KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Esas No
- 1973/37
- Karar No
- 1975/22
- Karar tarihi
- 25 Şubat 1975
Karar Metni
34.810 kelime·174 dk okuma·89 bölüm
Esas sayısı:1973/37
Karar sayısı:1975/22
Karar günü:11, 12, 13, 14 ve 25 Şubat 1975
Resmi Gazete tarih/sayı:3.12.1975/15431
İptal davasını açan: Ankara Üniversitesi.
İptal
davasının konusu: 7/7/1973 günlü 14589 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1750
sayılı Üniversiteler Kanununun 3. maddecinin (B) bendinde yer alan "örf ve
âdetlerine bağlı" deyimini, 4. madde'sini, 5. maddesinin birinci, ikinci,
üçüncü, fıkralarını ve aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "Yüksek
Öğretim Kurulu Millî Eğitim Bakanının daveti üzerine toplanır" deyimini,
6. maddesinin (a) bendinde yer alan "... ve ilgili kuruluşlar
senatolarınca tespit edilen ideal kadrolarını dengeli bir şekilde
düzenlemek" deyimini, (ç), (e), (f) ve (g) bentlerini, 7. maddesini, 8.
maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerini, ikinci fıkrasını, 10.
maddesinin birinci fıkrasında yeralan "Bütün Üniversiteler" deyimini,
altıncı fıkrasında yeralan "Millî Eğitim Bakanı veya" deyimini, 22.
maddesinin birinci fıkrasında yeralan "Yüksek Öğretim Kurulunun
göstereceği bir veya birden fazla" deyimini, 29. maddenin (a) ve (ç)
bentlerini, 38. maddesinin birinci fıkrasında yeralan "esasları yüksek
öğretim kurulunca tespit edilecek" deyimini, 43. maddesinin altıncı
fıkrasında yeralan "Yüksek Öğretim Kurulunun talebi ve deyimini 52.
maddesinin birinci fıkrasında yeralan ve Yüksek Öğretim Kurulunun
Önerileri" deyimini, 56. maddesinin Birinci fıkrasında yer alan
"Yüksek Öğretim Kurulunun yapacağı plan ve programlar uyarınca"
deyimini, 57. maddesinin birinci fıkrasında yeralan "ders aracı olarak
kullanılan kitap ve teksirleri öğretim üye ve yardımcıları kendi hesaplarına
bastıramazlar" deyimini ve aynı maddenin ikinci fıkrasında yeralan
"iki yıl içinde üniversite ve öğretim birimleri tarafından
bastırılamayan" deyimini 61. maddesinin yedinci fıkrasını, 65. maddesinin
yedinci fıkrasını, 66. maddesinin üçüncü fıkrasını, 69. maddesinin ikinci
fıkrasındaki "Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetleri veya Türk Devletinin
ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep
ayırımına dayanarak nitelikleri Anayasa'da belirtilen Cumhuriyeti ortadan
kaldırmak kasdiyle kullanılması" deyimmi ve yine aynı fıkrada yazılı
"yayımlamayı müteakip 48 saat içinde" deyimini, 70. maddesinin
birinci fıkrasının (a), (b), (c), bentleri ile ikinci fıkrasını, 73. maddesinin
birinci fıkrasını, 74 maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yetkili
organın teklifi ve yüksek öğretim kurulunun onayı ile" deyimini, 82.
maddesinin birinci cümlesini, 83 maddesini, geçici 1. maddesinin çüncü
fıkrasında yer alan "Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce 7307 sayılı
Kanun uyarınca Orta Doğu Teknik Üniversitesinde kazanılmış Asosye Profesörlük
(Doçentlik) ve Profesörlük unvanları, bu Kanuna göre verilecek Üniversite
doçentliği ve Üniversite Profesörlüğü unvanları ile eşdeğerlidir"
tümcesini ve Geçici 2. maddesini Anayasa'nın 149. maddesi uyarınca iptal davası
açmış ve yukarıda sözü edilen Kanun hükümlerinin iptalini istemiştir.
II.
YASA METİNLERİ
l - 20/6/1973 günlü ve 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun iptali istenen maddelerile iptali istenen kimi hükümlerinin bulunduğu maddeler şunlardır:
Madde 3/b. - Öğrencilerini bilim anlayışı kuvvetli, millî tarih şuuruna sahip, vatanına, örf ve adetlerine bağlı, milliyetçi ve sağlam düşünceli aydınlar ve yüksek öğrenime dayanan mesleklerde türlü bilim ve uzmanlık kolları için iyi hazırlanmış bilgi ve tecrübe sahibi, sağlam karakterli vatandaşlar olarak yetiştirmek.
Madde 4. - Yüksek Öğrenim Kurulu; Yüksek Öğretimin bütünlüğü anlayışı içinde çağdaş bilim ve teknolojinin gereklerine ve Devlet Kalkınma Plânının temel ilke ve politikalarına uygun olarak yüksek öğretim alanına yön vermek amacı ile, gerekli inceleme, araştırma ve değerlendirmeleri yapmak, yüksek Öğretim kurumları arasında koordinasyonu sağlamak, uygulamaları izleyerek yetkili makam ve mercilere önerilerde bulunmakla görevli bir kuruldur.
Madde 5 - Yüksek Öğretim Kurulu, Millî Eğitim Bakanının başkanlığında, her üniversitenin yetkili organınca profesörler arasından 2 yıl içinde seçilecek birer temsilci ile kuruldaki üniversite temsilcileri sayısı kadar aynı süre ile Millî Eğitim Bakanının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca atanacak üyelerden kurulur. Şu şekilde atananlar arasında resmî yüksek öğretim kurumları, Maliye, Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlıkları ile Devlet Plânlama Teşkilâtından ve Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumundan en az birer üyenin bulunması şarttır.
Yüksek Öğretim Kurulunun göstereceği üç aday arasında Millî Eğitim Bakam tarafından bir genel sekreter tayin edilir. Genel Sekreter toplantılara oy hakkı olmaksızın katılır.
Genel Sekretere bağlı olarak, sekreterlik işlerini ve kurulca verilecek diğer görevleri yürütmek üzere Millî Eğitim Bakanlığında bir sekreterya kurulur. Bu sekreteryada ayrıca, eğitim araştırmaları, planlaması, koordinasyonu yapacak ve eğitimle ilgili çalışmaları düzenleyecek, yeteri kadar uzman bulundurulur.
Yüksek Öğretim Kurulu Millî Eğitim Bakanının daveti üzerine toplanır. Üyelerin üçte birinin isteği halinde toplantı yapılması zorunludur.
Yüksek Öğretim Kurulu çalışma usulünü kendisi tayin eder ve bu husus bir yönetmelikte gösterilir.
Madde 6 - Yüksek Öğretim Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır:
a) Yüksek öğrenim alanında yeni kurumların açılması, mevcutların geliştirilmesi, insangücü ihtiyaçlarının karşılanması, yatırımların ve kaynakların etkili bir şekilde kullanılması, yüksek öğretim alanının muhtaç bulunduğu öğretim ve araştırma elemanlarının yurt içinde ve dışında yetiştirilmesi için kısa ve uzun vadeli planlar hazırlamak ve ilgili kuruluşların senatolarca tespit edilen, ideal kadrolarını dengeli bir şekilde düzenlemek;
b) Üniversite ve diğer yüksek öğretim kurumlarını ilgilendiren kanun ve tüzük tasarılarını inceleyerek görüşlerini bir ay içinde Millî Eğitim Bakanlığına sunmak;
c) Öğrenim ve öğretimin Devlet Kalkınma Planı hedeflerine uygun olarak yürütülmesini sağlamak amacı ile üniversitelerin özelliklerini, kapasitelerini, insangücü ve maddî ihtiyaçlarını dikkate alarak gerekli gördüğü öğretim dallarında dönem sayısının arttırılması, paralel öğretim veya gece öğretimi yapılması hususunda önerilerde bulunmak;
ç) Üniversitelerin, yüksek öğretimin bütünlüğü çerçevesi içinde, yüksek dereceli okullara akademik yönden yapabilecekleri yardımları ve bu alandaki gözetim hizmetlerirıin esaslarını ilgili kurumlarla birlikte saptayarak, gereğini istemek ve sonuçlarını izlemek;
d) Görevlerine ilişkin çalışma sonuçlanın her yıl bir rapor halinde yayınlamak
e) Kalkınma planının gerektirdiği araştırma konuları ile özel araştırma fonlarının üniversitelere dağıtımını üniversitelerarası işbirliği halinde yapmak;
f) Yüksek öğretim kurumlarının öğrencilerinden alınarak ücret ve harçlar konusunda gerekli esasları tespit etmek ve denkliği sağlamak;
g) Uluslararası Bilimsel Kuruluşlara katılmak amacını güden, Millî Komiteler kurmak, denetlemek ve gereken malî desteği sağlamak;
h) Bu kanunla verilmiş diğer görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak
Madde 7 - Üniversite Denetleme Kurulu, üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetimi sağlamak üzere, Başbakanlığa bağlı olarak çalışan bir kuruluştur.
Kurul; Başbakanın başkanlığında, Millî Eğitim Bakanı, Adalet Bakanı, bu kanuna tabi üniversitelerin rektörlük yapmış öğretim üyeleri arasından kur'a ile üç yıl süre için seçilmiş üç üye, Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarı, Millî Güvenlik Kurulunun dekanlık yapmış öğretim üyeleri arasından üç yıl süre için seçeceği bir üyeden kurulur.
Başbakanın katılmadığı hallerde kurula Millî Eğitim Bakanı Başkanlık eder.
Kurulun sekreterlik işleri Başbakanlık tararından düzenlenir ve yürütülür.
Madde 8 - Üniversite Denetleme Kurulu, Devletin gözetimi ve denetimi görevini yerine getirmek üzere;
a) Üniversitelerin veya bir üniversiteye bağlı olmayan fakültelerin organlarından veya bu kurumlarda görevli kişilerden, gerekli gördüğü hallerde, yazılı veya sözlü bilgi istemek;
b) Üniversite veya bir üniversiteye bağlı olmayan fakültelerde görevli kişilerin disiplin veya ceza kovuşturması açılmasını gerektiren fiilleri için kovuşturma açılmasını yetkili makamlardan istemek; bu konuda yetkili organlarca alınan disiplin kararlarına karşı üniversitelerarası kurula itirazda bulunmak; onbeş gün içinde gerekli kovuşturmaya başlanmadığı veya aksine bir karar alınmadıkça başlanan kovuşturma en geç üç ay içinde sonuçlandırılmadığı takdirde, doğrudan doğruya üniversite öğretim üyelerinden soruşturmacı tayin ederek sonucu, gereği yapılmak üzere yetkili organa iletmek;
c) Üniversitelerin veya üniversiteye bağlı kurum ve kuruluşların veya bir üniversiteye bağlı olmayan fakültelerin idaresine el konulmasını gerektiren hallerde Bakanlar Kurulunu haberdar etmek;
ç) Üniversitelerin işleyişi konusunda her yıl Başbakanlığa rapor vermek;
Görev ve yetkilerine sahiptir.
Milli Eğitim Bakanı, gecikmesinde sakınca gördüğü hallerde en geç bir hafta içinde denetleme kurulunun tasvip ve takdirine sunmak üzere, kurul adına yukarıda yazılı görevleri yapmaya ve yetkileri kullanmaya mezundur.
Madde 10 - Üniversitelerarası kurul, bütün üniversitelerin rektörleri ile en yetkili organının üç yıl için seçeceği ikişer profesörden kurulur.
Bu Kurulda üye üniversite rektörleri, her yıl Haziran ayının son haftasında bir arada yapacakları toplantıda, Üniversitelerarası Kurula aralarında, bir başkan, bir başkanvekili seçerler. Aynı şahıslar, aradan üç yıl geçmeden Üniversitelerarası Kurul Başkan ye Başkanvekilliğine tekrar seçilemezler.
Kurul toplantıları, rektörlerce aksi kararlaştırılmadıkça Başkanın bağlı olduğu üniversitenin bulunduğu şehirde yapılır.
Kurul raportörlüğünü oya katılmaksızın Üniversitelerarası Kurul Genel Sekreteri yapar. Genel Sekreter kurul tarafından tayin edilir. Genel Sekretere bağlı sekreterlik bürosunun merkezi Ankara'dadır.
Raportör, kurul tutanak ve kararlarını saklar, bunların birer örneğini üniversitelere ve fakültelere gönderir.
Üniversitelerarası Kurul, Başkanın çağrısı üzerine toplanır. Gerekli hallerde Millî Eğitim Bakanı veya her üniversite rektörü, kurulun toplantıya çağrılmasını Başkandan isteyebilir.
Üniversitelerarası Kurul kararlarının birer örneği Milli Eğitim Ba kanlığına gönderilir. Milli Eğitim Bakanı alınan kararların yeniden in celenmesini, gerekçe göstererek, 15 gün içinde isteyebilir. Üniversiteler arası Kurul bir ay içinde aynı konu üzerinde alacağı kararı Bakanlığa bildirir.
Bu kararın, toplantıya katılan üye mevcudunun salt çoğunluğu ile alınması gereklidir. Bu karar, ilgililerin yetkili yargı mercilerine başvurmak hususundaki haklan saklı kalmak üzere, kesindir.
Madde 22 - Doçentlik unvanını kazandıktan sonra üniversitelerde çalışmak isteyenler, yüksek öğretim kurulunun göstereceği bir veya birden fazla üniversite veya bağımsız fakültenin açık doçentlik kadrolarına, tüzüğüne göre seçilerek tayin edilirler.
Tayinişlemi, Türk vatandaşı olma şartı yanında Devlet memurlarında aranan şartlar bulunmak kaydı ile fakülte kurulunun teklifi ve senatonun kararı üzerine rektör tarafından yapılır.
Gösterilen kadrolara müracaat etmeyen veya tayin edildikleri halde göreve başlamayanlarla açık kadro olduğu halde seçilmeyen doçentler, istifa etmiş sayılırlar. Kendilerine açık kadro gösterilmeyen üniversite doçentleri kendi asistanlık kadrolarında öğretim ve araştırma görevine devam edebilir.
Madde 29 - Asistanlığa tayin edilebilmek için Devlet hizmetine girmede aranan genel şartlardan başka aşağıdaki şartlar gereklidir;
a) Görev alacağı bilim dalında doktora veya tıpta uzmanlık diploması almış olmak,
b) Fakülte kurulunca gösterilecek iki misli aday arasından senatoya seçilecek üç kişilik bir jüri tarafından yapılacak bilimsel sınavda başarı göstermek,
c) Görev alacağı bölüm veya kürsünün gerektirdiği yönetmelikle saptanmış şartları haiz olmak,
Bölüm ve kürsü başkanları, (b) bendinde sözü geçen jürinin tabii üyesidir.
ç) Öğrenciliğinde 64 üncü maddenin l inci paragrafında bildirilen sebeplerle disiplin cezası almamış olmak.
İnsan nak ve hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrımına dayanarak; nitelikleri Anayasa'da belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak için her ne suretle olursa olsun gösteri veya propaganda yapmamış veya anarşik hareketlere katılmamış olduğu hususunda üniversite yönetim kurulunca karar verilmiş olmak,
d) Yabancı uyruklu asistanlar, yukarıda belirtilen şartları haiz olmak şartiyle ve kendilerine bir burs temin edildiği ilgili üniversite yönetim kurulunca tespit edildiği takdirde asistanlığa alınabilirler.
e) Bazı teknik branşlarda ve sanat dallarında istihdam edilecek asistanlarda (a) fıkrasındaki şartların aranıp aranmayacağına üniversitelerarası kurul karar verir.
Madde 38 - Öğretim üyeleri ve asistanlar, en az Devlet Memurları için kabul edilmiş olan günler çalışma süresi kadar bir süre öğrenim, bilimsel araştırma, inceleme, uygulama ve yönetim görevleri ile üniversite organlarınca veya kanunla verilen diğer görevlerin gerektirdiği yerlerde hazır bulunmak ve görevlerini yerine getirmek ve esasları yüksek öğretim kurulunca tespit edilecek belirli saatleri içinde görevleri basında bulunmakla yükümlüdürler.
Öğretim üyeleri ve asistanların devamları, kürsü, bölüm başkanları ile dekanlar ve rektörler tarafından kontrol edilir. Dekanlar, rektöre teklif etmek ve onayını almak sureti ile mesai saatleri içinde izinsiz görevi başına gelmeyenler hakkında takdire bağlı maaş kesme cezası vereceği gibi, bu kanunda bildirilen disiplin cezaları verilmek üzere haklarında muamele de yaparlar. Doğrudan doğruya üniversiteye bağlı kurumlarda görevli öğretim üyeleri ve yardımcıları hakkında bu işlemi rektör yapar.
Üniversite öğretim üyeleri ve asistanlar resmi çalışma saatleri içinde ve başka yüksek öğretim kurulları dışında ücretli veya ücretsiz resmî veya özel herhangi bir iş göremezler, ek görev alamazlar, serbest meslek icra edemezler. Üniversite asistanları bütün çalışmalarını üniversiteye hasrederler.
Ancak, resmî çalışma saatleri dışında serbest meslek icra etmek isteyen üniversite öğretim üyeleri aşağıdaki haklardan faydalanamazlar:
a) Üniversite tazminatı veya herhangi bir yan ödeme alamazlar.
b) Bilgi ve görgülerini artırmak ve bilimsel araştırma yapmak üzere kontenjanla yurt dışındaki çalışmalara masrafları kendileri tarafından ödenmek üzere katılabilirler.
c) Rektör, dekan yüksek okul müdürü ve bölüm başkanı seçilemezler.
Diğer öğretim yardımcılarından aylıkla tayin olunanlar da yukarıdaki esaslara tabidirler. Üniversite Öğretim üyelerine kanunlarla öngörülen resmi görevler saklıdır.
Madde 43 - Yeni üniversiteler ve fakülteler yüksek öğretim planlaması çerçevesi içinde kurulabilir.
Üniversiteler ve bir üniversiteye bağlı olmayarak açılacak fakülteler kuruluş kanunlarında aksine hüküm bulunmadıkça bu kanun esaslarına göre kurulur.
Bir üniversite içinde yeniden fakülte, yüksek okul ve okul açılması, fakültelerin veya okulların birleştirilmesi, ya da kaldırılması senatoların teklifi ve Millî Eğitim Bakanının onamı ile yapılır.
Üniversite ve fakülteler, kendilerine bağlı olmak üzere, yeni enstitüler, bilim, araştırma, öğretim ve yayım kurumları açmaya yetkilidirler. Bunların yönetim şekilleri bağlı oldukları üniversite veya fakültelerce belirtilir.
Bu madde uyarınca açılacak, fakülte yüksek okul, okul, enstitü ve kurumlardan yeni ödenek ve kadro alınmasını gerektirenler için genel usullere uyulur.
Bir üniversite içinde açılacak yeni fakültelerin kuruluşunda istekleri ile görevlendirilecek öğretim üyeleri senatoların, yeni bir üniversitenin veya bir üniversiteye bağlı olmayarak açılacak fakültelerin kuruluşlarında istekleri ile ilk görevlendirilecek öğretim üyeleri, Yüksek Öğretim Kurulunun talebi ve Üniversitelerarası Kurulun seçimi ile tayin olunurlar.
Madde 52 - Üniversitelere giriş, İnsangücü planlaması, üniversitelerin kapasiteleri, öğrencilerin yetenekleri ve Yüksek Öğretim Kurulunun önerileri dikkatte alınmak suretiyle Üniversitelerarası Kurulca düzenlenir.
Türlü bilim ve uzmanlık kollarında bir meslek ve diploma sahibi olmak için üniversite kurumlarından birinde, öğretim ve Sınav Yönetmelikleri uyarınca kesin kayıt işlemini tamamlayarak veya kaydını yenileyerek öğrenim yapanlar üniversite öğrencileridir.
Yönetmelikleri uyarınca doktora veya uzmanlık çalışması yapanlara doktora veya uzmanlık öğrencisi denir.
Madde 56 - Üniversiteler, Yüksek Öğrenim Kurulunun yapacağı plan ve programlar uyarınca, Öğrencilerinin beden ve ruh sağlığının korunması, beslenme, çalışma, dinlenme ve boş zamanlarını değerlendirme gibi sosyal ihtiyaçlarını karşılamak ve bu amaçla, ilgili kamu kuruluşları ile de işbirliği yapmak suretiyle, öğrenci ve mezunlarına üniversite içinde ve dışında iş bulma servisleri kurmak ve çalışma şartlarını düzenlemek, mediko-sosyal merkezler, yurtlar, öğrenci kantin ve lokantaları açmak, toplantı ve sinema, tiyatro salonları, spor salon ve sahaları, kamp yerleri temin etmekle ve bunlardan öğrencilerinin en iyi şekilde yararlanmaları için gerekli tedbirleri almakla görevlidirler."
Birden fazla üniversitenin bu aîanlarda müşterek planlama ve malî yardımlaşma suretiyle ortak kuruluş meydana getirmeleri de mümkündür.
Madde 57 - Öğretim üye ve yardımcılarının ders kitapları ve teksirleri ilgili üniversiteler, fakülteler ve yüksek okullarca bastırılır ve öğrencilere maliyetlerini aşmayacak fiyatla satılır. Ders aracı olarak kullanılan kitap ve teksirleri öğretim üye ve yardımcıları kendi hesaplarına bastıramazlar. Bu konuda uygulanacak esaslar ve ödenecek telif hakları üniversitelerarası kurulca hazırlanacak ayrı bir yönetmelikle belirtilir.
İki yıl içinde üniversite ve öğretim birimleri tarafından bastırılamayan kitapları öğretim üyeleri kendileri bastırabilir. Bu taktirde üniversite yönetim kurulu kitabın fiyatını, maliyetinden aşağı olmamak üzere tespit eder.
Madde 61 - Bir fakültenin öğretim üye ve yardımcılarını ilgilendiren işlerde dekan, birden fazla fakültenin öğretim üye ve yardımcılarını veya bir dekanı yada rektörlüğe bağlı kuruluşları ilgilendiren işlerde rektör, herhangi bir disiplin suçu işlendiğini önerirse, gecikmeksizin işi başkanı bulunduğu yönetim kuruluna götürür. İlgili yönetim kurulu, suç haberinin açıkça asılsız olduğunu görürse, disiplin soruşturması yapılmasına yer olmadığına, aksi halde disiplin soruşturmasının yapılmasına karar verir ve bir veya birden fazla soruşturmacı seçer.
Soruşturma sonunda yönetim kurulu, ya disiplin cezasını gerektiren bir durum olmadığına, ya 60. maddenin (a) veya (b) bentlerindeki cezalardan birinin verilmesine, yahut diğer bentlerdeki cezalardan birinin Senatoya teklif edilmesine karar verir. Yönetim Kurulu Karar vermeden önce hakkında soruşturma yapılan kimseye savunma imkânı verir. Tanınan süre içinde sözlü veya yazılı savunma yapmayanlar bu haklarından vazgeçmiş sayılırlar.
Yönetim Kurulunun teklifi üzerine dosya kendisine gelen Senato, öğretim üyelerinden kurulu üç kişilik bir inceleme komisyonu seçer. Komisyon gerekli görürse ek soruşturma yapar ve Senatoca verilecek karar hakkındaki mütalâası ile birlikte raporunu Senatoya sunar.
Senato; ya disiplin cezasını gerektiren bir durum olmadığına, ya da 60. maddede sayılan disiplin cezalarından birinin verilmesine karar verir.
Disiplin soruşturması öncelikle ve geciktirilmeksizin yapılır ve karara bağlanır. Bu hususu sağlamaktan soruşturmacı ve dekan veya rektör sorumludur.
Disiplin cezaları yazı ile ilgiliye bildirilir ve uyarma cezası hariç, kütüğe geçirilir.
Rektör hakkında yapılan disiplin kovuşturması üniversite denetleme kurulunca tayin edilecek bir soruşturmacı tarafından yürütülür.
Madde 65 - Üniversite öğretim üyelerinin, öğretim yardımcılarının ve diğer memurların görevleri dolayısiyle, ya da görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen suçlar üzerine, ilk soruşturma rektörün tayin edeceği uygun sayıda soruşturmacı tarafından yapılır. Rektörün işlediği ileri sürüleri suçların soruşturmacıları, kendisinin katılmayacağı bir toplantıda üniversite senatosu tarafından tayin edilir. Bu toplantı öğretim üyeliğinde en kıdemli rektör yardımcısının çağrısı üzerine ve onun başkanlığında yapılır.
Bu maddeye göre tayin edilecek soruşturmacıların, en az, sanığın akademik unvanına sahip bulunması şarttır.
Bu maddenin hükmüne giren bir suç fakültelerde, veya onlara bağlı kurumlarda işlendiğinde, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde dekanlar ön soruşturma yapar, ya da yaptırabilirler. Bu takdirde, dosya gereğinin yapılması için en geç bir hafta içinde rektörlüğe gönderilir.
Soruşturmacıların öğretim üyeleri ve yardıcıları hakkında düzenleyecekleri dosya, rektör tarafından, rektör hakkındaki soruşturmada en kıdemli rektör yardımcısı tarafından Danıştay'a gönderilir. Son soruşturmanın açılıp açılmamasına Danıştay'ın yetkili dairesi karar verir. Bu karara ilgililerce yapılacak itirazlar Danıştay Genel Kurulunca incelenerek karara bağlanır.
Memurlar hakkında son soruşturmanın açılıp açılmamasına üniversite yönetim kurulunca karar verilir. Bu karara karşı itirazlar Danıştayın yetkili dairesinde incelenerek karara bağlanır.
Bu madde hükümlerine göre tayin edilecek soruşturmacılar tarafından yürütülen ilk soruşturma sırasında, bir hâkimin yapması gereken tutma, arama, zabıt işlemlerin yapılmasına ihtiyaç duyulduğunda bu husuta soruşturmacı ya da soruşturmacıların talebi üzerine asliye ceza hâkiminden karar alınır.
Devletin ülke ve millet bütünlüğü, hür demokratik rejim, nitelikleri Anayasa'da yazılı Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan Devlet güvenliği ile ilgili bulunan suçların ve suçluların kovuş turulmasında yukarıda yazılı usul uygulanmaz. Bu hallerde kovuşturmayı Cumhuriyet Savcısı bizzat yapar ve sonucuna göre yetkili mahkemede kamu davası açar.
Madde 66 - Üniversitelerle bir üniversiteye bağlı kurumların ve bağımsız fakültelerin yetkili yönetim organları, öğrenim ve öğretim hürriyetlerinin korunması ve bütün görevlerin düzenli şekilde yerine getirilmesi için her türlü tedbiri almakla yükümlüdür.
Rektör acele hallerde dekan veya bağlı kuruluş yetkilileri, üniversite binaları veya ekleri içinde, üniversitenin imkânları ile önlenmesi mümkün görülmeyen olayların cereyanı ihtimali karşısında, zabıtadan yardım talep edebilir. Bu talep derhal yerine getirilir.
Zabıta, suçların ve suçluların kovuşturulması için, herhangi bir davet izne bağlı olmaksızın, üniversite binalarına ve eklerine her zaman girebilir. Bu takdirde, giriş sebebinin niteliğine göre ilgili üniversite rektörlüğü veya bağımsız fakültelerin dekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir.
İlgili kurumlar, kovuşturma dolayısiyle zabıta kuvvetlerine, gereken her türlü yardım ve kolaylığı göstermekle yükümlüdür.
Madde 69 - Üniversitelerle onlara bağlı kuruluş ve kurumlarda veya bir üniversiteye bağlı olmayan fakültelerde, öğrenim ve öğretim hürriyetlerinin tehlikeye düşmesi ve bu tehlikenin üniversite organlarınca önlenmemesi; veya üniversite organlarınca alınan tedbirlerin gereken sonucu vermemesi;
Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden herhangi birisinin, insan hak ve hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak nitelikleri Anayasa'da belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kasdiyle kullanılması; hallerinde Bakanlar Kurulu, ilgili üniversitenin veya bu üniversiteye bağlı kuruluş ve kurumlarını veya bir üniversiteye bağlı olmayan fakültenin idaresine belli bir süre ile elkoyabilir. Elkoyma kararı Resmi Gazetede yayımlanır. Yayımlanmayı müteakip 48 saat içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının onamına sunulur. Elkoyma süresi 2 ay'ı geçmez.
Ancak, her defasında 2 ay'ı geçmemek üzere süre uzatılabilir. Uzatma, kararı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının onamına sunulur.
Madde 70 - Elkoyma halinde Bakanlar Kurulunun yetkileri:
a) Üniversite ve bağlı kurum organlarında veya üniversiteye bağlı olmayan fakültelerde görevli bulunanların tümünün veya bir kısmının yönetim görevlerine son vermek; yönetim görevlerine son verilenlerin yerine yenilerini seçmek;
b) Elkoymayı gerektiren durumun doğmasına sebep olanların tespiti, bunlar ve failleri hakkında gerekli disiplin ve ceza kovuşturmasını yaptırmak,
c) Üniversitede ve bağlı kuruluşlarında görevli kişilerden gerekli görülenleri, kovuşturma sonuçlanıncaya kadar veya kovuşturma sonucunun gerekli kıldığı hallerde kesin sonuç alınıncaya kadar görevlerinden uzaklaştırmak;
ç) Elkoyma süresince, üniversiteye veya bağlı kuruluşlarını veya bir üniversiteye bağlı olmayan fakülteleri kısmen veya tamamen geçici veya sürekli olarak kapatmak veya açmak;
d) Elkoymayı gerektiren durum ve olaylar dolayısiyle gerekli görülen öğrencileri üniversiteye veya üniversiteye bağlı kuruluşlara veya üniversiteye bağlı olmayan fakültelere devamdan geçici olarak men etmek veya men'i kaldırmak; yetkilerine sahiptir.
Elkoyma halinin kaldırılmasından sonra, kesin bir yargı kararı almadıkça Bakanlar Kurulunun (b) ve (c) bentlerine göre almış bulunduğu kararlar yürürlükte kalır.
Madde 73 - Kanunun 5 inci maddesinin (f) fıkrasına göre öğrencilerden alınacak ücret ve harçlar yıllık 3.000 lirayı geçmemek üzere her üniversitede kurulacak "Öğrenci Fonu" na yatırılır. Bu fon özellikle lisans ve lisans sonrası başarılı ve muhtaç öğrenciler için burslara ve diğer yardımlara tahsis edilir. Bunun dışında bu fon sosyal, kültürel ve sportif tesislerin kurulması işletilmesi, öğrencilere düşük fiyatla kitap ve teksir sağlanması amaçları için de kullanılabilir. Fonun yönetim, isletme ve denetim esasları senatolarca, tespit edilir. Her yıl sonunda fondan artan meblağ gelecek yılın fonuna eklenir.
Giriş imtihanlarında alınan kaydiye ücretleri. "Bu imtihanı yapan kuruluşun" yönetim ve yatırım harcamalarında kullanılmak üzere ayrı bir fonda toplanır. İta âmiri ilgili rektördür.
Üniversiteler ve bunlara bağlı kurumlara yapılacak her türlü bağış ve vasiyetler, vergi, resim ve harçlardan muaftır. Bağış ve vasiyetlerin kullanılmasında bağış ve vasiyeti yapanların koydukları, kanuna göre muteber kayıtlara ve şartlara uyulur. Gelir veya Kurumlar Vergisine tabi mükellefler tarafından üniversiteler makbuz mukabilinde yapılacak nakdî bağışlar yıllık beyanname ile bildirilecek gelirlerden ve kurum kazancından indirilir.
Üniversiteler tarafından öğretim, eğitim ve araştırma maksadı ile ithal edilen veya bağış yolu ile gelen makine, alet ve cihazlarla, ecza ve malzeme, her türlü vergi, resim ve harçlardan muaftır.
Üniversite, fakülte ve bunlara bağlı kurumlar tarafından yapılan bilim ve teknik inceleme ve araştırma ile yayımların gerektireceği her türlü giderler hakkında, 2490 sayılı Kanunun hükümleri uygulanmaz. Bu işlerde uygulanacak esaslar senatolarca belirtilir.
Üniversitelerin inşaat, makine ve teçhizatı ile ilgili işlerinde 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununun 135 inci maddesi ile 2490 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz. Bu işlerde uygulanacak esaslar senatoca hazırlanacak bir yönetmelikle belirtilir.
Madde 74 - Üniversitelerde ve bunlara bağlı kuruluş ve birimlerde; yetkili organın teklifi ve Yüksek Öğretim Kurulunun onayı ile döner sermaye işletmeleri kurulabilir. Verilecek sermayenin miktarı kendi kanunlarında veya bütçe kanunlarında gösterilir.
Döner sermaye işletmelerinin faaliyet alanları, sermaye ümitleri, işletme ile ilgili idarî işlemlerin yürütülmesi esasları ve muhasebe usulleri, Maliye Bakanlığının olumlu mütalâası alınmak suretiyle hazırlanacak yönetmelikle belirtilir.
Kurulacak döner sermaye işletmeleri, 1050 sayılı Muhasebe'i Umumiye ve 2490 sayılı Artırma, Eksiltme ve ihale Kanunlarına tabi değildir Ancak malî yılın bitiminden itibaren dört ay içinde hazırlanacak bilanço ve ejderi ile, bütün gelir ve gider belgeleri denetim için Sayıştay'a ve birer örneği de aynı süre içinde Maliye Bakanlığına verilir.
Madde 82 - 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ile bunu değiştiren 115, 119, 345, 923 sayılı Kanunlar yürürlükten kaldırılmıştır.
Karadeniz Teknik Üniversitesi adıyla Trabzon'da bir üniversite kurulması hakkındaki 6594 sayılı Kanun ile bunu değiştiren 336, 535, 871 ve 1650 sayılı kanunların, 6990 sayılı Atatürk Üniversitesi Kanunu ile bunu değiştiren 336, 535, 871, 994, 996, 1499, 1573 ve 1578 sayılı kanunların hükümleri saklıdır. 6594 ve 6990 sayılı kanunlarla ek ve tadillerin de bahsedilen 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ile ek ve tadilleriııdeki hükümler yerine bu kanun hükümleri uygulanır. 892 sayılı Hacettepe Üniversitesi kurulması hakkındaki kanunun işbu kanuna aykırı hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.
Madde 83 - 7307 sayılı Kanunla kurulan Orta Doğu Teknik Üniversitesinin kanunî hükümleri saklıdır. Bu kanunun 47 nci maddesinde sözü edilen öğretim üyesi yardımı Orta Doğu Teknik Üniversitesinin yetkili organlarınca yürütülür.
1487 sayılı Kanunla kurulan Boğaziçi Üniversitesi bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren en geç üç yıl içerisinde işbu kanun hükümlerine tabidir.
Geçici Madde l - Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce çeşitli kanunlarla kazanılmış akademik unvanlar saklıdır.
Bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce asistan kadrosunda eylemsiz doçent olarak görev ifa edenler bu kanunun 22 nci maddesi hükümlerine, doçent kadrosundaki kadrosuz profesörler de bu kanunun 24 üncü maddesi hükümlerine tabi olurlar.
Bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce 7307 sayılı Kanun uyarınca Orta Doğu Teknik Üniversitesinde kazanılmış Asosye Profesörlük (Doçentlik) ve profesörlük unvanları, bu kanuna göre verilecek üniversite doçentliği ve üniversite profesörlüğü unvanlarıyle eşdeğerlidir. Ancak bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesinde de Üniversite doçentliği ve üniversite profesörlüğü unvanları bu kanunda öngörülen esaslara uygun olarak kazanılır.
Geçici Madde 2 - Bu kanun yürürlüğe girdiği tarihte üniversite öğrencisi bulunanlara, üniversite yönetmeliklerinin kısıtlayıcı hükümleri saklı kalmak üzere, bu kanunun 54 üncü maddesinde öngörülen süre iki yıl ilâve edilerek uygulanır.
2 - Dayanılan Anayasa Hükümleri:
Davacı Ankara Üniversitesi'nin 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun iptalini istediği madde ve hükümleri bakımından dayandığı Anayasa kuralları şöyledir:
"Başlangıç:
Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan;
Anayasa ve Hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 devrimini yapan Türk Milleti;
Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplıyan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;
"Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesinin, Millî Mücadele ruhunun, millet egemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahip olarak;
İnsan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurmak için;
Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasayı kabul ve ilân ve Onu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, hürriyete, adalete ve fazilete aşık evlâtlarının uyanık bekçiliğine emanet eder.
Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Madde 12 - Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiç bir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Madde 20 - Herkes, düşünce kanaat hürriyetine sahiptir; düşünce ve kanaatlarını söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek basma veya toplu olarak açıklıyabilir ve yayabilir.
Kimse, düşünce ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz.
Madde 21 - Herkes, bilim ve sanatı, serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.
Eğitim ve öğretim, Devletin gözetim ve denetimi altında serbesttir. Özel okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenlenir.
Çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
Madde 61 - Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.
Vergi, resim ve harçlar ve benzeri malî yükümler ancak kanunla konulur.
Kanunun belli ettiği yukarı ve aşağı hadler içinde kalmak, ölçü ve esaslara uygun olmak şartiyle vergi, resim ve harçların muafiyet ve istisnalarıyle nisbet ve hadlerine ilişkin hükümlerde değişiklik yapmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınabilir.
Madde 111 - Millî Güvenlik Kurulu, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve kanunun gösterdiği Bakanlar ile Kuvvet Komutanlarından kurulur.
Milli Güvenlik Kuruluna Cumhurbaşkanı başkanlık eder; bulunmadığı zaman bu görevi başbakan yapar.
Millî Güvenlik Kurulu, Millî Güvenlik ile ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında gerekli temel görüşleri Bakanlar Kuruluna tavsiye eder.
Madde 120 - Üniversiteler, ancak Devlet eliyle ve Kanunla kurulur. Üniversiteler, özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir.
Üniversite Özerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır ve bu özerklik, üniversite binalarında ve eklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engel olmaz.
Üniversiteler, Devletin gözetimi ve denetimi altında, kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilir. Özel Kanuna göre kurulan Devlet üniversiteleri hakkındaki hükümler saklıdır.
Üniversite organları, Öğretim üyeleri ve yardımcıları, üniversite dışındaki makamlarca, her ne suretle olursa, olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar. Son fıkra hükümleri saklıdır.
Üniversite öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe araştırma ve yayında bulunabilirler.
Üniversitelerin kuruluş ve işleyişleri, organları ve bunların seçimleri, görev yetkileri, üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri ve üniversite organlarının sorumluluğu, öğrenim ve öğretim hürriyetlerini engelleyici eylemleri önleme tedbirleri, üniversitelerarasında ihtiyaca göre öğretim üyeleri ve yardımcılarının görevlendirilmesinin sağlanması, öğrenim ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine ve kalkınma planı ilkelerine göre yürütülmesi esasları kanunla düzenlenir.
Üniversitelerin bütçeleri, genel ve katma bütçelerin bağlı olduğu esaslara uygun olarak yürürlüğe konulur ve denetlenir.
Üniversitelerle onlara bağlı fakülte, kurum ve kuruluşlarda öğrenim ve Öğretim hürriyetlerinin tehlikeye düşmesi ve bu tehlikenin üniversite organlarınca giderilmemesi halinde Bakanlar Kurulu, ilgili üniversitelerin veya bu üniversiteye bağlı fakülte, kurum ve kuruluşların idaresine el koyar ve bu kararını hemen Türkiye Büyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının onamasına sunar. Hangi hallerin el koymayı gerektireceği, el koyma kararının ilân ve uygulanma usulleri ile süresi ve devamınca Bakanlar Kurulunun yetkilerinin nitelik ve kapsamı kanunla düzenlenir."
III.
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 22/11/1973 gününde Muhittin Taylan, Avni Givda, Sait Koçak, Kemal Berkem, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Abdullah Üner, Kani Vrana, Lûtfi Ömerbaş, Şevket Müftügil, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmaları ile yapılan ilk niceleme toplantısında aşağıdaki sorunlar üzerinde durulmuştur.
l - Anayasanın 149. ve 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun 21.maddelerinde Üniversitelerin kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda Anayasa Mahkemesine iptal davası açabilecekleri açıklanmıştır. 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun davacı Ankara üniversitesinin varlık ve görevlerini düzenleyen bir yasa olduğunda kuşku yoktur. Yasanın bu niteliği karşısında, Ankara Üniversitesinin 1750 sayılı Kanunun tümü veya kimi hükümleri hakkında dava açma yetkisinin varlığını kabul etmek gerekir.
Dosyadaki
belgelere göre, 44 sayılı Kanunun 25/3. maddesi uyarınca dava açmaya yetkili
Ankara Üniversitesi Senatosu 25/9/1973 gününde yaptığı 3 sayılı toplantıda iki
karar almıştır. Bunlardan (36) sayılısı Rektörlüğe iptal davası açma yetkisini
veren karardır. (35) sayısını taşıyan öteki karar ise hazırlanan dava
dilekçesinin kabul edilerek Anayasa Mahkemesine başvurulmasına ilişkindir. Sözü
geçen (35) sayılı karar içeriğinden anlaşıldığına göre, Üniversite Senatosu,
1750 sayılı Kanunun bu davaya konu yapılan hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu
sonucuna varmış ve dava dilekçesini, l oya karşı 35 oyla kabul etmiştir. Açılan
davanın, Üniversitenin yetki alanı içindeki konulan kapsamakta olduğu açıkça
görülmektedir.
2 -
Rektöre dava açma yetkisi verme ve dava dilekçesi içeriğini kabul ederek
Anayasa Mahkemesine başvurma kararları 25/9/1973 gününde yapılan (3) sayılı
toplantıda alınmıştır. Her iki karar gün ve sayıları da belirtilmek suretile
(T.C. Ankara Üniversitesi Zat İşleri Müdürlüğü) mühüriyle mühürlenerek
onanmıştır. Onanlı bu örnekler 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 26/3.
maddesinde sözü edilen belgeler niteliğindedir. 25/9/1973 günlü (3) sayılı
toplantıya katılanların imzalarını ve toplantı yetersayısını gösteren belge de
Ankara Üniversitesi Rektörlüğünün 1/10/1973 günlü, 953 sayılı başvurma yazısına
bağlı olarak gönderilmiştir. Bu durumda alınan kararlarla aynı toplantıya
ilişkin olmak üzere Rektörlük yazısile gönderilmiş bulunan ad ve imza
cetvelinin ilintisiz saymaya ve iptal davası için yeterli geçerlilikten yoksun
kabul etmeye olanak yoktur.
Öte yandan Senatoca iptal davası açma yetkisi verilen Prof. Dr. Tahsin Özgüç'ün de Ankara Üniversitesi Rektörü olduğu dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Örneğin Anayasa Mahkemesine başvurma dilekçesine bağlı 25/9/1973 günlü (3) sayılı Senato toplantısının ad ve imza cetvelinde Tahsin Özgüç'ün unvanı da "Rektör" olarak açıkça belirtilmiştir. Durum bu biçimde kanıtlanınca, Prof. Dr. Tahsin Özgüç'ün Rektörlüğe seçim belgesinin dosyada bulunmamasının ayrı bir eksiklik sorunu yarattığı kabul edilemez.
Yapılan görüşmeler sonunda dosyanın eksiği bulunmadığı anlaşıldığından, esasının incelenmesine Kemal Berkem, Şevket Müftügil, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet O. Boyacıoğlu'nun senatonun yetkilendirme kararının, bu karara katılanları da belirleyen onanlı bir örneğinin ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun ayrıca, rektörlüğe seçilme belgesinin de getirilmesi gerektiği yolundaki karşıoylariyle ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.
IV.
ESASIN İNCELENMESİ
l - Sözlü açıklama:
Davanın
esasını incelemek üzere Muhittin Taylan, Kani Vrana, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar,
Halit Zarbun, Abdullah Üner, Ahmet Koçak, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Hasan
Gürsel, Ahmet Salih Çebi, Şevket Müftügü, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu
ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalarile toplanan Anayasa Mahkemesi, Orta Doğu
Teknik Üniversitesi Rektörlüğünün 12/11/1974 günlü 204/4 sayılı yazı ile yapmış
olduğu açıklamalarla sözlü açıklama önerisi üzerinde durulmuştur. Yapılan
görüşme ve tartışmalar sonunda Orta Doğu Teknik Üniversitesinin, varlık ve
görevlerini ilgilendiren konulardan iptal davasının değindiği alanlarda sözlü
açıklama yapmasının, konunun yeterince aydınlanması bakımından yararlı
olacağına karar verilmiştir.
Muhittin Taylan, Kani Vrana, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır. Ahmet H. Boyacıoğlu ayrıca Orta Doğu Teknik Üniversitesi hakkında, 1750 sayılı Kanunda yer alan ve iptal davasına konu yapılan kimi hükümler dışında kalan dava bölümünün bu toplantıda incelenmesi yolundaki karşı görüşünü belirtmiştir.
22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 29. ve 30. maddeleri uyarınca, sözlü açıklamasının dinlenmesi için Orta Doğu Teknik Üniversitesine usulünce çağın kâğıdı gönderilmiş ve 30.1.1975 gününde yapılan toplantıda Üniversite Rektörü Prof. Tarık Sorner ile Üniversitenin vekili Av. Rahmi Mağat dinlenmişlerdir.
2 - İnceleme:
Davanın esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, sözlü açıklama tutanağı, iptali istenen yasa hükümleri, Anayasaya aykırılık iddiasına dayanıklık eden Anayasa Kuralları, bunlarla ilgili gerekçeler ve başka yasama belgeleri, konu ile ilgisi bulunan öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A -
1750 sayılı Yasanın iptali davasına konu yapılan kurallarının Anayasaya aykırılığı sorunu:
l - 3. maddenin (b) bendi yönünden:
1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 3. maddesinin (b) bendinde Üniversitenin görevleri sayılırken şu hükme de yer verilmektedir:
"Öğrencilerini, bilim anlayışı kuvvetli, millî tarih şuuruna sahip, vatanına, örf ve adetlerine bağlı, milliyetçi ve sağlam düşünceli aydınlar ve yüksek öğrenime dayanan mesleklerde türlü bilim ve uzmanlk kolları için iyi hazırlanmış bilgi ve tecrübe sahibi, sağlam karekterli vatandaşlar olarak yetiştirmek". Davacı Ankara Üniversitesi bu bette yeralan "örf ve adetlerine bağlı" deyimini, Anayasanın Cumhuriyetin nitelikleri saptayan 2. maddesine ve o madde ile bağlantılı olarak başlangıç bölümünün dördüncü fıkrasına ve eğitim ve öğretim esaslarını belirleyen 21/4 ve 120/5. maddeleri hükümlerine aykırı bulmakta ve iptalini islemektedir.
Gerçekten
Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri, 1961 Anayasasının başlangıç bölümü ile 2.
maddesinde belirgin bir biçimde saptanmıştır. Cumhuriyetimiz, millî şuur ve
bütünlük içinde, barışa ve insan hak ve özgürlüğüne dayalı memleket
kalkınmasını sosyal adalet ve Atatürk devrimleri ilkeleri doğrultusunda
amaçlayan siyasal bir varlıktır. Burada özellikle Atatürk devrimleri deyimi
üzerinde durmak gerekir. Devrimin kavramı, sözcüğün açık anlamından da
belirleneceği üzere, durgunluğun, alışkanlığın, hareketsizliğin tersidir.
Devrimcilikte hiçbir zaman duraklama yoktur. Bilim ve tekniğin gelişmesile
modern toplum yaşamının koşulları da sürekli olarak değişikliğe uğrar.
Kendisini bu değişmeye uyduramayan, yani devrim yapamayan sosyal topluluklar
çağın gerisinde kalmaya ve ileri toplumların sömürgesi olmaya mahkûmdurlar.
İşte Atatürk devrimlerinde temel amaç, geri kalmışlıktan kurtulmak, çağdaş
uygarlık düzeyine ulaşmaktır. Belirli bir süre geçtikten sonra Atatürk devrimlerinin
amaçlarına ulaştığını ve artık yeni bir atılıma gereksinme duyulmayacağını
kabul etmeye olanak yoktur. Çünki, Atatürk devrimleri, çağdaş uygarlık düzeyi
doğrultusunda sürekli hareket halindedirler ve birbirini ara vermeden izlerler.
Bilim özgürlüğü devrim kavramını oluşturan öğelerden biridir. Bu özgürlük ve
üniversite öğretiminin bağlı olacağı ilkeler Anayasanın 21. ve 120.
maddelerinde gösterilmiştir. Bu maddelere göre; çağdaş bilim ve eğitim
esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz ve üniversitelerdeki
öğretim ve eğitimin de özgürlük ve güvence içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji
gereklerine ve kalkınma planı ilkelerine göre yürütülmesi zorunludur.
Şimdi nitelikleri yukarıda belirlenen Atatürk devrimleri kavramı ve Anayasa ilkeleri karşısında örf ve adetin ne olduğunu ana çizgilerile açıklamak ve anayasal açıdan içeriğini ortaya koymak gerekmektedir.
Örf
ve adetin oluşması için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur.
Bunlardan biri süreklilik, öteki de inanıştır. Çok uzun zamanlardan beri
süregelen ve halkın inanışını ile canlılığını koruyabilen örf ve adetin,
uygulamada zorunlu bir nitelik kazanabilmesi, daha doğrusu hukuksal bir değer
taşıyabilmesi için, ayrıca yaptırım öğesini de içermesi gerekmektedir. Bu
değerdeki yöresel örf ve adetlerin özel hukuk alanında, özellikle ticaret
hukuku alanında örnekleri çoktur ve sosyal yaşamda etkileri büyüktür. O kadar
ki halkın benimseyerek sürdüregeldiği örf ve adetleri, giderek hukuk kuralları
haline getirme eğilimi XIX yüzyıl başlarında belirli bir teorinin temelini
oluşturmuştur. Ancak çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için büyük ve hızlı
atılımlar yapması gereken yurdumuzda, örf ve adete bağlı bir düzenin egemen
olması düşünülemez. Çünkü toplumun gereksindiği dinamizm, çoğu kez yüzyılların
geçmişten sürekleyip getirdiği ve özniteliği durgunluk ve belirsizlik olan Örf
ve adetlerle çelişki halindedir.
Atatürk devrimleri, yurdumuzun sosyal, endüstriyel ve kültürel yönlerden gereksindiği dinamizmin bir sonucu olmuştur ve bu dinamizm Türk toplumunda etkinliğini her zaman koruyacaktır. Şu halde Cumhuriyetin geleceğini güvence altına alacak olan genç kuşakları, yüzyıllar öncesi toplum düzeninin gereksindirdiği ve yarattığı örf ve adetlere bağlı tutmak, onları modern Türkiye'nin üniversitelerinde örf ve adet yönteminde ve doğrultusunda yetiştirmek, Atatürk devrimlerile ve bu devrimlerin temelini oluşturan ilkelerle bağdaştırılamaz.
Kaldı ki 14/6/1973 günlü 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun 2 maddesinde Millî Eğitimin amaçları gayet açık bir biçimde ortaya konulmuştur. İlk, Orta ve Yüksek Öğretim kademelerinde, öğrencilere örf ve adetleri öğretmeyi ve onlara bağlılığı amaçlayan hiçbir hüküm bu kanunda yeralmamıştır ve Anayasa ilkeleri karşısında yer alması da olanaksızdır.
Çağdaş bilim ve teknoloji esaslarına göre özgür düşünceli bilim ve meslek adamı, araştırmacı ve uzman yetiştirmekle görevli üniversitelerin bütün öğretim dallarında, bu amacın dışında, ayrıca örf ve adet öğretimi de yapılması Anayasanın 120. maddesinin öngördüğü temel eğitim ilkelerine aykırı düşer.
Aslında iptali istenen Kanun hükmü Hükümetin önerdiği tasarıda yer almış değildi. Tasarıda 3/b. maddesine ilişkin hüküm şöyle düzenlenmişti: "Öğrencilerini bilim anlayışı kuvvetli, sağlam düşünceli aydınlar ve yüksek öğrenime dayanan mesleklerle türlü bilim ve uzmanlık kolları için iyi hazırlanmış bilgi ve tecrübe sahibi elamanlar, Anayasada ifadesini bulan Türk Devletinin ve Türk devriminin ilkelerine bağlı ve millî karakter sahibi vatandaşlar olarak yetiştirmek"
Bu düzenleme Millet Meclisi komisyonlarında değiştirilmiş ve şimdiki halini almıştır. Değiştiriliş gerekçesi de açık bir biçimde ortaya konulmuş değildir. Örf ve âdetten ne kasdedilmiştir' Kan gütme gibi akıl dışı olduğu kadar kanunla da suç sayılmış olanlardan başlayarak, konukseverlik, büyüklere saygı, küçüklere şefkat gibi tüm toplularda aynı değeri taşıyan türlerine kadar, hangilerinin öğretim konusu olarak Üniversite öğrencilerine sunulacağı belirsiz bırakılmıştır.
Her
türlü örf ve adeti, akıl ve bilinç dışında bir takım kurallar topluluğu olarak
niteleyen bir görüşü benimseme olanağı yoktur. Ancak, toplumun yüzyıllar
öncesindeki yaşam koşullarına göre, hatta çoğu kez akılcı bir gereksinme ile
oluşmuş örf ve âdetlerini, bile sonradan sosyal koşullar ve gereksinmeler
değiştikçe akıl ve bilincin gerisinde kalmış olduklarını kabul zorunluğu
vardır. Bundan başka örf ve âdetler, memleketimizin toplum yapısına ve yöresel
özelliklerine göre birbiri ile kimi kez çelişir nitelik almaktadırlar. Kanun
hükümlerile bağdaşmayan gelenekler bir yana bırakılsa bile, ötekilerinin Türk
toplumunun tümünce benimsendiği ileri sürülemez. Kaldıkı bunların üniversite
gençliğine öğrenim konusu olarak sunulması, öğretim bütünlüğünü de sarsar;
Üniversiteler ve Üniversite Öğretim Üyeleri ve öğrenciler arasında çatışmalara
neden olur. Bu gibi çatışmalara, örf ve adetlerle yakından ilişkileri bulunan
din ve mezhep ayrılığı ve bundan doğan sosyal görüş ve inanış nedenleri de
eklenince, Türk Devletinin ülkesi ve ulusu ile bölünmez bütünlüğü geniş bir
biçimde tehlikeye düşer.
Bu açıklamalara göre; Üniversitelere "örf ve âdetlerine bağlı" gençler yetiştirmek görevini veren 1750 sayılı yasanın 3. maddesinin (b) bendinde yer alan "örf ve adetlerine bağlı" deyiminin, Anayasanın Başlangıç Bölümü ile 2., 3., 21. ve 120. maddeleri hükümlerini zedelediği ve bu maddelerde benimsenen temel ilkelere ters düştüğü ortadadır. Bu deyim, açıklanan nedenlerle iptal edilmelidir.
Bu görüşe Halit Zarbun ve Ahmet Salih Çebi katılmamışlardır. 2 - 4. madde yönünden:
Davacı Ankara Üniversitesi, bu madde ile düzenlenen Yüksek Öğretim Kurulu'nun, üniversite dışı bir kuruluş olması nedeniyle, Üniversitelere yön vermekle görevli tutulamayacağını böyle bir düzenlemenin idarî ve bilimsel özerklikle bağdaşamıyacağını ileri sürerek Anayasanın 120. maddesine ters düşen hükmün iptalini istemektedir.
Anayasa'nın 120. maddesi, Üniversitelerin, Devletin gözetimi ve denetimi altında, kendilerince seçilen organları eliyle yönetileceği kuralını koymaktadır. Yine aynı maddede, Üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma yöntemleri ve Üniversite organlarının sorumluluğu öğrenim ve Öğretimin özgürlük ve güvence içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine ve kalkınma planı ilkelerine göre yürütülmesi esaslarının kanunla düzenleneceği kuralı yer almaktadır. Devletin bu kurallar ile niteliği ve kapsamı belirlenmiş olan gözetim ve denetimini Üniversiteler dışında veya Üniversiteler üstünde olmak üzere kuracağı kurullar elile uygulaması doğaldır.
Nitekim, 1750 sayılı Üniversiteler Kanunu 4. - 10. maddelerinde Anayasada öngörülen Devlet gözetim ve denetiminin uygulama usullerini belirtmiş ve gerekli kurulları kurmuştur. Bu kurullar: 4. maddedeki Yüksek Öğretim Kurulu, 7. maddedeki Üniversite Denetleme Kurulu ve 9. maddedeki Üniversitelerarası Kurul olup bunlardan ilk ikisi Üniversiteler dışında, sonuncusu ise Üniversiteler arasındadır.
Kanunla bunlara verilen görevler, yönetime ilişkin gözetim ve denetim niteliğinde olmaları halinde bu kurulların Üniversite dışında bulunduklarına dayanılarak Anayasaya aykırı oldukları ileri sürülemez.
Bu açıklamadan anlaşıldığı gibi, bu kurullara ilişkin olmak üzere Anyasaya aykırılık durumunun oluşabilmesi, verilen görevlerin, gözetim ve denetim sınırlarını aşarak doğrudan doğruya yönetime katılmaya olanak sağlıyacak nitelikte olmaları halinde söz konusu olabilir ve böyle bir durumda Anayasaya aykırılık iddiası kurulun kendisine değil, söz konusu sınırları aşan görevlere yöneltilebilir.
Konunun bu açıdan incelenmesi aşağıdaki sonuçları ortaya koyar: İptali istenen 4. madde Yüksek Öğretim Kurulunun tanımını yapmakta, bunu yaparken de kurulun görevlerinin genel çizgilerini geniş bir çerçeve içinde göstermektedir.
Maddeye göre sözü geçen kural: (Yüksek Öğretimin bütünlüğü anlayışı içinde çağdaş bilim ve teknolojinin gereklerine ve Devlet Kalkınma Plânının temel ilke ve politikalarına uygun olarak yüksek Öğretim alanına yön vermek amacı ile gerekli inceleme, araştırma ve değerlendirmeleri yapmak, yüksek öğretim kurumları arasında koordinasyonu sağlamak, uygulamaları izleyerek yetkili makam ve mercilere önerilerde bulunmakla görevli) dir.
Bu görevlere yakından bakılacak olursa, hepsinin de Devletçe yapılacak gözetim ve Denetim niteliğinde işler olduğu, Üniversitelerin kendi başlarına bunların üstesinden gelmelerinin söz konusu bile edilemiyeceği ve kurulun bu konularda yapacağı işin de (gerekli inceleme, araştırma ve değerlendirmeleri yapmak), (yüksek öğretim kurumları arasında koordinasyonu sağlamak) ve (uygulamaları izleyerek yetkili makam ve mercilere önerilerde bulunmak) gibi yönetime doğrudan katılma niteliğinde olmayan Devletçe yapılacak denetim ve gözetime yardımcı çalışmalardan ibaret bulunduğu görülmektedir.
"Yüksek
Öğretim alanına yön vermek amacı ile" deyimi, Kurulun kendi başına ve
doğrudan doğruya yüksek öğretim kuruluşlarını bağlayıcı kararlar verebilmesi
veya yönetim yetkisi ile donatılmış bir nitelik kazanmış olması anlamına
gelmiyeceği açıktır. Yüksek Öğretim kurumları arasında "koordinasyonu
sağlamak" görevinin de kesinlikle yönetime el uzatma yolu ile yerine
getirilebileceğini kabul etmek mümkün değildir. Kurulun varlığının temelini, Anayasa'nın
22/9/1971 günlü, 1488 sayılı Yasa ile değiştirilen 120. maddesindeki
"Devletin gözetimi ve denetimi" ilkesi oluşturmaktadır. Bu ilke daha
önce Anayasanın yalnız bilim ve sanat hürriyetine ilişkin 21. maddesinde yer
almış iken, yapılan değişiklikle Üniversitelere ilişkin 120. maddeye de
aktarılmıştır. Bu değişiklik ve eklemenin bir anlamı olsa gerektir. Çünkü Kanun
Koyucu, hele Anayasa koyucu bir işe yaramayan, bir amacı olmayan hükümler
getirmez. O halde "Devlet gözetimi ve denetimi" deyiminin Anayasanın
120. maddesine aktarılmış nedenleri üzerinde durmak gerekecektir.
Bilindiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına ve Anayasanın başlangıç bölümünde yer alan temel ilkelere dayanan millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Bu
nitelikteki bir devletin eğitim politikasına temel olacak ilkelerde uyum ve
bütünlüğün varlığı esastır. Uyum ve bütünlükten yoksun bir eğitim politikasının
güdüldüğü memleketlerde gençliğin, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlardaki
kalkınmaya olan maddi ve manevi etkisi zayıflar, giderek yozlaşır ve böylece bu
gibi memleketlerde yabancı sömürüsü ve çıkarcılığı egemen olur. İşte bunun
içindiir ki, Anayasamızın 50. maddesinde: "Halkın öğrenim ve eğitim
ihtiyaçlarını sağlama devletin başta gelen ödevlerindendir" hükmü yeralmıştır.
Demek ki, Devletin ödevleri hiyerarşisi içinde eğitimin önemini ve bu önemin
derecesini, Anayasa yukarıda değinilen nedenlerle, ön plânda tutmaktadır.
Özellikle Devlet örgütlerinde veya özel kesimde çalışacak olanların mîllî
eğitim politikasına uygun bir bütünlük içerisinde yetiştirilmesi gerekmektedir.
Bu uyum ve bütünlüğü sağlamak, yüksek öğretimdeki temel gereksinmeleri ve
gelişmeleri izleyerek devlete gerekli öğüt ve önerilerde bulunmak üzere bir
kuruluşun varlığı zorunludur. Yüksek Öğretim Kurulu bu gereksinmenin karşılığı
olarak 1750 sayılı Kanunda öngörülmüştür. Anayasanın 120. maddesinde yeralan
"Devletin gözetimi ve denetimi" ilkesinin tam uygulama alanı olan
yüksek öğretimin uyum ve bütünlüğünü korumak ve kollamak görevi, Devletin en
başta gelen ödevlerinden biridir. Bu ödevin herhalde Anayasanın Üniversitelere
özgü öteki temel ilkeleriyle bağdaştırılarak yerine getirilmesi gerekir.
Yüksek
Öğretim Kurulunun tanımı yapılırken, bu esasların gözönünde tutulması elbette
zorunlu olacaktır. Şu halde bu kuruluş Anayasanın 120. maddesinde öngörülen
temel koşullar çerçevesinde yönetim ve bilim özerkliğini zedelemiyecek hukuksal
bir yapıya sahip olacak, Devlet gözetimine esas alınacak öğüt ve önerilerde
bulunacaktır. Bu öğüt ve öneriler özellikle, Yüksek Öğretimin bütünlüğü
anlayışı içinde çağdaş bilim ve teknolojinin gereklerine ve kalkınma planının
temel ilke ve politikalarına uygun olarak yüksek öğretim alanına yön verecek
doğrultuda oluşacaktır. Yüksek Öğretim Kurulu bu konularda gerekli inceleme ve değerlendirmeleri
yaparak yüksek öğretim kurumları arasında bir koordinasyonun sağlanmasına
çalışacaktır. 1750 sayılı kanunun 4. maddesinde açıklanan, bu tanımın,
Anayasanın millî eğitime ilişkin temel ilkeler, özellikle 120. maddenin
öngördüğü üniversitelere Özgü özerklik esaslarına aykırı bir yönü
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle 4. maddeye yönelen iptal istemi reddedilmelidir.
Bu görüşe, Nihat O. Akçakayalıoğlu değişik gerekçe ile katılmış ve Muhittin Taylan, Kani Vrana, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Şevket Müftügil, Adil Esmer ve Ahmet H. Boyacıoğlu katılmamışlardır.
3 - 5. Madde yönünden:
Yüksek öğretimin bütünlüğünü sağlamak için önerilerde bulunmak üzere Üniversitelerüstü Yüksek Öğretim Kurulu olarak bir örgütün yararlı ve hatta Devlet gözetimi ilkesinin zorunlu bir sonucu olduğuna yukarıda değinilmiş ve bu kuruluşun Üniversiteler bakımından, Anayasanın 120. maddesindeki esasları zedelemeden görev yapması gerekliliğine işaret edilmişti. Yüksek Öğretim Kurulunun kuruluş ve işleyişini düzenleyen 5. maddeye ilişkin Anayasaya aykırılık iddialarını da bu açıdan incelemek gerekecektir.
5. maddenin birinci fıkrası Kurulun kimlerden oluşacağını göstermektedir. Kurul, Millî Eğitim Bakanının başkanlığında toplanır. Üyelerin yarısını her üniversitenin yetkili organınca 2 yıl için seçilecek profesörler oluşturur. Diğer yarısı da yine iki yıl görev yapmak üzere Millî Eğitim Bakanının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca atanır. Bakanlar Kurulunca atananlar arasında resmî yüksek öğretim kurumları, Maliye, Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlıkları ile Devlet Planlama Teşkilâtından en az birer üyenin bulunması zorunludur.
Kurulun
oluşum biçimi gozününde tutulursa bu kuruluşun universitelerüstü değil,
üniversiteler dışı bir niteliğe sahip olduğu hemen meydana çıkar. Bir kuruluşun
üniversiteler dışı veya üstü olup olmadığı sorununu, o kuruluşun bütün üyelerinin
sadece üniversite profesörü olup olmamasına dayanarak çözmek olanağı yoktur.
Aynı zamanda üyelerin tümünün üniversite yetkili organlarınca seçilmesi bu
konudaki kesin ölçüyü belli eder. Yüksek Öğretim Kurulu üyelerinin çoğunluğu
yürütme organına mensup veya yürütme organınca seçilenlerdir. Böyle olunca,
Kurulun üniversitelerin yönetimine katılacak veya yönetime etki yapacak
nitelikle karar alma yetkilerile donatılmış olmaması gerekir. Aksi taktirde,
anlamı ve sınırları yukarıda belirtilen Devlet gözetimi ilkesinin ve 4.
maddedeki tanımın dışına çıkılmış olur.
Yüksek
Öğretim Kurulunun bu açıdan niteliğini saptamak için tanımı ve kuruluş biçimi
belirdikten sonra yapacağı görevlerin de birlikte incelenmesi zorunludur. Çünkü
bir kuruluşun, varlığının Anayasaya uygun olup olmadığı yalnız tanım ve oluşum
biçimine bakılarak saptanamaz; ayrıca onun yaptığı görevlerin de gözününde
bulundurulması gerekir. Kanunun üniversitelerüstü olarak belirlediği Yüksek
Öğretim Kurulunun gerçekte üniversite dışı olduğu yukarıda açıklanmıştı. Fakat
1750 sayılı Kanunun çeşitli maddelerine serpiştirilmiş olan göreve ilişkin
hükümleri, özellikle 6. madde hükümleri incelendiği taktirde, kurulun
üniversite içi yönetim kararları alabilme yetkilerile donatılmış olduğu gayet
açık bir biçimde meydana çıkar. Örneğin üniversite kadrolarını düzenlemek
(madde 5/a) özel araştırma fonlarının üniversiteler arasında paylaştırılmasını
ve uluslararası bilimsel kuruluşlara katılma olanaklarını sağlamak (Madde 5/e,
g), Doçentlerin atanması (Madde 22), tam gün çalışma esaslarını saptama (Madde
38) ve üniversitelerde döner sermaye işletmeleri kurulması (Madde 74) gibi
alanlarda Yüksek Öğretim Kuruluna verilen yetkiler değerlendirilirse, kuruluş
biçimi ve üyelerinin çoğunluğunun kişisel niteliği ve seçimlerine ilişkin
kurallar bakımından üniversite dışı olduğunda hiç kuşku bulunmayan bir kurulun
üniversite içi, daha açık bir deyimle, üniversite yönetimi ile ilgili kararlar
aldığı görülecektir.
Bu
kararın kimi bölümlerinde açıklandığı ve Anayasa Mahkemesinin 4/5/1972 günlü,
E. 1969/52, K. 1972/21 sayılı kararında da açıkça belirtilidiği üzere,
Anayasının 120. maddesinde yeralan "Devletin gözetimi" ilkesinin,
yürütme organına üniversite yönetimine katılma yetkisini de içerdiği anlamının
verilmesi ve soyut "gözetim" sözcüğünün bu anlamda kabul edilmesi,
yukarıda açıklanan sakıncalı sonuçları doğurmuştur. Bundan başka "Devletin
gözetimi" ilkesine, "Yürütme organının gözetimi" biçiminde
eşdeğerli bir anlam verilerek yasal düzenlemelere gidilmiştir. Oysa Devletin;
ülkesi ve milletile, yasama ve yargı yetkisine sahip olan organlarile, yürütme
görevini yerine getiren örgütleriyle oluşan bir millî bütünlüğü ifade ettiği
Anayasamızda açıklanmıştır. Anayasal kuruluşların hangi yetkilerle donatıldığı
ve hangi görevlerle yükümlü oldukları yine Anayasada belirtilmiştir. Yetki ve
görev ilkeleri Anayasaca belirlenen kuruluşların, yasal yolla bu yetki ve görev
alanlarının kısıtlanması veya bu alanlara başka kamusal kuruluşların
elatabilmeleri Anayasanın üstünlüğünü ve bağlayıcılığım belirleyen 8. madde
hükümleriyle bağdaşamaz. Bu görüşten hareket edilerek 1750 sayılı kanunun 5.
maddesi İncelendiği takdirde, üniversitelerüstü Devlet gözetim kuruluşu olarak
nitelenen Yüksek Öğretim Kurulunun 4. maddedeki tanımına ters düşen görevleri
yüklendiği yetkilerle donatıldığı, üniversitelerin yönetimine katılma olanağına
sahip olduğu görülecektir. Oysa üyelerinin kişisel nitelikleri ve seçilme
koşulları bakımından Kurul üniversiteler hakkında yönetimsel işlemlerde yetki
sahibi olamaz. Böyle olunca 5. maddenin Yüksek Öğretim Kurulunun kuruluş
biçimini ve işleyişini düzenleyen birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları
üniversiteler yönünden Anayasanın 120. maddesine aykırıdır ve iptal
edilmelidir.
Bu görüşe Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ziya Önel, Ahmet Koçak, Muhittin Gürün, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu katılmamışlarıdır.
4 - 6. madde yönünden:
Yukarıda
açıklandığı üzere Yüksek Öğretim Kurulunun oluşum ve işleyiş biçimini
belirleyen 5. maddenin, üniversiteler yönünden, iptali öngörülmüştür. Bu
durumda 5. maddede belirlenen biçimde kurulan ve işleyen bir kuruluşun,
üniversiteler yönünden karar alınmasına işlemler yapmasına olanak
bulunmamaktadır. 1750 sayılı kanunun 6. maddesi ise, Yüksek Öğretim Kuruluna
üniversiteler açısından tanınan görev ve yetkileri belirtmektedir. Davacı
Ankara Üniversitesinin 5. maddeye yönelen istemi yerinde görülerek bu maddenin
iptal edilmiş olması karşısında 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28.
maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, 1750 sayılı kanunun 6. maddesinin,
üniversiteler yönünden, artık bir uygulama alanı kalmamış olacaktır. Bu madde,
anılan nedenle Yüksek Öğretim Kurulunun sadece üniversiteler alanına giren
görev ve yetkileri yönünden iptal edilmelidir.
Bu görüşe Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayahoğlu katılmamışlardır.
5 -7. Madde yönünden:
Üniversiteler üzerindeki Devlet gözetimini ve denetimini yerine getirmek üzere kurulan kuruluşlardan birisi de bu maddede yeralan (Üniversite Denetleme Kurulu) dur.
Üniversite
Denetleme Kurulu, 1750 sayılı Kanundan önce yürürlükte bulunan ve 1961
Anayasasının kabulünden sonra da bir çok değişikliklere uğrayan 4936 sayılı
Kanunda yer almamıştır. Böyle bir kuruluşa yer verilmesi, Anayasa'nın 120.
maddesinin 1971 yılında 1488 sayılı Kanunla değiştirilmesi sırasında,
üniversitelerin Devlet gözetimi ve denetimi altına konulmasının sonucudur.
Gerçekten 120. maddenin ikinci fıkrası değişiklikten önce şu biçimde idi:
"Üniversiteler kendileri tarafından seçilen yetkili öğretim üyelerinden
kurulu organlar elile yönetilir ve denetlenir". Değişiklikten sonra
fıkranın ilk tümcesi şöyle düzenlenmiştir: "Üniversiteler, Devletin
gözetimi ve denetimi altında kendileri tarafından seçilen organları elile
yönetilir". Görülüyor ki, değişiklik üniversitelerin yönetimi bakımından
bir yenilik getirmemektedir. Özerk üniversiteler kendileri tarafından seçilen
organları elile yönetilecek, bu organlar ve öğretim üye ve yardımcıları,
üniversite dışındaki makamlarca her ne suretle olursa olsun, görevlerinden
uzaklaştırılana ayacaktır. Üniversite öğretim üyelerile yardımcıları serbestçe
bilimsel araştırma ve yayında bulunacaklardır. Yüksek Öğrenimin uyum ve
bütünlüğünü koruma amacı gerçekleştirilecek, bilimin özgürlük ortamı içinde
öğretilmesi koşulları sağlanacaktır. Devlet gözetim ve denetimi deyiminin,
bütün bu söylenenleri kısıtlayacak doğrultuda yorumlanması olanağı yoktur.
Aksine Devlet gözetimi ve denetimi, yukarıda belirtilen Anayasal amaç ve
ilkeleri gerçekleştirmeye yararlı olmalıdır. Mahkememizin daha önce verdiği
4/9/1972 günlü Esas: 1969/52 ve Karar: 1972/21 sayılı kararında Devlet gözetim
ve denetiminin özü ve anlamı şu biçimde açıkça ortaya konmuştur: "Devletin
gözetim ve denetim yetkisi, yönetim özerkliği bulunan bir kuruluşun yönetim
işlemlerine ve işlerine karışmasını haklı göstermez; çünkü yönetime üniversite
dışındaki bir organ veya yerin karışması durumunda, bir yandan üniversitenin
kendisince seçilen organlar elile yönetildiğinden artık söz edilemeyeceği gibi,
öte yandan Devlet gözetim ve denetiminin kabul edilmesile güdülen ereğin
sınırları da asılmış olur. Gerçekten yönetim çalışmalarından olan bir işlemin
tamamlanmasına veya bir işin görülmesine üniversite dışında bir organın veya
yerin kanşması, o işlem veya işin ancak üniversite organlarından başka bir
yerin yönetime ortak olması sonunda tamamlanması demektir. Yine Anayasanın 1971
değişikliği ile üniversitenin Devlet gözetim ve denetimi altına konulması,
özerk birer kuruluş olan üniversitelerin, yalnızca bilimsel gereklere göre ve
özgürlük ortamında öğretim ve araştırma yapmak olan amaçlarından sapmaları
önleyerek bu ereklere varılmasını sağlamak düşüncesine dayanmaktadır;
üniversite dışındaki bir yerin yönetime katılması ise, belli bir ölçüde
herhangi bir siyasal gücün üniversite yönetimi üzerinde etkili olması sonucunu
doğurup üniversitenin yalnızca bilimin nesnel gereklerine göre ve özgürlük
içinde çalışmasını kısıtlar". (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı:
10, Sayfa: 352 - 353.)
Yukarda
açıklananlardan çıkarılacak sonuç şudur: Devletin gözetimi ve denetimi,
üniversitenin yönetim ve bilim özerkliğini, öğretim üyelerinin serbestçe
araştırma ve yayında bulunma haklarını, düşünce, bilim ve sanat özgürlüklerini,
öğretim ve öğrenimin özgürlük ve güvence içinde yürütülmesi gereğini zedeleyici
bir görünüm almamalıdır. Özellikle bu konularda üniversite tüzel kişiliğinin
haiz olduğu Anayasal haklara siyasal iktidarı ortak yapıcı biçimde yetkilerle
donatma olanağı düşünülemez. Tersine Devlet gözetim ve denetimi; belirtilen hak
ve özgürlükleri öğrenim ihtiyacında bulunan bütün yurtdaşlara ve öğretim
kurumlarına yeterince sağlamak ve üniversitelerin Anayasanın 120. maddesinde
öngörülen kurallara uygun biçimde çalışmalarına yardımcı olmak, bu çalışmaların
tam bir verimlilik içinde sürdürülmesini desteklemekle amacına ulaşmış olur.
Gözetim
ve denetim ereği böylece saptandıktan sonra, Denetim Kurulunun üniversite içi
veya dışı bir kuruluş olmasının, sorunun çözümünde etkili olmadığı ortaya
çıkar. 1750 sayılı Kanunun 7. maddesi Denetleme Kurulunu; Başbakanın
başkanlığında, Millî Eğitim Bakanı, Adalet Bakanı, bu kanuna tabi
üniversitelerin rektörlük yapmış öğretim üyeleri arasından üç yıl için kur'a
ile seçilmiş üç üye Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarı, Millî Güvenlik
Kurulunun, dekanlık yapmış öğretim üyeleri arasından üç yıl için seçeceği bir
üyeden oluşturmaktadır. Başbakan ile birlikte Millî Eğitim ve Adalet Bakanları,
Devletin eğitim politikasının gerçekleştirilmesinden sorumlu olan Bakanlar
Kurulunun konu ile en yakın ilgisi bulunan üyeleridir. Kurulun öteki üyeleri
ise üniversite sorunlariyle yakından uğraşmış olmaları nedenile konu hakkında
yeterince bilgisi olan üniversite eski rektör ve dekanlarıdır. Öğrenim ve
öğretim özgürlüğünü engelleyici eylemlerin önlenmesi ve bu konuda tüm bir
güvence sağlanması ereğini ortaya koyarken, Anayasa koyucusunun aynı zamanda
millî güvenliği de birlikte düşündüğünü kabul etmek zorunluğu vardır. Bu
nedenle Millî Güvenlik Kuruluna Anayasanın 111. maddesi ile verilen geniş
kapsamlı görev kavramı içinde, öğrenim ve öğretim özgürlüğüne ve güvencesine
ilişkin tedbirlerin alınması çalışmaları da bulunmaktadır. Millî Güvenlik
Kurulunun, dekanlık yapmış öğretim üyeleri arasında üç yıl için seçeceği bir
üyenin Denetleme Kurulunda görevlendirilmesi, Anayasanın 111. maddesindeki
ilkeye bir aykırılık oluşturmamaktadır.
Bu açıklamalara göre, 1750 sayılı Kanunun, Üniversite Denetleme Kurulunun oluşum biçimine ilişkin 7. maddesi, Anayasanın 111. ve özellikle 120. maddelerine ve başka hükümlerine aykırı değildir. Bu maddeye yöneltilen itiraz reddedilmelidir.
Bu görüşe Ahmet H. Böyacıoğlu katılmamıştır.
6 -8 Madde yönünden:
Bu madde Üniversite Denetleme Kurulunun görev ve yetkilerini düzenlemektedir. Davacı Ankara Üniversitesi maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleriyle ikinci fıkrasının Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürerek iptalini istemiştir, istem bu sıraya göre incelenecektir.
Birinci fıkra bakımından:
a) Bu fıkranın (a) bendi Üniversite Denetleme Kuruluna "Üniversitelerin veya bir üniversiteye bağlı olmayan fakültelerin organlarından veya bu kurumlarda görevli kişilerden, gerekli gördüğü hallerde, yazılı veya sözlü bilgi istemek" yetkisini vermektedir. Bu hükmün özerkliği zedeleyen, öğrenim ve öğretimin özgürlük ve güvence içinde yürütülmesini engelleyen bir yönü olması halinde Anayasa ilkelerile bağdaşamayacağı açıktır. Ancak böyle bir sonuca varabilmek için, Denetleme Kuruluna verilen yetkilerin, gösterilen özerklik ilkeleri açısından incelenmesi gerekir.
Gözetim
ve denetim, kamu görevini gözaltında bulundurmak, kanunların öngördüğü gibi
yürüyüp yürümediğini saptamak ve bunun için gerekli incelemeleri yapmak anlamına
gelir. Fakat Anayasanın 120. maddesinde yazılı Devlet denetiminin bu anlamın
sınırlarını aşan, bir denetleme olarak anlaşılması olanaksızdır. Bu konudaki
ayrıntılı açıklamalar, yukarıda Yüksek Öğretim Kurulu ve Üniversite Denetleme
Kurulunun tanımına ve kuruluşlarına ilişkin hükümler incelenirken yapılmıştı.
8. maddenin (a) bendinde Denetleme Kuruluna verilen yetki, yönetimle görevli
kişilerden veya organlardan yalnız bilgi istemektir. Bu bilgi isteme yetkisi,
sadece öğrenim ve öğretim özgürlüğü ve güvencesi ilkelerinin gerçekleşmesi
yolundan sapmaları önlemek ve bu ilkelerle bağdaşmayan tutumları engellemek
ereğini güdecektir. Bilgi isteme amacının bu olduğu, özellikle aynı fıkranın
(c) ve (ç) bentlerinde gösterilen görevlerin niteliğinden anlaşılmaktadır.
Gerçekten Denetleme Kurulu, Anayasanın 120. maddesi uyarınca yönetime el
konulmasını gerektiren hallerde Bakanlar Kurulunu haberdar eder. Bundan başka
öğretim ve öğrenimin anayasal doğrultuda bir bütünlük ve uyum içinde
yürütülmesini sağlamak, bu konudaki gereksinmeleri saptayarak zorunlu yasal
tedbirleri almak üzere Başbakanlığa bilgi vermek de Denetleme Kurulunun
görevleri arasındadır. Bu görevlerin yeterince yerine getirilmesi için
üniversitelerden ve bu nitelikteki yüksek öğretim kurumlarından gerekli
bilgileri istemek, Denetleme Kuruluna bu yetkiyi vermek, Anayasanın 120.
maddesine ve öteki hükümlerine aykırı düşmez. Çünkü bu yetki, Anayasanın 120.
maddesiyle Devlete yükletilen gözetim ve denetimin zorunlu bir sonucudur. 1750
sayılı Kanunun 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine yönelen iptal
istemi, gösterilen nedenlerle reddedilmelidir.
Muhittin Taylan, KâniVrana, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel ve Ahmet H. Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
b) Birinci fıkranın (b) bendi disiplin işlemlerine ilişkindir. Bu bent ayrı nitelikte iki hükmü içermektedir. Bunlardan biri, Üniversite veya üniversiteye bağlı olmayan fakültelerde görevli kişiler hakkında disiplin veya ceza kovuşturması yapılmasını yetkili makamlardan isteme yetkisini Denetleme Kuruluna vermektedir. Yetkili organlar tarafından bu konuda bir karar verilmiş olsa bile, bu kara karşı Denetleme Kurulunun Üniversiteler arası Kurula itiraz edebilme hakkı tanınmıştır.
Görülüyor
ki, bu hükümle Denetleme Kuruluna, üniversite yönetim işleri için bir müdahale
hakkı tanınmış değildir. Şayet üniversitede görev alan kişilerin disiplin ve
ceza kovuşturmasını gerektiren eylemleri öğrenilirse, Kurul bunun üniversite
yetkili organlarından incelenmesini isteyebilecek, hatta işi itiraz yolu ile
Üniversitelerarası Kurula getirebilecektir. Karar verme yetkisi tamamen
Üniversite organlarına ait bir haktır. Bu organların da verdikleri kararlar,
elbette yetkili yargı mercilerince usul veya esas yönünden incelenebilecektir.
Böyle olunca, ortada, üniversite dışı bir kuruluş olduğunda kuşku olmayan
Denetleme Kurulunun üniversite yönetimine katıldığından ve hele öğretim üyeleri
hakkındaki disiplin işlerinde esasa etkili karar verme yetkisi bulunduğundan
söz edilemez. Üniversite yetkili organı katında kurulca bu konuda bir öneride
bulunma hakkının tanınması, Anayasa'nın 120. maddesinde belirlenen yönetim
özerkliği ilkesini bozmaz. İptali istenen kurul bu anlamda bir yoruma elverişli
değildir. Bu nedenle (b) bendinin tümüne yöneltilen iptal istemi
reddolunmalıdır.
Hasan Gürsel bu görüşe katılmamıştır.
C)
Öte yandan (b) bendinde Anayasaya aykırılık iddiasına neden olan ikinci hüküm,
üniversitenin yetkili organına disiplin veya ceza kovuşturması önerisinde
bulunan Üniversite Denetim Kuruluna, onbeş gün içinde kovuşturmaya başlanmaması
veya aksine bir karar alınmadıkça başlanan kovuşturmanın en geç üç ay içinde
sonuçlandırılmaması hallerinde doğrudan doğruya üniversite öğretim üyelerinden
soruşturmacı atayarak, sonucu, gereği yapılmak üzere yetkili organa iletme
görevini vermektedir. Davacı Ankara Üniversitesi bu hükmü üniversite yönetim
işlerine, üniversite dışı bir kuruluşun doğrudan doğruya katılması, ortak
olması biçiminde yorumlayarak iptal edilmesini istemektedir. Oysa, hükme böyle
bir nitelik tanınmasına olanak yoktur. Denetleme Kurulunun bir soruşturmacı
atamasının koşulları maddede gösterilmiştir. Kurula tanınan yetkiyi bu
koşullarla birlikte ele almak ve hükmü buna göre değerlendirmek gerekmektedir.
Devlet gözetimi ve denetimi ilkesinin bir sonucu olarak kurulun üniversite
Denetleme Kuruluna bir öğretim üyesi hakkında disiplin veya ceza kovuşturması
yapılması önerisinde bulunma yetkisi tanındıktan sonra, bu önerinin yetkili
organca hiç ele alınmaması veya alınıpta üç aydan fazla bir süre geçtiği halde
bir sonuca bağlanmayarak sürümcemede bırakılması uygun görülemez. Bu gibi
hailerce önerinin yaptırımını da göstermek gerekir. Kaldı ki, soruşturmacı
atamakla, yönetime katılmayı eşdeğerde işlemler olarak kabul etmeye olanak
yoktur. Yönetime katılma, disiplin veya ceza kovuşturmasının esası hakkında
karar verme yetkisi biçiminde kendisini gösterdiği halde, koşulları çok dar
olan soruşturmacı atanması halinde, işin esasına ilişkin uzaktan yakından karar
alma yetkisinin de içerildiği anlamı çıkarılamaz. Bu bakımdan "doğrudan doğruya
soruşturmacı tayin" yetkisini Üniversite Denetleme Kuruluna tanıyan hüküm,
özerk yönetim ilkesiyle çelişkili değildir, bu hükme yöneltilen iptal isteminin
reddi gerekir.
Muhittin Taylan, Kâni Vrana, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Şevket Müftigil ve Ahmet H. Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
İkinci fıkra bakımından:
8.
maddenin ikinci fıkrası, Üniversite Denetleme Kuruluna verilen yetkilerin,
gecikmesinde sakınca olan hallerde, Millî Eğitim Bakanı tarafından
kullanılabilmesine izin vermektedir. Bu hüküm uygulamada, sınırları önceden
kestirilemeyen bir yetki devrine yol açar. Maddenin birinci fıkrasının (a)
bendi ile Kurula verilen görevin ivedi niteliği yoktur. (b) bendinde sözü
edilen görevler de aynı niteliktedir. Bu bent uyarınca yapılacak işlemlerin
gerektirdiği süreler dikkatle gözden geçirilecek olursa, Denetleme Kurulunun bu
gibi hallerde hemen toplanma olanağını ortadan kaldırabilecek bir durumla
karşılaşmıyacağı kolaylıkla anlaşılır. Kaldıki Üniversite Denetleme Kurulunun
kendisine verilen görevleri hemen yerine getirebilme olanağından yoksun,
dinamik görev anlayışı dışında çalışan bir kuruluş olarak kabul edilmesi doğru
değildir. (c) bendinde ise, üniversite idaresine el konulmasını gerektiren
hallerde, Denetleme Kurulunun Bakanlar Kuruluna haber vermesi işlemleri
düzenlenmektedir. Olay çok önemlidir. Millî Eğitim Bakanı bir hafta sonra
Kurulun onamına sunacağı bir öneriyi doğrudan doğruya Bakanlar Kuruluna
götürebilecektir. Üniversite öğretim ve öğreniminde büyük sarsıntıları da
birlikte getireceği kuşkusuz olan bu gibi tasarrufların temelini oluşturacak
öneri yetkisinin, geçici bir süre için dahi olsa, devredilmesi ve bunun Millî
Eğitim Bakanının takdirine bırakılması Denetleme Kurulunu giderek etkisiz bir
Kuruluş haline sokar. (ç) bendinde yazılı göreve gelince, bu görevin yerine
getirilmesinde gecikme olasılığının bulunması veya gecikmesinde sakınca unsuru
taşıyabilmesi söz konusu olamaz.
Demek ki, maddenin birinci fıkrası ile Üniversite Denetleme Kuruluna verilen görevlerden hiçbiri gecikmesinde sakınca koşulu ileri sürülebilecek nitelikte sayılamaz. Tersine bu görevlerin Millî Eğitim Bakanına, kısa süre için dahi olsa verilmesi, üniversiteler üzerindeki Devletin gözetim ve denetim görevini bir bakana devretme sonucunu doğurur ki, böyle bir hükmün Anayasa'nın 120. maddesiyle bağdaştırılmasına olanak yoktur.
Bu nedenlerle 8. maddenin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmelidir.
7 - 10. madde yönünden:
Bu madde Üniversitelerarası Kurulun Kuruluş ve işleyişini düzenlemektedir. Burada herşeyden önce şu yönü belirtmekte yarar vardır: Her Üniversite ayrı tüzel kişiliğe sahip olmakla beraber, yurdun tümünü kavrayan bir kamu hizmetini gördükleri gözönünde tutulduğunda, Üniversitelerin kendi aralarında da görev ve çalışma bütünlüğünün ve bu bakımdan ortak sorunlarının varlığını kabul etmek zorunludur. Bu nedenle herbiri açısından ayrı ayrı geçerli olan özerklik kuralları herhangi bir suretle zedelenmeden, üniversitelerin bütününü temsil eden kendi aralarında bir kuruluşun öngörülmesini ve ortak sorunların çözümü için bu kuruluş eli ile çalışmalar sürdürülmesini doğal karşılamak gerekir.
Nitekim 9. madde ile kurulan bu nitelikteki Kurul, üniversitelerarasında akademik koordinasyonu sağlamak, öğretim ve öğrenimin gerektirdiği tedbirleri almak ve yasa, tüzük ve yönetmelik çalışmaları yanında kimi yönetimsel görevleri yapmakla yükümlenmiştir. (Örneğin 8, 18, 19, 20, 21, 23, 40, 41, 43, 46, 47, 52 ve 53. maddelerde sözü edilen görevler gibi)
Davacı
Ankara Üniversitesi 10. maddeyi yukarıda açıklanan yönü ile değil, bütün
üniversitelerin bu Kurulda temsil edilmesi yönünden Anayasa'ya aykırı
bulmaktadır. İleri sürülüşe göre; Kurulda Atatürk, Karadeniz, Teknik, Boğaziçi
ve Orta Doğu Teknik Üniversiteleri gibi özerk olmayan üniversitelerin siyasal
iktidar tarafından atanmış temsilcileri bulunmakta ve bu oluşum biçimi, yönetim
yetkileri ile de donatılmış bulunan Kurula, özerklik ilkesiyle bağdaşmayan bir
karakter vermetedir. Bundan başka bu üniversiteler yönetime ilişkin konularda
oy sahibi olacaklar, fakat özerk üniversiteler onların yönetimine etkili
olamayacaklardır. Böylece Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi zedelenmiş
olacaktır. Örneğin Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyesi yardımı
konusunda bağımsızlığını koruyacaktır (Madde 83/1).
Ancak
konuya daha yakından bakılınca davacının iddialarına katılma olanağının
bulunmadığı saptanacaktır. Çünkü Üniversitelerarası Kurul sürekli bir
kuruluştur. Oysa, ileride 82. ve 83. maddeler dolayısiyle daha ayrıntılı bir
biçimde değinileceği üzere, Atatürk, Karadeniz Teknik ve Boğaziçi
Üniversitelerinin ilk kuruluşlarına ilişkin yönetim ve işleyiş hükümleri,
geçici bir dönemi öngörmekte ve bu üniversiteleri özerk yönetime ulaştırmak
için bir geçiş durumunu düzenlemektedir. Boğaziçi Üniversitesi, 1750 sayılı
Kanunun 83/2. maddesi uyarınca, esasen en geç üç yıl sonra, özel yönetim
niteliğim yitirecek ve bu kanun hükümlerine bağlanacaktır. Atatürk ve Karadeniz
Teknik Üniversiteleri de şimdiye kadar aynı geçici niteliklerini
sürdürmüşlerdir. Bu iki Üniversite, Anayasa'nın 120. maddesinin ikinci
fıkrasında sözü edilen ayrık kuraldan yararlanamazlar. Çünkü ayrık kural,
Anayasa'nın yürürlüğe girdiği 20 Temmuz 1961 gününde Kuruluşunu tamamlamış
bulunan Orta Doğu Teknik Üniversitesini kimi koşullarla, kapsamına almıştır.
Atatürk ve Karadeniz Teknik Üniversitelerinin Kuruluşlarından bu yana yirmi
yıla yakın bir süre geçtiği halde, özerk yönetime geçemeyişleri ve halâ
yürütmenin güdümünde bir yönetime bağlı tutulmaları Anayasanın 120. maddesinin
öngördüğü ilkelerle bağdaşamaz. Bu nedenle ve 82. maddenin iptalini öngören
hüküm karşısında artık özerk tüzel kişiliklere sahip olarak öğretim çalışmaları
yapması gereken her iki Üniversitenin, Üniversitelerarası Kurulda bu sıfatla
temsilci bulundurmaları gerekmektedir.
Orta Doğu Teknik Üniversitesine gelince; Anayasa'nın yukarıda sözü edilen ayrık kuralı, bu üniversitenin özel yönetim biçimini korumaktadır. Bu açıdan bakılınca Üniversitelerarası Kurulda Orta Doğu Teknik Üniversitesince temsilci bulundurulması Anayasa'ya aykırı değildir.
Bu nedenle 10. maddenin birinci fıkrasına ilişkin iptal istemi gösterilen nedenlerle reddedilmelidir.
Davacı
Ankara Üniversitesi, 10. maddenin altıncı fıkrasında yeralan bir hükmün de
iptalini istemektedir. Altıncı fıkra şöyledir: "Üniversitelerarası Kurul,
Başkanın çağrısı üzerine toplanır. Gerekli hallerde Millî Eğitim Bakanı veya
her üniversite rektörü kurulun toplantıya çağrılmasını Başkandan
isteyebilir." Bu fıkra ile Millî Eğitim Bakanına tanınan yetkinin, yönetim
özerkliği ilkesiyle bağdaşmadığı ileri sürülerek iptali istenilmiştir. Oysa,
Millî Eğitim Bakanına tanınan yetki, kurulu toplantıya zorlama niteliğinde bir
yetki değildir. Bakan toplantı yapılması için Başkana bir öneride bulunacak ve
bu önerinin dayandığı nedenleri de belirtecektir. Toplantıya çağırmak Başkanın
salt yetkisi içindedir. Bu bakımdan, yönetime katılma anlamında yasal bir
düzenlemenin getirildiği ileri sürülemez.
Bu nedenle davacının iptal istemi reddedilmelidir.
8 - 22. madde yönünden:
Doçentlerin
atanması işlemlerini düzenleyen 22. maddenin birinci fıkrasında, Yüksek Öğretim
Kuruluna tanınan yetkinin, yönetim özerkliği ilkesiyle bağdaşmadığı ileri
sürülerek iptali istenmektedir. Doçentlik unvanını kazananlar, ancak Yüksek
Öğretim Kurulunun üniversitelerde veya bağımsız fakültelerde göstereceği
kadrolara atanabileceklerdir. Yukarıda 5. madde incelenirken, Yüksek Öğretim
Kurulunun oluşum biçimi bakımından üniversitelerin yönetimsel işlemlerinde
karar sahibi olamayacağı saptanarak Kuruluşun Üniversiteler yönünden Anayasa'ya
aykırı düştüğü belirtilmişti. Bu durumda sözü geçen Kurulun üniversiteler
açısından herhangi bir görev yapması söz konusu olmadığından 22. maddenin
birinci fıkrasında yeralan ve uygulama alanı kalmayan "Yüksek Öğretim
Kurulunun göstereceği" deyiminin 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28/2.
maddesi uyarınca iptali gerekmektedir.
Bu görüşe Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu katılmamışlardır.
9 - 29. madde yönünden:
Bu maddenin (a) ve (ç) bentlerinin iptali istenmektedir.
a) (a) bendi:
Asistanlığa atanmak için gerekli 'koşulların başında "görev alacağı bilim dalında doktora veya tıpta uzmanlık diploması almış olmak" kuralı yer almaktadır. Kanunun öngördüğü bu kuralın eşitlik ve yönetim özerkliği ilkeleri ile bağdaşmadığı ileri sürülmektedir.
Halkın, öğrenim ve eğitim gereksinmelerinin sağlanması, Devletin başta, gelen ödevlerindendir. Bu temel görüş Anayasa'nın 50. maddesinde açıklanmaktadır. Üniversite öğretiminin, belirtilen devlet ödevlerinden bir bölüm olduğu kesindir. Şu halde bu gibi devlet ödevleri, yine Anayasa'nın 117. maddesi uyarınca, aslî ve sürekli kamu hizmeti niteliğindedir. Anayasa'nın 58. maddesine göre kamu hizmetine alınanlar hakkında kanunla kimi nitelikler öngörülebilir. Ancak bu nitelikler, hizmetin gereklerine uygun olmalıdır. (a) bendinde yeralan kural bu açıdan incelene çek olursa aşağıda açıklanacak sakıncalı sonuçlar ortaya çıkacaktır.
1750 sayılı Kanunun 28. maddesine göre, asistanlar üniversite öğretim yardımcısıdırlar. Bunlar üniversite öğretim üyeliğini bir meslek olarak kendilerine amaç edinmişlerdir. Bunun için de akademik kariyerde "doktorluk" veya tıpta "uzmanlık" unvanlarını elde etmiş bulunmaları zorunludur.
Bir
bilim dalında doktora vermek veya uzmanlık kazanmak, üniversite öğretim üyeliği
mesleğinin bilimsel çalışma metodunu kavramayı hızlandırır. Ancak bundan
sonraki bilimsel çalışmaları yanında öğretim çalışmalarını da sürdürebilen ve
Yaşa'nın 31. maddesinde yazılı görevleri yerine getirerek başarı sağlayabilen
asistan, doçentliğe (Yardımcı Profesörlüğe) aday olacaktır. Bu nedenle öğretim
üyeliği mesleği için hazırlanma ve yetişme bakımından, akademik unvanların ilki
olan doktorluk ve uzmanlığın, asistanlık görevi ile olan yakın ilişkisi
ortadadır. Çünkü üniversite öğretim üyeleri öğretimle öğrenimin, daha açık bir
deyimle, öğretmenle öğrencinin karşılıklı etkilerini, sosyolojik, psikolojik ve
pedegojik bağlantılarını yeterince kavramakla başarıya ulaşmış olurlar.
Asistanlık süresini, sadece doçentlik (yardımcı profesörlük) unvanı almak için
gerekli çalışmalara ayırmak, mesleğin açıklanan yönü üzerinde olumsuz etkiler
yaratır. Esasen başarılı her bilim adamının, üniversite öğretim üyesi olamaması
bu nedenlere dayanmaktadır.
Hızla
gelişmekte olan memleketimizde yüksek öğretim kurumlarına ve bu kurumlarla birlikte
öğretim üyelerine olan gereksinmeler açık seçik ortadadır. Bu gereksinmeler
sanki önemini kaybetmiş gibi mesleğe alınmada, ilk akademik derecenin meslek
dışında kazanılmış olma koşulunu öne sürmek, memleket gerçekleri ile bağdaşmaz
ve özellikle Anayasa'nın 50. maddesinde öngörülen "halkın öğrenim ve
eğitim ihtiyaçlarını sağlama devletin başta gelen ödevlerindendir" temel
kuralına aykırı düşer. Bundan başka (a) bendinde yer alan kısıtlama, mesleğe
bir yandan çekiciliği de azaltmaktadır. Çünkü asistan olabilmek için doktora ve
uzmanlığı kendi malî olanaktan ile kazanmış gençlerin bulunması güçleşecektir.
Bu düzenleme öte yandanda üniversite öğretim üyeliği mesleğini, varlıklı
ailelerin tekeline götürür ki, bu da Anayasa'nın eşitlik, sosyal adalet ve millî
dayanışma ilkelerine ters düşmektedir. Her ne kadar Kanunun 32. maddesinde bazı
olanaklardan söz edilmiş ise de, yürütmenin taktirine, yıllık bütçe ve kadro
sınırlamalarına bağlı olan bu olanaklar yetersizdir ve güdülen ereğin
gerçekleşmesine elverişli olacak nitelikte değildir.
Özetlenecek olursa; asistanlığa atanabilmek için "görev alacağı bilim dalında doktora veya tıpta uzmanlık diploması almış olmak" koşulu, üniversite öğretim üyeliği mesleğinin daha ilk basamağında gereksiz, amaca aykırı bir kısıtlama ile hakkın özünü zedelemekte, aynı zamanda genç kuşakları mesleğe alınmada öğrenimlerindeki başarı dereceleri ile orantılı olmayan bir eşitsizliğe sürüklemektedir. (a) bendi bu nedenlerle iptal edilmelidir.
Halit Zarbun ve Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
b) (ç) bendi:
Asistanlığa atanmada (ç) bendi aşağıdaki koşulları öngörmektedir: "Öğrenciliğinde 64. maddenin birinci paragrafında bildirilen sebeplerle disiplin cezası almamış olmak",
"İnsan hak ve hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak nitelikleri Anayasa'da belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak için her ne suretle olursa olsun gösteri veya propaganda yapılmış veya hareketlere katılmamış olduğu hususunda üniversite yönetim kurulunca karar verilmiş olmak"
İptali istenen (ç) bendinin ilk tümcesinde sözü edilen 64. maddenin ilk paragrafı ise şu hükmü içermektedir: (Üniversite içinde veya dışında üniversite öğrencileri sıfatına, şeref ve haysiyetine aykırı harekette bulunan; üniversitenin sükûn ve huzurunu ve çalışma düzenini bozan; üniversite mensuplarının şeref ve haysiyetine veya şahıslarına tecavüz eden veya saygı dışı davranışlarda bulunan öğrencilere; bu kanun ve "Üniversite Öğrenci Disiplin Yönetmeliği" uyarınca: uyarma, kınama, bir haftadan bir aya kadar üniversiteye devamdan menedilme, bir veya iki yarı yıl için Üniversiteye devamdan menedilme veya üniversiteden çıkarma cezaları verilir).
Görülüyor
ki bir kimse öğrenci iken herhangi bir disiplin yanılgısına düşerek,
üniversiteden çıkarma cezası bir yana, uyarma cezasına uğrasa bile, ne kadar
başarılı bir öğrenci olursa olsun, üniversiteye asistan olarak atanamayacaktır.
Oysa aynı kişi, hâkim, subay veya memur olabilecek, kamu hizmetlerinin en son
derecesine kadar görev yapabilecektir. Bu durum hiçbir kuşkuya meydan
bırakmayacak biçimde açık bir eşitsizliktir. Kaldı ki aynı kişi, üniversiteye
asistan olamadığı halde, diğer bir yüksek öğretim kurumuna asistan olabilecek
üniversite dışında doçentlik sınavlarına girerek öğretim üyeliği unvanını
alabilecek ve bu sıfatla görev yapabilecektir. Haklı bir nedene dayanmayan bu
ayrıcalığın ve eşitsizliğin Anayasaca korunmasına olanak yoktur.
ç) bendinin ikinci tümcesindeki hükme gelince:
Metni yukarıda açıklandığı üzere bu bent hükmü, nitelikleri saptanan konularda "her ne suretle olursa olsun gösteri veya propaganda yapmamış veya anarşik hareketlere katılmamış olduğu hususunda" Üniversite yönetim kurulunca karar verilmiş olmayı asistanlığa atamanın önkoşullarından birisi olarak öngörmektedir.
Bu bent hükmünde belirtilen fiiller, ceza yaptırımını gerektiren eylemlerden ibarettir. Bu bakımdan bir kimsenin bu tür suçları işlediği veya işlemediği ancak yargı yerlerinin kararları ile saptanabilir.
Bu nedenle bir bakıma yetki devri gibi bir sonucu içeren ve ayrıca Anayasa ilkelerine ve çağdaş ceza hukuku kurallarına ters düşen bu bendin ikinci tümcesindeki hüküm de iptal edilmelidir.
Açıklanan bu nedenlerle (ç) bendinin tümü iptal edilmelidir.
10 - 38. Madde yönünden :
Bu
madde tam gün çalışma ilkesini getirmekte ve öğretim üyesi ve asistanların,
esasları Yüksek Öğretim Kurulunca tespit edilecek belirli saatler içinde
görevleri basında bulunmalan zorunluğunu hükme bağlamaktadır. Davacı Ankara
Üniversitesi, Yüksek Öğretim Kuruluna yetki tanıyan madde hükmünün Anayasa'ya
aykırı olduğunu ileri sürmektedir. Gerçekten yukarıda 1750 sayılı Kanunun 5.
maddesi incelenirken Yüksek Öğretim Kurulunun, kuruluş biçimi itibariyle iptali
gerekeceği sonucuna varılmıştı. 38. maddenin birinci fıkrası, Yüksek Öğretim
Kuruluna üniversite Öğretim üyelerinin ve asistanların çalışma saatlerini belli
etme yetkisini vermektedir. Yukarıda belirtilen iptal hükmü sonucunda Kurulun
bu yetkiyi kullanabilme olanağı artık yoktur. O halde fıkrada yer alan
"esasları Yüksek Öğretim Kurulunca tespit edilecek" deyiminin
uygulama alanı kalmadığından 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun 28/2. maddesi
uyarınca iptal edilmesi gerekmektedir.
Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
11 - 43. madde yönünden:
Maddenin son fıkrasında yeni bir üniversitenin veya bir üniversiteye bağlı olmayarak açılacak fakültelerin kuruluşlarında, istekleri üzerine ilk görevlendirilecek öğretim üyelerinin atanmasında Yüksek Öğretim Kurulunun istekte bulunması koşulu öngörülmüştür. Bu yetkiye ilişkin hükmün iptali istenmektedir. Gerçekten belirtilen yetki, yönetimsel bir düzenleme yetkisidir. Oysa biraz önce açıklandığı üzere, Yüksek Öğretim Kurulunu oluşturan 5. maddenin, üniversiteler yönünden iptali öngörülmüştür. Bu durumda kurulun, 43. maddenin son fıkrasındaki yetkiyi kullanma olanağı yoktur.
Fıkrada yer alan "Yüksek Öğretim Kurulunun talebi ve" deyiminin uygulanma alanı kalmadığından 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun 28/2. maddesi uyarınca iptali gerekmektedir.
Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akakayalıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
12 - 52. Madde yönünden:
Bu madde Üniversitelere girişi düzenlemektedir. Düzenleme yetkisi Üniversitelerarası Kurula verilmekte, fakat bu yapılırken Yüksek Öğretim Kurulunun önerilerinin dikkate alınması gerekeceği belirtilmektedir.
Bir üniversitenin öğrenim ve Öğretim kapasitesinin belirlenmesi ve buna göre öğrenci alınması, o üniversitenin yönetimsel yetkileri arasındadır. Yüksek Öğretim Kuruluna vücut veren 5. maddenin üniversiteler yönünden iptali öngörüldüğüne göre, 52. maddenin birinci fıkrasında yer alan "ve Yüksek Öğretim Kurulunun önerileri" deyiminin uygulama alanı kalkmıştır. Bu deyimin, 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun 28/2. maddesi uyarınca iptali gerekmektedir.
Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
13 - 56. Madde yönünden:
Bu madde üniversitelerin, öğrencilere ilişkin sosyal hizmet çalışmalarının nasıl düzenleneceğini belirtmekte ve bu çahşmalann Yüksek Öğretim Kurulunun yapacağı plan ve programlar çerçevesinde gerçekleştirilmesi zorunluğunu ortaya koymaktadır. Yüksek Öğretim Kurulunun oluşum biçimini düzenleyen 5. maddenin üniversiteler yönünden iptali öngörüldüğüne göre, 56. maddenin birinci fıkrasında yer alan "Yüksek Öğretim Kurulunun yapacağı plan ve programlar uyarınca" deyiminin uygulama alanı artık kalmamıştır. Kurula yönetimsel yetki veren bu deyimin 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun 28/2. maddesi uyarınca iptali gerekmektedir.
Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
14 - 57. Madde yönünden:
57. Madde ders kitaplarının ve teksirlerinin basılması işlemlerini düzenlemektedir.
Burada ders kitabı ve teksir deyimleri ile amaçlanan yayımın "ders aracı" kavramında olması gerektiği madde metninde açıkça belirtilmiştir.
Genellikle
öğretim araçları olarak kullanılan kitapların devlet tarafından sağlanması,
Anayasanın 50. maddesinin birinci fıkrasında ifadesini bulan ilke
doğrultusundan bir harekettir. Şu halde Öğretim araçlarının başında gelen ders
kitap ve teksirlerinden öğrencilerin rahatça yararlanabilmeleri için devletçe
gerekli tedbirlerin alınması zorunludur. Öğretim üye ve yardımcılarının bu
konudaki çalışmaları, onların üstlendikleri görevin kaçınılmaz bir sonucudur.
Ders kitap ve teksiri hazırlalamak, Öğretim üye ve yardımcıları için yerine
getirilmesi zorunlu olan bir ödevdir. Bu ödevin gereğince yerine getirilmemiş
olması, üstlenilen görevin niteliğinin yeterince anlaşılamamış olduğunu
kanıtlar. Bu nedenle öğretim üye ve yardımcılarının ders kitap ve teksiri
olarak hazırladıkları yayımların baskısı ve öğrencilere dağıtılması işlerini
devlete bırakmaları doğaldır. Ancak ders aracı olarak üniversiteye teslim
edilen kitapların üniversitece uzun süre bastırılmayarak elde tutulması,
zorunlu nedenlere dayansa bile, haklı görülemez. Aksi halde bu hükmün öngördüğü
kamu yararı gerçekleşmiş olmaz. Bu nedenle yasa koyucu, pek seyrek de olsa, bu
gibi olasılıkları gözününde tutarak, en çok iki yıl içinde bastırılımayan
kitapların, öğretim üyelerince kendi hesaplarına bastırılabilmesini
öngörmüştür.
57. Maddede yeralan hükümlerin, bilimsel yayın ve araştırma özgürlüğüne dokunan bir yönü yoktur. Ders aracı olarak kullanılmayan diğer bilimsel yayınların serbestçe yapılmasına madde hükmü esasen engel değildir. Davada öne sürüldüğü gibi, Başka yüksek öğretim kurumlarında çeşitli yöntemler bulunabilmesi, üstelikte öğretim üyelerinin ders kitaplarını tamamen serbestçe kendi hesaplarına bastırabilmeleri, inceleme konusu olan 1750 sayılı Kanunun 57. maddesindeki kuralları, Anayasaya aykırı duruma düşüremez. Davacı Ankara Üniversitelerinin bu konuda eşitlik kuralına dayanması gösterilen nedenlerle olanaksızdır.
57. Maddeye ilişkin Anayasaya aykırılık iddiası bu nedenlerle reddedilmelidir.
15 - 61. Madde yönünden:
Maddenin dava konusu yapılan son fıkra hükmü, rektör hakkında yapılan disiplin kovuşturmasına ilişkin işlemlerin, üniversite denetleme kurulunca atanacak bir soruşturmacı tarafından yürütülmesini öngörmektedir.
Yukarıda
Üniversite Denetleme Kurulunun görev ve yetkileri incelenirken bu kurulun,
maddede gösterilen kimi koşullar altında, Üniversite öğretim üyeleri için
doğrudan doğruya soruşturmacı atayabileceği saptanmıştır. Örneğin gerekli
kovuşturmaya, istenildiği halde yetkili organlarca onbeş gün içinde başlanmamak
veya aksine bir karar alınmadıkça başlanan kovuşturmayı en geç üç ay içinde
sonuçlandırmamak gibi hallerde, Denetleme Kurulu, ilgili hakkında doğrudan
doğruya soruşturmacı atayabilir. Oysa, 61. maddenin son fıkrasında bu koşullar
bile aranmadan, rektör hakkında Kurulca doğrudan doğruya soruşturmacı atanması öngörülmüştür.
Bu düzenleme Anayasanın 120. maddesinde yer alan yönetim özerkliği ilkesine
aykırıdır. 61. maddenin son fıkrası bu nedenle iptal edilmelidir.
Halit Zarbun ve Muhittin Gürün bu görüşe katılmamaşlardır.
16 - 65. Madde yönünden:
Anayasaya
aykırılık iddiası bu maddenin son fıkrasına karşı ileri sürülmektedir. Maddenin
öteki fıkralarında üniversite öğretim üyeleri, öğretim yardımcıları ve diğer
memurlar hakkında görevlerile ilgili ve görev sırasında işledikleri suçlar
dolayısile nasıl soruşturma yapılacağı düzenlenmektedir. Bu soruşturma,
öngörülen usul çerçevesinde üniversite içinde yapılacak, Danıştayca
denetlenebilecektir. Fakat maddenin son fıkrasında öngörülen suçlar için başka
hüküm getirilmiştir. Fıkra şöyledir: "Devletin ülke ve millet bütünlüğü,
hür demokratik rejim, nitelikleri Anayasada yazılı Cumhuriyet aleyhine işlenen
ve doğrudan doğruya Devlet güvenliği ile ilgili bulunan suçların ve suçluların
kovuşturulmasında yukarıda yazılı usul uygulanmaz. Bu hallerde kovuşturmayı
Cumhuriyet Savcısı bizzat yapar ve sonucuna göre yetkili mahkemede kamu davası
açar." Davacı Ankara Üniversitesi, genel idare hizmetindeki memurların
memurin muhakematı hakkındaki hükümlere tabi olduklarını, son fıkrada yazılı
suçlar nedenile onlar için bir ayırım yapılmadığını ileri sürmekte ve eşitlik
kuralına bu nedenle aykırı düşen son fıkra hükmünün iptal edilmesini
istemektedir.
Burada
her şeyden önce belirtilmesi gereken bir yasal durumu gözönünde tutmak zorunlu
olacaktır. 1750 sayılı Üniversiteler Kanunundan sonra, Anayasanın değişik 136.
maddesine dayanılarak çıkarılan 26/6/1973 günlü 1773 sayılı Kanunun 1.
maddesinde, Devletin ülkebi ve milleti ile bütünlüğü, hür demokratik düzen ve
nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya
devlet güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet Güvenlik
Mahkemelerinin kurulduğu belirtilmektedir. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev
kapsamına giren suçlar dikkatle incelenecek olursa, bunların 1750 sayılı
Üniversiteler Kanununun 64. maddesinin son fıkrasında yazılı suçların aynı
olduğu saptanacaktır. Şu halde, bu gibi suçların sanıkları Devlet Güvenlik
Mahkemelerinde yargılanacak ve ilk soruşturmaları da Devlet Güvenlik Mahkemesi
Savcısı tarafından yapılacaktır. Öte yandan Devlet Güvenlik Mahkemeleri
hakkındaki 1773 sayılı Kanunun 23. maddesinde, soruşturma izni işlemleri
düzenlenmekte ve hangi devlet görevlileri hakkında hangi mercilerden önceden
izin alınması gerekeceği açıklanmaktadır. Bu maddede üniversite öğretim
üyeleriyle öğretim yardımcıları ve Üniversite memurları hakkında soruşturma
izni alınması öngörülmemiştir. Aynı maddede genel yönetim hizmetinde bulunan
diğer memurların da, sözü edilen suçlardan sanık olmaları halide, soruşturma
izni bakımından ayrık hükümden yararlanmaları öngörülümüş değildir. Şu halde
Memurin Muhakematı Kanununun özel hükümlerin, Devlet Güvenlik Mahkemeleri
görevine giren suçlarda, diğer devlet memurlarına uygulanma olanağı
bulunmamaktadır. Böyle olunca, davacı Ankara Üniversitesinin ileri sürüdüğü
gibi, genel yönetim hizmeti gören ve 773 sayılı Kanunun 23. maddesi kapsamı
dışında kalan memurlarla üniversite öğretim üyeleri, öğretim yardımcıları ve
üniversite memurları arasında bir ayırım yapıldığı ve Anayasanın 12. maddesinde
yazılı eşitlik ilkesinin zedelendiği ileri sürülemez.
Yukarıdaki açıklamalar 65. maddenin son fıkrasında yazılı sorusturma yönteminin Anayasa hükümlerile çelişkili olmadığını gösterdiğinden, bu yöne ilişkin iptal isteminin reddi gerekmektedir..
17 - 66. Madde yönünden:
1750 sayılı Kanunun 66. maddesinin üçüncü fıkrasına göre kolluk görevlileri "suçların ve suçluların kovuşturulması için, herhangi bir davet ve izne bağlı olmaksızın, üniversite binalarına ve eklerine her zaman girebilir."
Görüldüğü gibi burada "suç ve cezaların kovuşturulması için çağrısız, izinsiz üniversiteye girmek" ten söz edilmektedir. Anayasanın değişik 120. maddesinin birinci fıkrasında ise "Üniversite özerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır ve bu özerklik, üniversite binalarında ve eklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engel olmaz." denilmiştir. İlk bakışta deyiş biçimleri ve içeriği yönünden yasa kuralı ile Anayasa ilkesi arasında bir benzerlik, bir aynı doğrultuda oluş göze çarpmaktadır. Şu duruma göre önce Anayasa ilkesinin bütünü içinde yorumlanması sonrada dava konusu kuralın yorum sonunda elde edilen verilere uygun düşüp düşmediğinin saptanması gerekecektir
Anayasanın
değişik 120. maddesinde üniversitelerin özerk tüzel kişiler olarak tanımlanması
ve bunların ancak Devletçe ve Kanuna dayanılarak, kurulabileceklerinin
saptanması ile güdülen ereğin siyasal çevrelerin, özellikle iktidarların ve
ayrıca çeşitli baskı kümelerinin üniversite çalışmaları ile öğrenim ve
öğretimim etki altında tutabilmeleri yolunu kapatmak ve bu çalışmaların
bilimsel gerekler ve gereksinmelerden başka herhangi bir dış etkiden uzak
kalacak bir ortamda sürdürmelerini sağlamak olduğunda kuşku yoktur. Anyasa
Mahkemesi üniversite özerkliğinin nedenini ve gerekçesini; 4/2/1966 günlü,
1965-32, 1966/3 sayılı; 3/2/1968 günlü, 1967/32-1968/57 sayılı; 12/1/1971
günlü, 1969/31 - 1971/3 sayılı; 25/4/1974 günlü, 1973/41 - 1974/13 sayılı
kararlarda görüleceği üzere, ötedenberi böyle anlamış ve saptamış
bulunmaktadır.
Başka bir deyişle, üniversite özerkliğinin bir imtiyaz veya dokunulmazlık olmadığı da söylenebilir. Onun içindir ki, bu özerkliğin üniversite binalarında ve eklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engellik etmesi düşünülemez. Çünkü gerçekte işlenmiş bir suçun ve onu işleyenlerin üniversite binalarında ve eklerinde yetkililerce kovuşturulması kamu düzenini ve kamu güvenliğini yakından ilgilendiren bir sorundur. Anayasanın 120. maddesinde 1488 sayılı yasa ile değişiklik yapılmamış olsaydı bile üniversite binalarında ve eklerinde işlenmiş suçların ve suçluların veya suç işleyip de buralara sığınanların kovuşturulmasına özerkliğin gene de engellik edemiyeceği ortadadır.
Üniversite
özerkliği Anayasa'nın 120. maddesinde yapılan değişikliklerle belirgin duruma
getirilmiş; suç ve suçluların kovuşturulması ile özerklik arasındaki ilişki ve
sınır açıklığa ve kesinliğe kavuşturulmuştur. Şu duruma göre kolluk gücünün bu
belirli sınırı aşması; yetkisini başka alanlara taşırması düşünülemez ve ne
özerklik ve ne de "suçların ve suçluların kovuşturulması" kavramları
ile bağdaşamaz. Çünkü "suçların ve suçluların kovuşturulması" sözlük
anlamı da açık olan hukukî bir kavramdır; kapsamı ve içeriği yasa kuralları ile
belli edilmiştir. Nitekim Anayasanın değişik 15. maddesinin birinci fıkrasında
da "Adlî kovuşturma"dan söz edilmekte olması "suçların ve
suçluların kovuşturulması"nın "adlî kovuşturma" niteliğini
ayrıca kanıtlar. İşlenmiş bir suçun takibine, delillerinin elde edilmesine
faillerinin kovalanmasına yakalanmasına yönelmiş çalışmalar "adlî
kovuşturma" kavramı içine girdiğinden Anayasanın değişik 120. maddesinde
öngörülen ve özerkliğin engellrk edemiyeceği belirtilen işin adlî zabıta görevi
olduğu açıkça ortaya çıkar.
Anayasanın değişik 120. maddesindeki söz konusu kavramın içeriği, niteliği ve güdülen erek böylece saptandıktan sonra şimdi de dava konusu kuralın bu anlayışa, başka deyimle Anayasanın özüne uygun olup olmadığı üzerinde durulacaktır.
Anayasada "suçun ve suçluların kovuşturulması" deyimi adlî kovuşturma anlamında kullanıldığına göre bu deyimin aynısının yer aldığı üçüncü fıkranın adlî zabıtanın görevi sırasında uygulanacak bir kural olduğu anlaşılır. Bu fıkrada geçen "her zaman" deyiminden suç ve suçluların kovuşturulmasında, yani kolluğun adlî görevini yerine getirirken gece, gündüz ayrımı yapılmaksızın bu hizmetin görüleceği anlamının çıktığı; böyle bir görevin yerine getirilmesinin ise çağrı ve izin koşuluna bağlanamayacağı ortadır.
Şurasının açıklanması da yerinde olacaktır: Anayasanın değişik 120. maddesinde ve dava konusu kuralda geçen "üniversite binaları ve ekleri" deyiminden yönetim, öğretim ve eğitimin sürdürüldüğü yerler anlaşılır. Üniversiteler içinde görevlilere ayrılmış konutların veya bu erekle kullanılan başka yerlerin bu kavramın dışında kabul edilmesi gereklidir.
Yukarıdan beri açıklananlar gözönünde bulundurulursa, 1750 sayılı Kanunun 66. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci tümcesinin Anayasaya aykırı yönü bulunmadığı görülür. Davanın, sözü geçen kurala yönelmiş bölümünün reddedilmesi gereklidir.
Bu görüşe Muhittin Taylan, Kani Vrana, Muhittin Gürün ve Şevket Müftügil katılmamışlardır.
İptal
isteğine konu edilen üçüncü fıkrada yer alan "Bu takdirde, giriş sebebinin
niteliğine göre ilgili üniversite rektörlüğü veya bağımsız fakültelerin
dekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir" hükmüne gelince; burada kolluk
gücü, üniversite bina ve eklerine girme ve arama yapmada tamamen serbest
bulunmakta, özerk yönetime herhangi bir haber verme zorunluğu ile dahi yükümlü
tutulmamaktadır. Bu kuralın, Anayasanın 120. maddesinde açıklanan Özerk üniversite
yönetimi esaslarile bağdaşamıyacağı hiç bir kuşkuya yer vermeyecek derecede
ortadadır. Her ne kadar "giriş sebebinin niteliğine göre" kolluk
gücünün üniversite yönetimini haberdar edip etmeme konusunda takdir hakkı
bulunmakta ise de, bilimsel çalışma yapılan yerlerde, laboratuvarlarda, deney
bölümlerinde, üniversite öğretim üyelerinin kitaplarının bulunduğu ve
yazılarını hazırladıkları çalışma odalarında hiç habersiz arama yapabilme
olasılığının varlığı, takdir hakkının iyi veya kötüye kullanılabileceği
tartışmasına gerek kalmadan, doğrudan doğruya üniversite bilim ve yönetim
özerkliği ilkelerinin özünü ortadan kaldıracak bir uygulama olanağını ortaya
koymaktadır. Esasen tamamen aynı nitelikte bulunan bir hüküm başka bir dava
nedenile daha önce Anayasa Mahkemesince iptal edilmişti (2559 sayılı Polis
Vazife ve Selâhiyet Kanununda değişiklik yapılması hakkındaki 26/6/1973 günlü
1775 sayılı Kanun, madde 4, Resmi Gazete 14 Eylül 1974; Sayı: 15006).
66. Maddenin üçüncü fıkrasında yeralan "Bu takdirde, giriş sebebinin niteliğine göre ilgili üniversite rektörlüğü veya bağımsız fakültelerin dekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir" hükmünün, gösterilen nedenlerle iptali gerekmektedir.
Bu görüşe Kemal Berkem, Halit Zarbun ve Abdullah Üner katılmamışlardır.
18 - 69. Madde yönünden:
Davacı
Ankara Üniversitesi bu maddenin ikinci fıkrasının iptalini istemektedir. Bu
fıkrada yer alan hüküm şudur: "Anayasada yeralan hak ve hürriyetlerden her
hangi birisinin, insan hak ve hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve
milliyetiyle bölünmez bütünllüğüriü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep
ayırımına dayanarak nitelikleri Anayasa'da belirtilen Cumhuriyeti ortadan
kaldırmak kasdiyle kullanılması; hallerinde Bakanlar Kurulu, ilgili
üniversitenin veya bu üniversiteye bağlı kuruluş ve kurumların veya bir
üniversiteye bağlı olmayan fakültenin idaresine belli bir süre ile elkoyabilir.
Elkoyma kararı Resmî Gazete'de yayımlanır. Yayımlanmayı müteakip 48 saat içinde
Türkiye Büyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının enamına sunulur. Elkoyma
süresi 2 ayı geçemez."
Anayasa
Mahkemesinin 25/2/1975 günlü, E: 1973/38, K: 1975/23 sayılı kararında da
açıklandığı üzere, Anayasanın değişik 120. maddesinin son fıkrası, Bakanlar
Kurulunun Üniversite yönetimine elkoymasma, çerçevesini Anayasanın çizerek
saptadığı iki koşulun birlikte gerçekleşmesi halinde olanak tanımaktadır.
Anayasanın öngördüğü bu koşullardan birincisi, Üniversitelerle onlara bağlı
fakülte, Kurum ve Kuruluşlarda öğrenim ve öğretim hürriyetlerinin tehlikeye
düşmesi; ikincisi de bu tehlikenin üniversite organlarınca giderilmemesi
halidir. Diğer taraftan yine Anayasanın değişik 120. maddesinin son fıkrasında
"Hangi hallerin elkoymayı gerektireceği, Kanunla düzenlenir" yollu
bir buyruk yeralmaktadır.
Anayasanın
değşik 120. maddesinde yer alan ve yukarıda açıklanmış olan bu kuralların
birarada incelenmesinden çıkan sonuç sudur; Üniversitelerde öğrenim ve öğretim
özgürlüklerinin hangi hallerde tehlikeye düştüğü veya tehlikeye düşmüş
sayılacağı; Üniversite organlarınca bu tehlikenin giderilmesi için alınacak
tedbirlerin nelerden ibaret olduğu ve ne gibi hallerde tehlikenin giderilmediği
veya tehlikenin giderilmiş sayılmayacağı hususları yasaca belirlenecektir.
Başka bir deyimle, Üniversite yönetimine Bakanlar Kurulunca elkoymayı gerektiren
hallerin yasama organınca yasa kuralı konulmak yoluyla saptanmasının istenmesi,
Anayasanın bu buyruğu gereğidir. O halde dava konusu kural bu açıdan Anayasaya
uygunluk denetiminden geçirilmelidir.
Dava konusu kanun kuralı ele alındığında, Bakanlar Kurulunun üniversite yönetimine elkoyması için:
Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden her hangi birisinin;
a) İnsan hak ve hürriyetlerini veya
b) Türk Devletinin Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya
c) Dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak nitelikleri
Anayasada belirtilen Cumhuriyeti;
Ortadan kaldırmak kasdiyle kullanılmasını koşul olarak aramaktadır.
Görüldüğü gibi bu fıkra hükmünde, söz konusu edilen eylemlerin üniversitede oluştuğuna ve bu yüzden üniversitedeki öğrenim ve öğretim özgürlüğünün tehlikeye düştüğüne ve üniversite yönetiminin bu tehlikeyi gideremediğine ilişkin hiç bir kural ve açıklama yer almamaktadır. Oysa yukarıda açıklandığı gibi Anayasa'nın değişik 120. maddesinin son fıkrasında bu koşullar belli edilmiş ve hangi hallerin elkoymayı gerektireceği, elkoyma kararının ilân ve uygulama usulleri ile süresi hakkındaki düzenlemelerin özel kanunda belirleneceği kurala bağlanmıştır.
Dava
konusu fıkrada öngörülen eylemlerin ağır suç oluşturmalarına karşın
üniversitedeki öğrenim ve öğretim özgürlüğünü her halde tehlikeye düşürdüğü de
ileri sürülemez. Bundan başka dava konusu fıkrada söz konusu edilen eylemler, o
üniversitede oluşmasa bile üniversite yönetimine el konulabilecektir. Gerçi
fıkra içinde "İlgili üniversitenin" denilmiş olması bu eylemlerin o
üniversitenin içinde geçmiş olması anlamına gelmez. Örneğin, üniversite dışında
oluşan bazı olaylara o üniversite öğrencilerinin katılmış olmalarına
dayanılarak ve böylece öğrenci ile üniversite arasında Anayasanın öngörmediği bir
bağlantı ve ilişki kurulmak suretiyle o üniversitenin yönetimine el
konulabilecektir. Bundan dolayıdır, ki, üniversite dışında oluşan olaylar neden
gösterilerek o üniversitedeki öğrenim ve öğretim özgürlüğü tehlikeye düşmemiş
ve olağan çalışmalarda hiç bir aksaklık görülmemiş olsa bile üniversite
yönetimine elkonulabilecek; üniversite içinde oluşmaya başlayan olaylar
nedeniyle de üniversite yönetimince gereken önleyici, giderici ve yeterli
tedbirlerin alınıp alınmadığına ve bunların sonuçlarına bakılmaksızın el koyma
icararı verilebilecektir. Her ne kadar Yasanın 8. maddesinin (c) bendi hükmüne
göre, Üniversite Denetleme Kurulunun, bu konuda inceleme yaparak durumdan
Bakanlar Kurulunu haberdar etme göreviyle yükümlü olduğu açıklanmış ise de,
Denetleme Kuruluna böyle bir yetki verilmesi, 69. maddenin ikinci fıkrasında
belirlenen biçimdeki bir düzenlemeye, Anayasa kurallariyle bağdaşabilme olanağı
sağlayamaz.
Öte yandan elkoyma kararının hemen Türkiye Büyük Millet Meclisi Birleşik Toplantılarının onayına sunulması gerekirken, yasa düzenlemesine göre, elkoyma kararı önce Resmî Gazete'de yayımlanacak, yayımı izleyen 48 saat içinde Birleşik Toplantının onayına sunma işlerine geçilecektir. Anayasanın 120. maddesinin son fıkrasında yeralan "Hemen" sözcüzünün içerdiği kavram ve amaç ile bu tür düzenlemenin uyum halinde olduğu ileri sürülemez.
Bu nedenlerle, 69. maddenin ikinci fıkrası, Anayasanın 120. maddesinin son fıkrasında yazılı ilkelere aykırıdır ve iptal edilmelidir.
Bu görüşe Halit Zarbım katılmamıştır.
Maddenin ikinci fıkrasının tümünün iptal edilmesi karşısında, üçüncü fıkrada yeralan "Ancak, her defasında 2 ayı geçmemek üzere süre uzatılabilir. Uzatma kararı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının onanıma sunulur" hükmünün bu fıkra açısından uygulama alanı kalmamıştır. 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, 1750 sayılı Yasanın 69. maddesinin son fıkrasının da söz konusu ikinci fıkra yönünden iptal edilmesi gerekmektedir.
19 - 70. Madde yönünden:
a) Bu maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleriyle son fıkrası iptal davasına konu yapılmaktadır. Konunun bu sıraya göre incelenmesine geçilmeden önce maddenin tamamının 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptali gerektiği görüşü ortaya atıldığından herşeyden önce bu yön üzerinde durulmuştur.
70.
madde, elkoyma halinde Bakanlar Kurulunun yetkilerini düzenlemektedir. 69.
maddede yer alan elkoyma hallerinin belirtilmesi ve elkoyma karannın Türkiye
Büyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının onayına sunulması işlemleri ile 70.
maddenin konusu ayrıdır. Bakanlar Kurulunun yetkilerinin neler olduğunu
saptayan 70. madde hükmünün, elkoyma hallerini belirleyen ve onaya sunma
işlemlerini düzenleyen 63. madde hükmünün iptalini öngören Mahkeme kararıile
uygularıma değerini yitirdiği kabul edilemez. Çünkü hangi hallerde Bakanlar
Kurulunca Üniversite yönetimine elkonulacağınm yasal yolla belirtilmesi Anayasa
buyruğudur. Yasama Organı bu hallerin kapsamım ve içeriğini olabildiğince ayrıntılı
bir biçimde ve Anayasanın 120. maddesinin son fıkrasında açıklanan koşullar
çerçevesinde düzenleme zorunluğundadır. 70. madde 1750 sayılı Kanunun öngördüğü
sistem içindeki yerini koruduğu ve yasa koyucu da, yukarıda belirtildiği
biçimde el koyma hallerini ve koşullarını yeniden düzenlediği takdirde,
Bakanlar Kurulu yetkilerinin neler olduğunu belileyen hükümler yürürlükte
kaldığından bu konuda başkaca yasal bir düzenlemeye gereksinme duyulmayacaktır.
Soruna bu açıdan bakılınca, 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28/2 maddesinin
olayda uygulanması bir yarar sağlamıyacaktır.
Bu görüşe Muhittin Taylan, Kani Vrana, Ziya Önel, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Çebi ve Ahmet H. Boyacıoğlu katılmamışlardır.
b)
70. maddenin (a) bendinde iki hüküm yeralmaktadır. Bunlardan biri
"Üniversite ve bağlı kurum organlarında veya üniversiteye bağlı olmayan
fakültelerde görevli bulunanların tümünün veya bir kısmının yönetim görevlerine
son vermek" işlemlerinin yönetime elkoyan Bakanlar Kurulunca yürütüleceğini
buyurmaktadır. İptali istenen (a) bendinin bu bölümünde Anayasaya aykırılığı
oluşturan bir neden bulunmamaktadır. Gerçekten Anayasanın 120. maddesinin son
fıkrasında öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde, Bakanlar Kurulunca
Üniversite yönetimine elkonulacağı açıklanmaktadır. Bu demektir ki, olağanüstü
olaylar nedenlerle tehlikeye düşen öğrenim ve öğretim özgürlüğünün tekrar
sağlanmasına ve olaylar etkisiz kalıncaya kadar özerk üniversite yönetimi
yerine yürütme organının yönetimi geçecek, bu yönetim özerk yönetimin bütün
yetkilerini kullanabilecektir. Anayasa Mahkemesinin bir kararında da açıkça
belirtildiği üzere, "Bir kuruluşun yönetilmesi, ona yükletilmiş olan
işleri görmek için gereği gibi işlemesinin sağlanması anlamına gelir. Düzenli
bir işleminin sağlanması ise, ilk önce, o örgütte çalışacakların atanması,
gerektiğinde disiplin cezalarına çarptırılması ve görevden çıkarılmasile olur.
Demekki yönetim yetkisi, özünde görevlileri atama, disiplin cezası verme ve
görevden çıkarma yetkilerini içerir" (Anayasa Mahkemesinin 4/5/1972 günlü,
E: 1969/52. K: 1972/21 sayılı kararı, 23/1/1973 günlü, 14426 sayılı Resmî
Gazete'de yayımlanmıştır.) Şu halde belirli bir süre özerk yönetimin yerine
geçen Bakanlar Kurulunca, o yönetimin gerekleri ne ise, elkoyma koşullarile sınırlı
olarak ve yetkilerini bu sınırların dışındaki alanlarla taşırmadan o işleri
yerine getirebilecektir. Bakanlar Kurulunun, Üniversitenin haiz olduğu
yetkilerden daha fazlasını kullanması düşünülemez, esasen (a) bendi hükmü de
böyle bir yoruma elverişli değildir. Bu duramda (a) bendinin birinci tümlecinin
içerdiği hükümde anayasaya aykırılık nedeni bulunmamaktadır. İstemin bu hükmü
amaçlayan yönü reddedilmelidir.
c -
(a) bendinde yeralan ve Anayasaya aykırılık iddiasına konu yapılan ikinci hükme
gelince, bu hüküm; yönetimine elkonulan üniversitede, yönetim görevile yükümlü
kişilerin bu görevlerinden çıkarılması halinde, yerlerine başkalarını seçebilme
yetkisini Bakanlar Kuruluna tanımaktadır.. Biraz önce değinildiği gibi, yönetim
yetkisi, özünde görevlileri atama, disiplin cezası verme ve görevden çıkarma
yetkilerini içerir. Bu kavramda olan bir yetkinin, özel ve açık bir sınırlama
olmadıkça, bir bölümünün kullandırılıp öbür bölümünün, kullandırılmaması
Anayasanın 120. maddesinin son fıkrasile getirilen hükmün amacına aykırı
düştüğü gibi uygulamada da ters sonuçlar doğurur. Unutulmamalıdır ki (a)
bendinde sözü edilen görevliler, yönetimde görev alan kişilerdir. Yoksa sadece
öğretimle ilgili görevliler bu hükmün kapsamı dışındadır. Yönetim görevile
yükümlü kişilerin bu görevlerinden alınabilmelerinde Anayasaya aykırılık
görülmediği saptandıktan sonra, yerlerine yenisini seçme yetkisinin tanınmaması
halinde yönetim aksar ve Üniversitenin düzeninde işlemesini sağlama amacının
gerçekleşmesi yerine, yönetimde kargaşalık olur. Bakanlar Kurulunun bu görevi,
yürürlükteki kuralları uygulamak suretile yerine getireceği kuşkusuzdur. Çünkü
Yasa, olağanüstü yönetimde dahî Bakanlar Kuruluna, hiç bir kurala bağlı
olmaksızın, kendi takdiri ile görevlendirme yetkisi tanımayı düşünmemiş, sadece
üniversite seçim organlarının yerine geçerek, belirli bîr süre, yürürlükteki
kurallara göre görevlileri seçme hakkını kullanma yetkisi tanımıştır.
Öte
yandan Anayasanın 120. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarının yazılış
biçimindeki farklılıklardan yararlanarak amaca ters düşen sonuçlar çıkarmak da
doğru değildir. Gerçekten 120. maddenin üçüncü fıkrasında: "Üniversiteler,
devletin gözetim ve denetimi altında, kendileri tarafından seçilen organları
eliyle yönetilir. Özel Kanuna göre kurulan Devlet üniversiteleri hakkındaki
hükümler saklıdır." Denilmekte ve dördüncü fıkrasında da: "Üniversite
Organları, öğretim üyeleri ve yardımcıları, Üniversite dışındaki makamlarca,
her ne suretle olursa olsun, görevlerinden uzaklaştırılazlar. Son fıkra
hükümleri saklıdır" diye yazılmaktadır. Son fıkra hükmü ise Üniversite
yönetimine elkoyma ile ilgilidir. Bu yazılış biçiminden, yönetim organlarının,
üniversite dışındaki makamlarca görevlerinden uzaklaştırılamayacakları
hakkındaki ilkenin üniversite yönetimine elkonulması halinde geçerliliğini
koruyacağı anlamını çıkarmaya olanak yaktur. Öte yandan bu sınırlamanın,
üniversite özerk yönetiminip seçilen organları eliyle yürütülmesine ilişkin
üçüncü fıkrada yeralan ilkenin uygulama alanını daraltmadığı ve yönetime el
konulması halinde üniversitelerin kendileri tarafından seçilen organları eliyle
yönetilmesine devam edileceği anlamını çıkarmak da olanaksızdır. Zira 120.
maddenin son fıkrasile, belirli bir süre için üniversitenin kendisini yönetmesi
yetkisi elinden alınmakta, yerine Bakanlar Kurulunun yönetimi konulmaktadır.
Aksi düşünce, daha yukarıda açıklanan ve Anayasa Mahkemesinin çeşitli
kararlarında belirtilen "Yönetim" kavramına ters düşer. Çünkü,
üniversite yönetimi bir bütündür; görevden uzaklaştırma ile görevliyi seçme
yetkilerini birbirinden ayırmak Anayasa'nın 120. maddesi ile bağdaştırılamaz.
Gösterilen nedenlerle, 70. maddenin (a) bendinde yeralan "Yönetim görevlerine son verilenlerin yerine yenilerini seçmek" kuralı Anayasaya aykırı değildir. Bu hükme yönelen iddianın reddi gerekmektedir.
Muhittin Taylan, Kani Vrana, Ahmet Salih Çebi, Adil Esrner ve Ahmet H. Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
ç)
Bakanlar Kurulu Üniversite yönetimine elkonulması halinde (b) bendine göre şu
yetkiyi de kullanabilecektir: "Elkoymayı gerektiren durumun doğmasına
sebep olanların tesbiti, bunlar ve failleri hakkında gerekli disiplin ve ceza
kovuşturmasını yaptırmak." Bu yetki, elkoyma yönetiminin amacıdır.
Olayları yaratanlar ve bunlara katılarak etki çevresinin genişlemesine ve
böylece öğrenim ve öğretim özgürlüğünün tehlikeye düşmesine sebep olanlar
hakkında, yönetime elkoyan Bakanlar Kurulunca gerekli disiplin ve ceza
kovuşturması yaptırmak zorunludur. Bu gibi tedbirleri alma ve yetkileri
kullanma olağanüstü yönetimin gereğidir. Esasen olağan zamanlarda Üniversite
Denetleme Kuruluna verilen disiplin ve ceza kovuşturmasını harekete geçirire
yetkisinin (Madde 8), olağanüstü zamanlarda, Özellikle yönetime elkoymayı
gerektiren durumun doğmasına sebep olanlar hakkında, Bakanlar Kuruluna
tanınmaması yadırganacak bir çelişki oluşturur. (b) Bendine ilişkin Anayasaya
aykırılık itirazının bu nedenlerle reddi gerekmektedir.
d)
(c) bendindeki hükme göre, "Üniversitede ve bağlı kuruluşların da görevli
kişilerden gerekli görülenleri, kovuşturma sonuçlanıncaya kadar veya kovuşturma
sonucunun gerekli kıldığı hallerde kesin sonuç alınıncaya kadar görevlerinden
uzaklaştırmak" yetkisi Bakanlar Kuruluna tanınmaktadıır. Buradaki yetkinin
kullanılmasında yönetim veya sadece Öğretim görevi yapanlar arasında bir ayırım
gözetilmemiştir. Şu halde yönetim görevi olmasa bile, sadece öğretim görevi
olan bir kişinin dahi Bakanlar Kurulunca görevine son verilebilecektir. Fakat
bu işlemlerin de koşulları olduğu kabul edilmelidir. Bakanlar Kurulunun bu
konuda tamamen serbest ve hatta keyfi hareket edebileceğini düşünmek
olanaksızdır. Herşeyden önce Yürütme organına, üniversite yönetimine hangi
nedenlerle elkoyma yetkisinin tanındığı gözden kaçırılmamak gerekir. Bunun
temel ilkeleri Anayasanın 120. maddesinin son fıkrasında gösterilmiştir.
Üniversite içinde veya dışında meydana gelen olaylar öyle bir genişlik ve
etkinlik kazanabilir ki, öğrenim ve öğretimin özgür bir ortamda gerçekleşmesi
tehlikeye düşebilir ve Üniversite yönetimi de bu tehlikeyi giderecek tedbirleri
almakta güçsüz kalabilir ve olayların bu nitlikte gelişmesinde payı olan
öğretim üyeleri ve yardımcıları da bulunabilir. İşte (c) bendindeki hükmün
amacı bu nitelikteki öğretim elemanlarıdır. Yönetimde görev almış bile olsa, el
koymayı gerektiren durumun doğmasına neden olan olaylara karışan, bunlarda payı
olan öğretim üye ve yardımcıları (c) bendinin kapsamına girmektedirler. 70.
maddenin basında (Elkoyma halinde Bakanlar Kurulunun yetkisi) biçiminde bir
açıklama bulunmasına, elkoyma koşullarının kesinlikle belli olmasına ve (c)
bendinde de (gerekli görülenler) denilerek elkoyma koşul ve nedenlerile bir
bağlantı kurulmasına göre, Bakanlar Kurulunun yetkilerini kullanırken keyfi
hareket edemeyeceği, olaylarla hiç ilgisi olmayan öğretim üyeleri hakkında
görevden uzaklaştırma yetkisini kullanamayacağı açıkça anlaşılmaktadır. Esasen
bir maddenin içinde bulunan fıkra ve bentleri ayrı ayrı ele alıp inceleyerek
yorum yapmak ve anlamlarını belli etmek yerine, maddenin tamamını, hatta
kanunun tümünü gözeterek değerlendirmek gerektiği genel bir hukuk kuralıdır. Bu
açıdan (c) bendine bakılınca, Bakanlar Kurulunun kovuşturma sonuçlanıncaya veya
kesin sonuç alınıncaya kadar görevlerinden uzaklaştırabileceği öğretim üye ve
yardımcılarının elkoyrnaya neden olan olaylarda payı bulunanlar olduğu açıkça
ortaya çıkmaktadır. Özerk yönetimin yerine geçen Bakanlar Kuruluna bu konuda
yetki tanınmasının, Anayasanın herhangi bir hükmü ile bağdaşmadığını ileri
sürmek olanaksızdır. Aksine bu hüküm, Anayasa'nın 120. maddesinde öngörülen
elkoyma halinin kaçınılması mümkün olmayan bir sonucudur. Bu kurala yönelen
istemin gösterilen nedenlerle reddi gerekmektedir.
Muhittin Taylan, Kani Vrana, Hasan Gürsel, Şevket Müftügil, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
e) 70. maddenin ikinci fıkrası da iptal davasına konu yapılmaktadır. Bu fıkra şöyledir: "Elkoyma halinin kaldırılmasından sonra, kesin bir yargı kararı olmadıkça Bakanlar Kurulunun (b) ve (c) bentlerine göre almış bulunduğu kararlar yürürlükte kalır." Bu fıkrayı (b) ve (c) bentlerile ilgili olarak ayrı ayrı inceleme gerekecektir:
(b) bendi yönünden:
Bu bent, elkoymayı gerektiren durumun doğmasına sebep olan görevliler hakkında disiplin ve ceza kovuşturması yaptırmaya Bakanlar Kurulunu yetkili kılmaktadır. Böylece başlanan bir disiplin ve ceza kovuşturmasının elkoymanın kaldırılmasından sonra da sürdürülmesi doğaldır. Yeter ki bu konuda kesin bir yargı kararı alınmış olsun. Özerk yönetim düzeninde başlanan disiplin ve ceza kovuşturmalarının yürütülmesindeki kural da budur. Hüküm bu bakımdan Anayasaya aykırı değildir. 70. maddenin ikinci fıkrasında yeralan kurala yönelen istemin (b) bendi açısından reddi gerekmektedir.
(c) Bendi yönünden:
Bu
bent, görevli kişilerden gerekli görülenlerin, kovuşturma sonuçlanıncaya kadar
veya kovuşturma sonucunun gerekli kıldığı hallerde kesin sonuç alınıncaya kadar
görevlerinden uzaklaştırmaya Bakanlar Kurulunu yetkili kılmaktadır. Şimdi
Bakanlar Kurulunca uzaklaştırılan bir öğretim üyesi, elkoyma halinin
kaldırılmasından ve özerk üniversite yönetimi tekrar kurulduktan sonra dahi
göreve başlayamayacaktır. Yeter ki bu öğretim üyesi hakkında göreve başlamasına
engel olmadığını belirten kesin bir yargı kararı olsun. Olağanüstü zamanlarda
olağanüstü nitelikteki tedbirlerin gereği olarak görevden uzaklaştırılan bir
öğretim üyesinin bu süre devamınca kovuşturma sonucu alınıncaya kadar tekrar
göreve başlamasında sakıncalar olabilir. Fakat olağanüstü yönetim kalktıktan
sonra gerekli tedbiri almaya artık özerk üniversite yönetimi yetkilidir. (b)
bendi ile (c) bendi arasındaki ayırımı burada tekrar belirtmekte yarar vardır:
(b) bendinde, Öğretim üyesi görevinden alınmamış, sadece hakkında disiplin ve
ceza kovuşturması açılmış ve elkoyma halinin kalkmasından sonra bu
kovuşturmanın sürdürülmesi öngörülmüştür. Oysa (c) bendine göre, öğretim üyesi
görevinden alınmıştır, onun yaşamına çok ağır etkisi olan bir işlem ortaya
konmuştur. Elkoyma hali kalksa bile ilgili kesin yargı kararı getirmedikçe
görevine başlayamayacak, belki ekonomik ve sosyal çöküntüye uğrayacaktır.
Görevine tekrar başlayabilmek için, hakkındaki suçlamaların aksini ispat etmek
durumunda kalacak, yıllarca yargı mercileri önünde çaba harcayacaktır. Ceza
hukukunun temel kurallarından olan "Aslolan suçsuzluk" ilkesi yerine,
bunun tamamen tersi olan "Aslolan suçluluk" gibi bir ilke değer
kazanacak, ilgili, üstüne atılan suçları işlemediğini kanıtlama zorunluğunda
bırakılacaktır. 70. maddenin ikinci fıkrası, (c) bendi yönünden bu sonucu
doğuracak bir nitelik göstermektedir ve bu nedenle Anayasanın 120. maddesine
olduğu kadar, demokratik hukuk devleti ilkesine de aykırıdır ve iptal
edilmelidir.
Halit Zarbun, Abdullah Üner ve Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamıştır.
20 - 73. Madde yönünden:
a) Bu maddenin birinci fıkrasının birinci tümcesinede, öğrencilerden alınacak "ücret" den söz edilmektedir. Oysa ücret alma kuralının esasını oluşturan yöntem 72. maddenin (c) bendinde yer almaktadır. 72. Maddenin(c) bendinde sözü edilen ücret kuralı ise, Anayasa Mahkemesince 25/2/1975 günlü E: 1973/38, K: 1975/23 sayılı kararla iptal edilmiş olduğundan 73. maddenin birinci fıkrasının birinci tümcesinde yer alan "Ücret" deyiminin uygulama alanı kalmamıştır. Böyle olunca 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun 28/2. maddesine dayanılarak birinci tümcedeki "Ücret" sözcüğünün iptali gerekmektedir.
b)
73. maddenin birinci fıkrasının birinci tümcesinde "Ücret" le
birlikte "harç" lardan da söz edilmektedir. Bu tümce aynen şöyledir:
"Kanunun 6. maddesinin (f) fıkrasına göre öğrencilerden alınacak ücret ve
haçlar, yıllık 3000 lirayı geçmemek üzere her üniversitede kurulacak
"Öğrenci fonu'na yatırılır." denilmektedir. Kanunun 6. maddesi ise
tüm olarak üniversiteler bakımından Anayasaya aykırı bulunmuş ve iptali
öngörülmüştür. (Bak. Yukarıda IV. Esasın incelenmesi, 5. ve 6. maddeler
yönünden). Üniversiteler yönünden iptal edilen 6. maddenin (f) fıkrasında,
öğrencilerden alınacak harçlara ilişkin esasların yüksek öğretim Kurulunca
tesbit edileceği ve 73. maddenin şimdi iptal davası konusu yapılan birinci
fıkrasile bu harçların bir "Öğrenci fonun" da toplanacağı
belirtilmektedir. Oysa Anayasanın 61. maddesinde yukarı ve aşağı sınırları ile
ölçü ve esasları kanunla belli edilmek şartile vergi, resim ve harçların
muafiyet ve istisnalariyle nisbet ve hadlerine ilişkin hükümlerde değişiklik
yapmaya, sadece Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Şu halde öğrencilerden
alınacak olan ve tavanı kanunda gösterilmiş bulunan harcın esasları ve
nispetleri üniversiteler yönünden Anayasaya aykırı bir kuruluş tarafından
saptanamaz. Aynı zamanda Bakanlar Kuruluna tanınan bir yetkinin, genel yönetim
hizmetlerine ilişkin bir kuruluşa bırakılması da Anayasanın 61. maddesile
bağdaştırılamaz. Böyle olunca, 73. maddenin birinci fıkrasının birinci
tümcesinde yeralan hükmün tümünün iptal edilmesi gerekmektedir.
Öte
yandan ayni fıkrada, öğrenci fonunun denetim esaslarının senatolarca
saptırıcağı belirtilmektedir. Oysa öğrencilerden alınacak harç üniversite katma
bütçesine ilişkin bir gelir kaynağıdır ve bu niteliğile Anayasanın 127
maddesinin kapsamına girmektedir. Anayasanın 127. maddesinin birinci fıkrasında
ise, "Sayıştay, Genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri
ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek... ile
görevlidir" denilmektedir. İptali istenen hüküm ise bu denetici,
Sayıştayın yetki alanından çıkarmakta ve böylece Anayasaya aykırı bir malî
denetleme olanağı meydana getirmektedir. Bu nedenle 73. maddenin birinci
fıkrasının sondan bir önceki tümcesinde yer alan "Denetim" deyiminin
harç açısından iptali gerekmektedir.
21 - 74. Madde yönünden:
Üniversitelerde ve bunlara bağlı kuruluş ve birimlerde, yetkili organın teklifi ve yüksek öğretim Kurulunun onayı ile döner sermaye işletmeleri kurulabileceği 74. maddenin birinci fıkrasında açıklanmıştır. Oysa Yüksek Öğretim Kurulunun, Kuruluş biçimine ilişkin Kuralın Üniversiteler yönünden Anayasa aykırı bulunarak iptali öngörülmüştür. (IV Esasın incelenmesi, Bölüm A, Bent 3). Hal böyle olunca birinci fıkrada yeralan "Ve Yüksek Öğretim Kurulunun onayı" deyiminin uygulama alanı kalmamış bulunmaktadır. Bu deyimin, 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 28/2. maddesi uyarınca iptal edilmesi gerekmektedir.
Bu görüşe Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu katılmamışlardır.
22 - 82. Madde yönünden:
1750
sayılı Yasanın 82. ve 83. maddeleri, yürürlükten kaldırılan kanunlar başlığı
altında düzenlenmiştir. Gerçekten 82. maddenin birinci fıkrasında 4936 sayılı
Kanun ile bunun ek ve değişikliklerine ilişkin 115, 119, 345 ve 923 sayılı
Kanunların yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiş ancak maddenin ikinci
fıkrasında, 1750 sayılı Üniversiteler Kanunu kapsamı dışında bırakılan kimi
Üniversitelere ilişkin kanunların yürürlüklerini koruyacaklarına işaret
edilmiştir. Bu fıkra ile hükümleri saklı tutulan üniversiteler Karadeniz Teknik
Üniversitesi ve Erzurum Atatürk üniversitesidir. Karadeniz Teknik Üniversitesi
20/5/1957 günlü 6594 sayılı Kanunla kurulmuş, sonradan 336, 534, 871 ve 1650
sayılı kanunlarla bu kanunda eklemeler ve değişikler yapılmıştır. Atatürk
Üniversitesi ise 7/6/1957 gününde 6990 sayılı Kanunla kurulmuş, sonradan 336,
535, 871, 994, 1499, 1573 ve 1578 sayılı Yasalarla bu kanuna ek ve değiştirici
hükümler getirilmiştir. Davacı Anakara Üniversitesi sözü edilen iki
üniversiteye ilişkin Yasa hükümlerini saklı tutan 82. maddenin ikinci
fıkrasının birinci tümcesinin iptalini istemektedir.
Saklı
tutulan hükümlerin iptali gerekip gerekmeyeceği konusunda karar verebilmek için
her şeyden önce bu üniversitelerin hukuksal statülerinin yeterince saptanması
zorunludur. Bilindiği üzere, 1961 Anayasasından önceki dönemde de üniversiteler
ve bir üniversiteye bağlı olmayarak açılacak fakülteler birer kanunla
kurulmakta idi. 4936 sayılı Üniversiteler Kanununun birinci maddesine göre
üniversiteler özerkliği ve tüzel kişiliği olan yüksek bilim, araştırma ve
öğretim birlikleridir. Şu halde kanunla kurulacak üniversitelerin gösterilen
nitelikte olmaları gerekmektedir. Gerek Karadeniz Teknik Üniversitesi, gerek
Atatürk Üniversitesi Kuruluş kanunları ve bunların ek ve değişiklikleri
incelendiği tadirde görülür ki, bu öğretim kurumları hakkında sevkedilen
hükümler geçici niteliktedir ve esas amaç, 4936 sayılı Kanunun birinci
maddesinde yazılı özerkliğe ve tüzel kişiliğe bir an önce ulaşmaktadır. Nitekim
Karadeniz Teknik Üniversitesi hakkındaki 6594 sayılı Kanunun 2. maddesinde ve
geçici maddelerinde bu yön açıkça belirtilmiştir. 6990 sayılı Atatürk
Üniversitesi Kanununa gelince, bu kanun hükümleri de sürekli değildir, tüzel
kişilik alıncaya kadar yönetim biçimi geçici olarak düzenlenmiştir. Kanunun
geçici maddeleri dikkatle incelendiğinde, amacın, 4936 sayılı Kanun hükümlerine
bağlı bir üniversite oluşturmak olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Özellikle
Kanunun geçici 4. maddesini değiştiren 30/1/1968 günlü ve 996 sayılı Yasada
"bu üniversite tüzel kişilik kazanıncaya kadar" denilmek suretile,
kuruluşa ilişkin hükümlerin geçici nitelikte bulunduğu görülmektedir.
Her
iki üniversitenin hukuksal yapısı böylece saptandıktan sonra 1961 Anayasasının
Üniversiteler için getirdiği ilkeler karşısındaki durumlarının incelenmesi
gerekecektir. Bilindiği üzere Karadeniz Teknik ve Erzurum Atatürk
Üniversiteleri, özel kanunlardaki hükümler uyarınca, Millî Eğitim Bakanlığı
tarafından yönetilmektedir. 1924 Anaya'sası, Üniversiteler için herhangi bir
hükmü içermemesine karşın, 1961 Anayasası bu konuda bir ilkeler topluluğu
getirmiştir. Üniversiteler özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir. Devletin
gözetimi ve denetimi altında kendileri tarafından seçilen organları elile
yürütülür. Bu organlar ve öğretim üye ve yardımcıları üniversite dışındaki
makamlarca görevlerinden uzaklaştırılamazlar. Araştırma ve yayın serbesttir.
Öğrenim ve Öğretimin Özgürlük ve güvence içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji
gereklerine ve kalkınma planı ilkelerine göre yürütülmesi esastır. Bu
ilkelerle, yürütmenin yönetim ve denetimi altında bulundurulan bir
üniversitenin hukuksal statüsünün bağdaşmayacağı açıktır. Anayasanın 120.
maddesinin üçüncü fıkrasında sözü edilen Devlet gözetim ve denetiminden,
yönetimin siyasal iktidarca yürütülmesi anlamı çıkarılamaz, aksi takdirde
yukarıda belirtilen ilkeler etkinliklerini ve uygulama alanlarını yitirirler.
Anayasa Mahkemesinin bir kararında da belirtildiği gibi: "Devletin gözetim
ve denetim yetkisi, yönetim özerkliği bulunan bir kuruluşun yönetim işlemlerine
ve işlerine karışmasını haklı göstermez, çünkü yönetime üniversite dışındaki
bir organ veya yerin karışması durumunda, bir yandan üniversitenin kendisince
seçilen organlar eliyle yönetildiğinden artık söz edilemeyeceği gibi, öte
yandan Devlet gözetim ve denetiminin kabul edilmesile güdülen ereğin sınırları
da asılmış olur. Gerçekten yönetim çalışmalarından olan bir işlemin
tamamlanmasına veya bir işin görülmesine üniversite dışında bir organın veya
yerin katılması, o işlem veya işin ancak üniversite organlarından başka bir
yerin ortak olması sonunda tamamlanması demektir. Yine Anayasanın 1971
değişikliği ile üniversitenin Devlet gözetim ve denetimi altına konulması,
özerk birer kuruluş olan üniversitelerin, yalnızca bilimsel gereklere göre ve
özgürlük ortamında öğretim ve araştırma yapmak olan amaçlarından sapmaları
önleyerek bu ereklere varılmasını sağlamak düşüncesine dayanmaktadır;
üniversite dışındaki bir yerin yönetime katılması ise, belli bir ölçüde,
herhangi bir siyasal gücün, üniversite yönetimi üzerinde etkili olması sonucunu
doğurup üniversitenin yalnızca bilimin nesnel gereklerine göre ve özgürlük
içinde çalışmasını kısıtlar." (Anayasa Mahkemesinin 4/5/1972 günlü, Esas:
1969/52, Karar: 1972/2 sayılı kararı Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı:
10, Sayfa: 352 - 353).
Karadeniz Teknik ve Erzurum Atatürk Üniversitelerinin hukuksal yapıları Anayasanın 120. maddesinde belirtilen yönetim ve bilim özerkliğinin öğretim ve öğrenimin gereksindiği siyasal baskılardan uzak bir özgürlük havası içinde gerçekleşmesine elverişli değildir. Bu bakımdan sözü edilen üniversitelerin kuruluşlarını düzenleyen kanun hükümleri Anayasa ilkelerile bağdaşmamaktadır. Bu hükümlerin yürürlüğünü saklı tutan 1750 sayılı Yasanın 82. maddesinin ikinci fıkrasının birinci tümcesi iptal edilmelidir.
Öte
yandan Karadeniz Teknik Üniversitesile Erzurum Atatürk Üniversitesinin,
Anayasanın 120. maddesinin üçüncü fıkrasında hükümleri saklı tutulan yasal
kuruluşlardan olup olmadıkları üzerinde de durulmuştur. Yukarıda açıklandığı
üzere, bu iki üniversitenin hukuksal yapıları geçicidir, yani özerk bir tüzel
kişiliğe kavuşuncaya kadar millî Eğtim Bakanlığının yönetimi altındadır.
Kuruluş tamamlanıp 4936 sayılı Kanun uyarınca gerekli organlar oluştuktan sonra
Millî Eğitim Bakanlığının yönetimsel vesayeti son bulacak, her iki üniversite
de özerk birer tüzel kişiliğe sahip olacaklardır. Demek oluyor ki, bu gibi
geçici üniversite kuruluşları için amaç, Anayasanın 120. maddesinin üçüncü
fıkrasında öngörülen ayrık hükümlerden yararlanmak değildir. Ayrık hüküm,
Kuruluşunu 1961 Anayasasından önce tamamlamış ve aslında 4936 sayılı Kanunda
gösterilen genel hukuksal statünün dışındaki üniversite kuruluşlarını
amaçlamaktadır. Nitekim bu konu üzerinde Kurucu Mecliste Anayasa görüşmeleri
sırasında da durulmuştur. Görüşmelere temel tutulan Anayasa tasarısında sözü
edilen aynk hüküm yoktu. Temsilciler Meclisinde ikinci görüşme yapılırken
maddeye böyle bir hükümün konulması üyelerden biri tarafından önerilmiş, ancak
Anayasa Komisyonu şu gerekçe ve koşullarla öneriye katılmıştır: "... bu
ilâveye, gayet mahdut bir sahaya inhisar ettiğinden, bir istisna olmak üzere
iltihak ediyoruz. Mesela Orta Doğu Teknik Üniversitesinin Milletlerarası
işbirliğile kurulmuş olan üniversitenin, yönetim organı olan "mütevelli
heyeti" seçilmediğinden, bu gibi özellikleri nazarı itibara almak
lâzımdır. Ama belirtmek isteriz ki, Genel Üniversiteler Kanununa zıt olarak bir
takım özel kanunlarla kurulmuş olan ve şimdi ilâve edilmek istenen kayıttaki
şarta uygun olmayan üniversitelerin vaktile muhtariyet esasına aykırı olarak
kurulmuş olanlar bile, bünyelerini değiştirmek mecburiyeti vardır. Meselâ
Atatürk Üniversitesi, Millî Eğitim Bakanlığına bağlılığı bakımından, durumunu
muhtariyet esaslarına uygun olarak ayarlamaya mecburdur. Arzettiğim gibi,
organlar bakımından getirdiği istisnalar, tamamile özel hallere münhasır olmak
üzere, ek mahiyetindeki bu teklife katılırız."
Demek
oluyor ki, 1961 Anayasasından önce özel kanunlarla kurulmuş bütün
üniversitelere ilişkin hükümlerin yürürlüğünü saklı tutmaya olanak yoktur.
Saklı tutulan hükümler, ancak kuruluşunu tamamlamış milletlerarası işbirliğle
kurulmuş, özel ve zorunlu nedenlerle 4936 sayılı Kanunun genel yönetim
esaslarından ayrı bir sistem getirmiş olan Orta Doğu Teknik Üniversitesini
kapsamına almaktadır. Hukuksal yapıları ve kuruluş amaçları gözönünde
tutulursa, Karadeniz Teknik ve Erzurum Atatürk Üniversitelerinin, Anayasanın
120. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ayrık hükümden yararlanmalarına ve
varlıklarını bilim ve yönetim özerkliğine aykırı bulunan kuruluş hükümleriyle
sürdürüp götürmelerine olanak yoktur, 82. maddenin ikinci fıkrasının birinci
tümcesi bu bakımdan da Anayasaya aykırı düştüğünden iptal edilmelidir.
Ahmet Salih Çebi değişik gerekçe ile sonuca katılmış, Hali Zarbun Abdullah Üner ve Nihat O. Akçakayahoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
23 - 83. Madde yönünden:
Bu maddenin birinci fıkrası, Orta Doğu Teknik Üniversitesine vücut veren yasa hükümlerini saklı tutmakta, ikinci fıkrası ise, Boğaziçi Üniversitesine, kendisini bu kanuna uydurmak için üç yıllık bir süre tanımaktadır. Davacı Ankara Üniversitesi maddenin tamamının iptalini istemektedir
Yukarıda
10. madde ile ilgili iptal istemi incelenirken belirtildiği üzere, Orta-Doğu
Teknik Üniversitesi için öngörülen yönetim biçimi, diğer Devlet üniversiteleri
için öngörülen yönetim biçiminden oldukça farklıdır. Bu üniversitede
"Mütevelli Heyeti" sistemi vardır. Yani bir yönetici grubu, üniversiteye
ilişkin öğrenim ve öğretim gereksinmelerini yakından izleyerek gerekli
kararları almak ve işlemleri yapmakla görevli tutulmuştur. Ancak hemen şunu
belirtmek yerinde olacaktır ki, Orta Doğu Teknik Üniversitesi için öngörülen
özel yönetim sistemi, Anayasanın 120. maddesinin üçüncü fıkrasında yeralan
ayrık hükümden yararlanmak yoluyla hukuksal yapısını korumaktadır. Bu sistemin
Anayasanın sözü geçen maddesinde belirtilen diğer Devlet üniversiteleri yönetim
biçimine ters düştüğü kabul edilmek gerekir. Esasen bu düşüncedir ki, Anayasa
koyucuyu Orta Doğu Teknik Üniversitesi için özel hükümler getirmeye
zorlamıştır. Bununla beraber getirilen özel hükümden, öğretim görevinde
çalışanların diğer Devlet üniversiteleri öğretim üyeleri ve yardımcılarına tanınan
kamusal güvenceden yoksun bırakılabilecekleri ve böylece öğrenim ve öğretimin
özgürlük ve güvenlik içinde yürütülmesi esaslarına aykırı bir düzenlemenin
korunabileceği anlamını çıkarmaya olanak yoktur. Anayasa koyucunun, ayrık
kuralı 120. maddeye eklerken, bütün bu ilkelere aykırı düşen bir üniversite
yönetim türünü amaçladığı kabul edilemez. Ayrık hükmün korumayı amaçladığı
yönetim biçimi, ayrıntılarına girmeden, yalnız "Mütevelli Heyeti"
sistemine dayanan, fakat diğer temel ilkelere sadık kalan bir yönetim
biçimidir. 120. maddenin düzenlenmesinde öngörülen yöntem de Anayasa koyucunun
ereğini açıkça belirtmektedir. Gerçekten ayrık, kural 120. maddenin üçüncü
fıkrasına eklenmiş ve sadece üniversitelerin "kendileri tarafından seçilen
organları elile yönetilir" hükmüne karşı yöneltilmiştir. Şu halde
"kendileri tarafından seçilen organları eliyle" yöneltilmeyen, yani
"Mütevelli Heyeti" sistemiyle yönetilen ve 1961 Anayasa'sından önce
kuruluşunu tamamlamış olan Orta-Doğu Teknik Üniversitesinde, öğretim ve öğrenim
ile ilgili diğer temel ilkelerin de yürürlüğünü ve etkinliğini sürdürmesi
doğaldır. Bununla beraber adı geçen üniversitenin yeni bir yasama tasarrufu ile
1750 sayılı Kanunun kapsamı içine alınmasına veya özerklik ilkelerile bağdaşan
yeni bir düzenleme içine konulmasına hiçbir Anayasal engel bulunmamaktadır.
Öteyandan
120. maddenin üçüncü fıkrasına eklenen ayrık hükmün sadece soyut biçimde Orta
Doğu Teknik Üniversitesi yönetim sisteminin korunması amacile sevkedildiği,
Anayasa görüşmelerine İlişkin tutanakların incelenmesinden anlaşılmaktadır.
Gerçekten, yukarıda 82. madde ile ilgili iptal isteği incelenirken değinildiği
üzere, Anayasa koyucunun ereğinin, özellikle Orta Doğu Teknik Üniversitesinin
"Mütevelli Heyeti" sistemine dayalı yönetim yapısını zedelememek
olduğu ve bu ayrıcalığın nedeninin de milletlerarası işbirliğile kurulan
üniversitenin özelliğini saklı tutmak bulunduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. (Bu
konuda: Kâzım Öztürk; Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sı, Ankara 1966, Cilt: 3,
Sahife: 3034 - 3035). Durum böylece saptandıktan sonra 83. maddenin birinci
fıkrasının. Anayasaya aykırılığından söz edilemez. İptal istemi bu nedenlerle
reddedilmelidir.
Maddenin
ikinci fıkrasında yer alan Boğaziçi Üniversitesine gelince, bu üniversite
9/9/1971 günlü 1487 sayılı Kanunla kurulmuştur. Kanunun 2. maddesinde,
üniversitenin 4936 sayılı Kanun hükümlerine uyması için üç yıllık bir süre
öngörülmüştür. Bu süre Eylül 1974 de sona ereceği bir sırada 20/6/1973 günlü
1750 sayılı Üniversiteler Kanunu çıkarılmış ve bu Kanunun 83/2. maddesinde
yeralan hükümle üç yıllık geçici dönem, Temmuz 1976 gününe kadar uzatılmıştır.
Boğaziçi Üniversitesine varlık veren 1487 sayılı Yasanın incelenmesinden
anlaşılacağı üzere, geçici dönem içinde üniversite Millî Eğitim Bakanı
tarafından atanan rektörün başkanlığındaki bir yönetim kurulunca yönetilir. Bu
kurul rektörden başka, yine Millî Eğitim Bakanınca Robert Kollej Yüksek
Okulunun öğretim üyeleri arasından görevlendirilecek dört üye ile halen mevcut
üç bölümünün seçilmiş başkanlarından oluşmaktadır.
Yasanın
birinci maddesinde, istanbul Robert Kollej Mütevelli Heyetince T. C. Hükümetine
devri kararlaştırılan taşınır ve taşınmaz her türlü malların bu üniversiteye
tahsis olunacağı belirtilmektedir. Demek ki, kuruluş, özel ve sermayesi yabancılara
ait İstanbul Robert Kollej Yüksek Okulunun T. C. Hükümetince devralınması
konusundaki bir anlaşmaya dayanmakta ve özerk üniversite, bu anlaşma hükümleri
gözönünde tutulmak suretile Kanunla kurulmaktadır. (Bak: 1487 sayılı Boğaziçi
Üniversitesi Kanununa ilişkin Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 16, Dönem:
3, Toplantı: 2, 141 ve sonraki Birleşimler, Cumhuriyet Senatosu Tutanak
Dergisi, Cilt: 67, Toplantı: 10, 112 ve sonraki Birleşimler). Bu gibi
durumlarda temeli özel, hatta yabancı yatırımlı olan bir yüksek okulun Devlet
üniversitesi haline dönüştürülmesinde geçici bir yönetim döneminin öngörülmesi
zorunludur. Taşınmaz malların, gelir getiren malların, personelin ve öğretim
üyelerinin üniversite amaçlarına yöneltilmesi, intibaklarının yapılması ve benzeri
işler ve işlemler, geçici bir yönetim dönemini, kısa bir süre için zorunlu
kılan nedenlerdir. Bu gibi haklı nedenler karşısında, kısa süreli özel bir
yönetim biçiminin, üniversiteler arasında eşitsizlik yaratacağı ileri
sürülemez. Anayasaya aykırılık iddiası bu nedenlerle yerinde değildir.
24 - "Geçici madde l" yönünden:
Davaya konu yapılan hüküm, bu maddenin üçüncü fıkrasında yer almaktadır. Hüküm şöyledir:
"Bu
kanunun yürürlüğe girmesinden önce 7307 sayılı Kanun uyarınca Orta-Doğu
Üniversitesinde kazanılmış Asosye Profesörlük (Doçentlik) ve profesörlük
unvanları, bu kanuna göre verilecek üniversite doçentliği ve üniversite
profesörlüğü unvanlarile eşdeğerlidir." Böylece Devlet üniversiteleri
öğretim üyeleri arasında akademik unvanlar bakımından uyum sağlanmış, başka
adlar altında, taşınan unvanların değerleri saptanarak anlaşmazlığa meydan
verilmesi önlenmiştir. Şimdiye kadar 4936 sayılı Kanuna göre alınmış doçentlik
unvanına karşı, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Asosye Profesörlük unvanı
verilmekte, fakat bu ara kademenin akademik değeri konusunda duraksamalar
ortaya çıkmakta idi. İptal isteğine konu olan hüküm, bu yöndeki bulanıklığı
gidermiş, akademik unvanların hukuksal değerini yasal yolla aydınlığa
kavuşturmuştur. Esasen sözlü açıklama sırasında Orta Doğu Teknik
Üniversitesince yapılan açıklamalar ve verileri belgeler, profesörlük ve Asosye
profesörlük sanının alınması için kurulan beş kişilik bilimsel jürilerde 2-4
üyenin 4936 sayılı Kanuna bağlı üniversitelerin profesörlerinden oluştuğu
anlaşılmaktadır. Bu bakımdan Orta Doğu Teknik Üniversitesinde alınan akademik
unvanlarla 4936 sayılı Kanuna bağlı üniversitelerde alınan unvanlardan birinin
diğerinden üstün olduğu ve bu nedenle eşdeğerli sayılamayacakları yolundaki
görüşler doğru olmadığı gibi, kuruluşlundanberi bir Devlet üniversitesi olan
Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyelerine yasa yolu ile üniversite
doçentliği veya profesörlüğü unvanının verildiği biçimindeki görüşlerde
hukuksal dayanaktan yoksun bulunmaktadır. Bu hükme yönelen Anayasaya aykırılık
iddiası gösterilen nedenlerle reddedilmelidir.
25 - "Geçici madde 2" yönünden:
Bu madde, şimdiye kadar öğrenimlerini tamamlayamayan öğrencilere ek iki yıl daha süre tanınmasına ilişkindir. Olağan öğrenim süresi 1750 sayılı Kanunun 54. maddesinde gösterilmiştir. Bu süre, öğrencinin içinde bulunduğu öğretim kademesi için öngörülen süredir. Öğrenciler öğrenimlerini olağan süreye, bu sürenin yarısı eklenmek suretile bulunacak toplam süre içinde bitirmek zorundadırlar.
Bu
süre içerisinde öğrenimlerini, ilgili yönetmeliklerin belirttikleri meşru ve
makbul bir sebep olmaksızın, tamamlamayan veya tamamlayamayacakları anlaşılan
öğrencilerin, üniversite ile ilişkileri kesilir. Şimdi iptal istemine konu
yapılan geçici 2. madde hükmü, kanunun yürürlüğe girdiği günde olağan ve ek
sürelere rağmen öğrenimini tamamlayamamış öğrencilere iki yıllık bir ek süre
daha tanımaktadır. Bu kural kazanılmış hakları bozmuş değildir. Yönetmeliklerde
kısıtlayıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, öğrenim süresinin alabildiğine
uzayıp gitmesine de memleketimizin gerçekleri elverişli değildir. Çünkü her yıl
yüksek öğrenim yapmak isteyip te bu olanağa erişemeyenlerin sayısı artmaktadır.
Bunun nedeni de, üniversite ve diğer yüksek öğrenim kurumlarının yeterli
olmamalarında aramak gerekir. Öğrenim süresinin sınırsız uzayabilmesi, sonraki
dönem gençliğinin öğrenim, gereksinmelerini kısıtlar ki, bu da davacı
üniversitenin ileri sürüşünün aksine, bir eşitsizlik yaratır, toplumun genç
kuşaklarında çözülmesi gittikçe zorlaşan sorunların doğmasına neden olur. Bu
gerçek, öğrenim süresinin belli bilim ve meslek dallarına göre
sınırlandırılmasını gerektirmektedir. Kaldı ki, iptal istemine konu yapılan
kural 54. maddede yazılı uzatmalı öğrenim süresine iki yıl daha eklemektedir.
Anayasaya aykırılık iddiası bu nedenlerle yerinde görülmediğinden
reddedilmelidir.
B)
İptal hükmünün yürürlüğe gireceği gün sorunu:
Anayasanın
152. maddesinin ikinci fıkrasında; iptaline karar verilen kanun veya içtüzük
veya bunların iptal edilen hükümlerinin, gerekçeli kararın Resmî Gazete'de
yayımlandığı günde yürürlükten kalkacağı belirtilmekte, ancak, gereken
hallerde, Anayasa Mahkemesinin, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği günü ayrıca
kararlaştırabileceği, ancak bugünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemeyeceği açıklanmaktadır. Anayasa kuralının
dikkatle incelenmesinden anlaşılacağı üzere, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği
günü ayrıca saptama konusunda Anayasa Mahkemesi takdir hakkına sahiptir. İptal
edilen kuralın ortadan kalkmasiyle, Kanunun öteki hükümleri hukuksal
değerlerini sürdürebilecekler ve böylece uygulamada herhangi bir aksaklık
meydana gelmeyecekse, Mahkemenin yürürlük bakımından süre belirlemesine de
gerek yoktur. Fakat bir yasa kuralı iptal edilmekle, o yasanın düzenlediği kamu
hizmetlerinin görülmesinde yeterli bir etkinlik sağlanamaz ve kuralın ortadan
kalkmasile doğacak boşluk kamu düzenini tehdit edici bir nitelik alırsa, Anayasa
Mahkemesi bu boşluğun yasama meclislerince yapılacak yeni bir düzenleme ile
doldurulabilmesi için, durumu değerlendirerek takdir edeceği bir süre
öngörebilir. Bu süre içinde Anayasaya aykırı görülen yasa kuralı yaşamın
sürdürebilir. Mahkemenin burada takdir hak ve yetkisini kullanırken gözönünde
tutacağı ölçü, iptal ile meydana gelen boşluğun kamu düzenini ne dereceye kadar
tehdit altında bulunduracağı sorunudur. Ancak verilecek süre kararın Resmî
Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak, bir yılı aşamaz.
Anayasa Mahkemesi Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun 50. maddesinde aynı hüküm daha açık bir biçimde düzenlenmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar karşısında 1750 sayılı Üniversiteler Kanunun bu kararla iptal edilen hükümlerinden hangilerinin, yeni yasal düzenleme getirilinceye kadar yürürlüklerini sürdürmeleri gerekli olduğu konusunda da görüşmeler yapılmıştır.
I -
Yukarıda Esasın İncelenmesi kesiminin (A) bölümünün (2) sayılı bendinde, kanunun 4. maddesinde tanımı yapılan (Yüksek Öğretim Kurulu) nun bu tanım çerçevesindeki varlığı Anayasaya uygun bulunmuş, bu suretle, geniş çizgileriyle maddede belirtilen görevlerin üniversiteler açısından yerine getirilebileceği ilkesi kabul edilmiştir.
Ancak aynı bölümün 3 sayılı bendinde söz konusu kurulun, kanunun 5. maddesiyle düzenlenmiş bulunan kuruluş biçiminin, üniversiteler açısından, Anayasaya uygun bulunmadığı saptanarak iptali öngörülmüştür.
Bu durumda iptal hükmünün yürürlüğe girdiği günde sözü geçen Kurulun üniversiteler açısından görev yapmasına olanak kalmayacağından, 4. maddede niteliği belirtilen önemli hizmetlerde bir boşluk meydana gelecektir.
Yasa koyucuyu bu boşluğu doldurması ve üniversitelerle ilgili hizmetleri de görebilecek nitelikte bir kuruluş kurması için olanak sağlanması gerekli görüldüğünden (A) bölümünün 3. bendinde öngörülen 5. maddeye ilişkin iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun olacaktır.
Öte yandan kararın (A) bölümünün 4., 8., 10., 11,. 12., 13. ve 21. bentleriyle kanunun 6., 22., 38., 43., 52., 56. ve 74. maddelerinde yer alan ve (Yüksek Öğretim Kurulu) ile ilgili bulunan hükümlerin de, Kurulun oluşumuna ilişkin kuralın iptali gerekmiş olması karşısında, uygulanmalarına olanak kalmayacağından, 44 sayılı Kanunun 28 maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptalleri öngörülmüştür.
Kuruluşa ilişkin iptal hükmünün bir yıl sonra yürürlüğe girmesi esası kabul edildiğine göre, ona bağlı olan yukarıki maddelere ilişkin iptal hükümlerinin de bir yıl sonra yürürlüğe girmelerine karar verilmelidir.
Bu görüşe Muhittin Taylan, Kani Vrana, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Çebi, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu katılmamışlardır.
2 - 21. maddenin son fıkrası, rektör hakkında disiplin soruşturmasının kimin tarafından yapılacağını göstermektedir. Bu hükmün iptali kararın (A) bölümünün 15. bendi ile öngörülmüş bulunduğuna göre, Rektör hakkındaki soruşturmanın yürütülmesile yükümlü kişi veya kurulun belirtilmesi için yeni bir düzenlemeye gerek duyulacaktır. Bu yeni düzenleme için kararın yayım gününden başlıyarak, bir yıl süre verilmesi uygun görülmüştür.
Bu görüşe Muhittin Taylan, Kani Vranâ ve Ahmet H. Boyacıoğlu katılmamışlardır.
3 - Bakanlar Kurulunun Üniversite yönetimine elkoymasına ilişkin 69. maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarının iptali yukarıda (A) bölümünün 18. bendinde öngörülmüştür. Elkoyma hallerini ve biçimini gösteren bu hükümlerin iptalinden sonra yeni bir yasal düzenleme yapılıncaya kadar, kararın yürürlük gününün, Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlıyarak bir yıl sonraya bırakılması gerekli bulunmuştur.
4 - 73. maddenin birinci fıkrasındaki harçlarla ilgili hükmünün iptali yukarıda (A) bölümünün 20-b bendinde öngörülmüştür. Öğrencilerden alınacak harçlara ilişkin yeni yasal düzenleme getirilinceye kadar, yukarıda olduğu gibi, iptal hükmünün sadece harçlar bakımından, kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günü izleyen bir yıl sonra yürürlüğe girmesi yerinde bulunmuştur.
V -
SONUÇ
1. 20/6/1973 günlü, 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun:
1 - 3. maddesinin (b) bendinde yer alan "örf ve adetlerine deyiminin iptaline Halit Zarbun ve Ahmet Salih Çebi'nin karşıoylarıle ve oyçokluğu ile;
2 - 4. maddesine yönelen iptal isteminin reddine Muhittin Taylan, Kani Vrana, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Şevfet Müftigil, Adil Esmer ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
3 - 5. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının sadece üniversiteler yönünden Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ziya Önel, Ahmet Koçak, Muhittin Gürün, Ahmet Salih Çebi ve Nihat
O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile
4 - 5. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının üniversiteler açısından iptali üzerine artık üniversiteler yönünden uygulama yeri kalmayan 6. maddesinin de 22/4/J962 günlü, 44 sayılı kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrasında tanınan yetkiye dayanarak sadece üniversiteler yönünden iptaline Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet, Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
5 - 7. maddeye yönelen iptal isteminin reddine Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoyu ile ve oyçokluğu ile;
6 - 8. maddesinin.
A)
Birinci fıkrasının,
a) (a) bendine yöneten iptal isteminin reddine Muhittin Taylan, Kani Vrana, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
b) (b) bendinin tümüne yönelen iptal isteminin reddine Hasan Gürsel'in karşıoyu ile ve oyçokluğu ile;
c) (b) bendinde yer alan "doğrudan doğruya üniversite öğretim üyelerinden soruşturmacı tayin ederek sonucu" biçimindeki kurala yönelen iptal isteminin reddine, Muhittin Taylan, Kani Vrana, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Şevket Müftigil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylariyle ve oyçokluğu ile,
B)
Son fıkrasının Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline oybirliğiyle;
7 - 10. maddesinin birinci ve altıncı fıkralarına yönelen iptal isteminin reddine oybirliği ile;
8 - 22. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Yüksek Öğretim Kurulunun göstereceği" deyiminin uygulama yeri kalmadığından 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptaline Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
9 - 29. Maddesinin,
A)
(a) bendinin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline Halit Zarbun ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
B)
(ç) Bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline oybirliği ile,
10 - 38. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan "esasları Yüksek Öğretim Kurulunca tesbit edilecek" deyiminin uygulama olanağı kalmadığından 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptaline, Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile,
11 - 43. Maddesinin son fıkrasında yer alan "Yüksek Öğretim Kurulunun talebi ve" deyiminin uygulama yeri kalmadığından 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptaline Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayahoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
12 - 52. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ve Yüksek Öğretim Kurulunun önerileri" deyiminin 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptaline Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
13 - 56. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Yüksek Öğretim Kurulunun yapacağı plan ve programlar uyarınca" deyiminin 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrasındaki yetkiye dayanarak iptaline Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile;
14 - 57. Maddesine yönelen iptal isteminin reddine oybirliğiyle; 15 - 61. Maddesinin son fıkrasının Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline Halit Zarbun ve Muhittin Gürün'ün karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
16 - 65. Maddesinin son fıkrasına yönelen iptal isteminin reddine oybirliği ile;
17 - 66. Maddesinin,
A)
Üçüncü fıkrasındaki "zabıta, suçların ve suçluların kovuşturulması için, herhangi bir davet ve izne bağlı olmaksızın, üniversite binalarına ve eklerine her zaman girebilir." hükmüne yönelen iptal isteminin reddine Muhittin Taylan, Kani Vrana, Muhittin Gürün ve Şevket Müftigil'in karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile,
B)
Aynı fıkranın "Bu takdirde, giriş sebebinin niteliğine göre ilgili üniversite Rektörlüğü veya bağımsız fakültelerin dekanlığı teşebbüsden haberdar edilebilir" biçimindeki hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Kemal Berkem, Halit Zarbun ve Abdullah Üner'in karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile;
18 - 69. Maddesinin,
A)
İkinci fıkrasının Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline Halit Zarbun'un karşıoyu ile ve oyçokluğu ile,
B)
Son fıkrasının, ikinci fıkra yönünden uygulama yeri kalmadığından 22//4/1962 günlü, 44 sayılı kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptaline oybirliği ile;
19 - 70. Maddesinin,
A)
22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptaline yer olmadığına, Muhittin Taylan, Kani Vrana, Ziya Önel, Lütfü Ömerbaş, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Çebi ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile;
B)
Birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan (görevli bulunanların tümünün veya bir kısmının yönetim görevlerine son vermeye" ilişkin kurala yönelen iptal isteminin reddine oybirliği ile;
C)
Birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "yönetim görevlerine son verilenlerin yerine yenilerini seçmek" biçimindeki kurala yönelen iptal isteminin reddine Muhittin Taylan, Kani Vrana, Ahmet Salih Çebi, Adil Esmer ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile,
Ç)
Birinci fıkrasının (b) bendine yönelen iptal isteminin reddine oybirliği ile,
D)
Birinci fıkrasının (c) bendine yönelen iptal isteminin reddine Muhittin Taylan, Kani Vrana, Hasan Gürsel, Şevket Müftigil, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile,
E)
Son fıkrasındaki kurala yönelen iptal isteminin aynı maddenin (b) bendi yönünden reddine oybirliği ile,
F)
Son fıkrasındaki kuralın aynı maddenin (c) bendi yönünden Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline Halit Zarbun, Abdullah Üner ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
20 - 73. Maddesinin,
A)
Birinci fıkrasının birinci tümcesinde yer alan kuralın, sadece "ücret" bakımından uygulama yeri kalmadığından 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yalnız "ücret" yönünden iptaline oybirliği ile,
B)
Birinci fıkrasının "Kanunun 6. maddesinin (f) fıkrasına göre öğrenciden alınacak ücret ve harçlar, yıllık 3000 lirayı geçmemek üzere her üniversitede kurulacak "Öğrenci fon'una yatırılır." Tümcesi ile aynı fıkranın sondan bir öncesindeki tümcesinde yer alan "denetim" deyiminin harç açısından Anayasa'nın 61. ve malî denetime olanak vermemesi yönünden de Anayasa'nın 127. maddeleri hükümlerine aykırı olduklarına ve iptallerine oybirliği ile;
21 - 74. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ve Yüksek Öğretim Kurulunun onayı" deyiminin uygulama yeri bulunmadığından 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptaline Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
22 - 82. Maddesinin ikinci fıkrasının "Karadeniz Teknik" sözcükleri ile başlayıp "hükümleri saklıdır" sözcükleri ile biten birinci tümcesinin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptalline Ahmet Salih Çebi'nin değişik gerekçesi ve Halit Zarbun, Abdullah Üner ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
23 - 83. Maddesine ve GEÇİCİ 1. maddesinin üçüncü fıkrası ile GEÇİCİ 2. maddesine yönelen iptal istemlerinin reddine oybirliği ile; II. Bu kararın (I) sayılı bölümünün:
A -
3., 4., 8., 10., 11., 12., 13., ve 21. maddelerindeki iptal hükümlerinin Anayasanın değişik 152. maddesinin İkinci fıkrası uyarınca kararın Resmî Gazete de yayımlandığı günden başlıyarak bir yıl sonra yürürlüğe girmelerine Muhittin Taylan, Kani Vrana, Hasan Gürsel Ahmet Salih Çebi, Şevket Müftigil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
B -
15. Maddesindeki iptal hükmünün aynı yolla kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlıyarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine Muhittin Taylan, Kani Vrana ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
C -
18. Maddesindeki iptal hükmünün aynı yolla kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlıyarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine oybirliği ile;
Ç -
20. Maddesinin (B) bendindeki iptal hükmünün sadece harçlar bakımımdan aynı yolla kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine oybirliğiyle; 11. 12. 13. 14. ve 25. Şubat 1975 günlerinde karar verildi.
Başkan
Muhittin Gürün
Başkanvekili
Kâni Vrana
Üye
Kemal Berkem
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Abdullah Üner
Üye
Ahmet Koçak
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Hasan Gürsel
Üye
Ahmet Salih Çebi
Üye
Şevket Müftügil
KARŞIOY
YAZISI
1. Kararın 1/17-A bölümü hakkında:
20/6/1973
günlü, 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun "Organların güvenliği sağlama
görevleri" başlığını taşıyan 66. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci
tümcesinde "Zabıta, suçların ve suçluların kovuşturulması için, herhangi
bir davet ve izne bağlı olmaksızın, üniversite binalarına ve eklerine her zaman
girebilir." hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır. Bu hüküm 2559 sayılı Polis
Vazife ve Selâhiyet Kanununun daha sonra 26/6/1973 günlü, 1775 sayılı Kanunun
4. maddesi ile değiştirilen 20. maddesinin ikinci fıkrasında "Zabıta
aşağıda yazılı hallerde üniversite, bağımsız fakülte, veya üniversiteye bağlı
kurumların binalarına veya bunların eklerine girebilir.-A).... B) Herhangi bir
davet veya izne bağlı olmaksızın suç ve suçluların kovuşturulması için her zaman,"
biçiminde yinelenmiş bulunmaktadır.
Polis Vazife ve Selâhiyet Kanununun bazı maddelerini değiştiren 26/6/1973 günlü, 1775 sayılı Kanunun 2., 3,. ve 4. maddelerinin iptali hakkında açılan dava üzerine Anayasa Mahkemesince verilen 25/4/1974 günlü, Esas: 1973/41, Karar: 1974/13 sayılı kararda, yukarıda sözü geçen hükme yönelen iptal isteminin reddi bölümü hakkındaki karşıoy yazımızda (Resmî Gazete Gün: 14 Eylül 1974, Sayı: 15006) belirttiğimiz gibi, Kolluğun bu kurala dayanarak, üniversiteye ve eklerine her zaman girebileceği anlaşılmaktadır.
Üstelik, 1750 sayılı Kanunun 66. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci tümcesinde "Bu taktirde, giriş sebebinin niteliğine göre ilgili Üniversite Rektörlüğü ve bağımsız fakültelerin Dekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir." deyiminden de, söz konusu girişimden yetkilileri haberdar edip etmemenin, Kolluk görevlilerinin kendi istek ve seçmelerine ve dolayısiyle kendi değerlendirmelerine bırakılmış bulunduğu ortaya çıkmaktadır.
Öte yandan, Anayasa'nın üniversitelerle ilgili 120. maddesinin ikinci fıkrasında "Üniversite özerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır ve bu özerklik, üniversite binalarında ve eklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engel olmaz." hükmü de yer almaktadır.
Yukarıda
sözü geçen dava konusu tümcedeki kuralın, buraya Anayasa'nın 120. maddesinin
ikinci fıkrasından aynen aktarılmış ve dolayısiyle oradaki hükmün
yinelenmesinden ibaret olduğu yolundaki bir benimseme ile, Anayasaya uygunluğu
gibi bir düşünce ileri sürülebilir. Ancak, her iki hüküm amaçlarına göre
karşılaştırıldığında birbirinden çok aynmh bulunduktan hemen ortaya
çıkmaktadır. Anayasanın 120. maddesindeki hüküm, Üniversite özerkliğinin suç ve
suçluların kovuşturulması bakımından sadece engellik edemiyeceğini göstermekte
ve böylece olumsuz yönden bir sınır getirmektedir. Yoksa, bu özerkliğin böyle
bir halde de yok sayılmasını gerektirmemekte; tersine, her iki konuyu
birbirleri ile bağdaşır bir duruma sokarak, bir yandan üniversite özerkliğini
saklı tutmakla birlikte, öbür yandan kolluğun suçlara ve suçlulara karşı
yasadan gelen görevlerini geciktirmeden yapmak olanağını sağlamaktadır. Demek
ki, Anayasanın 120. maddesi hükmü, suç ve suçluların kovuşturulması halinde
bile Üniversite özekliğinin gözününde bulundurulması ve korunması zorunluğunu
koymaktadır.
Durumun böyle olmasına karşılık, dava konusu kural, üniversitelerin Anayasadan gelen özekliğini hiç hesaba katmadan madde metnine sanki salt bir yetki imiş gibi konulmuş ve böylece kolluğun sonuçta, uygulamalardan önce veya sonra olmak üzere, Yasada gösterilen yerlerin yetkililerine haber verme gereğini bile duymadan, bu yerlerle eklerine izinsiz, çağrısız ve yalnız kendi istek, ölçü ve seçmelerine dayanarak, her zaman girebilmelerine olanak, hazırlanmış bulunmaktadır. Böyle bir öngörme ve buna dayanan uygulamanın ise giderek sonunda keyfiliğe dönüşmesi ve dolayısiyle her iki kamu idaresi arasında çelişme, sürtüşme ve uzlaşmazlıklara yol açması olasılığı her vakit vardır.
Ceza
Usul Hukukunda, suçluların kovuşturulması deyim ve kavramı sadece bir kamu veya
şahsî ceza davasının açılması ile başlayan sonraki soruşturma evrelerini
kapsadığına göre, Anayasanın 120. maddesinin ikinci fıkrasında "Suç ve
suçluların kovuşturulması" deyimine yer verilmesi, dava konusu kuralın
Kanunda salt bir yetki biçiminde yer almasını gerektirici diye yorumlanamaz.
Çünkü, Kollukça suçların kovuşturulmasından değil, yalnız izlenmesinden ve
araştırılmasından söz edilebilir. Burada suçlarında suçlularla birlikte
kovuşturulmasından söz edilmesindeki amaç, işlenmiş bir suç karşısında
Üniversite özerkliğinin, bir suçun işlenmesinden sonra sanığının bulunması,
yakalanması ve gerekli cezasal kovuşturma yapılmak üzere yetkili adalet
yerlerine teslim edilmesi gibi görevleri bakımından sadece engelleyici
olmamasını sağlamaktan ibarettir. Demek ki, Üniversite özerkliğinin böyle bir
halde dahi işler durumda olduğu kabul edilmiştir. Bundan başka, birer kamu
kuruluşu olan Üniversite, bağımsız fakülte veya bunlara bağlı kurumların, bu
özerk varlıkları gereği olarak Kolluğun, suç ve suçluların kovuşturulması ve
daha yerinde bir yasasal deyimle izlenmesi, araştırılması ve yakalanması amaç
ve nedenleri ile de olsa, karşılıklı ve bağdaşır bir tutum içinde davranma ve
görevlerini yerine getirme durumunda olması zorunludur. Bu bakımdan, sözü geçen
kural Anayasa'nın 120. maddesine önce yukarıdaki nedenlerle aykırı
bulunmaktadır.
Ayrıca,
Üniversite binaları ile eklerinin çevrelerinde yurtlar ve lojmanlar gibi salt
mesken olan veya meskenden sayılan yerler dahi bulunmaktadır. Bunlar hakkında
Anayasa'nın 16. maddesi ile öngörülüp diğer ilgili yasalarca da benimsenen
(Konut dokunulmazlığı) nı ortadan kaldıracak ve böylece sözü geçen temel hakkın
özüne dokunabilecek bir Yasa kuralının Anayasa'nın bu konudaki ilkeleri ve
hükümleri ile bağdaşamayacağı açıkça ortadadır. Nitekim, dava konusu kural
Kanuna konulurken, böyle bir sonucun doğacağı da hiç düşünülmemiş denebilir.
Çünkü, bu kurala göre, Kolluğun Üniversiteye ve eklerine veya bunların
çevrelerinde bulunan yurt ve lojman gibi yerlere, bu yerlerin yetkililerine ve
sakinlerine hiç haber vermeden ve bir çağrı ile istek olmadan veya diğer
yasalarda konu ile ilgili koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğine bakmadan,
soyut olarak kendi istek, ölçü ve seçmelerine dayanarak yapacağı bir
değerlendirme üzerine her zaman girebileceği anlaşılmaktadır.
Kararın, sonuç kesiminin I/17-A bölümüne yukarıdaki nedenlerle karşıyız.
II. Kararın sonuç kesiminin I/2, I/6-A-a ve c, I/19-A, C ve D ve II/A-B bölümlerine, Sayın Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşı oy yazısında bu konularda yer alan düşüncelere katılmak yoluyle karşıyız.
Üye
Adil Esmer
Üye
Nihat
O. Akçakayalıoğlu
Üye
Ahmet
H. Boyacıoğlu
KARŞIOY
YAZISI
A)
İlk İncelemede:
Anayasa'nın değişik 149 uncu maddesiyle 44 sayılı, Yasa'nın 21 inci maddesinin 10 uncu bendi ve 25 inci maddesinin 3 üncü bendi hükümleri uyarınca, üniversitelerin, kanunların Anayasa'ya aykırlığı iddiasiyle Mahkememizde iptal davası açabilmeleri için Senatolarının üye tam sayısının salt çoğunluğuyle karar almaları gerekmektedir.
Yapılan ilk incelemede, davacı üniversite senatosunun hangi üyelerden oluştuğunu gösteren belge ile 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun, dava konusu maddelerinin iptali için Mahkememize başvurulmasına ilişkin olarak Rektörlüğe yetki veren ve Senato üyelerinin imzalarını taşıyan kararın onanlı örneğinin dosyada bulunmadığı görülmüştür.
Davacıya, 44 sayılı Yasa'nın 26 ncı maddesi uyarınca verilecek bir önel içinde, bu eksikliklerin tamamlanması için dosyanın geri çevrilmesi gerekeceği düşüncesiyle, esasın incelenmesine karşıyım.
B)
Esasın incelemesinde:
I. Anayasa'nın 120 nci maddesinde, üniversite özerkliğinin bu maddede belirtilen kurallar içinde uygulanacağı ve bu özerkliğin üniversite binalarında ve eklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engel olmayacağı belirlenmiştir.
Millî güvenliği ve kamu düzenini ilgilendiren önemli suçların kovuşturulmasının gizli yürütülmesi zorunlu olan hallerde (önceden haber verme) nin sakıncalı görüldüğü ve 1750 sayılı Yasa'nın 66 ncı maddesinin 3 üncü fıkrasında bu deyimin (haber verebilir) biçiminde düzenlendiği anlaşıldığından bu düzenlemenin özerkliğe ve Anayasa'ya aykırı düşmediği görüşündeyim.
II. Üniversitelerin Kuruluş ve İşleyişleri, organları ve bunların seçimleriyle görev ve yetkileri üzerinde, Devletin gözetim ve denetim hakkı bulunduğu ve bu hakkın kullanılması usullerinin Kanunla düzenlenmesi Anayasa'nın 120. maddesi gereği olup, 1750 sayılı Yasa'nın 5 inci maddesinde belirlenen Yüksek Öğretim Kurulunun kuruluş ve işleyişini gösteren kuralların da (gözetim) kavramı içinde bu ereğe uygun olarak düzenlenmiş olması sebebiyle bu maddenin Aanayasa'ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
III. Çoğunluk kararında; 1750 sayılı Yasa'nın, yüksek öğretim kurulunun kuruluş ve işleyişini gösteren 5 inci maddesinin iptal edilmiş olmasına dayanılarak gerek 6 ncı maddesinde, gerek diğer maddelerinde bu kuruma ilişkin kuralların da üniversiteler yönünden 44 sayılı Yasa'nın 28 inci maddesi işletilerek iptalleri yoluna gidilmiştir.
Oysa, gerekçesinde de açıklandığı üzere 28. madde, "iptal davası açılması veya itiraz yoluyla yapılan müracaat, bir Kanunun belirli madde ve hükümlerini hedef tutuyorsa, bazı hallerde bu madde ve hükümlerin iptali neticesinde aynı Kanunun müracaatta istihdaf edilmeyen diğer bazı madde veya hükümlerinin gayrikabili tatbik hale gelebileceği ve bu gibi maddelerin uygulanması hukuk düzeninde keşmekeş doğurabileceği" düşünülerek bu sakıncaları önlemek ereğiyle düzenlenmiştir.
O
halde 28 inci maddenin,
1) Yalnız müracaatta istifdaf edilmeyen maddeler hakkında işletilmesi, müracaat edilenlerin anayasal denetime tabi tutulması,
2) O madde veya hükümlerin uygulanamaz hale gelmiş bulunması, gerekmektedir.
İtiraz konusu olayda ise 1750 sayılı Kanunun (yök) ün varlığına ilişkin 4 üncü maddesinin iptali istemi Anayasa Mahkemesince red edildiğinden bu Kuruluş ortadan kalkmamış ve üniversiteler dışında da olsa uygulanma olanağını yitirmemiş bulunduğu için müracaatta bu Kurula ilişkin olarak ileri sürülen iptal sebepleri varitmidir, değilmidir, birer birer ele alınıp Anayasa'ya uygunluk denetimine tabi tutulması gerekirdi.
Bu nedenlerle çoğunluk kararının 28 inci maddenin uygulanmasına ilişkin kesimlerine karşıyım.
Başkan
Muhittin Taylan
Başkanvekili
Kani Vrana
KARŞIOY
YAZISI
l - 1750 sayılı Kanunun 3/b maddesi hakkında:
1750 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin (b) bendindeki (Örf ve âdetlerine) deyiminin iptaline karar verilmiştir. Çoğunluğun, örf ve âdet hakkındaki görüşlerrine ve iptal kararına aşağıdaki nedenlerle karşıyım:
A)
"Örf ve âdet" e verilen anlam yanlıştır:
"Örf", iman, görenek, töre, kaide, kanun demektir. "Âdet", nizam tarz, üslup, ölçü, kalıp, model anlamındadır. (bknz. Radloff lügati, Kamusu Türki, Büyük Türk lügati, Uygur metinleri, Elidrak Lisan-il-etrak ve haşiyesi. vs.)
"Örf" insanlarca iyi sayılan ve kabul edilen, mantıken ve hukuken iyi olan ve bu nedenle inkâr edilmeyen âdetlerdir. "Âdet" deyimi daha geniş olup aklın ve hukukun kabul edemeyeceği itiyatları da kapsar. Örf hem düşünceye hem eyleme şâmildir. Âdet sadece eyleme inhisar eder. "Örf ve Âdet" ise, görenek ve töreye dayanan düşünce ve davranışlara ilişkin kurallara verilen addır. Aklın ve hukukun kabul edemeyeceği bir kural, örf ve âdet deyimi içine girmez. (Türk hukuk lügati)
Şayet, bu kurallara riayet, amme kudreti ile sağlanmış, başka deyimle bunlara, yazılı hukukça bir kıymet atfedilmiş ve uyuşmazlıkların çözümünde kullanılmaları öngörülmüş ise, "Örf ve âdet Hukuku" ndan söz edilir. Burada kaynağını yazılı hukuktan almayan, yazılı olmayan fakat uyulması gereken kurallar bahse konudur. Bu tür kurallar, nisbeten uzun bir süre uygulanmış, toplumsal vicdan tarafından uyulması gerekli nitelikte kabul edilmiş ve Devlet tarafından da benimsenerek Devlet müeyyidesi ile kuvvetlendirilmişlerdir. (Bknz. Prof. Velidedeoğlu, T.M.H.U. Esasları, Shf.: 102 - 111)
1750
sayılı K.m: 3/b'ye göre Üniversiteler, maddede sayılı diğer nitelikleri yanında
öğrencilerini "Örf ve âdet" lerine bağlı vatandaşlar olarak
yetiştireceklerdir. Demekki bu deyim, Üniversitelerin, (toplumu oluşturan
kişilerin iyi saydıkları, kabul ettikleri, mantık ve hukuk kurallarının da
reddetmediği törelere bağlı vatandaşlar yetiştirmesi) anlamını taşımaktadır.
Mevzu hukukun bir parçası olan dava konusu fıkra, örf ve âdete, öğrencilerin
bağlı yetiştirilmesi biçiminde bir kıymet vermekte ise de, burada,
uyuşmazlıkların çözümünde Örf ve âdet kurallarının kullanılmasını buyurma, örf
ve âdet hukukuna riayeti sağlama söz konusu olmayıp, örf ve âdet hukuku
mertebesine varmamış insancıl ve ahlâki düşünce ve davranışlara saygılı ve
bağlı bir gençlik oluşturma esprisi vardır. Yoksa çoğunluğun ileri sürdüğü
gibi, örf ve âdete dayalı bir hukuk düzeni oluşturma önerisi, çağ, akıl ve
hukuk dışı Örf ve âdet, öğrencilerin örf ve âdet hukukuna uymaları, ya da Örf
ve âdet hukuku yaratılması söz konusu değildir. Buna gerekte yoktur. Çünkü, örf
ve âdet, hukuk haline gelmişse, öğrenciler buna esasen uyacaklardır. Hukuk
yaratmak, ise, üniversitenin işi değildir. Öteyandan bölgesel değil, genel
genel nitelikteki Örf ve âdet kurallarından bahsedildiği anlaşılabilmekte ve
akla uygun ve mevzuu hukukça yasaklanmamış olmak, örf ve âdetin unsurlarından
bulunmaktadır. O halde üniversiteler araştıracaklar, inceleyecekler, gerekli
çabaları gösterecekler, ülke çapındaki genel ve geçerli kuralları saptayıp
öğreterek onların bunlara bağlanmalarını sağlayacaklardır.
Binaenaleyh, çoğunluğun örf ve âdete, anlatılanlar dışında bir anlam vermesi, çağ, akıl, hukuk dışı sayması, bilimsel gerçeklere uymamaktadır.
B)
Atatürk devrimlerine verilen anlam ile, dava konusu kuralı Anayasa'nın ikinci maddesi ve "Başlangıç" kısmına aykırı sayan görüşde hatalıdır. Söyle ki:
Anayasa'nın
2 nci maddesi uyarınca, Anayasa'nın başlangıcındaki temel ilkeler Cumhuriyetin
niteliklerindedir. Bu ilkelerden birisi de "Atatürk devrimlerine
bağlılığın tam şuuruna sahip olmak" tır. Anayasa'nın 153 üncü maddesi,
Atatürk devrimlerine ilişkin kanunları tadadi bir şekilde tespit etmiş ve
bunların Anayasa'nın halk oyuyla kabul edildiği tarihteki metinlerini korumuş,
bunların Anayasa'ya aykırı sayılamayacağını ifade etmiştir. Görülüyor ki,
Atatürk devrimleri geçmişteki bir olgudur, yasalaşmıştır, Anayasayla
korunmuştur ve yaşamaktadır. Türk toplumunda, bunlara aykırı örf ve âdet
düşünülemez ve bunlara aykırı örf ve âdetin Üniversitelerde öğretilmesi söz
konusu değildir. Bu Devrim kanunlarına aykırı davranışlar, sadece
"âdet" tir, "Örf" niteliği yoktur. O halde Atatürk
devrimleriyle örf ve âdetin bağdaşmayan bir yönü düşünülemez.
Öteyandan, Anayasa ve ilgili kanunların öngörmediği ve Atatürk zamanında yapılmamış, özellikle ondan sonra yapılmış veya yapılacak bir devrimi, Atatürk'e maletmeye ve Atatürk Devrimi saymağa da imkân mevcut değildir. Örneğin, bazı çevrelerin savunduğu gibi, sosyalist veya Marksist bir hareketi, Atatürk devrimlerinin devamı gibi tanıtmak olanaksızdır. Bu nedenlerle çoğunluğun "Başlangıç" taki devrim deyimim Atatürk sözcüğünden ayırarak, salt bir anlam ve yoruma tâbi tutulması açıkça Anayasa'nın lâfzına ve ruhuna aykırıdır.
Kuşkusuz, bilim ve teknikteki gelişmelere, çağa uymak, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak zorunludur. Bu amaçla yapılacak girişimler, geniş anlamda devrim sözcüğünün kapsamına girebilir. Fakat bunlara, "Başlangıç" ta "daima yüceltmek" sözcüğüyle, 21, 41, 120 nci ve öteki maddelerde işaret edilmiştir. Şu halde çağdaş, uygarlık düzeyine ulaşmak, bilim ve teknikteki gelişmelere uymak için, "Atatürk Devrilmeleri" deyimine dayanılamaz. Bunlar dışında, Anayasa'da bir "devrim" kelimesi yoktur. Bu nedenle kararda devrimcilikten ve felsefesinden söz edilmesi gereksiz bir yanılgıdır.
c) Çoğunluk karannda, örf ve âdete bağlılığın çağdaş uygarlık düzeyine erişilmesine, çağdaş bilim ve teknolojinin kazanılmasına, hızla ilerleme ve kalkınmaya, bu amaçla atılımlar yapmağa, dinamizme engelmiş gibi gösterilmesi de yanlış bir yargıdır. Şöyleki:
1 - Örf ve âdetlere bağlılık, öğretim ve öğrenimin çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yapılmasına ve bunların kazanılmasına, toplumun çağdaş uygarlık düzeyine erişmesine, kalkınmasına ve bu amaçla hızlı atılımlar yapılmasına engel teşkil etmez.
Dünyaya bir göz atacak olursak, örf ve adetlerini korumuş, bunlara bağlı kalmış milletlerin, tamamen maddeci ve eyyamcı milletlerden çok daha ileri bilim ve teknoloji seviyesine ulaştıklarım, kalkındıktan ve hızlı atılımlar yaptıklarını görürüz. Örneğin Japonya, İngiltere, İsviçre bir ölçüde bütün hür batı âlemi böyledir. Bu görümüm, milletler için olduğu kadar, kişiler için de aynıdır. Bilim ve teknolojide isim yapmış kişilerden, örf ve âdetlerine bağlı olanların sayısı, maddeci, çıkarcı ve dinsiz olanlardan çok daha yüksektir. (Bknz. Prof Dr. O. Düzgüneş, öğretimde çağdaşlık, milliyetçilik, örf ve âdetlere bağlılık)
2 - Üniversite öğrencilerine, Türk Kültür, tarih ve Örf ve âdetler öğretilmeden, Anayasa'nın başlangıcındaki "...bütün fertleri, kaderde kıvançta, tasada ortak bölünmez bir bütün halinde millî şuur ve ülküler etrafında toplamak..." mümkün olmaz. Bu nedenle çoğunluk kararı anayasal amaçların gerçekleşmesine de ters düşmektedir.
3 - Tarihî incelemeler göstermektedirki, Türk tarihinde, gerilemeler, felâketler, örf ve âdete bağlılığın zayıfladığı dönemlere rastlamaktadır. İlerleme ve başarılar ise, bağlılığın arttığı dönemlerde gerçekleşmiştir. Bizatihi Türkiye Cumhuriyeti bile, örf ve âdetine, dinine, Türk milliyetçiliğine bağlı kişilerin eseridir.
4 -
Son yıllarda Üniversitelerde ortaya çıkan durumun müşahadesi, milliyetçi, örf
ve âdetlerine bağlı öğrencilerin, ilim ve teknolojide ilerleme arzu ve
başarılarının, solcu materyalist öğrencilerle kıyaslanamayacak kadar fazla
olduğunu, örf ve âdetlerine bağlı olanların düzenli bir öğrenimi istemelerine
karşın, ötekilerin, Markscı, Leninci Maocu düşünce ve eylemlerle üniversiteleri
karıştırdıkları, öğretim ve öğrenim hürriyetini ortadan kaldırdıkları,
baltaladıklarını ortaya çıkarmaktadır. Esasen, bu olaylar nedeniyle ve
gençliğin anarşist, Marksist; Maoist yollara sapmaması ve vatana millete bağlı,
ülkenin bilim ve teknikte ilerlemesi çağdaş uygarlığa erişmesi konusunda
çalışmasını sağlamak için, dava konusu hüküm sevkedilmiş bulunmaktadır.
Bu nedenlerle, söz konusu kural Anayasa'nın 21 ve 120 nci maddelerine aykırı olamaz.
D)
Çoğunluğun, örf ve âdeti, tutuculuk ve gericilik kavramlarıyle karıştırması da hatalıdır.
Örf
ve âdetin, çağdaş bilim ve tekniğin kazanılmasına engel olmadığı, teknik ve
bilimsel bir duraksamayı öngörmediğini, yukandanberi açıkladık. Kaldıki, örf ve
âdet, bizatihi kendi içerisinde, sosyal yapının değişmesiyle birlikte değişir,
(Bknz. Spencer ve Westermark'a atfen Prof. Dr. Fındıkoğlu, İçtimaiyet,) O
halde, örf ve âdetin bünyesinde gericilik ve tutuculuk bulunduğu savı hatalı ve
abartılmış bir yargıdır. Esasen hukukumuzda, Örf ve âdeti kabul eden ve onlara
hukuki güç tanıyan kanunlar vardır. (Örneğin Türk Ticaret Kanunu, Medenî
Kanunun l, 325, 590, 592, 598, 661, 619, 621, 675, 739, Borçlar Kanununun 111,
156, 186, 208, 210, 220, 221, 257, 258, 262, 266, 270, 281, 285, 296, 298, 308,
326, 331, 334, 375, 406, 420, 423, 476, vs. maddeleri gibi.
Şayet, örf ve âdet, çoğunluğun tanımladığı gibi, tutucu ve gerici nitelikte olsaydı, Atatürk'ün sağlığında yapılan kanunlarda, "örf ve âdet" e bu kadar geniş bir yer verilmez ve hukuki güç tanınmazdı. Öyle sanıyorum ki, çoğunluğun yorumu, bir kavram karışıklığı sonucu ortaya çıkmıştır.
E) Yukarıdaki açıklamalarımızla, örf ve âdetin normal karakterli olduğunu savunduk. Biran için bunun aksi düşünülse ve bunlar içinde patolojik karakterde olanların bulunabileceği kabul edilse bile, Üniversiteler normal ve patolojik örf ve âdetin ve sonucuna göre toplumun sosyal sağlığının saptanması ve bunlardan normal olanların gençlere öğretilmesi görevinin verilmesindeki yararlar inkâr edilemez. Terimlere, sırf bir tutuculuk ve gericilik isnadı ve kuşkusuyla, Üniversitelerin, böyle bir görevden yoksun bırakılması, ülkenin zararına olmuştur.
F)
Dava konusu madde örf ve âdeti, Atatürk devrimleri, çağdaş uygarlık ile birlikte benimsemiştir. Madde tümüyle incelenmeli ve manâlandırılmalıdır. Böyle yapılsaydı bu kavramlar arasında bir çelişki bulunmadığı görülürdü. Çoğunluğunun bu yöntemi benimsememesi de hatalı sonuca ulaşılmasına neden olmuştur.
II -
1750 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin 1-4 üncü fıkraları hakkında:
Çoğunluk Yüksek Öğretim Kurulu üyelerinin çoğunluğunun yürütme organınca seçilmesini ve bu kurula yönetimi etkileyecek yetkiler verilmesini, Anayasa'nın 120. nci maddesine aykırı bularak söz konusu maddeyi iptal etmiştir.
Anayasa'nın
120. maddesine göre, üniversite yönetimi Devletin gözetim ve denetimi
altındadır. Üniversiteler kendi seçtikleri organlar, eliyle yönetilecek, fakat
Devlet bu yönetimi gözetecek ve denetleyecektir. Özerklik kötüye kullanılıyor
mu' Öğretim ve Öğrenim hürriyet ve teminat içinde çağdaş bilim ve teknoloji ve
kalkınma planı ilkelerine göre yürütülüyor mu' Aksine öğretim ve öğrenim
hürriyetinden eser kalmamış, üniversiteler marksist militanların ve hocaların
yuvası haline mi gelmiş, anarşi mal ve can emniyeti bile bırakmamış, çağdaş
bilim ve teknik yerine Marks'tan, Lenin'den, Mao'dan Engels'ten pasajlar mı
öğretiliyor. Kemalizm mi horlanıyor' Bütçe ile verilen ödenekler, Türk milleti
ve Devletini yok etmeye yönelik yabancı ideolojilerin emrinde, millet zararına
mı kullanılıyor' Devlet bunları denetleyecek ve gözetecektir. Çünkü 12 Mart
öncesinde, üniversiteler maalesef bu hale düşürülmüş ve bugün dahi bazı
fakültelerde Anayasal çizgi içersinde bir eğitime geçilememiştir. Şimdi Devlet
bu gözetim ve denetim görevini nasıl yapsın' Bunu üniversitelerin kendisine mi
bıraksın' Bir çeşit otolimitasyon yöntemi mi uygulasın' Yani gözetilecek ve
denetlenecek kişilere Devlet adına gözetim ve denetim yetkisini terk mi etsin'
Çoğunluk bunu tasviye ediyor, ya da bu sonuca ulaşıyor. Oysa, böyle bir yöntem
açıkça Anayasa'ya ve mantık kurallarına aykırıdır. Bir kuruluşu gözetecek ve
denetleyecek organın o kuruluş dışında bir teşkilât olacağı açık ve seçik
olarak ortadadır. Bu böyle olunca, Üniversite dışında kurulacak organa hep
Üniversiteye mensup kişilerin atanmasını öne sürmekte tutarsızdır. Böyle bir
şey Devlet yetkisini onlara terketmek olur. Bu kuruluşa yürütme ve yasama
organına mensup kişilerin atanması zorunludur. Aksine görüş denetim ve
gözetimin temelinden kaldırılmasını savunmak anlamındadır.
Öteyandan, Anayasa Mahkemesi, Yüksek Öğretim Kurumunun üniversiteler açısından görev yapabileceğini kabul etmiş iken, bu kurula verilen yetkiler nedeniyle kuruluşun iptal edilmesi, gereksiz bir çelişkidir. Şayet, söz konusu kuruma Anayasa'ya aykırı bir yetki verilmişse, talep bulunması kaydıyla, bu yetkiyi veren maddenin iptal edilmesi gerekirdi. Yoksa kuruluş maddesinin değil.
Bundan başka, kurula Millî Eğitim Bakanının başkanlık etmesi ve üyelerinin yarısının Hükümetçe atanması da, Anayasa'nın 120 nci maddesine aykırı sayılamaz. Bir defa, atananlar içinde Öğretim üyesi olanlar vardır. Gerek atananlar ve gerekse atayanların en az kurulun öteki yarısını oluşturan üniversite öğretim üyeleri kadar dürüst, faziletli Anayasa ve kanunlara sayılı olacaklarını kabul etmek gerekir. Kamu oyu ve parlamento denetimi ve görev suistimalini önleyen yasalar, bunların görevi kötüye kullanmalarına engel olur.
III
- 1750 sayılı Kanunun 6, 22, 38, 43, 56, 74, ncü maddeleri hakkında:
Çoğunluk, 1750 sayılı Kananun 5 inci maddesinin Üniversiteler yönünden iptali sebebiyle, artık ygulama yeri kalmayan 6 ncı maddesini, 22/1. maddesindeki "Yüksek öğretim Kurulunun, göstereceği...", 38/1. maddesindeki "... esasları Yüksek Öğretim Kurulunca tespit edilecek..." 43 üncü maddesinin son fıkrasındaki "Yüksek Öğretim Kurulunun talebi ve..." 56/1. maddesindeki "Yüksek Öğretim Kurulunun yapacağı plan ve programlar uyarınca...", 74/1. maddesindeki "... ve Yüksek Öğretim Kurulunun onayı..." deyimlerini, 44 sayılı Yasa'nm 28/2 nci maddesi uyarınca iptal etmiştir.
Oysa,
44 sayılı Kanunun 28/2 nci maddesinin olayda uygulama yeri yoktur. Çünkü, bu
maddenin uygulanabilmesinin başta gelen şartı, Anayasa Mahkemesine yapılan
müracaatın kanun veya içtüzüğün sadece belirli bir madde veya hükümleri
aleyhine yapılmış olması ve bunların iptaline karar verilince kanun veya
içtüzüğün diğer bazı hükümleri veya tamamının uygulanamaması sonucunun
doğmasıdır. Hem maddenin gerekçesinden, hem de metninden, açıkça anlaşıldığı
veçhile, 28/2 nci madde uyannca iptal edilen hükümler aleyhine yöneltilmiş bir
dava bulunmamalıdır. Metindeki "...Eğer müracaat... belirli bir madde ve
hüküm ...aleyhine yapılmış olupta... diğer bazı hükümler veya tamamının
uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa..." deyimleri, bu ciheti açıkça
ispatlamaktadır. Dil kurallarına göre, maddeden başka anlam çıkarmak
olanaksızdır. O halde, Anayasa Mahkemesine açıkça iptalleri için başvurulmuş
hükümler hakkında 28/2 nci madde uygulanmaz. Açıkça iptalleri istenilmiş
maddeler hakkında Anayasa Mahkemesi usulünce incelemesini yapar, şekilden ve
esastan bir iptal nedeni bulunup bulunmadığını araştırır, inceler tartışır ve
sonucuna göre iptale, ya da istemin reddine karar verir, örneğin böyle bir
inceleme yapılsa, nedenleri varsa, söz konusu maddelerin çoğunluk kararında
yapıldığı gibi bazı deyimlerinin değil, belki tümünün iptali gerekebilirdi.
Esasen, yapılan müracaatlar hakkında, gerekli incelemeyi yapıp karar vermek,
Anayasa Mahkemesinin, Anayasa ve 44 sayılı Yasayla belirlenmiş görevidir.
Nitekim, olayımızda, Ankara Üniversitesi, söz konusu maddelerin Anayasa'ya
aykırılığını ileri sürerek, iptallerini, Anayasa Mahkemesinden istemiştir. Şu
halde, Anayasa Mahkemesinin, dava konusu olan bu maddeler üzerinde gerekli
inceleme ve görüşmeleri yaparak sonucuna göre bir karar vermesi gerekirken, 44
sayılı Kanunun 28/2 nci maddesinin uygulanmasının zorunluğundan söz ederek, bu
maddelerdeki bazı deyimlerin iptali yoluna gitmesi, Anayasa ve 44 sayılı Yasaya
aykırıdır.
Öteyandan, yüksek öğretim kurumuna söz konusu maddelerle verilen yetkilerin Anayasa'ya aykırı olup olmadığı, 1750 sayılı Kanunun 5/1-4 maddeleri iptal edilirken de araştırılmamış, genel bir biçimde yönetimi etkileyeceğinden bahsedilmekle yetinilmiştir. Şu halde, anılan maddelerin, vaki talebe rağmen, şekil ve esastan Anayasa'ya aykırı olup olmadıkları yönü incelenmeksizin 28/2 maddeye yanlış anlam verilerek, açıklanan biçimde iptale karar verilmesi, tetkiksiz ve görüşmesiz ve kolay bir yöntemin benimsenmesi yönünden de sakıncalıdır.
Bu sebeplerle çoğunluk kararına muhalifim.
IV -
1750 sayılı Kanunun 29/a maddesi hakkında: Çoğunluk, asistanların tayininde aranacak şartlan belirleyen 1750 sayılı Kanunun 29/a maddesindeki ".. görev alacağı bilim dalında doktora veya tıpta uzmanlık diploması almış olmak" hükmünü, memleket gerçeklerine, Anayasanın 50 nci maddesine, eşitlik, sosyal adalet, millî dayanışma ilkelerine, üniversite öğretim üyeliği mesleğini malî olanakları iyi olanların tekeline bırakacağından dolayı, fırsat eşitliğine aykırı görerek iptal etmiştir.
Çoğunluğun da kabul ettiği ve Anayasanın 50 nci maddesinde açıkça belirtildiği gibi, halkın eğitim ve öğrenimini sağlamak, Devletin başta gelen ödevlerindendir. Üniversite öğretimi de bu ödevlerin bir bölümüdür ve Anayasanın 117 nci maddesi uyarınca kamu hizmetidir. Memurlar eliyle görülür ve bunların nitelikleri kanunla düzenlenir. Ayrıca Anayasanın 58/2 nci maddesi, kamu hizmetine alınmada ödevin gerektirdiği niteliklerin aranabileceğini, açıkça öngörmektedir. Bundan başka 1750 sayılı Kanunun 58 nci maddesine göre, asistanlar üniversite öğretim üyesi yardımcısıdırlar, eğitimle görevli ve yükümlüdürler.
Bir bilim dalında doktora yapmak ve uzmanlık kazanmak, kişiye belirli bir bilimsel seviye ve eğitime ve öğretme gücü, bilimsel çalışma metodu kazandırır. Bu nitelikteki bir kişi, böyle nitelikleri olmayanlara kıyasen, daha kolay ve iyi öğretir. Bizzat kendisi de, doçentlik payesine daha kolay erişmek imkânım bulur. O halde, bu düzenleme, çoğunluğun kabulünün aksine, hem hizmete, hem de bizzat kişiye yararlıdır ve yukardanberi sayılan Anayasa maddelerine uygundur..
Hükmün, memleket gerçeklerine aykırı bir yönü de yoktur. Bugün için ülkemizde doktora ve uzmanlık kazanmış kişiler kolaylıkla bulunabilmekte ve bunların sayısı her geçen gün artmaktadır. Nitekim, Yasa koyucu da durumu böyle takdir etmiştir. Bu takdir ve kabulün aksini ileri süren çoğunluğun, bu konuda ayrıntılı bilgi, istatistik ve dokümanlara dayanması gerekirdi. Oysa çoğunluk, kuralın memleket gerçeklerine aykırı düştüğü yolunda mücerret ve ispatlanmamış bir faraziyeye dayanarak, söz konusu hükmü iptal etmiştir. Böylesine doğruluğu kanıtlanmamış faraziyelere istinaden parlamentonun siyasi takdirlerine müdahale ederek, kanun iptal etmek, Anayasa yargısı için sağlıklı bir usûl değildir.
Kuralın Sosyal adalet, millî dayanışmaya ters düştüğüne ilişkin görüşler içinde aynı düşünceleri tekrarlamak gerekir.
Kuralın
üniversite öğretim üyeliği mesleğini zenginlerin tekeline bırakacağından dolayı
fırsat eşitliğine aykırı olduğu görüşüne de katılmak mümkün değildir. Çünkü,
Kanun 32 nci maddesiyle "Doktora veya tıpta uzmanlık öğrenciliği ve bu
öğrenciliğin devam etme koşullarını düzenlemiş ve olanaklar getirmiştir. Bu
hüküm işletilerek, malî durumu eiverişli olmayan vurt çocuklarına da doktora
veya uzmanlık kazandırılması pekâlâ mümkündür. Çoğunluk 32 nci maddedeki
olanakları, yürütmenin taktiri, yıllık bütçe ve kadro sınırlamalarına bağlı
tutulması nedeniyle yetersiz görerek yukarıdaki yargıya ulaşmakta ise de, bir
ülkenin yürütme organını, ülkenin ihtiyaç duymasına rağmen gençlerin doktora
veya uzmanlık kazanmasını istememekle ve yasama organını yeterli bütçe ve kadro
imkânlarını sağlamamakla suçlamak, kanaatimce, adil ve insaflı bir yargı olmaz.
Aksine gerekli bütçe ve kadro imkânlarının zamanında sağlanacağı ve yürütmenin
takdir yetkisini iyi kullanacağını kabul etmek gerekir. Hüsnüniyet asıldır.
Üstelik Hükümetleri takdir haklarını iyi kullanmaya yönelten, parlamento, kamu
oyu, basın gibi güçler, kazaî denetim, hukukî ve cezaî sorumluluklar vardır.
Bütün bu unsurları görmemezlikten gelerek, doğruluğu kanıtlanmamış
fazaziyelerle, aslında Anayasaya uygun olan kuralın iptaline karar verilmiş
olmasına karşıyım.
V -
1750 sayılı Kanunun 61/ son fıkrası hakkında:
Çoğunluk, 1750 sayılı Kanunun 61/ son maddesini Anayasanın 120. maddesindeki yönetim özerkliğine aykırı bularak iptal etmiştir. Bu fıkra "Rektör hakkında yapılan disiplin koğuşturması, üniversite denetleme kurulunca tayin edilecek bir soruşturmacı tarafından yürütülür." kuralını taşımaktadır.
Rektör, üniversite yönetim kurulunun başıdır. Rektör hakkında da disiplin koğuşturması gerekebilir. Fakat görevinin niteliği itibariyle bu soruşturma, Üniversite profesörleri veya yönetim kurulu üyelerinden birine verilemeyeceğine göre, Devlet adına denetim hakkını kullanan üniversite denetleme kuruluna verilmesi zorunludur, en doğru yöntemdir.
Soruşturmayı yapmakla görevlendirilen üniversite denetleme kurulu soruşturma sonucunu, yetkili üniversite organına ulaştırmakla yetinecek öteki işlemler, bu organlarca yapılacaktır. Bu nitelikteki bir fonksiyonun, üniversitenin yönetim özerkliğini bozan bir yönü olamaz. Esasen çoğunluk kararında, üniversite denetleme kuruluna verilen soruşturma yetkisinin Üniversite yönetim özerkliğini ihlâl etmesi veçhi de izah edilmiş değildir. Karara bu nedenle muhalifim.
VI -
1750 sayılı Kanunun 66/3. maddesi hakkında:
Anayasa'nın
1488 sayılı Kanunla değişik 120. maddesi, üniversite özerkliğinin, üniversite
binaları ve eklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engel olamayacağını
açıkça belirtmiştir. Bu hüküm, 1488 sayılı Anayasa değişikliği ile 120. madde
metnine sokulmuştur. Bu düzenlemenin sebebi vardır. Bu ülkede 12 Mart öncesinde
marksist ve anarşistlerin işbirlikçisi bazı üniversite yönetici ve öğretim
üyeleri, üniversite bina ve eklerinde zabıtanın suç ve suçluları koğuşturmasına
üniversite özerkliği ihlâl ediliyor iddiasıyla engel olmak istemişlerdir.
Üniversiteler, anarşist saldırganların, Marksist, Leninist, Maoist'lerin
Devleti yıkmak, milleti ve ülkeyi bölmek isteyenlerin karargâhı haline
getirilmiş ve üniversite özerkliğinin, bu gibilerin kalkanı olarak kullanılması
temayülü belirmiştir. İşte bu gibi yorum ve uygulamaları ortadan kaldırmak için
yukarıdaki hüküm sevkedihniş bulunmaktadır. Çoğunluğun, Anayasa'nın 120. maddesi
değiştirilmemiş olsaydı bile, Üniversite özerkliğinin üniversite binalarında ve
eklerinde işlenmiş suçların ve suçluların veya suç işleyip te buralara sığınmış
olanların koğuşturulmasına engellik edemeyeceğine ilişkin yorumu, biraz önce
açıklanan olaylara ve ülke gerçeklerine ters düşmekle birlikte, iyimser bir
yorumdan ibarettir. Şu halde, çoğunluğun kabul ettiği gibi islenmiş bir suçun
ve faillerinin takibi, yakalanması, suç delillerinin toplanması amacıyla zabıta
gece ve gündüz herhangi bir çağrı ve izne gerek olmadan, üniversite bina ve
eklerine girebilir, gerekli çabaları gösterebilir.
1750
sayılı Kanunun İptal edilen 66/3. maddesi, "Bu takdirde giriş sebebinin
niteliğine göre ilgili üniversite rektörlüğü veya bağımsız fakültelerin
dekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir" hükmünü taşımaktadır. Çoğunluk,
bu hükümle zabıtanın üniversite bina ve eklerine girme ve arama yapmada tamamen
serbest olduğunu ve özerk yönetime herhangi bir haber verme zorunluğu ile dahi
yükümlü tutulmadığını, bu durumun özerk üniversite yönetimi esaslarıyla
bağdaşmayacağını kabul etmekte ve kuralı Anayasa'nın 120. maddesine aykırı
bulmaktadır. Bu nun niçin böyle olduğunun inandırıcı gerekçesini göstermemekte,
sade ce görüşünü "Hiçbir kuşkuya yer vermeyecek derecede ortada" sözlerine
ve benzer bir kuralın evvelce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş
bulunması vakıasına dayandırmaktadır. Bu görüşe katılmak imkânsızdır. Şöyle ki:
A)
Suçların ve suçluların üniversite binaları ve eklerinde koğuşturabileceği bir
kere kabul edildikten sonra, bu teşebbüsten üniversite yönetiminin giriş
sebebinin niteliğine göre haberdar edilebilmesini içeren kuralın, üniversite
özerkliğine aykırı düştüğü savunulamaz. Çünkü, zabıta, üniversite binalarına ve
eklerine koğuşturma için girmektedir. Suç ve suçluların koğuşturulması gizlilik
ister. C. M. U. Kanununa göre hazırlık tahkikatı gizlidir. Bu gizliliğin ihlâli
koğuşturmanın başarısız kalmasına yol açar. Nitekim 12 Mart öncesinde, anarşist
ve marksistleri korumak, zabıtanın üniversitelerdeki koğuşturmasını engellemek
isteyen işbirlikçi Üniversite yöneticileri çıkmıştır. Bu tür kişilerin her
dönemde görülebileceği tahmin edilmelidir. İşte, kanun koyucu üniversite
binaları ve eklerinde yapılacak koğuşturmanın herhalûkârda üniversite
yönetimine haber verilmesinin mahzurlu olabileceğini düşünmüş, haber verme
keyfiyetini, koğuşturmayı yapanın takdir ve sorumluluğuna bırakmıştır.
Koğuşturmadan amaç başarıya ulaşılmasıdır. Haber vermenin başarısızlığa yol
açacağı kuşkusu varsa, haber vermenin, gerektiğinde değil de, mutlaka
yapılmasını arzulamak, koğuşturmanın başarısızlığını istemek olur. Çoğunluk,
hem üniversite bina ve eklerinde koğuşturma yapılabilir, diyor, hem de
koğuşturmayı haber verme mecburiyeti önererek, koğuşturmanın başarıya
ulaşmaması olasılığına yol açıyor. Bu tam bir çelişkidir.
B)
Anayasanın gerek 120. maddesi ve gerekse öteki maddelerinde, üniversite bina ve eklerinde yapılacak koğuşturmanın üniversite yönetimine haber verilmesi mecburiyetini koyan hiçbir kural yoktur. Bu nedenle de dava konusu hükmün 120. maddeye aykırılığından söz edilemez.
C)
Kovuşturmayı haber vermenin üniversite özekliği ile bir ilişkisi ve özerkliği
bozan bir yönü de yoktur. Çoğunluğun "hiçbir kuşkuya yer vermeyecek
derecede ortada" sözleriyle güya bir ilişki kurması, tamamen dayanaksız ve
yetersizdir. Çoğunluğun kararında da kabul edildiği gibi "Üniversite
Özerkliği, siyasal çevreler, iktidarlar, baskı kümelerinin, üniversite
çalışmaları ile öğretim ve eğitimi etki altına almaları yolunu kapayan ve bu
faaliyetlerin bilimsel gerek ve gereksinmelerden başka herhangi bir düşünceden
uzak kalacak bir ortamda sürdürmelerini sağlayan bir müessese" olarak
kabul edilse bile, kuralın özerkliğe aykın tarafı bulunamaz. Zira, zabıta
üniversiteye suçları ve suçluları koğuşturmak için girecektir. Üniversiteyi
suçlardan ve suçlulardan temizleyecektir. Yoksa, üniversite eğitimi, öğretimi,
ve çalışmalarını etkilemek gibi bir görev ve fonksiyonu yoktur. Suçlardan ve
suçlulardan arınmış bir üniversitenin ise, gerçek anlamda özerk bir üniversite
haline geleceği izahtan varestedir. Zabıtanın koğuşturmayı haber vermesi,
koğuşturmayı başarısız kılabileceğine ve amaca ters düşebileceğine,
üniversiteler gereği gibi suçlar ve suçlulardan arınamayınca, bu sonuçtan,
kuşkusuz üniversite özerkliği zarargörecektir. Binaenaleyh, koğuşturmanın haber
verilmesinin, işin gereğine göre zabıtanın taktir ve sorumluğuna bırakılması,
üniversite özekliğinin yararına, aksine mecburi kılınması bu özerkliğin
zararınadır. Bu nedenledirki, çoğunluğun yorumu üniversite özerkliği zararına
bir sonuç yaratabilecektir.
D)
İptal kararı, yol açtığı sonuç itibariyle de tutarsızdır. "Takdiren haber verme"yi öngören hüküm, iptal edilince, ortada haber vermeyi gerektiren hiçbir kural kalmamıştır. Anayasa Mahkemesi, Yasama organına yeni düzenlemeleri ve biçimini buyurma yetkisine sahip ve boşluğun doldurulması da kesin olmadığına göre çoğunluğun yorumuna ters düşen bir sonuç ortaya çıkmıştır.
Bu sebeplerle çoğunluk kararına katılmıyorum.
VII
- 1750 sayılı Kanunun 69/2. maddesi hakkında:
Çoğunluk,
1750 sayılı Kanunun 69/2. nci maddesini iptal etmiştir. Bu fıkra
"Anayasada yeralan hak ve hürriyetlerden herhangi birisinin, insan hak ve
hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü
veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak nitelikleri Anayasada
belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kasdıyla kullanılması hallerinde,
Bakanlar Kurulu ilgili üniversitenin veya bu üniversiteye bağlı kuruluş ve
kurumların veya bir üniversiteye bağlı olmayan fakültenin idaresine belli bir
süre ile elkoyabilir. El koyma kararı Resmî Gazete'de yayımlanır. Yayımlanmayı
müteakip 48 saat içinde T.B.M.M. Birleşik toplantısının onanıma sunulur.
Elkoyma süresi 2 ayı geçemez." şeklindedir.
Anayasanın
120. maddesinin son fıkrasına göre, üniversitelerle onlara bağlı fakülte, kurum
ve kuruluşlarda, öğrenim ve öğretim hürriyetlerinin tehlikeye düşmesi ve bu
tehlikenin üniversite organlarınca giderilmemesi halinde, Bakanlar Kurulu
ilgili üniversitelerin veya bu üniversiteye bağlı fakülte, kurum ve
kuruluşların idaresine elkoyar ve bu kararını hemen T.B.M.M. Birleşik
toplantısının onamasına sunar. Hangi hallerin elkoymayı gerektireceği kanunla
düzenlenir. O halde, kanun, üniversite özgürlüğünün hangi hallerde tehlikeye
düştüğü veya düşmüş sayılacağını belirleyecektir. Özel kanun bunu açıklamıştır.
Bir üniversitenin içinde, Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden herhangi
birisinin insan hak ve hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din, mezhep ayırımına dayanarak
nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kasdıyla
kullanılması halini, öğrenim ve öğretim hürriyetinin tehlikeye düşmesi ve
elkoymayı gerektirir hal olarak kabul etmiştir. Fıkradaki "ilgili
üniversite" sözcüğü anılan eylemlerin üniversite içinde geçmesi gereğini
ifade etmektedir.
Bu nedenlerle çoğunluk kararına karşıyım.
VIII
- 1750 sayılı Kanunun 70/C maddesi hakkında:
Çoğunluk 1750 sayılı Kanunun 70/C maddesini iptal etmiştir. Bu bentle "Üniversite yönetimine elkonulması halinde, Bakanlar Kuruluna üniversitelerde ve bağlı kuruluşlarda görevli kimselerden gerekli görülenleri, kovuşturma sonuçlanıncaya kadar veya kovuşturma sonucunun gerekli kıldığı hallerde kesin sonuç alınıncaya kadar görevlerinden uzaklaştırma" yetkisi verilmiştir.
Üniversitede
vazifeli kişilerden bazıları, üniversite yönetimine el konulmasına yol açan
olaylara karışmışlar, bu olayların tertipçi veya işbirlikçisi ve sanıkları
iseler, bunların görevlerinden uzaklaştırılması kadar doğal bir tedbir olamaz.
Bunların haklarındaki kovuşturmaya rağmen, görevlerinde bırakılmaları,
elkoymayı gerektiren olayların tekrarını, üniversitelerin bunalımdan çıkıp
normal döneme dönmemesini arzulamak olur. Üstelik madde, kovuşturma sonuçları gerekli
kılmıyorsa görevden uzaklaştırmanın söz konusu olmadığını açıkça
belirtmektedir. Çoğunluğun yorum ve gerekçesi ceza ve ceza yargılama hukuku
ilkelerine aykırıdır. Haklarında görevden uzaklaştırma işlemi uygulananlar
masum kişiler olmayıp, olaylara iştirak ettikleri hakkında kuvvetli delil ve
belirtiler bulunan kişilerdir. Suç işleyenlerin suçsuzlukları anlaşılıncaya
kadar ceza yargılama hukukunun koruma tedbirlerine maruz kalmaları kaçınılmaz
bir durumdur. "Masumiyet asıldır" kuralı, suçluluğu kanıtlamadıkça
kişinin cezai müeyyidelere çaptırılmaması anlamındadır. Yoksa hakkındaki
delillerin toplanması, delillere tesir etmesinin önlenmesi, ceza davasının
muvafakiyetine yönelik koruma tedbirlerinin, suçluluğu hakkında kuvvetli
belirtiler bulunan kişiye uygulanmaması, yeni olaylara yol açması olasılığı
bulunan bu gibilerin bu ortamdan uzaklaştınlmaması manasına gelmez. Kuralın
hukuk devletine aykırı bir yönü yoktur, benzer tedbirler hukuk devleti sayılan
bütün devletlerde mevcuttur.
Üniversite özerkliği, üniversite yönetimine el konulmasını gerektiren ağır suçları işleyenlerin, her kim olursa olsunlar, korunmasını içermediğine göre, kuralın Anayasanın 120. maddesine aykırı bir yönü de olamaz.
Bu nedenlerle çoğunluk kararına muhalifim.
IX -
1750 sayılı Kanunun 82/2 nci maddesi hakkında:
Çoğunluk, 82 nci maddenin Karadeniz Teknik ve Atatürk Üniversiteleri ile ilgili hükümlerini iptal etmiştir.
Oysa,
Anayasanın 120/3 maddesinde "Özel Kanuna göre kurulan Devlet
üniversiteleri hakkındaki hükümler saklıdır." denilmiştir. Karadeniz
Teknik ve Atatürk Üniversiteleri de özel kanun ile kurulmuş Devlet
üniversiteleridir. Aslında Anayasanın yukarıdaki fıkrası bu gibi üniversiteler
için sevkedilmiştir. Anayasa, kendi kendini idare eden tek tip üniversite
değil, çeşitli tiplerde Üniversitenin varlığını düşünmüştür. Hangi tipin ülkeye
yararlı ve verimli olduğunu uygulama ve tecrübeler ortaya koyacaktır. Nitekim
kendi kendini yöneten, otonom üniversiteler, öğretim ve eğitimi sağlayamaz ve
başarılı olamaz, kendini idarede aciz kalırken, özel kanunla kurulmuş olanların
daha verimli ve başarılı oldukları müşahade edilebilmektedir.
Bundan başka, iptal edilen fıkra, bazı özel kanunları mahfuz tutmaktadır. Bu mahfuziyet hükmü iptal edilince, fiilen sanki mahfuz tutulan kanunlarda ilga edilmiş gibi bir durum doğmaktadır. Anayasa Mahkemesi Yasa koyucu yerine geçmekte, adete bir yasama tasarrufunu dolaylı bir biçimde yapmış olmaktadır. Böyle bir girişime Anayasa ve 44 sayılı Yasa yönünden yetkili değildir. Çoğunluk kararına bu nedenlerle muhalifim.
Üye
Kemal Berkem
KARŞIOY
YAZISI
1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 4. maddesi ile 70. maddesinin (A) bendinin iptali isteğinin reddine ilişkin çoğunluk kararına, Sayın Ahmet H. Boyacıoğlu'nun ve 5. Maddesinin l, 2, 3, ve 4, üncü fıkralarının Üniversiteler yönünden iptaline mütedair kararına Sayın Muhittin Gürün'ün karşıoy yazılarında açıkladıkları nedenlerle katılmıyorum.
Üye
Halit Zarbun
KARŞIOY
YAZISI
I -
1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 66. maddesinin üçüncü fıkrasında:
"Zabıta, suçların ve suçluların kovuşturulması için herhangi bir davet ve izne bağlı olmaksızın, Üniversite binalarına ve eklerine her zaman girebilir" dendikten sonra "Bu taktirde, giriş sebebinin niteliğine göre ilgili Üniversite rektörlüğü veya bağımsız fakültenin Dekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir." diye yazılıdır. Bu hükme göre, suç ve suçluların kovuşturulması maksadıyle Üniversite binalarına ve eklerine giren Zabıta, girişi gerektiren sebebi gözününde bulundurarak keyfiyetten Rektör veya Dekanı haberdar edebilecektir.
Üniversite özekliğiyle ilgili Anayasanın 1488 sayılı Kanunla değişik 120. maddesinin ikinci fıkrasında, "Üniversite özerkliği bu maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır ve bu özerklik, üniversite binalarında ve eklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engel olmaz" hükmü konulduktan sonra üniversite özerkliği:
A -
Üniversitelerin Devletin gözetimi ve denetimi altında kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilmesi,
B -
Üniversite organlarının, Öğretim üyeleri ve yardımcıların Üniversite dışındaki makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamıyacakları, (son fıkra hükümleri saklıdır.)
C -
Üniversite öğretim üyeleri ve yardımcılarının serbestçe araştırma ve yayımda bulunmaları,
Ç -
Öğrenim ve Öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine ve kalkınma plan ilkelerine göre yürütülmesi,
Biçimlerinde belirlenmiştir.
Görüldüğü gibi Anayasanın bu maddesinde (Üniversite özerkliği) nin mahiyeti vekapsamı bu suretle nitelendirilmiş ve bu özerkliğin Üniversite binalarında ve eklerinde suç ve suçluların kovuşturulmasına engel olmadığının ayrıca belirtilmesine de lüzum görülmüştür.
Anayasada, suç ve suçluların kovuşturulması maksadıyle Üniversite binalarına ve eklerine giren polisin bunu ve sebebini her halde ilgili rektörlük veya Dekanlığa bildirmesi gerektiğini emreden bir hüküm mevcut değildir. Ve esasen bu hususun Anayasa'da belirtilen ve nitelikleri yukarıda açıklanan Üniversite özerkliğiyle de bir ilgisi yoktur.
Suç ve suçluların kovuşturulması sırasında, suçu ve suçluları araştırmak, izlemek delillerini tespit için başta gelen hususlardan birisi gizliliğe riayet olduğunda şüphe yoktur. Hele Millî Güvenliği, kamu düzenini yakından ilgilendiren suçların kovuşturulmasmda bu husus daha çok önem kazanır. Bu gibi suçların soruşturulmasında dahi her halde haber verme şartının aranması, işin şayi olmasına, delillerin kaybedilmesine, suçluların savuşmalarına ve kovuşturmanın başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açabilecektir. Kanun koyucusu, bu noktaları dikkate alarak bir sakınca yoksa bu gibi teşebbüslerden Rektör veya Dekanın haberdar edileceğini kabul etmiştir.
Bunlardan başka, Üniversiteler Kanununun sözü edilen maddesindeki "Bu takdirde giriş sebebinin niteliğine göre ilgili üniversite Rektörlüğü veya bağımsız Fakültelerin Dekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir" hükmünün ne sebeple konduğunu ve bu fıkranın iptalinde ne gibi sonuçlar meydana geleceğini de incelemekte yarar vardır:
Bilindiği
gibi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre, Cumhuriyet savcısı veya
onun yerine Zabıta tarafından yapılan Hazırlık Soruşturması gizlidir. Bu
soruşturmadan hiç bir kuruma ve kimseye bilgi verme olanağı kanunen yoktur.
Üniversiteler Kanununun 66. maddesinin söz konusu hükmü, Usul Kanununun bu
hükmüne bir istisna getirmektedir. Kanun koyucu bu istisna hükmü ile,
Üniversitelerde ve Fakültelerde yapılan suç ve suçluların kovuşturulmasında,
bir sakınca yoksa Rektörlük veya Dekanlığın haberdar edilebilmesi yolu açık
tutulmuş ve bu suretle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun bahsedilen gizlilik
kuralına burada bir istisna getirilmiştir. Bu da Rektör veya Dekanın yönetim
görevini daha iyi yapmasına yardım edebilecektir. Üniversiteler Kanununun 66. maddesindeki
bu haber verme olanağı da -iptal karariyle- ortadan kalkınca, Üniversite
binalarında yapılan suç ve suçluların kovuşturulmasından artık Rektör veya
Dekana haber verme imkânı büsbütün ortadan kalkacaktır.
Görüldüğü gibi, Üniversiteler Kanununun 66. maddesindeki "Bu taktirde giriş sebebinin niteliğine göre ilgili Üniversite Rektörlüğü veya bağımsız Fakültelerin Dekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir." fıkrası, üniversite özerkliğini zedelediği şöyle dursun aksine üniversite özerkliği ve yönetimi lehinde konulmuş bir hüküm olduğundan iptal kararında isabet görmüyorum.
2 - Üniversiteler Kanununun 70. maddesinin (C) fıkrası:
Üniversiteler Kanununun 70. maddesinin (C) fıkrasında, "Üniversite yönetimine el konulması halinde, Bakanlar Kuruluna, Üniversitelerde ve bağlı kuruluşlarında görevli kimselerden gerekli görülenleri kovuşturma sonuçlanıncaya kadar veya kovuşturma sonucunun gerekli kıldığı hallerde kesin sonuç alınıncaya kadar görevlerinden uzaklaştırma yetkisi verilmiştir.
Bilindiği gibi, Üniversitelerde öğretim ve öğrenim hürriyetinin tehlikeye düşmesi ve bu tehlikenin üniversite organları tarafından önlenememesi veya Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerin, Türk Devletinin Ülkesi ve Milleti ile bütünlüğünü bozmak ve Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadiyle kullanılması hallerinde hükümetin idareye el koyma yetkisi vardır. (1750 sayılı Üniversiteler Kanunu Md. 69) Bu sebeplerden birisi mevcut olup da Üniversite idaresine el koyan Bakanlar Kurulunun el koymaya sebep olan üniversitedeki görevli kimseler hakkında ceza ve disiplin kovuşturması yaptırabilecek, haklarında kovuşturma yapılan kişileri de kovuşturmanın sonuna kadar görevlerinden uzaklaştırabilecektir.
Üniversitelerde
görevli bazı kimselerin, örneğin ideolojik tahriklerde bulunmak, ırk ve mezhep
propagandası yapmak suretiyle memlektin bütünlüğünü ve Cumhuriyeti tehlikeye
düşürebilecek kargaşalıklara, çatışmalara sebebeyit vermeleri halinde bunların
görevlerine devamdaki sakıncaları izaha lüzum yoktur. Böyle kimselerin,
kovuşturmanın selameti bakımından, kovuşturma sonuna kadar görevlerinden
uzaklaştırılmalarının yukarıda esasları açıklanan üniversite özerkliğine ters düşen
bir yönü yoktur. Kovuşturmanın ve yönetime el koyma halinin uzayabileceği gibi
ihtimâller ve varsayımlar, kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığını kanıtlayacak
neden olamaz. Kaldı ki, Anayasanın 1488 sayılı Kanunla değişik 120. maddesinin
son fıkrasında, "hangi hallerin el koymayı gerektireceği el koyma
kararının ilân ve uygulama usulleri ile süresi ve devamınca Bakanlar Kurulunun
yetkilerinin nitelik ve kapsamı kanunla düzenlenir." diye açık hüküm
konulmak suretiyle bu konuların düzenlenmesi, bir sınırlamaya tâbi
tutulmıyarak, Özel Kanuna ve Üniversiteler Kanununa bırakılmıştır.
Anayasa'nın bu hükmü karşısında, Üniversiteler Kanununun 70. maddesinin dava konusu (C) fıkrasının Anayasa'ya aykırılığı düşünülemez.
3 - Üniversiteler Kanununun 82. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"Karadeniz Teknik Üniversitesi adiyle Trabzon'da bir üniversite kurulması hakkındaki 6594 sayılı Kanun ile bunu değiştiren 336, 535, 871 ve 1650 sayılı Kanunların, 6690 sayılı Atatürk Üniversitesi Kanunu ile bunu değiştiren 336, 535, 871, 994, 1499, 1573, ve 1578 sayılı Kanunların hükümleri saklıdır. 6594 ve 6690 sayılı Kanunlarla ek ve tadillerinde bahsedilen 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ile ek ve tadillerindeki hükümler yerine bu kanun hükümleri uygulanır. 892 sayılı Hacettepe Üniversitesi kurulması hakkındaki kanunun iş bu kanuna aykırı hükümler yürürlükten kaldırılmıştır."
Bu maddenin, Karadeniz Teknik ve Atatürk Üniversiteleri ile ilgili hükümlerinin iptaline ilişkin çoğunluk kararına karşı görüşümüz aşağıdadır.
Anayasanın değişik 120. maddesinin üçüncü fıkrasında "Üniversiteler Devletin gözetim ve denetimi altında kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilir" dendikten sonra " Özel Kanuna göre kurulan Devlet Üniversiteleri hakkındaki hükümler saklıdır." diye yazılı bulunmaktadır. Bu hüküm, maddenin Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında verilen altı imzalı bir önerge üzerine kabul edilerek madde metnine ilâve edilmiştir. Temsilciler Meclisinde önerge sahiplerinden bir zat bu önergenin maksat ve amacını şu sözlerle açıklamıştır:
"Arkadaşlar
mesele şudur. 4936 sayılı Kanuna göre Türkiye'de kurulmuş üniversiteler vardır.
Yani bu kanıma göre işlemekte olan üniversiteler vardır. Ankara, istanbul ve
Teknik Üniversiteler gibi. Bir de Atatürk Üniversitesi, Orta Doğu Üniversitesi
gibi yine Devlet tarafından kurulmuş, Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği
kanunlarla kurulmuştur. Bu üniversitelerin de bu prensiplere tabi olmaları
tabiidir. Fakat bunların organları bir başka yapıdadır. Yarın Adana'da Ziraat
Fakültesi kuracaksınız. Karadeniz de bir başka üniversite kuracaksınız. Yeni
kurulacak bütün üniversitelerin bütün organları kendi mesupları tarafından
seçilmesi olmaz. Buradaki cümle, kurulmuş ve işlemekte olan üniversitelerin
halen tatbik etmekte oldukları idare usulü, kendi öğretim üyelerinden kurulu
organlarla yönetme esasına istinat eder. Eski üniversiteler Kanununun
uygulanışı bu tarzdadır.
Amerika da Üniversiteler muhtardır. Onların muhtariyet anlayışları Mütevelliler Heyetinin idaresi esasına göre düzenlenmiştir. Meselâ bir bölgenin ziraatını inkişaf ettirmek üzere kurulmuş olan bir üniversiteye O bölgenin Ziraat Odasından temsilci de Mütevelliler Heyetine iştirak eder. Aynı zamanda Mahalli İdareler de para verir, idaresine iştirak için temsilci gönderir. Bizde de bu şekilde üniversiteler kurulabilir. Mahalli İdareler ve ilgili teşekküllerin temsilcilerinin bulunması gerekebilir.
Meselâ bir bölgenin hayvancılığını inkişaf ettirmek üzere bir Veteriner Fakültesi kurulacak, o zaman ne alacak' Elbette mahalli idareler ve varsa Veterinerler Odası da katılacaktır.
Bu itibarla, fakültelerinin idareleri değişebilir. Üniversitelerin hususiyetine göre, arzettiğim gibi Mütevelliler Heyetine verilebilir. Belki yeni Üniversiteler teşekkül edecek, bunun idaresinde fahri olarak Mütevelliler Heyeti çalışacakdır. Tamamiyle hayır işi olarak çalışacaktır. Gidip haftada bir kere toplanacaktır.
Diğer taraftan üniversite ile ilgili diğer teşekküller, meselâ Sanayi Odaları temsilcileri de üniversitenin idare ile ilgili heyetlerine girebilirler.
Eğer madde tasarıdaki şekliyle çıkacak olursa, Atatürk Üniversitesi, Orta - Doğu Teknik Üniversitesi Anayasaya aykırı bir kuruluş haline gelmiş olacaktır.
Bu
itibarla, Özel Kanunlarına göre idare edilebileceklerini ve bunun mahfuz
olduğunun tebarüz ettirilmesini teklif ediyoruz. İdarenin bilimsel özerkliği
mahfuz, Akademik araştırma, yayın yapması mahfuz, yalnız biraz elestikiyet
veriyoruz. Aksi halde 4936 sayılı Kanunun kurduğu idade tarzı değişmez nas
halinde eski yeni bütün üniversitelere şamil olur. Bu itibarla kabulünü
istirham ediyorum." demiş ve Anayasa Komisyonu sözcüsü de, önerge
sahibinin bu açıklamasına karşı bazı mülahazada bulunmakla beraber önerilen bu
metnin aynen kabulüne komisyonun da taraftar olduğunu bildirmiş (Kâzım Öztiirk
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Cilt 3, sh. 3304 - 3305) ve bu suretle
"Özel Kanununa göre kurulan Devlet Üniversiteleri hakkındaki hükümler
saklıdır." hükmü, Anayasaya, yukarıda açıklanan amaçları sağlamak ve özel
kanunlarına göre kurulmuş; olan Karadeniz Teknik, Atatürk ve Orta - Doğu Teknik
Üniversitelerinin yönetimle ilgili statülerini saklı tutmak için bilhassa
konulduğu anlaşılmıştır.
Şurasını da dikkatten uzak tutmamak lazımdır ki: Üniversitelerin, çağdaş bilim ve teknoloji doğrultusunda insan gücünü ve maddî kaynaklarını kullanmak suretiyle memleketin her yönden ilerleme ve gelişmesinde yardımcı olmak gibi (1750 sayılı Üniversiteler Kanunu md. 3) çok önemli görevleri de vardır. Hangi tip ve statüye tabi üniversitenin bu önemli çalışmalarında ve bu görevlerin yerine getirilmesinde daha başarılı olabileceğini araştırmak ve denemekte de sayısız yararlar vardır. Bütün üniversitelerin klasik anlamda tek tip ve aynı statüye bağlamak istenmemesinin diğer bir nedeni de bu olmak lâzımdır.
Yukarıda yapılan bütün açıklamalar göstermektedir ki: Türkiyede, klasik anlamda tek tip ve genel idare statüsüne tabî Üniversitelerin yanıbaşında daha değişik yöntemlere bağlı ve özel kanunlara göre kurulacak diğer üniversitelere de yer ve imkân verebilmek için Anayasanın 120. maddesine "Özel Kanuna göre kurulan Devlet Üniversiteleri hakkındaki hükümler saklıdır." hükmü özellikle konmuş ve bu hükmün Temsilciler Meclisinde müzakeresi sırasında, bununla Karadeniz Teknik, Atatürk ve Orta - Doğu Teknik Üniversitelerinin Özel Kanun hükümlerini saklı tutmak amacı güdüldüğü tebarüz ettirilmiştir.
Böyle olunca, Karadeniz Teknik Üniversitesi kurulmasına dair olan 6594 sayılı Kanunla ek ve tadillerinin ve Atatürk Üniversitesi kurulmasına dair olan 6990 sayılı Kanunla ek ve tadillerinin Anayasaya aykırılığının söz konusu olmaması icabeder.
Arzettiğim bu nedenlerle, 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun yukarıda işaret olunan hükümlerinin iptaline dair olan çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Ziya Önel
KARŞIOY
YAZISI
l - Yüksek Öğretim Kurulunun Kuruluş ve İşleyişinin Anayasaya aykırlığı sorunu:
Devletin Üniversiteler üzerindeki anayasal gözetim ve denetim hakkını kullanma usullerini düzenleyen 20/6/1973 günlü, 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 4. maddesinde tanımı yapılan Yüksek Öğretim Kurulunun varlığı ve yapacağı görevin niteliği ile kapsamı Anayasa Mahkemesin'ce denetlenerek Anayasaya uygun görülmüştür.
Yüksek Öğretimi, toplumun ihtiyaçlarına, Anayasanın temel ilke ve politikasına en yararlı, düzenli ve üniversiteler arasında koordineli bir biçimde yürütmek devletin anayasal yetkisi ve sorumluluğu alanına girer. 4. maddede öngörülen bu amaçlara yönelik gözetim ve denetim hakkının, tüm üyeleri üniversitelerce seçilecek organlar eliyle kullanılması düşünülemez. Zira o taktirde devlet gözetim ve denetiminin yapıldığından söz edilemeyeceği gibi Anayasa'nın devlet gözetim ve denetimiyle güttüğü amaç da ortadan kalkmış olur.
Bu itibarla Yüksek Öğretim Kurulunun kuruluş ve işleyişinin 5. maddede öngörülen biçimde düzenlenmiş olmasında (Üniversitelerin kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetileceği) yolundaki Anayasa kuralına aykırı bir yön bulunmamaktadır. Bu nedenle iptal konusu 5 maddenin bir, iki, üç ve dördüncü fıkraları Anayasa aykırı görülmememiştir.
2 - 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrasının iptal davalarına konu yapılan kanun maddeleri için de uygulanıp uygulanamıyacağı sorunu:
Davacı Ankara Üniversitesi Rektörü tarafından Anayasa Mahkemesine açılan iptal davasında 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 6., 22., 38., 43., 52.., 56. ve 74. maddelerinin de kısmen veya tamamen Anayasa' nın 120. ve diğer bazı maddelerine aykırı oldukları ileri sürülerek iptalleri istenmektedir. Başka bir deyimle, davacı bu maddelerin Anayasaya aykırı kurallar getirdikleri kanısını taşımakta olduğundan, bunların Anayasa ilkeleri açısından Anayasa denetimine tabi tutulmasını istemektedir.
Burada öncelikle Anayasa denetimi kavramı üzerinde durmak gerekir. Gerek iptal davalarında ve gerekse itiraz yoluyla mahkemelerce Anayasa Mahkemesine getirilen işlerde iptale ve itiraza konu yapılan kanunların veya ilgili hükümlerinin Anayasa'ya uygunluklarını denetlerken, kuşkusuz bu metinlerin Önce biçim koşulları ve sonra de esas yönünden Anayasanın koyduğu ilkelere uygun olarak oluşturulup oluşturulmadıkları üzerinde durularak enine boyuna etraflıca incelenip tartışılmasına girişilmesi gerekir.
Öte yandan, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, eğer müracaat kanun veya içtüzüğün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhinde yapılmış olupta bu belirli madde veya hükümlerin iptali kanun veya içtüzüğün diğer bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu da doğuruyorsa Anayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartıyla kanun veya içtüzüğün bahis konusu diğer hükümlerinin veya tümünün iptaline de karar verebilir.
Demek oluyorki:
a) Bir kanun veya içtüzüğün belirli madde veya hükümleri aleyhinde yapılmış olan müracaat üzerine Anayasa Mahkemesi ilk önce o madde veya hükümlerin biçim ve esas yönünden Anayasaya aykırılığını saptayacak ve bu gerekçeyle iptallerine karar verecektir.
b) Belirli madde veya hükümlerin iptal edilmesi şayet kanun veya içtüzüğün diğer bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu da doğuruyor ise ancak o takdirde 28. maddenin ikinci fıkrası uygulanarak kanun veya içtüzüğün söz konusu diğer hükümlerinin veya tümünün iptaline de bu gerekçeyle karar verebilecektir.
Görülüyor
ki, iptal davasına konu yapılan kanun maddeleri hakkında gerek Anayasa ve
gerekse, 44 sayılı kanun açısından 28. maddenin ikinci fıkrasına öngörülen
gerekçeyle iptal kararı verme olanağı yoktur. Anayasa Mahkemesi, iptali istenen
maddeleri önce Anayasa denetimine tabi tuturak inceleme ve tartışmaları sonunda
Anayasa kurallarına aykırı bulur ise iptal edecek ve bu iptal nedeniyle kanun
veya içtüzüğün öteki hükümleri veya tamamı artık uygulanamıyacak hale gelmiş
ise, sadece bu hükümler veya tümü için 28. maddenin ikinci fıkrasındaki
gerekçeye dayanarak iptal kararı verebilecektir. Yoksa maddeler üzerinde
herhangi bir inceleme ve tartışma açmadan ve Anayasaya aykırılıklarını
saptamadan, sadece 28. maddenin ikinci fıkrasındaki gerekçeye dayanarak iptal
kararı veremez.
Yukarıda açıklanan nedenlerle çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Abdullah Üner
KARŞIOY
YAZISI
l - 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun, yukarıki kararla (1973/37-1975/22) Anayasaya aykırı bulunarak birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, üniversiteler açısından, iptal edilen 5. maddesi, 4. maddede tanımı yapılan ve görevleri genel çizgileriyle belirtilmiş bulunan (Yüksek öğretim Kurulu)nun kuruluş biçimini ve işleyişini göstermektedir.
Anayasanın 1488 sayılı Kanunla değişik 120. maddesine göre, Üniversiteler, Devletin gözetimi ve denetimi altında, kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilirler. Yine aynı maddeye göre, Üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri ve Üniversite organlarının sorumluluğu, (...) Öğrenim ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve toknoloji gereklerine ye kalkınma planı ilkelerine göre yürütülmesi esaslarının kanunla düzenlenmesi gerekmektedir.
1750 sayılı Üniversiteler Kanunu, sözü geçen Anayasa kuralları uyarınca, Üniversitelerin yönetilmesi üzerindeki Devletin gözetiminin ve denetiminin ne suretle uygulanacağını düzenlemiş ve bu görevin yerine getirilmesini sağlayacak kuruluşları da 4. - 10. maddelerinde kurmuştur. Bunlar, 4. maddede tanımı yapılan (Yüksek Öğretim Kurulu), 7. maddede tanımı yapılan (Üniversite Denetleme Kurulu), 9. maddede tanımı yapılan (Üniversitelerarası Kurul) dur. Bunların ilk ikisi Üniversitelerin dışında üçüncüsü ise Üniversiteler arasındadır.
Yukarıki kararda, (bölüm IV, altbölüm 2/A, bent: 2) , 4. maddede tanımı yapılan ve görevinin niteliği ve kapsamı genel çizgilerle belirtilen Yüksek Öğretim Kurulunun Üniversiteler açısından da görev yapabileceği Anayasaya uygun bulunmuşken, hemen ardından, aynı kurulun 5. maddedeki biçimde kurulmuş olması neden gösterilerek, Üniversiteler açısından, 4. ve 6. maddelerdeki görevleri yapması Anayasa'ya uygun bulunmayarak çelişkili bir duruma düşülmüştür. (Bölüm: IV, altbölüm; 2/A, bent; 3)
Çoğunluğun bu konudaki gerekçesi özetle şöyledir:
Yüksek Öğretim Kurulunun üyelerinin çoğunluğu yürütme organınca seçilmektedir. Böyle olunca kurulun üniversitelerin yönetimine etki yapacak nitelikte karar alma yetkileriyle donatılmaması gerekir. Halbuki kanunun çeşitli maddeleriyle bu kurula verilen yetkilerin üniversite yönetimine katılma niteliğinde oldukları görülmektedir. Üyelerinin kişisel nitelikleri ve seçilme koşulları bakımından kurulun, bu nitelikteki yetkilerle donatılması Anayasa'nın 120. maddesine aykırıdır.
Bu
düşüncelere katılmak mümkün değildir. Çünkü Anayasa, Üniversitelerin yönetimi
üzerinde, esasları, kanunla belirlenecek bir gözetim ve denetim hakkını Devlete
tanımıştır. Söz konusu gözetim ve denetimin üniversiteler dışında ve üstünde
olacağı, Anayasa'nın bu hükmünden açıkça belli olmaktadır. Yukarıki kararın IV
- A bölümünün 2. bendinde ayrıntılarıyle belirtildiği gibi gözetim ve denetim
işinin, gözetime ve denetime tabi tutulacak kuruluş tarafından yapılmasına bu
görevlerin niteliği izin vermez. Şu halde Yasa Koyucu, Anayasa gereğince konuyu
düzenlerken sözü geçen gözetimin ve denetimin yapılmasında görevlendirilecek
kuruluşları, Devlet içinde, fakat Üniversiteler dışında ve aynı zamanda görevin
etkili bir biçimde yerine getirilmesini sağlamaya yeterli bilgi ve tecrübeye
sahip kişilerden oluşturmak zorundadır.
Bu kurulun işinin, üniversitelerin yönetimi üzerinde Devletin gözetimini ve denetimini sağlamak olduğuna ve esasen Devlet hizmetleri de yasama, yürütme ve yargı organları arasında Anayasaca paylaştırılarak yürütüldüğüne göre bu kurulun yaptığı görevin niteliği açısından yürütme organına bağlı olarak çalışması vç yasama organının da, denetimi altındaki yürütme organı aracılığıyla üniversitelerin yönetimi üzerindeki Devletin gözetimine ve denetimine katılması, demokratik düzenin doğal bir sonucu sayılmalıdır.
5. madde hükümleri, bu açıklamanın ışığı altında incelendiğinde Anayasaya aykırı bir yönü bulunmadığı görülmektedir.
Maddeye göre Yüksek Öğretim Kurulu, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesi içinde kurulmaktadır. Kurulun Başkanı Millî Eğitim Bakanıdır. Kurula, her üniversite, yetkili organınca 2 yıl için seçilecek bir temsilcisi ile katılmaktadır.
Bunun karşısında Üniversiteler temsilcilerine eşit sayıda Millî Eğitim Bakanının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca atanacak üyeler yer almaktadır. Görüldüğü gibi üniversite temsilcileriyle yürütmenin atadığı üyeler eşit sayıdadır.
Kurul başkanı olan Millî Eğitim Bakam, bu eşitliği üniversite temsilcileri aleyhine bozar gibi görünmekte ise de idarece atanacak üyeler arasında, resmî yüksek öğretim kurumlarından ve Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumundan en az birer üyenin bulunması zorunluğu, öğretim ve bilim kurumlarından gelen üyelere çoğunluk kazandırmakta ve bu suretle kurulun hem yürütme, hem de üniversite karşısında tarafsızlığı sağlanmış olmakta ve aynı zamanda kuruldan beklenen görevleri yerine getirecek yetenekte üyelerden oluştuğu görülmektedir.
Kanunun öteki maddeleriyle bu kurula, üniversite yönetimine katılma niteliğinde sayılabilecek yetkiler verilmiş bulunduğu görüşüne gelince:
Konunun bu madde vesilesiyle tartışılması olanaksızdır. Sırası geldikçe, söz konusu maddelerin bu açıdan incelenerek, öne sürüldüğü gibi Anayasaya aykırı yetki hükümleri bulunduğu takdirde iptali cihetine gidilmesi gerekir. Yoksa yukarıki kararda yapıldığı gibi, bir başka maddedeki Anayasaya aykırı yetkiden dolayı, o yetkiyi kullanacak olan kurulun, Anayasaya uygun bulunan kuruluş maddesinin iptaline karar verilmesi mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle (Yüksek Öğretim Kurulu) nun 5. maddedeki kuruluş biçiminde Üniversiteler açısından Anayasaya aykırı bir yön bulunduğu görüşüne katılmak mümkün değildir.
Bu yüzden yukarıki kararın, 1750 sayılı Kanunun 5. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının üniversiteler açısından iptaline ilişkin bölümüne katılmıyorum.
2 - Kararın IV. bölüm, 2/A altbölümünün 15. bendiyle 1750 sayılı Kanunun 61. maddesinin son fıkrası hükmünün iptaline karar verilmiştir.
Söz konusu fıkra (Rektör hakkında yapılan disiplin kovuşturması, üniversite denetleme kurulunca tayin edilecek bir soruşturmacı tarafından yürütülür) hükmünü taşımaktadır.
1750
sayılı Kanunun 8. maddesi ile, Üniversite Denetleme Kuruluna, Üniversitelerde
görevli kişilerin disiplin veya ceza kovuşturması açılmasını gerektiren
fiilleri için kovuşturma açılmasını yetkili makamlardan istemek, yetkili
organlarca alınan disiplin kararlarına karşı Üniversitelerarası Kurula itirazda
bulunmak, onbeş gün içinde gerekli kovuşturmaya başlanmadığı veya aksine bir
karar alınmadıkça başlanan kovuşturma en geç üç ay içinde sonuçlandırılmadığı
takdirde, doğrudan doğruya üniversite öğretim üyelerinden soruşturmacı tayin
ederek sonucu, gereği yapılmak üzere yetkili organa iletmek görevi verilmiş ve
kararın IV. bölüm, 2/A altbölümünün, söz konusu maddeye ilişkin 6 sayılı bendinde
açıklanan gerekçelerle bu hükmün Anayasa'ya uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
1750 sayılı Kanunun, son fıkrasının iptali istenen, 61. maddesi ise Öğretim üye ve yardımcıları ile dekanlar hakkındaki disiplin suçlarına ilişkin soruşturmanın usulünü göstermektedir. Madde hükmüne göre görevliler hakkında, ilgisine göre dekanlar veya rektör tarafından, balkanı bulundukları yönetim kurullarına işin götürülmesi ve soruşturma yapılmasına karar verilmesi halinde bu kurullarca soruşturmacı da seçilerek soruşturmanın başlatılması gerekmektedir.
Maddenin iptali istenen son fıkrası hükmü ise, rektör hakkındaki disiplin kovuşturmasını, doğrudan doğruya Üniversite Denetleme Kurulunca tayin olunacak soruşturmacının yürütmesi usulünü koymaktadır.
Öteki öğretim üyeleri ve dekanlarda olduğu gibi rektörler içinde disiplin kovuşturması gerekebileceği varsayımına karşı belli bir soruşturma usulüne kanunda yer verilmesi zorunludur. Rektörler, görevde bulundukları dönemde tüm Üniversitenin yönetiminin başında olduklarına ve hatta, Kanunun 12. maddesine göre Üniversite Yönetim Kurulunun da Başkanı bulunduklarına göre rektörler hakkında disiplin kovuşturmasını kim, nereden isteyebilecektir'
Söz konusu 61. maddenin son fıkrası hükmü bu soruya en uygun cevabı vermekte ve üniversite üzerindeki Devletin gözetim ve denetim hakkına dayanarak bu görevi yürütmekte olan kurullardan birisine yani Üniversite Denetleme Kuruluna soruşturmacı tayini görevini yüklemektedir.
Soruşturmacının bu konudaki görevinin sadece gerekli soruşturmayı yaparak sonucu, 61. maddenin Önceki fıkralarında yer alan yetkili üniversite organlarına iletmekten ibaret olduğu da gozönüne alınacak olursa söz konusu son fıkra hükmünün üniversite özerkliğine aykırı düşen bir yönü bulunmadığı da daha açık bir biçimde ortaya çıkar.
Bu nedenlerle yukarıki kararın IV. bölüm, 2/A altbölümünün 15. bendinde yer alan ve 1750 sayılı Kanunun 61. maddesinin son fıkrasının iptaline ilişkin olan kısmına katılmıyorum.
3 - Yukarıki kararın IV. bölüm, 2/A altbölümünün 17. bendiyle, 1750 sayılı Kanunun 66. madesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Zabıta, suçların ve suçluların kovuşturulması için, herhangi biır davet ve izne bağlı olmaksızın, üniversite binalarına ve eklerine her zaman girebilir" hükmünün Anayasaya uygun olduğu sonucuna varılarak bu hükme yönelen iptal isteminin reddine karar verilmiştir.
Halbuki, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selâhiyet Kanununun, 26/6/1973 günlü ve 1775 sayılı Kanunla değiştirilen 20. maddesinde yer alan ve bunun tıpkısı olan hüküm hakkında daha önce açılmış bulunan iptal davası sonunda verilen 25/4/1974 günlü ve (1973/41 -1974/13) sayılı, (Resmî Gazete: 14/9/1974, sayı: 15006) Anayasa Mahkemesi kararına ilişkin karşıoy yazımda da belirttiğim gibi sözü geçen hüküm Anayasaya aykırı olduğundan iptali gerekmektedir.
Bu konudaki, gerekçeler, gün ve sayısı gösterilen karardaki karşıoy yazımda açıklanmış olduğundan burada tekrarı gereksiz bulunmuştur.
Aynı nedenlerle kararın bu konuya ilişkin bölümüne katılmıyorum.
Üye
Ahmet Koçak
KARŞIOY
YAZISI
1 - 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 4. maddesi ile "Yüksek Öğretimin bütünlüğü anlayışı içinde çağdaş bilim ve teknolijinin gereklerine ve Devlet Kalkınma Planının temel ilke ve politikalarına uygun olarak yüksek öğretim alanına yön vermek amacıyla gerekli inceleme araştırma ve değerlendirmeleri yapmak, yüksek öğretim kurumları arasında koordinasyonu sağlamak, uygulamaları izleyerek yetkili makam ve mercilere önerilerde bulunmakla görevli bir yüksek öğretim kurulu" kurulmuştur.
Anayasa'nın 120. maddesine göre üniversiteler özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir ve üniversite özerkliği maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır.
Üniversiteler Kanununun dava konusu 4. maddesinde yer alan Yüksek Öğretime yön vermek amacıyla gerekli inceleme, araştırma ve değerlendirmeleri yapmak, uygulamaları izleyerek yetkili makam ve mercilere önerilerde bulunmak gibi çerçevesi, açıklığa kavuşturulmamış kavramlarla oluşan hükümler, üniversite Özerkliğini zedeleyici etkilere yol açan ve Anayasa'nın 120. maddesi sınırlarını aşan ve bu nedenle de onunla bağdaşmayan bir nitelik taşımaktadır.
Kanunun, dava konusu 4. madde ile ilgili öteki hükümleri ve özellikle yüksek öğretim kurulunun kuruluş biçimi gözününe alınınca, 4. madde hükümlerinin, Anayasa'nın 120. maddesinin "Üniversite Özerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır." yolundaki açık hükmüne karşın, Anayasa'nın 120. maddesi dışına çıkabilmek olanağına yol açabileceği görüşü güç kazanmaktadır.
2 -
Üniversiteler Kanununun 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, Üniversite
Denetleme Kuruluna, üniversitelerin veya bîr üniversiteye bağlı olmayan
fakültelerin organlarından veya bu kurumlarda görevli kişilerden, gerekli
gördüğü hallerde, yazılı veya sözlü bilgi istemek yetkisini vermektedir. Bu
bentte yer alan "gerekli gördüğü hallerde" deyimi, yoluna, kuralına
bakmadan, istendiği gibi hareket etme olanağını sağlayan bir nitelik taşımakta
ve özerkliğe sahip üniversite ve fakültelerin organlarını veya görevli
kişilerini her istenen bilgiyi vermek yükümü altında bırakmaktadır. Üniversite
Denetleme Kurulunun, bilgi isterken, üniversite özerkliğini gözönünde
bulundurmasının doğal olduğu görüşü, bentte yer alan "gerekli gördüğü
hallerde" deyimi ile bağdaştırılamaz. Çünkü, gerekli görülen halin ne
olabileceğinin bilinmemesi, yani, bilginin hangi hallerde istenebileceğinin
maddede açıkça belirtilmemesi, bilim özerkliğini, öğrenim ve öğretimin özgürlük
ve güvence içinde yürütülmesi ilkesini, hatta düşünce özgürlüğünü zedeleyici
durumlar yaratılmasına olanak sağlayıcı bir nitelik taşımaktadır.
3 - Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan hüküm ise, üniversite denetleme kuruluna kimi hallerde, doğrudan doğruya üniversite öğretim üyelerinden soruşturmacı atamak yetkisini vermektedir. Disiplin veya ceza kovuşturması, yönetim dışında kalan bir işlem değildir. Devletin gözetim ve denetim yetkisini, özerk bir kuruluş olan üniversitelerin yönetim işlerine kadar uzatmağa olanak yoktur. Üniversite denetim kuruluna böyle bir olanak tanımak, üniversitlerin kendilerince seçilen organları eliyle yürürtüleceği yolundaki Anayasa kuralı ile bağdaştırılamaz.
Üniversitelerin gözetimi ve denetimi ile yönetimi konularından ne anlaşılmak gerektiği Anayasa Mahkemesi'nin 4/5/1972 günlü ve 1969/52-1972/21 sayılı kararında açıklanmış bulunmakta ve o kararda yer alan gerçekler yukarıda belirtilen görüşleri haklı çıkarmaktadır.
4 - Bakanlar Kurulunca yönetime el konulabileceğini öngören 69. madde iptal edildiğine göre, bu konuda Bakanlar Kurulunun yetkilerini saptayan 70. maddenin de 44 sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca iptal edilmesi gerekirdi, iptal kararının yürürlüğe girdiği günde Bakanlar Kurulunun üniversite yönetimine elkoymasına olanak kalmayacaktır. O halde Bakanlar Kurulunun yetkilerini düzenleyen dava konusu 70. maddenin yürürlüğünün sürdürülmesine yer bırakılmamak ve madde üzerinde esas yönünden bir inceleme yapılmamak gerekir.
Bu nedenlerle kararın yukarıda belirtilen konulara ilişkin bölümlerine karşıyım.
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY
YAZISI
20/6/1973 günlü, 1750 sayılı Üniversiteler Kanunun ikimi maddelerinin Anayasa'ya aykırlığı ileri sürülerek iptalleri hakkında Ankara Üniversitesince açılmış bulunan davaya ilişkin Esas 1973/37, Karar: 1975/22 sayılı Mahkememiz kararının çoğunluk görüşüne katılmadığım ve karşıoy kullandığım kısımları ile ilgili nedenler aşağıdadır:
l -
1750 sayılı Kanunun 4. maddesindeki "Yüksek Öğretim Kurulu"
üniversitelerin dışında ve üstünde, "Yüksek Öğretim alınana yön vermek
amacı ile gerekli inceleme, araştırma ve değerlendirmeleri yapmak,Yüksek
Öğretim Kurumları arasında koordinasyon sağlamak, uygulamaları izleyerek
yetkili makam ve merciilere önerilerde bulunmak" görevleri ile
kurulmuştur. Üstelik, bu Kurulun görevi yalnız "önerilerde bulunmak"
dan ibaret değildir. Kanunun 6. maddesindeki ve diğer çeşitli maddelerdeki
yetki ve görevleri incelendiğinde bu Kurula üniversitlerin idarî, malî
yönetimine ve bilim özerkliği ile doğrudan ilişkisi bulunan öğretim elamanları
kadrolarının oluşturulmasına karışma, hatta yalnız karışma değil, Üniversite
organlarından üstün durumda bulunma olanakları sağlanmıştır.
Bu Kurulda herne kadar üniversitelerin birer temsilcisi bulunmakla beraber, Millî Eğitim Bakanı'nın başkanlığında ve Üniversite temsilcilerinin sayısı kadar Bakanlar Kurulunca atanan çeşitli bakanlıklar elemanlarından oluşmaktadır. Ve bu hali ile Hükümetin, siyasal kuruluşun eli ve emri altındadır. Oysa; 1961 Anayasa'nın 120. maddesi ile üniversitelere yönetim ve bilim özerkliği tanıma ereğinin gerekçelerinden birisi ve başlıcası, onları siyasal çevrelerin ve itkidarın etkisi altında bulundurmamak, üniversitelerde geçici siyasal görüşleri yerine çağdaş bilimin gereklerini üstün tutmaktır.
Üniversitlerin, Rektörleri, her derecedeki öğretim üyeleri ve elemanları ile memleketimizde, bilim, yurt, sevgisi ve ahlâkı yetenek bakımlarından üst düzeyde bulundukları veya bulunmaları gerektiği cihetle; Üniversitenin gerek yönetiminde ve gerek öğrencilerine bilim vermede, yurda bilim yaymada çağdaş bilimin gereklerini, kanunların rehberliğini ve memleket ihtiyaçlarını gözününde tutarak görevlerini tam yaptıklarından veya yapacaklarından kuşkuya düşülemez. Başlarına, Anayasanın, kendilerine tanıdığı Özerklikle bağdaşmayan kurullar getirmek sunîlikten ibaret kalacaktır ve onların bilim gücünü ve onurunu kıracaktır.
Anayasa'nın 120. maddesindeki. Devletin Üniversite üzerindeki gözetim ve denetim hak ve yetkisi, Mahkememizin bundan önce konu ile ilgili bir kısım kararlarında da açıkladığı gibi. Üniversitenin yönetimine siyasal kuruluşun el atması ve Üniversite yönetimini gözetim ve denetim yetkisini kullananın istek ve iradesine göre çalışmaya zorlaması biçiminde uygulanamaz. O takdirde uygulamada yönetim ve bilim özerkliğinden söz edilemez.
1750 sayılı Kanunun Üniversiteler dışında ve üstünde" Yüksek Öğretim Kurumu" adı ile bir kurul oluşturan 4. maddesinin Anayasaya aykırı olmadığına ve bu maddeye yönelen iptal isteminin reddine ilişkin çoğunluk kararına yukarıdaki nedenlerle katılmadım.
2 -
1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b)
bentleri ile "Üniversite Denetleme Kurulu"na, ikinci fıkrası ile de
Millî Eğitim Bakanına tanınmış olan yetkiler, yönetim ve bilim özerkliğine
sahip üniversite organlarını, öğretim üyelerini ve yardımcılarını bu Kurulun ve
dolaylı olarak siyasal iktidarın tam bir baskısı altına sokabilme olanakları
yaratabilir. Denetleme Kurulu bilgi isteme yetkisini, kendi görüşüne uymayan
veya bağlı olduğu siyasal iktidarın hoşuna gitmeyen Üniversite tutum ve
davranışlarını veya öğretim üyelerinin ve yardımcılarının yayınlarını önlemek
veya baltalamak için kullanabilir. Sorguya çekmek veya disiplin soruşturması
açılmasını istemek yetkilerini dahi siyasal maksatlarına alet edebilir.
Üniversite Denetleme Kuruluna, kamu idaresinin özerk olmayan ve hiyerarşi
içindeki bir Dairesinin Teftiş ve denetim yetki ve görevleri gibi görevler
vermek, o yöntemleri uygulatmak özerklikle bağdaştırılamaz ve Anayasa'nın 120.
maddesine uygun düşmez.
Bu nedenlerle 8. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin ve ikinci fıkrasının iptali isteğinin reddine ilişkin çoğunluk kararına katılmadım.
3 -
Dava konusu 1750 sayılı Kanunun, öğrenim ve öğretim hürriyetlerinin tehlikeye
düşmesi ve bu tehlikenin Üniversite Organlarınca önlenmemesi; veya Üniversite
Organlarınca alınan tedbirlerin gereken sonucu vermemesi gibi hallerde
Hükümetin Üniversite yönetimine el koyması yetkisini veren 69. maddesinin
ikinci fıkrası, el koyma nedenlerinin Anayasa'nın 120. maddesine uygun biçimde
gösterilmemiş olmasından ötürü iptal edilmiş bulunması karşısında, el koyma
halinde Bakanlar Kurulunun yetkilerini düzenleyen 70. maddenin de Anayasa
Mahkemesi'nin Kuruluş ve Yargılama usulleri hakkındaki 44 sayılı Kanunun 28/2.
maddesindeki yetkiye dayanılarak tümünün iptali gerekeceği kanısındayım. Çünkü,
70. maddedeki elkoyma ile, Üniversite üzerinde kullanılacak yetkiler 69.
maddenin ikinci fıkrasına mütenazır olarak düzenlenmiştir.
Söz konusu 70. maddenin birinci fıkrasının (c) bendi ile Bakanlar Kuruluna verilen, yönetimine el konulan Üniversite ve bağlı kuruluşlarında her çeşit ve kademede görevli kişilerden gerekli gördüklerini kovuşturma sonuçlanıncaya kadar veya kesin sonuç alınıncaya kadar görevlerinden uzaklaştırma yetkisinin Üniversitenin yönetim ve öğretim görevlileri için hem siyasal iktidarın etkili baskı aracı ve hem de adaletsiz işlemlere neden olacaktır.
4 - 1750 sayılı Kanunun 3, 4, 8,10,11, 12, 13, ve 21. maddelerine ilişkin iptal hükümlerinin yürürlüğünün Resmî Gazete'de yayın tarihinden bir yıl sonraya bırakılma kararına da katılmadım. Zira; iptal hükümlerinin yürürlüğünün, Anayasa'nın 152/2 ve 44 sayılı Kanunun 50. maddelerine göre geriye bırakılması, onu gerektiren bir hal veya iptalin Kanun veya içtüzüklerde kamu düzenini tehdit edici bir boşluk meydana getirmesi gibi birdurumun bulunması lâzımdır. Yukarıdaki maddelerin iptal olunan hükümleri ile böyle bir halin doğacağı kanısında değilim.
Üye
Lûtfi Ömerbaş
KARŞIOY
YAZISI
Çoğunluk kararına katılmadığımızı belirten görüşümüz aşağıda üç kısımda toplanmıştır.
A -
1) 1750 sayılı Kanunun 3. maddesi yönünden:
Çoğunluk, "Örf ve adete bağlı" deyimini Atatürk ilkelerine, bilim özgürlüğüne ters düştüğü gerekçesi ile Anayasa'nın başlangıç kısmındaki ilkelere ve 21., 120. maddelerindeki kurallara aykırılığın oluştuğunu kabul etmiştir.
Kanımızca
bu görüş tutarlı değildir: Geri kalmış ülkemizin kalkınmasının büyük ve hızlı
adımları gerektirdiği, Atatürk devrimlerinin de bunu öngördüğü doğrudur. Ne var
ki, Örf ve adete bağlı olmanın toplumun sosyal yaşamını durgunlaştıracağı,
ileri toplum düzeyine ulaşmayı engelleyeceği var sayımı tutarlı bir varsayım
değildir. Zira, örf ve adet çoğunluğun sandığı gibi gerilik amili sayılmaz. Örf
ve adeti gerilik amili saymak, bu nedenle de Atatürk devrimleri ile
bağdaşmayacağını iddia etmek Örf ve adeti oluşturan süreklilik ve geçerlilik
Öğelerine ters bir savdır. Gerçekten, örf ve adetin sürekliliği ve geçerliliği
aklın ve yaşamın gereklerine uygunluğu ile mümkündür. Aklın ve yaşamın
gereklerine ters düşen örf ve adet toplum yaşamında süreklilik ve geçerlilik
sağlayamaz.
Türk
Hukuk Kurumu tarafından hazırlanıp 1944 senesinde yayımlanan Türk Hukuk
Lügatinin 275 inci sayfasında, "Örf" tanımlanırken aynen "Örf,
mâruf yani bilinen manasınadır ki insanlarca hüsni telâkki ve kabul olunan şey
demektir." olarak tanımlandığı gibi aynı kitabın 276 nci sayfasında
"örf ve adet" tanımlanırken de "....... bir kaidenin örf ve
adete istinat ettiğini kabul edebilmek için onun bu isme liyakat kesbedecek
kadar devamlı ve sabit olması ve hukukî ehliyete haiz olanların bunu hukukî
mahiyette tanımaları lâzımdır." denilmek suretiyle aklın, yaşamın
gerekleri ve hukuk ilkeleriyle koşullandırılmıştır. Bunun gibi Meydan Larus'un
9, ciltinin 769 sahifesinde de "Örf ve adetin" belirgin bu niteliğine
işaret olunmuştur.
Bu itibarla, örf ve adeti akla ve yaşama ters düşen, ilerlemeyi engelleyen kurallar topluluğu olarak saymak doğru değildir.
Nitekim
bütün dünya hukukunda ve özellikle Medenî Kanunumuzun 1. maddesiyle Türk
Ticaret Kanununun 1. maddesinde, örf ve adetin hukuk hayatındaki etkinliği
kanunlarla pekiştirilmiştir, ingiltere gibi bazı ileri memleketlerin
Anayasa'ları bile Örf ve adete dayanmaktadır. Çoğunluk, İngiltere ve Japonya
gibi devletlerin çağdaş uygarlığın doruğunda oldukları bu itibarla
memleketimizle kıyaslanamıyacağını savunmakla çelişkiye düşmektedir. Zira bu
devletler, çağdaş uygarlığın doruğuna vardıktan sonra ve bu yaşamlarının sonucu
olarak örf ve adete değer vermemişler, aksine Örf ve adete bağlı kalmış
olmalarına rağmen çağdaş uygarlığın doruğuna ulaşmışlardır. Örf ve adete bağlı
olmak yükselmelerine, ilerlemelerine engel olmamıştır. Bu da örf ve adetlere
bağlı olmanın zannedildiği gibi ilerlemeyi önleyici nitelikte olmadığını
gösterir.
Esasen maddedeki, "örf ve adetlerine bağlı" aydın yetiştirmek ibaresi ilerlemeyi, yükselmeyi önleyen, kanunlara ters düşen örf ve adetlerin öğretilmesini değil, bu öğelere ters düşmeyen, milletçe değer veriler. Örf ve adetlere bağlı gençlik yetiştirilmesini öngörmektedir. Nitekim, bizim de dahil olduğumuz batı uygarlığını kabul etmiş milletler öğretim ve eğitimlerinde bu esaslara yer vermişlerdir.
Kaldı ki, devlet, ilerlemeyi ve yükselmeyi, çağdaş uygarlık düzeyine çıkmayı Önleyen örf ve adetleri yasaklayıcı kanun kurallarını koymak iktidarını haizdir. Değil sade bu kabil örf ve adetleri yasaklamak, bir dönemde kendinin vücut verdiği kanun kurallarının da geçersizliğine kani olduğu anda bunları uygulamadan kaldırabilir ve yasaklayabilir. Nitekim, çoğunluğun da işaret ettiği "Kin gütmek adeti" kanunlarımızda yasaklandığı gibi, zamanında kanun niteliği hükmünde olan "kısas" kuralda da yasaklanmıştır.
2) 5. madde yönünden:
Yüksek
Öğretim Kurulunu tanımlayan 4. maddenin Anayasa'ya aykırı olmadığı çoğunlukça
benimsenmesine rağmen bu kurulun kuruluşu ile ilgili 5. maddenin Anayasa'ya
aykırı olduğu kabul olunarak, iptaline karar verilmiştir. Bununla ilgili
çoğunluk gerekçesinde de belirtildiği üzere "Yüksek Öğretim Kurulu"
Üniversite dışı bir kuruluştur. Bu kuruluşa Üniversiteler Kanununda yer
verilmiş olması, üniversitelerce seçilen Profesörlerin kurula katılmış olmaları
bu niteliği değiştirmez. Devlet bütçesinde üniversitelerin inkişafını sağlayıcı
ödeneklere yer vermek, kalkınmamızın gerekli kıldığı öğrenim sahalarını
belirtmek, gereksinme derecelerine göre bir sıraya koymak, üniversitelerden
yetişecek gençlerin işsiz kalmamalarını sağlamak noktasından gereksinme
miktarlarını saptamak ve bu uğraşıların gerektirdiği hazırlıkları yapmak,
tedbirler almak bir kelimeyle devletin ve öğretim eğitim siyasetine yön vermek
devletin Anayasal görevidir. Bu amaçla kurulan bir kurula üniversitelerden
profesör alınması sakınca değil, üniversitelerin bu yemlerdeki görüşlerinin
devletçe bilinmesini sağlamak bakımından yararlıdır. Kaldı ki bu kurulun
üniversitelerin bilimsel ve idare özerkliklerini zedeleme iktidarı yoktur.
Yetkileri gerekli hallerde görüşlerini üniversitelerin yetkili organlarına
ulaştırmağa münhasırdır.
Çoğunluğun,
üniversite yönetimine müdahale niteliğinde gördüğü 6. maddenin bazı hükümleri
bizce müdahale niteliğinde değildir. Devletin; yukarıda açıklanan Anayasal
görevlerinin gereğidir. Devletin ana siyaseti ile ters düşecek şekil ve
miktarda üniversite açmak, devletçe istihdam yeri olmayan alanlarda gençler
yetiştirmek, üniversitelere rastgele fonlar ayırmak savunulacak ve devlet
yönetimiyle bağdaştırılacak hareketler değildir. Esasen bunlar mutlak olarak,
üniversite içi uğraşılar sayılamazlar. Kaldı ki bu ve bunun gibi bir takım
kurallar, üniversitelerin bilimsel ve idari özerklikleri ile ters düşen nitelik
taşıdıkları takdirde ancak ters düşen ve müdahale niteliğini haiz olan
kuralların iptalinden söz edilebilir. Üniversite dışı olduğu çoğunlukça da kabul
edilmiş olan bu kuruluşun üniversitenin idarî yönetimine katılma olanağı
olduğunu kabullenmek de mümkün değildir.
3) 70. madde yönünden:
1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 69. maddesinin 1. fıkrası Mahkememizin 25/2/1975 gün Esas: 1973/38, Karar: 1975/23 sayılı Karan ile iptal edilmiş olduğu gibi 2, 3. fıkralarının da iptaline bu kere karar verilmiştir. Bu durumda 70. maddenin uygulama yeri kalmamıştır. 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin 2 nci fıkrası gereğince maddenin iptaline karar vermek gerekir.
4) 82. maddeye ilişkin gerekçe yönünden.
1750 sayılı Kanunun 82. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesinde "6594 ve 6990 sayılı Kanunlarla ek ve tadillerinde bahsedilen 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ile ek ve tadillerindeki hükümler yerine bu kanun hükümleri uygulanır." denilmek suretiyle her iki üniversitenin 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun hükümlerine tabi olacakları açıklanmıştır. Bu itibarla bu üniversiteleri özel kanuna göre kurulmuş üniversitelerden saymak mümkün değildir. Bu nedenle de Anayasa'nın 120. maddesinin 3. fıkrasının 2. satırında yer alan ayrık hükümden yararlanmaları söz konusu olamaz.
Bu gerekçe ile 82. maddenin ikinci fıkrasının 1. cümlesinin iptali hakkındaki çoğunluk kararına katılmaktayım..
B -
44 sayılı Kanunun 28. maddesinin uygulanması açısından:
Çoğunlukça
1750 sayılı Yasanın, Yüksek Öğretim Kurulunun kuruluş ve işleyişini gösteren 5.
maddesinin iptaline karar verilmiş olması nedeniyle bu kanunun 6. maddesinin
tümünün 22. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Yüksek Öğretim Kurulunun göstereceği",
38. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Esasları Yüksek Öğretim
Kurullarınca tesbit edilecek", 43. maddesinin son fıkrasında yer alan
"Yüksek Öğretim Kurulunun ve" 52. maddesinin l nci fıkrasında yer
alan "Ve Yüksek Öğretim Kurulu Önerileri" 56. maddesinin 1.
fıkrasında yer alan "Öğretim Kurulunun yapacağı plan ve programlar
uyarınca" ve 74. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Yüksek Öğretim
Kurulunun Onayı" deyimlerinin üniversiteler yönünden uygulama olanağı
kalmadığından 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin 2. fıkrası uyarınca iptallerine
karar verilmiştir.
Yüksek Öğretim Kurulunu tanımlayan 4. maddenin iptaline ilişkin itiraz reddedilmiş olmakla bu kurul varlığını muhafaza etmektedir. Bu durumda, 44 sayılı Kanunun 28. maddesine dayanılarak yukarıda yazılı hükümlerin iptaline karar verilmesi doğru değildir. İptal edilen bu hükümlerin ne suretle Anayasa'ya aykırı oldukları üzerinde ayrı ayrı durulmak, aykırılık saptanması halinde aykırılığı oluşturan sebepler açıklanarak iptallerine aksi halde itirazların reddine karar vermek gerekir.
C -
İptal kararının yürürlüğe girmesi açısından:
Anayasa'nın
değişik 152. maddesinde öngörülen, gereken hallerde iptal hükümlerinin
yürürlüğe konulması tarihinin ayrıca kararlaştırılacağına ilişkin kural her
zaman kullanılması zorunlu bir kural değildir. Mahkeme, bu yetkisini
kullanırken iptal hükmünün kapsamını, iptal hükmü sonucu uygulamada bir boşluk
oluşup oluşmadığını, böyle bir boşluğun oluşması halinde de bunun kamu düzenini
sarsıcı ve tehdit edici niteliğe haiz olup olmadığını araştırması ve tespit
etmesi gerekir. Bu haller olmadıkça iptal edilen hükümlerin bir müddet için
askıya almak yarar değil zarar verir. 1750 sayılı Kanunun iptal edilen 5, 6,
22, 38, 43, 52, 56 ve 74. maddeleri hükümlerinin iptali bir boşluk meydana
getirdikleri, bunların iptali sonucu kamu düzeninin sarsıldığı kesinlikle iddia
olunamaz.
KARŞIOY
YAZISI
1 -
22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 26. maddesinde, "davanın açıldığı
tarihte dilekçede imzası bulunanlar, ayrıca yetkilerini belirten belgelen ve
kurum, kurul ve siyasi partilerle siyasî parti guruplarının kendilerine yetki
verilmesine dair kararlarının tasdikli örneklerini, dilekçe ile birlikte, Genel
Sekreterliğe vermek zorundadırlar" denilmektedir. Davacı Ankara
Üniversitesinin, dava açmak üzere, rektörü yetkilendirdiği konusunda, senato
kararının, bu karara katılanları da gösteren bir örneğinin dava dilekçesine
eklenmesi, yukarıda belirtilen yasa kuralı gereğidir. Oysa dosyada bu nitelikte
bir belge yoktur. Senato kararı olduğu ileri sürülen belge ise yasal nitelikten
yoksundur. Bu eksiklik giderilikten sonra esasın incelenmesine geçilmesi
gerektiği halde, çoğunluğun bu konuda eksiklik bulunmadığı yolundaki görüşüne
karşıyım.
2 - Ortadoğu Teknik Üniversitesi, dava hakkında görüşlerini açıklıkla ve ayrıntılarıyla dilekçesinde belirtmiştir. Dilekçeye gerekli belgeler de eklenmiştir. Bu durumda ayrıca sözlü açıklama yersizdir. Sözlü açıklama yapılması için incelemenin başka güne bırakılmasına bu nedenle karşıyım.
3 -
1750 sayılı Kanunun 4. maddesinde, yüksek öğretim kurulunun tanımı
yapılmaktadır. Tanım, yani bir şeyin tanımlanması işi, o şeyi özel ve temel
nitelikleriyle tanıtma anlamına gelmektedir. (Bak: Türkçe Sözlük, Türk Dil
Kurumu, Altıncı Baskı, 1974, Ankara). Demek ki yasa, yüksek öğretim kurulunun
özel ve temel niteliklerini 4. maddesinde belirtmekte ve bu nitelikteki bir
kuruluşa, daha aşağıdaki maddelerde gösterilen kimi görevler vermektedir. Şunu
hemen belirtmek yerinde olacaktır ki, görev ve yetki kurallarıyle kuruluşun
tanımı arasında sıkı bir bağ vardır. Görevler ve yetkiler, kuruluşun özel ve
temel niteliklerinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Tanımı gösteren 4. madde
incelendiği takdirde hiçbir yoruma gereksinmeden açıkça söylemek gerekir ki, yüksek
öğretim kurulu yönetim yetkileriyle donatılmış bir kuruluştur. Çünkü yüksek
öğretim alanına yön vermek ereğiyle kurulduğu maddede açıklanmaktadır. Amacı bu
olan kuruluşa, üniversite yönetimine ortak olacak nitelikte kimi görevler
tanımak zorunluğu doğacaktır. Nitekim yasa koyucu da bu tanımı yaptıktan sonra,
görev ve yetkileri gösteren maddelerde, kuruluşa kimi yönetim görev ve
yetkilerini tanımıştır. Çünkü böyle bir tanım yapıldıktan sonra, görev
sorunlarını da ona göre düzenlemek zorunluğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
4. maddenin başlığı (Üniversitelerüstü kuruluşlar - Devlet denetimi ve gözetimi
I - Yüksek Öğretim Kurulu) biçimindedir. Şu halde yönetim yetkileriyle
donatılacak olan yüksek Öğretim kuruluşu üniversitelerüstü bir kuruluş
olacaktır. Yurt düzeyinde kurulu Üniversitelerin herbirinin katılmasıyle ortak
sorunların çözümlenmesini amaçlayan bir kuruluş ortaya konulabilir. Nitekim
yasa bu amaçla "üniversitelerarası kurul" diye bir kuruluşu 9.
maddesinde öngörmüştür. Böyle bir kuruluş varken, yasanın yüksek öğretim kurulu
diye bir başka kuruluşu öngörmesi, buna üniversite dışı veya karma bir
hüviyetle, üniversite içi yönetim yetkilerini tanıması, yasa koyucunun esas
amacını belirlemektedir. Gerçekten yasa bu amaç doğrultusunda görev ve yetki kurallarını
düzenlemiştir. Üniversite dışı bir kuruluşun, yüksek Öğretim alanına görev
vermek amacıyle de olsa, üniversite içi yönetim yetkileriyle donatılması
Anayasa'nın 120. maddesinde belirlenen ilkelerle bağdaşamaz.
Devlet denetimi ve gözetimi ilkesini, üniversite içi yönetime siyasal iktidarı ortak edecek nitelik ve genişlikte yorumlayarak yapılacak bir düzenleme de 120. maddede yazılı üniversite öğretim ve öğretime ilişkin temel ilkeleri, üniversite özerkliğini yok edecek bir sonuca ulaşılabilir. Nitekim dava konusu işte yasa düzenlenmesi bu doğrultuda oluşmuştur. Şu halde Devlet gözetim ve denetimi ilkesinden hareket ederek de yüksek öğretim kurulunun Anayasa'ya uygunluğunu savunmak olanağı bulunmamaktadır. Çoğunluğun aksi görüşle vardığı sonuca katılmıyorum.
4 -
8. madde üniversite denetleme kurulunun görev ve yetkilerini düzenlemektedir.
Bu maddenin -(b) bendinde, denetleme kuruluna, üniversitede görevli kişiler
hakkında yetkili makamlardan disiplin veya ceza kovuşturması istemek yetkisi
tanınmaktadır. Disiplin veya ceza kovuşturması için soruşturma açmak veya
yürütmek bir yönetim işidir. Üniversite dışı bir niteliği olan denetleme
kurulunun bu konuda yetkili makama sunulmak üzere sadece bir öneri hakkı
olabilir, fakat kendiliğinden soruşturmaya geçmesi ve bu doğrultuda kimi
işlemlere girişmesi olanağı bulunamaz. Oysa (b) bendinin ikinci tümcesinde
yazılı hükme göre belirli süre içinde yetkili makamca, öneri hakkında gerekli
işlemlerin yapılmaması halinde, denetleme kurulu kendiliğinden soruşturma işlemlerine
geçebilecek ve soruşturmacı atayarak bu konudaki kovuşturmayı yürütebilecektir.
Böyle bir yöntem Anayasa'nın 120. maddesinde belirlenen yönetim özerkliği
ilkesine aykırı düşmektedir. Devlet denetimi ve gözetimi ilkesine dayanarak,
yasa kuralını savunmaya giriş menin hukuksal temelden yoksun olduğunu kabul
etmek zorunludur. Ters doğrultuda oluşan çoğunluk görüşüne bu nedenle
katılmıyorum.
5 -
66. maddenin üçüncü fıkrasının ilk tümcesinde, "Zabıta, suçların ve
suçluların kovuşturulması için, herhangi bir davet ve izne bağlı olmaksızın,
üniversite binalarına ve eklerine girebilir" hükmü yer almaktadır.
Çoğunluk, bu hükmün, Anayasa'nın 120. maddesinin birinci fıkrasında yer alan
ilkeye dayanarak, Anayasa'ya aykırı bir nitelik taşımadığını kabul etmektedir.
Bu görüş, sözü edilen fıkranın dayanılan hükmüne yanlış anlam verilmesinin
sonucudur. 120. maddenin birinci tümcesinde şöyle denilmektedir:
"...üniversite özerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır
ve bu özerklik, üniversite binalarında ve eklerinde suçların ve suçluların
kovuşturulmasma engel olmaz." bu hükme göre, üniversite özerkliği ana
kuraldır. Suç ve suçluların kovuşturulması söz konusu olduğunda, bu ana kural
ortadan kalkmış olmaz. Tersine, üniversite özerkliği, suç ve suçluların kovuşturulmasını
kolaylaştırıcı bir biçimde uygulanmalıdır. Bu işlemlere engellik etmemelidir.
Şu halde bu ilke doğrultusunda bir yasal düzenleme getirilmelidir. Oysa 66.
maddenin üçüncü fıkrasında yer alan hüküm, suç ve suçluların kovuşturulması söz
konusu olduğunda üniversite özerkliğini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Çünkü
bu halde kolluk gücü üniversite özerkliğini bir tarafa itmekte ve üniversite
binalarına ve eklerine istediği zaman, her hangi bir davet ve izne bağlı
olmaksızın girebilmektedir. Bu düzenleme biçimi Anayasa'nın 120. maddesinin ilk
tümcesinde yer alan ilkeye ve özellikle yönetim ve bilim özerkliği kurallarına
ters düşmektedir.
Bundan
başka üniversite bina ve eklerinin dar yorumu da uygulamanın dar yöntemde
oluşacağını sağlamaktan uzaktır. Çünkü bugünkü eğitim planlamasına göre
üniversiteler, yurt ve lojman binalarını da içerecek genişlikte kentlerin
dışında kurulmaktadır. Üniversite deyince, yurt ve lojman binaları da dahil
olmak üzere bir bütün olan üniversite binalarının ve eklerinin hepsi
gözetilmektedir. Çoğunluk kararında, üniversite bina ve ekleri denildiği zaman
sadece öğrenim ve öğretim yapılan yerlerin anlaşıldığının açıklanması geniş
yorumlu bir uygulamayı bertaraf edecek, hele yetkilerin kötüye kullanılmasına
engellik edecek nitelikte değildir. Tersine bu düzenleme, yetkilerin kötüye
kullanılmasını teşvik eder biçimde anlaşılacak ve böylece Anayasa'nın 15.
maddesinde yazılı özel hayatın gizliliği ve 16. maddesinde yazılı konut
dokunulmazlığı ilkeleri etkilerini yitirecektir. Çoğunluk görüşüne bu nedenle
katılmıyorum.
6 -
Elkoyma hallerinde Bakanlar Kurulunun yetkilerini düzenleyen 70. maddenin (c)
bendinde, "Üniversitede ve bağlı kuruluşlarında görevli kişilerden gerekli
görülenleri, kovuşturma sonuçlanıncaya kadar veya kovuşturma sonucunun gerekli
kıldığı hallerde kesin sonuç alınıncaya kadar görevlerinden uzaklaştırmak"
siyasal iktidara tanınan yetkiler arasında gösterilmiştir. Burada üniversite
yönetimi ile ilgili olsun olmasın, herhangi bir görevliyi işinden uzaklaştırmak
yetkisi söz konusudur. Elkoyma nedenlerini oluşturan olaylarla ilgisi bulunan
görevlilerin söz konusu edildiği yolunda maddede hiçbir işaret yoktur. O halde
bu olayları hazırlayan ve körükleyen kişilerden olmasa bile, herhangi bir
öğretim üyesi veya diğer bir görevli işinden alınacak ve ne zaman biteceği ve
sonuçlanacağı bilinmeyen bir kovuşturma neden gösterilerek işinden alınacak ve
bu işlemler tehlikeye düşen öğrenim ve öğretim özgürlüğünü yeniden kurma amacı
iie yapıldığı ileri sürülecektir. Bu yetkiler çok tehlikeli doğrultuda
kullanılabilir ve öğrenim ve Öğretim özgürlüğünü koruma değil, tersine bozma
veya iktidara hakim olan siyasal düşünce doğrultusunda oluşturma biçiminde
uygulama alanı bulabilir. Her türlü kötü uygulamaya elverişli olan bu düzenleme
yerine, 120. maddenin son fıkrasında yazılı amacın gerçekleştirilmesine olanak
sağlayan bir düzenlemenin getirilmesi gereklidir. (c) bendinin iptal edilmemesi
görüşüne bu nedenle karşıyım.
7 -
1750 sayılı Kanunun 5. maddesi yüksek öğretim kurulunun kuruluş ve işleyişine
ilişkindir ve üniversiteler yönünden iptal edilmiştir. Bu durumda Kanunun 6.,
22., 38., 43., 52., 56-, ve 74.. maddelerinde belirtilen ve iptal edilen
kuruluş için öngörülen görevlerin yapılmasına olanak ve gerek yoktur. Bu
durumun kamu düzenini bozduğu ve yasada boşluk yarattığı ileri sürülemez. Çünkü
söz konusu görev ve yetkilerin niteliği itibariyle, Yüksek öğretim kurulunca
kullanılıp kullanılmaması, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde bir aksaklık
meydana getirmeyecektir. Bu bakımdan kararın 3., 4., 8., 10., 11., 12., 13., ve
21. maddelerinde gereçleri belirtilen ve yüksek öğretim kurulunun görev ve
yetkileriyle ilgili iptal hükümlerinin, kararın yayım gününde yürürlüğe girmesi
gerektiği halde, sanki bir kanun boşluğu meydana gelmiş de bu boşluğun yasa
koyucu tarafından doldurulması zorunluğu varmış gibi, iptal hükmünün yürürlüğe
giriş günü için bir yıl süre tanınması, Anayasa hükümleriyle ve 44 sayılı
Yasanın 50/4. maddesinde yazılı kurallarla bağdaşmamaktadır. Ters yönde beliren
çoğunluk görüşüne açıklanan nedenlerle karşıyım.
Üye
Ahmet Salih Çebi
KARŞIOY
YAZISI
Üniversiteler Kanununun 4. maddesi ile 70. maddenin a ve c bendlerine ilişkin karşıoy gerekçem, CHP. since aynı Kanunun bir kısım maddelerinin iptali isteği ile açılmış davanın Esas: 1973/38, Karar: 1975/23 sayılı kararında yazdığım gerekçe gibidir.
Üye
Şevket Müftügil
KARŞIOY
YAZISI
1 - Anayasa Mahkemesine başvurmaya Rektörü'nü yetkileyen Üniversite Senatosu toplantısına katılanların ad ve soyadlarının tutanakta açıklanması, toplantının geçerliğini belirleme yönünde zorunludur. Bunda eksiklik giderilmeden esasın incelenmesi caiz değildir.
2 - Özellikle, Devletin gözetim ve denetim hakkının bütün Üniversiteleri kapsadığını belirleyen ve bir gerçek sorun olarak ortada duran belirli yerlere öğretim üyesi ve yardımcısı sağlanması gereğini bir emir olarak ortaya koyan T.C. Anayasası 120. madde altıncı fıkra hükmü karşısında Yüksek öğrenim Kurulunun yalnızca "öneri mercii" gibi tanımlanması bir yorum eksikliğidir.
Bu nedenle 4. maddeye yönelen iptal dileğinin reddi gerekçesini yeterli bulmuyorum.
3 - Anayasamız 120. maddesi üçüncü fıkrası ile Üniversitelerin ancak Devlet eliyle kurulacağını ve kurulduktan sonra da "Devletin gözetimi, ve denetimi altında" bulunacağını açıkça belirlemiştir. Bunun anlamı özerklik uygulamalarının devlet ve milletin topyekün çıkarlarına ters düşürülüp işletilemiyeceği demektir.
Bundan başka "gözetmek" kendinden beklenen görevi serbestçe yerine getirebilmesi için, gözetilen varlığı gerek kendi içinden gerekse dışından gelen saptırıcı etkilere karşı uyarmak ve korumaktır.
Açıklanan Anayasal hak ve yetkilerini Devletin, Üniversiteler dışında ve onların tümünü gören bir kuruluş eliyle kullanması zorunludur. Buna göre Yüksek Öğrenim Kurulunu var eden 5. madde birinci fıkrası hükmünün iptali görüşüne katılmamaktayım.
4 - Beşinci madde 1. fıkra hükmü ile ilgili kararından ve diğer maddelerle ilgili itirazları incelerken değinmelerinden anlaşıldığı gibi Mahkememiz sayın çoğunluğu, vardığı sonuçlama ile Yüksek Öğretim Kurulu'nu üyelerinin kişisel nitelikleri ve seçilme koşulları bakımından" yani, oluşum biçimine göre. Anayasaya aykırı bulmaktadır. Şu halde, kendi önerileri gibi oluşturulduğu taktirde, sayın çoğunluğumuz Yüksek Öğrenim Kurulu'na karşı çıkmayacaktır.
Açıklanan
durumda anılan Kurul'a yükletilen özel görevlerin ve tanınan yetkilerin nicelik
ve nitelikleri incelenmeden 5. maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü
fıkralarının; 6. maddenin; 22. maddenin; 38. madde birinci fıkrasında yer alan
"esasları Yüksek Öğretim Kurulunca tespit edilecek" deyiminin ve 43.
madde son fıkrasında yer alan "Yüksek Öğretim Kurulu'nun talebi ve"
deyimi ile 52. maddenin birinci fıkrasında yer alan "ve Yüksek Öğretim
Kurulu Önerileri" deyiminin ve 56. madde birinci fıkrasında yer alan,
"Yüksek Öğretim Kurulunun yapacağı plan ve programlar uyarınca" deyimi
ve 74. maddenin birinci fıkrasında yer alan "ve Yüksek Öğretini Kurulu'nun
onayı" deyiminin 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası ile
tanınan yetkiye dayanılarak iptal edilişine karşıyım.
5 - Sayın çoğunluğun dahi özenle belirttiği veçhile Üniversite öğretim üyesi yardımcılığı ile görevlendirileceklerine göre, asistanların sadece Yüksek öğrenim görmüş bulunmaları ile yetinilemeyeceği ve bunların bilimsel daha üst bir düzeye ulaşmış olmalarını beklemenin doğal olduğu açıktır. 29. maddenin "a" bendinin taşıdığı hükmün Anayasaya aykırı bir yönü bu nedenle yoktur. Kaldı ki bu yasal kural ile Üniversite öğretim üyeliğinin varlıklı ailenin tekeline gireceği yolunda sayın çoğunluğun ileri sürdüğü sebep, bilim yoluyla saptanmış da değildir.
6 - Bir üniversitenin yönetimine el konulduktan sonra Bakanlar kuruluna "gerekli görülenleri" görevden uzaklaştırma yetkisini veren 70. maddenin (c) bendindeki hüküm, haklarında soruşturma ve kovuşturmaya geçilmeyenlerin de uzaklaştırılmalarını olanaklı kılan ve taktirini Bakanlar Kuruluna ölçüsüz biçimde bırakan bir yetki hükmüdür. Bunu, sayın çoğunluğun kabulü gibi, el koyma halinin zorunlu bir sonucu saymaya olanak bulunmadığı kanısındayım ve bu nedenle bu hükmün iptal edilmeyişine karşıyım.
Aynı maddenin ikinci fıkrası hükmünün ilk fıkra -c- bendi yönünden iptal edilişine ise el koyma hali ortadan kalktıktan sonra, özerk Üniversite'nin, serbestçe tasarrufta bulunabileceği düşüncesiyle katılamamaktayım.
7 - Davacının iptal isteği ve sayın çoğunluğun kararı Karadeniz Teknik Üniversitesi ile Atatürk Üniversitesinin kuruluş Kanunlarını saklı tutan hükmüne yöneltilmiştir. Oysa ki bir Kanun hükmünün saklı tutulmasının Anayasal ilkelere ters düşen bir yanı olamaz.
İstek saklı tutulan Kanunun Anayasa'ya aykırı hükümlerine yöneltilmeli ve Mahkememiz kararı da yine saklı tutulan yasal hükümler için olmalı idi. 82. maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin iptaline bu nedenle karşıyım.
Sonuç: Mahkememiz 39/24 sayılı kararının belirli gerekçe ve sonuçlarından, yukarıda açıkladığım nedenlerle, ayrılmaktayım.
Üye
Adil Esmer
KARŞIOY
YAZISI
l - 1750 sayılı Yasa'nın 4. maddesi açısından:
Anayasa Mahkemesinin 25/3/1975 günlü, E. 1974/42, K. 1975/62 sayılı kararında "kural olarak Anayasa Mahkemesinin, pozitif hukuk bakımından Anayasa'ya uygunluk denetiminde önüne getirilen davadaki istemin konusu ile bağlı bulunduğunda kuşku yoktur. Bununla beraber bir yasanın belli bir hükmünün Anayasa'ya aykırılığının ileri sürülmesinde, Anayasa Mahkemesinin, söz konusu hükmün anlam ve kapsamını saptamak için o yasanın diğer hükümlerini veya başka yasaların öngördüğü öteki hükümleri inceleme yetkisinin varlığından da kuşku edilemez" denilmekte ve öteden beri Anayasa Mahkemesi önüne getirilen davalarda bu yöntemi uygulamaktadır.
1750
sayılı Üniversiteler Kanununun dava konusu 4. maddesinde "Yüksek Öğretim
Kurulu, Yüksek Öğretimin bütünlüğü anlayışı içinde çağdaş bilim ve teknolojinin
gereklerine ve Devlet Kalkınma Planının temel ilke ve politikalarına uygun
olarak yüksek öğretim alanına yön vermek amacı ile, gerekli inceleme, araştırma
ve değerlendirmeleri yapmak, yüksek öğretim kurumları arasında koordinasyonu
sağlamak, uygulamaları izleyerek yetkili makam ve mercilere önerilerde
bulunmakla görevli bir kuruldur" hükmü yer almıştır. Maddede yer alan
"yön vermek" ve "değerlendirmeleri yapmak" deyimlerinin
neyi içerdiğini saptayabilmek için yasanın diğer hükümlerinin gözden
geçirilmesi doğaldır. Bu hükümler incelendiğinde yüksek öğretim kurulunu
tanımlayan 4. maddenin içeriğinin üniversitelere yön vermek ve onun yönetimsel
ve bilimsel özerkliğine böylece müdahalede bulunmak olduğu açıkça ortaya
çıkmaktadır. Oysa Anayasa'nın değişik 120. maddesinin ikinci fıkrasında
"üniversite özerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içinde
uygulanır." denilmekte ve sözü edilen 120. maddede üniversite dışı bir
kuruluşa, üniversitelere yön vermeyi öneren bir kuralın yer almadığı görülmektedir.
Diğer yandan, yön verme ilkesi bu maddede yer almış, yasanın diğer maddelerinde bu ilkenin uygulanacağı yer ve konular belirtilmiş bulunmaktadır. Bu durum karşısında 4. madde hükmünün Anayasa'nın 120. maddesine aykırı bulunduğunu kabul etmek gerekir ve Anayasa Mahkemesinin yasanın öteki maddeleri üzerinde durarak bir takım kararlar alması olanak ve olasılığı da, sözü edilen maddenin Anayasa'ya aykırılığını giderici bir durum yarattığı kabul edilemez.
Bu nedenlerle anılan maddenin Anayasa'ya aykırılığı yüzünden iptali gerektiği kanaatiyle çoğunluk görüşüne karşıyım.
2 - 7. madde açısından:
Yasanın dava konusu edilen 7. maddesi "Üniversite Denetleme Kurulu "nu tanımlamakta ve kurmaktadır.
Anayasa'nın
değişik 120. maddesinin ikinci fıkrasında "Üniversiteler, Devletin
gözetimi ve denetimi altında, kendileri tarafından seçilen organları eliyle
yönetilir" kuralı yer almaktadır. Devlet kavramı ile siyasal iktidar
kavramlarının eşdeğerde olmadığı bilinen bir gerçektir. Başka bir deyişle
Devlet demek siyasal iktidar demek değildir. Oysa bu kurula Başbakan ve iki
bakan, Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarı, bu kanuna tabi üniversitelerde
rektörlük yapmış öğretim üyelerinden kura ile seçilecek üç üye, Millî Güvenlik
kurulunun dekanlık yapmış öğretim üyeleri arasından seçeceği bir üye ki cem'an
8 üye katılacaktır. Başbakanın ve bakanların katılacağı bir kurulda örneğin
Devlet Plâanlama Müsteşarının serbest olarak düşüncesini açıklaması ve oyunu
bağımsız olarak kullanması eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu durumda siyasal
iktidarın, üniversiteler üzerinde egemen olacağını ve üniversitelerdeki
çalışmaların kendi isteklerine uygun olarak yürütülmesi eğilimi içinde
bulunacaklarını peşinen kabul etmek gerekir. Kaldı ki Anayasa "Devletin
gözetim ve denetiminden" söz etmektedir. Yönetimden ayrılmaz bir parça
olan denetimi, siyasi iktidarın başı olan Başbakanın başkanlığında iki Bakanla
bir müsteşarın katılacağı bir kurula bırakmak Anayasa'nın temel ilkesiyle
çatışır.
Diğer yandan Millî Güvenlik Kuruluna bu yasa ile bazı görevler yüklemek Anayasa'nın 111. maddesiyle saptanan ilkelerle çelişik bir durum yaratmaktadır.
Bu nedenle bu madde hakkındaki davanın reddine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
3 - 8. maddenin 1. fıkrasının (a) ve (b) bendi açısından:
a) (a) bendi açısından:
Sözü
edilen bent hükmü ile "üniversitelerin veya bir üniversiteye bağlı olmayan
fakültelerin organlarından veya bu kurumlarda görevli kişilerden, gerekli
gördüğü hallerde, yazılı veya sözlü bilgi istemek;" üniversite denetleme
kuruluna verilmektedir. Kanunun 7. maddesi açısından konu ele alındığında, bu
kurulun kuruluş biçimi siyasî iktidarla eşdeğerlik arzetmektedir. Böylece
siyasî güç, üniversite organlarını, daha önemlisi öğretim üye ve
yardımcılarını; kararları, yazıları ve söyledikleri her konu hakkında bilgi
isteme yetkisini kullanmak suretiyle bir bakıma sorguya çekme olanağına sahip
olmaktadır. Bu ortamda Anayasa'nın öngördüğü "öğretim ve öğrenimin
hürriyet ve teminat içinde"yürütülmesi ilkesinden söz edilemez. Kaldı ki
böyle bir yetkiyi Anayasanın 20. maddesiyle saptanan ilke ile de bağdaştırma
olanağı yoktur.
b) (b) bendi açısından:
1750 sayılı Yasa'nın (b) bendi ile "... onbeş gün içinde gerekli kovuşturmaya başlanmadığı veya aksine bir karar alınmadıkça başlanan kovuşturma engeç üç ay içinde sonuçlandırılmadığı takdirde, doğrudan doğruya üniversite Öğretim üyelerinden soruşturmacı tayin ederek, gereği yapılmak üzere yetkili organa iletmek;" yetkisi Üniversite Denetleme kuruluna verilmektedir.
Anayasa
Mahkemesi, 4/5/1972 günlü, E 1969/52, K. 1972/21 sayılı kararında (Devletin
gözetim ve denetim yetkisi yönetim özerkliği bulunan bir kuruluşun yönetim
işlemlerine ve işlerine karışmasını haklı göstermez; Çünkü yönetime üniversite
dışındaki bir organ veya yerin karışması durumunda, bir yandan üniversitenin
kendisince seçilen organlar eliyle yönetildiğinden artık söz edilemiyeceği gibi
öte yandan Devlet gözetim ve denetiminin kabul edilmesiyle güdülen ereğin
sınırları da aşılmış olur. Gerçekten, yönetim çalışmalarından olan bir işlemin
tamamlanmasına veya bir işin görülmesine üniversite dışında bir organın veya
yerin karışması, o işlem veya işin ancak üniversite organlarından başka bir
yerin yönetime ortak olması sonunda tamamlanması demektir. Yine Anayasa'nın
1971 değişikliği ile üniversitenin Devlet gözetim ve denetimi altına konulması,
özerk birer kuruluş olan üniversitelerin yalnızca bilimsel gereklere göre ve
özgürlük ortamında öğretim ve araştırma yapmak olan amaçlarından sapmaları
önleyerek bu ereklere varılmasını sağlamak düşüncesine dayanmaktadır;
üniversite dışındaki bir yerin yönetime katılması ise, belli bir ölçüde,
herhangi bir siyasal gücün üniversite yönetimi üzerinde etkili olması sonucunu
doğurup üniversitenin yalnızca bilimin nesnel gereklerine göre ve özgürlük
içinde çalışmasını kısıtlar) yine aynı kararda (demekki yönetim yetkisi, özünde
görevlileri atama disiplin cezası verme ve görevden çıkarma yetkilerini içerir.
Anayasa'nın değişik 120. maddesinin 2. fıkrasındaki üniversitelerin Devletin
gözetim ve denetimi altında kendilerince seçilen organlar eliyle yönetileceği
kuralı, atama, disiplin ve görevden çıkarma işlemlerinin, başka organ veya
yerin karışması söz konusu olmaksızın ancak üniversitelerce yapılacağını
anlatmaktadır) denilmek suretiyle bu konudaki görüşünü açık ve kesin bir
biçimde ortaya koymuştur.
Üniversite Denetleme Kurulunun bizzat soruşturmacı saptaması, yönetime açıkça karışma anlamına gelirki bunu Anayasa'nın 120. maddesiyle bağdaştırma olanağı yoktur.
Bu nedenlerle bu yönlere yönelik davanın reddine dair çoğunluk görüşüne karşıyım.
4 - 70. madde açısından;
a)
1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 69. maddesinin ikinci fıkrası, yani
(Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden herhangi birisinin, insan hak ve
hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütüntüğünü
veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrımına dayanarak Anayasa'da belirtilen
Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadiyle kullanılması; hallerinde Bakanlar
Kurulu, ilgili üniversitenin veya bu üniversiteye bağlı kuruluş ve kurumların
veya bir üniversiteye bağlı olmayan fakültenin idaresine belli bir süre ile el
koyabilir. El koyma kararı Resmî Gazete'de yayınlanır. Yayınlanmayı müteakip 48
saat içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının onamına
sunulur. El koyma süresi 2 ayı geçemez.) kuralı Anayasa'ya uygunluk
denetiminden geçirilmiş ve iptaline karar verilmiş, aynı maddenin son fıkrası
da 44 sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca iptal olunmuştur. Bundan başka 69.
maddenin birinci fıkrası da 25/2/1975 günlü E. 1973/38, K. 1975/23 sayılı
kararla iptal edilmiş ve bu maddenin bütünüyle iptaline, karar verilmiş
bulunmaktadır. Kanunun 69. maddesi bütünüyle iptal edilince, el koyma halinde
Bakanlar Kurulunun yetkilerini düzenleyen 70. maddesinin de uygulanma olanağı
kalmamış demektir. Çünkü 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin 2. fıkrasında
"ancak, eğer müracaat kanun veya içtüzüğün sadece belirli madde veya
hükümleri aleyhinde yapılmış olup da, bu belirli madde veya hükümlerin iptali
kanun veya içtüzüğün diğer bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması
sonucu doğuruyorsa, Anayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek
şartiyle, kanun veya içtüzüğün bahis konusu diğer hükümlerinin veya tümünün
iptaline karar verebilir" denilmektedir.
El koymayı düzenleyen kural iptal edilince, el koyma halinden ve bu hal içindeki yetkilerden söz edilemez. O halde 69 uncu maddenin iptali karşısında 70. maddenin uygulanma yerinin kalmadığı açıktır. Şu yönü de açıklamak gerekir ki kanunun 28. maddesinde "iptaline karar verebilir" sözcüğü ve buyruğu, Anayasa Mahkemesinin takdirine göre değil, maddede öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde iptaline karar verilir biçiminde anlaşılmaya elverişlidir.
Bu nedenlerle 70. maddenin, 28. maddenin ikinci fıkrası uyarınca iptaline yer olmadığı yolundaki çokluk görüşüne karşıyım.
b) Kanunun 70. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi "yönetim görevlerine son verilenlerin yerlerine yenilerini seçmek" yetkisini Bakanlar Kuruluna tanımaktadır.
Anayasa'nın değişik 120. maddesinin dördüncü fıkrasında "Üniversite organları, öğretim üyeleri ve yardımcıları, üniversite dışındaki makamlarca, her ne suretle olursa olsun, görevlerinden uzaklaştırılamazlar. Son fıkra hükümleri saklıdır" ve ikinci fıkrasında da "Üniversite özerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır" ilkeleri yer almaktadır. Görülüyor ki Anayasa elkoyma halinde görevden uzaklaştırmayı istisna olarak kabul etmiş ve fakat yerine yenilerini getirme yetkisini Bakanlar Kuruluna tanımamıştır.
Bu karşı oy yazısının 3. paragrafında belirtilen hususlar bu kısımda da geçerlidir.
Bu nedenlerle bu bölüme yönelen iptal isteminin reddine dair olan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
c) 70. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi "üniversitede ve bağlı kuruluşlarda görevli kişilerden gerekli görülenleri, kovuşturma sonuçlanıncaya kadar veya kovuşturma sonucunun gerekli kıldığı hallerde kesin sonuç alınıncaya kadar görevlerinden uzaklaştırmak" yetkisini Bakanlar Kuruluna vermektedir.
Anayasa'nın 120. maddesinin üçüncü fıkrası, üniversite Öğretim üye ve yardımcılarının üniversite dışı makamlarca görevlerinden uzaklaştırılamıyacağı ilkesine bir ayrıcalık getirmiş, elkoyma halinde bu ilkeye uymayan işlemlerde bulunma olanağını Bakanlar Kuruluna tanımıştır.
Sözü
edilen (c) bendi, hiç bir sınırlama ve niteleme getirmeksizin "gerekli
görülenlerin" görevlerinden uzaklaştırılacağı yolunda bir yetkiyi Bakanlar
Kuruluna vermektedir. El koyma kararı verildiği zaman, Bakanlar Kurulu, el
koymayı gerektiren olaylarla uzaktan yakından ilgisi ve ilişkisi olmayan
öğretim üye ve yardımcılınnı da bu kuralı uygulamak suretiyle görevlerinden
uzaklaştırabilecektir. Bu türlü sınırsız bir yetkinin siyasî bîr organa
tanınması, bilimsel araştırmayı ve yayında bulunmayı kökünden zedeler ve tahrip
eder. Bundan dolayı Üniversitelerin normal çalışma düzeni içinde bulunduğu
zamanlarda dahi bu hüküm öğretim üye ve yardımcılarını manevi baskı altında
tutacak, eğitim, araştırma ve öğretim görevini bir yana iterek siyasî iktidarlara
kendisini şirin gösterme çabalarına itecek niteliktedir.
Bu nedenlerle bu bent hükmünü Anayasa'ya uygun bularak davayı reddeden çokluk görüşüne karşıyım..
5 - İptal kararının yürürlüğe girmesi için süre verilmesi açısından:
Anayasa Mahkemesi 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun iptaline karar verdiği 5., 6., 22., 38., 43., 52., 56., 61. ve 74. maddeler hakkındaki iptal hükmünün Resmi Gazete'de yayımlandığı günden başlıyarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Anayasa'nın değişik 152. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen yetki kullanılırken Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün kapsamını ve iptal hükmü ile bir boşluk oluşup oluşmadığını, bir boşluk oluşuyorsa bunun kamu düzenini tehdit edici bir nitelik taşıyıp taşımadığını araştırmak ve saptamak durumundadır. İptal hükmü ile yasal bir boşluk oluşmadığı hallerde Anayasa'ya aykırlığı saptanmış ve Resmî Gazete ile de yayınlanmış kanun kurallarının özel haklar üzerinde bir süre daha etkilerini sürdürmesine olanak tanımak Anayasa'nın ilkeleriyle bağdaşan bir görüş değildir.
Bu nedenlerle sözü edilen madde hükümlerinin iptaline dair kararın Resmî Gazete'de yayımından bir yıl sonra yürürlüğe girmesi hakkındaki çoğunluk kararına karşıyım.
Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu Üye Ahmet H. Boyacıoğlu
Anayasa Mahkemesi, E. 1973/37, K. 1975/22, 25 Şubat 1975 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası