İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1971/2 K.1971/36

Resmi Gazete tarih/sayı:22.10.1971/13994

Esas1971/2Karar1971/36Tarih6 Nisan 1971Okuma18 dk · 3.594 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
6 Nisan 1971
Esas Sayısı
1971/2
Karar Sayısı
1971/36
Karar Günü
6/4/1971
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.594 kelime·18 dk okuma·6 bölüm

Resmi Gazete tarih/sayı:22.10.1971/13994

İtiraz yoluna başvuran : Ordu Asliye Ceza Mahkemesi.

İtiraz konusu : 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar hakkındaki Kanuna 30/6/1970 günlü, 1308 sayılı Kanunun 7. maddesiyle konulan ek maddenin 1. ve 2. bentleri hükümlerinin Anayasa'nın 11. ve 33. maddelerine aykırı bulundukları kanisiyle, sözü geçen ek maddenin tümünün iptaline karar verilmesi istenilmiştir.

I. Olay :

28/10/1970

gününde, 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar hakkındaki Kanuna aykırı

hareketten sanık olan kişi hakkında Ordu Cumhuriyet Savcılığının, 6136 sayılı

Kanunun 1308 sayılı Kanunla değişik 13. maddesi uyarınca cezalandırılması

istemini kapsayan 29/10/1970 günlü ve 1193/113 sayılı iddianamesiyle açılmış

bulunan kamu dâvasının duruşması sırasında, bu dâva nedeniyle uygulanma yerleri

bulunan 1308 sayılı Yasa ile 6136 sayılı Yasaya katılan ek maddenin l ve 2

sayılı bentleri hükümlerinin, Anayasa'nın 11. ve 33. maddelerine aykırı olduğu

sanık tarafından ileri sürülmesi üzerine Ordu Asliye Ceza Mahkemesince,

iddianın ciddi olduğu kanısına varılarak, bunları kapsayan ek maddenin tümünün

iptaline karar verilmesi için, Anayasa'nın 151. maddesi ve Anayasa Mahkemesinin

Kurulusu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22/4/ 1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27.

maddesinin 2 sayılı bendi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine

başvurulmasına karar verilmiştir.

II. Birinci İlk inceleme :

Anayasa Mahkemesi, Hakkı Ketenoğlu, Lûtfi Ömerbaş, Celallenin Kuralmen, Sait Koçak, Avni Givda, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Kani Vrana, Muhittin Gürün, Şevket Müftüğil ve Ahmet H. Boyacıoğlunun katılmalariyle 7/1/1971 gününde yaptığı toplantıda, Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 15. maddesi uyarınca gerekli ilk incelemeyi yaparak, dosya içindeki kağıtlar arasında, sanığın Anayasa'ya aykırılık ileri sürmesine karşılık Cumhuriyet Savcısının düşüncesinin alınıp alınmadığını gösteren bir kayıda veya belgeye rastlanamaması nedeniyle, böyle bir düşüncenin alınmadığı kanısına varılmıştır.

Cumhuriyet savcısı, duruşmalarına katıldığı ceza dâvalarında taraf durumunda da olduğundan, sanığın Anayasa'ya aykırılık ileri sürmesine karşılık kendisinden düşünce alınmasına kanuni gerek vardır. 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddesine aykırı bulunan bu eksiklik tamamlanmak üzere dosyanın geri çevrilmesine, Nuri Ülgenalp, Kani Vrana, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun, dosyanın eksiği bulunmadığı ve esasın incelenmesi gerektiği yolundaki karşıoylariyle ve oyçokluğu ile karar vermiştir.

IV. İkinci İlk İnceleme :

Dosyadaki eksikliğin tamamlanması üzerine, Anayasa Mahkemesi, Hakkı Ketenoğlu, Lûtfi Ömerbaş, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, Avni Givda, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Kani Vrana, Muhittin Gürün, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmaları ile 2/2/1971 gününde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca yaptığı ilk inceleme toplantısında, itiraz yoluna başvuran mahkemenin Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesini istediği kanun hükümlerinin tümünü bakmakta olduğu dâvada uygulama durumunda olup olmadığı yönünü görüşmüştür.

Anayasa'nın 151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27, maddeleri hükümlerine göre, mahkemeler, ancak bakmakta oldukları bir dâva dolayısiyle Anayasa Mahkemesine itiraz yolu ile başvurabilirler. Bir dâvanın hukukça var sayılabilmesi için ise, onun kanunlara uygun olarak açılmış ve ayrıca mahkemenin yetkisi içine girmekte bulunmuş olması gerekir.

Bundan başka, aynı hükümler uyarınca, mahkemelerin bu başvurmaları, o dâva nedeniyle uygulanacak kanun hükümleri ile dahi sınırlı bulunmaktadır.

Dosya içindeki kağıtların incelenmesi sonunda, itiraz yoluna başvurmuş bulunan mahkemenin kanuna göre bakmakta olduğu bir dâvanın bulunması koşulunun gerçekleştiği görülmüş ise de, bu dâva nedeniyle mahkemenin uygulama durumunda bulunduğu kanun hükümleri arasında, itiraz konusu yapılıp iptallerine karar verilmesi istenen kanun hükümlerinin tümünün yer alıp almadığı yönünün ayrıca incelenip belli edilmesi gerekmiştir.

Sanığın

6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanunun 30/6/1970 günlü,

1308 sayılı Kanunla değişik 13. maddesine ay kın düşen eyleminden ötürü aynı

hükümler gereğince cezalandırılması istemiyle mahkemeye kamu dâvası açılmıştır.

Yargılama sonunda sanığın eyleminin kanıtlanması halinde ise, suçun işlendiği

güne göre, mahkeme, 6136 sayılı Kanuna, 30/6/1970 günlü, 1308 sayılı Kanunun 7.

maddesiyle konulan ek maddenin, sanığın bulunduğu yerin dernek ve üzerinde

taşıdığı da ruhsatlı ateşli silâh olması bakımlarından, sadece (......

derneklerde ruhsatlı ateşli silâh taşımak) yasağına ilişkin olan hükmünü

uygulama durumunda bulunabilir. Çünkü, 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar

Hakkındaki Kanuna ekmaddeyi koyan 30/6/1970 günlü, 1308 sayılı Kanun 2/7/1970

gününde, yani suçun işlendiği 28/10/1970 gününden önce yürürlüğe girmiş

bulunduğundan, suçunun kanıtlanması halinde sanığın, ek maddenin sadece (......

derneklerde ruhsatlı ateşli silâh taşıma) yasağına ilişkin bulunan hükmiyle

cezalandırılması olanağı vardır. Bu nedenle, işin esasının, mahkemenin bakmakta

olduğu dâvaya göre, 6136 sayılı Kanuna 1308 sayılı Kanunun 7. maddesiyle

eklenen itiraz konusu ek maddenin 2 sayılı bendinin 'koyduğu (......

derneklerde ruhsatlı ateşli silâh taşıma) yasağına ilişkin hükümle sınırlı

olarak incelenmesine oyçokluğu ile karar verilmiştir.

Recai Seçkin, Kani Vrana ve Ahmet H. Boyacıoğlu burada Anayasa'ya uygunluğunun denetlenmesi istenilen esas ilkenin ruhsatlı ateşli silâhın ek maddenin ilk fıkrasında sayılan yerlerde taşınmasına ilişkin tüm-hükümlere değgin olması nedeniyle, incelemenin daha geniş bir şekilde, yani itiraz konusu maddenin 2 sayılı bendinin tümü ile sınırlandırılması gerektiğini ileri sürerek çoğunluk görüşüne katılmamışlardır.

V. İtiraz konusu edilen, kanun hükümleri :

Mahkemece iptali istenilen kanun hükmü şöyledir :

6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanuna 30/6/1970 günlü, 1308 sayılı Kanunun 7. maddesiyle konulan ek madde :

"Ek madde- Üniversite; resmi ve özel yüksek okul, akademi ve türlü eğitim ve öğretim müesseselerinde; öğrencilerin toplu olarak ikâmet ettikleri yurt ve benzeri yerlerde; derneklerle bunlara bağlı yerlerde ve bunların toplantı ve kongrelerinde; her türlü spor müsabakalarının yapıldığı yerlerde, kanuna uygun veya kanuna aykırı olarak grev ve lokavt yapılmakta olan işyerlerinde veya yukarıda yazılı olan yerlerin müştemilâtında :

1- Bu Kanuna aykırı olarak ateşli silâhları, bunlara ait mermileri, 4 üncü maddede yazılı olan bıçak ve benzerlerini Türk Ceza Kanununun 264 üncü maddesinde yazılı olanları taşıyan ve bulunduranlar hakkında, kanunda belli edilen cezaların iki katı hükmolunur.

2- Bu maddede gösterilen yerlerde, 6136 sayılı Kanunun 13 ve 15 inci maddelerinde ve Türk Ceza Kanununun 264 üncü maddesinde yazılı olanları, 6136 sayılı Kanunun 7 inci maddesinin birinci ve ikinci bentlerinde gösterilen görevliler ile Ordu, Emniyet ve Jandarma mensupları dışında, ruhsatlı olsalar dahi, taşıyan ve bulunduranlar hakkında, kanunda daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası hükmolunur."

VI. Mahkemenin dayandığı Anayasa hükümleri :

Mahkemenin, gerekçesine dayanacak yaptığı Anayasa maddeleri şunlardır:

"Madde 11- Temel hak ve hürriyetler. Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir.

Kanun, kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik gibi sebeplerle de olsa, bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz."

"Madde 33- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç sayılmadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.

Cezalar ve ceza tedbirleri ancak kanunla konulur. Kimseye, suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Kimse, kendisini veya kanunun gösterdiği yakınlarını suçlandırma sonucu doğuracak beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.

Ceza sorumluluğu şahsîdir.

Genel müsadere cezası konulamaz."

VII. Esasın incelenmesi :

İtirazın esasına ilişkin rapor, Ordu Asliye Ceza Mahkemesinin, 29/10/1970 günlü, 1970/489-1970/86 sayılı karan ile ekleri, Anayasaya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerle dayanılan Anayasa hükümleri ve bunların gerekçeleriyle ilgili Meclis görüşme tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

Anayasanın

suç ve ceza konularında, bir eylemin ancak kanunla suç sayılabileceği,

cezalarla ceza tedbirlerinin ancak kanunla konulabileceği, kimsenin işlendiği

zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir eyleminden dolayı

cezalandırılamayacağı; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş

olan cezadan ağır bir ceza verilemiyeceği; kimsenin, kendisini veya kanunun

gösterdiği yakınlarını cezalandırma sonucu doğuracak beyanda bulunmaya veya bu

yolda delil göstermeye zorlanamıyacağı, ceza sorumunun şahsiliği (Madde 33) ve

insan haysiyetiyle bağdaşmıyan ceza konulamıyacağı (Madde 14) gibi başlıca bir

kaç ceza ilkesini belirtmekle yetinerek, bunların dışında kalan ceza

konularının ve özellikle belli bir zamanda ne gibi eylemlerin suç sayılacağının

ve o suçlara ne miktar, ne çeşit ceza verileceğinin ve hangi ceza tedbirlerinin

ne yolda uygulanacağının saptanmasını yasa koyucuya bırakmış bulunmaktadır.

Kanun koyucu bu konuda Anayasa kuralları, ceza hukuku ilkeleri ve toplum

yaşantısının zorunluluk ve yararlarının gerekleri ile bağlı kalarak,

değerlendirme yetkisini kullanabilecektir.

Ceza sistemi açıklanırken, cezaların hesaplanması konusunu da ele almak zorunluğu vardır. Ceza hukukunda, aykırı eylemleri yasaklamanın en önde gelen aracı ceza tehdididir. Bu tehdidin, toplumun suç işlemesini önlemeğe muvaffak olmadığı kişiyi, en az yeniden suç işlemekten alıkoyacak ölçüde bulunması gerekir. İşte bu ölçünün belli edilip saptanması, genel olarak cezanın hesaplanmasını ifade eder.

Cezanın

hesaplanması, biri kanun koyucuya ve ötekisi onu uygulayacak mahkemelere ait

olmak üzere iki ayrı evreyi kapsar. Soyut olan birinci evrede, kanun koyucu

önce, suçlara uygulanacak olan ceza ve emniyet tedbirlerinin miktar ve

çeşitlerini genel ve soyut olarak kanunda belli eder. Bundan sonra yine kanun

koyucu ceza kanun veya ceza hükümlerinde tanımlanıp öğeleri gösterilen her suç

karşılığında, hangi çeşitten ve ne ölçülerde ceza verilebileceğini saptar,

yani, ceza çeşit ve ölçülerini soyut ve özel biçimde gösterir. Böylece her suç

için saptanan ceza kanununda gösterilen çeşitten olmak zorunlu bulunduğu gibi,

yine kanunda gösterilen sınırlar içinde kalınması gerekir. Cezaların genel ve

soyut veya özel ve soyut olarak belli edilip saptanmasında gözönünde tutulan

ölçü, genel olarak bilimsel, yarara dayanan ve deneysel bir nitelik gösterir.

Ancak, en başta suçun ağırlığının gözönünde tutulması gerekmektedir. Böylece,

her suçun cezasının önceden belli olması ve bunun işlenen suçun ağırlığı ile

orantılı bulunması esaslarına uygunluk sağlanmış olur. Yukarıda gösterilen

evrede suçlunun kişiliği söz konusu değildir. Ancak, cezanın mahkemelerce

uygulanması evresinde hâkim, yalnız suçun ağırlığım veya hafifliğini değil,

suçu işleyenin kişiliğini de gözönünde tutarak, kanunun o eylem için belli edip

saptadığı cezayı buna uydurmak durumundadır. Hâkim bu uygulamayı yaparken, ceza

hukukunun belli esaslarını ve bu arada özellikle kendi takdir yetkisinin

nitelik ve sınırını, ceza çeşidinin seçilmesi, ölçüsünün saptanması ve cezanın,

kanunî veya takdiri nedenlere dayanılarak artırılması veya indirilmesi gibi

başlıca üç hususu gözönünde tutmak zorunluğundadır.

Suç karşılığında bir tehdit ve dolayısiyle tenkil aracı olarak cezanın çeşit ve ölçülerini önceden genel ve soyut veya özel ve soyut biçimde belli edip saptamak, Anayasanın 64. maddesiyle yasa koyucuya tanınmış bulunan yetkiler içinde olmakla beraber, bu yetkiler dahi, hiç kuşku yok ki, Anayasanın temel ilkeleri ve ceza hukukunun kuralları ile sınırlıdır.

Bu sınırlardan birincisi, Anayasanın 11. maddesinin "Temel hak ve hürriyetler, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir. Kanun, kamu yaran, genel ahlâk, kamu düzeni ve millî güvenlik gibi sebeplerle de olsa, bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz." biçimindeki hükmüdür.

Ancak,

toplum halinde yaşamanın esas koşullarını hiçe sayarak toplumun huzurunu bozan

ve bu arada başka kişilerin temel hak ve hürriyetlerini de çiğniyen, hukukî

deyimle suç işleyen kişilerin cezalandırılması, yani, ceza tehdidi altında

bulundurulması ve böylece ceza yaptırımları uygulanarak yeniden suç

işlemelerine engel olunması, herhangi bir tartışmaya yer vermiyecek bir toplum

gerçeğidir. Bu arada suçlunun, işlediği eylemin ağırlığı ile orantılı ve

kişiliğine uydurulmuş bir ceza yaptırımına çarptırılması gereği de ortadadır.

Bu nedenlerle, ceza konusunda Anayasanın, sözü geçen, 11. maddesi hükmüne

dayanmağa genel hukuk kuralları ve hukuk mantığı bakımlarından bir olanak

düşünülemez. Bu yönleri gözönünde tutan Anayasa koyucusu, sözü edilen

konularını, temel hak ve ödevlere ayırdığı ikinci kısmının kişinin haklan ve

ödevlerini gösteren İkinci Bölümünde ayrıca düzenlemek gereğini duymuştur. İşte

bu gerek nedeni ile, esasen ceza hukuku alanında tarihsel ve uzun bir gelişme

evresinden geçerek gittikçe oluşmuş ve bugün belli ve kesin bir nitelik

kazanmış olan cezaların kanuniliği ve şahsîliği temel ilkeleri Anayasanın 33.

maddesinde, gerek kişi ve gerek toplum yönünden birer güvence olarak yer almış

bulunmaktadır. O halde, ceza konusunda, gerek yasa koyucunun ve gerek

mahkemelerin Anayasadaki bu güvenceleri gözönünde tutarak cezaları belli edip

saptamaları olanağı vardır.

Ceza

alanında kişi hürriyetleri yönünden gözönünde tutulması zorunlu temel

ilkelerinden oluşan kişi ve toplum güvençleri Anayasanın 33. maddesinde

yukarıda açıklanan amaçlarla açık bir biçimde gösterildiği gibi, temel hak ve

hürriyetlerin en başında gelen yaşama, maddi ve manevî varlığını geliştirme ve

kişi hürriyetlerini ayrıca 14. maddesinin birinci fıkrası hükmü ile yine

güvence altına almış bulunan Anayasa koyucu, bu hak ve hürriyetlerle ilgili

olarak aynı maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarına koyduğu "Kimseye eziyet

ve işkence yapılamaz" ve "İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza

konulmaz" biçimindeki genel ilkelerle, kişi dokunulmazlığı ve hürriyeti

terimleriyle ifade ettiği bu hakların da mutlak olmadığını ve ancak toplum

yaşantısının zorunlu kıldığı hallerde kanunun, açıkça gösterilmek ve hâkim

kararına dayanarak koşulları ile kayıtlanabileceğini belirtmiş ve bundan başka

eziyet ve işkenceyi ve insan haysiyetiyle bağdaşamıyacak ceza konulmasını da

yasaklamış bulunmaktadır. Nitelikleriyle kapsamları açıklanan bu hükümlere

göre, sözü geçen 33. ve 14. maddelerde sayılan yasaklar dışında kalan ceza

yaptırımlarının, yasa koyucu tarafından genel ve soyut olarak belli edilip

saptanan çeşit ve ölçülerinin Anayasaya aykırı bir yönleri bulunamayacağının

kabulü doğal ve kaçınılmaz bir sonuçtur. Çünkü Anayasa, yukarıda gösterilen

güvencelerle yetinerek, ceza alanında uygulanacak yaptırımların genel ve soyut

olarak dahi çeşit ve ölçülerini belli edip saptamak gereğini duymamıştır.

Hiç

kuşku yok ki, her ceza yaptırımı cezalandırılan kişiye bir acı getirir. Bu acı

daha ziyade bir takım yoksunlukların sonucudur. Ceza yaptırımlarının

konulmasında ve dolayisiyle uygulanmasında daima böyle bir erek kendini

duyurur. Ancak, acının makul ve insanî bir sınırı aşmaması, eziyet ve işkence

derece ve niteliğini almaması şarttır. Ceza yaptırımlarının çeşit ve ölçüleri

toplumların uygarlık düzeylerine yakından bağlı olduğundan, bugün en ileri

ülkelerde dahi henüz vazgeçilmesi uygun görülmeyen hürriyeti sınırlayıcı

yaptırımlarda ve özellikle hapis cezasında hükümlünün en büyük yoksunluğu,

irade ve hareket serbestliğini ceza süresince yitirmekte olmasıdır. Çünkü

hükümlü, bu yaptırımın yerine getirilmesi sırasında, örneğin istediklerini

yapamaz; dilediğini dilediği zaman yiyip içemez. Bütün bu yoksunluklar, cezanın

tehdit ve dolayısiyle tenkil amaçlarım taşımasının doğal bir sonucudur.

Diğer

yönden, ceza yaptırımlarının çeşit ve ölçüleri bakımından bir sınır olarak

görülen, bunların insanın haysiyeti ile bağdaşır olması sorununa gelince; insan

haysiyeti kavramı, insanın hangi durum ve koşullar arasında bulunursa bulunsun,

sırf insan olmasının kendisine tanıtıp kazandırdığı değerin, gerek öteki

bireyler gerekse toplumca tanınmasını ve sayılmasını anlatır. Bu, öyle bir

davranış ve tanıma çizgisidir ki, ondan aşağı düşülünce yapılan işlemler,

insanı insan olmaktan çıkarmış demektir. Ancak, insan haysiyeti kavramını,

toplumların, kendi görenek ve geleneklerine ve toplum yaşantısının kurallarına

göre insanın, saygıya değer olabilmesi için onda bulunması zorunlu görülen

kişisel niteliklerle karıştırmamak dahi gerekir. Çünkü insan haysiyeti kavramı

insana sadece insan olması bakımından kazandırılmış ve dolayısiyle tanınmış

toplumsal değerlerinden ibarettir. Bu açıklamaların dahi gösterdiği gibi, insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza yaptırımı konulması olanağı yoksa da, bu

ilkenin hürriyeti sınırlayıcı ceza yaptırımlarının, suçun ağırlığı ile orantılı

olarak belli edilip saptanması zorunluğu bakımından mutlak bir sınır teşkil

edeceği düşünülemez. Çünkü, toplum yaşantısının belli bir evresinde toplumun

huzurunu bozan ve bu nedenle suç sayılan eylemlerin önlenmesi ve suçluların

tenkil edilmesi bakımlarından, ceza yaptırımlarının, makul ve insani sayılacak

sınırlan aşmamak kaydiyle, çeşitleriyle ölçülerinin değiştirilmesi veya

çoğaltılması veyahut azaltılması zorunluğu doğabilir. Nitekim, yukarıdaki

a-maçlarla Türk Ceza Kanunu ile öteki kanunların ceza yaptırımlarını kapsıyan

hükümlerinde çeşitli zamanlarda gerekli değiştirmeler yapılmış bulunmaktadır.

Bundan

başka, eldeki olayda olduğu gibi merciinden usulüne uygun olarak verilen bir

müsaade sonunda, bir ateşli silâhın kanunda saptanan koşullar altında

bulundurulması veya taşınması suç sayılmamış iken, kanunda sonradan yapılan bir

değişiklik sonunda, ruhsatlı ateşli silâhın belli yerlerde taşınmasının veya

bulundurulmasının suç sayılmasına ilişkin kanun hükmünün dahi Anayasa'ya

aykırılığı ileri sürülemez. Çünkü Kanun Koyucu, ceza yaptırımı ile önlemek

istediği eylemlerin öğelerini, yani suçluluk koşullarını genel ve soyut olarak

belli edip saptanma yetkisine sahiptir. Her ceza yaptırımı, esasında kamu hukuk

alanında yer alan ve amacı kamu düzenini kurmak veya korumak olan bir hukuk

kuralından ibaret bulunduğundan, burada bu kuralın konulmasından sonra

işlenecek eylemlerde kazanılmış bir haktan söz etmeye de olanak yoktur.

İtiraz

konusu edilen ek maddeyi getiren 30/6/1970 günlü, 1308 sayılı Kanunla ilgili

Millet Meclisi Adalet Komisyonu raporunda, teklif sahibi Milletvekilinin

"Son günlerde öğrenciler tarafından yürütülen toplu hareketlerde ve aykırı

fikirlere sahip öğrenci grupları arasında cereyan eden olaylarda, öğrencilerin

ve öğrenci arasına giren bazı zararlı anarşik unsurların Devlet kanunlarına ve

birbirlerine karşı ateşli silâhlan, patlayıcı, yakıcı, yaralayıcı, bereleyici,

suç aletlerini ve maddelerini kullandıklarının görüldüğü, aynı zamanda, kanuna

uygun veya kanuna aykırı grev ve lokavt olaylarında da gerek işçilerle işveren,

gerek greve iştirak eden veya etmiyen işçiler veya bunlarla Devlet kuvvetleri

arasında vukubulan çarpışmalarda aynı silâh ve aletlerin kullanılmasının mutad

hale gelmiş bulunduğu, sportif faaliyetler arasında bilhassa muhtelif şehir

takımları arasında yapılmakta olan futbol müsabakalarında maçtan evvel veya

sonra halk gruplarının birbirleriyle veya Devlet kuvvetleriyle çatışma haline

geldikleri ve bu arada yukarıda sayılan silâh ve diğer suç aletlerinin istimal

edildiği" yolundaki gerekçeleri benimsendiği gibi, kanun tasarısının

Millet Meclisinde ve Cumhuriyet Senatosunda görüşülmesi sırasında da aynı

gerekçenin esas alındığı görüşülmüş ve böylece, bu kanunla getirilen ek 7.

madde ile toplum yaşantısının huzurunu sağlamak ve bu suçlara cüret edecekleri

tehdit ve edenleri de tenkil eylemek amacının güdüldüğü, kanunda yazılı

suçların bir bölümünün doğrudan doğruya ve bir bölümünün de öğeleri

değiştirilerek cezalarının artırıldığı ve bu arada ruhsat alınması halinde suç

teşkil etmeyen bazılarına yeni öğeler eklenerek tekrar suç haline sokulduğu

anlaşılmıştır. İşte Anayasa Mahkemesinin sınırlama kararı uyarınca inceleme

konusu yapılmış bulunan "....... derneklerde ruhsatlı ateşli silâhlar

taşımak" dan ibaret eylemin, yukarıdaki gerekçelerle Yasa Koyucu

tarafından yasak eylemler arasına sokulmasının, yukarıda geniş bir biçimde

açıklanan ilkelere aykırı bir yönü görülmemesi nedeniyle, Anayasanın 11. ve 33.

maddeleri hükümlerine veya başka bir hükümüne aykırılığından söz edilemez.

İtiraz

yoluna başvuran mahkemece, bir ceza yaptırımım kapsayan kanun hükmünün

Anayasa'ya uygunluğunun denetlenmesi sırasında, bu yaptırımla karşılanan

eylemlerin, ceza yaptırımları yerine, sosyal veya ekonomik tedbirlere dayanan

çalışmalarla önlenmesi olanağının bulunup bulunmadığı konusu incelenerek ve

varılacak sonuca dayanılarak o kanun hükmünün Anayasa'ya uygun olup olmadığını

bu ölçüye de vurmak yoluyla saptamak ve dolayısiyle iptal etmek olanağının

bulunduğu ileri sürülmüş ise de, toplumda belli eylemlerin işlenmesine engel

olmak veya hiç olmazsa artmasını önlemek için, bunların suç sayılıp sayılmaması

ve suç sayıldıklarında hangi çeşit ve ölçülerdeki ceza yaptırımlarıyla

karşılanmaları gerektiği konulan dahi, yukarıda gösterilen temel ilkelere,

güvencelere ve Anayasadaki buyurucu veya yasaklayıcı kurallara aykırı düşmemek

kaydiyle, yasa koyucunun takdirine bırakılmış bulunduğundan, o hükmün Anayasaya

uygunluğunun denetimi sırasında böyle bir ölçüye dayanmağa yer yoktur. Toplum

yaşantısında huzurun sağlanması amaciyle gerekli düzeni, sosyal ve ekonomik

tedbirler alınmaksızın, soyut olarak sadece ceza yaptırımlarının artırılması

sonunda suçların işlenmesine ve dolayısiyle artmasına engel olunamadığı yolunda

sosyoloji ve kriminoloji araştırmalarına dayanan verilerin dahi Anayasa'ya

uygunluk denetiminde bir ölçü olarak alınmasına, aynı gerekçelerle, olanak

düşünülemez.

Ceza

hukuku, karakteri itibariyle, eski, sosyal bakımdan toplumun kültür ve uygarlık

düzeyi ve sosyal ve ekonomik yaşantısı koşullarıyle yakından ilgili, kuralları

eşit, tek biçimde olup kamu hukuku alanında yer alan bir hukuk dalı

bulunduğundan başka, ancak Devletçe konulabilir ve biçimlendirilebilir olması

nedeniyle kuralları, bir bakıma-siyasi bir karakter de taşır. Yani, toplumun

belli bir zamandaki tüm yaşantısının siyasi oluşumu, ceza hukuku kurallarına ya

doğrudan doğruya veya dolayısiyle etkili olur ve onlara yansır. Bu etkileme ve

yansıma Anayasa'da yer alan temel ceza kurallarına ve gerek bunlarla ve gerekse

öteki hükümlerle konulan sınırlara ve genel hukuk kurallarına aykırı düşmemek

kaydiyle, ceza hukuku alanında olağan bir durum sayılmak gerekir. O halde bir

eylemi veya davranışı yeniden suç sayan bir ceza hükmünün, soyut olarak, ceza

siyaseti veya cezanın siyasiliği yönlerinden Anayasaya uygunluk denetimine

bağlı tutulabileceği gibi yersiz bir düşünceye varılamaz. Çünkü, ceza kuralları

ile kapsadıkları ceza yaptırımları, toplumun belli bir zamandaki tüm

yaşantısının çeşitli nedenlerle oluşturacağı zorunlukların doğurduğu

gereksinmeleri karşılamak üzere, ancak Devletçe, gerek toplumun ve gerekse onu

oluşturan bireylerin yaşantılarının düzen ve güvenlerini sağlamak amaçlariyle

konulabilmektedir.

Özetlenecek olursa; Yasa Koyucu, yukarıda açıklanan kayıtların belli ettiği sınırlar içinde kalmak şartiyle belli bir eylem ve davranışı soyut ve genel olarak suç sayarak, onu ceza yaptırımı ile önlemek isteyebileceği gibi, önce suçluluktan çıkardığı bir eylemi, yeniden suçluluk haline sokmak veyahut ceza yaptırımlarını, çeşit ve ölçüleri bakımından, soyut ve genel olarak artırmak veya azaltmak yetkisine sahiptir. Bu nedenlerle, yerinde görülmeyen itirazın reddine karar verilmelidir.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Sınırlama karan çerçevesi içinde 6136 sayılı Kanuna 1308 sayılı Kanunun 7. maddesiyle eklenen maddenin 2 sayılı bendinin koyduğu "derneklerde ruhsatlı ateşli silâh taşıma" yasağına ilişkin hükmün Anayasaya aykırı olmadığına ve itirazın reddine 6/4/1971 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan

Hakkı Ketenoğlu

Başkanvekili

Avni Givda

Üye

Celâlettin Kuralmen

Üye

Fazıl Uluocak

Üye

Sait Koçak

Üye

Muhittin Taylan

Üye

İhsan Ecemiş

Üye

Recai Seçkin

Üye

Ahmet Akar

Üye

Halit Zarbun

Üye

Kani Vrana

Üye

Muhittin Gürün

KARŞIOY

YAZISI

Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 17. maddesi uyarınca 7/1/1971 gününde yapılmış bulunan ilk incelemede, dosya içindeki kağıtlar arasında, sanığın Anayasaya aykırılık ileri sürmesine karşılık Cumhuriyet Savcısının düşüncesinin alınıp alınmadığım gösteren bir kayda veya belgeye rastlanmaması nedeniyle, böyle bir düşüncenin alınmamış olduğu kanısına varılmakla, çoğunluk bu noksanın tamamlanmasını uygun görmüş bulunmaktadır.

Her ne kadar Cumhuriyet Savcısı duruşmasına çıktığı bir ceza dâvasında makamı yönünden taraf durumunda ve kendisinden düşünce alınması gerekir ise de, itiraz yoluna başvuran mahkemece. Anayasaya aykırılık isteğinin ciddiliği kanısına varılmış ve bundan başka, esasen mahkemenin kendiliğinden dahi itiraz yoluna gitme yetkisine sahip bulunması karşısında, söz konusu noksanlık, esas yönünden inceleme yapılmasına engel sayılamıyacağından, çoğunluğun, bu noksanın tamamlaması amacı ile dosyanın geri çevrilmesine ilişkin 7/1/1971 günlü kararına karşıyım.

Üye

Lütfi Ömerbaş

Üye

Şevket Müftügil

Üye

Ahmet

H. Boyacıoğlu

KARŞIOY

YAZISI

Anayasa'nın 151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22/4/1962 gün ve 44 sayılı Kanunun 27. maddeleri hükümlerine göre, bir dâvaya bakmakta olan mahkeme, o dâva sebebiyle uygulanacak kanun hükümlerini;

a) Kendiliğinden Anayasa'ya aykırı görmesi veya

b) Taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına varması takdirinde itiraz yoluna başvurarak işi Anayasa Mahkemesine getirmek yetkisine sahiptir.

Olayda sanık Anayasa'ya aykırılık iddiasında bulunmuş ve mahkeme C. Savcılığının düşüncesini almaksızın aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına vararak evrakı Anayasa Mahkemesine göndermiştir.

Çoğunluk, duruşmalarına katıldığı ceza dâvalarında Cumhuriyet Savcısının taraf durumunda olduğunu, bu bakımdan sanık tarafından öne sürülen Anayasa'ya aykırılık itirazı üzerine kendisinden düşünce alınmasına kanunî gerek bulunduğu belirterek bu durum 22/4/1962 gün ve 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 27. maddesine aykırı bularak bu eksikliğin tamamlanmasına karar vermiştir.

Cumhuriyet

Savcıları, ceza mahkemesinde görülen dâvaların tarafları değil, o mahkemenin

kuruluşunda yer alan ve adlî görev ifa eden organlardır. Ceza dâvalarında

Cumhuriyet Savcılarının temsil ettiği sosyal yarar sanığın hüküm giymesinde

değildir; bu yarar, doğru, adil ve hukuka uygun karar olmasındadır. Bu husus

bile Cumhuriyet Savcısının taraf sayılamıyacağını başlıbaşına ortaya koymaya

yeterlidir. Cumhuriyet Savcılarının duruşmalarına katıldığı ceza dâvalarında

Anayasa'ya aykırılık itirazında bulunabilip bulunamıyacaklarına gelince, bu

yetkinin, taraf olduğu için değil, Anayasa'nın 151. maddesinin ereği ve temsil

ettikleri sosyal yarar açısından Cumhuriyet Savcılarına öncelikle tanınmış

olduğunu kabul etmek gerekir. Filhakika ceza hâkimlerinin ceza yargılamaları

usulü Kanunu hükümleri gereğince bir karar alırken Cumhuriyet Savcısının

düşüncesini tesbit etmesi kanuni vazifesinden ise de. Anayasa Mahkemesi, temyiz

mercii durumunda bulunmadığından bu hususun yerine getirilip getirilmediğini

bizatihi inceleyemez ve araştıramaz. Diğer yönden Cumhuriyet Savcıları ceza

dâvasında taraf olmadığından, mahkemenin, Anayasaya aykırılık konusunda

kendisinden düşünce almamış bulunması 44 sayılı Yasanın 27. maddesine aykırı ve

Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapılmasını önleyen bir noksanlık da teşkil

etmez.

Belirtilen bu hususları 44 sayılı Kanunun 27. maddesine aykırı bir noksanlık gören çoğunluk görüşüne, işin esasının incelenmesi gerekeceği kanaatiyle karşıyız.

Üye

Kâni Vrana

Üye

Şevket Müftügil

Üye

Ahmet

H. Boyacıoğlu

Anayasa Mahkemesi, E. 1971/2, K. 1971/36, 6 Nisan 1971 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Karşıoy
  4. Yazısı
  5. H. Boyacıoğlu
  6. Karşıoy
  7. Yazısı
  8. H. Boyacıoğlu
  9. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1971/2
Karar No
1971/36
Tarih
6 Nisan 1971

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1971/5 K.1971/40
  • AYM Norm Denetimi E.1971/7 K.1971/42
  • AYM Norm Denetimi E.1971/8 K.1971/43
  • AYM Norm Denetimi E.1971/4 K.1971/39
  • AYM Norm Denetimi E.1970/41 K.1971/37
  • AYM Norm Denetimi E.1970/63 K.1971/38

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.