3

sayılı, 4/2/1966 günlü karar - Resmî Gazete sayı 12317, gün 8/6/1966, Anayasa

Mahkemesi Kararlar Dergisi sayı 4, S. 33 ve sonra; Esas 67/32, Karar 68/57

sayılı, 3/2/1968 günlü karar Resmî Gazete sayı 13346, gün 8/11/1969, Anayasa

Mahkemesi Kararlar Dergisi sayı 7, S. 84 ve sonr.)- Böylece Anayasa

Mahkemesinin bu konuda, şimdiki kararda belirtilen görüşü, bundan önce

belirtmiş olduğu düşüncelerinin aynıdır.

d)

Anayasa'nın 120 nci maddesindeki Devlet tekeli ve özerklik ilkelerinin

benimsenmesine temel olan düşünce, toplum yapısının kilit yerlerinde görev

alacak kişilerin yalnızca bilimsel gereklere uygun biçimde ve bilimsel isterler

dışında kalan etkilerden uzak olarak yetiştirilmesi olunca, toplumun kilit

yerlerinde görev alacak kişileri yetiştiren ve fakat adı üniversite olmayan

bütün kurumların Anayasa'nın 120 nci maddesine göre üniversite niteliğinde

sayılması gerekir, başka deyimle üniversite diye anılmayan, ancak verdiği

yüksek öğretim, nitelikçe üniversite öğretimi olan veya bu öğretimin

sonuçlarını sağlayan bütün kurumlar, Anayasa'nın 120 nci maddesi açısından

üniversite kavramı içinde sayılmak gerekir.

e)

Hukuk düzeni bir kurum için kural koyarken bu kurumu tanımlamazsa, koyduğu

kurala o kurumun toplumsal alanda geçerlikte bulunan tanımını temel tutmuş ve o

kurumun toplum içindeki görevini yapan bütün kurumlan o kurala bağlamak istemiş

demektir. Gerçekten hukuk kuralları toplumsal ilişkileri düzenleyen ve

genellikle yaptırıma bağlıyan kurallardır. Öğretim ve eğitim kurumlarının

toplumsal görevi ise genellikle nitelikli adam yetiştirmek ve yetişenlere belli

yetkiler sağlıyan belgeler vermektir. Nitelikli adam yetiştirilmesi, belli

dersleri okutmak, belli uygulamaları yaptırmak yoluyle, yetişenlere belge

verilmesi ise belli öğretim dönemi içinde ve sonunda öğrencileri belli kuramsal

ve uygulamaya ilişkin sınavlardan geçirmek ve sınavların sonucunda başarıyı saptamak

yolu ile olur. Eğitim ve öğretim kurumlarının toplumsal görevi belli dersleri

okutmak ve belli sınavlardan geçirdikten sonra belli yetkiler sağlıyan belgeler

vermek olduğuna, Anayasa'nın 120 nci maddesinde üniversitenin her şeyden önce

bir öğretim kurumu olarak gözönünde tutulmuş bulunduğuna ve onun tanımının

ancak toplumsal görevine bakılarak yapılmasının zorunlu olmasına göre

Anayasa'nın 120 nci maddesince üniversite demek, yalnız üniversite adını

taşıyan kurumlar demek değildir; üniversitelerin toplumsal görevini yapan,

başka deyimle, hiç olmazsa temel çizgileri bakımından üniversite öğretim ve

eğitimini sağlıyan, üniversite diplomasına eşit değerde diploma veren ve ancak

adı üniversite olmayan yüksek öğretim ve eğitim kurumları da bu tanımın kapsamına

girmektedir.

Üniversite görevi yapan yüksek öğretim kuruluşlarının, toplumsal açıdan, üniversite sayılması gerektiğine göre, 4936 sayılı Üniversiteler Kanununun l inci maddesiyle 2 nci maddesinin ilk fıkrası uyarınca kurulmuş bulunan bütün kurumlar, yüksek okul, ya da enstitü gibi adlarla anılmakta bulunsalar, ya da tek bir fakülte biçiminde kurulmuş olsalar bile, yine üniversite kavramı içine girerler; çünkü bunlar üniversite öğretimi yapmak için varlık kazanmış birer kurumdur (13/6/1946 günlü, 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu, Düstur 3. Tertip, cilt 27, S. 1323).

Hukukta yapılacak yorumlarda sözden çok öze önem verilmesi ve yorumda sözün özü belirtmeğe yarayan bir araç olduğunun kesinlikle gözönünde tutulması, çağdaş hukuk biliminin benimsendiği temel ilkelerdendir. Burada üniversite deyimini yorumlarken benimsediğimiz yol, öze de önem veren bir yol olmak bakımından üstün bir durumdadır; oysa yasaların yalnızca üniversite adı altında kurdukları kuruluşları üniversite saymak ve üniversite görevi yapan başka yüksek eğitim ve öğretim kurumlarım yalnızca üniversite adı altında kurulmadıkları için üniversite saymaktan kaçınmak, ancak söze ve kurumun kuruluş biçimine önem veren bir yorum olur bu da çağdaş yorum kurallarına uygun düşmez.

Anayasa'nın

120 nci maddesinde üniversite kuracak olan Devlet için yerine getirilmesi

zorunlu birtakım buyruklar ve yasaklar vardır. Bunlar üniversitenin Devlet

eliyle ve yasa ile kurulması buyruğu, üniversitelere bilimsel ve yönetimsel

özerklik sağlanması buyruğu, özel kişilere üniversite açtırma yasağı,

üniversitenin organları ile öğretim üye ve yardımcılarının üniversiteler

dışında kalan bir makam ya da kişi tarafından görevlerinden uzaklaştırılması

yasağıdır. Bu yasaklar ve buyruklar yasa koyucuyu da, Devletin Öbür organlarını

da, Anayasa'nın 8 nci maddesi uyarınca, bağlamaktadır. Eğer 120 nci maddedeki

üniversite sözünü yalnızca yasa ile üniversite adı altında kurulmuş olma

anlamında alırsak ve üniversite görevi yapıp da üniversite adı altında kurulmuş

olmayan yüksek öğretim kurumlarını bu anlamın kapsamı dışında tutarsak,

nitelikçe üniversite öğretimi yapan ve nitelikçe üniversite diplomaları

değerinde diplomalar veren kuruluşlar, yasa koyucunun Anayasa'nın 120 nci

maddesindeki buyrukları ve yasaklan gözönünde tutmaksızın kurulabileceğini

kabul etmiş ve böylece Anayasa'nın 120 nci maddesinde öngörülen ve az yukarıda

özetlenen buyruklara ve yasaklara uymayı yasa koyucunun dileğine bırakmış

oluruz. Böyle bir görüş ise Anayasa kurallarını dolambaçlı yoldan hiçe saymak

demek olur ve hukuk açısından hiç bir biçimde savunulamaz.

3- Anayasa'nın 21. ve 120. maddeleri arasındaki ilişki :

Anayasa'nın

21. ve 120. maddeleri ile benimsenen ve yukarıda açıklanan ilkeler

karşılaştırıldığında; Devletin gözetim ve denetimi altında olmak ve düzey

denkliği sağlamak, çağdaş bilim ve eğitim ilkelerine uygun olmak koşulu ile

öğretim ve eğitimi serbest kılan Anayasa'nın üniversite öğretimi konusunda bu

serbestliği tanımadığı ve böylelikle üniversite öğretimi yapmak üzere kurulmuş

olan kurumların ancak Devlet eliyle ve özerk tüzel kişi biçiminde kurulmasını

Öngördüğü sonucuna varılır. Gerçekten Anayasa'nın 21. maddesinde çizilen

sınırlara saygı gösterilerek özel bir üniversite kurulmasına, ya da üniversite

öğretimi niteliğinde öğretim yapan özel bir yüksek öğretim kurumu kurulmasına

Anayasa'nın 120. maddesi kuralları engel bulunmaktadır. Bir kurumda yapılan

yüksek öğretimin üniversite öğretimi niteliğinde olması ise öğretimin, herhangi

bir üniversiteye bağlı bir yüksek okul, enstitü, fakülte gibi bir kurumda ya da

tek başına kurulmuş bir fakültede yapılan öğretime hiç değilse temel çizgileri

bakımından denk bulunması ve bundan başka o öğretim sonunda verilen diplomanın

fakülte ya da üniversiteye bağlı yüksek okul veya enstitü gibi bir yüksek

öğretim kurumunca verilen diplomaya genellikle eşit sayılabilecek haklar

sağlaması ile anlaşılır.

Bir

yüksek öğretim kurumunca verilen diplomanın herhangi bir fakültece ya da

üniversiteye bağlı bir yüksek öğretim kurumunca verilen diplomaya genellikle

eşit sayılabilecek haklar sağlaması dahi, o yüksek öğretim kurumundaki

öğretimin, üniversite öğretimi niteliğinde olduğunu kabule yeterli

bulunacaktır; zira, yukarıki bentte belirtildiği üzere Anayasa'nnı 120.

maddesinin temeli olan düşünce, toplum yapısının kilit yerlerinde görev alacak

kişilerin yansız bir öğretim ve eğitim görmüş kişiler olmasıdır, başka deyimle

yansız yüksek öğretim ve eğitimden geçmemiş olanların toplumun kilit yerlerinde

görev almalarını engellemektir oysa yansız yüksek öğretim görmemiş kişiler

üniversite diplomasına denk diplomalar dolayısiyle böyle yerlerde görev

alabileceklerdir, bu yolla Anayasa'nın 120. maddesinin konuluş ereğine aykırı

durumlar gerçekleşecektir. Şu da belirtilmelidir ki herhangi bir zamanda

üniversite öğretimi kapsamına alınmış olmayan bir öğretim konusu, sonradan bir

üniversitece kurulan bir yüksek okul ya da bir fakültenin Öğretim alanına

alınabilir ve bu konuya ilişkin öğretim artık üniversite öğretimi niteliğini

kazanabilir. Böyle bir durumda bu eğitim dalı dahi, Anayasa'nın 120. maddesi

kurallarının kapsamına girer.

Herhangi

bir yasa metninde konulan bir ilkenin, o ilkenin düzenlediği madde içinde, ya

da o yasanın yahut başka bir yasanın herhangi bir maddesiyle sınırlandırılması

hukuk tekniğince olabilir. Buna göre Anayasa'nın bir maddesinde tanınan

herhangi bir hakkın, Anayasa'nın başka bir maddesiyle sınırlandırılmasına engel

yoktur; nitekim Anayasa'nın 21. maddesindeki öğretim kurumlan kurma özgürlüğüne

Anayasa'nın 120. maddesiyle bir ayrık durum getirilmiş bulunmaktadır; yukarıda

belirtildiği gibi 120. madde yalnızca üniversite adı altında yasa ile kurulmuş

bulunan kuruluştan değil, yaptığı öğretim üniversite öğretimi niteliğinde olan

ve adı üniversite olmayan bütün kuruluşları dahi kapsamına almakta olduğundan

üniversite öğretimi niteliğinde öğretim yapan bütün kurumlar, bu maddenin

koyduğu sınırlandırma içine girmektedir.

Özgürlükleri hukuk düzeninin temeli sayan Anayasa'nın yorumunda, özgürlükleri sınırlandıran Anayasa kurullarının dar bir yoruma bağlanması gerektiği ileri sürülerek, üniversite adını taşımayan kurumların 120. maddenin kapsamı dışında kaldığı savunulamaz; çünkü ister ana kural, ister ayrık durum yaratan bir kural olsun, her kuralın kendi kapsamına giren veya girecek olan bütün olaylara uygulanması zorunludur. Bundan dolayı, Anayasa'nın 120. maddesindeki kuralların dahi, kapsamına giren veya sonradan girecek olan bütün durumlara uygulanması gerekir.

Anayasa'nın 11. maddesi uyarınca temel bir hakkın ve özgürlüğün özüne dokunulamayacağı ilkesi, temel hak ve özgürlüklere yalnızca yasalarla konulacak sınırlandırmalar için söz konusu olduğundan, Anayasa'nın 120. maddesinin ve 21. maddesinin karşılıklı ilişkilerine değinen ve üniversite öğretimi niteliğindeki Öğretimde Devlet tekelinin öngörülmüş olduğunu kabul eden yorumun, Anayasa'nın 11. maddesine aykırı olduğu söylenemez. Kısacası Anayasa'nın öngördüğü bir temel hak ve özgürlüğün yine Anayasa'ca sınırlandırılması durumunda Anayasa'nın 11. maddesinin uygulanma yeri olamaz.

4- Dâva konusu yasa kurallarının Anayasa'nın 21. ve 120. maddeleri açısından değerlendirilmesi :

a)

625 sayılı özel okullar Yasasının 1. maddesinde nitelikçe üniversite Öğretimi

yapan özel yüksek okulların açılamayacağını gösteren herhangi bir sınırlandırma

olmaksızın, her durumdaki özel yüksek okulun açılabilmesi ilkesi benimsenmiş

bulunmaktadır; oysa yukarıda yazıldığı üzere yaptığı öğretim nitelikçe

üniversite öğretimi olan bütün yüksek öğretim kurumlan 120. madde uyarınca

yalnız devletçe ve yasa ile, bilim ve yönetim bakımından özerk kamu tüzel

kişileri biçiminde kurulabilir. Özel okulun devletçe kurulması düşünülemeyeceği

gibi Anayasanın 21. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı olarak Anayasa'nın 120.

maddesi uyarınca özerk, yani Devlet gözetim ve denetimi dışında kalan, bir

biçimde kurulması dahi düşünülemez.

Yukarıda belirtildiği gibi Anayasa'nın 120. maddesinde üniversiteler için Devlet tekelinin öngörülmüş olmasiyle güdülen erek toplum yaşamı bakımından büyük önem taşıyan öğretim alanlarını yalnız özerk kamu tüzel kişilerine bırakmaktadır. Buna göre herhangi bir üniversitenin öğretim alanına girmiş bulunan konularda özel kişilerin yüksek öğretim kurumu kurmaları, 120. maddenin konuluş ereklerinin birisiyle çelişir ve bu bakımdan Anayasa'ya aykırı olur. Ayrıca, ileride üniversite öğretimi alanına girecek olan bir öğretim konusunda özel yüksek okul açılması veya daha önce açılmış böyle bir okulun sürdürülmesi dahi o zaman Anayasa'ya aykırı bir duruma girmiş olacaktır.

Yukarıda açıklandığı gibi, Devlet tekelinin bir başka ereği de yabancıların Türkiye'de üniversite kurarak kendi kültürlerini Türk kültürünün zararına yaymalarını önlemektir. Üniversite görevi yapan özel yüksek okullar bu amaca dahi aykırı düşecektir.

Yine

yukarıda belirtildiği gibi, üniversitelerin özerkliği ilkesi benimsenirken

güdülen erek, üniversite öğretimi niteliğindeki yüksek öğretimi nesnel,

bilimsel ölçüler dışındaki etkilerin .başka deyimle siyasal çevrelerin veya

çeşitli çıkar veya düşünce kümelerinin etkileri dışında tutmaktır. Özel yüksek

okul zorunlu olarak (Anayasa'nın 21. maddesinin ikinci fıkrası gereğince)

Devletin gözetim ve denetimi altında bulunacaktır. Bundan başka özel yüksek

okullar belli iktisadî çevrelerin veya düşünce kümelerinin çıkarlarına uygun

bir öğretime daha yatkın birer ortamdırlar. Demek ki üniversite görevi yapan

özel yüksek okullar, Anayasa'nın 120. maddesinde öngördüğü özerklik ilkesinin

konulmasıyla güdülen erek ile dahi çatışmaktadırlar.

İmdi, tartışma konusu 1. maddenin özel yüksek okullara ilişkin kuralı, Anayasa'nın 120. maddesine aykırılığı nedeniyle iptal edilmelidir.

Devletin

üniversitelere, onların özerkliği dolayısiyle, gerekli alanlar için, belli

sayıda adam yetiştirme ödevi yükleyemeyeceğine göre üniversite görevi yapan

özel yüksek okulları yasaklamakla toplumda çok çeşitli işler için çeşitli

uzmanlara olan gereksinmeyi dahi karşılayamamak durumunun yaratılacağı görüşü

doğru değildir. Çünkü bir kez Devlet, yasalar yaparak kuracağı üniversitelerle,

ya da üniversitelerle anlaşıp kurduracağı yeni fakültelerle çeşitli alanlar

için çeşitli uzmanlar yetişmesini sağlayabilir. Bundan başka bir takım alanlar

için üniversite eğitimi niteliğinde eğitim yapmayan ve verdiği diplomalarla

üniversite diplomalarına genellikle eşit sayılabilecek yetkiler sağlamayan

yüksek okullar açabileceği gibi Anayasa'nın 21. maddesindeki koşullara uyularak

özel kişilerce bu türlü okulların açılmasına izin verebilir ve böylece çeşitli

işler için türlü uzmanlara olan gereksinmeyi karşılayabilir. Kaldı ki, bir

takım gereksinmelerin karşılanamaması gibi bir sakınca gerçekten var olsa bile,

böyle bir durum Anayasa'ya aykırı bir kuralın yürürlükte kalmasına yol açamaz.

Üniversitelerdekine benzer özel eğitim yapılamayacağı düşüncesinin Anayasa'nın 21. maddesinin birinci fıkrasındaki öğrenim özgürlüğüne aykırı düşeceği görüşü doğru değildir; çünkü (Yukarıda 1. bentte belirtildiği üzere) bilim ve sanatı öğretme ve öğrenme özgürlüğü, Anayasa'nın 21. maddesinin 2. ve sonraki fıkralariyle 120. maddesinde sınırlandırılmıştır.

Birtakım

batı ülkelerinde özel okullar için Anayasa güvencesi sağlanmış olmasının özel

yüksek okulların Türkiye'de her alanda varlığının kabulü için bilimsel bir

dayanak olacağı dahi düşünülemez; gerçekten. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın

120. maddesi böyle bir düşüncenin savunulmasına engeldir; çünkü, (Yukarıda 1.

bentte açıklandığı gibi) Anayasa'nın yorumunda 120. maddeyi bir yana atarak

yalnızca 21. maddeden sonuç çıkarmak yanlış olur. Anayasa'nın 120. maddesinde

üniversite kurma konusunda özel girişim için bir yasak konulmuştur; bu anayasal

sınırlandırma karşısında, Anayasanın 40. maddesindeki özel girişimler kurma

özgürlüğüne ya da 36. maddesindeki mülkiyet güvencesine dayanılarak her alanda

özel yüksek okul açılabileceği savunulamaz.

b) 625 sayılı Yasanın itiraz konusu 13. maddesi, yüksek özel okullarda yapılacak sınavların ilkelerini saptamaktadır. Bu kural sözü geçen Yasanın özel yüksek okulların varlığını ve kurulmasını öngören birinci maddesiyle sıkı sıkıya bağlıdır. 1. madde özel yüksek okullar açısından Anayasa'nın 120. maddesine aykırı görülmüş bulunduğuna göre onunla sıkı sıkıya bağlantısı bulunan 13. maddedeki kuralın dahi sözü edilen 120. maddeye aykırı olduğu sonucuna varılır. Çekçekten özel yüksek okulların varlığı Anayasa'ya aykırı olunca bunların çalışmalarının bir evresi olan sınav işlemlerinin dahi sözü geçen 120. madde kuralına aykırı olması hukuk mantığına göre bir zorunluktur.

Tartışma konusu 13. madde, özel yüksek okullar için üniversitelerde yapılan sınavlara ilişkin kurallardan başka bir kural düzeni benimsemiş olmakla sınav düzeni bakımından dahi üniversitelerle bir tutulması gereken özel yüksek okul öğrencilerini haklı bir neden olmaksızın başka kurallara bağlı tutmuş ve böylece Anayasa'nın 12. maddesindeki yasa önünde eşitlik ilkesini de kendi açısından zedelemiş bulunmaktadır. Demek ki tartışma konusu kuralın, Anayasa'nın 120. maddesine aykırı olmadığı bir an için var sayılsa bile, Anayasa'nın 12. maddesine aykırılığı nedeniyle, yine iptali gerekecektir.

Özel yüksek okullardaki sınav düzeninin üniversitelerdeki düzenden daha sıkı olduğu görüşü de eşitlik ilkesine aykırılığı ortadan kaldırmayacaktır; zira, gerçeğe uygun olsa bile, böyle bu durumda da özel yüksek okullar öğrencilerinin zararına olarak yasa önünde eşitlik ilkesi zedelenmiş bulunacaktır.

5- Anayasa'nın 50. maddesinin kapsadığı temel ilke :

Anayasa'nın

50. maddesindeki kuralların dayanağı, halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını

sağlamanın Devlet için en başta gelen ödevlerden olduğu ilkesidir. Bu maddede,

halkın öğrenim ve eğitim gereksinmelerinin karşılanmasının, nitelikçe kolluk

işleri, yargı işleri gibi, Devletin en önemli ödevlerinden olduğu ilkesi

benimsenmiş ve kesinlikle açıklanmıştır. Demekki öğrenim ve eğitim yoluyla

halkı yetiştirme, Devletin yerine getireceği en önemli kamu hizmetlerindendir.

Gerçekten Anayasa'nın (Başlangıç) kurallarından anlaşıldığı gibi Türk toplumunu

uygar uluslar ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi durumuna getirmek

için insan yetiştirmenin en önemli bir Devlet işi sayılması olağandır. Plana

bağlı toplumsal, iktisadî ve kültürel kalkınmanın ilk koşulu da, nitelikli adam

yetiştirmektir. Bu ise ancak öğretim ve eğitimle gerçekleşebilir. Demekki,

Anayasa'nın 50. maddesi kuralının Anayasa'nın kalkınmaya ilişkin 41 ve 129.

maddeleri ile de sıkı sıkıya bağlantısı vardır. Dikkat edilirse Anayasa'nın

öngördüğü Devlet ödevlerinden hiçbiri için kullanılmış olmayan (Devletin başta

gelen Ödevlerindendir) sözleri, bu ö-dev için Anayasa'da yer almıştır. Öğretim

ve eğitim Devletin en önemli ödevlerinden sayılınca bu konuda devlete yardımcı

olarak özel kesimce açılacak ve işletilecek kurumların kazanç amacı güden

kurumlar olmaması zorunlu olarak ortaya çıkar; Devletin başta gelen ve salt

iktisadî alan dışında bulunan bir ödevi için yardımcı olmak üzere açılacak ve

işletilecek bir kurumun zarardan korunmak düşüncesiyle yetinmeyip kazanç amacı

gütmesi, sosyal Devlet ilkesi ile bağdaştırılamaz ve böyle bir duruma izin

veren hiçbir kural, Anayasamızda yer almış değildir. Gerçekten salt iktisadî

nitelikte olmayan kamu işlerinin Devletçe ve Devlet kaynaklarıyle ve kazanç

amacı güdülmeksizin görülmesi, Anayasa'nın temel ilkelerindendir.

6- Dâva konusu yasa kurallarının Anayasa'nın 50. maddesi açısından değerlendirilmesi :

a)

625 sayılı Yasanın 1. maddesinde özel öğretim kurumlarının ve bu arada özel

yüksek okulların her türlü gerçek ve tüzel kişilerce açılabileceği yazılı

bulunmaktadır. Demek ki iktisadî kazanç ereği güden özel kişiler bir ticaret

evi olarak özel yüksek okul açabilecekleri gibi ticarî kazanca yönelen

kollektif, anonim ortaklıklar gibi ticaret ortaklıkları dahi böyle bir okul

açabileceklerdir. Bu kuralı Anayasa'nın az önce açıklanan 50. maddesi kuralının

ışığı altında incelediğimizde Anayasa'nın sözü edilen kuralına aykırı bulunduğu

görülür. Gerçekten kazanç amacı güden gerçek kişilerin ya da (Kazanç ereğine

yönelmiş ticaret ortaklıkları gibi) tüzel kişilerin özel öğretim ve eğitim

kurumlan açmaları, Devletin başta gelen ödevlerinden bulunan bir temel ödevin

kazanç amacı güden gerçek veya tüzel kişilerce yerine getirilmemesi gereği

karşısında, Anayasa'ya aykırı bulunmaktadır. Demekki sözü edilen 1. madde

kuralı, bir an için Anayasa'nın 120. maddesine aykırı sayılmasa bile, 50.

maddesine ve Devletin salt iktisadî nitelik taşıyan işleri dışında kalan

alanlarda Devlete yardımcı durumundaki özel kuruluşların kazanç amacı

güdememeleri gereğine aykırı bulunmaktadır; bu yüzden de iptali gerekir.

Şu da unutulmamalıdır ki devletin başta gelen ödevinin kazanç ereği güden özel kuruluşlarca yerine getirilmesi; Öğretim ve eğitimin temel hedefinden saptırılması, gitgide soysuzlaştırılması sakıncasını doğurur ve böylelikle eğitim ve öğretim yoluyle hem bilgili, hem nitelikli yurttaşlar yetiştirilmesine yönelen anayasal erekten iyice uzaklaşılmış olur.

b) Yukarıki 4. bentte açıklandığı üzere 13. madde, Yasanın 1. maddesiyle sıkı sıkıya bağlantılı bulunduğundan, 1. maddedeki Anayasa'ya aykırılık durumu, bu madde için dahi Anayasa'nın yukarıki (a) bendinde anılan madde ve ilkesi açısından da gerçekleşmiş bulunmaktadır.

7- Başkan Hakki Ketenoğlu, Üye Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş ve Halit Zarbun, 625 sayılı Yasanın 1. ve 13. maddelerinin Anayasa'ya aykırılığı dolayısıyle iptali gerektiği görüşüne katılmamışlardır.

İtiraz konusu Yasa kurallarının iptali yolunda oy vermiş bulunan üyelerden Nuri Ülgenalp ile Muhittin Gürün, Anayasa'nın 50. maddesine dayanan iptal gerekçesine katılmadıkları gibi iptal yolunda oy kullanan üyelerden Nuri Ülgenalp, Recai Seçkin, Kani Vrana ve Şevket Müftügil dahi gerekçenin yazılışına çeşitli yönlerden katılmamışlardır.

8- 625 sayılı Yasada uygulama yeri kalmayan kuralların durumu:

Anayasa Mahkemesi kuruluşunu ve yargılama usulünü düzenleyen 44 sayılı Yasanın 28. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi, herhangi bir yasa kuralının iptali soncunda o yasa içinde bulunup da iptal istemine konu edilmemiş olan ve artık uygulama yeri kalmayan öbür kuralların dahi iptaline karar vermeye yetkilidir.

625 sayılı Yasanın iptal isteminin konusu dışında bulunup da iptali öngörülen maddeleri dolayısiyle artık uygulama yeri kalmayacak olan maddeleri gözden geçirilmiş ve böylece sözü edilen Yasanın 8. maddesinin özel yüksek okullara ilişkin 2., 3. ve 4. fıkralarının, 48. maddesinin özel yüksek okullara ilişkin bulunan kuralının iptali gerektiği sonucuna varılmıştır.

Sonuç : l- 8/6/1965 günlü, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun I. maddesinin özel yüksek okullar bakımından Anayasa'ya aykırı olduğuna ve bu yönünün iptaline. Hakkı Ketenoğlu, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş ve Halit Zarbun'un karşı oylariyle ve oyçokluğu ile;

2- Aynı kanunun 13. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Hakkı Ketenoğlu, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş ve Halit Zarbun'un karşı oylariyle ve oyçokluğu ile;

3- a) Aynı kanunun 8. maddesinin özel yüksek okullara ilişkin 2., 3. ve 4, fıkralarının,

b) 48. maddenin yüksek öğrenim veren özel okullara ilişkin hükmünün,

44 sayılı Kanunun 28/2. maddesi uyarınca iptallerine oybirliğiyle;

4- İptal kararının 9/7/1971 gününde yürürlüğe girmesine oybirliği ile;

12/1/1971 gününde karar verildi.

Başkan

Hakkı Ketenoğlu

Üye

Celalettin Kuralmen

Üye

Fazıl Uluocak

Üye

Sait Koçak

Üye

Avni Givda

Üye

Nuri Ülgenalp

Üye

Muhittin Taylan

Üye

Şahap Arıç

Üye

İhsan Ecemiş

Üye

Recai Seçkin

Üye

Ahmet Akar

Üye

Halit Zarbun

KARŞI

OY YAZISI

Mahkememiz, 625 sayılı Kanunun l, 8, 13 ve 48. maddelerinin yüksek okullarla ilgili hükümlerim iptal etmiştir.

Bu karara aşağıdaki nedenlerle karşıyız.

A)

Daha önce konuyu, Anayasa düzeni içinde incelemek ve belirtmek faydalı olacaktır.

Anayasa'nın (bilim ve sanat hürriyetleri) başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrasında; (Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir) hükmü ile öğrenim ve öğretimin ana prensibi konmuştur. Bu hak geneldir ve herkes içindir. Öğrenme ve öğretme derecelerinden hiçbirisi istisna edilmemiş, ilk - orta ve yüksek derecelerdeki her türlü öğrenim ve öğretim, kişilere hak olarak tanınmıştır. Herkese tanınan bu hakkın kayıtlamaları, ilk önce bu maddenin diğer fıkralarında saptanmış bulunmaktadır.

İkinci fıkrası ile öğrenme ve öğretmenin eğitim ve öğretim biçiminde olanlarının devlet gözetim ve denetimi altında serbest olacağı ortaya konmuştur. Demek oluyor ki; eğitim ve öğretimin yapıldığı her türlü resmî ve özel okullarda devlet denetim ve gözetimi, devlet için bir ödev, eğitim ve öğretim için bir koşuldur. Eğitim ve Öğretim niteliğinde işlem yapan hiçbir kurum, devletin denetim ve gözetimi dışında kalamaz.

Maddenin üçüncü fıkrası ile de özel okulların bağlı olduğu esasların, devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanunla saptanacağı kuralı konmuştur.

İkinci fıkra ile devletin denetim ve gözetimi altında bulunan özel okulların her derecesi, ikinci bir kayıtlamaya tabî tutulmuş ve o da devlet okullarındaki seviyeye uygunluğun sağlanması kuralından ibaret bulunmuştur.

Aynı maddenin dördüncü fıkrası ile yeni bir kayıtlama yapılmış ve çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamayacağı ilkesi ortaya konmuştur.

21. maddenin öğrenim ve öğretim ile ilgili olan ilke ve esasları yanında Anayasa'nın diğer hükümleri de şunlardır.

a) Anayasa'nın başlangıç kısmının üçüncü paragrafındaki ilke :

Bu ilke, milletin bütün fertlerini bölünmez bir bütün halinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplayan, millî birlik ruhu içinde daima yücelmeyi amaç bilen Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham alınması ilkesidir. Bu ilkeye göre resmî olsun, özel olsun bütün öğretim düzeni, milletin yüceltilmesi amacına uygun ve Türk milliyetçiliğine dayanmış olacaktır. Özerk olsun olmasın hiçbir öğretim kurumu bu ilkeye sırt çeviremez.

b) Başlangıç kısmının dördüncü paragrafı da öğretime yön veren başka bir hüküm taşır. O da öğretimin millî mücadele ruhuna vatan içindir inancı) millet egemenliğine ve Atatürk devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahip kılma temellerine oturtulmuş olması ve eğitimin bu doğrultuda yapılması ilkesidir.

c) Bu kısmın beşinci paragrafında da (insan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini, bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurmak amacının gerçekleştirilmesi) ni sağlayacak biçimde eğitim yapılması zorunluğunu yükleyen ilke yer almaktadır.

Bu hükme göre insan hak ve hürriyetini bütün yaşantılarda ve belli sınırlamalar ölçüsünde tanımayan, ferde huzur ve refah sağlamayan, demokratik hukuk devleti yerine diktatoryal bir devlet sistemini öngören bir eğitim yapılamayacak ve benzeri öğretim, Anayasa'ya aykırı düşecektir.

Eğitime yön veren diğer hükümler :

Yukarıdaki ilkeler yanında Anayasa'mızın diğer hükümleri de vardır.

ç)

Özellikle devlet biçiminin (Cumhuriyet) olacağını ve bu Cumhuriyet idaresinin

(insan haklarını, millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti) olması

koşullarını ve devletin (ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün) olduğu

esasını koyan l, 2 ve 3. maddeleri de eğitimi sınırlayan ve çerçeveleyen hükümlerdir.

Resmî ve özel hiçbir öğretim kurumu bu hükümlere ters düşen eğitim yolunu

tutamaz. Anayasa'mızın 9. maddesi ile konan devlet biçiminin Cumhuriyet

olduğuna ilişkin hükmün değişitilemiyeceği kuralında ve Türkiye Cumhuriyetinin

Anayasal vasfını belirten 1-3. maddelerle ortaya konan Cumhuriyetin temel

biçiminin saklı bulunduğunda şüphe yoktur. Bu nedenle işbu maddeler, öğretim ve

eğitimi çerçeveleyen aşılamaz hükümlerdir.

d) Anayasa'nın 21. maddesiyle ilgili bu ilke ve hükümler yanında "temel haklar" için (devlet, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan, siyasî iktisadî ve sosyal bütün engelleri kaldırır, insanın, maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlan hazırlar) hükmünü taşıyan 10. maddenin ikinci fıkrası ile "herkesin maddî ve manevî varlığını geliştirme) hakkını saptayan 14. maddesi de yer almaktadır.

e) Anayasa'mızın ilkinci kısmının üçüncü bölümünde (sosyal ve iktisadî haklar ve ödevler) başlığını taşıyan maddelerinden 40. madde ise; herkese dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetini tanırken devlete de özel teşebbüslerin güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alma ödevini vermektedir.

f) Aynı bölümün 50. maddesinde yer alan (halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlama devletin başta gelen ödevlerindendir) hükmü de öğretim ve öğrenim ihtiyaçlarını sağlamayı, devlet ödevleri arasına almaktadır.

g) Yüksek öğrenimin bir türünün (üniversite) lerde yapılmasını düzenleyen 120 nci madde ile Türk toplumunun çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi amacını ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini tespit eden 153 üncü madde de 21 inci madde ile konan öğrenim ve eğitim hak ve hürriyeti ile doğrudan ilgili bulunan hükümlerdendir.

Herkesin öğrenme, öğretme maddî manevi varlığını geliştirme haklan ile devletin, öğrenim ve gelişmeyi sağlama ödevini gösteren, sınırlama ve kayıtlama derecelerini açıklayan hükümlerden esasları yukarıda belirtilmiştir.

h) Hak ve ödevi sınırlayıcı diğer kurallara da değinmek yerinde olacaktır. Bunların da Anayasa'mızın 10 uncu maddesinin birinci fıkrası ileli inci maddesinin ikinci fıkrası olduğu şüphe götürmez. 10 uncu maddenin birinci fıkrası (herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.) hükmünü koyarak Anayasa'nın temel haklara verdiği önemi belirtmiştir. Bunun için her temel hakta olduğu gibi öğrenme ve öğretme hakkını ve eğitim biçimini düzenleyen Anayasa yorumcusu ile kanun koyucu bu önemi gözönünde tutmak zorundadır. 11 inci maddenin ikinci fıkrası kanun koyucu ile Ana yasa yorumcusunu daha çok kayıtlayıcıdır.

B)

Bu hükümlerin ifade ettiği anlam şöyledir :

1- Temel haklardan olan öğretim ve öğrenim hakkı. Anayasal hürriyet ve hak olarak 21 inci madde ile düzenlenmiş ve herkese tanınmıştır.

2- Temel hak ve hürriyetin sınırlan ile çerçevesi. Anayasa başlangıç ilkeleriyle 1., 2., ve 3 üncü maddeler, 14 üncü madde, 21 inci maddenin 2, 3 ve 4 üncü fıkraları ile gösterilmiştir.

3- Eğitim ve öğretim ile öğrenimle devlete yüklenen ödevler, yine başlangıç ilkeleriyle l,, 2., 3., 9., 10., 11., 12., 14., 21/2., 3., 4., 40/3., 41/2., 50., 120., ve 153 üncü maddelerde belirlendirilmiştir. Bu hükümlere göre öğretim hakkı ile, devlet ödevinin birbirlerini sınırladığı söz götürmez bir gerçektir. Bu nedenle kişi hakkı, kamu yaran, kamu düzeni ve millet güvenliği için Anayasa'nın belirttiği kayıtlamalara, devlet ödevi de: kişinin temel haklarına (Anayasa ölçüsünde) saygılı olmak zorundadırlar. Böylece asıl sorunun kişi hakları ile devlet ödevleri arasında Anayasal dengeyi sağlamak olduğu anlaşılıyor.

Öğrenme ve öğretme hakkını sınırlayan Anayasa ilke ve hükümlerinden pekçoğu açık ve seçiktir. Bunlardan 50 nci madde ile 120 nci maddenin 21 inci maddenin birinci fıkrası ile kişiye tanınan hakkı ne ölçüde kayıtlayabileceği sorunu üzerinde durulmağa değer.

50 nci madde :

Bu

madde, 21 nci madde ile herkese tanınmış olan hakka ilişkin ihtiyaçların

sağlanması işini devletin başta gelen ödevlerinden birisi olarak ortaya koymaktadır.

Bu maddenin yazılışı, maksadı belirten bir anlam taşımaktadır. 21/1 inci madde

gibi herkesin öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını değil toplumu ele alarak (halk)

ın öğrenim ve eğitim ihtiyacını konu almıştır. Halkın öğretim ve eğitim

ihtiyaçlarını devlet nasıl sağlar. Kuşku götürmez ki, bu ihtiyaçlar doğrudan ve

sadece devlet eliyle sağlanır anlamını taşımaz. Çünkü Anayasa'mızın kabul

ettiği sosyal devlet, yargı, savunma iç ve dış emniyeti sağlama işlerini

kendisi yapar. Diğer devlet işlerini Büyük Atanın anladığı ve uyguladığı gibi,

kişilerin yeteneksiz olduğu büyük hizmetleri devlet, yapabildiklerini de devlet

yanında özel teşebbüs yerine getirir. Doğal, olarak özel teşebbüs eliyle

görülen işler de devlet gözetimi altında yerine getirilir. Birlikte yapılan

hizmetlerin başında eğitim ve öğretim işleri, sağlık işleri ve planlı kalkınma

işleri gelir. 22 nci madde ile basın ve haber alma hürriyetini sağlama da

devlete görev olarak verilmiştir. Bu sağlayış, devletin engelleri ortadan

kaldırması, yardım etmesi ve koruması ile olur. Basın ve haber almanın Özel

teşebbüsleri ise kişiler tarafından yapılır. 37 nci madde ile toprağın verimli

olarak işletilmesini gerçekleştirmek de devlete görev olarak verilmiştir. Bu

görev toprağın devlet tekeli altında işletilmesi gereğini kapsamaz.

Anayasa'mız, bunlar gibi birçok devlet ödevlerinde özel teşebbüs alanları

tanımıştır. (Devletin başta gelen ödevlerindendir) vasıfının verilmesi sadece

önemini belirtir. Bu sıfat, özellikle devlet tarafından yapılması gerektiği

anlamına gelmez. Kaldı ki Anayasa 21 inci maddenin birinci fıkrası ile herkese

öğretme hakkı tanımış ve 3 Üncü fıkrası ile de özel okulla öğretim ve eğitim

yapmayı devlet okulları yanında açıkça kabul etmiştir. Buna göre eğitim ve

öğretimin. 50 nci madde ile devlete baş görev olarak verilmesi nedenine

dayanılarak özel okullar 50 nci madde karşısında eğitim alanında yer alamaz

demeğe imkân yoktur.

Esasen 50 nci madde, eğitim ve öğretim devlet tarafından sağlanır demiyor, "öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlama devletin başta gelen ödevlerindendir" diyor. Bu demektir ki bir bilim derece ve dalında özel okul açılmamışsa o alanı, devlet dolduracak ve kişilerin öğrenme ihtiyacını mutlaka sağlayacaktır. Sermaye azlığı, öğretici darlığı, verim yetersizliği nedenleriyle özel okul müteşebbisleri bir bilim ve meslek öğretim alanını boş bırakırlarsa Anayasa'nın 50 nci maddesinin verdiği devlet ödevi, hemen harekete geçecek ve halkın bu alanlarda da öğrenim ihtiyacını karşılayacaktır.

50 nci maddenin ikinci fıkrasındaki (ilk öğretim... devlet okullarında parasızdır) hükmü de devlet okullarından başka okullar bulunacağının delilidir.

Bu nedenlerle 50 nci maddenin belirttiği devlet ödevi, 21 inci maddenin birinci fıkrası ile tanınan öğretim hakkını ortadan kaldırmadığı gibi sınırlamaz da. Devlet, öğretim alanını inceleyecek, eksikliklerini tamamlayacaktır. Özel okulları, resmî bilim öğretim yeterliğine götürecek ve bu yollarla halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını giderecektir. Bu arada halkın öğrenim ihtiyacım karşılamakta olan özel okullara kanunî imkânlariyle yardım ve onları teşvik edecektir.

Anayasa'nın eğitim ve öğretim ile ilgili yukarıda belirtilen hükümleri karşısında 50 nci maddeyi ters bir yoruma tabi tutmak ise Anayasa'ya aykırı bir yorum olur.

120 nci madde :

Bu madde, (idare) bölümünün "özel kuruluşlar" başlıklı kısmının ilk maddesidir.

Anayasa'mızın düzenlenmesinde devletin eğitim ve Öğretim ödevi tüm olarak genel idare bölümüne alınmıştır. Özel okulların bağlı olduğu esasların kanunla düzenleneceği 21/3 üncü de, ilk öğretimin devlet okullarında parasız yapılacağı 50 nci madde de belirtilmişse de bunların ve orta okullarla yüksek okulların idare biçimi Anayasa'da yer almamıştır, 120. maddesi ise yüksek öğretim kurumlarından biri olan (Üniversite) lerin kuruluş ve idaresinin esaslarını düzenlemiş bulunmaktadır.

Burada yüksek öğretim alanında yer alan (üniversite) nin niteliği üzerinde durmak gerekiyor.

Üniversitelerin tanımlanması, çoğu zaman kuruluşu ve görevi esas tutularak yapılmıştır. (Üniversiteler, fakültelerden, enstitü, okul ve bilimsel kurumlardan oluşmuş, özerkliği ve tüzel kişiliği olan yüksek bilim, araştırma ve öğretim birlikleridir) diye tanımlayanlar bulunduğu gibi "üniversiteler, akademik çalışma, bilimleri genişletip derinleştirecek inceleme ve araştırmalar yapan genel kültür ve meslekî bilgiyi hedef tutan kurumlardır" diyenler de vardır.

Bu tanımlamalara göre üniversite; yüksek bilim, araştırma ve öğretim yapan çeşitli bilim kurumları birliğinin, özerklik ve tüzel kişilik yönetimi ile çalışan bilim, araştırma ve öğretim kurumudur.

Üniversite yüksek bilim ve kültür çalışmaları yanında yüksek öğrenim de verir amma bu koşullardan yoksun olan yüksek öğretim kurumları yüksek okullar adı altında toplanırlar.

Yüksek okullar ise şöyle tanımlanmaktadır :

(Bir tek disiplinde, belli bir alanda meslekî bilgi ve maharet kazandırmak, meslek adamı yetiştirmek amacına yönelen kurumlardır.)

Uygar bütün dünyada ve çok eskidenberi yurdumuzda, üniversiteler yanında yüksek okullara yer verilmiştir.

Anayasa'mız 21 inci maddesiyle hiç bir ayırım yapmadan yüksek öğrenime ve öğretimi bir bak olarak herkese tanıdıktan sonra ilk ve ortada olduğu gibi yüksek öğretimin idare biçimini de göstermemiştir.

120 nci maddedeki üniversite deyiminin yüksek okulların kapsamadığını kabul eden birçok bilim adamımız bulunduğu gibi görüşleri sorulan bütün üniversitelerimiz de üniversite ve yüksek okul kavramının ayn kavramlar olduğunu belirtmişlerdir. Üniversite ve yüksek özel okul ayrımını belirleyebilmek için bilimsel bakımdan üniversitelerin teori ve tatbikatı bir arada yürüttüklerini, yüksek okulların ise daha çok teknik, tatbikat, meslekî bilgi ve maharet verme yönünden öğrenim yaptıklarını belirtmek gerekir.

Üniversiteler, kendileri tarafından seçilen yetkili öğretim üyelerinden kurulu organları ile yönetilir ve denetlenir. Üniversite öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe araştırma ve yayında bulunabilirler ve üniversite birçok bilimsel kurumlar birliğidir. Buna karşılık yüksek okullar özerkliğe, kamu tüzel kişiliğine sahip bulunmamakta, yönetimi ile denetimi Millî Eğitim Bakanlığına ait olduğu gibi her yüksek okul ayrı disiplin içinde görev yapmaktadırlar.

120 nci maddenin kapsamına özel yüksek okulların girip girmediğinin tarihî açıdan incelemek için Anayasa'mızın hazırlanış safhalarına kısaca göz atmak yerinde olacaktır.

Temsilciler Meclisi Üyelerinden Cemil Sait Barlas "... Halbuki her şeyden önce üniversitenin yaratıcı, araştırıcı olması lâzım. Okul mahiyetinde üniversite olmaz. Talebeyi araştırmaya alıştırmak, düşündürmek, araştırmaya sevk edecek şekilde teçhiz etmek lâzımdır. Burada devlete, üniversite kurulması hususunda direktif veriyoruz. Hocaların vasıfları hakkında direktif veriyoruz, fakat üniversitenin gayesi hakkında tek kelime yok,"

Üye Bahri Savcı (...O kadar ki ilmî neşriyat bir sistemi prensibi bir doktrin mevzuunu dilediği gibi ele alabilecektir. Aynı mütalâalar alalade kimselerin imzası altında çıktığı zaman belki Ceza Kanununa göre işleme tabi tutulabilecektir ama, ilim adamı tarafından serbestçe teşrihler, tefsirler yapılabilecektir. Mutlak bir hürriyet anlayışı ve anayasa himayesi altında bilim adamı çalışabilecek, üniversitenin dışında hiçbir idarî, siyasî makam veyahut mevzuata bağlı kalmadan ilmî mahiyetteki çalışmalar umumî efkârı aydınlatma mahiyetindeki çalışmalar himaye edilecektir.)

Üye İsmail Ulutaş; (... Üniversiteler özel kanunla ve hükümet tarafından kurulur denilmektedir. Hükümetin eline bırakılmıştır. Böylece dondurulmuş, yani özel kimselerin üniversite kurma teşebbüsleri ortadan kaldırılmıştır. Bu yolu büsbütün kapatmamak lâzımdır... Eğer lalettayin bir teşebbüse bu memlekette üniversite açma hakkım verirsek bu da mahzurlu olacaktır.)

Üye Karamustafaoğlu; (... İlmî bu memleketin en ücra köşelerine kadar götürmek mecburiyetinde olan bir memleket olduğumuza göre bu işin devlete bırakılması ve hususî teşebbüsün bir kenara itilmesi doğru olmuyor arkadaşlar. Hamiyetli birkaç vatandaşımızın bir araya gelip vakıf tesis etmeleri ve yüksek okul ve fakülte açmaları bu hükümle önleniyor demektir. Bu da doğru değildir.)

Nedim Ergüven; (... Üniversitelerin özel teşebbüs tarafından kurulmasını öngören bir önerge veriyorum.)

Cevdet Dursunoğlu; (... Üniversite sermaye ister, Türkler kuramaz, özel teşebbüs olur. Ecnebiler faydalanır, bu da mahzurludur.)

Anayasa Komisyonu sözcüsü Muammer Aksoy; (Memleketimizde daha çok uzun bir müddet yani nesiller boyunca üniversiteler ancak devlet tarafından kurulacaktır. Üniversite kurmak o kadar pahalı bir şeydir ki fabrika kurmaya dahi benzemez. Milyon ve milyarlar meselesidir. Özel şahısların altında kalkamayacakları bir yüktür. Özel üniversite yolunu açarsak bu bizi hiç istemediğimiz sonuçlara sürükler.)

Biçiminde konuşmuşlardır.

Bedrettin Tuncel, devlet gözetiminde vakıf niteliğinde özel üniversitelere yer verilmesi, vatandaşlık vazifesini yapabilme imkânının veren ilk tahsilin devlet eliyle ve ilk tahsilden sonrasının Özel teşebbüs eliyle de yapılabilmesi tezini savunmuş ve komisyon sözcüsü,

Turan

Güneş; Bu isteğe karşı (Tuncel arkadaşımızın özel üniversite istemesi üzerine

özel üniversite üzerinde biraz daha geniş malumat vermek lüzumu hasıl oldu,

Türk üniversitesi, bir doktrini olan, muayyen bir görüşü savunan bir üniversite

değildir. Türk üniversitesi, fikirleri ve üyeleri ile hür bir üniversitedir.

Her türlü fikrin beyan edildiği, her tefekküre açık müessesedir... Hür ve millî

üniversitenin esasları Anayasa'ya konulmak istenmiştir. Üniversiteler dış

gözetim altında değildir. Özel üniversite dış gözetime tabi olacağı için hür

sayılamayacaktır. Devlet gözetimi altındaki bir öğretim devletin arzuladığı

fikirleri benimseyecektir. Bu da üniversitelikle bağdaşmaz. Bu bakımdan yabancı

üniversitelerin kurulmasına mani olmak için teklif ettik bu hükmü) şeklinde

görüşlerini açıklamışlardır.

Temsilciler Meclisi üyeleri ile bu meclisin Anayasa Komisyonu sözcülerinin ifadelerinde yalnız üniversite tartışılmış, onun vasıflan, gerekleri ve devlet eliyle kurulması nedenleri üzerinde görüşülmüş ve Karamustafaoğlu'ndan başka hiç bir üye yüksek okuldan bahsetmemiştir.

Karamustafaoğlu da (Hamiyetli birkaç vatandaşımızın bir araya gelip vakıf tesis etmeleri, yüksek okul ve fakülte açmaları bu hükümle önleniyor demektir) şeklinde bir cümle sarfetmiş ve bu cümlede yüksek okulla fakülte bir arada kullanılmakla yüksek okulun üniversitenin bir kurumu olan fakülte ile eş anlamda ele alındığı sanısı doğmuştur.

Çünkü ne Anayasa'nın taslağında ne gerekçesinde ve ne de Temsilciler Meclisindeki diğer konuşmalarda yüksek okuldan bahsedilmemiş ve Karamustafaoğlu da yüksek okul veya fakülte diye bir ayırım yapmamıştır. Cemil Sait Barlas'ın (Her şeyden önce üniversitenin yaratıcı araştırıcı olması lâzım. Okul mahiyetinde üniversite olmaz) sözleri de 120. madde konusunun yalnız üniversiteler olduğunu gösterir.

Yukarıdaki görüşmelerin ortaya koyduğu üniversitelerin devlet eliyle kurulması nedeni, sadece Türklere ait sermayenin bu büyük teşebbüsü özel olarak kurmaya imkân vermediği ve bunun için özel teşebbüsle üniversite kurma imkânının yabancılara yarayacağı ve böylece Türkiye'nin üniversitelerle kültür yapma ve yayma yararı aleyhine doğabilecek zararı önlemek amacından ibarettir. Onun dışında bir neden, her iki Anayasa komisyonu sözcüsü tarafından ortaya konmamış ve maddeyi hazırlayan Anayasa komisyonunun görüşü olarak özel teşebbüsle yüksek okul kurmak isteyenlere karşı olan bir görüş açıklanmamıştır.

Bunlar göstermektedir ki yüksek okullar resmî olsun, özel olsun 120. maddenin kavramı dışındadırlar. Anayasa koyucu, fikir hürriyeti ve araştırma hürriyeti içinde üniversitelerin çalışabilmesini, her fikir ve araştırmaya üniversitelerde yer verilmesini, dışardan bunları etkileyecek bütün baskıların engellenmesini sağlamayı amaç edinmiştir.

Özel

yüksek okullar dolayısiyle düşünceleri sorulan Profesör İlhan Onat, Doçent

Doktor Gündüz Gökçen, Turan Güneş, Hüseyni Nail Kübalı, Prof. Vakur Varsan,

Prof. Bülen Nuri Esen; Üniversite ile yüksek okulun eş anlamda olmadıklarını ve

üniversitelerin devlet eliyle kurulmasının yüksek okulların üniversite

sayılmalarını veya yüksek okulların da devlet eliyle kurulmasını

gerektirmediğini ve üniversitenin bir bilim ve öğretim bütünü teşkil ettiğini,

Anayasa'nın 120. maddesinin hazırlık çalışmalarında Anayasa koyucunun

üniversiteyi yüksek okulları kapsayan bir kavram olarak kabul ettiğini gösterir

herhangi bir işaret bulunmadığını ve Anayasa'nın 120. maddesinin üniversiteyi

yüksek okuldan ve tekmil diğer eğitim ve yetiştirme kurumlarından ayırmış

bulunduğunu, üniversitenin özerklik isteyen bir müessese bulunmasına rağmen

yüksek okulun üniversel bir karakter taşımadığını, belli bir bilgi, meslekî

bilgi alanına inhisar ettiğini Kurucu Meclisin üniversite ve yüksek okul

ayrılığını açıkça kabul ettiğini, sosyal ve hürriyetçi olan Anayasa'mızın

sosyalist bir anayasa olmaması dolayısiyle üniversite ve özel okul ayırımının,

Anayasa'nın bu esprisinin gerektirdiğim yüksek okul özel okulların Anayasa'nın

21. maddesi hükümleri içinde aranması lâzım ve öğretim hüriyetinin yüksek özel

okulun varlığını sonuç olarak ortaya koyduğunu ve Anayasa hükümlerinin özel

yüksek okulların Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna götürmediğini söylemişler ve

Prof. Aldıkaçtı da aynı anlamdaki görüşünü açıklamıştır.

Prof. Muammer Aksoy, Prof. Sungur Tekin, Bahri Savcı ve Mümtaz Soysal ise aksi görüşü benimsemişlerdir.

Anayasa'mızın

yukarıdaki hükümlerine ve bu hükümlerin hazırlık çalışmalarına göre üniversite

ile yüksek okul birbirinden ayrıdır ve 120. madde ancak yüksek öğretimi değil

onun üniversiteler tarafından yapılanının idaresini düzenlemiştir. Çünkü

öğretim ve eğitimi herkese bir hak olarak tanıyan 21. maddede yüksek öğretimin

tüm olarak devlet eliyle yapılacağı belirtilmemiş yüksek öğrenime de şamil olan

öğretme ve öğrenme hakkını mutlak olarak bırakmıştır. İlk ve orta öğretimle

yüksek öğretim kurumlarının hangi yollarla idare edileceğini Anayasa

düzenlememiş ise de, yüksek öğretimin üniversite eliyle yapılanının

düzenlenmesini 120. madde ile ele almış ve diğer okul ve okutma kurumları

düzenlemeleri, kanunlara bırakılmıştır. 21. maddenin üçüncü fıkrası özel

okulların her derecede olanının kanunla düzenleneceğim ayrıca tasrih etmiştir.

Anayasa'nın 50. maddesinde (Devlet maddî imkânlardan yoksun başanlı öğrencilerin yüksek öğrenim derecelerine kadar çıkmalarını sağlama amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar) hükmünü koyarken yüksek öğretimden (Üniversite) diye bahsetmeyerek (Yüksek öğretim derecelerine kadar) demekle yüksek öğrenimin bir kül olduğu ve üniversite dışında da yüksek öğrenim ve öğretim yapılabileceği esasını destekleyen bir ifadeye yer vermiştir.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız öğrenim ve öğretim hakkının sınırları ve kayıtlamaları ile 120. maddenin anlamına ilişkin izah, özel yüksek okulların üniversite dışında kaldığını ortaya koymuş ve herkese tanınan bir hak olarak, özel yüksek okulların gerçek ve tüzel kişiler tarafından açılmasına, Anayasa'nın 10. maddesinin son fıkrası, 14. maddenin birinci fıkrası, 21. maddenin tümü, 40. maddenin birinci ve üçüncü fıkraları imkân vermekte bulunmuş ve bu yoldaki kuruluşları desteklemekle de devlet ödevlendirilmiştir.

Anayasa hazırlık ve hükümlerinin ve bilimsel görüşlerin bu sonucuna rağmen mahkememiz aşağıda kısaca arzedeceğimiz gerekçelerle 625 sayılı kanunun özel yüksek okullara ilişkin hükümlerini iptal etmiştir.

Yukarıda çizdiğimiz hukuk tablosu, karşı oyun nedenlerini ortaya koymuşsa da iptal nedenlerinden bir kaçına değinmekte fayda ummaktayız.

l-

Mahkememiz, 120. madde ile konulan üniversiteler hususundaki devlet tekelinin,

temel nedeninin toplum yapısının kilit yerlerinde görev alacak kişilerin

yalnızca bilimsel gerekler içinde yetiştirilmesi gereği olduğu, bu amacı

sağlamakla görevli yüksek okulların da adları üniversite olmasa dahi bilimsel,

gerekler içinde yetiştirme koşullarını sağlaması icap ettiği ve bunun için

öğrencilerini hür, serbest ve bilimsel öğrenim içinde yetiştirmesi gereken

yüksek okulların üniversite sayılmaları gerektiği öne sürülmüş ve hukuk düzeni

bir kurum için- kural koyarken bu kurumu tanımlamazsa koyduğu kurala o kurumun-

toplumsal alanda geçerlikte bulunan tanımını temel tutmuş ve ö kurumun toplum

içindeki görevini yapan bütün kurumları o kurala bağlamak istemiş demek olduğu,

Üniversite dersleri okutan ve onlara mahsus diploma veren ve fakat adı

üniversite olmayan kurumların da bu tanımın kapsamına girmesi gerektiği,

yasaların yalnız üniversite adı altında kurdukları kuruluşları üniversite

saymak ve üniversite görevi yapan başka eğitim ve öğretim kurumlarını yalnız

üniversite adı altında kurulmadıkları için üniversite saymaktan kaçınmak ancak

söze ve kurumun kuruluş biçime önem veren bir yorum olacağı, yorumda öze önem

vermek lâzımdır biçimindeki yorum kurallarına uygun düşmeyeceği gerekçeleriyle

iptale gidilmiştir.

Kararın dayandığı yukarıdaki gerekçe, bilimin teorik ve uygulama yönlerini, dününü, bugününü ve geleceğini serbestçe inceleyen ve bu koşullar içinde çalışmasını sağlamak için özerklik, kamu tüzel kişiliği gibi temel koşullara bağlanan üniversite ile sadece muayyen bir teknik ve bilim tatbikatının öğretildiği yüksek okulların aynı paralelde görülmesinden ve aynı anlamda kabulünden doğmaktadır. Anayasa koyucunun belirtilen maksadına ve Anayasa'mız hükümlerine aykırı düşmesi mümkün bir geniş yorum ile her yüksek bilim eğitimi yapan, meslek adamı yetiştiren yüksek okulları, tamamen bilim adamı yetiştiren üniversite ile bir tutmakta Anayasa'ya uygunluk olmadığı yukarıda açıklanmıştı.

Resmî ve özel yüksek okullar, mezunlarına yüksek okul diploması verebilir. Bu, hiçbir zaman bu diplomanın üniversite mezunlarına sağladığı hakları bütünü ile temin ettiği anlamım taşımaz. Haurio'nun dediği gibi yüksek okul mezunlarının şu veya bu mesleğin şu veya bu derecesine ait hakları sağlayacağını, devlet hizmetlerine alınıp alınmayacağını düzenlemek tamamen kolluk ve yürütme işidir. Kişiler, özel okullarda kendi meslek ve işleri için yüksek öğrenim yapabilecekleri gibi özel kuruluşlarda da görev yapabilirler ve uygun görülen devlet işlerinde de.

Yüksek okul mezunlarının hepsinin kararda denildiği gibi toplum yapısının kilit yerlerinde görev almaları, bir yüksek öğrenim koşulu bulunmadığı gibi devletin özel okulların eriştikleri seviyeye göre şu veya bu kertede o okulların diplomalarım da değerlendirmesi mümkündür. Yüksek öğrenim yapan herkesin devlet hizmetinin kilit noktalarında görev alacağını düşünmek karma ekonomi ve hürriyetçi sosyal devlet düzeni içinde, isabetli bir düşünce olmasa gerek. Resmî iş ve hizmet yerleri kadar özel iş yerleri de vardır. Bu arada yalnız bilgili kişi olmak için okumak ve öğrenmek de mümkün.

Üniversite

öğretiminin tarafsız olmasını istemek çok yerinde olur. Bunun yanında devlet,

programım gerçekleştirmek için şu veya bu teknik ve bilim alanında, yeterli

kişiler yetiştirmek ihtiyacını duyabilir ve bu meslek adamlarını yetiştirmeye

yarar yüksek okullar açma zorunda kalabilir. Devlet yönetiminin bir gereğidir

bu. Tarafsız öğretim yapan özerk ve her olayı bilimsel açıdan ele alan

üniversitelerden bu ihtiyacın zamanında karşılanmasını beklemek sakıncalar

yaratabilir. Bunun için muayyen programlar içerisinde ve devletin o günkü

ihtiyaçlarına cevap vermek üzere meslek adamlarını yetiştirecek resmî veya özel

yüksek okullar açılması devlet için bir ihtiyaç olabilir. Gerek devlet

ihtiyaçları açısından ve gerekse öğrenim hürriyeti açısından resmî veya özel

yüksek okullardan vazgeçmeye hukukî imkân yoktur. Ters anlayış, kişi hakkını

olduğu kadar 50. maddenin birinci fıkrası ile devlete verilen Ödevi de

kısıtlar. Özel yüksek okulların devlet gözetimi altında çalışması 21/2. madde

icabıdır. Resmî okullar da devlet yönetimi ile gerçekleşir. Devlet ise millet

yararına çalışan Anayasal bir organdır. Gözetiminin devlet zararına olamayacağı

şüphesizdir. Bu nedenle devlet denetimi altında yüksek öğretim yapmak

zararlıdır diye bir sonuca ulaşılamaz.

Bir öğretim kurumunun belli iktisadî kuruluşların düşünce ve yararlarına göre hareket etmeleri ihtimali resmî ve özel her öğretim kurumu için düşünülebilir. Bunun için de devlet gözetimi, üniversitelerde genel ve diğer resmî ve özel okullarda ise ileri derecede öngörülmüştür. Bütün öğretimin millet ve devlet yararına işlemesi de böylece sağlanır.

2- Üniversitenin bir bilim dalında öğretimi benimsemiş olması yüksek okulların açılmasına engel teşkil ettiğine ve bu alanda yüksek okul açılamayacağına ilişkin karar gerekçesinin tartışılması :

Anayasa'mızın

bu yolda bir engel tanımadığı yukarıda belirtildi. Yüksek okullarla üniversite

öğretim ve çalışmalarının farkı açıklandı. Yurdun ihtiyaçları daha geniş ölçüde

meslek adamı gerektirirse üniversite dışındaki yüksek okullarda meslek adamı

yetiştirilir. Üniversiteler yurt ihtiyacını karşılayabilirse devlet bu

alanlarda resmî yüksek okul açmaz ve özel yüksek okulları da sınırlar. Bu iş

Anayasa ve prensip sorunu değil yürütmenin kanunlara dayanarak düzenlemesi

işidir. Kaldı ki yüksek okulların üniversitenin el attığı öğretini dalında daha

dar programla ve daha kısa zamanda, yetiştirme yoluna da gidebilir. Tabiatiyle

bu okulların mezunlarına verilen diplomaların değeri, aynı meslek bilimini daha

geniş olarak ve daha uzun bir eğitim süresinde veren üniversitelerin verdiği

diplomalardan daha farklı olacağı ve her iki diploma, belirli bir mesleğin

kademeli işleri için yetki verecektir. Bütün bu düzenlemeler adalet, hukuk ve

selim aklın ışığında yapılacaktır. Bu nedenlerle ve 120. maddenin yüksek

okulları kapsamı dışında bırakmış olması yönünden üniversitelerin öğretim

konusuna giren bilim ve meslek alanlarında, yüksek okul açılmasına Anayasal bir

engel yoktur.

3- Devlet ihtiyacını karşılamak üzere çeşitli uzmanlar yetiştirecek yüksek okullar açılmasını yasalarla veya üniversitelerle yapılacak anlaşmalarla sağlanabileceği gerekçesi var kararda.

Bilimsel özerklik, öğretim, araştırma ve yaymada serbestlik prensibi, üniversitelere, bir kanunla veya anlaşma yolu ile şu veya bu fakültenin açılması, şu veya bu meslek adamını yetiştirecek yüksek okullar kurulması yolunda kesin bir sonuca götürecek bir telkinde bulunmaya elvermez. Bu görüşün, 120. madde sarahatına ve kararımızın yukarıdaki diğer gerekçelerine uygun düşeceği şüphelidir. Anlaşma ihtimali kadar anlaşamamak ihtimali de vardır. Bir meslek adamı yetiştirilmesi yönünde üniversitelerle anlaşılamazsa memleket ve devlet ihtiyacı için gerekli meslek adamlarının yetiştirilmesi imkânsız bir hale gelir. Bu ise kamu hizmetini aksatır ve yurda zararlı olur.

4- Bir takım alanlarda üniversite eğitimi niteliğinde eğitim yapmayan ve verdiği diplomalarla üniversite diplomalarına eşit haklar sağlamayan yüksek okulların açılabileceği ve Anayasa'nın 21. maddesindeki koşullara uyularak bu tür yüksek okullara izin verilebileceği de gerekçeler arasındadır.

Bu

gerekçe 625 sayılı Kanunun birinci maddesinin yüksek okullara ait hükmünün tüm

olarak iptal edilmiş olması esasına aykırı düşer. Çünkü mahkeme kararında

birinci madde mutlak olarak yüksek okullara ait hüküm yönünden iptal

edilmiştir. Bu iptal hükmünde üniversite niteliğinde eğitim yapmayan okullar

müstesnadır kaydı bulunmadığı gibi kararın bu kısmında (Üniversite niteliğinde

tahsil veremeyen özel yüksek okullara ilişkin birinci madde hükmünün iptaline)

de denmemiştir. Bu mutlak iptal hükmü karşısında üniversite niteliğinde eğitim

yapmayan ve verdiği diplomaları üniversite diplomalarına denk olmayan yüksek

okul açabilir sonucunun gerekçede belirtilmesi kararımız için bir eksikliktir.

Meslek öğretimi yapan her yüksek okulun Anayasa'ya aykırı olmadığının

tartışılması yukarıda yapılmış ve gerekçeleri de gösterilmiştir.

5- Mahkememiz, yüksek öğretim ve eğitimin Anayasa'nın 120. maddesi ile devlet tekeline alınmış bulunması 21. maddeye sadece yüksek öğretim yönünden sınırlandırmış bulunduğu için bu sınırlandırmanın 21. maddeye aykırı düşmeyeceği görüşündedir.

21.

madde ile ortaya konan öğretim ve öğretim hak ve hürriyetini yüksek biçimde

olanlarının yalnız devlet eliyle yapılacağı ve özel resmî okullarda bu hakların

yeri olmadığı sonucuna götüren mahkememizin bu kabulü serbestçe öğretim ve

öğrenim hakkının yüksek öğrenim kısmını kökünden sınırladığı için Anayasa'ya

uygun düşmemektedir. Çünkü böyle bir anlayış üniversitede gündüz öğretim

yapıldığı için çalışmak ve geceleri okumak mevkiinde bulunan öğrencinin hakkı

kısıtlanmış olur. Her sene sayılan artan öğrencileri, tamamen içine alamayan

üniversiteye girememiş bulunanların yüksek öğrenimi büsbütün ortadan kalkar

veya geciktirilerek kısıtlanmış olur. Yine orta tahsilini zayıf okullarda yapan

ve bu yüzden üniversitelere giriş sınavlarını kazanamayan birçok köy ve ilçe

lise mezunlarının yüksek öğrenim yapmalarına set çekilmiş bulunur. Bunun

ötesinde herhangi bir nedenle belli üniversiteden daha üstün öğretim yapması

mümkün olan bir özel yüksek okulun öğretiminden öğrenci mahrum bırakılmış olur.

Nitekim Amerika, İngiltere ve Almanya gibi devletlerde resmî üniversitelerin

üstünde seviye sağlayan özel üniversite kurumları ve yüksek okullar görülmüş

bulunmaktadır. Bu nedenlerle 120. maddenin, yüksek öğrenim ve öğretim yönünden

tüm yüksek okulları kapsar anlamda bir yorumlamaya tabi tutulması 21. maddenin

herkese tanıdığı öğrenim ve öğretim hakkını kökünden zedelemiş olur. 10 ve 11.

maddelerle beliren Anayasa ruhu böyle bir anlayışa müsait değildir.

6- Devletin yeteneksizliği dolaysıyla ihtiyacı yetecek ölçüde üniversite açamamasını özel yüksel okulların kabulüne yer vermeyeceği sorunu :

Mahkememiz, üniversite için zorluk teşkil eden sorunun öğretim üyesi bulunmak olduğunu ve oysa ki bugünkü yüksek özel okullarda hocaların çoğunun üniversitelerdeki öğretim üyeleri bulunduğunu ve olsa olsa kaynağın yerinde kullanılmaması gibi bir sorun bulunduğunu öne sürmüş ve Anayasa'nın 53. maddesine dayanılamaz demiştir.

Son

senelerde üniversite sınavına giren 70000 kişi olduğu halde üniversiteler ancak

20000 öğrenci alabilmektedir. 50000 öğrenci yüksek öğretim için üniversiteler

dışında kalmaktadır. 20000 öğrenciyi her sene içine alan üniversitelerimiz,

bütçede bir milyarı aşan bir masrafa mal olmakta, Erzurum Atatürk Üniversitesi

ile Karadeniz Teknik Üniversitesi, henüz profesör ve doçent kadrolarım

dolduramamış bulunmaktadır. Özel Yüksek okullardan bazılarında geçimini

genişletmek için öğretim üyeliği yapan üniversite profesörlerinin açılacak yeni

üniversitelerde görev alacakları şüpelidir. Bugünkünün daha iki buçuk misli

bina ve kadro ile kurulacak üniversitelerin kuruluş masrafları hariç sadece

yıllık harcamaları için dört milyar liraya ihtiyaç vardır. Kalkınmak ve her

sene nüfusu 300000 civarında artan yurtdaşlara iş alanları ve asgarî geçim

şartları hazırlamak ödevi ile yükümlü bulunan devletin daha 3 - 4 milyar

liralık bir masrafı kabul etmesi, kalkınma ve sosyal tedbirler alma hamlelerini

aksatır. Sermaye ayrılsa bile bugünkünün üç misli öğretim kadrosunun

sağlanabileceği çok şüphelidir. Anayasamız'ın 53. maddesi, yurdumuzun bu

şartlarını da gözde tutarak (Devlet... sosyal amaçlara ulaşma ödevlerini ancak

iktisadî gelişme ile malî kaynaklarının yeterliği ölçüsünde yerine getirir) hükmünü

koymuştur. Mecburen bu hükme riayet edilerek yüksek öğrenim çağındaki yurt

çocuklarının tümüne yeter biçimde üniversite kurulamaması halinde de önemli

sayıdaki yurt çocuklarının yüksek öğrenimden yoksun kalmaları sonucu

doğacaktır. Bu nedenlerle Mahkememizin yurt çocuklarına yeter ölçüde üniversite

açılması sorunu basit nedenler göstererek önemsememesinde de isabet

görülememiştir.

7- Batı demokrasilerindeki özel okullara ait güvencenin Anayasamız'ın 120. maddesi karşısında bir değer taşımadığı hususu da gerekçede yer almıştır. Bu görüşün, yine 120. maddenin kapsamına giren üniversiteye ilişkin hükmü bütün yüksek öğrenimi kapsadığı görüşüne, dayanmaktadır.

120.

maddenin kapsamı hakkındaki görüşümüz yukarıda belirtilmiştir. Anlayışımıza

göre bu madde yüksek okulları kapsamamaktadır. Üniversitelerin devlet tekeline

alınmasının nedeni, Türklerin yeter sermaye sağlamasının güç olduğu için temel

öğretim yapan üniversitelerin yabancı sermaye eline düşeceği ve bunun de millî

kültür namına mahsurlu olduğu hususudur. Anayasamız'a dayanak olmuş Avrupa

demokrasilerin de resmî veya özel yüksek eğitime yer verilmesi, Amerika,

Japonya ve Almanya gibi en zengin demokratik memleketlerin bile üniversite

tekelini yaratmamış olmaları, bütün yüksek öğretimi kapsayan bir üniversite

anlayışına gitmemeleri, bizim için bir tarafa itilecek değil önemle gözde

tutulacak uygulamalardır.

Mahkememizin verdiği iptal kararının dayanağı, yüksek öğretimin, 120. madde ile üniversite biçiminde devlet tekelinde olduğu görüşüne da-yanmaktadır. Bu görüşün 120. maddenin tarihi ve lâfzı yorumuna uymayan bir yorumlamaya dayanması nedeniyle bu yoldaki yorumun Anayasa hukuku karşısındaki mevkiini tayin etmek gerekiyor :

Anayasa'nın 10. maddesine göre öğrenim ve öğretim temel hakkı, ki-siliğe bağlı, dokunulmaz, vazgeçilmez bir haktır. Devlet bu hakkı engelleyen bütün bağları kaldırmakla ve insanların maddî, manevî varlığının gelişmesi için gerekli tedbirleri almakla görevlendirilmiştir.

11. maddeye dayanılarak temel hak ve hürriyetler kanunlarla sınırlanabilir amma, hiç bir nedenle hak ve hürriyetin özüne dokunulamaz.

Bu hükümler kişinin temel hak ve hürriyeti ile devletin bu hak ve hürriyetleri düzenleme ve kamu yararı gibi nedenlerle kayıtlama sınırlarını belirten hükümlerdir. Temel haklarla devlet ödevini denkleştiren Anayasa felsefesi, bu maddelerde saklıdır. Hak ve hürriyet dengesini bozan yasama tasarrufları kadar yargı yorumu da Anayasa'nın bu hükümlerine ve bunlarla belirtilen Anayasa ruhuna aykırı düşer.

Çünkü 21. maddenin birinci fıkrası ile herkese tanınan ve okul dereceleri ile bağlı olmayan öğrenim ve öğretim hakkı mutlaktır. Anayasa'nın temel hak ve hürriyetleri bölümünde orta ve yüksek öğretim ayrımı yapılmamıştır.

Anayasa'nın

devlet (İdare) sini düzenleyen hükümleri içinde (Özel) kuruluşlar arasında yer

verilmesi amacı ile yüksek öğretim biçimlerinden birisi olan (üniversite) lerin

bulunması madde amacını aşırı ölçüde genişleterek işbu 120. maddenin bütün

yüksek öğretimin devlet tekeline verildiği yolunda bir yoruma tabi tutulmasına

imkân vermez. Böyle bir yorum Anayasa'nın 10., 11. maddelerine ve Anayasa ruhuna

aykırı düşer. Eğer Anayasa koyucuda yüksek öğretim devlet tarafından

yapılacaktır düşüncesi bulunsaydı bunu Anayasa'nın 21. maddesinin ikinci

fıkrasında (Eğitim ve öğretim, devletin gözetim ve denetimi altıda serbesttir)

yerine (ilk ve orta öğretim, devletin gözetimi ve denetimi altında serbesttir,

yüksek öğretim devlet tarafından yapılır) şeklinde bir ibare kullanır ve kişiye

tanınan öğretim hakkı alanı yine temel hakkı saptayan maddede açıklanırdı.

Böylece yüksek öğretim idarelerinden yalnız birisini düzenleyen 120. madde île

temel hakkın yüksek öğretime ilişkin olanı tamamen kaldırmak gibi Anayasa

tedvininde hata sayılabilecek bir düzenlemeye gitmezdi. Kaldıki 21. madde ile

ortaya konan yüksek öğretim hakkının 120. madde ile ortadan kaldırılması, hukuka

olduğu kadar mantığa da aykırı olur. Anayasa'nın bir maddesi ile hak tanıma ve

diğer maddesi ile onu ortadan kaldırmak abes bir işlem sayılır. Bu türden bir

hareketin devletin hayatına yüzyıllarca düzen kaynağı olacak temel bir kanunun

tedvininde olacağını düşünmek dahi güçtür.

120. maddenin aşın yorumu ile bütün yüksek öğretimin devlet tekelinde olacağı yolundaki kabul, Anayasamız'ın sözüne ve ruhuna hiç bir nedenle uygun düşmez. 10. ve 14. maddeler, devletin sağlaması gereken gelişme orta öğretime münhasırdır denemez.

Mahkememiz kararında özel okullar, kâr amacı ile hareket ettikleri için Anayasa'nın 50. maddesine uygun düşmeyeceği gerekçesine de yer vermiştir. Kararın 5 sayılı bölümünde bu gerekçe şöylece dile getirilmektedir.

"Anayasa'nın

öngördüğü devlet ödevlerinden hiçbiri için kullanılmış olmayan (Devletin başta

gelen ödevlerindendir) sözleri, bu ödev için Anayasa'da yer almıştır. Öğretim

ve eğitim devletin en önemli ödevlerinden sayılınca bu konuda devlete yardımcı

olarak özel kesimce açılacak ve işletilecek kurumların kazanç amacı güden

kurumlar olmaması zorunlu olarak ortaya çıkar. Devletin başta gelen ve salt

iktisadî alan dışında bulunan bir ödevi için yardımcı olmak üzere açılacak ve

işletilecek bir kurumun zarardan korunmak düşüncesi ile yetinmeyip kazanç

amacını gütmesi, sosyal devlet ilkesi ile bağdaştırılamaz. Ve böyle bir duruma

izin veren hiç bir kural Anayasamız'da yer almış değildir. Gerçekten salt

iktisadî nitelikte olmayan kamu işlerinin devletçe ve devlet kaynakları ile ve

kazanç amacı güdülmeksizin görülmesi Anayasa'nın temel ilkelerindendir."

a) 50. maddedeki "devletin başta gelen ödevlerindendir" cümlesi, bu madde ile devlete verilen işin en başta gelen devlet işi olmadığının delilidir. Bir gerçektir ki devletin dış ve iç emniyetinin sağlanması adaletin gerçekleştirilmesi, ulusun iktisadî, sosyal ve kültürel kalkınması gibi devlet ve millet için hayati önem taşıyan görevleri bulunmaktadır. Mîllet sağlığını korumak ve bütün ana hizmetlerin yerine getirilebilmesini gerçekleştirmeye yarayan ulaşım ihtiyacını temin etmek de devletin başta gelen işlerindendir.

b) Anayasamızda devlet ve ulus için büyük önem taşıyan işlerin yalnız devlet eliyle sağlanacağına ve bu hizmetlerde özel teşebbüsün yer alamayacağına dair bir hüküm yoktur. Buna karşılık Anayasa'mız Millî kalkınma ve kültürel kalkınmada devlet yanında özel teşebbüse de yer vermiştir.

c) Anayasa'nın 40. maddesinin birinci fıkrası, özel teşebbüs kurmayı herkes için hürriyet ve hak olarak tanımıştır, ikinci fıkrası ile bu hürriyetlerin kamu yararı amacı ile sınırlanabileciğini belirtmiş ve üçüncü fıkrası ile de özel teşebbüsün devlet tarafından güvenlilik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlamak ödevini, devlete yüklemiştir.

41.

maddenin ikinci fıkrasında (İktisadî, sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik

yollarla gerçekleştirmek ...devletin ödevidir) denmektedir. Kültürel

kalkınmanın sağlanması ödevi devlete verilirken bunun yalnız devlet tarafından

yapılacağı sonucuna gidilemeyeceğini, maddenin üçüncü fıkrasının kültürel

kalkınmanın, "demokratik yollarla gerçekleştirmek; bu maksatla millî

tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklere

yöneltmek suretiyle yapılacağı koşullarını ortaya koymaktadır. Bu hüküm

devletin, millî tasarrufu artıracak ve yatırımları toplum yararının

gerektirdiği önceliklere yöneltecek tedbirleri alması, yurtdaşların da artan

tasarruflarım kültürel kalkınmada kullanmalarını emredicidir.

ç) Anayasa'mızın 129. maddesi "iktisadî, sosyal ve kültürel kalkınma plâna bağlanır. Kalkınma bu plâna göre gerçekleştirilir" hükmünü taşır. Millî kalkınmanın yalnız devlet eliyle gerçekleştirileceğine dair Anayasa'mızda bir hüküm bulunmamakla beraber 129. maddedeki kalkınmanın da 41. maddenin yukarıya alınan hükümleri içinde bu kültürel kalkınmanın dahi devlet ve yurtdaşın elbirliğiyle gerçekleştirileceği yolundadır.

5 Ekim 1960 tarih ve 91 sayılı Kanun ile 18 Ekim 1962 tarihli' ve 77 sayılı Kanun ve Mahkememizin denetiminden geçerek bazı hükümleri iptal edilen 933 sayılı Kanun hükümleri de 129. maddenin devlete verdiği iktisadî, sosyal ve kültürel kalkınmanın uygulama biçimlerini göstermekte ve bu kanunlar dahi kalkınmanın her çeşidinde devlet ve yurtdaş birliğini öngörmektedirler.

d) Bunların yanında (bilim ve sanat hürriyeti başlıklı 21 inci maddenin üçüncü fıkrası "özel okulların bağlı olduğu esaslar devlet okullariyle erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenlenir." Demekte ve böylece özel yüksek eğitim ve öğretim sorununu temel hak olarak hiç bir şüphe ve tereddüde meydan vermeyecek biçimde ortaya koymaktadır.

Anayasa'nın bu hükümleri ortada iken 50 nci madde halkın öğrenim ve öğretim ihtiyaçlarını sağlamayı devlete baş ödev olarak vermiştir esasına dayanılarak bu ödevin sadece devlet tarafından yerine getirilebileceği ve özel okul açanlar kâr amacı güdeceği için yurtdaşların bu hizmeti yapamayacakları yolunda bir yorumlama, Anayasa'nın sarih hükümlerine aykırı düşer.

e) Hiç şüphe yoktur ki özel sermaye ile kurulan özel okullar eğitim ve öğretimi ücretli olarak yapacaktır. Çünkü bu kurumlar, kuruluş yatırımları ve cari harcamaları için büyük sermayeler koymakta ve hizmetler yapamaktadırlar. Sermayenin kârsız olarak kullanılmasına, iktisat bilimi içinde imkân yoktur. Nitekim devlet dahi bazı bilim dallan için ücret almaktadır.

Kâr amacı meşrudur. Meşru olmayan kâr, aşın olan kârdır. Anayasa'nın 21 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği olarak eğitim ve öğretim, resmî olsun özel olsun devletin gözetim ve denetimi altındadır. Bu hüküm gereği olarak devlet, özel okulların resmî okullar seviyesinde öğretim yapması işini gözetip deneteceği gibi özel teşebbüsün haksız ve aşın kâr sağlamalarını da bu yolla önlemek vazifesidir. Uygulamalara baktığımız zaman görürüz ki hiçbir özel okul, eğittiği kişilerden istediği gibi ücret alamaz ve istediği bir programı uygulayamaz. Özel okullar bir ücret tarifesine ve bunun uygulanmasını sağlayan denetime tabidirler.

Devlet denetimi yürütme kadar yasama tarafından da yapılabilir. Ve özel okullar resmî denetim yanında basının ve halkın denetimine de tabidirler. Bu çerçeve içersinde aşın kâr gerçekleştirilemez. Nitekim sağlık ve ulaşım işlerindeki devlete yardımcı özel kuruluşlar da aynı denetime tabidir ve yaptıkları hizmet için istedikleri ücret ve geliri sağlayamazlar.

Her hak ve hürriyetin kötüye kullanılabilmesi gibi özel okulların da iyi çalışmaması ve aşın kâr sağlamağa kalkışması mümkündür. Bunu, devlet gözetim ve denetimi önler. Şurası bir gerçektir ki resmî idare ve özel teşebbüsle görülen kamu hizmetleri, kötüye kullanılabiliyor diye bu hizmetin ifasından vazgeçilemez ve ancak müeyyideler hükmünü icra eder.

f) Karma iktisat sistemini benimseyen Anayasa'mız özel teşebbüsün kârını hak olarak tanımış ve bu sektörün güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlamayı 40 inci madde ile devlete görev olarak vermiştir. Kârın gayrimeşru olduğunu düşünerek müteşebbislerin haklarını kısıtlamak veya yok etmek Anayasa'mızın belirtilen sistemine uygun düşmez.

Sosyal devlet, özel kuruluşların ve özel okulların kâr sağlamasına engel değildir. Buna ancak belirli biçimdeki sosyalist devlet düzeni karşı çıkabilir. Sosyal devlet, Anayasa'mızın ikinci maddesinde belirtildiği gibi "insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan millî, demokratik, lâik" hukuk devletidir. İnsan haklarının içinde, özel teşebbüs Biçiminde ve kâr amacı ile iktisadî ve kültürel alanlarda devlet düzeninde görev alma haklan da vardır.

Bütün bunlar, 50 nci maddenin kararın beşinci bölümünde belirtilen bir yorumla yorumlanmasına, Anayasa hukuku yönünden imkân vermez. Böyle olunca da eğitim ve öğretimin, her biçiminin özel okullar açma yolu ile yerine getirilmesini sağlayan 625 sayılı Kanunun birinci maddesinin yüksek okullara ilişkin hükmü, Anayasa'mızın diğer maddelerine olduğu kadar 50 nci maddesine de aykırı düşmez.

Mahkeme kararının bu bölümünde "salt iktisadî nitelik taşıyan özel kuruluşlar" ibaresine yer verilmektedir. Bu görüş de yerinde değildir. Milliyetçi bir yurtdaş veya yurtdaşlar grubunun kâr kastını bir tarafa bırakarak eğitimin bir kolunda çalışmayı, yurt hizmeti saymaları olanağı bulunduğu gibi sermayesinin asgarî kân ile birlikte eğitime hizmet etmek amacını birleştirerek çalışacak yurtdaş ve yurtdaş gruplarının çıkmayacağım düşünmek de yerinde bir anlayış olmasa gerek. Yetişmiş yurtdaşların yetiştirmeyi de amaç edinerek özel okullarla ereklerine ulaşmayı isteyebilecekleri, çok yerinde bir kabul olur.

g) Mahkememiz kararında "devletin başta gelen ödevinin kazanç ereği güden özel kuruluşlarla yerine getirilmesi; öğretim ve eğitimin temel hedeflerinden saptırılması, gitgide soyuzlaştırılması sakıncasını doğurur ve böylelikle hem eğitim ve öğretim yolu ile hem bilgili, hem nitelikli yurtdaşlar yetiştirilmesine yönelen Anayasal gerekten iyice uzaklaştırılmış olur" denmektedir.

Yukarıda

da belirtildiği gibi; işleyen ve çalışan bir devletin, yurdunu ve ulusunu seven

devlet görevlilerinin her an gözetim ve denetimi altında bulunan kuruluşların

böyle bir soyuzlaşmaya gitmesi ihtimali düşünülmemelidir. Zararlı olan böyle

kuruluşları devlet kapatır. Veya sapmalarını önler. Eğer denetimle ilgili

görevliler vazifelerini yapmaz ve kötü niyetli kuruluşlara zemin hazırlarsa bu,

kuruluşların, okulların değil devlet görevlilerinin kusurudur. Böyle ihtimaller

uygar milletlerin resmî eğitim düzenlerinde de görülebilmekte ve son yılların

başlıca sorununu teşkil etmektedir, istemeyen hareketlere öğretim kurumlarında

tanık olunması ise kurumların kapatılmasını değil düzeltilmesini gerektirir.

Resmî olsun özel olsun her eğitim kurumunda görülebilecek yolsuzluk ihtimalini

gözde tutarak eğitim müesseselerini suçlamak isabetli olmaz. Yolsuzlukları

yapan yöneticidir, kurumların Anayasa ve hukuk düzenindeki varlıkları değil.

Kötü çalışan idareciler sorumlu tutulur ve bu idareciler bir özel okulun sahipleri

iseler o okul kapatılır. Amma devlet, gözetim kusurundan dolayı Anayasa'da

varlığı kabul edilmiş olan özel öğretimi toptan kaldırmaz. Bozuk çalışan resmî

okullarda görülebilecek bozuklukların tüm olarak resmî okulların kaldırılmasına

sebep sayılamayacağı gibi.

Özel okullarla bilgili ve nitelikli yurtdaş yetiştirilmesi gereği 21 inci maddenin ikinci fıkrasındaki devlet gözetimi ile sağlanır. Denetim ve gözetimden uzak idare ve kişiler elindeki okulların resmî olsun, özel olsun bu vasıfta öğrenci yetiştirmemesi mümkün ve bu kusur da kanunlar ve Anayasa ile kendilerine verilen görevin, resmî organların yerine getirmemiş olmasından doğar ve hizmetin kusurudur.

h) Kararın dördüncü bölümünün (b) bendinde "...13. madde, özel yüksek okullar için üniversitelerde yapılan sınavlara ilişkin kurallardan başka bir düzen benimsemiş olmakla sınav düzeni bakımından dahi üniversitelerle bir tutulması gereken özel yüksek okul öğrencilerini haklı bir neden olmaksızın başka kurallara bağlı tutmuş ve böylece Anayasa'nın 12 nci maddesindeki yasa önünde eşitlik ilkesini de kendi açısından zedelemiş bulunmaktadır" denmekte ve 625 sayılı Kanunun 13 üncü maddesini bu gerekçe ile de iptal etmiş bulunmaktadır.

Özel

yüksek okulda yapılan öğretimin resmî yüksek okullarda veya üniversitelerde

yapılan öğretim seviyesinde olması 21 inci madde gereğidir. 13 üncü maddenin,

okul öğretim üyesi yanında ayrıca sınavlarda iki yüksek okul veya üniversite

öğretim üyesinin bulunmasını emretmedi, Anayasa'nın seviye birliğinin sağlama

hükmüne verdiği önemi gösterir. Bu, devlet ve Anayasa garantisidir. Üniversite

özerkliği içinde çalışan ve yüksek okullarda vazife göre bir öğretim üyesi,

kendi müesseselerinde okumuş bir öğrenici sınavında yeterli olabilirse de bunu

özel okulda okumuş öğrenci sınavı için yeterli bulmamış ve iki resmî öğretim

üyesi ile seviye güvencesinin daha iyi sağlanacağını öngörmüştür. Bu hükümde

kamu yaran bulunduğuna kuşku yoktur. Kamu yaran için konmuş bulunan bu hükümle,

üniversite ve resmî yüksek okul sınavlarını mukayese ederek eşitliğin ihlâl

edildiğini değil. Anayasa emrinin daha güvenceli olarak gerçekleştirildiğini

düşünmek gerekir. Kaldı ki 13 üncü madde bütün özel yüksek okullar içindir.

Belirli kişilere tanınmış bir üstünlük veya kayıtlama da değildir. Bu

yönleriyle 13 üncü maddenin Anayasa'nın 12 nci maddesine aykırı olduğu görüşüne

de katılamamaktayız.

625 sayılı Kanunun belirli hükümlerinin, yukarıda açıklamağa çalıştığımız Anayasa'nın ruhuna ve diğer hükümlerine aykırı bir yorumlama ile iptal edilmesi nedeniyle kararın karşısındayız.

Üye

Kâni Vrana

Üye

Muhittin Gürün

Üye

Şevket Müftügil

KARŞIOY

AÇIKLAMASI

Mahkemece, 625 sayılı ve 8/6/1965 günlü "Özel öğretim kurumlan" kanununun l inci maddesi Anayasa'nın 120. ve 50 nci maddelerinin dayandığı ilkelere, 13 üncü maddesi ise ayrıca Anayasa'nın 12 nci maddesine aykırı görüldüklerinden iptallerine karar verilmiştir.

625 sayılı Kanunun l inci maddesinde "Özel öğretim kurumları, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek kişiler, özel hukuk, tüzel kişileri veya özel hukuk hükümlerine göre idare edilen tüzel kişiler tarafından açılan her derecedeki okullar, haberleşme ile öğretim yapan yerler, çeşitli kurslar, dershaneler, biçki-dikiş yurtları ve benzeri kurumlar ile yabancılar tarafından açılmış bulunan öğretim kurumlarıdır." denilmektedir.

Mahkeme, iptal kararında özel yüksek okulların Üniversite niteliğinde öğretim yaptığı görüşünden hareket ederek ve 625 sayılı Kanunun l inci maddesininde nitelikçe Üniversite öğretimi yapan özel yüksek okulların açılamıyacağını gösteren herhangi bir sınırlama bulunmadığından her durumdaki özel yüksek okullar açılabilmesi ilkesini benimsediğini sebep göstererek bu maddenin Anayasa'nın 120 nci maddesine aykırı olduğu ileri sürmüş bulunmaktadır.

Yukarıya aynen geçirilmiş olan itiraz konusu l inci maddede, özel yüksek okul mezunlarının üniversite mezunlarına verilmiş haklara sahip olacaklarına dair bir kayıt olmadığı gibi Üniversite niteliğinde öğretim kurumu açılmasını sağlıyacak bir hüküm de mevcut bulunmadığı görülmektedir.

Anayasa'nın 120 nci maddesi ise sadece (Üniversitelerin Devlet eliyle ve kanunla kurulacağını) bildirmekte ve üniversitelerin niteliklerini göstermektedir. Bu madde de "Yüksek okullar" söz konusu edilmemiştir.

Gerçekten

de yüksek okullar, üniversiteden ayrı ve mahiyetleri büsbütün başka

kurumlardır. Kuruluşları, görevleri, işlemleri ve idare bakımından

üniversitelere benzemezler. Üniversitelerin görevleri özetle ilim yapmak,

yaptırmak ve bu gaye ile adam yetiştirmek olan tamamiyla Akademik kurumlardır

ve yine akademik dereceler sağlıyan diplomalar verirler. Bunun içindir ki

Anayasa'nın 120 nci maddesince üniversitelerin (bilimsel ve idarî özerkliğe

sahip kamu tüzel kişileri) oldukları (kendileri tarafından seçilen yetkili

Öğretim üyelerinden kurulu organlar eliyle yöneltilecekleri ve

denetlenecekleri) (organlarının, öğretim üyeleri ve yardımcılarının üniversite

dışındaki makamlarca, her ne suretle olursa olsun görevlerinden

uzaklaştırılamıyacakları) (öğretim üyeleri ve yardımcılarının serbestçe

araştırma ve yayında bulunabilecekleri) (Kuruluş ve işleyişleri, organları ve

bunların seçimleri, görev ve yetkileri, öğretim ve araştırma görevlerini

Üniversite organlarınca denetlenmesinin bu esaslara göre kanunla düzenleneceği)

(Siyasî partilere üye olmak yasağının üniversite öğretim üyeleri ve

yardımcıları hakkında uygulanmıyacağı, ancak bunların partilerin genel

merkezleri dışında yönetim görevi alamıyacakları) hükümlerini koymuştur. Buna

karşı yüksek okullar bu gibi özelliklerin hiç birisine sahip değildirler,

Anayâsa'nın 21 inci maddesinin 2 nci fıkrası gereğince doğrudan doğruya

devletin gözetim ve denetimi altında bulunurlar. Aynı konuda hem üniversitede

ve hem de yüksek okullarda öğretim yapılması aradaki farkı ortadan kaldırmaz.

Çünkü aynı konuda başka nitelik ve seviyede öğretim yapmak imkânı vardır. Bu

sebeple de Anayasa'nın 21 inci maddesinin 2 nci fıkrasında kabul olunan "eğitim

ve öğretim devletin gözetimi ve denetimi altında serbesttir." ilkesine 120

nci maddeyle ancak yüksek öğretimin üniversite bölümü için bir istisna konulmuş

ve bu kurumların Devlet tarafından kurulacağı esası kabul edilmiştir. Bu

istisnayı bütün yüksek öğretimi kapsıyacak şekilde genişletecek bir yoruma da

imkân yoktur. Eğer Anayasa Koyucu, bu istisnayı bütün yüksek öğretime koymak

istemiş olsaydı, bunu açıkça ifade edeceği şüphesizdi. Kurucu mecliste yapılan

müzakereler sırasında da Anayasa koyucunun böyle bir kasti bulunduğu açıklanmış

değildir. Bunun aksine Anayasa üniversiteler hariç, yüksek öğretimin özel

öğretime de açık tutulduğunu gösteren hükümler kabul etmiş bulunmaktadır:

"Bilim ve sanat hüriyeti" yanbaşlığını taşıyan 21 inci maddesinin 2.

fıkrasıyla "eğitim ve öğretimin devletin gözetimi ve denetimi altında

serbesttir. "İlkesini koymuş ve onu takibeden fıkrada da "özel

okulların bağlı olduktan esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen

seviyeye uygun olarak kanunla düzenlenir," demek suretiyle derece kaydı

olmadan "Özel okul" açılabileceğini göstermiş ve hatta onların

erişmelerini gerekli gördüğü seviyeyi de işaret etmiştir. Bu itibarla yukarıya

aynen geçirilemiş olan 625 sayılı Kanunun özel öğretim kurumlarını bildiren

itiraz konusu l inci maddesinin Anayasa'nın 120. maddesine aykırı düşen ve

yüksek özel okullara üniversite niteliği sağlıyan, bu okulları üniversitelerle

eşit tutan hiç bir hükmü bulunmadığı açıktır. Bu bakımdan maddenin özel yüksek

okullar yönünden iptali için bir sebep bulunmamaktadır.

Diğer

taraftan mahkeme, kararında "Anayasa'nın 50 nci maddesinde halkın öğrenim

ve eğitim ihtiyaçlarını sağlamak devletin en başta gelen ödevlerindendir.

Denildiği için bu konuda Devlete yardımcı olarak özel kesim tarafından açılacak

ve işletilecek kurumların kazanç amacı güden kurumlar olmaması zorunlu

olduğundan ve bu kurumların kazanç amacı gütmesinin, sosyal devlet ilkesiyle

bağdaşamıyacağından itiraz konusu kanun maddesinin bir an için Anayasa'nın 120

nci maddesine aykırı sayılmasa bile 50 nci maddesine ve devletin sadece

iktisadi nitelik taşıyan işleri dışında kalan alanlarda devlete yardımcı

durumdaki özel kuruluşların kazanç gayesi gütmemeleri gereğine aykırı

bulunduğundan bu yüzden iptali gerektiği" kanısına da yer verilmiştir.

Gerçekten,

Anayasa'nın "Temel haklar ve Ödevler" kısmını "Sosyal ve

iktisadî haklar ve ödevler" bölümünde bulunan ve "öğretimin

sağlanması" kenar başlığını taşıyan 50 nci maddesinin l inci fıkrasında

"halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlamak devletin başta gelen

ödevlerindendir." denilmiş, fakat 2 nci fıkraya da "ilköğretim, kız

ve erkek bütün vatandaşlar için mecburidir ve devlet okullarında

parasızdır." hükmü konulmuştur. Öteki fıkralarında ise devletin maddî

imkânlardan yoksun başarılı öğrencilere ve durumları sebebiyle özel eğitime

ihtiyacı çılanlara yapacağı yardımlardan bahsedilmektedir. Demek ki Anayasa'-ya

göre, Devletin başta gelen ödevlerinden olan öğretim ve eğitimi yalnız ilk

öğretim kısmı devlet okullarında ve parasızdır. Diğer derecelerde ve bu arada

yüksek öğretimin paralı olmasına Anayasa bakımından bir engel yoktur. Bundan

başka 53 üncü madde de devletin "bu bölümde belirtilen iktisadî ve sosyal

amaçlara ulaşma Ödevlerini ancak iktisadî gelişme ile malî kaynaklarının

yeterliği ölçüsünde yerine getirildiğini" belirtmektedir. Anayasa'da

öğretini ve eğitimin devletin başta gelen ödevlerinden olarak gösterilmiş

olması ise bu ödevin öncelik taşıyan bir önemde bulunduğuna işaret etmekten

ibaret olup yoksa bu ödevin mutlak suretle devletçe yapılacağını ve özel

teşebbüse bırakılamıyacağı anlamı gelmez. Yukarıda sözü edilen 21 nci madde

böyle bir görüşe yer bırakmamaktadır. Ayrıca, Anayasa'nın 40 inci maddesinde de

"herkesin dilediği alanda çalışma hürriyetine sahip olduğu ve özel

teşebbüs kurmanın da serbest bulunduğu" ilân edilmiştir. Bu hükümler

karşısında özel okulların özel teşebbüs tarafından kurulmasının Anayasa'ya

aykırı düşeceği düşünülemez. Yine bu konuda özel teşebbüsle kazanç amacı

güdülmesine izin veren hiç bir kural Anayasamız'da yer almış olmadığı ve bunun

sosyal devlet ilkesiyle bağdaşamıyacağı görüşü de yukarda işaret olunan

hükümler dolayısiyle dayanaktan yoksun bulunmaktadır. Kaldıki; özel okulların

sadece kâr sağlamak gayesini elde etmeleri de imkân dahilinde değildir. Çünkü

bir yandan gelir kaynakları olan öğrenci ücretlerinin devlet tarafından kontrol

ve tespit olunduğu gibi, diğer yandan yaptıkları eğitim ve öğretim hizmetine

göre bina, eğitim ve öğretim vasıtaları, nitelikli öğretmen kullanmak

hususlarda yapacakları zorunlu masrafların yine devlet denetimi ve gözetimi

altında sarf olunması icabetmektedir. Buna göre kazanç sağlamakta tam surette

serbest değillerdir. Bu bakımdan da, özel kurumların öğretim ve eğitimi temel

hedeflerinden saptıracağı ve gitgide koyu s uzlaştıracağı düşüncesine de

katılmak müşküldür. Sonuç olarak, itiraz konusu 1. maddenin Anayasa'nın 50.

maddesi hükümleriyle çelişen ve iptalini gerektiren bir yönü yoktur.

625

sayılı Kanunun diğer itiraz konusu olan 13. maddesine gelince; bu madde yüksek

özel okullarda yapılacak imtihanların esaslarım tespit etmektedir. Bu

esasların, devlet eliyle kurulan eğitim ve öğretim kurumlarındaki imtihan

esaslarında farklı tutulması; özel eğitim ve öğretimin de devletin gözetim ve

denetimi altında bulunması, özel okulların bağlı olduktan esasları devlet

okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenlenmesi lâzım

geleceği hakkındaki Anayasa Kaidelerinin uygulanmasını sağlamak amacı gibi

haklı bir sebebe da yanmaktadır. Bir takım yurttaşların farklı hükümlere basılı

tutulmaları haklı bir sebebe dayanmakta olduğu hallerde ise kanun karşısında

eşitlik ilkesinin çiğnenmiş olmasından söz edilemiyeceği de aşikârdır. Bu

bakımdan itiraz konusu 13. maddenin Anayasa'nın 12. maddesini zedelediği kabul

olunamaz. ,

Bu sebeplerle 625 sayılı Kanunun itiraz konusu 1. ve 13. maddelerinin iptaline ilişkin karara katılmıyorum.

Başkan

Hakkı Ketenoğlu

Üye

Fazıl Uluocak

Üye

Halit Zarbun

KARŞIOY

YAZISI

l- a) 8/6/1965 günlü, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun yüksek öğretimle ilgili hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olup olmadığı sorununu çözmek Anayasa Mahkemesinin görevidir. Onun için bu konuda üniversitelerin düşüncelerini almanın yeri ve gereği yoktur.

b) "Üniversite" ve "yüksek okul" kavranılan ülkemizdeki uygulamalarla da açıklığa kavuşmuş bulunduğundan işin raportörlükçe "bilimsel açı" dan incelenmesi ve bu konuda üniversitelerden açıklama istenmesi gereksizdir.

c)

Mili Eğitim Bakanlığı bu itiraz baş vurmasına kaynaklık eden Danıştay'daki

dâvada gereği gibi açıklamalarda bulunmuştur. 22/4/1962 günlü, 44 sayılı

Kanunun 40. maddesi uyarınca da Devletin yasama, yürütme ve yargı organlariyle

idare makamları ve bütün gerçek ve tüzel kişiler ve teşekküller Anayasa

Mahkemesinin istediği bilgi, evrak ve belgeleri belirtilen süre içinde vermekle

ödevlidirler, öte yandan "üniversite" ve "yüksek okul"

kavranılan üzerinde Millî Eğitim Bakanlığınca yapılacak açıklamanın Anayasa

Mahkemesinin incelemelerine bir yaran ve etkisi olacağı düşünülemez. Şu duruma

göre ("Üniversite" ve "yüksek okul" kavramları ile özel

yüksek okul diplomalarının niteliği ve kanunî dayanağı üzerinde sözlü

açıklamada bulunmak üzere Mîllî Eğitim Bakanlığı temsilcisinin çağırılmasına)

yer olmamak gerekir.

2- Üniversitelerden düşünce istenmesi, raportöre ek inceleme yaptırılması ve sözlü açıklamada bulunmak üzere temsilci çağırılması yolunda verilecek bir kararın işi uzatmaktan ve esas hakkındaki karan geciktirmekten başka sonucu olamayacağı ortadadır.

3- 1969/31 esas sayılı dâvanın ilk inceleme evresinde 18/12/1969 gününde verilen ve yukarıdaki görüşlere aykırı düşen karara bu nedenlerle karşıyım.

Üye

Celâlettin Kuralmen

Yukarıdaki karışoy yazısına, 1. maddesinin (a), bendi yönünden, katılıyorum.

Üye

Avnî Givda

GEREKÇEYE

İLİŞKİN KARŞIOY YAZISI

1- Anayasa'nın 120. maddesinin amaç ve konulusu nedenleri ile yüksek öğretimin toplum hayat bakımından taşıdığı büyük önemi belirten 2 numaralı paragraftaki gerekçelere göre, üniversite niteliğindeki yüksek öğretimin tamamiyle Devletin tekelinde olması gerekir ve halen üniversitelerin öğretim kapsamında olmayan konularda dahi özel yüksek okul açılamaz. Bu düşüncenin aksini belirten gerekçeye katılmıyorum.

2-

Anayasa'nın 50. maddesi gereğince, halkın öğretim ve eğitim ihtiyaçlarını

sağlama Devletin başta gelen ödevi olmakla beraber yine Anayasa'nın 21.

maddesiyle herkese öğrenme ve Öğretme hakkı tanınmış, eğitim ve öğretimin

Devletin gözetimi altında serbest olduğu, Devlet okulları yanında bu okullarla

erişilmek istenen seviyeye uygun olarak özel okulların açılması kabul

edilmiştir. Bu nedenle devletin eğitim ve öğretim ödevi, kolluk ve yargı işleri

ödeviyle kıyaslanamaz. Aksi düşüncenin kabulü halinde, derece farkı

gözetmeksizin öğretimin tamamının, ilk ve orta öğretim dahil, Devlet tarafından

yapılması lâzım gelir ki bu takdirde 21. maddenin açık hükmü ihmal edilmiş

olur. 21. maddenin sözleri hiçbir kuşkuya yer vermeyecek kadar açıktır. Yine

21. maddedeki (Herkes) tabiri mutlak olup gerçek kişiler ve; kâr gayesi güdüp

gütmediğine bakılmaksızın, tüzel kişiler de özel okullar açabilirler. Bu

okullar Devletin gözetiminde olduğuna göre Devlet alınacak ücretleri de kontrol

edebilecektir. 21. madde hükmü yalnız öğretim derecesi yönünden Anayasa'nın

120. maddesi hükmü ile kayıtlanmıştır.

Yukarıda açıkladığım gibi üniversite niteliğinde yüksek okulları açmak yalnız Devlete ait bulunduğu cihetle vakıflar dahi bu nitelikte özel yüksek okul açamaz. Gerekçenin bu kısmına da katılmıyorum.

Üye

Ahmet Akar

KARŞIOY

YAZISI

l- 625 sayılı Kanunun birinci maddesi bakımından :

A-

Bu madde yönünden dâvanın çözümü için maddede geçen her derecedeki okullar sözünün açılmasına cevaz verdiği kabul edilen öğretim kurumlarının niteliğine, sonrada, Anayasa'da bu nitelikte bir öğretim kurumunun açılmasına engel bir hüküm bulunup bulunmadığına bakılmalıdır.

İnceleme konusu maddede : (Özel öğretim kurulları; Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri veya özel hukuk hükümlerine göre idare edilen özel kişiler tarafından açılan her derecedeki okullar, haberleşme ile öğretim yapan yerler, çeşitli kurslar, dersaneler, biçki - dikiş yurtları ve benzeri kurumlar ile yabancılar tarafından açılmış bulunan öğretim kurumlandır.) hükümleri yer almıştır.

Bu maddede geçen (Her derecedeki okullar) sözü ile özel yüksek okulların da kastedildiği, kanunun diğer hükümlerinden açıkça anlaşılmaktadır.

Anayasa'da özel yüksek okul açılmasına engel bir hükmün bulunmaması bir yana, Anayasalın konuya ilişkin 21. maddesinde, "eğitim ve öğretim, devletin gözetim ve denetimi altında serbesttir. Özel okulların bağlı olduğu esaslar devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenlenir." denilmek suretiyle, özel yüksek okul açılmasına da cevaz verildiği açık olduğundan, incelenen hükmün bu muhtevası bakımından Anayasa'ya aykırılığı söz konusu olamaz.

Kararda da, Anayasa'ya göre özel yüksek okul açılmasına, ilke olarak, engel bulunmadığı kabul edildiği halde, inceleme konusu maddenin özel yüksek okullar bakımından Anayasa'ya aykırılığı sebebiyle, bu yönünün iptaline karar verilmiş ve bu karar verilirken de, dâva konusu hükmü kapsamı bakımından, "625 sayılı Kanunun 1. maddesinde nitelikçe üniversite öğretimi yapan özel yüksek okulların açılamayacağını gösteren herhangi bir sınırlandırma olmaksızın, her durumdaki özel yüksek okulun açılabilmesi ilkesinin benimsenmiş bulunduğu", gerekçesine dayanılmıştır.

Halbuki; madde metninde üniversite sözü geçmediği gibi, kapsadığı özel öğretim kurumlarının üniversiteler biçim, seviye ve niteliğinde öğretim yapabileceklerine ve bu kurumlardan çıkanların üniversiteden çıkanlar ile eş haklara sahip sayılacağına dair bir hüküm veya böyle bir maksadın güdüldüğüne delalet eden bir ifade de bulunmamaktadır. Buna karşılık kanunda, açılmasına cevaz verdiği özel yüksek okulların resmî okullarla eş ve denk tutulduğunu gösteren hükümlerde vardır. Bu da Anayasanın 21. maddesine uygundur.

Anayasa'nın

21. maddesindeki hükümlerin gereği olarak çıkarılmış bulunan 625 sayılı Konunda

özel yüksek okullardan söz edilirken her derecede denilmiş olmakla

üniversitelerin de kastedilmiş bulunduğu kabul edilemez. Bu kanun özel öğretim

kurumlarının ve bunlar arasında bulunan özel yüksek okulların kuruluş, açılış,

işleyiş ve denetim yönlerini düzenlemektedir. Üniversitelerle bir ilgisi

yoktur. Ve her derecede sözüne dayanarak üniversite biçiminde ve niteliğinde,

bu kanuna tabi, bir özel öğretim kurumu açılamaz. Üniversiteler kendi

kanunlarına tabidirler. Maddede nitelikçe üniversite öğretimi yapan özel yüksek

okulların açılamayacağını gösteren bir hükmün bulunmaması ise, kanunun konusu

ve amacı bakımından, böyle bir açıklamaya lüzum ve ihtiyaç duyulmadığındadır.

Maddede, her derecedeki yüksek öğretim sözü değil, her derecedeki yüksek okul

sözü kullanılmış olduğuna göre de hükümde üniversitelerle iltibasa mahal veren

bir durum yoktur. Kaldı ki madde üniversiteleri de kapsar şeklinde yorumlandığı

takdirde de, yüksek okul açılabileceği ilke olarak kabul edildiğine göre yüksek

okullar bakımından değil üniversiteler bakımından iptaline karar verilmesi

gerekirdi.

Burada

şu yönün belirtilmesinde de yarar görülmektedir: Üniversite ile yüksek okul

sözleri kavram olarak aynı anlama gelmediği gibi vakıa olarak da aynı kurumlar

değildirler. Ayrı sosyal ihtiyaçlardan doğmuş, aynı zamanda fakat ayrı ayrı var

olmuş ve yaşamışlardır. Birbirine benzeyen yönlerinin bulunması da bu durumu

etkilememiştir. Üniversiteler ile yüksek okullar arasında kuruluş, işleyiş ve

denetim, fonksiyon, öğretim seviyesi gibi yönlerden önemli farklar vardır. Bu

kurumların birbirine benzeyen yönleri ise yüksek okulların da, üniversiteler

gibi, lise üstü öğretim yapmaları ve üniversitelerin dahi, ilmî inceleme,

araştırma ve yayınlarda bulunma, lisans üstü öğretim yapma, akademik rütbe,

unvan ve derece verme gibi ayırıcı niteliklerinden olan aslî fonksiyonları

yanında, yüksek okullar gibi, toplumda duyulan ihtiyacı karşılamak üzere bazı

meslek ve sanat alanları veya devlet hizmetleri için tatbikatçı

yetiştirebilmeleridir.

Mezunlarına

kanunların tanıdığı bazı haklara bakarak üniversite ile yüksek okulu denk

saymak doğru olamaz. Kanunlar bazı meslek ve sanat veya hizmet bakımından orta

okul mezunu ile üniversite mezunu arasında fark gözetmeyebilir. Bu çeşit

hükümler öğretim kurumlarını seviyelerinin ve niteliklerinin denkliği

bakımından bir ölçü olarak kabul edilemez. Bazı meslek ve sanatların veya kamu

görevlerinin gerektirdiği niteliklerle ilgili olan veya (özel veya resmî) belli

bir yüksek okuldan çıkanların haklarını ve yetkilerini gösteren hükümlerde

Anayasa'ya bir aykırılık bulunup bulunmadığı yönü ise ayrı bir konudur. Kaldı

ki 625 sayılı Kanunda özel yüksek okullardan mezun olanların üniversite

mezunlarının haklarına sahip olacaklarına ve bunlara verilecek diplomanın

üniversitelerce verilen diplomalara eş olduğuna dair bir hüküm de

bulunmamaktadır.

Maddede özel yüksek okulların çalışma konulan belli edilmediğine göre incelenle konusu l inci maddenin özel yüksek okulların üniversitelerin çalışma konuları arasında bulunan konularda da öğretim yapmalarına imkân verdiği bu durumun ise o özel yüksek okulun üniversite sayılmasını gerektirdiği görüşünü benimsemek de mümkün değildir.

Üniversite

ile yüksek okul ayrımında konuya tek ve dar bir açıdan bakılır ve

üniversitelerin çeşitli yönlerden ayırıcı nitelikleri gözönünde tutulmadan

yalnız öğretim konusunun benzerliği ölçü olarak kullanılırsa yanlış bir sonuca

varılabilir. Aynı konuda muhtelif nitelik, derece ve seviyede öğretim

yapılabilir. Belli bir konuda öğretim yapan özel yüksek okulun, üniversite o

konuya el atmadıkça yüksek okul ve üniversite el atmış veya sonradan el atarsa

üniversite sayılması gerektiği yolundaki görüş, üniversite yüksek okul ayırımı

bakımından yerinde olmamakla beraber böyle bir görüş kabul edilirse, bir yüksek

okulun öğretim konusunda üniversitenin de öğretim yapmaya sonradan karar

vermesi halinde o üniversite konusu ve öğretim yapan okul da üniversite

sayılacağına ve Anayasa'nın 120. maddesi ise özel üniversite açılmasına cevaz

vermediğine göre, o öğretim konusunun ve o konuda öğretim yapan özel teşebbüslerin,

üniversitelerin idari bir karan ile devletleştirilmesi durumu veya zorunluğu

gibi Anayasa ile bağdaşmayan bir sonuç doğar.

Özetlersek : 625 sayılı kanunun l inci maddesinde özel öğretim kurumlan tarif edilmiş bu kurumlar arasında her derecedeki okullarda yer almıştır. Kanunun diğer hükümlerinden anlaşılacağı üzere her derecedeki okullar, resmî okullarda olduğu gibi, ilk, orta ve yüksek okullardan ibarettir. Kanunlarda ve uygulamada üniversitelerden ayrı olarak yüksek okullarda vardır. Anayasa koyucu bildiği bu durumda bir değişiklik yapmamıştır. Kanunun çeşitli hükümleri ile, denklik yönünden, özel yüksek okullarla üniversiteler arasında değil resmî yüksek okullar arasında bir ilişki kurulmuştur.

Anayasa'nın

120. maddesinin hükmü ise gayet açıktır. Üniversitelerle ilgili bir hükümdür.

Ve Anayasa'nın 21. maddesindeki eğitim ve öğretimin serbestliği ilkesine bir

istisna teşkil etmektedir. O halde yorumunda da maddedeki açıklık dışına

çıkmamak gerekir. 120. madde, koyduğu usul ve esaslara uymayan şekilde özel

veya resmî üniversite sayılacak nitelikte, yüksek öğretim kurumlarının

açılmasına engel isede, yüksek öğretimi tüm olarak Devlet tekeline almış

bulunmadığı gibi, yukarıda da açıklandığı üzere, 625 sayılı Kanunun 1. maddesi

de yüksek okulların açılmasına cevaz vermiş olup, üniversite şeklinde ve

niteliğinde bir öğretim kuruma açılmasına müsait olmadığından, bu hükümde 120.

maddeye aykırılık saz konusu değildir.

B-

Anayasa'nın 50. maddesine aykırılık yönüne gelince : Anayasa'nın bu maddesinin

1. fıkrasında "halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlamak Devletin

başta gelen ödevlerindendir." denilmektedir. Bu hükümle bu alanda bir

isteme hakkı tanınmış, Devletede, başka alanlarda olduğu gibi, öğrenim ve

eğitim alanında da bir ödev yüklenmiş ve (Başta gelen) sözü ile de bu ödevin

önemi belirtilmek istenmiştir. Bu fıkrada veya maddenin diğer fıkralarında

Devlete yüklenen bu ödevin, özellikle Anayasa'nın 21. maddesinin serbest

bıraktığı öğretimi de kapsamak üzere, bir Devlet tekelini tazammun ettiğine dair

bir işaret yok tur. 2. fıkradaki "ilk öğrenim, kız ve erkek bütün

vatandaşlar için mecburidir ve Devlet okullarında parasızdır." hükmü ise

böyle bir düşüncenin yerinde olmadığını gösteren niteliktedir.

Belli bir kuruluşun tekeline verildiği veya ancak kamu kurumlarınca yapılabileceği Anayasa'da açıkça belirtilmemiş olunan alanların, ilke olarak özel teşebbüse açık bulunması Anayasa'nın genel ilkelerinin ve temel haklar ve hürriyetlere ilişkin hükümlerin tabiî bir neticesidir, özel teşebbüse açık alanların ve özel teşebbüslerin de, hukukî bir sebebe dayanarak, Anayasa çerçevesi içinde, kanunla devletleştirilmesi mümkün isede buna karar vermek kanun koyucunun taktiri ve yetkisi içinde olan bir husustur.

Anayasa'nın temel hakları ve hürriyetleri gösteren hükümleri arasında yer alan 21. maddesinde eğitim ve öğretimin Devlet gözetimi ve denetimi altında serbest olduğu açıkça belirtilmiş bulunduğuna göre, 50. madde hükmünün Öğretim alanında bir Devlet tekelini kapsadığı şeklinde yorumlanması mümkün değildir.

Anayasa'nın

21. maddesiyle 50. maddesinin hükümlerini birlikte incelemek ve yorumlamak,

bunu yaparkende bu hükümlerden bîrinin diğerini gereksiz ve anlamsız bırakması

sonucunu doğuracak şekilde değil her hükmün kendi konusu ve alanı içinde

uygulama olanağını sağlayacak bir yorumu tercih etmek gerekir ve ancak böyle

bir yorum doğru olur. 50. maddenin bir Devlet tekelini koyduğu ve özel öğretim

kurumlarının açılmasına cevaz vermediği yolunda yorumlanması halinde 21.

maddenin az önce değenilen hükümlerinin hiçbir anlamı kalmıyacağı açıktır.

Halbuki özel yüksek okulların açılmasının serbest olduğu ve Anayasa'nın

öğretimi Devlet tekeline vermediği yolundaki bir yorum 50. maddenin

uygulanmasına ve Devletin bu maddenin yüklediği Ödevi yerine getirmesine bir

engel teşkil edemiyeceği ve Devletin bu ödevinden kurtulmuş sayılamayacağı

açıktır. Anayasa'nın Devlete ödev yükleyen hükümlerinin, bir açıklık olmadıkça,

o alanlarda Anayasal bir Devlet tekelini de kapsadığı ilkesi kabul

edilemiyeceği gibi, 50. maddedeki başta gelen sözünün de bu alanda bir tekeli

kapsadığı yolunda yorumlanması mümkün görülmemektedir.

Özel okul açanların iktisadî kazanç kastı güdüp gütmediği yönünün, özel öğretim kurumlarının açılmasına Anayasal cevaz bulunup bulunmadığı bakımından yapılan bir incelemede, sonucu etkilemesi söz konusu olamaz. Anayasa'nın gerek 50. ve gerekse 21. maddesinde böyle bir ayırım yapılmamıştır. Kaldı ki Anayasa'ya göre öğretim Devlet tekelinde ise, niteliği ve amacı ne olursa olsun. Devlet kurumlarından sayılmayan özel kişi ve kurumların öğretim yapmalarına müsaade edilemez.

Anayasa'da üniversitelerden başka öğretim şekli devletleştirilmiş değildir. 21, maddenin serbest bıraktığı eğitim ve öğretimin kayıt ve şartları da aynı maddede gösterilmiş olup 50. madde bu konuda bir sınırlandırmayı ve özellikle bir Devlet tekelini kapsamamaktadır.

Özetle : 625 sayılı Kanunun 1. maddesinin üniversite seviye, biçim ve niteliğindeki öğretim kurumlarını da kapsadığı, bir üniversite kurumunun öğretim alanına giren konularda' yüksek okul açılamıyacağı. iktisadî kazanç sağlama amacı güden kişi ve kurumlarca özel öğretim yapılamayacağı yolundaki görüşlere katılmak mümkün değildir.

2- 625 sayılı Kanunun 13. maddesi bakımından : Bu madde özel yüksek okullarda yapılacak sınavlarla ilgili hükümleri ihtiva etmekte ve imtihan haklan ve askerlik durumları bakımından özel yüksek okul öğrencilerine resmi yüksek okul öğrencileri gibi işlem yapılacağını belirtmektedir. Bu hükümlerle kabul edilen sınav şeklinin üniversitelerdeki sınav şekline benzememesi Anayasa'nın 12. maddesine aykırı düşen bir durum sayılamaz. Üniversitelerle yüksek okullar farklı kurumlar olduğu gibi öğretimleri de ayrı seviye ve nitelikte bulunduğundan sınavlarının da farklı olması mümkündür.

Bu maddenin özel yüksek okullara cevaz vermiş olmasında da. yukarıda kanunun 1. maddesine ilişkin bölümde açıklanan gerekçelerle, Anayasa'ya bir aykırılık görülmemektedir.

Bu sebeplerle kararın bu maddelere ilişkin l ve 2 sayılı bölümlerine karşıyım.

Üye

Nuri Ülgenalp

GEREKÇENİN

YAZILIŞINA İLİŞKİN KARŞIOY YAZISI

l- Mahkeme kararının (H/3) bölümünün sonuna şu bendin yazılması gerekli iken bu yün gözönünde tutulmamıştır :

Anayasa'nın 21. maddesiyle 120. maddesinin, karşılaştırılması sırasında, Anayasa'nın 21. maddesinde dahi, üniversitelerin bu 21. madde kapsamının dışında düşünüldüğünü gösteren bir durum da saptanmaktadır; 21. maddenin üçüncü fıkrasında özel okulların bağlı olduğu esasların Devlet okullarıyle erişilmek istenilen düzeye uygun olarak yasa ile düzenlenmesi öngörülmüştür. Demekki yalnızca özel okullarla Devlet okulları arasında düzey denkliği söz konusu edilmiş, buna karşılık üniversitelerle özel okullar arasında düzey denkliği kuralın kapsamı dışında bırakılmıştır; böylece, Üniversite ereğini güden bir özel okulun düşünülemeyeceği anlatılmıştır.

2- Mahkeme kararının (H/4) bölümünün (a) bendine şu gerekçenin eklenmesi gerekli iken bu yön gözönünde tutulmamıştır:

Devletin bugünkü olanaklarının sınırlılığı dolayısiyle bütün isteklilere üniversite öğretimi verebilecek kurumlar açamayacağı için özel yüksek okulların her alanda zorunlu bulunduğu düşüncesi dahi doğru değildir; üniversite açma konusunda en büyük zorluk, öğretim üyesi bulmakta kendisini gösterir; oysa bugünkü özel yüksek okullardaki öğretim üyelerinin büyük çoğunluğu, üniversite öğretim üyeleridir. Demek bu kaynak açısından bir yetersizlik yoktur; olsa olsa kaynağın gereğince kullanılmaması söz konusudur.

Genellikle malî kaynak bulunup özel yüksek okullar açıldığına göre üniversitelerin daha hızla geliştirilip özel yüksek okullara gereksinme bırakılmaması, malî kaynak yetersizliğinden değil, üniversite konusuna gereken önceliğin tanınmamış olmasındandır. Kaldı ki Devlet Anayasa çerçevesindeki sosyal ve iktisadî planlama yoluyla yüksek öğretim isteklilerinin sayısını güzelce denetleyebilir; örneğin büyük sayıdaki öğrencinin, öğrenimin daha erken evresinde meslek okullarına ve teknik okullara kaymasını sağlayabilir.

Sonuç :Yukarıdaki nedenlerle kararın gerekçesinin eksik yazıldığı kanısındayım ve bu bakımdan gerekçenin yazılışına karşıyım.

Üye

İhsan Ecemiş

Sayın Recai Seçkin'in, yukarıda yazılı ve gerekçeye ilişkin bulunan karşıoy yazısına tamamen katılıyorum.

Üye

Recai Seçkin

KARŞIOY

YAZISI

l- Danıştay Dâva Daireleri Kurulunun bu dosyaya konu olan itirazı, Ege Özel Mimarlık ve Mühendislik Yüksek Okulu tarafından verilen diplomaların iptali istemi ile açılmış olan bir idarî dâva sırasında mahkememize yapılmış bulunmaktadır.

Bu sebeple sözlü açıklama bahis konusu olduğunda, herkesten önce, dâva ile birinci derecede ilgili olan söz konusu özel yüksek okulun ve özel okulların tümü hakkında açıklama yapabilecek durumda olan (Türkiye Özel Yüksek Öğretim Kurumları Derneği) nin sözlü açıklamaya davet edilmeleri uygun olurdu.

Konuya en fazla aydınlık getirebilecek durumda olan bu iki ilgili teşekkülün sözlü açıklamalarının dinlenmesine gerek görülmediğine göre, bilimsel yönleri esasen malum olan ve yeter derecede incelenmiş bulunan (üniversite) ve (yüksek okul) kavramları üzerine Raportörlükçe başkaca araştırma ve inceleme yapılmasına mahal olmadığı gibi mahkememizce çözümlenmesi gereken bir konu olması itibariyle de sözü geçen kanunun Anayasa'ya aykırılığı iddiası hakkındaki düşüncelerinin ne olduğunun üniversitelerden sorulması da uygun değildir.

Öte yandan davacı, Danıştay'daki dâvası münasebetiyle konuya ilişkin görüşlerini orada açıklamış ve bu açıklama dosyamıza da konulmuş bulunduğundan kendisinden başkaca sözlü açıklama istenmesine de ihtiyaç yoktur.

Kararın sözlü açıklamalarla ilişkin kısmının belirtilen bölümlerine bu nedenlerle karşıyım.

2- Kararın gerekçesinde, 625 sayılı Özel öğretim Kurumlan Kanununun özel yüksek okullara ilişkin hükümlerinin Anayasa'nın 50. maddesine de aykırı olduğu ve söz konusu hükümlerin bu madde açısından da iptali gerektiği öne sürülmektedir.

Anayasa'nın 50. maddesinde, halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlamanın Devletin başta gelen ödevi olduğu ilkesi konulmakta ve sadece ilk öğretimin bütün vatandaşlar için mecburi ve Devlet okullarında parasız bulunduğu belirtilmektedir.

Anayasa'da konuya ilişkin hüküm bundan ibaret olsaydı, şüphesiz gerekçede yer alan bu konuya ilişkin çoğunluk düşüncesinden başka bir sonuca varılması mümkün olamazdı.

Ancak Anayasa'da bu konuda birde kişinin temel haklan ve ödevleri bölümünde yer alan 21. madde vardır. Bu madde ise herkesin serbestçe öğrenme ve öğretme hakkına sahip olduğu, eğitim ve öğretimin, Devletin gözetim ve denetimi altında serbest bulunduğu, özel okulların bağlı olduğu esasların Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenlenileceği, açık ve seçik bir şekilde kabul edilmiş bulunmakta, sadece çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerlerinin açılması yasaklanmaktadır.

Görüldüğü gibi Anayasa'nın söz konusu 21. maddesi Devletin değil, münhasıran fertlerin eğitim ve öğretim alanındaki haklarını düzenlemekte, ve :

1- Çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı olmamak,

2- Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun bir şekilde ve kanunla düzenlenmek,

3- Devletin gözetim ve denetimi altında bulunmak,

Şartiyle eğitim ve öğretimin serbest olduğu ve bu şartlar içerisinde kalınarak kişilerin özel okul açabilecekleri açıkça gösterilmektedir. Ancak bu konuda Anayasa'nın 120. maddesinin koyduğu kayıtlamayı da gözönünde tutmak zorunludur. Zira Anayasa, 120. maddesiyle üniversite düzeyindeki öğretim kurumlarının, maddede öngörülen niteliklere sahip olmak şartiyle ancak Devlet eliyle ve kanunla kurulabileceği ilkesini koymak suretiyle 21. maddedeki kişinin eğitim ve öğretim hürriyetine bir başka sınırlama getirmiş bulunmaktadır.

Anayasa'nın söz konusu 21. ve 120. maddelerinin açık hükümleri karşısında, kişinin ticarî amaç taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, sadece maddelerde yer alan kayıtlara uymak şartiyle eğitim ve öğretim yapmakta ve üniversite düzeyinde olmayan özel okullar açmakta serbest olduğunu tartışma konusu yapmak bile mümkün değildir.

Anayasa'nın 50. maddesi, yukarıda da açıklandığı gibi, Devletin eğitim ve öğretim alanındaki ödevlerini belirtmekte olup yerine getirilmesi, Anayasa'nın 53. maddesi gereğince iktisadî gelişme ile malî kaynaklarının yeterli ölçüsüne bağlanmış bulunan söz konusu Devlet ödevi ile Anayasa'nın 21. maddesinde yer alan ve bu madde ile 120. maddedeki sınırlamalar dışında başkaca herhangi bir kayıt ve şarta tabi bulunmayan kişinin eğitim ve öğretim hürriyeti arasında bir ilişki kurulması mümkün değildir.

Öte yandan, Anayasa, Devletin eğitim ve öğretim alanındaki ödevine ilişkin kuralları, diğer kamu hizmetlerine ilişkin konularda olduğu gibi sadece 50. ve 120. maddelerle düzenlemekle yetinmemiş, bu alanda bir de kişiye hürriyet içinde serbestçe çalışabileceği bir alan ayırmış ve bunu yaparken de "kâr amacı güden özel teşebbüs" açısından başkaca bir sınırlama koymamıştır. Aksine 50. maddenin ilk öğrenimin mecburî olduğuna ilişkin ikinci fıkrasında, bu öğrenimin (Devlet okullarında parasız) olduğu belirtilmek suretiyle Devlet okulları dışında da paralı öğretim yapan ilk öğretim kurumlan olabileceğine, kapalı (zımnî) ve dolaylı bir şekilde ışık tutulmuştur.

Öteyandan, Anayâsa'nın 50. maddesinin konunun çözümüne dayanak yapılması halinde, maddenin tüm olarak ele alınması zorunlu olur :

Söz konusu 50. madde, öğrenim cinsi ve derecesi bakımından bir ayırım yapmaksızın halkın tüm öğrenim ve eğitim ihtiyacım sağlamak işini Devlete başta gelen bir ödev olarak yüklemektedir. Buna göre her sınıf ve derecedeki tüm okulların Devletçe açılması zorunluluğu, çoğunluk düşüncesinin doğal sonucu olarak kabul edilmelidir. Zira maddede, başta gelen bu Devlet görevine, kâr amacı olmayan özel teşebbüslerin katılabileceği, kâr amacı olanların katılamıyacağı yolunda ayırıcı bir işaret görülmediğinden, kararda yapıldığı gibi bu açıdan bir ayırım yapılması da mümkün değildir.

Kaldı ki, kararın çoğunluk düşüncesinde benimsendiği gibi bu açıdan bir ayırım yapılarak 50. maddenin sadece "kâr amaçlı özel teşebbüse" eğitim ve öğretim alanını kapatmakta olduğu bir an için var sayılırsa bu kuralın tüm öğretim alanını kapsamı içine alması gerektiğini ve bu nedenle, de ilk, orta, yüksek diye ikinci bir ayırım yapılmayarak hangi dereceden olursa olsun tüm özel okulların, "kâr amaçlı özel kişiler ve teşebbüsler" tarafından açılamıyacağı sonucunun çıkarılması zorunlu olur.

Halbuki yukarıda da açıklandığı gibi 50. maddede, bn yolda bir sonuca ulaşmamızı sağlıyacak açık veya kapalı herhangi bir İfade veya işaret bulunmadığı gibi, Anayâsa'nın diğer maddelerinde tir, üniversite düzeyindeki yüksek öğrenime ilişkin 120. maddeye benzer bir hüküm bulunmamakta, aksine Anayâsa'nın 21. maddesinde, oradaki kayıtlara uyulmak şârtiyle özel okulların serbest olduğu açıkça belirtilmektedir. Bunun aksine olan düşünce, Anayasa'nın 21. maddesi hükmünü görmezlikten gelmek veya maddeye, yasa koyucunun öngörmediği yeni bir hüküm eklemek sonucunu doğurur.

Özetlemek gerekirse 625 sayılı özel öğretim Kurumları Kanununun özel yüksek okullara ilişkin hükümlerinde Anayâsa'nın 50. maddesine aykırı bir yön olmadığından iptal kararının gerekçesinde bu maddeye dayanılmaması gerekir. Aykırılığın sadece Anayâsa'nın 120. maddesi açısından belirtilmesi yeterlidir.

Bu nedenle karar gerekçesinin Anayasa'nın 50. maddesine ilişkin bölümüne karşıyım.

Üye

Kani Vrana

KARŞI

OY YAZISI

l-

Yüksek okul ile üniversite arasındaki ilişki, üniversitenin bir yüksek okullar

manzumesi olması, yani bu okulların tek bir idarî ve malî yönetim altında

bulunmasından ibarettir (Bakınız : Encyclopaedia Britanica; Üniversity:

Community ör Corporation; - Grand Larousse: Grouppe decoles nommees suivant leş

pays "Facultes" ou "Colleges" qui donnent l'enseignement

superieur; - Der Grosse Brockhaus : Die höchste Bildungsstatte und Leitform der

wissenschaftlichen Hochschule). Doktrinde olsun, uygulamada olsun bağımsız bir

yüksek okulun bilimsel yönden üniversitenin herhangi bir fakültesinin verdiği

tahsil seviyesinin .altında olduğu ileri sürülmemiştir. Özellikle yüksek okulun

meslek adamı yetiştirdiği, halbuki üniversite fakültesinin akademik tahsil

sağladığı konusundaki eleştirmeler de bilimsel dayanaktan yoksundur. Şu halde

üniversite deyince; tek tek yüksek okulların birleşip üniversite adı altında

müşterek yönetime tabi bir kuruluş haline gelmesi hatıra gelmektedir. Böyle

müşterek bir kuruluş Anayasa'nın 120. maddesi uyarınca Devlet eliyle meydana

gelir ve işletilir. Fakat mücerret bilimsel bir meslek dalı için yüksek tahsili

amaç güden bir yüksek okulun üniversite sayılmasına imkân yoktur. Böyle

olmasına ekonomik bakımdan da zorunluk vardır. Çünkü üniversite kurulması

önemli bir malî yüküm altına girmeye bağlıdır. Halbuki sadece belirli bir

konuda yüksek tahsil sağlayan bir okulun açılması bu malî güçlüğü hafifletir.

Ayni zamanda memleketin genel öğrenim ve öğretim ihtiyaçları bakımından da

bağımsız bir yüksek okulun, üniversite gibi külfetli bir kuruluşa nazaran daha

yararlı yönleri olduğu düşünülebilir. Anayasa'nın 41. maddesi bu amacın

gerçekleşmesine elverişli bir ilke koymaktadır. Herne kadar uygulamada bazen

bir merkezde bulunan üniversitenin, diğer bir ilde kendisine bağlı fakülteler

açtığı görülmektedir. Fakat bu girişimler, daha çok, kurulan fakültenin

bulunduğu yerde zamanla yeni bir üniversite açılmasını hedef almakta ve gelecek

bir üniversitenin nüvesini teşkil etme gayretleri olarak nitelendirilmektedir.

Esasen bu gibi teşebbüslerin, bağımsız bir yüksek okulun kurulmasına engel bir

hukukî sebep olarak gösterilmesine imkân yoktur. Bağımsız yüksek okulların 1961

Anayasa'sından önce ve sonra devlet eliyle kurulduğu bir vakıadır. Devletin

kurduğu bir yüksek okulun bir üniversiteye bağlı olması mümkün bulunduğu gibi,

bağımsız olması da mümkündür. Gerçekten Anayasa'nın 1.20. maddesi, muhtelif

fakülteleri ihtiva eden bir üniversite kuruluşunun devlet eliyle olacağını

öngörmüştür. Oysa her bir yüksek tahsil müessesesini üniversite olarak mütalaa

etmek 1961 Anayasa'nın hazırlandığı ve halk oyunca kabul edildiği tarihteki

uygulamaya da aykırı düşer. Reaksiyoner bir niteliği olduğu kabul edilen

Anayasa'mızın koyucusu böyle düşünse idi, bu tarihteki uygulamaya engel olmak

için, bağımsız yüksek okul açılamıyacağını hükme bağlardı. Demekki Anayasa

üniversite mefhumu dışında yüksek okulların varlığını kabul etmektedir.

Herhangi

bir üniversiteyi teşkil eden fakültelerden birinin konusu olan yüksek

öğretimin, artık üniversiteden başka yüksek okul adı altında yapılamıyacağını

düşünmek mümkün değildir. Devlet tarafından bu gibi yüksek okullar açılsa dahi,

bunların, salt üniversite öğretimi sağladığı ilkesinden hareketle, üniversite

sayılmasına, yukarıda açıklandığı üzere, üniversite mefhumu elverişli değildir.

Çünkü üniversite ile yüksek okul arasındaki fark, bilimsel öğretim yönünde

deyil müteaddit yüksek öğretim, kurumlarının birleşik malî ve idarî yönetiminde

toplanmaktadır. 120. madde de sözü edilen devlet tekeli, üniversite mefhumu

içme giren büyük kuruluşlar için düşünülmüş olduğu halde, aynı madde de sözü

edilen özerklik ilkeleri, bilimsel temele dayanan yüksek öğretim alanın

tamamına ilişkin olmak gerektir. Aksi takdirde, bu gün üniversitelere bağlı

herhangi bir fakülte, okul veya enstitüde öğrenim konusu yapılmayan, fakat

bilimsel esaslara dayalı ve topluma yararlı bir meslek dalı için kurulmuş bir

yüksek okulun, tarafsız ve çağdaş bir yüksek öğrenim için Anayasa'nın 120.

maddesinde öngörülen özerklik ilkelerinden ayrık tutulabileceğini kabul sonucu

doğar ki, bu da Anayasa koyucusunun amacını aşan bir davranış olur. Hal böyle

olunca, bir üniversiteye bağlı olmayarak yüksek okulların açılmasında Anayasa

yönünden bir hukukî engel bulunmamaktadır. Kaldı ki bu gibi bağımsız kuruluşlar

ekonomik yönden ve devletin öğretim politikası ve memleket ihtiyaçları

bakımından da, Anayasa'nın 50/1 ve 41/2. maddelerinin öngördüğü ilkelerin

gerçekleşmesine yararlı olmuşlardır.

2-

Üniversiteye bağlı bir fakültede olsun veya bir bağımsız yüksek okulda olsun,

güdülen amaç, tarafsız ve çağdaş bir öğrenim ve öğretim sağlanmasıdır. Bu

amacın gerçekleşmesi, kuruluşun idarî ve bilimsel özelliğe sahip olmasile

mümkündür. İdarî özerklik kuruluşun kendi kendini idare etmesi, öğretim

üyelerinin işe alınmada veya işe son vermede, başka makamların müdahalelerine

maruz bırakılmamasıdır. Bilimsel özerklik ise, öğretim üyelerinin serbestçe

bilimsel çalışma yapabilmeleri ve öğretimde bulunabilmeleri demektir. Her iki

özerklikten yoksun kalan bîr kuruluş tarafsız ve çağdaş bir öğrenim ve öğretim

sağlayamaz. Şu halde yüksek okulların, özel kanunla kurulmuş olsalar dahi, bu

ilkelerle bağdaşamıyacak bir nitelik kazanmaları, Anayasa'nın 120. ve 21.

maddelerine aykırı olur.

3-

Anayasa'nın 21. maddesi özel okul açılabileceğini öngörmüştür. 120. maddesinde

ise, sadece üniversite kuruluşlarının devlet elile kurulup işletileceğinden söz

edilmektedir. Oysa üniversite kuruluşları dışında bağımsız yüksek okulların

varlığını, yukarıda l ve 2 No.lu bentlerde açıklandığı üzere, kabul etmek

zorunludur. Başka bir deyim ile, üniversiteler hakkında devlet tekeli olduğu

halde, yüksek okullar için Anayasa böyle bir tekeli öngörmüş değildir. Hal

böyle olunca, bağımsız yüksek okulların özel teşebbüs şeklinde kurulması

mümkündür. Ancak böyle kuruluşların, yukarıda 2 No. lu bentde işaret ettiğimiz

gibi, bilimsel ve idarî özerkliğe sahip olmaları gereklidir. Bu niteliklerden

yoksun olan özel yüksek okulların kurulması Anayasa'ya aykırı düşer. Çünkü

Anayasa'nın 21. maddesinde: "Özel okulların bağlı olduğu esaslar, devlet

okullarile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenlenir"

denilmektedir. Devlet yüksek okullarının tabi olacağı esaslar, bilimsel ve

idarî özerklik ilkeleri çerçevesinde düzenlenmesi gerektiğine göre, özel yüksek

okulların da bu ilkeler dışında düzenlenebileceği düşünülemez. 625 sayılı Kanun

sözünü ettiğimiz niteliklerden yoksun özel yüksek okulların kurulmasını da

mümkün kılacak hükümleri ihtiva etmesi bakımından Anayasa'ya aykırıdır. Bir

özel yüksek okulun, Anayasa'nın öngördüğü tarafsız ve çağdaş bir öğrenim ve

öğretim sağlayabilmesi için bilimsel ve idarî özerkliğe sahip olması ve bu

amacın gerçekleşmesi bakımından da okulu kuran sermaye sahibi gerçek veya tüzel

kişinin, okulun her türlü yönetiminden elini çekmesi gereklidir. Bu da kâr

amacı gütmeyen vakıf kuruluşlar veya kamuya yararlı dernekler yolu ile mümkün

olabilir. O halde özel yüksek okula ilişkin kanun hükümlerinde bilimsel ve

idari özerklik ilkelerine tam bir uygunluk aranmalı, kamuya yararlı dernekler

veya vakıf kuruluşlar biçiminde tesis edilmeleri halinde, bu özerklik ile

teçhiz edilmelerini sağlayacak kanun hükümleri sevkedilmelidir. Böyle

kuruluşlara dayanan yüksek okulların, devlet kuruluşlarına nazaran malî

bakımdan daha esnek bir özerkliğe sahip olabilecekleri de düşünülebilir.

Nitekim kapitalist düzene çok sıkı bağlı devletlerin başında gelen Birleşik

Amerika'da dahi özel teşebbüs olarak sadece bu tür öğretim kuruluşlarına

müsaade edilmekte, bunun dışında kâr amacı güden bir öğrenim müessesesi

açılmasına asla müsaade edilmemektedir. Birleşik Amerika Dış Münasebetler

Servisinden Türk Eczacılar Birliği Başkanlığına yazılan ve bir örneği

dosyamızda bulunan 18 Mart 1964 günlü yazıda bu yön gayet açık bir şekilde

belirtilmektedir. Anayasa'nın 2. maddesi uyarınca demokratik ve sosyal bir

hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti için tarafsız ve çağdaş bir öğretimin

sağlanabilmesi bakımından özel yüksek, okul sermayedarının, kâr getiren bir

müessese sahibi olma niteliğinden uzaklaştırılması zorunludur ve bu zorunluluk

Anayasa'nın 21. ve özellikle 50. maddelerinin öngördüğü ilkelere dayanmaktadır.

Halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarım sağlamanın devletin başta gelen

ödevlerinden sayan Anayasa, Özel okullara ancak 53. maddenin elverdiği

yetersizlik hallerinde ve ancak çok istisnaî ve ölçülü bir şekilde yer vermekte

olduğu göz önünde tutulursa, bu okulların kâr zihniyetine dayanan kuruluşlar

olabileceğini kabul etmiş sayılmasına asla imkân tasavvur edilemez.

Çoğunluk kararının 2, 3 ve 4. bentlerinde yer alan bir kısım gerekçeye yukarıda anılan nedenlerle katılmıyorum.

Üye Muhittin Gürün Üye Şevket Müftügil

Anayasa Mahkemesi, E. 1969/31, K. 1971/3, 12 Ocak 1971 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. A-
  4. C-
  5. Ç-
  6. D-
  7. E-
  8. F-
  9. G-
  10. H-
  11. Karşı
  12. Oy Yazısı
  13. A)
  14. B)
  15. Karşıoy
  16. Açıklaması
  17. Karşıoy
  18. Yazısı
  19. Gerekçeye
  20. İlişkin Karşıoy Yazısı
  21. Karşıoy
  22. Yazısı
  23. A-
  24. B-
  25. Gerekçenin
  26. Yazılışına İlişkin Karşıoy Yazısı
  27. Karşıoy
  28. Yazısı
  29. Karşı
  30. Oy Yazısı

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1969/31
Karar No
1971/3
Tarih
12 Ocak 1971

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1969/48 K.1971/5
  • AYM Norm Denetimi E.1969/43 K.1971/6
  • AYM Norm Denetimi E.1969/33 K.1971/7
  • AYM Norm Denetimi E.1970/19 K.1971/9
  • AYM Norm Denetimi E.1969/37 K.1971/8
  • AYM Norm Denetimi E.1970/4 K.1971/10

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.