KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 8 Temmuz 1971
- Esas Sayısı
- 1971/28
- Karar Sayısı
- 1971/64
- Karar Günü
- 8/7/1971
Karar Metni
2.564 kelime·13 dk okuma·18 bölüm
Resmi Gazete tarih/sayı:16.6.1972/14217
İtiraz yoluna başvuran : Eskişehir Asliye 2. Ceza Mahkemesi.
İtirazın konusu : 8 Haziran 1936 günlü, 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanununun 8. maddesinin Anayasa'nın 42. ve 44. maddeleri hükümlerine aykırı bulunduğu kanısı ile, iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
I-
OLAY
Sanık zabıt kâtibi hakkında yetkili yerce düzenlenmiş çizelge uyarınca nöbetçi olduğu halde dairede ve görevi başında bulunmayarak adlî görevine ihmalden ötürü Türk Ceza Kanunun 230. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları gereğince cezalandırılması istemi ile açılan kamu dâvasının duruşması sırasında, vekilince ileri sürülerek Cumhuriyet Savcısınında katıldığı, 8 Haziran 1936 günlü, 3005 sayılı meşhut suçların muhakeme usulü kanununun 8. maddesinin Anayasaya aykırılığı İddiasının mahkemecede ciddi olduğu kanısına varılarak, sözü geçen Kanun maddesinin iptali için itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine baş vurulmasına karar verilmiştir.
III-
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi, Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, Şahap Arıç, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önal, Kani Vrana, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Şevket Müftigil ve Ahmet H. Boyacıoğlunun katılmaları ile 20/5/1971 gününde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca yaptığı ilk inceleme toplantısında, itiraz yoluna başvuran mahkemenin Anayasa'ya aykırılığı, nedeni ile iptaline karar verilmesini istediği Kanun maddesini bakmakta olduğu dâvada uygulama durumunda olup olmadığı yönünü görüşmüştür,
Anayasa'nın 151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddeleri hükümlerine göre; mahkemeler ancak bakmakta oldukları bir dâva dolayısiyle Anayasa Mahkemesi'ne itiraz yolu ile başvurabilirler. Bir dâvanın hukuken var sayılabilmesi için ise, onun kanunlara uygun olarak açılmış ve ayrıca mahkemenin yetkisi içine girmekte bulunmuş olması gerekir.
Bundan başka, aynı hükümler uyarınca mahkemelerin bu başvurmaları, o dâva nedeni ile uygulanacak kanun hükümleri ile dahi sınırlı bulunmaktadır.
Dosya içindeki kağıtların incelenmesi sonunda, itiraz yoluna başvurmuş bulunan mahkemenin Kanuna göre bakmakta olduğu bir dâvanın bulunması koşulunun gerçekleştiği görülmüş isede, bu dâva nedeni ile mahkemenin uygulama durumunda bulunduğu Kanun hükümleri arasında, itiraz konusu yapılıp iptaline karar verilmesi istenen Kanun hükmünün yer alıp almadığı yönünden incelenip belli edilmesi gerekmektedir.
Sanık
hakkındaki kamu dâvası Türk Ceza Kanununun 230. maddesinin birinci ve ikinci
fıkraları gereğince cezalandırılması işlemi ile açılmıştır. Eylemin saptanması
halinde sanığa bu hükümler uyarınca ceza tertibi gerekecek ve böylece, ceza
tertibinde dayanılacak kanun maddeleri bu davada uygulama yeri bulacak isede,
mahkemenin dâvada uygulama durumunda olduğu hükümlerin sadece bunlardan ibaret
kaldığı düşünülemez. Görevi belli eden nöbet çizelgesinin düzenlenmesinde yani
sanığa görevin verilmesinde dayanılan hüküm, 3005 sayılı Meşhut Suçların
Muhakeme Usulü Kanununun itiraz konusu yapılmış bulunan 8. maddesinde yer
aldığına ve yükletilen suçun hukuka uygunluk ögesine doğrudan doğruya etkili
bulunduğuna göre, onun da bu dâvada mahkemece gözönünde bulundurulması
zorunluğu var demektir. Başka deyimle mahkeme dâva konusu suçun kanunî
öğelerini araştırıp saptarken, bu hükmü de kendiliğinden uygulama durumunda
bulunacaktır. Çünkü, bir kamu dâvasında sanığa yükletilen görevi ihmal suçunun
kanunî öğeleri ile birlikte oluşması, ilkönce, bu görevin memura Kanuna ve
hukuka uygun olarak verilmesi koşuluna bağlı bulunmaktadır. Bu bakımdan, söz
konusu hükmün Anayasa'ya aykırılığının saptanması, sanık hakkında mahkemece verilecek
karara, yani sonuca doğrudan doğruya etkili olacak demektir. Esasen bir dâvada
uygulama yeri bulunan Kanun hükmü deyim veya kavramı, o dâvada sadece dâvayı
açan belgede uygulanması istenen hükümleri değil, aynı zamanda dâvanın esasına
etkili ve sonucu da değiştirecek nitelikte olup, dolaylı biçimde uygulanacak
hükümleri de kapsamaktadır. Kaldı ki, sözü geçen deyime böyle bir kapsam
tanımak, yasaların Anayasa'ya uygunluğunun Anayasa Mahkemesince denetlenmesiyle
güdülen amaca da uygun düşmektedir. Çünkü bu denetimin asıl ereği yasalardaki
Anayasa'ya aykırı olan kuralların olabildiği ölçüde ayıklanıp ortadan
kaldırılmışım saplamaktır.
Anayasa Mahkemesi, yukarıda gösterilen gerekçelere dayanarak ve dosyanın da eksiği bulunmadığından işin esasının incelenmesine, Avni Givda ve Sait Koçak'ın itirazın 3005 sayılı Kanunun 8. maddesini uygulama durumunda bulunmayan Eskişehir Asliye 2. Ceza Mahkemesinin yetkisizliği yönünden reddi gerektiği yolundaki karşı oyları ile ve oy çokluğu ile karar vermiştir.
IV-
İTİRAZ KONUSU HÜKÜM
Mahkemece iptali istenen kanun hükmü şöyledir :
8/6/1936 günlü, 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanununun 8. maddesi :
"Maznun yakalandığı günde mahkemeye sevk edileceği sırada çalışma zamanı bitmiş veya herhangi bir tatil gününe tesadüf etmiş ise Cumhuriyet Müddeimumisi mahkemeyi hemen çalışmaya davet edebileceği gibi maznunun mahkemeye şevkini ertesi güne de bırakabilir. Şu kadar ki Cumhuriyet Müddeiumumisi tarafından dördüncü maddede yazılı sebepten dolayı maznunun mahkemeye şevki ertesi güne bırakılmış ise yukarıki fıkrada yazılı sebeple de olsa maznunun mahkemeye şevki ikinci bir teahhura uğratılamaz."
MAHKEMENİN
DAYANDIĞI ANAYASA HÜKÜMLERİ
Mahkemenin gerekçesine dayanarak yaptığı Anayasa maddeleri aşağıdadır :
"Madde 42- Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için, sosyal, iktisadî ve malî tedbirlerle çalışanları korur ve çalışmayı destekler; işsizliği önleyici tedbirler alır.
Angarya yasaktır.
Memleket ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı anlarda vatandaşlık ödevi niteliği alan beden veya fikir çalışmalarının şekil ve şartları, demokratik esaslara uygun olarak kanunla düzenlenir."
"Madde 44- Her çalışan dinlenme hakkına sahiptir.
Ücretli hafta ve bayram tatili ve ücretli yıllık izin hakkı kanunla düzenlenir."
VI-
ESASIN İNCELENMESİ
İtirazın esasına ilişkin rapor, itiraz yoluna başvuran Eskişehir Asliye 2. Ceza Mahkemesinin 3 Mart 1971 günlü, 1970/1418 sayılı karan ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen hükümle dayanılan Anayasa maddeleri, gerçekleri ile bunlarla ilgili Meclis görüşme tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
8 Haziran 1936 günlü, 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu suçüstü olarak işlenen suçların memleket asayişini bozmalarını önlemek ve toplum üzerinde yarattıkları heyecanı ortadan kaldırmak amacı ile belli yerlerde suçüstü olarak işlenen cürüm veya kabahat cinsinden bazı suçların kovuşturulmasına ve duruşmalarına ilişkin kuralları, yani, ceza usulü hükümlerini kapsamaktadır.
Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası, ceza ve ceza usulü alanları ile ilgili birkaç genel ve
temel nitelikteki ilkeyi belli etmekle yetinmiş ve 136. maddesinin
"Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri
kanunla düzenlenir." Biçimindeki hükmü ile yargılama usullerine ilişkin
kuralların yasalarla düzenlenmesini öngörmüştür. O halde, yargılama usulleri,
genel usul kanunları ile düzenlenebileceği gibi, usul hükümleri özel usul kanunlarında
veya herhangi bir kanunda da yer alabilir. Bu nedenledir ki, belli yerlerde
suçüstü olarak işlenen belli suçların kovuşturulmasına ve duruşmalarına ilişkin
hükümlerin 3005 sayılı Kanunla düzenlenmesinde Anayasa'ya aykırılık sözkonusu
yapılamaz.
Ceza
yargılama usulleri konusundaki yasalar, Anayasa'ya göre, yargılama
çalışmalarına veya yargılama ile doğrudan doğruya veya dolayısiyle ilgili öteki
adlî çalışmalara katılanların, bu çalışmaları karşılığı olarak hak edecekleri
ücretleri ne yolda alacaklarına ilişkin malî esas ve hükümleri kapsamak
zorunluğunda değillerdir. Bu bakımdan, yargılama usulleri hakkındaki bir genel
veya özel kanun veya hükme, bu yolda bir esas konulmamış olmasının da
Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülemez. Aslında kamu hizmeti dolayısiyle kamu
görevlilerince yapılacak her çeşit çalışmalar karşılığında alacaklarının belli
edilmesi ve ödenmesi hakkındaki esas ve kurallar genel olarak malî kanunlarla
teşkilat yahut personel kanunlarında veya harç tarifesi gibi kanunlarda yer
almaktadır. Görevlilerin bir yargılama usul kanun veya hükmüne dayanarak
yapacakları çalışmalar karşılığında kendilerine ne yolda ücret ödenileceğine
dair bir esas veya kuralın aynı kanuna veya hükme konulmamış olması ise, bu
çalışmalar için görevlilere bir ücret verilmiyeceği anlamına alınamaz.
Nitekim, özel bir ceza yargılama usulü kanunu olan 3005 sayılı Kanuna ve Özellikle bu Kanunun 8. maddesine göre günlük olağan çalışma saatleri dışında, ve resmî tatil günlerinde yapılacak yargılama çalışmaları karşılığında görevlilere ne yolda ücret verileceğini gösterir esas ve kuralların bu Kanunla düzenlenmemiş olması, bu konuda başka yasalara gerekli esas ve kuralların konulmasına ve görevlilerin istihkaklarını bunlar çerçevesinde istemelerine engellik edemez.
Esasen bu hizmetlerin büyük, bir bölümü ve hiç kuşku yok ki bunların başında gelen yargılama çalışmaları aslî ve süreklidir. Bu bakımdan, böyle bir hizmetin gerektirdiği görevlerin niteliği ve koşulları nedeni ile, sürekli veya olağan çalışma saatleri dışında ve hatta resmî tatil günlerinde yahut gündüz ve gece yerine getirilmesini zorunlu gören bir yasa hükmünün de Anayasaya aykırılığı düşünülemez.
Bundan
başka, yukarıki açıklamalara göre, olağan çalışma saatleri dışında veya resmî
tatil günlerinde yapılması yasa gereği olan yargılama çalışmaları angarya da
sayılamaz. Anayasa Mahkemesinin 2/6/1964 günlü, 11717 sayılı Resmî Gazete'de
yayınlanmış bulunan (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi - Sayı 2 - Sayfa 70)
6/3/1964 günlü, 1963/-358 - 1964/17 sayılı kararında açıklandığı üzere, angarya
bir maldan veya bir kişinin çalışmasından karşılıksız yararlanma olduğuna göre,
yargılama işlerinde görevlilerin çalışmalarından bu biçimde bir yararlanma
yapıldığı ileri sürülemez. Çünkü, iptali istenen Kanun hükmünde görevlilerin
çalışmalarına karşılık kendilerine bir ücret verilmiyeceğine ilişkin bir hüküm
yer almadığı gibi, kamu görevlilerinin her çeşit çalışmaları karşılığında aylık
ve ücretlerini ve öteki akçalı haklarını ne yolda hak edecekleri ve alacakları,
yasalarca öteki özlük hükümleri arasında belli edilmektedir. Diğer yönden, 3005
sayılı kanunun dâva konusu edilen 8. maddesine göre yapılması zorunlu olan
çalışma saatleri dışındaki ve tatil günlerindeki yargılama çalışmalarını
düzenleyen yönetmeliğin yasalara aykırı kuralları kapsaması veya bu çeşit
çalışmalar için ne yolda ödeme yapılacağına ilişkin esasların Bakanlar
Kurulunca henüz kararlaştırılmamış olması gibi yönetime ilişkin konuların
denetimi Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında kaldığından, gerek yönetmelikte,
gerekse Bakanlar Kurulu kararnamelerinde yasalara aykırı kuralların veya
esasların yer alması veya bu yolda henüz bir saptama yapılmaması, Anayasa'ya
aykırı yönü bulunmayan bir Yasa hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğunun kabulü
için neden sayılamaz.
3005
sayılı Kanunun itiraz konusu yapılan 8. maddesinin, Anayasa'nın Ceza ve ceza
usulü alanlarında koyduğu genel ve temel ilkelere ve sınırlayıcı, buyurucu ve
yasaklayıcı başka herhangi bir hükmüne aykırı bir hukuk kuralını içermediğine
ve bu kanun uyarınca yapılacak yargılama çalışmaları ile bunlarla ilgili başka
adlî çalışmalarda görevlilere olağan çalışma saatleri dışında veya resmî tatil
günlerindeki çalışmaları karşılığının verilmesini önleyen bir kayıt da
olmadığına göre, bu hali ile Anayasa'nın 42. ve 44. maddelerine veya başka
herhangi bir maddesine aykırı yönü görülemediğinden, yerinde olmayan itirazın
reddine karar verilmelidir. Şahap Arıç ve Recai Seçkin bu görüşe
katılmamışlardır.
SONUÇ
:
8/6/1936 günlü, 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanununun 8 inci maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine Şahap Arıç ve Recai Seçkin'in karşıoyları ile ve oyçokluğu ile 8/-7/1971 gününde karar verildi.
Başkanvekili
Avni Givda
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Nuri Ülgenalp
Üye
Muhittin Taylan
Üye
Şahap Arıç
üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Kâni Vrana
Üye
Halit Zarbun
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY
YAZISI
Anayasa'nın 151 inci maddesine göre bir mahkeme ancak bakmakta olduğu dâvada uygulanacak kanun hükümlerini bunların Anayasa aykırılığını ileri sürerek, Anayasa Mahkemesine getirilebilir. Bu hükmün benzeri 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27 nci maddesinde de yer almıştır.
İtiraz yoluna başvuran Eskişehir Asliye 2. Ceza Mahkemesinin elinde bakmakta olduğu bir dâva vardır. Bu, nöbet çizelgesi gereklerini yerine getirmemek yoluyla adlî görevini ihmalden sanık bir zabıt kâtibi hakkında Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesine göre cezalandırılması istemiyle açılmış kamu davasıdır.
Mahkeme ise 8/6/1936 günlü, 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunun 8 inci maddesinin Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirilmesini istemektedir.
3005 sayılı Yasanın 8 inci maddesi, yalnızca Cumhuriyet Savcısına tanınmış bir yetkiyi düzenlemektedir. Bu madde hükümlerine göre sanığın yakalandığı günde mahkemeye sevkedileceği sırada çalışma zamanı bitmiş veya herhangi bir tatil gününe rastlamışça Cumhuriyet Savcısı mahkemeyi hemen çalışmaya çağırabileceği gibi sanığın mahkemeye şevkini ertesi güne de bırakabilecektir. Maddede zabıt kâtiplerinin iş saatleri dışında çalıştırılmalarını düzenleyen hiçbir hüküm yer almamıştır.
3005
sayılı Kanunun uygulanmasını göstermek ve sağlamak üzere tüzük ve yönetmelikler
çıkarılabilir. Mahkeme sanığın nöbet çizelgesi karşısındaki durumunu ve
çizelgenin tüzük ve yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığım araştırabilir.
Ancak böyle bir tutum hiçbir zaman 3005 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin
mahkemece, bakılmakta olan dâvada uygulandığı veya uygulanacak olduğu anlamını
taşımaz. Görevini ihmalden sanık bir kimse hakkındaki kamu dâvasında, ihmalin
suçüstü hükümlerine bağlı bir dâvada oluştuğu nedeniyle, 3005 sayılı Kanunun o
kamu dâvasında uygulanacağı görüşünü benimsemek Anayasa'nın 151 inci maddesinde
geçen "uygulanacak" deyimini değil delâlet ettiği hukukî kavramdan,
sözlük anlamından bile uzak düşürecek bir davranış olur ve hukukî destekten
yoksun kalır.
Öte
yandan, bu konuya ilişkin eski karşıoy yazılarında birçok kez ayrıntılarıyle
açıklandığı üzere, iptal dâvası yolunun (Anayasa - madde 149) Anayasa'ya
aykırılık sorununun soyut ve genel bir açıdan ele almasına karşılık, ancak bir
kanun hükmünün belirli bir kişinin belirli haklarını etkileme durumuna geçmesi
halinde işleyebilen ve Anayasa'ya aykırılık sorununu dar bir çerçeve içinde
somut ve özel yönden konu edinen itiraz yolunun Anayasa'da öngörülmesi ile
(Madde 151) en başta güdülen erek iptal dâvası müessesesinin varlığına rağmen
yürürlükte kalabilmiş birtakım Anayasa'ya aykırı hükümler yüzünden belirli
kişilerin belirli haksızlıklara uğramalarını önlemek, mahkemelerin Anayasa'ya
aykırı gördükleri hükümleri uygulamaktan kaçınmalarına, böylece Anayasa'nın
üstünlüğü ilkesinin bu alanda da korunmasına olanak sağlamaktadır. Anayasa'ya
aykırı kanunların ayıklanması, çoğunluk görüşünce benimsendiği gibi, 151 inci
maddede öngörülen düzenin baş ereği ve o düzenle doğrudan doğruya elde
edilebilecek bir sonuç değildir. Bunun, düzenin dolayı bir etkisi, bir yan
sonucu gibi görünmesi daha yerinde olur.
Özetlemek gerekirse : 3005 sayılı Yasanın 8 inci maddesi Eskişehir Asliye 2 nci Ceza Mahkemesinin bakmakta olduğu dâvada uygulayacağı bir hüküm değildir. Anayasa'nın 151. ve 44 sayılı Kanunun 27 nci maddelerine uymayan itirazın itiraz yoluna başvuran mahkemenin yetkisizliği yönünden reddi gereklidir. 1971/28 esas sayılı işte, 20/5/1971 günlü ilk inceleme toplantısında mahkeme itiraza yetkili görülerek işin esasının incelenmesi yolunda verilen karara yukarıda yazılı nedenlerle karşıyım.
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet
H. Boyacıoğlu
KARŞIOY
YAZISI
Sayın Recai Seçkin'in karşıoy yazısındaki görüşe katılıyorum.
Başkanvekili
Avni Givda
KARŞIOY
YAZISI
l-
657 sayılı Devlet Memurları Yasa'sının 1327 sayılı Yasa ile değişik 178.
maddesinin birinci fıkrasında (Günlük çalışma saatleri dışında fazla çalışılan
süreler hakkında bu Kanunun 99. maddesinin son fıkrası hükmü uygulanır.)
denilerek çok çalışma sürelerinin yıllık iznin arttırılması yolu ile
karşılanması ilkesi benimsenmiş; gerçekten, sözü geçen 178. maddenin ikinci
fıkrasında (Ancak sahasında yetişmiş eleman azlığı nedeni ile yeterli sayıda
istihdam edilemeyen ve dolayısiyle fazla çalışmalarının izinle telafisine imkân
olmayan meslek mensuplarına fazla çalışma ücreti ödenebilir.) Ve üncüncü
fıkrasında ise (Hangi meslek mensuplarına ne miktar fazla mesai ödeneceği her
yıl bütçe Kanunlarında gösterilir ve uygulama, ilgili kuruluşların görüşü
alınarak Maliye Bakanlığı ile Devlet Personel Dairesi tarafından hazırlanacak
bir yönetmelikle düzenlenir,) kuralları bulunduğu gibi gönderme yapılan 657
sayılı Yasa'nın 1327 sayılı Yasa ile değişik 99. maddesinin son fıkrasında da
(Kurum amirlerinin lüzumlu gördüğü hallerde bu sürenin üstünde çalışılması
gerekir ise fazla çalışılan süre, memurun, yıllık izin süresine eklenir.)
kuralı konulmuştur. Adliye kâtipleri iyi daktilo bilmek ve mahkemede tutanak
kâtipliği işlerinde üç beş ay çalışarak işe alışmak yolu ile yetiştiklerinden
tutanak kâtipliği mesleğinde yetişmiş kimse azlığı söz konusu olamıyacağı, için
suçüstü nöbeti tutan adliye kâtiplerinin 657 sayılı Yasa'nın değişik 178.
maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarından yararlanması düşünülemez. Bir an için
bunun tersi kabul edilse bile, 178. maddenin ikinci fıkrasında (...... fazla
çalışma ücreti ödenebilir.)
Denilmekle fazla çalışma parasının ödenmesi bir borç olarak idareye yükletilmiş olmayıp bu türlü ödemeler konusunda idareye ancak bir yetki tanınmıştır.
Adliye
kâtiplerinin kadrolarında genellikle darlık bulunduğu için onların yıllık
izinlerinin arttırılması yolu ile suçüstü nöbetlerinin sonucu olan çok
çalışmalarının karşılanması genellikle olanak dışıdır. Sonuç olarak Devlet
Memurları Yasa'sının değişik 178. veya değişik 99. maddesinin uygulanması yolu
ile adliye kâtiplerinin söz konusu fazla çalışmaları karşılanamayacaktır.
Anayasa'nın 42. maddesi, Devleti çalışanların insanca yaşaması için sosyal,
iktisadî ve malî tedbirleri alarak korumak ve çalışmayı denetlemek ile yükümlü
kılmakta ve karşılıksız çalışma demek olan angaryayı yasaklamaktadır. Buna göre
çalışan her kişinin çalışma süresini aşan çalışmasının karşılığının ödenmesi,
ilke olarak kesin bir borçtur.
İtiraz konusu 8. madde kuralı, salt biçimde yazılmıştır. Başka Yasalarda suçüstü nöbeti tutan kâtiplerin çok çalışmalarını karşılayan bir kural dahi yoktur. Bu bakımdan tartışma konusu 8. maddenin yorumunda Devlet Memurları Yasa'sının bir takım kurallarının gözönünde tutulması ve bunlardan sonuçlara varılması hukuka uygundur. Sonuç olarak 8. madde kuralı karşılıksız çalışma ödevi yüklemekte bulunulan bir kural niteliğinde olduğu için Anayasa'ya aykırıdır, iptal edilmelidir.
2- Anayasa'nın 117. maddesi kuralı dahi, Anayasa'nın 41, 42, 44 ve 45 inci maddelerinin sağladığı haklan kaldırır nitelikte kuralları kapsadığı yolunda yorumlanamaz.
3- Karşılıksız çalışma, ancak Anayasa'nın 42. maddesinin 4. fıkrası gereğince yurttaşlık ödevi niteliği alan beden veya beyin çalışmaları için biçim ve koşullan demokrasi esaslarına uygun olarak yasa ile kural konulan alanlarda söz konusu olabilir. Adliye kâtiplerinin çalışına alanlarının bu nitelikte olduğu ve bundan dolayı suçüstü nöbetleri karşılığında bedava çalışmak ile yükümlü bulundukları yolunda açık ve seçik bir kural konulmuş olmadığı için itiraz konusu kuralın karşılıksız çalışmayı haklı gösteren bir kural olduğu dahi ileri sürülemez.
Üye Şahap Arıç Üye Recai Seçkin
Anayasa Mahkemesi, E. 1971/28, K. 1971/64, 8 Temmuz 1971 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası