İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1979/4 K.1979/16

Karar sayısı:1979/16

Esas1979/4Karar1979/16Tarih20 Mart 1979Okuma11 dk · 2.278 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar No
1979/16
Karar tarihi
20 Mart 1979
Esas Sayısı
1979/4
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.278 kelime·11 dk okuma·15 bölüm

Karar sayısı:1979/16

Karar günü:30/3/1979

Resmi Gazete tarih/sayı:10.6.1979/16662

İtiraz yoluna başvuran : İstanbul İkinci Ağır Ceza Mahkemesi

İTİRAZIN

KONUSU

1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun değişik 142. maddesinin 1-3. bentlerinin Anayasaya aykırı oldukları ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi istenmiştir.

I -

OLAY

Sanığın,

"Türkiye Komünist Partisi - Program" adlı kitabı hazırlamak ve

bastırıp yayımlamak suretile komünizm propagandası yaptığı, cumhuriyetçiliğe

aykırı olarak Devletin bir zümre tarafından idare edilmesi ve milli duyguları

yok etmek veya zayıflatmak için propaganda yapma suçlarını işlediği ve

"hükümetin manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif" ettiği ileri

sürülerek, hakkında T.C.K. nun 142/1-6. 159/1-6. ve 173/Son. maddelerinin

uygulanması isteğile kamu davası açılmıştır. Duruşmada sanıkla vekilleri,

uygulanması istenen, Türk Ceza Yasasının 142. maddesinin 1-3. bendleri

hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Davaya bakan

İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi Anayasa'ya aykırılık savının ciddi olduğu kanısına

vararak 26/1/1979 günlü, 1978/236 esas sayılı kararla sözü geçen hükümlerin

iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

III

- İTİRAZ KONUSU YASA KURALLARI

1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 3/12/1951 günlü, 5844 sayılı Yasa ile değişik 142. maddesinin 1-3. bentleri hükümleri şöyledir:

"Madde 142 - 1. Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak yahut memleket içinde müesses iktisadi veya sosyal temel nizamlarından herhangi birini devirmek veya Devletin siyasî ve hukukî nizamlarını topyekün yoketmek için her ne surette olursa olsun propaganda yapan kimse beş yıldan on yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.

2. Cumhuriyetçiliğe aykırı veya demokrasi prensiplerine - aykırı olarak Devletin tek bir fert veyahut bir zümre tarafından idare edilmesi için her ne suretle olursa olsun propaganda yapan kimse aynı ceza ile cezalandırılır.

3. Anayasa'nın tanıdığı kamu haklarını ırk mülâhazasiyle kısmen veya tamamen kaldırmayı hedef tutan veya millî duyguları yoketmek veya zayıflatmak için her ne suretle olursa olsun propaganda yapan kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasiyle cezalandırılırlar."

IV -

İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca. Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Lütfi Ömerbaş, Ahmet Erdoğdu, Osman Tokcan, Rüştü Aral, Ahmet Salih Cebi, Muammer Yazar, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu, Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in katılmalariyle yapılan ilk inceleme toplantısında aşağıdaki sorunlar üzerinde durulmuştur :

l -

Başvuran Mahkemenin duruşma tutanaklarına göre, Anayasa'ya aykırılık savının

ileri sürülmesinden sonra sıkıyönetim ilân olunmuş, ilâna ilişkin Bakanlar

Kurulu Kararının, 28/12/1978 günlü oturumda Mahkemeye gelmediği gerekçesi ile

davaya bakmak görevinin genel mahkeme ile askeri mahkemeden hangisine ait

olduğunun "açıklığa kavuşması" için duruşmanın 26/1/1979 gününe

bırakılmasına karar verilmiştir. O gün açıklanan kısa kararda görev konusu

kesin bir çözüme bağlanmamış olmakla beraber, başvurma kararında "A -

İptali istenen maddenin mahkememiz elile uygulanacak bir yasa maddesi olması

gerekmekte olup sanık hakkında T.C.Y. 142. maddesine aykırı davranışta

bulunarak cezalandırılması istemile dava açılmış olmasına göre suçun

doğrulanması halinde mahkememizin itiraz konusu maddeyi uygulaması gerekeceğinden

bu yöne ilişkin herhangi bir şüphenin varlığı söz konusu olmadığından bu koşul

gerçekleşmiş bulunmaktadır." denilmek ve dava eylemli olarak yürütülüp

8/6/1979 gününe bırakılmak suretile mahkeme, davanın görülmesinin görevi içinde

olduğunu kabul etmiştir. Bu durumda, mahkemenin görev konusunda bir karar

vermemesi nedenine dayanılarak dosyanın geri çevrilmesine gerek görülmemiştir.

2 - Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemenin başvurma yetkisi bulunup bulunmadığının öncelikle aranması gerekmektedir.

Anayasa

Mahkemesinin 2/3/1976 günlü, Esas: 1976/9, Karar : 1976/10 sayılı kararında

belirtildiği gibi, "Anayasanın değişik 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı

Yasanın 27. maddelerine göre, mahkemeler herhangi bir kanun hükmünü Anayasa'ya

aykırı görürler veya böyle bir iddianın ciddî olduğu kanısına varırlarsa, söz

konusu yasa hükmünün Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirilmesi için Anayasa

Mahkemesine başvurabilirler. Bu yetkinin kullanılabilmesi için herşeyden Önce

mahkemenin elinde bakmakta olduğu bir davanın varlığı gerekmektedir. Ayrıca

Anayasaya uygunluk denetiminden geçirilmesi istenen Yasa hükmünün de bu davada

uygulama alanı bulunmalıdır. Anayasa'nın "bir davaya bakmakta olan

mahkeme" diye nitelediği mahkeme, her halde o davaya bakmaya, yani

uyuşmazlık konusu işi çözemeye veya suç sayılan eylemi işleyeni kanun hükümleri

çerçevesinde, yargılamaya görevli mahkeme olmak gerekir. Çünkü mahkemelerin

görevleri, Anayasa'nın 136. maddesi uyarınca ancak kanunla düzenlenir. Bu

açıdan bakıldığında görev sorununun kamu düzeni ile ilgili olduğunu, bireylerin

iradeleriyle bu sorunun çözülemeyeceğini kabul etmek gerekir. Böyle olunca;

Anayasa Mahkemesi de kendisine Anayasa denetimi için itiraz yolu ile getirilen

bir davada, itiraz eden mahkemenin, kanun hükümlerine uygun olarak, o davaya

bakmaya görevli olup olmadığını saptamak zorunluğundadır. Şu halde mahkemenin

elindeki davanın, Anayasa'nın 151. maddesi yönünden var sayılabilmesi için

yöntemince açılmış, mahkemenin görevine giren, geçerli bir dava olması Anayasa

denetimi için öngörülen koşullardan biridir.

Bu

koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda doğrudan doğruya inceleme yaparak

karar vermek, Anayasa Mahkemesinin salt yetkisi içindedir. Bu yetkinin

kullanılmasını; Anayasa Mahkemesinin, sanki o davada, mahkemenin görev sorununu

çözen bir üst merci olması gibi, Anayasa dışı bir sıfat ve nedene bağlama

olanağı yoktur. Mahkemeler, kendi zincirleme bütünlükleri içinde yargısal

denetime bağlıdırlar. Anayasa Mahkemesi ise, sadece kendisine özgü anayasal

denetim yetkisini kullanabilme açısından ve ancak bu amaçla itirazcı mahkemenin

görevini saptamak ve ondan sonra kendi görevini yerine getirmek zorundadır. Bu

nedenle kendi görevini yerine getirirken yaptığı bir inceleme dolayısiyle,

Anayasa Mahkemesinin öteki mahkemeler karşısında bir üst inceleme görevi

yaptığı anlamını çıkarmaya Anayasa'nın 151. maddesi elverişli değildir."

(Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı : 14, sayfa : 56).

Başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada sanığa atılan suçlar arasında, Türk Ceza Yasasının 142. maddesinin 1-3. bendlerinde gösterilenler de vardır. Bu bakımdan, itiraz konusu hükümlerin davada uygulanma niteliğinin bulunduğunda kuşku yoktur.

Ancak,

26/12/1978 günlü, mükerrer 16501 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar

Kurulu kararile 13 ilde sıkıyönetim ilân edilmiş olup, bu iller arasında, suçun

işlendiği İstanbul da bulunmaktadır. Bakanlar Kurulu kararında sıkıyönetimin,

"hür demokratik düzeni, temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik

yaygın şiddet hareketlerinin kesin belirtilerinin ortaya çıkması"

nedenlerile ilân olunduğu açıklanmıştır. Bu nedenler, sıkıyönetimin ilân

edilebileceği durumları saptayan Anayasanın 124. maddesinde de yer almıştır.

Sanığa atılan suç sıkıyönetimin ilânından önce işlenmiş olduğu için, görevli

mahkemeyi belli ederken, 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasasının 1728 sayılı Yasa ile

değişik 13. maddesi hükümlerinin gözönüne alınması gerekir. Bu maddeye göre:

1 - Sıkıyönetim ilânından önce işlenen suç sıkıyönetimin ilânına neden olan suçlardan ise,

2 - Bir suçun "Sıkıyönetim Askerî Mahkemelerinin el koyduğu herhangi bir suçla umumî ve müşterek gaye içerisinde irtibatı" bulunuyorsa,

bu suçlara ilişkin davalara sıkıyönetim askeri mahkemesinde bakılır.

Sanığa

atılan ve Türk Ceza Yasasının 142. maddesinin 1-3. bentlerinde yazılı bulunan

suçlar hür demokratik düzeni, temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmağa

yönelik propaganda suçlarıdır. Sıkıyönetim ilânının nedeni de, aynı amaca

yönelik eylemlerin yaygın şiddet hareketleri biçiminde belirmesidir. Sanığın,

kendisine atılan suçu gerçekten işleyip işlemediğinin veya işlediği eylemin suç

olup olmadığının, suç oluyorsa Türk Ceza Yasasının 142. maddesinin 1-3.

bentlerinde gösterilen nitelikleri ve öğeleri kapsayıp kapsamadığının aranması

ve saptanması davaya bakmakla görevli mahkemeye aittir. Anayasa Mahkemesince

burada aranacak yön, sanık hakkında uygulanması istenen Türk Ceza Yasasının

142/1-3, maddesinde gösterilen suçların, sıkıyönetim ilânına neden olan suçlardan

sayılıp sayılamıyacağıdır.

İptali istenen hükümlerin kapsadığı suçların hür demokratik düzeni, temel hakları ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik bulunmaları karşısında aynı amaçlı şiddet hareketlerine neden olmaları durumunda bu suçların, sıkıyönetimin ilânı nedenleri arasında bulunduklarını kabul etmekte zorunluk vardır.

Ayrıca, 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası, sıkıyönetim askeri mahkemesinin bakmakla görevli olduğu suçta belli bir nitelik de aramamış, 13. maddesinde, davaya sıkıyönetim askeri mahkemesinde bakılması için "... sıkıyönetim askeri mahkemelerinin el koyduğu herhangi bir suçla umumî ve müşterek gaye içerisinde irtibatlı..." bulunmasını yeterli görmüştür. Anayasa Mahkemesine başvuran mahkemenin elindeki davanın konusu olan suçların, hür demokratik düzeni, temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmağa yönelik bulunmaları karşısında, "umumî ve müşterek gaye içerisinde" işlenmiş olduklarını da kabul etmek gerekmektedir.

Bu durumda, davaya bakmakla görevli olmayan İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisi bulunmadığından, itiraz reddedilmelidir.

Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Lütfi Ömerbaş, Osman Tokcan ve Ahmet Salih Cebi, mahkemenin düştüğü duraksamaya karşın görevli olup olmadığı konusunda bir karar vermeksizin Anayasa Mahkemesine başvurmasının eksiklik sayılarak dosyanın geri çevirilmesi, Yılmaz Aliefendioğlu ise, dosyada eksik bulunmadığından özün incelenmesine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile bu görüşlere katılmamışlardır.

Muammer Yazar ek gerekçe yazma hakkını saklı tutmuştur.

V -

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Sıkıyönetim

ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı karşısında davaya konu edilen eylem

hakkında yargılama yapma yetkisi mahkemenin görevi dışında kaldığı için

başvuran mahkemenin elinde bakmakta olduğu bir dava var sayılamayacağından

Anayasa'nın değişik 151. maddesine uymayan itirazın, itirazda bulunan

mahkemenin yetkisizliği yönünden reddine, Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu,

Lütfi Ömerbaş, Osman Tokcan ve Ahmet Salih Çebi'nin "mahkeme, 28/12/1978

günlü oturumda, ilân edilmiş bulunan sıkıyönetime ilişkin hükümet

kararnamesinin itiraz yoluna başvuran mahkemenin eline geçmediği, bu itibarla

1402 sayılı Yasanın 13. ve 15. maddeleri karşısında davanın Sıkıyönetim

Mahkemesine gönderilip gönderilmiyeceğinin anlaşılamadığını neden göstererek,

bu yönün açıklığa kavuşturulması için duruşmayı 26/1/1979 gününe bırakmış ve bu

sorunu çözmeden aynı gün Anayasa'ya aykırılık savını ciddî bularak Anayasa

Mahkemesine başvurmuştur. Mahkemece bu konu bir sonuca bağlanmadan yapılan

başvurma noksan bir başvuru olduğundan dosyanın geri çevrilmesine", Yılmaz

Aliefendioğlu'nun da işin esasının incelenmesi gerektiği yolundaki

karşıoylariyle ve oyçokluğuyla,

20/3/1979 gününde karar verildi.

EK

GEREKÇE

Kararın gerekçesinden çıkan anlama göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme itiraz yolile Anayasa Mahkemesine başvurduğunda, Anayasa Mahkemesi başvuran mahkemenin söz konusu davaya bakmakla görevli olup olmadığını, hiçbir ayırım yapmaksızın, salt bir biçimde (mutlak surette) arayıp inceliyebilecektir.

Kanımca, başvuran mahkemenin başvuruya neden olan davaya bakmakla görevli olup olmadığının Anayasa Mahkemesince aranabilmesi, görev sorununun daha önce kesin olarak çözümlenmemiş bulunmasına bağlıdır. Bu nedenle sorun 2 ayrı açıdan incelenmelidir.

1 - Görev konusunun daha önce kesin biçimde çözümlenmiş olması : Ceza Yargılamaları Usulü Yasasının 7. maddesine göre "davaya bakan mahkeme, muhakemenin her hal ve derecesinde davayı görmek vazifesi olup olmadığına resen karar verebilir". Bu hükmün uygulanması sonucu, iki mahkeme arasında görev uyuşmazlığı çıkmış ve yargı yerini belli eden merci görevli mahkemeyi belirtmiş olabilir. Bu suretle verilen karara karşı mahkemelerin direnme yetkisi yoktur, uymak zorundadırlar. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 16/6/1942 günlü, Esas 26. Karar 6 sayılı karar ile açıklığa kavuşturulan bu kural o gündenberi uygulana gelmiş ve yerleşmiştir.

Bundan başka, örneğin, Ceza Yargılamaları Usulü Yasası'nın 263. maddesindeki koşullar dışında bir görevsizlik kararı verilmiş ve bu karar Yargıtay'ca kaldırılmış, direnme kararı da bozulmuş olabilir. Bu durumda Mahkemece bu karara uymak zorunludur. Görev hususu artık kesinleşmiştir.

Bu ve bu gibi hallerde Anayasa Mahkemesi başvuran mahkemenin o davaya bakmakla görevli olup olmadığını arıyamaz.

2 - Görev sorununun çözümlenmiş olmaması: Mahkemelerin verdikleri olumlu görev kararları kesin değildir. Son hükümle birlikte temyiz olunabilirler. Böyle kesin olmayan bir karar verilmiş olsun veya olmasın görev sorunu kesin biçimde çözümlenmemiş bulunduğu takdirde Anayasa Mahkemesi, başvuran mahkemenin, Anayasa'nın 151. maddesindeki "davaya bakmakta olan mahkeme" deyimile tarif olunan mahkeme niteliğinde olup olmadığını saptamak için görev yönünü aramağa yetkilidir. Bu arama ve saptama yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilme yetkisi olup olmadığını belli etmekten başka bir sonuç da doğurmaz.

İstanbul

2. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesine başvurusuna neden olan davaya

bakmağa görevli olduğu kesin bir kararla belirtilmiş bulunmadığından Anayasa

Mahkemesi bu konu üzerinde durabilir. Bir örnek, düşünceyi daha iyi açıklar :

Zina nedenine dayalı boşanma davasına bakan Hukuk Hâkiminden davalının ayrıca

Türk Ceza Yasasının 440. maddesine göre cezalandırılmasının istendiğini ve

hâkimin bu yasa hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurduğunu

varsayalım; burada Anayasa Mahkemesinin, ceza davasına bakmakla görevli olmıyan

hukuk hâkiminin başvurusunu başvurma yetkisi bulunmaması nedenile reddetmesi

gerektiğinde kuşku ve yadırgama duyulmaz. Çünkü bu pek açık ve belirgin bir

örnektir. Ancak (bu davada görev hususu belirgindir, şu davada değildir)

diyecek bir başka mercii bulunmadığına göre bu alandaki takdir yetkisinin

Anayasa Mahkemesine bırakılması doğal ve teknik bir zorunluk olarak ortaya

çıkar ki kullanılan yetki de bundan İbarettir.

Başkan

Şevket Müftügil

Başkanvekili

Ahmet

H. Boyacıoğlu

Üye

Lütfi Ömerbaş

Üye

Ahmet Erdoğdu

Üye

Osman Tokcan

Üye

Rüştü Aral

Üye

Ahmet Salih Çebi

Üye

Muammer Yazar

Üye

Adil Esmer

Üye

Nihat

O. Akçakayalıoğlu

Üye

Kenan Terzioğlu

Üye

Hüseyin Karamüstantikoğlu

Üye

Necdet Darıcıoğlu

Üye

Yılmaz Aliefendioğlu

Üye

Yekta Güngör Özden

KARŞIOY

YAZISI

Anayasa'nın

151. ve 44 Sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun'un 27. maddesine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir

yasanın hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri

sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa'ya aykırılık

itirazıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi'nin

yetkisi, öncelikle, bu itirazın "Bir davaya bakmakta olan mahkemece"

yapılmış olup olmadığını saptamaktır. Mahkemenin bir davaya bakmakta olması o

davada kendisini görevli görmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi'nin, itiraz

yoluyla kendisine yapılan başvurularda, Mahkemenin görevli olup olmadığını

değil, bakmakta olduğu bir davada uygulanacağı yasa hükmünü Anayasa'ya aykırı

görüp görmediğini veya aykırılık savını ciddî bulup bulmadığını incelemesi

gerekir. Mahkemenin görevli olup olmadığını saptamak yetkisi, mahkemenin

kararını temyizen inceleyecek Yargıtay'a aittir. Bu konuda Anayasa

Mahkemesi'nce karar verilmesi, kanımca, Yargıtay'ın yerine geçmek olur.

Kaldı

ki, Anayasa sözüyle ve Özüyle; 8. maddesinde, yasaların Anayasa'ya aykırı

olamıyacağı ilkesini benimsemekle; 147. maddesinde de, Anayasa Mahkemesi'ne,

kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüklerinin Anayasa'ya, Anayasa

değişikliklerinin de Anayasa'da gösterilen biçim koşullarına uygunluğunu

denetlemek görevini vermekle, yasaların Anayasa'ya uygunluklarının sağlanmasını

amaçladığı kuşkusuzdur. Bu nedenle, Anayasa'nın 151. maddesinde öngörülen itiraz

yolunun işletilmesinde, başvuran mahkemenin Anayasa Mahkemesi'nce de görevli

görülmesi gibi daraltıcı bir yorum yerine, mahkemenin kendisini görevli

görmesinin yeterli bulunması gibi Anayasa'nın özü doğrultusunda genişletici bir

yoruma gidilmesinin daha uygun olacağı görüşündeyim.

Mahkemenin görevli olduğuna ilişkin bir karar alması gerekip gerekmediği konusuna gelince :

Olayda, Mahkeme 28/12/1978 tarihli oturumda "halen ilân edilmiş bulunan Sıkıyönetime ilişkin Hükümet kararnamesinin Mahkememiz eline geçmemiş bulunması, bu itibarla 1402 sayılı Yasanın 13 ve 15. maddeleri karşısında davanın Sıkıyönetim Mahkemesine gönderilmeyeceğinin anlaşılmamış bulunmasına binaen, bu yönün açıklığa kavuşması için yargılamamızın 26/1/1979 gününe bırakılmasına..." biçiminde karar vermiş, 26/1/1979 günlü oturumunda ise, sanık vekilleri tarafından mahkemeye verilen Anayasa'ya aykırılık savını inceleyerek ve ciddî bularak uygulanacak yasa hükümlerinin iptali için dosyanın Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesini hükme bağlamıştır.

Mahkemenin 28/12/1978 gününde, Sıkıyönetim ilânına ilişkin kararnamenin henüz eline geçmemesi nedeniyle görevi konusunda kuşku duyduğu, 26/1/1979 günlü oturumunda ise bu kuşkunun kaybolduğu ve işin esasına geçmekle kendini görevli kabul ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemelerin bir görevsizlik itirazı olmadıkça kendilerinin görevli olduklarına ilişkin karar vermeleri olağan bir durum değildir.

Mahkeme elinde bulunan bir davayı görmeye devam ettikçe, o davada kendisini görevli görüyor demektir. Bu nedenle Savcı veya sanık veya sanık vekilince bir görevsizlik itirazı ileri sürülmediğine göre mahkemenin 26/1/1979 tarihinde kendisinin görevli bulunduğunu açıkça belirtmesinde bir zorunluluk, dolayısıyla mahkemenin başvurusunda bu yöne ilişkin bir noksanlık bulunmamaktadır.

Yukarıda belirtilen nedenlerle işin esasına girilmesi oyu ile verilen karara karşıyım.

Üye Muammer Yazar Üye Yılmaz Aliefendioğlu

Anayasa Mahkemesi, E. 1979/4, K. 1979/16, 20 Mart 1979 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın
  4. Konusu
  5. I -
  6. Olay
  7. III
  8. - İtiraz Konusu Yasa Kuralları
  9. IV -
  10. İlk İnceleme
  11. V -
  12. Ek
  13. Gerekçe
  14. H. Boyacıoğlu
  15. O. Akçakayalıoğlu
  16. Karşıoy
  17. Yazısı
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1979/4
Karar No
1979/16
Tarih
20 Mart 1979

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1979/6 K.1979/15
  • AYM Norm Denetimi E.1979/7 K.1979/18
  • AYM Norm Denetimi E.1978/68 K.1979/19
  • AYM Norm Denetimi E.1979/11 K.1979/17
  • AYM Norm Denetimi E.1979/10 K.1979/20
  • AYM Norm Denetimi E.1979/13 K.1979/21

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.