KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 3 Haziran 1980
- Esas Sayısı
- 1980/46
- Karar Sayısı
- 1980/39
- İtiraz yoluna başvuran
- Ordu Sulh Ceza
Karar Metni
2.985 kelime·15 dk okuma·13 bölüm
Mahkemesi.
İTİRAZIN KONUSU
1.3.1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 12.6.1979 günlü, 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. maddesinin altıncı fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir.
I-OLAY
Sanığın 2.6.1979 gününde okul duvarlarına yazı yazdığı ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Yasasının değişik 536/2-6. ve 55/3. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle hakkında Ordu Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.
Adı geçen mahkeme, sanığın üzerine atılan suçun kabahat türünde bir suç olduğu ve bu suçlara bakmaya sulh ceza mahkemesinin görevli bulunduğu kanısına varmış ve dosyayı aynı yer Sulh Ceza Mahkemesine göndermiştir.
Davanın görülmesi sırasında sanık vekili, Mahkemeye verdiği bir dilekçe ile Türk Ceza Yasasının 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. maddesinin altıncı fıkrasının Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmüş, bu savı ciddi bulan Mahkeme, anılan fıkranın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçesi özetle şöyledir:
Yasalarda erteleme kurumuna yer verilmesinin nedeni, nesnel ölçülere göre ceza süreleri ve kişisel durumları elverişli olan sanıklar hakkında tayin olunan cezaların çektirilmesinde kamu yararının görülmemesidir. Ancak, Türk Ceza Yasasının 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “ Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarındaki suçlardan dolayı hükmolunacak cezalar ertelemez ve bunların yerine 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun 4 üncü maddesinde belirtilen ceza ve tedbirler uygulanamaz.” biçimindeki kural, mahkemece değerlendirme yapılmasını önleyecek niteliktedir.
Cezaların infazına ilişkin 647 sayılı Yasa, kişinin maddi ve manevi varlığının geliştirilmesi ve cezanın şahsileştirilmesi yönünden kişi özgürlükleri ile kamu yararını dengeleyen ve Anayasa tarafından gösterilen hedeflere uygun kuralları içeren bir yasadır. 647 sayılı Yasanın 1712 sayılı Yasa ile değişik 6. maddesinin son fıkrasında yer alan “Bazı suçlara ilişkin cezalar ile askeri suçlar ve disiplin suçlarına ilişkin cezaların ertelenemeyeceğine dair özel kanun hükümleri saklıdır.” biçimindeki kurala üstünlük tanınması ve Anayasa kuralları dışında bir içerik kazandırılarak bu kuralın tem hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına dayanak yapılması olanağı yoktur.
Türk Ceza Yasasının 56. maddesi ise kamu düzenine ilişkin kabahatler babında yer almış olup, 2248 sayılı Yasa ile değişiklik yapılırken kabahat olma niteliğine dokunulmamış, sadece ceza miktarı artırılmakla yetinilmiş ve 647 sayılı Yasanın 4. maddesi ile tecil hükümlerinin uygulanmıyacağını öngören yeni bir fıkra eklenmiştir. Kabahat olma vasfında değişiklik yapılmasına dahi gerek görülmeyen bir konuda yeni bir fıkra eklenerek kişinin maddi ve manevi varlığının geliştirilmesine yönelik anayasal haklarda sınırlandırma yapılmasının bir geriye döşü olarak kabulü gerekir ve Anayasanın Başlangıç’ı ile 2., 10., 11., 12. ve 14. maddelerine aykırıdır.
Öte yandan, bir infaz yasası olan 647 sayılı Yasanın 4. ve 6. maddelerinin
uygulanıp uygulanmaması ancak suçun işlenip yargılama yapılması ve hatta hüküm
verilerek sanığın kişisel durumunun nesnel esaslara göre değerlendirilmesi ile
mümkündür. Suçun hangi iktisadi ve sosyal koşullar altında işlendiği, sanığın
kişiliği, suçun işlenmesindeki özellikler, sanığın geçmişteki durumu, pişmanlık
duyup duymadığı ve cezanın etkisinin ne olacağı bilinmeden failin dışındaki
bazı nedenlerle ve önceden 647 sayılı Yasadan yararlanmayı haketmediğinin ve hâkim
kararına gerek olmadığının kabulü mahkemelerin yargı yetkisine karışma
niteliğindedir. Bu nedenlerle de söz konusu fıkra Anayasanın 7., 14. ve 132. maddelerine
aykırı olduğu gibi, savunması gereksiz ve önceden sonuçsuz kılması yönünden de
Anayasanın 31. maddesine aykırıdır.
III- METİNLER
1-İtiraz konusu yasa kuralı:
1.3.1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 12.6.1979 günlü, 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. maddesinin birinci ve ikinci fıkrası ile iptali istenen altıncı fıkrası şöyledir:
“Madde 536- Her kim, belediyeler, köy ihtiyar kurulları veya
yasalarla yetkili kılınmış diğer makamlarca önceden ayrılmış ya da oturulan
yerler dışında, o yerin en büyük mülkiye amirine yapılacak bir başvuru üzerine
ayrılan yerlere, izin almaksızın veya verilen izne aykırı biçimde, basılı olan
veya olmayan, elle yapılmış veya yazılmış her türlü resim, yazı ve işaretler
veya bunları içeren kâğıt, pano, pankart, bant ya da benzerlerini asar veya
yapıştırırsa veya izne dayalı olsa bile bu yerleri boyar veya bu yerlere yazı
yazar, resim ya da işaret yaparsa, eylem başka bir suç oluştursa bile ayrıca
altı aydan bir yıla kadar hafif hapis ve bin liradan aşağı olmamak üzere hafif
para cezasına çarptırılır.
Bu eylemler yukarıdaki fıkra dışında kalan yerlerde veya kamuya ayrılmış veya kamuya açık veya herkes tarafından görülebilecek yerlerde veya her türlü taşıt araçları veya kamu hizmetlerine ait iletişim araçları veya kamu hizmetine ayrılmış veya özel kişi ve kuruluşlara ait işaret veya levhalar üzerinde işlenirse, eylem başka bir suçu oluştursa bile ayrıca bir yıldan iki yıla kadar hafif hapis ve ikibin liradan az olmamak üzere hafif para cezasına çarptırılır.
Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarındaki suçlardan dolayı hükmolunacak cezalar ertelenemez ve bunların yerine 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun 4 üncü maddesinde belirtilen ceza ve tedbirler uygulanamaz.”
2- İlgili Yasa Kuralları :
Türk Ceza Yasasının 28.9.1971 günlü, 1490 sayılı Yasa ile değişik 537. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Madde 537- Her kim, kamu hizmeti gören daire veya kurumlar veya her nevi ve derecedeki eğitim ve öğretim müesseseleri yetkilileri tarafından duvarlara yapıştırılmış veya mahsus yerlerine konulmuş basılı veya basılı olmayan evrak, resim veya elyazısı kağıt veya levhaları bulundukları yerlerden çıkarır yahut yırtar veya tahrip eder veya bunları her ne suretle olursa olsun okunmayacak veya muhtevalarının başka şekilde anlaşılmasına sebebiyet verecek şekillere veya işe yaramayacak hale sokarsa bir aydan üç aya kadar hafif hapse ve yüz liradan beş yüz liraya kadar hafif para cezasına mahkum edilir. Ayrıca, bu fiillerin işlenmesi dolayısiyle sebebiyet verilen zararların tazminine de hükmolunur.
Kanunda yazılı olan ağır cezayı gerektiren hükümler saklı kalmak üzere, kamu hizmetine tahsis edilmiş binaların veya mâbetlerin veya her nev’i ve derecedeki eğitim ve öğretim müesseselerinin ve öğrencilerinin toplu de ikamet etikleri yurt veya benzeri yerlerin veya bunların müştemilatının herhangi bir yerine basılı veya basılmamış, elle yapılmış veya yazılmış her türlü yazı veya resimleri veya bunları havi kâğıt, pano, pankart, bant veya benzerlerini, yetkili memur ve mercilerin, evvelden verilmiş yazılı müsaadesi olmadan asanlar veya koyanlar yahut bunlardan suç konusu teşkil edenlerin asılmasına veya konulmasına müsaade edenler hakkında da yukarıki fıkrada yazılı cezalar uygulanır.
Yukarıki fıkrada gösterilen bina ve müştemilâtın herhangi bir yerini he ne suretle olursa olsun, boyayanlar veya bu yerlere yazı veya resim yapanlar hakkında da birinci fıkrada yazılı ceza uygulanır.”
IV-İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında, itiraz yoluna başvuran Mahkemenin, Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili olup olmadığı sorunu üzerinde durulmuştur.
Anayasanın değişik 151. maddesinde “ Bir davaya bakmakta olan
mahkeme, uygulanacak bir kanun hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına
varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.”
denilmekte ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki
22.4.1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddesinde de aynı kural
yinelenmektedir. Buna göre, bir mahkemenin itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine
başvurabilmesi Anayasanın öngördüğü koşullarla sınırlıdır. Bu koşullardan biri
de, itiraz yoluna başvuran mahkemenin iptalini istediği yasa kuralının bakmakta
olduğu davada uygulayacağı yasa kuralı olmasıdır. Bu koşulun gerçekleşmemesi
durumunda, Anayasa Mahkemesince, başvurmanın yetkisizlik nedeniyle reddine
karar verilmesi gerekmektedir.
İddianamede, okul duvarlarına yazı yazmak suçundan dolayı sanık
hakkında Türk Ceza Yasasının 536. maddesinin 2-6. fıkralarının uygulanması
istenmektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında, yetkili makamlarca önceden
ayrılmış veya başvuru üzerine ayrılan yerlere izin almaksızın veya verilen izne
aykırı biçimde her türlü resim, yazı ve işaretleri veya bunları içeren kâğıt,
pano, pankart, bant ya da benzerlerini asan veya yapıştıran veya izne dayalı olsa
bile bu yerleri boyayan veya bu yerlere yazı yazan, resim ya da işaret
yapanların cezalandırılacağı, ikinci fıkrasında da, bu eylemleri yukarıdaki
fıkra dışında kalan yerlerde veya kamuya ayrılmış veya kamuya açık veya herkes
tarafından görülebilecek yerlerde işleyenlerin cezalandırılacağı hükme
bağlanmıştır. Aynı yasanın 537. maddesinin ikinci fıkrasında “…. kamu hizmetine
tahsis edilmiş binaların veya mâbetlerin veya her nev’i ve derecedeki eğitim ve
öğretim müesseselerinin veya öğrencilerin toplu halde ikamet ettikleri yurt
veya benzeri yerlerin veya müştemilatının herhangi bir yerine basılı veya
basılmamış; elle yapılmış veya yazılmış her türlü yazı veya resimleri veya
bunları havi kâğıt, pano, pankart, bant veya benzerlerini, yetkili memur ve
mercilerin evvelden verilmiş yazılı müsaadesi olmadan asanlar, koyanlar….”;
üçüncü fıkrasında da “yukarıki fıkrada gösterilen bina ve müştemilâtın herhangi
bir yerini her ne suretle olursa olsun, boyayanlar veya bu yerlere yazı veya
resim yapanlar….” hakkında 537. maddenin birinci fıkrasında yazılı cezanın
uygulanması öngörülmüştür.
Bu düzenleme biçimi ile, 536. maddenin birinci fıkrası dışında kalan ya da kamuya ayrılmış veya kamuya açık yerlerde yazı yazmak suçunun cezası 536. maddenin ikinci fıkrasında, kamu hizmetine ayrılmış binalara veya her dereceden eğitim ve öğretim kurumları binalarına veya müştemilâtına yazı yazmanın cezası da 537. maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında saptanmıştır.
536. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Bu eylemler yukarıdaki fıkra dışında kalan yerlerde veya kamuya ayrılmış veya kamuya açık…” biçimindeki sözcüklerin 537. maddeye konu olan eğitim ve öğretim kurumlarını da kapsadığı ve bu yerlere yazı yazmanın yaptırımını da içerdiği öne sürülemez. Çünkü 536. madde ile genel bir düzenleme getirilmiş, 537. madde ise özel bir yaptırımı öngörmüştür. Bu durumda 536. maddenin genel nitelikte olan ikinci fıkrasının, özel nitelik gösteren 537. maddeyi içermediği açıktır.
Öte yandan, Türk Ceza Yasasının 536. maddesinin 2248 sayılı
Yasayla değiştirilerek maddede belirtilen cezaların ağırlaştırılmasına ve aynı
maddenin itiraz konusu fıkrasıyla da birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü
fıkralardaki suçlardan dolayı hükmolunacak cezaların ertelenemiyeceğinin ve
bunların yerine 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Yasanın 4. maddesinde
belirtilen ceza ve tedbirlerin uygulanamıyacağının hüküm altına alınmasına karşın,
kamu hizmetine ayrılan binalara, okula, mabede yazı yazılması gibi kamu
vicdanını daha çok üzen suçlara ilişkin 537. maddede 536. maddeye koşut bir
değişiklik yapılmamıştır. Sonuçta, 537. maddede sözü edilen suçlara
verilebilecek cezalar, daha hafif sayılabilecek suçları belirleyen 536. maddeye
göre verilecek ceza yanında hafif kalmıştır. Bu duruma karşın, okul binasına
yazı yazılması suçlarına 536. maddenin uygulanması düşünülemez. Çünkü yasada
bir suç için özel bir hüküm varken, onun ihmali yoluyla başka eylemler için
öngörülen yaptırımların uygulanmasına hukukça olanak yoktur. Tersine yapılan
uygulamanın, yasasız suç ve ceza olmaz kuralına da aykırı düşeceğinde kuşku
yoktur.
Şu yöne de değinmek gerekir ki, 537. maddenin ikinci fıkrasında “kanunda yazılı olan daha ağır cezayı gerektiren hükümler saklı kalmak… “biçiminde yer alan hükmün, söz konusu fıkrada ceza yaptırımına bağlanan eylemleri değil o eylemin daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturması durumunu kastettiği açıktır. Nitekim 536. maddenin birinci fıkrasında da aynı yön “… eylem başka bir suç oluştursa bile….” şeklinde açıklanarak kurala bağlanmıştır.
Bu konuda bir noktaya daha değinmekte yarar görülmüştür. İddianamede, okul duvarlarına yazı yazmak suçundan dolayı sanığın Türk Ceza Yasasının 536/2-6. maddesi uyarınca cezalandırılmasının istenmesinden, itiraz yoluna başvuran Mahkemenin iddianamede yazılı madde ile bağlı olduğu ve 536. maddeyi uygulaması gerektiği sonucu çıkarılamaz. Mahkeme iddianamede belirtilen olayla bağlı ise de, bu olayın Türk Ceza Yasasının hangi maddesine uygun düştüğünü serbestçe araştırma yetkisine sahiptir. Ceza Yargılamaları Usulü Yasasının 150. ve 257. maddeleri, bu konuda hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık kurallar koymuştur.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, Anayasaya uygunluk denetiminde Anayasa Mahkemesi, iptali istenen yasa kurallarının uygulama yeri olup olmadığını kendisi saptamak durumundadır.
Yukarıdan beri yapılan açıklamalar karşısında, Türk Ceza Yasasının 536. maddesinin ve bu arada itiraz konusu altıncı fıkrasının bu davada uygulanmasına olanak bulunmadığından, başvurunun, mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar verilmelidir.
Ahmet Salih Çebi, Muammer Yazar ve Necdet Darıcıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
H.BOYACIOĞLU
Üye
Rüştü ARAL
Üye
Ahmet Salih ÇEBİ
Karşıoy yazısı eklidir.
Üye
Muammer YAZAR
Üye
Adil ESMER
Üye
Nihat O.AKÇAKAYALIOĞLU
Üye
Nahit SAÇLIOĞLU
Üye
Hüseyin
KARAMÜSTANTİKOĞLU
Üye
Kenan TERZİOĞLU
Üye
Orhan ONAR
Üye
Necdet
DARICIOĞLU
Karşıoy yazısı eklidir.
KARŞIOY
YAZISI
Sanığın Okul binasının duvarlarına, yasalara aykırı olarak yazı yazdığı ileri sürülmüş ve hakkında T.C.K. 536.maddesinin uygulanması isteği ile kamu davası açılmıştır. Çoğunluk, söz konusu eylemden ötürü sanık hakkında Türk Ceza Yasasının 537. maddesinin uygulanması gerektiği, iptali istenilen 536. madde hükümlerinin uygulanacak hüküm olmadığı ve bunun sonucu olarak da yerel mahkemenin 536. maddenin iptalini istemeye yetkisi bulunmadığı gerekçeleri ile başvuruyu reddetmiştir. Biz bu karara katılmıyoruz. Nedenleri de şunlardır:
1-
22.6.1979 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan ve Türk Ceza Yasasının 536. maddesini
değiştiren 2248 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra sözü geçen 537. maddenin
konumuzla ilgili 2. ve 3. fıkralarının uygulanma olanağı kalmamıştır. Değiştirilmeden
önce 536. madde şöyle idi: “Bir kimse salahiyettar makamdan izin almaksızın
yahut ilân yapıştırmaya izin verilmiş olan mahallerin maadasına, matbu evrak ve
resim yahut el yazılı evrak talik eder veya ettirirse onbeş liraya kadar hafif
cezayi nakdiye mahkum olur.” 537. maddenin metni de yukarıda, kararın metinler
bölümünde, yazılmıştır. Bu hükümler karşılaştırılınca görülüyor ki, her iki
maddenin kapsadığı eylemler başka başka olduğu gibi, 536. maddede öngörülen
ceza da hafif para cezası ibarettir. Yapılan değişiklik ile 537. maddenin bahsi
geçen 2. ve 3. fıkralarındaki eylemler 536. maddenin 2. fıkrası kapsamı içine
alınmış, cezaları da ağırlaştırılmıştır. Bir başka söyleyişle, değişiklikten
önceki kurallara göre, suçun 537. maddede gösterilen yerlerde işlenmesi
durumunda eski 536. maddede yazılı ceza yeterli görülmemiş, bu yerlerin
özelliği gözönüne alınarak daha ağır sayılan bu eylemler 537. maddenin 2. ve 3.
fıkraları ile daha ağır ceza yaptırımına bağlanmış bulunmakta idi. 2248 sayılı
Yasa ile yapılan değişiklikle, 536. maddenin 2. fıkrasına “bu eylemler
yukarıdaki fıkra dışında kalan yerlerde… işlenirse” tümcesi konularak 537. maddedeki
yerler bu fıkra içine alınmış, suçun cezası da 537. maddedeki belirtilen
cezadan daha ağır olarak saptanmıştır. Buna karşın 537. maddenin 2. fıkrasında
“Kanunda yazılı olan daha ağır cezayı gerektiren hükümler saklı kalmak üzere”
denilmekle de bu fıkradaki suçlara bir başka yasal hükümle daha ağır ceza
konulması halinde o cezanın uygulanması gereği belirtilmiştir. Örneğin, bir
kişi 537. maddede belli edilen yerlere, sözü geçen maddelerde gösterilen bir
nesne asmak, koymak, yapıştırmak gibi yollarla sırrın ifşası niteliğinde bir
suçda işleyebilir. Bu durumda o kişi iki suç işlemiş olur. Çünkü, 537. maddenin
yasakladığı eylemler sözü geçen nesneyi o yerlere izinsiz olarak asmak, koymak
gibi eylemlerdir. Yoksa (sırrın ifşası) gibi eylemler değildir. 537. maddede
işaret olunan yerlere yine o maddedeki şeyleri asmak, koymak…. suçu (sırrın
ifşası) gibi, öğretide kullanılan adiyle, gaye suçunun aracıdır. Türk Ceza
Yasasının 78. maddesine göre bir suçu işlemek için diğer bir suç işlenmesi
halinde araç olan suç, gaye olan suçun öğesi veya cezayı arttırıcı nedeni
olmadıkça her iki suçtan ötürü ayrı ayrı ceza verilir. Asmak koymak …. suçları
örnekdeki ifşa suçunun ne öğesi ne de cezayı arttırıcı nedenleridir. Bu gibi
durumlarda ortada birbirinden bağımsız iki suç varır. Bunların ayrı ayrı ceza
yaptırımına bağlı tutulması doğal olduğundan 537. maddenin 2. fıkrasındaki ilk
tümce, bir başka suçu değil, (asmak, koymak…gibi) eylemlerin daha ağır cezayı
gerektirmesine dair yasa hükümlerini saklı tutmuştur. İşte burada değinilen
hükümlerden biri de 536. maddenin 2248 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten
sonra aldığı biçimdeki hükümdür. Gaye suçu ile araç suçu ayrı ayrı ceza
yaptırımına tabi bulunduklarından 537. maddedeki araç suçunun işlenmesi
halinde, bu maddenin 2. fıkrasının başında bulunan “Kanunda yazılı olan daha
ağır cezayı gerektiren hükümler saklı kalmak üzere” tümcesinin gaye suçuna
bağlanması (hamlolunması) olanaksızdır. Gaye veya araç suçlarından birinin
cezasının bir başka hükümle ağırlaştırılmasının veya azaltılmasının diğerine
etkisi yoktur. Fakat bunlardan birinin, örneğin araç suçunun cezasının bir
başka hükümle ağırlaştırılması halinde Türk Ceza Yasasının 79. maddesinin
uygulanma gereği doğar ve 537. maddedeki cezaya yer kalmaz. Söz konusu tümcenin
anlamı budur. Nitekim 536. madde aynı eylemin cezasını artırdığından elimizdeki
olaya 536. maddenin 2. fıkrasının uygulanması gerekir.
2- Türk
Ceza Yasasının 537. maddesi, eski 536. maddenin içerdiği suçtan ve cezadan daha
ağır bir suçu ve cezayı içermektedir. Kanun koyucu 2248 sayılı Yasa ile eski
536. maddenin kapsamını genişletir ve ceza yaptırımını da ağırlaştırırken bunun
hemen yanıbaşındaki 537. maddeye dokunmamış olması bir gözden kaçma değildir.
Son biçimi ile 536. maddenin 2. fıkrası hem 537. maddenin 2. ve 3. fıkralarındaki
eylemleri kapsamakta ve hem kabahatlara verilebilecek cezaların en yüksek
sınırını içermektedir. Ceza hukukunun genel prensiplerine ilişkin Türk Ceza
Yasasının 21. ve 24. maddelerin koyduğu ilkeler korunduğuna, bu ilkeler
kaldırılmadıkça 536. maddedeki eylemlerin ağır olan bazılarını ayırıp ayrı bir
madde halinde daha ağır ceza yaptırımına bağlama olanağı kalmadığına göre 537. maddenin
ilgili fıkralarına değinmenin bir yararı bulunmadığı düşünülmüş olsa gerektir.
3-
İptali istenilen yasa kuralının iptal isteyen mahkemece bakılmakta olan davada
uygulanacak bir hüküm olup olmadığının Anayasa Mahkemesince aranıp saptanması,
Anayasanın 151. maddenin buyruğu gereğidir. Bir hükmün iptali, uygulanacak
hükmün o hüküm olduğunun kabulüne bağlıdır. Ancak bu işlem, iptal davasına konu
edilen kuralın Anayasaya aykırılığın incelenebilmesi için bir ön işlem, bir ön
koşuldur. Bu niteliği ile de, Anayasa Mahkemesinin çalışmasına, böyle bir iptal
davasına bakma görevinin ya da yetkisinin doğup doğmadığının belirtilmesine
yönelik bir nevi iç işlemdir. Anayasa Mahkemesi kararları diğer mahkemeleri
bağlar, ama konumuz bu kuralla ilgili değildir. Anayasa Mahkemesi, Türk Ceza
Yasasının 536. maddesinin, yerel mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanacak
bir hüküm olmadığı gerekçesine dayanarak başvurunun reddine karar vermiştir;
yoksa o mahkemece ceza davasında uygulanamayacağına karar vermiş değildir.
Esasen Anayasa Mahkemesinin böyle bir karar tesisine de yetkisi yoktur. Sözü
geçen maddenin, itiraz yoluna başvuran mahkemece uygulanacak bir hüküm olmadığı
yolundaki kabul bir karar olmayıp red kararının gerekçesidir. Bu nitelikteki
bir gerekçe de diğer mahkemeleri bağlamaz. Durum böyle olunca, yerel mahkeme,
elindeki davada uygulanacak hükmün 536. madde hükmü olduğuna kani idiyse ve
bundan sonra yapacağı araştırma ve inceleme kendisini başka kanıya götürmezse
bu hükmü uygulayabilir, hatta uygulamak zorundadır. Sadece aynı davada aynı
konu için bir daha Anayasa Mahkemesine başvuramaz ve Anayasanın 151. maddesinin
son fıkrasındaki yetkiyi kullanamaz. Bu takdirde mahkeme, Anayasaya aykırı
olduğuna inandığı hükmü uygulama zorunda bırakılmış olur, ya da Anayasa
Mahkemesi kararı, yerel mahkemeye, en az, vicdanını emrine uymayarak bir başka
hükmü uygulama gereğini telkin eder. Bunlar da önemli birer sakıncadır.
O
halde, Anayasa Mahkemesi, iptali istenen bir yasa kuralının isteyen mahkemece uygulanacak bir hüküm olup olmadığını arama ve saptamada olumlu davranmalı, uygulanacak hüküm olmadığı kesin bulunmayan, şüpheli hallerde Anayasaya aykırılık incelemesini yapmalıdır. Bu suretle denetim yapılmasının ve kural Anayasaya aykırı ise iptal edilmesinin sakıncası yoktur. Zira yerel mahkeme, soruşturması sonunda elindeki davada uygulanacak hükmün, iptal edilen hüküm değil de bir başka hüküm olduğu sonucuna varsa bile Anayasaya aykırı bir kuralın bu vesileyle iptal edilmiş bulunmasında bir (adli hataya) yol açılmış olmaz.
536. maddenin uygulanacak hüküm olmadığında kesinlik bulunup bulunmadığına gelince; Dava bu maddenin uygulanması isteğiyle açılmış, mahkeme uygulanacak hükmün bu olduğu kanısına varmış ve iptalini istemiştir. Yukarıda 1 ve 2 numaralar altında arz ettiğimiz nedenler karşısında (536. maddenin uygulanma olanağının bulunmadığı kuşkusuzdur, kesindir) denilemez.
Çoğunluk verilen karara katılmamış olmamızın gerekçeleri bunlardır.
Üye
İhsan N.TANYILDIZ
Üye
Bülent OLÇAY
Üye
Yekta Güngör
ÖZDEN
Üye
Ahmet Salih ÇEBİ
Üye
Muammer YAZAR
Üye
Necdet
DARICIOĞLU
Anayasa Mahkemesi, E. 1980/46, K. 1980/39, 3 Haziran 1980 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası