KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 2 Mart 1971
- Esas Sayısı
- 1970/46
- Karar Sayısı
- 1971/24
- Karar Günü
- 2/3/1971
Karar Metni
2.735 kelime·14 dk okuma·5 bölüm
Resmi Gazete tarih/sayı:4.8.1971/13916
İtiraz eden mahkeme : Bursa İş Mahkemesi
İtirazın konusu : Dâvaya bakan Bursa iş Mahkemesi, 274 sayılı Sendikalar Kanununun dâvada uygulanacak olan 21. maddesinin Anayasa'nın 46. maddesine aykırılığını iddia eden davacı vekilinin bu iddiasının ciddî olduğu kanısına vararak iptali için Anayasa'nın 151. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine baş vurmuştur.
Olay :
Davacı vekili dâvâlı işverenle dâvâlı isçi sendikasına karşı açtığı dâvada, dâvâlılar arasında düzenlenerek yürürlüğe konulmuş olan toplu iş sözleşmesinde yer alan haklardan dayanışma aidatı verilmek yoliyle müvekkilinin de yararlanmasına karar verilmesini istemiştir.
İlk inceleme :
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca Başkanvekili Lütfi Ömerbaş,
üyelerden Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Avni
Givda, Nuri Ülgenalp, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit
Zarbun, Kani Vrana, Muhittin Gürün ve Ahmet H. Boyacıolğu'nun katıldığı ilk
inceleme toplantısında dosyadaki kâğıtlar, yasa hükümleri ve bu konuda
düzenlenen rapor incelenmiştir. 274 sayılı Sendikalar Kanununun 21. maddesi
29/7/1970 günlü, 1317 sayılı Yasa ile değiştirilmiştir. Ancak, Bursa İş
Mahkemesine açılan dâvada uyuşmazlığa yol açan olayın meydana geldiği tarihte,
yürürlükte bulunan eski metnin uygulanması zorunludur. Bir dâvada uygulanacak
yasa hükümlerinin de anayasal denetime bağlı olduğu Anayasa'nın 151 inci maddesi
gereğidir. Bu nedenlerle mahkemece işin esasının incelenmesine Avni Givda'nın
yeni hükümde eski hükme göre davacının hukukunu etkiliyen bir değişiklik olup
olmadığı araştırılmadan işin esasına geçilemiyeceği yolundaki karşıoyu ile ve
oyçokluğu ile 24/11/1970 gününde karar verilmiştir.
Esasın incelenmesi :
Dosyadaki yazılar, yasa ve Anayasa hükümleri ve gerekçeleri, yasama meclislerindeki görüşmeler ve düzenlenen rapor incelendi; gereği görüşülüp düşünüldü :
l- Mahkeme, davacı vekilinin itiraz konusu 21. maddenin tümünün Anayasa'ya aykırılığını ileri süren görüşünü benimsemiştir. Oysa anılan maddenin ikinci fıkrası, 275 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca Bakanlar Kuruluna tanınan teşmil yetkisinin kullanılması halinde birinci fıkranın uygulanmayacağını belirlemektedir. Bu durumda, ikinci fıkranın dâvada uygulama yeri bulunmadığından itiraz konusu maddenin dâvada uygulanacak olan birinci fıkrası ile sınırlı olarak incelenmesine oybirliği ile karar verilmiştir.
Aslında
sendikaların derneklere ilişkin yasa kurallarına göre kurulması ve işlemesi
olanağı mevcut olduğu halde bunların önemi ve özelliği ve geçmişteki
uygulamalar gözönünde tutularak sendika özgürlüğünün Anayasal güvenceye
bağlanması zorunlu görülmüş ve Anayasa'nın 46. maddesi bu düşüncelerin ışığı altında
düzenlenmiştir. O halde, Anayasa güvencesine bağlanan sendika özgürlüğünü
zedeleyen yasa hükümlerinin Anayasa'ya aykırı düşeceğinede kuşku yoktur. İşçi
ve işveren meslekî kuruluşlarının kuruluş amacı 15/7/1963 günlü, 274 sayılı
Sendikalar Kanununun değişik 1. maddesinin birinci bendinde "sendika,
federasyon ve konfederasyonlar bu kanuna göre işçi sayılanların ve işverenlerin
müşterek iktisadî, sosyal ve kültürel yararlarını korumak ve geliştirmek için
kurulan meslekî teşekküllerdir." diye tanımlanmıştır. Bu kanunun değişik
14. maddesinde de meslekî kuruluşların çalışma alanları daha ayrıntılı bir
biçimde gösterilmiştir. Bu iki madde meslekî kuruluşların çalışma alanlarının
toplu iş sözleşmesi yapmak, gerektiğinde grev ya da lokavt kararı almak ve uygulamak
gibi işçi kuruluşları ile işveren veya işveren kuruluşlarını karşı karşıya
getiren faaliyetlere sınırlı olmadığını, bunların dışında kimi alanlarda
üyelerine haklar ve yararlar sağlayıcı faaliyetlerde bulunabileceklerini
göstermektedir. Bu kuruluşların toplu iş sözleşmeleri dışında kalan
faaliyetleri sonucunda elde ettikleri haklardan sadece üye olanların
yararlandırılması, üye olmayanların bundan yoksun bırakılması ya da
yararlanmanın kimi koşullara bağlanması, üye olmanın ya da olmamanın doğal bir
sonucudur ve itiraz konusu hükmün bu yönden Anayasa'nın 46. maddesi ile çatışan
bir yanı yoktur.
Toplu
iş sözleşmelerine gelince : Toplu iş sözleşmelerinin de hükmün kapsamı içinde
bulunduğunda kuşku yoktur. Sadece itiraz konusu 21. maddenin birinci fıkrasının
incelenmesi ile yetinilirse bu kuralın bir toplu iş sözleşmesinden
yaralanabilmek için üye olmayanı meslekî kuruluşa üye olmaya zorlayan bir
nitelik taşıdığı sonucuna varılabilir. Oysa böyle bir sonuca ulaşmanın gerçeğe
uygun olup olmadığı konu ile ilgili diğer yasa hükümlerinin birlikte
incelenmesine bağlıdır. 15/7/1963 günlü, 275 sayılı Kanunun 8. maddesi ile kimi
koşulların gerçekleşmesi halinde bir toplu iş sözleşmesinin diğer işçilere ve
işverenlere de uygulanması öngörülmüştür. Teşmil yan başlığını taşıyan 8.
maddenin beşinci fıkrasında "bir toplu iş sözleşmesinin kapsadığı işçiler,
aynı işkolunda çalışan işçilerin çoğunluğunu teşkil ediyorsa Bakanlar Kurulu,
Yüksek Hakem Kurulunun iştişarî mütalâasını aldıktan sonra bu toplu iş
sözleşmesinin aynı işkolundaki diğer işçilere ve onları çalıştıran işverenlere
bir kararname ile teşmil edebilir. Teşmil kararnamesinde bu kararın gerekçesi
de açıklanır. Yüksek Hakem Kurulu iştişarî mütalâasını en çok 30 gün içinde
verir." denilmiştir. Teşmil halinde Sendikalar Kanununun 21. maddesinin
birinci fıkrasının uygulanmayacağı aynı maddenin ikinci fıkrasında
belirtilmiştir. Demek oluyor ki toplu iş sözleşmesinin Bakanlar Kurulunca üye
olmayan işçilere ve işverenlere teşmili halinde o toplu iş sözleşmesini meydana
getirmiş olan meslekî kuruluşun uygun yazısına gerek kalmayacaktır.
Öte
yandan 15/7/1963 günlü, 275 sayılı Kanunun değişik 7. maddesinin üçüncü bendi
ile bu hüküm dışında yeni bir hukukî kurum öngörülmüştür. Bu kurum ile bir
mesleki teşekküle üye olmayan işçilerin bir dayanışma aidatını her ay o toplu
iş sözleşmesine taraf mesleki kuruluşa ödemeleri yoliyle toplu iş
sözleşmesinden yararlanmaları sağlanmış bulunmaktadır. 275 sayılı Kanunun 7.
maddesinin 3 sayılı bendinde "Bu madde gereğince yapılan bir toplu iş
sözleşmesinde taraf işçi teşekkülünün mensubu olmayıp o toplu iş sözleşmesinin
uygulandığı işyerlerinde çalışan işçilerin bu toplu iş sözleşmesinden
faydalanabilmeleri, taraf işçi teşekkülüne bu işçi teşekkülünce tespit edilecek
bir dayanışma aidatım her ay ödemelerine bağlıdır. Bu dayanışma aidatının nasıl
ödeneceği, taraf işçi teşekkülünce tespit olunur. Bu aidat aynı işyerinde
çalışan ve toplu iş sözleşmesinde taraf işçi teşekkülüne mensup aynı kategori
ve vasıftaki işçilerin ödedikleri sendika üyelik aidatının üçte ikisini aşamaz.
Dayanışma aidatı ile ilgili olarak mevzuat ve toplu iş sözleşmesinde sendika
üyelik aidatı hakkında konulmuş olan hükümler uygulanır." denilmiştir. Bu
hüküm farklı görüşlere yol açmış bulunmaktadır. Kimi çevrelere göre anılan
hükmün uygulanması Sendikalar Kanunun 21. maddesinin birinci fıkrası uyarınca
kuruluşun yazılı muvafakatine bağlıdır. Karşı görüşü savunanlara göre de işçi
kuruluşları dayanışma aidatını kabul etmek zorundadır. Kuruluşun yetkisi
kanundaki sınırı aşmamak üzere aidatın miktarını belli etmekten ibarettir.
Gerçekten tasarı üzerinde çalışan Millet Meclisi Geçici Komisyonu raporunda da
belirtildiği üzere dayanışma aidatı kanuna yeni bir kurum olarak konulmuştur.
Bir toplu iş sözleşmesinden yararlanmayı o toplu iş sözleşmesini yapan işçi
kuruluşunun muvafakatine bağlayan bir hüküm bu maddede yer almış değildir. Bu
hükme göre işçi kuruluşunun yetkisi kanundaki sının aşmamak üzere dayanışma
aidatını saptamaktan ileri geçemez. Bundan başka bir işçi kuruluşunun kendi
faaliyetiyle mensuplarına sağladığı hakların o kuruluşun mensubu olmayanlara
teşmilini, kuruluşun yazılı muvafakatine bağlayan hüküm yasama meclislerince
daha önce kabul edilmiş bir genel kural niteliği taşımaktadır. Dayanışma
aidatına bağlı olan hüküm ise daha sonra kabul edilen 275 sayılı Kanunda yer
almış bir özel kural niteliğindedir. Bir uyuşmazlığın çözülmesinde genel
kuralın değil özel kuralın uygulanacağında kuşku yoktur. Kimi bilim
çevrelerince de bu görüşler benimsenmiş bulunmaktadır. İşçi kuruluşlarının
çabaları ile meydana gelen toplu iş sözleşmelerinden o kuruluşun üyesi olmayan
işçilerin hiç bir külfete katlanmaksızın yararlanmaları adalet kurallarına da
uygun düşmez. Bunların teşmil yetkisinin kullanılması ve dayanışma aidatı denen
bir parayı ödemeleri yollariyle bir toplu iş sözleşmesinden yararlanmaları yasa
ile sağlanmış bulunduğundan itiraz konusu hükmün sendika özgürlüğünü zedeleyen
bir yanı yoktur.
2- Sendikalar Kanununun 21. maddesinin birinci fıkrasının bir işçi kuruluşunun sağladığı toplu iş sözleşmesiyle kazanılan haklar ve yararlar ölçüsünde işverenle işçi kuruluşunun üyesi olmayan bir işçi arasında iş sözleşmesi yapılmasını sınırladığı bir gerçektir. Anayasaya aykırılık gerekçesinde itiraz konusu hükmün sözleşme özgürlüğüne aykırılığı ileri sürülmüş değildir. Ancak, Anayasa Mahkemesi bir hükmün Anayasaya aykırılığı konusunda ileri sürülen gerekçelerle bağlı olmadığından söz konusu hükmün Anayasanın sözleşme özgürlüğünü düzenleyen 40. maddesi açısından da incelenmesi gerekli görülmüştür.
Anayasanın çalışma ve sözleşme özgürlüğü yan başlıklı 40. maddesi şöyledir.
"Madde 40- Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.
Kanun bu hürriyetleri ancak kamu yararı amacı ile sınırlayabilir.
Devlet Özel teşebbüslerin, milli iktisadın gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır."
İkinci
fıkranın yazılışından da açıkça anlaşıldığı üzere sözleşme özgürlüğü de öteki
özgürlükler gibi sınırsız bir özgürlük değildir ve kamu yararı amaciyle yasa
ile sınırlanabilir. Bilindiği gibi çalışanlarla ilgili sendikacılık hareketinin
temel ereği işverenler karşısında güçsüz durumda olan çalışanların
örgütlenmesini sağlamak ve bu örgütler aracılığı ile iktisadî ve sosyal
haklarını ve yararlarını elde etmek, bunları korumak ve geliştirmektir. Toplu
iş sözleşmelerinin oluşumu önce toplu görüşmeye çağrı ile başlamaktadır. Yetki
uyuşmazlıklarının çözülmesini genellikle uzun süre devam eden toplu görüşme ve
uzlaştırma evreleri izlemekte uzlaştırma kurullarının çalışmalarından
çoğunlukla olumlu sonuç alınamadığı için grev uygulamalarına başvurulmakta,
taraflar anlaşmaya varırsa uyuşmazlık toplu iş sözleşmesinin düzenlenmesi ile
sona ermektedir. Böyle bir sonuca ulaşmanın büyük çabalara, katlanılması zor
malî külfetlere bağlı olduğu gözönünde tutulunca işçi ve işveren
uyuşmazlıklarının ancak gelişmiş sendikaların varlığı ile çözülebileceği
gerçeği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu denli çabalar ve külfetlerle
sağlanan toplu iş sözleşmelerden onu meydana getiren kuruluşun üyesi olmaya
işçilerin hiç bir külfete katlanmaksızın yararlanmaları hem adalet kuralları
ile hem de işçi kuruluşlarının kuruluş ereği ile bağdaştıramaz. Bundan başka
toplu iş sözleşmesinden yararlanma olanağına kavuşan işçilerin bu kuruluşlara
girmekten vazgeçmelerine ve işçi kuruluşlarının güçsüz duruma düşmelerine de
yol açılmış olur. Güçsüz işçi kuruluşlarının uzun ve türlü uyuşmazlıklarla dolu
toplu görüşmelere ve özellikle giderek malî güçlerinin tükenmesine yol
açabilecek grev uygulamalarına dayanabilmeleri olanağı yoktur, itiraz konusu
hükmün yasaya konulmasının bu sakıncaları önlemek ereğine dayandığı ve bunda
kamu yararı bulunduğu ortadadır. İtiraz konusu kural karşısında Bakanlar
Kurulunca teşmil yetkisinin kullanılması ya da işçilerin dayanışma aidatı
ödemek yoliyle toplu iş sözleşmelerinden yararlanmaları olanağı sağlandığına,
işveren ve işçi arasında bu sınırlar içinde iş sözleşmesi yapılmasına engel de
bulunmadığına göre itiraz konusu hükmün Anayasanın 40. maddesinde düzenlenen
sözleşme özgürlüğünün özünü zedeleyen bir yönü yoktur. Bu nedenlerle itirazın
reddi gerekir.
Başkanvekili Avni Givda, Üyelerden Celâlettin Kuralmen ve Recai Seçkin bu görüşlere katılmamışlardır.
Sonuç :
274 sayılı Kanunun itiraz konusu 21. maddesinin sınırlama kararı uyarınca incelenen birinci fıkrası hükmünün Anayasaya aykırı olmadığına ve itirazın reddine Avni Givda, Celâlettin Kuralmen, Recai Seçkin'in karşıoylariyle ve oyçokluğu ile 2/3/1971 gününde karar verildi.
Başkan
Hakkı Ketenoğlu
Başkanvekili
Avni Givda
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Sait Koçak
Üye
Nuri Ülgenalp
Üye
Muhittin Gürün
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Kâni Vrana
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY
YAZISI
15/7/1963
günlü, 274 sayılı Sendikalar Kanununun 21. maddesinin gerek eski gerekse
29/7/1970 günlü, 1317 sayılı Kanunla getirilen yeni metnine göre bu maddenin
birinci fıkrası, "Sendikalar Kanununa göre oluşan işçi veya işveren
kuruluşunun kendi faaliyetleri sonucunda mensuplarına sağladığı hak ve
çıkarların o kuruluşun mensubu olmayanlara teşmilinin söz konusu kuruluşun
yazılı muvafakatına bağlı olduğu" kuralını koymuş bulunmaktadır. Bu
hükümde geçen "hak ve menfaatler" deyimine "toplu iş
sözleşmeleri" nin girdiğinde kuşku yoktur. Çünkü toplu iş sözleşmelerinin
ereği ilgililere bir takım hak ve çıkarlar sağlanması olduğu gibi 21. maddenin
son fıkrasında "toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 8. maddesi
uyarınca Bakanlar Kurulunun bir toplu iş sözleşmesini teşmil etmesi halinde
yukarıdaki fıkra hükmünün uygulanmıyacağı" yolunda belirlenen istisna
hükmü de bu görüşü ayrıca, tartışmayı gerektirmeyecek bir açıklık ve kesinlikle
teyit eylemektedir.
15/7/1963 günlü, 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu, 7, maddesinin 3 sayılı bendiyle bu konuda toplu iş sözleşmeleri ve işçi kuruluşları yönünden ikinci bir düzenleme getirmiştir. Bu düzenlemeye göre "yapılan bir toplu iş sözleşmesinde taraf işçi kuruluşunun mensubu olmayıp o toplu iş sözleşmesinin uygulandığı işyerlerinde çalışan işçilerin, bu toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmeleri taraf işçi kuruluşuna o işçi kuruluşunca saptanacak bir dayanışma ödentisini her ay ödemelerine bağlıdır."
275
sayılı Kanunun 7. maddesinin 3 sayılı bendinin, 274 sayılı Kanunun 21.
maddesinin birinci fıkrasının hükmünü bir değişikliğe uğrattığını düşünmenin
yeri ve hukuki dayanağı olamaz. Çünkü iki hüküm arasında bir çelişki değil
birbirini bütünleme durumu vardır. Birinci hüküm bir kuruluşun sağladığı hak ve
çıkarların teşmili konusunu, ikinci hüküm ise dayanışma ödentisi konusunu
düzenlemektedir. Birinci düzenleme doğrudan doğruya sendikalara ilişkin olduğu
için 274 sayılı Kanunda, ikinci düzenleme doğrudan doğruya toplu iş
sözleşmeleri ile ilgili bulunduğu için 275 sayılı Kanunda yer almıştır. İki
hüküm arasında tam bir uyum vardır ve toplu iş sözleşmeleriyle sağlanan hak ve
çıkarların teşmili için iki koşulun yani yazılı muvafakat ve dayanışma ödentisi
koşullarının bir arada gözönünde tutulup işletilmesi gerektiği ortadadır. Kanun
koyucunun, dayanışma ödentisi verilmesi halinde 274 sayılı Kanunun 21.
maddesinin birinci fıkrası hükmünün işlememesini öngörmüş olsaydı, aynı
maddenin son fıkrası ile "Bakanlar Kurulu kararı ile yapılan toplu iş
sözleşmesi teşmilleri" ni birinci fıkra hükmü dışına çıkardığı gibi, bu
durumu da özel bir hükümle istisna kapsamına almak yoluna gitmesinin tabiî ve
zorunlu olduğu unutulmamalıdır.
Öte yandan 274 ve 275 sayılı Kanunlar Yasama Meclislerinde aynı zamanda, hemen hemen bir arada denebilecek biçimde görüşülmüş ve aynı günde kabul edilmiş iki yasadır. Yalnızca bu durum dahi 274 sayılı Kanunun 21. ve 275 sayılı Kanunun 7. maddeleri arasında bir çelişki bulunduğu veya ikinci düzenleme ile birinci düzenlemenin dolaylı olarak etkilenmesi ereğinin güdüldüğü yolundaki bir görüşün yersizliğini ortaya koyacak niteliktedir.
Yazılı muvafakat koşulunun dayanışma ödentisi verilmesi durumlarında da geçerli olduğunu böylece belirledikten sonra şimdi 274 sayılı Kanunun 21. maddesinin birinci fıkrasının, bu niteliği ile, Anayasa'ya aykırı bulunup bulunmadığı kısaca tartışılacaktır.
Kanun,
ancak Bakanlar Kurulunun 275 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca bir toplu iş
sözleşmesini teşmil etmesi halinde inceleme konusu hükmün uygulanmamasını
öngörmüştür. 275 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca teşmil kararı verilmesi
" o toplu iş sözleşmesinin kapsadığı işçilerin aynı iş kolunda çalışan
işçilerin çoğunluğunu oluşturması, sözleşme hükümlerinin belli işyerlerinin
veya belli bölgelerin çalışma koşullarına uyması, Yüksek Hakem Kurulunun
düşüncesinin alınması ve kararname düzenlenmesi" gibi bir takım koşulların
gerçekleşmesine bağlıdır ve şu duruma göre istisna hükmünün uygulanma yerinin
per dar kalacağı ortadadır. Demek ki 274 sayılı Kanunun 21. maddesinin birinci
fıkrasının getirdiği, kapsamı ve etkisi geniş bir kuraldır.
Böyle bir kuralın, uygulamada etki alanındaki işçileri bir takım sendikalara girmeğe yahut bir takım sendikalardan çıkmağa zorlayacağında veya bunların diledikler biçimde sendikalar kurmalarını en gelleyeceğinde kuşku yoktur. Bu sonuca yol açan bir kuralın ise Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasiyle çalışanlara ve işverenlere tanınan önceden izin almaksızın sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkını, özüne dokunacak biçimde, sınırladığı ve Anayasa'nın 46. ve 11. maddelerine aykırı bir durumu oluşturduğu ortadadır. 274 sayılı Yasanın 21. maddesinin birinci fıkrası hükmünün, şu niteliği dolayısiyle, iptal edilmesi gerekir.
Anayasa Mahkemesinin 1970/46 esas sayılı işte, yukarıda sözü edilen hükmün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine ilişkin olarak verdiği 2/3/1971 günlü, 1971/24 sayılı karara bu nedenle karşıyım.
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet
H. Boyacıoğlu
KARŞIOY
YAZISI
1)
274 sayılı Yasanın 21. maddesindeki sendikanın yazılı onayı koşulu, yine bu
maddedeki açık kuralla Bakanlar Kurulunun 275 sayılı Yasanın 8. maddesi
uyarınca vereceği kapsamı genişletme kararı için kaldırılmıştır. Demek ki
böylece 275 sayılı Yasanın 7. maddesinin 3. fıkrası uyarınca dayanışma Ödentisi
ödeyerek toplu sözleşmeden yararlanma kuralı, 274 sayılı Yasanın 21.
maddesindeki yazılı onay koşuluna da bağlı bırakılmıştır. Nitekim Yargıtay 9.
Hukuk Dairesinin bir kararında da haklı ve yerinde olarak dayanışma ödentisi
vermek isteyen işçinin sendikanın onayı olmadıkça toplu iş sözleşmesinden
yararlanamayacağı benimsenmiştir. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 3/12/1964
günlü, E. 8485-K. 7983 günlü karan-Doçent Dr. Fikret Sönmez - Türkiye'de
Sendika Hürriyeti ve Teminatı - İzmir Ege Üniversitesi Matbaası 1968, S. 67).
2) Öğreti alanında da dayanışma ödentisi ödemek isteyen bir işçinin toplu sözleşmeden yararlanmasının gerekeceği, bu yararlanmanın sendikanın onayına bağlı tutulmasının sendika özgürlüğünü çiğneyeceği görüşleri ileri sürülmektedir. (Doçent Dr. Fikret Sönmez, yok-anılan kitap S. 64, 68; Dr. Seza Reisoğlu, Türk Hukukunda ve Mukayeseli Hukukta Toplu İş Sözleşmeleri - Ankara Hukuk Fak. yayım - Ankara 1967 S. 79 sonları, S. 201 sonları ve 202 başları).
3)
Bir sendikaya üye olmayan bir işçinin çalıştığı işyerinde o sendikaca yapılan
sözleşmeden yararlanması hakkının 275 sayılı Yasanın 7/3. maddesinde
düzenlendiği bu maddedeki yararlanma kuralının 274 sayılı Yasanın 21.
maddesinin 1. fıkrasındaki sendikanın yazılı onayını zorunlu kılan kurala göre
özel nitelikte bir kural olması bakımından 21. maddeden önce ve 21. madde
gözönünde tutulmaksızın uygulanması gerektiği görüşü doğru değildir. Gerçekten,
21. maddenin 2. fıkrası kuraliyle 275 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca toplu
iş sözleşmesi kurallarının kapsamına genişletilmesine Bakanlar Kurulunca karar
verilmesi durumunda 21. maddenin 1. fıkrasındaki sendikanın onayı kurulanın
uygulanmayacağı bildirilmiştir; oysa sözü edilen 8. madde kuralı da, tıpkı 7/3.
madde kuralı gibi 274 sayılı Yasanın 21. maddesinin 1. fıkrası kuralına göre
özel nitelikte bir kural sayılabilir. Bununla birlikte yasa koyucu, 8. madde
kuralını 274 sayılı Yasanın 21/1. maddesi kuralının kapsamı dışında tutmayı
zorunlu görmüş, 7/3. madde kuralı için ise böyle bir saklı tutma kuralı
koymamıştır.
Bir de 275 sayılı Yasanın 7/3. maddesinin yazılışı da dayanışma ödentisi verecek olan her işçinin başka bir koşul aranmaksızın toplu sözleşmeden yararlanacağı yollu bir kesinlikle değildir; o metin toplu sözleşmeden yararlanacakların dayanışma ödentisi vermek zorunda olduğunu belirtmekle yetinmektedir. Eğer olayda 274 sayılı Yasanın 21/1. maddenin dahi uygulanabilmesi söz konusu olmasaydı, o zaman bu kuralın yazılışındaki kesin olmayış, dayanışma ödentisi vermenin işçinin toplu sözleşmeden yararlanmasının tek koşulu sayılmasına engel olmazdı.
4) Demek ki itiraz konusu onay kuralı dayanışma ödentisi vererek toplu sözleşmeye katılma konusunda da uygulanacaktır. Sendikanın onay vermemesi ile işçiyi kendisine getirmek zorunda bırakmak istediği açıktır. İtiraz konusu kural, salt biçimde yazılışı nedeni ile böyle bir zorlamaya yol açmaktadır. Eğer sendikanın onaydan kaçınmasının haklı nedene dayanmaması durumunda toplu sözleşmeden yararlanmak isteyenin onayın verilmesi için dâva açabilmesi öngörülse idi Anayasaya aykırılık düşünülemezdi; imdi bu kural, Anayasanın 46. maddesinin 1. fıkrasına aykırılığı yüzünden iptal edilmek gerekli iken itirazın reddedilmiş bulunması, Anayasaya uygun değildir.
Sonuç : İtiraz konusu kuralın iptali gerekmediği görüşüne karşıyım.
Üye Avni Givda Üye Recai Seçkin
Anayasa Mahkemesi, E. 1970/46, K. 1971/24, 2 Mart 1971 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası