İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1981/16 K.1981/29

Resmi Gazete tarih/sayı : 22.5.1982/17701

Esas1981/16Karar1981/29Tarih29 Aralık 1981Okuma19 dk · 3.737 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
29 Aralık 1981
Esas Sayısı
1981/16
Karar Sayısı
1981/29
Karar Günü
29/12/1981
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.737 kelime·19 dk okuma·22 bölüm

Resmi Gazete tarih/sayı : 22.5.1982/17701

İTİRAZ

YOLUNA BAŞVURAN

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 3 Numaralı Askeri Mahkemesi.

İTİRAZIN

KONUSU

9/7/1953 günlü, 6123 sayılı Yasa ile değişik 765 sayılı Türk Ceza Yasası'nın 258. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan " Eğer fiil, kendisini veya akrabasını hapis veya tevkiften kurtarmak maksadıyla vaki olmuşsa birinci fıkradaki hal için iki aydan altı aya, ikinci fıkrada yazılı hal için dört aydan bir seneye kadar hapis cezası verilir" biçimindeki hükmün Anayasa'nın 12. maddesine aykırılığı nedeniyle iptali istemine ilişkindir.

I -

OLAY

Aktepe

Köşk Mahallesi'nde bazı kişilerin silahlı olarak dolaştıkları bu yer polis

karakoluna duyurulmuş, bunların yakalanmalarını sağlamak için, yörede araştırma

yapmak üzere bindirilmiş bir güvenlik ekibi görevlendirilmiş: 1/2/1980 günü

Kavlak Sokak civarında bu ekibi gören ve ekipçe dur, kaçma, teslim ol!

uyarılarına aldırış etmeyen ve taşıdığı silahlı görevli polis ekibine ateş

ederek kaçmaya çalışanlardan biri, silahlı çatışma sonunda yaralı olarak ele

geçirilmiştir. Yapılan soruşturma sonunda; yakalanan kişinin, " Halkın

Kurtuluşu" adlı yasa dışı örgüte üye olduğu, daha önce 5/12/1979 gününde

işlenen silahlı bir soygun olayına karıştığı, 26/11/1979 günü bir eve silah,

boşaltmak ve patlayıcı madde atmak, 22/10/1979 günü görevli polis memuruna

silahla ateş etmek ve 9/12/1979 günü polis otosunu silahlı taramak suçlarını

işlediği öne sürülmüş ve tüm bu eylemlerinden dolayı TCK'nun 141/5., 497/2.,

264/6. 7 - Son., 258/ 2 - 3., 6136 sayılı Kanunun 13. ve TCK'nun 55/3., 33. ve

36. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle hakkında kamu davası açılmıştır.

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 3 Numaralı Askerî Mahkemesi'nde görülen bu davanın duruşması sırasında; askerî savcı, sanık hakkında uygulanacak olan TCK'nun 258/3. maddesi hükmünün Anayasa'nın 8., 11. ve 12. maddelerine aykırı olduğu savında bulunmuş, sanık savunucularının tersini yeğleyen görüşlerine karşın, aykırılık savını ciddi ve sözü edilen Yasanın 258/3. maddesi hükmünü Anayasa'nın 12. maddesine aykırı bulan mahkeme; Anayasa'nın değişik 151. maddesi uyarınca, bu hükmün iptaline karar verilmesi için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur.

III

- YASA METİNLERİ

A. İptali istenen yasa kuralı :

İptali istenen hükmü de içeren 9/7/1953 günlü, 6123 sayılı Yasa ile değişik 765 sayılı Türk Ceza Yasası'nın 258. maddesi şöyledir :

" Madde 258 - Bir memura veya ona yardım edenlere memuriyetine ait vazifeleri ifa sırasında Çebir ve şiddet veya tehdit ile mukavemet eden kimse altı aydan iki seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Eylem silahlı bir kişi tarafından işlenmişse iki yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Eylemin iki veya daha çok silahlı kişiler tarafından veya silahsız olsa bile toplanmış beşten çok kişiler tarafından işlenmesi halinde verilecek ceza üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır.

Eğer fiil, kendisini veya akrabasını hapis veya tevkiften kurtarmak maksadıyla vaki olmuşsa birinci fıkradaki hal için iki aydan altı aya, ikinci fıkrada yazılı hal için dört aydan bir seneye kadar hapis cezası verilir.

Eğer memur haiz olduğu selahiyet hududuna tecavüz ederek veya keyfi hareketlerle bu muameleye sebebiyet vermiş ise fail hakkında geçen maddelerdeki ceza dörtte bire kadar indirileceği gibi icabına göre ceza büsbütün de kaldırılabilir.

254, 255, 256 ve 257'nci maddelerle yukarıki fıkralarda yazılı fiiller, İcra Vekilleri Heyeti'nden bir vekil aleyhinde işlenirse tayin edilecek ceza yarı nisbette artırılarak hükmolunur"

B. Dayanılan Anayasa Kuralı :

" Madde 12 - Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."

IV-

İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 15. maddesi gereğince, Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Ahmet Zeyneloğlu, Hakkı Müderrisoğlu, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, H. Semih Özmert, Orhan Onar, Selahattin Metin, Mehmet Çınarlı, Mahmut C. Cuhruk, Necdet Darıcıoğlu, Servet Tuzun, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in katılmalarıyla 26/11/1981 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

V-

ESASIN İNCELENMESİ

İşin esasına ilişkin rapor, başvurma kararı ve ekleri, Anayasaya aykırılığı öne sürülen yasa hükmü ve aykırılık savına dayanak yapılan Anayasa kuralı, bunlarla ilgili gerekçeler ve başka yasama belgeleri, konu ile ilişkisi bulunan öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

Anayasa'nın 12. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırı bulunduğundan bahisle üçüncü fıkrasının iptali istenen Türk Ceza Yasası'nın 258. maddesinin ilk fıkrasında, görevini yaptığı sırada memura veya ona yardım edenlere karşı işlenen mukavemet suçu, ikinci fıkrasında; bu suçun silahla bir veya ikiden fazla kimse ya da silahsız da olsa toplanmış beşten fazla kimse tarafından işlenen nitelikli biçimleri cezalandırılmış; üçüncü fıkrada, bu suçların belli edilen saikle işlenmiş olmaları hali, cezayı fıkra hükmünde gösterilen hadler arasında tayine olanak sağlayan bir indirim, son fıkrada da yasal bir artırım nedeni düzenlenmiştir.

2275, 3531, 6123 ve son kez de 22/6/1979 günlü ve 2245 sayılı Yasalarla değişikliğe uğramış bulunan maddenin ilk fıkrasında, yazılı suç faili için altı aydan iki yıla, ikinci fıkrasında yer alan nitelikli mukavemet suçlarını işlemiş olanlar hakkında suç bir kişi tarafından silahla işlenmişse iki yıldan üç yıla, iki veya daha fazla silahlı kişi ya da silahsız olsalar bile toplanmış beşten fazla kimse tarafından işlenmesi halinde de faillerin üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları öngörülmüştür.

İtiraza konu edilen üçüncü fıkra hükmünde ise, yukarıda belirtilen memura mukavemet suçlarını, kendisi veya akrabasını hapis veya tevkiften kurtarmak gibi bir saikle işlemiş olanlara, birinci fıkrada yazılı halde iki aydan altı aya, ikinci fıkrada yazılı hallerde dört aydan bir seneye kadar hapis cezası verileceği açıklanmıştır.

Yapılan bu düzenlemeye göre; gerçekten ikinci fıkrada yer alan ve yasa koyucu tarafından vahim görüldükleri cihetle daha ağır bir biçimde cezalandırılan nitelikli mukavemet suçunu işlemiş olanlar, üçüncü fıkrada yazılı hal söz konusu ise maddenin bir ve ikinci fıkralarında yer alan mukavemet suçlarını işlemiş bulunanlara nazaran daha hafif bir ceza ile cezalandırılmaktadır.

İtirazcı Mahkeme itirazına dayanak yaptığı gerekçede, fıkra hükmünün uygulamada yarattığı bu dengesizliğe örnekleme yoluyla işaret ettikten sonra, bir memura veya ona yardım edenlere karşı, kendisini veya akrabasını hapis veya tevkiften kurtarmak maksadıyla mukavemet gösterilmesi halinin aslında daha vahim bir suç sayılması gerektiği görüşüyle bu hükmün Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı düştüğünü ve bu nedenle de iptaline karar verilmesini istemektedir.

VI -

ANAYASAYA AYKIRILIK SORUNUNUN İNCELENMESİ

Vazifenin ifası sırasında, memura veya ona yardım edenlere karşı işlenen mukavemet suçlarını, kendisi ya da bir akrabasını hapis veya tevkiften kurtarmak gibi bir saikle işleyenlere özgü olarak getirilmiş göreceli bir mazeret sebebi niteliğinde bulunan üçüncü fıkra hükmü, ceza yasamızın kaynağını oluşturan 1889 tarihli italyan Ceza Yasası'ndan yasamıza aktarılmış bir esasdır. T. C. Yasası'nda günümüze dek yapılmış olan değişikliklere rağmen de yasadaki yerini korumuştur.

Ceza uygulamasında fıkra hükmünün neden olduğu adaletsiz durumlar gerçekten çarpıcıdır. Fıkradaki ceza hadlerinin bir birine çok yakın olması, başka bir anlatımla dar tutulmuş bulunması, yerine göre dava konusu olayda olduğu gibi ortaya. çıkabilecek adaletsiz durumların uygulamada giderilmesine de engel teşkil etmektedir.

Ne varki, yürürlüğe girdiği l Temmuz 1926 tarihinden bu yana izlenilen suç ve ceza politikası gereği tam 33 kez değişikliğe uğramış bulunan ceza yasamızda bu tür tutarsızlık ve dengesizliklerin sayısı oldukça kabarmıştır. Bu konuda gözden uzak tutulmaması gereken bir yön de, ne derece mükemmel hazırlanmış olursa olsunlar, genel ve soyut biçimde düzenlenen suç ve ceza kurallarının somut olaylara uygulanmasında yer yer adaletsiz sayılabilecek sonuçlara ulaşılmasının adeta kaçınılmaz olduğudur.

Bir

memura veya ona yardım edenlere karşı memuriyetlerine ait vazifeleri ifa

sırasında hangi biçimde olursa olsun işlenen mukavemet suçunun, kendisini veya

akrabasını hapis veya tevkiften kurtarmak gibi bir saike bağlanması halinin

cezayı hafifleten bir neden sayılmış olması gerçekten tartışılmaya değer

niteliktedir. Türk Ceza Hukuku öğretisinde bu yola girilmeksizin, soruna,

" insanların özgürlüğünü koruma içgüdüsüne, yasanın cezayı azaltıcı bir

etki tanımak isteği" ve hükmü:" böyle bir amaçla getirildiği

açıklanmaktadır. Yasamızın izlediği cezalandırma yöntemi içerisinde aynı amaca

yönelik olarak getirilmiş hükümler yok değildir. Cürüm işleyenleri saklamak vs

cürüm delillerini yoketmek suçlarını usul veya füru, karı veya koca yahut

kardeşin yararına işleyen kimseye ceza verilemeyeceğini öngören 296. maddenin

son fıkrası hükmü ile, yalan yere şahadet suçlarına teşvik ve tahrikte sanığın

veya sanık yararına bu suçu işletmiş olan akrabanın belli koşullarda cezalarını

hafifleten 292. madde hükümlerinin temelde hep aynı düşüncelerin etkisiyle

yasada yer almış oldukları kuşkusuzdur.

Cezalandırma

Devlete özgü bir hak ve yetkidir. Bu alandaki Devlet egemenliğinin sınırları da

çağımızda Anayasalarca belirlenmektedir. Anayasa'nın 14. ve 33. maddelerinde

söz konusu egemenliği sınırlayan ilke ve esaslar, " insan onuruyla

bağdaşmayan ceza verilemez" , "kimse işlendiği zaman yürürlükte

bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz" ,

" cezalar ve ceza tedbirleri ancak, kanunla konulur" , "

kimseye, suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır

bir ceza verilemez" , " genel müsadere cezası konulamaz" ,

" ceza sorumluluğu şahsidir" biçiminde belirtilmiştir. Yasa koyucunun

ayrıca Anayasa'nın Başlangıcında yer alan amaçlar doğrultusunda evrensel ve

çağdaş ceza hukuku ilkelerini de gözönünde bulundurması gerekecektir.

Bu durumda ne gibi fiillerin suç sayılacağını ne tür cezalar ile cezalandırılacağını, hangi hallerin cezadan bağışıklığı gerektireceğini, ne gibi hallerde cezanın artırılacağı ya da hafifletileceğini, hangi ceza tedbirlerinin alınacağını saptamak yukarıda açıklanan Anayasa kuralları ve ceza hukuku ilkeleri çerçevesinde kalınmak koşuluyla yasa koyucunun değerlendirilmesine bırakılmıştır.

Şu hale göre vazifesini yaptığı sırada memura karşı mukavemet suçunu, kendisini ya da akrabasını hapis ve tevkiften kurtarmak saikiyle işlemiş olanların daha hafif biçimde cezalandırılmasını öngören itiraz konusu hükmün, Anayasa'nın anılan ilke ve esaslarına aykırı düştüğü söylenemez.

Eşitlik ilkesinin aykırılık sorununa gelince;

Mahkeme itirazının bu konuya ilişkin gerekçesinde; suçun, kendisini veya akrabasını hapis ve tevkiften kurtarmak gibi bir saikle işlenmiş olması halini, başka saikle işlenmesi haline nazaran daha hafif biçimde cezalandırılması sonucunu doğuran üçüncü fıkra hükmünün daha önce suç işledikleri için hapis ya da tevkifi söz konusu olan kimselerin daha hafif ceza ile adeta ödüllendirildiklerini bu durumun da ceza uygulamasında eşitsizlik ve adaletsizliklere yol açtığını ileri sürmektedir.

Yukarıda da işaret olunduğu üzere, yasanın bir suç için öngördüğü ceza miktarını bu suçun nitelikli şekli ya da bir başka suça verilen ceza ile karşılaştırma yoluyla soruna çözüm aramak genel planda isabetli sayılamaz. Ceza adaletinde tam bir dengenin bazen sağlanamamış olması bu sorunun yapısal özelliğinin sonucu sayılmak gerekir.

Anayasa Mahkemesi'nin çeşitli kararlarında da açıklandığı üzere, kanun önünde eşitlik, aynı durumda olan kişilerin aynı yasa hükümlerine bağlı tutulmalarını ifade eder. Eşitlik, herkesin bu yönde aynı yasa hükümlerine bağlı olacağı anlamında ele alınamaz.

TCK'

nun 258. maddesinin üçüncü fıkrasında, saik; suça l ve 2. fıkralardakinden farklı bir özellik getirmektedir. Ülke koşulları içerisinde memur ve halk ilişkileri, toplumsal karakter, kişiyi görev sırasında memura karşı direnmeye iten nedenler. insanların özgürlüklerini içgüdüsel biçimde koruma eğilimleri dikkate alınmak suretiyle getirilmiş bulunan üçüncü fıkra hükmünün, eşitlik ilkesiyle çeliştiğinden söz edilemez.

İtirazın bu nedenle reddi gerekir.

Bu görüşe Ahmet H. Boyacıoğlu, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Yekta Güngör Özden katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

:

1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Yasası'nın 9/7/1953 günlü, 6123 sayılı Yasayla değişik 258. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan " Eğer fiil, kendisini veya akrabasını hapis veya tevkiften kurtarmak maksadıyle vaki olmuşsa birinci fıkradaki hal için iki aydan altı aya, ikinci fıkrada yazılı hal için dört aydan bir seneye kadar hapis cezası verilir" biçimindeki itiraz konusu hükmün Anayasaya aykırı olmadığına ve başvurunun reddine Ahmet H. Boyacıoğlu, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Yekta Güngör Özden'in karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,

29/12/1981 gününde karar verildi.

KARŞIOY

YAZISI

Anayasa

Mahkemesi'nin 9/3/1971 günlü, E. 1970/42, K. 1971/ 30 sayılı kararında "

Anayasa suç ve ceza konularında, bir eylemin ancak kanunla suç sayılabileceği;

cezalarla ceza tedbirlerinin ancak kanunla konulabileceği; kimsenin işlendiği

zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir eyleminden ötürü

cezalandırılamayacağı; kimseye, suçun işlendiği zaman kanunda o suç için

konulmuş olan cezadan ağır bir ceza verilemiyeceği; kimsenin kendisini veya

kanunun gösterdiği yakınlarını cezalandırma sonucunu doğuran beyanda bulunmaya

veya bu yolda delil göstermeye zorlanamıyacağı, ceza sorumluluğunun şahsiliği

(Madde : 33) ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza konulamıyacağı (Madde : 14)

gibi başlıca bir kaç ceza ilkesini belirtmekle yetinerek, bunların dışında kalan

ceza konularını ve özellikle belli bir zamanda ne gibi eylemlerin suç

sayılacağını, o suçlara ne miktar ve ne çeşit ceza verileceğini ve hangi ceza

tedbirlerinin yani emniyet tedbirlerinin ne yolda uygulanacağını saptama

yetkisini Yasa Koyucuya bırakmış bulunmaktadır. Yasa Koyucu bu konuda başta

Anayasa'nın buyurucu ve yasaklayıcı kuralları ile koyduğu güvenceler olmak

üzere ceza hukukunun ilkeleri ve toplum yaşantısının zorunluluk ve yararlarının

gerekleri ile bağlı kalarak takdirini kullanabilecektir" denilmektedir

(Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Cilt 9, Sayfa :370).

Anayasa'nın

2. maddesinde ifadesini bulan hukuk devletinin amacı, Devletin bütün

faaliyetlerinde hukukun egemen olması, Yasa Koyucunun her zaman kendini Anayasa

ve hukukun üstün kuralları ile bağlı görmesidir. Yasa Koyucunun takdir yetkisi,

yukarıda değinilen kararda da açıklandığı gibi Anayasa'nın Temel ilkeleri ve

ceza hukuku kurallarıyla sınırlıdır. Kişiye ceza verme hakkının özünü, adaletle

sınırlandırılmış toplumsal yarar düşüncesi oluşturur. Bunun doğal sonucu olarak

Yasa Koyucu bir düzenlemeye giderken, kamu yararını en az kişi yararı kadar

düşünmek ve gözetmek ve aralarında adaletli bir denge kurmak zorundadır. Her

ceza yaptırımı, esasın da kamu hukuku alanında yer alan ve amacı kamu düzenini

korumak veya bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan bir hukuk kuralından

ibarettir. Ceza yaptırımları ve önlemlerinden beklenen, suçlunun ıslahı yoluyla

onu topluma yeniden kazandırılması ve bununla birlikte o suç nedeniyle bozulmuş

olan toplumsal barışın kurulması ve cezanın caydırıcılığı etkisiyle suçların

işlenmesinin önlenmesidir.

Yasa Koyucunun itiraza konu edilen hükmü düzenlerken yani bir kimsenin memura Çebir ve şiddet veya tehdit ile " Kendisini veya akrabasını hapis veya tevkiften kurtarmak maksadıyle, işlemesini cezayı hafifletici bir mazeret sebebi olarak kabul ettiği ve değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Bu hüküm 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu'nun 190. maddesinde yer almakta iken oradan 1926 yılında Türk Ceza Yasası'na aktarılmış ve öğretide gerekçesi olarak " İnsanların kendilerinin ve yakınlarının özgürlüğünü korumak içgüdüsü" olarak gösterilmiş bulunmaktadır.

Hafifletici

mazeret sebeplerinin kabul edilebilmesi için faili mazur gösterecek ve

kusurunun derecesini azaltacak kimi durumların ve özelliklerin bulunması

gerekir. Oysa üzerine atılan suç nedeniyle hakkında tutuklama kararı verilmiş

veya kesin hüküm giymiş olan kişilerin kendilerini veya ayni durumdaki

akrabalarının hapis ya da tutuklanmaktan kurtarmak maksadiyle görevli memura

Çebir ve şiddet veya tehditle karşı koymalarında, eylemlerini mazur gösterecek

ve kusurunun derecesini azaltacak bir durumun ve özelliğin bulunduğu öne

sürülemez. Çünkü suç işleyeni ya da hüküm giyeni yakalayarak gerekli yasal

işlemleri yerine getirmek ve böylece bozulan düzeni iade etmek hukuk devletinin

başta gelen ödevlerindendir. Sanık ya da hükümlünün, görevli memura Çebir,

şiddet veya tehditle karşı koymasını, kendisi ve akrabasının özgürlüğünü koruma

içgüdüsüne bağlamak suretiyle cezayı hafifletici bir neden olarak

değerlendirmek, hukuk devleti ilkesinin amacına ters düştüğü kadar, ceza

hukukunun açıklanan Temel kuralı ile de çelişir.

Anayasa'nın

31. maddesine göre herkes, meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak, iddia ve savunma

hakkına sahiptir. Üzerine suç atılanın gerçekten suçlu olmadığı veya hüküm

giyenin haksız yere hüküm giydiği kanısını taşıması halinde, Anayasa'nın sözü

edilen 31. maddesi uyarınca meşru bütün vasıta ve yollardan yararlanarak yasal

yollara başvurmak ve hukuk kuralları içinde kalarak hakkını aramak özgürlüğüne

sahip bulunduğunda kuşku edilemez. Türk Hukuk Lügatında " Meşru"

sözcüğü, " Hukuk nizamına uygun olan bir durumu veya bir hareketi anlatan

tâbirdir" olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle meşru olmayan vasıta ve

yollara başvurulması, Anayasa'nın kesinlikle reddettiği eylemli bir durumdan

ibarettir. Oysa itiraz konusu kural, hapis veya tutuklanmaktan kurtulmak için

meşru olmayan, hatta yasanın suç saydığı yollara başvuran sanığın bu

davranışını bir anlamda haklı görerek cezasının hafifletilmesini istemektedir.

Bu görüşün ortaya koyduğu sonucun Anayasa'nın ve ceza hukukunun benimsediği

temel hukuk kurallarına aykırı düştüğünü açıklamaya gerek yoktur. Öte yandan,

bir kimsenin kendisinin veya yakınlarının özgürlüğünü koruma içgüdüsü, ancak

haksız bir saldırı karşısında sözkonusu olabilir ve hukukça korunmaya değer

görülebilir. Görevli memurun sanığı veya hükümlüyü yakalamak istemesi haksız

bir saldırı olarak nitelendirilemiyeceğine göre, bu durumda sanığın veya

hükümlünün özgürlüğünü koruma içgüdüsü ile hareket ettiği de kabul edilemez.

Hukuk ancak faili mazur gösterebilecek ve kusurunun derecesini azaltabilecek

nitelikte olan etkenleri cezayı hafifletici bir neden olarak kabul edebilir.

Hukukun temel ilkelerine ve ceza kurallarına ters düşen bir yasa hükmünün aynı

zamanda Anayasaya da aykırı olacağında kuşku edilmemelidir. Çoğunlukça kararda

" ceza, uygulamasında fıkra hükmünün neden olduğu adaletsiz durumlar gerçekten

çarpıcıdır. Fıkradaki ceza hadlerinin bir birine çok yakın olması, başka bir

anlatımla dar tutulmuş bulunması, yerine göre dava konusu olayda olduğu gibi

ortaya çıkabilecek adaletsiz durumların uygulamada giderilmesine de engel

teşkil etmektedir" denilmekte ise de bu duruma bir ad konulamadığı

gözlenmektedir.

İtiraz

konusu kural aynı suçu işleyenler arasında haklı bu nedene dayanmayan bir

ayrıcalık da yaratmaktadır. Türk Ceza Yasası'nın 258. maddesinin birinci ve

ikinci fıkralarındaki mukavemet suçunu daha önce başka bir suç işlemeyen ve

dolayısiyle kendisini veya akrabasını hapis veya tevkiften kurtarmak maksadiyle

değil de, başka bir maksatla işleyen kişi, üçüncü fıkradaki indirimden

yararlanamadığı halde, daha önce suç işlemiş veya hüküm giymiş olan kişiler bu

indirimden yararlanmaktadırlar. Böylece aynı suç için getirilen farklı

uygulamanın haklı, yerinde ve hukuken savunulabilen bir nedene de dayanmadığı

ortaya çıkmaktadır. İtiraza konu olan fıkranın kendisini veya akrabasını hapis

veya tevkiften kurtarmak maksadiyle memura mukavemet suçunu işleyen herkes

hakkında uygulanma olanağının bulunması, yukarıda açıklanan aykırılığı ortadan

kaldıramaz, 258. maddenin tümü gözönüne alındığında, anılan fıkranın aynı suçu

işleyenler arasında, haklı bir nedene dayanmayan bir ayrıcalık yarattığı ve

böylece Anayasa'nın eşitlik ilkesine ters düştüğü açıkça görülmektedir.

Yeri gelmişken şu yönü de belirtmekte yarar vardır: Türk Ceza Yasası'nda çeşitli tarihlerde yapılan değişiklikler sonucunda Yasanın sisteminin ve maddeleri arasındaki uyumun bozulmuş olması, Anayasa Mahkemesi'nin, yöntemine uyularak yapılmış olan bir başvuru üzerine Anayasaya uygunluk denetimini yapmasına ve Anayasaya aykırı bulduğu itiraz kuralı iptal etmesine engellik edemez.

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere Türk Ceza Yasası'nın 258. maddesinin itiraz konusu üçüncü fıkrası hükmünün Anayasa'nın 2. ve 12. maddelerine aykırı olduğu düşünce ve kanaatiyle, sözü edilen fıkranın Anayasaya aykırı olmadığına ve itirazın reddine mütedair olarak verilen çoğunluk kararına karşıyım.

Başkan

Şevket Müftügil

Başkanvekili

Ahmet H. Boyacıoğlu

Üye

Ahmet Zeyneloğlu

Üye

Hakkı Müderrisoğlu

Üye

Nihat O. Akçakayalıoğlu

Üye

Nahit Saçlıoğlu

Üye

Hüseyin Karamüstantikoğlu

Üye

H. Semih Özmert

Üye

Orhan Onar

Üye

Selahattin Metin

Üye

Mahmut C. Cuhruk

Üye

Necdet Darıcıoğlu

Üye

Servet Tüzün

Üye

Yılmaz Aliefendioğlu

Üye

Yekta Güngör Özden

KARŞIOY

YAZISI

Cezadan indirim nedenlerini belirlemek, kuşkusuz " Yasa Koyucu"nun takdir ve yetkisindedir. Ancak, bu yetki suçu önlemek ve suçluyu yakalamakla görevli olanları, ürkeklik ve duraksamaya itici sonuçlar verecek biçimde kullanılamaz.

Ters tutum, görevlilere karşı işlenen suçlarda, görevini yapan aleyhine ve saldırgan yararına sonuçlar doğurur.

Başkanvekili

Ahmet H. Boyacıoğlu

KARŞIOY

YAZISI

Tutuklanması

ya da hapis cezasını çekmesi için yakalanması söz konusu olan kimseyi tutmak

isteyen Devlet görevlisine engel olan herhangi bir kişiye yasadaki ceza

verilirken, bu kişinin yardım ve çabasından yararlanarak ya da doğrudan kendi

eylemiyle direnen, saldıran " kaçak" a daha az ceza verilmesi

yaptırımdaki tersliği açıklamaktadır. Kolluk görevlisine karşı çıkan,

direnmesini saldırı durumuna getiren tutuklanacak ya da cezaevine konulacak

kimsenin cezasının indirilmemesi, yakalama çabasını engelleyen ilgisiz kimsenin

cezasının ise artırılması gerekir. Kurallaşmada bir uygunsuzluk olduğu

belirgindir. Kişinin cezasının indirilmesi, hafifletilmesi eyleminde (tutum ve

davranışında) kendini haklı gösterecek oluşlara ve durumundaki özelliklere

bağlıdır (Kalkışma kışkırtma, savunma zorunluluğu, yaş, akıl ve beden durumu,

onur koruması, amaçlanandan başka sonuç doğması vs.). Böyle bir nedene bağlı

bulunmayan, pişmanlıktan veya düzelme belirtisinden kaynaklanmayan, tersine

güçlük çıkaran ve saldırıda bulunan kimsenin yasal bağışlamadan yararlanması

aykırılıktır Yasadan kaçarken ya da yasaya karşı gelirken yasal hoşgörünün

işletilmesi yasal bir aykırılığı belirtmektedir.

Kararın

kabul ettiği nedenlere geçerlik tanımak, yasalar gereksiz uğraşıları konu

edinen, bilime ve usa aykırı gelişigüzel durumları kurallaştıran metinler

düzeyine indirir. Psikolojik neden, kişisel dürtü, içgüdü, herkes için

kaçınılmazdır. Bu, daha çok, birdenbire karşılaşılan durumlar içindir.

Hazırlıklı olan, karşılaşabileceği durumları önceden kestiren, bilen kimseler

için şaşkınlık ve doğal bir tepki, bedensel ya da ruhsal bir irkilme genel

değildir. İşlediği suçu. yasa karşısındaki yerini bilen kimsenin Devlet

görevlisine karsı olumsuz davranışı, yanlışlıkla çağrılan, izlenen, ilgisiz bir

kimsenin durumuyla bir tutulamaz. Ne olursa olsun " kendini ya da

akrabasını hapis veya tevkiften kurtarmak maksadı" değer verilip sanık

lehine gözetilecek geçerli bir özür değildir.

Türk

Ceza Yasası 60 yıla yaklaşan bir uygulama sürecinden geçmiştir. Kuralın yürürlükte

olduğu tarihte gözetilmeyen, düşünülmeyen hususlar sonraları ortaya

çıkabileceği gibi, giderek gelişen insan aklı ve giderek düzelen toplumsal

yaşam yeni durumlarla yeni çözümleri düşündürebilir. Zamanla yeni koşullar,

yeni gözlem ve düşünceler daha uygun çözümleri gündeme getirebilir, önceleri

uygun olup giderek aykırı düşen hususların kaldırılmasını gerekli kılabilir.

Yasanın söz konusu 258/3. maddesinin durumu bu gereksinimin en yeni

örneklerinden biridir. Çağdaş düzen, kişi ve toplum hakları dengesine dayanır.

İptali istenen kuralın toplumsal bilince, kamu özgüdüsü ne (vicdanına), aykırı

düştüğü anlaşılmaktadır. İtiraz yolunu izleyen mahkemenin başvurusundaki

gerekçeler de bu konuda doğrulayıcı görüşlerdir.

Meslek

eğitimiyle, gözetim ve denetimin yetersizliğine, disiplinin zayıflığına bağlı

olan kimi polislerin davranış ve tutumu üzücü olsa, direnmeye ve saldırıya

neden olsa bile Devlet, görevlisine karşı durmanın, üstelik görev yaptığı

sırada saldırıyı da içeren direnmenin haklı, hoşgörülecek bir yönü yoktur.

Kaldıki, gereksiz davranışlarda bulunan kolluk görevlisinin direnmeye,

saldırıya neden olmasında sanığın cezasının indirilmesi ya da kaldırılması

olanağı vardır. Böyle bir kapıyı da kapatarak, yalnızca yasal görevini yapmaya

çalışan kimseye saldırmanın bir indirim nedeni sayılması hukuksallıkla

bağdaşmamaktadır. Görevini özenle yerine getirmeye çalışan çoğunluğun çabasını

kırıcı bir uygulamadır.

İtalyan

Ceza Yasası'nın ilgili 190. maddesinin varlığı yanında " Çebir, şiddet ve

tehditle mukavemet edenler" e ilişkin 337. maddesi böyle bir indirim

öngörmektedir. Fransız Ceza Yasası'nın da koşut olan 209 ve sonraki

maddelerinde bu tür saldırı " isyan" sayılmakta, ağır cezalarla

karşılanmaktadır. İsviçre Ceza Yasası'nın hafifletici nedenleri kapsayan 64.

maddesi de karşıoy verişimi haklı kılmaktadır. Kamu yönetimine karşı işlenen

suçlara ilişkin 285. madde ile yönetimin işlemlerine karşı çıkmayı yaptırıma

bağlayan 286. maddede bir indirim söz konusu edilmemiştir. 260. maddenin

öngördüğü hafif durumda bir indirim yoluna gidilmemişken daha ağır bir durumu

kapsayan 258. maddede indirime gitmek aykırılığı yoğunlaştırmaktadır. 258.

maddede, yukarda sayılan maddelerde öngörülen indirme nedenlerinden birisi

yoktur. Yasanın kimi maddelerinde yer alan şeref ve onurla, aile kurumuyla

ilgili bir açıklıkta yoktur.

Önceden

suçu olmayan bir kimsenin 258. madde kapsamındaki bir suçu işlemesinde

indirimsiz cezaya çarptırılmasına karşın, önceden suç işlediği ileri sürülen ve

cezası kesin olanın 258. madde kapsamındaki suçu işlemesinde indirimden

yararlandırılmasının düzensiz bir kurallaştırma sonucu olduğu görüşündeyim.

Önce suç işlediği ya da cezası kesinleştiği için yakalanması gereken kimsenin

neden olduğu durumlar da gözardı edilerek lehine indirim getiren kuralın

hukuksallığı tartışma götürür. Kolluk güçlerini umutsuzluğa, kırgınlığa

düşürecek, pişman edecek ya da umursamaz, aldırışsız yapacak, görev anlayışını

olumsuz yönde etkileyecek, aynı zamanda saldırganlara cesaret verecek bir

kuraldır. Yakalanmadan kaçmanın geçerli savunma - zorunlu savunma (meşru

müdafaa) ile ilgisi do yoktur. Burada geçerli olan, kamu görevlisinin yakalama

eylemidir. Bu bir görevdir. Yasaya ve yetkiye karşı çıkışın görevi engelleyici

niteliği açıktır. Bunun geçerli sayılması doğru değildir. İçgüdü ancak

sonuçlarıyla ve sahibinin yasa karşısındaki genel durumuyla gözetilir. İlgisiz

kimsenin yakalanma karşısında tepkisi doğal, yakalanması haklı olan kimsenin

tepkisi ise aykırılıktır. Kamu görevlisi korunacakken, ceza

ağırlaştırılacakken, sanık ve suçluları koruyan fıkra Devlet otoritesinde

kırıcıdır. Bunun insancıl olunmakla bir ilgisi de yoktur. Nitekim dördüncü

fıkra cezalandırmada gözetilecek geçerli bir nedeni içermektedir. Böylesine

haklı ve geçerli bir nedene dayanmayan üçüncü fıkranın iptali zorunludur.

Yasaların özgörüsünde (takdirinde) sınırsızlık yoktur. Benzer durumda ayrı

uygulama eşitlik ilkesinin çiğnenmesidir.

Cezalandırma

hakkının ve ceza sorumluluğunun üzerlerine kuruldukları ilkeler yönünden uzun

bir irdelemeye gitmeden bir " toplumsal olgu" sayılan "

suç" ile bunun karşılığı " yaptırım (ceza) ın" sorumluluk

bilinciyle davrananlar hakkında düşünülebileceği kuşkusuzdur. Yakalanma

korkusuyla kaçmak bir içgüdüye bağlansa da direnmekte bu savunulamaz. Direnme

suçunu işleyen de Yasa'nın geçerli saydığı genel indirme nedenleri varsa ondan

zaten yararlanacaktır. Sorumluluğu kaldırıcı ya da azaltıcı bir özel neden

durumuna getirilen tutuklanmaktan ve hapisten kurtulmak içgüdüye bağlı, iradeyi

etkileyici özel ve yeni bir neden, ek neden olarak ele alınamaz. Yasal her

yaptırıma her karşı duruş, bu uygulama ile, düzensizliğe varan yasal

hoşgörülerle indirimler gerektirir. Böyle bir anlayışın ise hukuk dışı olduğu

öğretide görüş çokluğu kazanmıştır. Bu nedenlerle Anayasamızın hukuk devleti ilkesine

ve eşitlik ilkesine aykırı bulduğumdan iptal edilmesi görüşündeyim.

Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu Üye Yekta Güngör Özden

Anayasa Mahkemesi, E. 1981/16, K. 1981/29, 29 Aralık 1981 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz
  4. Yoluna Başvuran
  5. İtirazın
  6. Konusu
  7. I -
  8. Olay
  9. III
  10. - Yasa Metinleri
  11. Iv-
  12. İlk İnceleme
  13. V-
  14. Esasın İncelenmesi
  15. VI -
  16. Anayasaya Aykırılık Sorununun İncelenmesi
  17. Tck'
  18. Karşıoy
  19. Yazısı
  20. H. Semih Özmert
  21. Karşıoy
  22. Yazısı
  23. Karşıoy
  24. Yazısı
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1981/16
Karar No
1981/29
Tarih
29 Aralık 1981

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1982/2 K.1982/1
  • AYM Norm Denetimi E.1982/3 K.1982/2
  • AYM Norm Denetimi E.1981/8 K.1982/3
  • AYM Norm Denetimi E.1982/10 K.1982/9
  • AYM Norm Denetimi E.1982/5 K.1982/6
  • AYM Norm Denetimi E.1982/9 K.1982/8

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.