İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1983/9 K.1984/1

Kanunu'nun 30. maddesinin birinci fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.

Esas1983/9Karar1984/1Tarih26 Ocak 1984Okuma20 dk · 3.926 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
26 Ocak 1984
Esas Sayısı
1983/9
Karar Sayısı
1984/1
Karar Günü
26/1/1984
R.G. Tarih-Sayı
13.12.1984-18604
İtiraz yoluna başvuran
Danıştay Üçüncü Dairesi
İtirazın konusu
27/2/1979 günlü, 2215 sayılı 1979 Yılı Bütçe
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.926 kelime·20 dk okuma·23 bölüm

Kanunu'nun 30. maddesinin birinci fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.

I - OLAY

Sayıştay uzman denetçisi olan davacı, 4 Haziran 1979 - 30 Eylül 1979 tarihleri arasında saymanlık hesaplarının denetimi için, Erzurum ve Ağrı illerinde görevlendirilmiştir.

Bu illerde 114 gün görev yaptıktan sonra Ankara'ya dönen davacı, gündeliğini, 6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 33. maddesinin o tarihte yürürlükte bulunan hükümlerine göre, aylık tutarının % 3,5'i üzerinden hesaplayarak, yolluk bildirimini düzenlemiştir.

Sayıştay Başkanlığı, 1979 Yılı Bütçe Kanunu'nun 30. maddesinin birinci fıkrasında "1/3/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 33. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde yazılı oran ve gündelik tutarlarına ilişkin sınırlayıcı hükümler uygulanmamak üzere ... her yıl Bütçe Kanunu ile saptanması gereken katsayı oran ve tutarlar (H) cetvelinde gösterilmiştir"denilmiş olmasını gözönünde tutarak, davacıya gündeliklerinin, Harcırah Kanunu'nun 33. maddesinde yazılı asgari hadde göre hesaplamış olduğu miktarlar üzerinden ödenemeyeceğini bildirmiştir.

Davacının Harcırah Kanununun 33. maddesinde yazılı asgari hadde göre hesapladığı gündeliği 442 lira olduğu halde, 1979 Yılı Bütçe Kanununa bağlı (H) cetvelinde, kendisinin durumunda olanlar için ödenmesi kabul edilen gündelik miktarı 225 liradır.

Sayıştayin, harcırah avansının mahsubunu 442 lira gündelik üzerinden yapmayı reddedip, 225 lira üzerinden yapması sonucunda 24.738 liralık bir haktan yoksun kaldığını ileri süren davacı, 1979 Yılı Bütçe Kanunu'nun, Anayasaya aykırı gördüğü 30. maddesinin 1. ve 3/c. fıkraları ile (H) cetvelinin 1/c - 2. bendi hükümlerinin iptalinin sağlanması ve 24.738 liralık gündelik farkının kendisine ödenmesine karar verilmesi için 10/4/1981 tarihli dilekçe ile Danıştay'a dava açmıştır.

Davacı, Danıştay Onuncu Dairesinin istemin reddine ilişkin E: 1980/520, K: 1981/1021 sayılı kararına karşı, 4/9/1981 tarihli dilekçesi ile kararın düzeltilmesi isteminde bulunmuştur. İstemi yerinde gören Danıştay Üçüncü Dairesinin, sözü geçen kararı ortadan kaldırdıktan sonra, 28/12/1982 tarihli, E: 1982/5033 sayılı kararı ile, 1979 Yılı Bütçe Kanunu'nun 30. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hükmün o tarihte yürürlükte olan 334 sayılı TC.Anayasası'nın 126. maddesine aykırı bulunduğu yolundaki davacı iddiasının ciddi olduğu kanısına varmış ve anılan maddenin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

III - YASA METİNLERİ

A - İtiraz konusu yasa hükmü :

27/2/1979 günlü, 2215 sayılı 1979 Yılı Bütçe Kanunu'nun 30. maddesinin, itiraz konusu hükmü de içeren birinci fıkrası şöyledir :

"1/3/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 33. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde yazılı oran ve gündelik tutarlarına ilişkin sınırlayıcı hükümler uygulanmamak üzere, bu madde ile aynı Yasanın 34., 35. ve 50. maddeleri uyarınca her yıl Bütçe Kanunu ile saptanması gereken katsayı, oran ve tutarlar, (H) cetvelinde gösterilmiştir.

B - Anayasa Kuralları :

7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 16i. maddesinde şöyle denilmektedir :

"Devletin ve kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları, yıllık bütçelerle yapılır.

Mali yıl başlangıcı ile genel ve katma bütçelerin nasıl hazırlanacağı ve uygulanacağı kanunla belirlenir.

Kanun, kalkınma planları ile ilgili yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre ve usuller koyabilir.

Bütçe Kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz."

I - İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca. Ahmet H. Boyacıoğlu, H. Semih Özmert, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Osman Mikdat Kılıç, Mithat Özok, Kenan Terzioğlu, Orhan Onar, Muammer Turan, Mehmet Çınarlı, Mahmut C. Cuhruk, Necdet Darıcıoğlu, Servet Tüzün, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in katılmalarıyla 7/6/1983 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, Anayasa'ya uygunluk denetiminin 1961 ve 1982 Anayasalarından hangisine göre yapılması gerektiği üzerinde durulmuştur.

Davacı, iptalini istediği yasa hükmünün olayın geçtiği tarihte yürürlükte bulunan 9/7/191 günlü, 334 sayılı T. C. Anayasası'nın 126. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüş, davaya bakmakta olan Danıştay Üçüncü Dairesi de bu iddiayı ciddi görerek konunun, Anayasa Mahkemesince, 1961 Anayasasına göre bir karara bağlanmasını istemiş ise de, işin Danıştay'daki evresinde 7/11/1982 günlü, 2709 sayılı yeni Anayasa yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da açıklandığı gibi, Anayasalar, Devletin şeklini, temel yapısını, işlevini, vatandaşın temel hak ve özgürlükleriyle bunların sınırlandırış biçimini ve herkesin Devlete karşı görevlerini düzenleyen temel kurallar bütünüdür. Anayasal düzen bu temel kurallara göre somutlaşır.

Anayasa'ya uygunluk denetimi yoluyla korunacak hukuki temel düzen yeni Anayasa düzenidir. Bu da ancak denetimde yeni Anayasa kurallarının esas alınmasıyla mümkün olabilir.

Öte yandan, kanunların, zaman içinde uygulanmasında başkaca hüküm konulmuş olmadıkça, yürürlüğe girmesiyle birlikte derhal etkisini göstermesi kuraldır. Üstün bir hukuk normu olan ve uyulması zorunlu bulunan Anayasa hükümlerinin de yürürlük bakımından bu kurala bağlı oldukları açıktır. Bu düşüncelerle :

1 - İtiraza konu edilen yasa kuralı hakkında Anayasa'ya uygunluk denetiminin 1982 Anayasası kurallarına göre yapılması gerektiğine, Muammer Turan, Mehmet Çınarlı ve Yılmaz Aliefendioğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,

2 - Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının Sayıştay Denetçileri açısından incelenmesine oybirliğiyle,

karar verilmiştir.

V - ESASIN İNCELENMESİ

İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen yasa hükmü ve aykırılık savı ile ilgili Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri, öteki yasama belgeleri ve konu ile ilişkili bütün metinler okunduktan sonra, gereği görüşülüp düşünüldü :

10/2/1954 günlü, 6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun, dava sırasında yürürlükte olan ve konu ile ilgili bulunan 33. maddesi şöyledir :

"Bu Kanun gereğince, yurt içi yevmiyelerinin miktarı her sene Bütçe Kanunları ile tespit olunur. Ancak bu yevmiyeler :

a) ......

b) Bu Kanuna tabi kurumlarca mıntıka merkezleri haricine vazife ile gönderilecek alelumun müfettiş ve müfettiş muavinleri ile ... senelik hesap tetkiki maksadıyla taşraya gönderilecek Divanı Muhasebat murakıp ve muavinleriyle Başvekalet Umumi Murakabe Heyeti uzman ve uzman muavinleri için -15 liradan aşağı olmamak kaydıyla- aylık veya ücret tutarlarının % 3,5'inden az ve % 7'sinden çok;

olamaz."

27/2/1979 günlü, 2215 sayılı 1979 Yılı Bütçe Kanunu'nun 30. maddesinde ise, 1/3/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 33. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde yazılı oran ve gündelik tutarlarına ilişkin sınırlayıcı hükümler uygulanmamak üzere, bu madde ile aynı yasanın 34, 35 ve 50 nci maddeleri uyarınca her yıl Bütçe Kanunu ile saptanması gereken katsayı, oran ve tutarların (H) cetvelinde gösterilmiş olduğu yazılıdır.

Aynı Kanuna bağlı (H) cetvelinde müfettişler ve gündelikleri bunlar gibi hesaplananlardan bir bölge veya Türkiye çapında denetim hizmeti yürütenler için, gündelik tutarı 225 lira olarak belirlenmiştir.

1979 yılında en alt derecedeki memurun aylık göstergesi 300, en yukarı derecedekinin ise 1200'dür. O yılın Bütçe Kanunu ile kabul edilen katsayı da 18 olduğundan, (H) cetveli ile verilen 225 lira gündelik, belli bir derecenin üstünde bulunanlar için, aylık tutarlarının % 3,5'inden daha az olmaktadır.

6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 33. maddesinde, yurtiçi yevmiyelerinin miktarının her sene Bütçe Kanunu ile tespit edileceği kabul edilmiş ise de, bu yevmiyelerin aşağı ve yukarı sınırları ayrıca gösterilmiştir. 1979 Yılı Bütçe Kanunu'nun 30. maddesinde, bu sınırların uygulanmayacağı belirtilmiş ve bu Kanuna bağlı (H) cetvelinde müfettişler ve gündelikleri bunlar gibi hesaplananlardan (bu arada Sayıştay Denetçi ve Denetçi Yardımcılarından) aylıkları belli bir derecenin üstünde bulunanlar için, Harcırah Kanunu ile kabul edilen aşağı sınırın altında bir yevmiye tespit edilmiştir.

Harcırah Kanununa aykırı olarak Bütçe Kanunu ile yapılan bu düzenlemenin Anayasa'ya uygun olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

Anayasa'nın 161. maddesinin son fıkrasında : "Bütçe Kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz denilmektedir. Danışma Meclisince kabul edilen Anayasa tasarısının bu maddeye tekabül eden 176. maddesinde, Bütçe Kanunu ile "Mevcut Kanunların hükümlerini açıkça veya dolaylı olarak değiştiren veya kaldıran hükümler" getirilemeyeceği ayrıca belirtilmişken, Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu'nca bu son hüküm tasarıdan çıkarılmıştır.

Sözü geçen komisyonun değişiklik gerekçesinden, "Bütçe Kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz" denilmiş olmasının yeterli görüldüğü, bu hükmün başka bir hükümle açıklanmasına gerek olmadığı, böyle bir açıklama olmadan da Bütçe Kanunu ile mevcut kanunların hükümlerini değiştiren veya kaldıran hükümler getir ilmesine imkan bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Anayasa'nın 88. maddesinde, kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve Milletvekillerinin yetkili olduğu belirtilmiş, kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esaslarının düzenlenmesi İçtüzüğe bırakılmış olduğu halde, 162. maddesinde Bütçe Kanunlarının hazırlanma ve görüşülmesi için özel bir usul getirilmiştir.

Sözü geçen 162. maddede aynen şöyle denilmektedir :

"Bakanlar Kurulu, genel ve katma bütçe tasarıları ile milli bütçe tahminlerini gösteren raporu, mali yıl başından en az yetmişbeş gün önce, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar.

Bütçe tasarıları ve rapor, kırk üyeden kurulu Bütçe Komisyonunda incelenir. Bu komisyonun kuruluşunda, iktidar grubuna veya gruplarına en az yirmibeş üye verilmek şartı ile, siyasi parti gruplarının ve bağımsızların oranlarına göre temsili gözönünde tutulur.

Bütçe Komisyonunun ellibeş gün içinde kabul edeceği metin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülür ve mali yıl başına kadar karara bağlanır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Genel Kurulda, bakanlık ve daire bütçeleriyle katma bütçeler hakkında düşüncelerini, her bütçenin tümü üzerindeki görüşmeler sırasında açıklarlar; bölümler ve değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oya konur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, bütçe kanunu tasarılarının Genel Kurulda görüşülmesi sırasında, gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar.

Anayasa'nın 89. maddesinde Cumhurbaşkanına; yayımlanmasını uygun bulmadığı kanunların, bir daha görüşülmek üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne geri gönderme yetkisi verilmiş bulunduğu halde, Bütçe kanunları bu yetkinin dışında tutulmuştur.

Anayasa'nın, kanunların teklifi, görüşülmesi ve yayımlanması için, özelliklerini gözönünde tutarak, ayrı ayrı kurallara bağladığı iki türlü usulden birinin diğeri yerine kullanılmaması gerekir. Bütçe kanunlarının Anayasa'nın 88. maddesine göre teklif edilip İçtüzükte kanun tasarıları ve teklifleri için öngörülen usullerle görüşülmesi nasıl mümkün değil ise, bütçe ile ilgili olmayan ve sözü geçen 88. madde gereğince teklif edilerek İçtüzükte yazılı usul ve esaslara göre incelenip görüşülmesi gereken öteki kanunların da, Bütçe kanunlarına mahsus bir yöntemle teklifine ve görüşülmesine imkan yoktur.

Bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili olmayan kurallar konulmasına

olanak sağlanması, Anayasa'nın öngördüğü olağan usullerle çıkarılamayan kimi

yasa kurallarının bütçe kanunlarıyla düzenlenmesi eğilimini yaratabilir.

Böylece, kendine özgü hazırlıklar gerektiren düzenlemeler ve değişiklikler

yerine, bütçe kanunlarında yer alacak geçici kurallarla yetinilmesi yolu

seçilebilecektir. Nitekim, Anayasa'ya uygun olmamakla birlikte, bu yolun

sağladığı kolaylık, bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili olmayan hükümler koymak

ve bazı kanunların o mali yıl içinde uygulanmasını bütçe kanunuyla önleme

alışkanlığını doğurmuş; Harcırah Kanununun 33. maddesiyle kabul edilen

oranların uygulanması da, uzun yıllar bu yolla engellenmiştir. 1979 Yılı Bütçe

Kanunu'nun 30. maddesine konulan itiraz konusu hüküm de bu engellemeyi sağlayan

hükümlerden biridir.

6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 33. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde yazılı oran ve gündelik tutarlarına ilişkin sınırlayıcı kuralların uygulanmamasını öngören, böylece Harcırah Kanununu değiştiren bu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunun kabulü gerekir.

Sözü geçen hükümle değişikliğe uğratılan yurt içi gündelikleri konusunun bütçe ile ilgili olup olmadığı hususuna gelince :

Anayasa Mahkemesinin kararlarında, örneğin, 9/12/197s tarihli, E: 1976/34, K: 1976/52 sayılı kararda (15/3/1977 günlü, 15879 sayılı Resmi Gazete) "Bütçe ile ilgili hükümler" deyimi yorumlanarak açıklığa kavuşturulmuştur.

Anılan kararda da belirtildiği gibi, "Bütçe ile ilgili

hükümler" deyimini mali nitelikteki hükümler anlamında değil, bütçenin

uygulanması ile ilgili, uygulamayı kolaylaştırıcı ve açıklayıcı nitelikte

hükümler olarak düşünmek gerekir. Bir kanun kuralının bütçeden harcamayı

gerektirir veya bütçeye gelir getirir nitelikte bulunması, bunun 161. maddede

öngörülen "Bütçe ile ilgili hükümlerden" sayılmasını icabettirmez.

Çünkü, hemen her kanunda harcamalara yol açabilecek hükümler bulunabilir.

Harcamalara ilişkin pek çok kanunun ve bütün vergi kanunlarının "Bütçe ile

ilgilin sayılmaları kabul edildiği takdirde, bir devlet hizmetinin yeniden

kurulması veya yeni bir vergi yükümü getirilmesi veya bu konularda yürürlükte

bulunan kanunların değiştirilmesi veya kaldırılması için bütçe kanunlarına

hükümler konulması yoluna gidilebilir.

Böyle bir uygulama, Anayasa'nın 162. maddesiyle, özelliği gözönünde tutularak sadece bütçeler için kabul edilmiş bulunan bir yönteme, Anayasa Koyucunun amacına aykırı olarak genellik ve genişlik kazandırır.

Harcırah Kanununun 33. maddesinde, yurt içinde verilecek gündeliklerin miktarlarının her yıl bütçe kanunu ile tespit edileceği kabul edilmiştir. Gündelik miktarlarının sözü geçen maddede gösterilmeyip bütçe kanunlarına bırakılmasından maksat, bu miktarların değişen fiyatlara ve yaşama şartlarına uygunluğunu sağlamaktır.

1979 Yılı Bütçe Kanunu'nun 30. maddesinin birinci fıkrasında yer alan itiraz konusu kural ve fıkrada sözü geçen (H) cetveli, Harcırah Kanununun öngördüğü, bütçenin uygulamasıyla ilgili düzenlemelerdir. Bu düzenlemelerin bütçe ile ilgili olduğunun kabulü gerekir.

Ne var ki, sözü geçen 30. maddenin birinci fıkrasında "Harcırah Kanunu'nun 33. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde yazılı oran ve gündelik tutarlarına ilişkin sınırlayıcı hükümler"in uygulanmayacağı belirtilmek ve bu fıkranın gönderme yaptığı (H) cetvelinde, sözü geçen sınırlayıcı hükümlere aykırı gündelikler tespit edilmek suretiyle, Harcırah Kanunu'nun değiştirilmesi yoluna gidilmiştir.

6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 33. maddesinin 1979 yılında yürürlükte bulunan hükümleri karşısında, senelik hesap tetkiki maksadıyla taşraya gönderilecek Sayıştay denetçi ve yardımcılarına aylık tutarlarının % 3,5'inden az, % 7'sinden çok gündelik verilmesi mümkün olmadığından, 1979 Yılı Bütçe Kanunu'na bağlı (H) cetvelinde, sözü geçen maddede yazılı aşağı sınırın altında gündelik tespit edilmiş olması, söz konusu hükmü o bütçe yılı için işlemez duruma sokarak ortadan kaldırmış bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, bütçe kanunlarında., öbür kanunların hükümlerini kaldıran veya değiştiren hükümler yer alamayacağından, 10/2/1954 günlü, 6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 33. maddesinin (b) bendinde öngörülen sınırlamanın uygulanmasını engelleyen 27/2/1979 günlü, 2215 sayılı 1979 Yılı Bütçe Kanunu'nun 30. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'nın 161. maddesine aykırılığından dolayı Sayıştay denetçileri açısından iptaline karar verilmelidir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI - SONUÇ

27/2/1979 günlü, 2215 sayılı 1979 Yılı Bütçe Kanunu'nun itiraz konusu 30. maddesinin birinci fıkrasının Sayıştay denetçileri açısından Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline; Muammer Turanın, "sözü edilen maddenin birinci fıkrasında parantez içinde bulunan (a)'dan sonra gelen (ve) ile parantez içinde bulunan (b)'nin iptaline karar verilmesi gerektiği" yolundaki karşıoyu ile ve oyçokluğuyla, 26/1/1984 gününde karar verildi.

KARŞIOY

YAZISI

Burada, itiraz yoluyla başvurulan hükmün Anayasa'ya uygunluk denetiminin olay zamanında yürürlükte bulunan 1961 Anayasası ile daha sonra yürürlüğe giren 1982 Anayasası'ndan hangisine göre yapılacağı konusunun tartışılması gerekmektedir.

Yasalar belirleyici, düzenleyici ya da yasaklayıcı nitelikleriyle

ilgili oldukları konularda genel ve nesnel (objektif) hukuksal durumlar

oluştururlar. Bir yasanın ya da o hükmün, kapsamı içerisine giren olay ya da

olaylara uygulanması öznel (subjektif) durumlar doğurur. Kişiyle - kişi ya da

kişiyle - devlet arasındaki ilişkilerin ve yürütme etkinliklerinin yasanın

belirlediği düzenleyici kurallara göre olmasında kamu yararı (nesnel yarar);

etkinliklerini yürürlükteki yasaya göre düzenleyen kişilerin de, kendilerine bu

yasanın uygulanmasını istemekte kişisel yararları (öznel yarar) vardır. Bu

durum kişiler yönünden kazanılmış hak doğurur. Başka bir deyişle kişinin, olay

günündeki yasanın kendisine uygulanmasını istemekte kazanılmış hakkı vardır. Bu

durum, aynı zamanda, yasalara duyulan güvencenin doğal sonucudur.

Yasaların zaman içerisinde uygulanmasında, son yasanın toplumun gelişen ve değişen gereksinmelerini en iyi karşılayacak nitelikte olduğu ve bu nedenle yürürlüğe girdikten sonraki tüm olaylara uygulanmasında kamu yararı bulunduğu varsayılır ve etkisini hemen göstermesi istenir.

Ancak bu düşünce kişinin, kendisine olay zamanındaki yasanın

uygulanmasını ve bu yöndeki kazanılmış hakkına uyulmasını isteyebilmesini

engellememelidir. Yasaların, yürürlüğe girdikleri günden itibaren yeni olaylar

için uygulanmaları doğal olmakla beraber, yürürlüğe girmelerinden önce meydana

gelen olaylardan doğan uyuşmazlıkların çözümünde kural olarak yeni yasanın

değil olay zamanındaki yasanın uygulanması ve böylece kişinin, kazanılmış

hakkına saygı duyulması hukukun temel ilkelerinden biridir. Nitekim bu kural,

cezayla ilgili yönüyle, 1961 Anayasası'nın 33., 1982 Anayasası'nın 38.

maddelerinde "Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç

saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman

kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez."

biçiminde yer almıştır. Kişinin kamu üzenini koruyucu yasaları ihlal etmesi

sonucunda "suç" şeklinde ortaya çıkan olaylarda (ceza yasalarında

olduğu gibi) sonraki lehteki yasanın uygulanması, olayın toplum düzenini eskisi

kadar rahatsız etmediğinin kamu iradesini temsil eden yasa hükmüyle anlaşılması

ve eski yasadaki daha ağır cezanın verilmesinde artık kamu yararı görülmemesi

nedeniyle olup, ceza hukukunda "lehteki hüküm uygulanır" biçiminde

formüle edilen başka bir ilkeye dayanır.

Öteki yasalara göre üst normu oluşturan ve bir ülkenin hukuksal yapısını sınırlayıcı ya da belirleyici temel ilkeler getiren Anayasaların da, zaman içinde uygulanmalarında yasalardan pek farklı düşünülemez.

Her ne kadar, Anayasa hükümlerinin ayrık haller dışında doğrudan uygulanacak kurallar olmamaları nedeniyle öznel durumlar doğurmaları çok halde söz konusu olmaz ise de, kişinin kendisine uygulanacak olay zamanındaki yasa ya da kuralın o tarihte yürürlükte bulunan Anayasa'ya uygun olmasını isteyebilme hakkı vardır. 1961 Anayasası'nın 8. maddesi, 1982 Anayasası'nın 11. maddesi "Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz" hükmünü getirmiştir. Sonradan Anayasa değişse de, kişinin hakkında uygulanacak yasanın olay tarihinde yürürlükte olan Anayasa'ya uygun olmasını isteyebilmesi kendisi açısından kazanılmış bir haktır.

Aksi halde olay tarihindeki Anayasa'ya aykırı, ancak yeni

Anayasa'ya uygun yasaya göre kişilerin mahkum edilmesi söz konusu olabilir.

Önceki olaylara uygulanan yasaların yeni Anayasa'ya göre incelenmesi gerektiği

görüşünün benimsenmesi durumunda, kazanılmış hakların zedelenmesi yanında, yeni

Anayasa'dan önce yürürlükten kalkmış olsa da, olay tarihinde yürürlükte olması

nedeniyle mahkemelerde "uygulanacak kural" durumunda bulunan

yasaların denetimlerinin de yeni Anayasa hükmüne göre yapılması gerekecektir.

Eski olaylar için yeni Anayasa'ya göre denetim görüşü esas alınırsa, Anayasa

Mahkemesince, iptal edilen hükmün bir yıl sonra yürürlüğe gireceğinin

belirtilmesi ancak henüz bir yıl dolmadan yeni Anayasa'nın yürürlüğe girmesi

durumunda uygulama nasıl olacaktır' Karara bağlanmış, ancak henüz yürürlüğe

girmemiş mahkeme kararı yeni Anayasa'ya göre yeniden gözden geçirilebilecek

midir'

Öte yandan, yeni Anayasa'nın, anayasal denetimde kapsamın, yöntemin ve yetkilerin belirlenmesi yönünden uygulanacak tek metin olduğundan kuşku duyulamaz. Anayasa Mahkemesi, anayasal denetimini yeni Anayasa'dan aldığı yetki, yöntem ve kapsam içinde kullanacaktır.

Ancak, burada tartışma konusu olan husus, yeni Anayasa'ya göre denetim yetkisini kullanacak olan Anayasa Mahkemesinin, eski Anayasa'nın yürürlükte bulunduğu döneme ait olaylara uygulanan yasaları incelerken ve bunların Anayasa'ya uygun ya da aykırı olduğu sonucuna varırken hangi Anayasa hükmüne bakacağıdır.

Ayrıca, burada, iptal davaları ile Anayasa'ya aykırılığın öteki

mahkemelerde ileri sürülmesi sonucunda itiraz yoluyla yapılan başvuruların ayrı

nitelikli anayasal denetim yolları olduğunu belirtmek gerekir. İptal

davalarında amaç, Anayasa'ya aykırı yasa ya da hükmü uygulamaya geçilmeden

ortadan kaldırmak; itiraz yoluyla başvurularda ise, Anayasa'ya aykırı bir

yasanın uygulamasını önlemektir. Ayırım böyle olunca iptal davalarında anayasal

denetimin yeni Anayasa'ya göre yapılması doğaldır. Çünkü zaten çok büyük bir

olasılıkla iptali istenen yasa, yeni Anayasa'dan sonra yürürlüğe girmiş

olacaktır. İptali istenen yasa, yeni Anayasa'dan daha önce yürürlüğe girmiş

olsa bile, dava, uygulama sonucunda itiraz yoluyla açılmadığına göre öznel bir

durumdan ve kazanılmış bir haktan söz edilemez.

İtiraz yoluyla Anayasal denetimde ise, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen ya da aykırı görülen kural, olaya. uygulanmış öznel bir durum yaratılmış ve kazanılmış hak doğmuştur. Uygulanacak kural durumundaki bu hüküm anayasal denetim sırasında yürürlükten kalkmış dahi olabilir.

161 ve 1982 Anayasalarında itiraz yoluyla yapılan başvurularda, önceki olaylar için yeni Anayasa'ya bakılacağı yönünde bir hüküm bulunmamaktadır.

Her ne kadar 1961 Anayasası'nın geçici 9. maddesinde "Anayasa Mahkemesi'nin görevine başladığı tarihte yürürlükte olan herhangi bir kanun hakkında; bu Anayasaya aykırılığı iddiasıyla iptal davası açılabilir. Bu halde iptal davası açma hakkı, Anayasa Mahkemesi'nin görevine başladığının Resmi Gazete'yle yayımlandığı tarihten itibaren altı ay sonra düşer" denilerek 1961 Anayasası'na aykırı düşen yasaların ayıklanabilmesi için özel bir olanak tanınmışsa da, 1982 Anayasası'nda söz konusu geçici maddeye koşut bir kural getirilmemiştir. Kaldı ki, bu madde sadece iptal davalarıyla ilgili olup, Anayasa Mahkemesi'nin kuruluşu nedeniyle getirilmiştir.

Öte yandan, Devlet harcamaları yıllık bütçelerle yapılmaktadır: Olayda 1979 yılı Bütçe Yasası 1979 mali yılı sonunda yürürlükten kalkmıştır. Bu durumda 1961 Anayasası'nın yürürlükte olduğu sırada uygulanan ve yine aynı Anayasa döneminde geçerliliğini kaybeden Bütçe Yasası'nın, uygulandığı olaylar nedeniyle yapılacak anayasal denetimin, yeni Anayasalara göre yapılmasında isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülen 1961 Anayasası'nın yürürlükte olduğu sırada meydana gelen olaya uygulanan kuralın Anayasa'ya uygunluk denetiminin, 1961 Anayasası hükümlerine göre yapılması gerektiği oyuyla verilen kararın bu yönüne karşıyım.

Başkan

Ahmet H.

BOYACIOĞLU

Başkanvekili

H. Semih

ÖZMERT

Üye

Necdet

DARICIOĞLU

Üye

Hüseyin

KARAMÜSTANTİKOĞLU

Üye

Kenan

TERZİOĞLU

Üye

Yılmaz

ALİEFENDİOĞLU

Üye

Yekta Güngör ÖZDEN

Üye

Orhan ONAR

Üye

Muammer TURAN

Üye

Mehmet ÇINARLI

Üye

Selahattin

METİN

Üye

Servet TÜZÜN

Üye

Mahmut C.

CUHRUK

Üye

O. Mikdat

KILIÇ

Üye

Mithat ÖZOK

KARŞIOY

YAZISI

I - Her olguya, olaya, oluşa, eylem, işlem vs.'ye vuku buldukları

tarihteki mevzuat hükümlerinin uygulanması hukukun temel ilkelerindendir.

9/7/1961 gün ve 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 33

üncü, 7/11/ 1982 gün ve 2709 sayılı Anayasanın 38 inci maddelerindeki :

"Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir

fiilden dolayı cezalandırılamaz, kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için

konulmuş olan cezadan daha ağır ceza verilemez" şeklindeki hükümler de

aynı ilkeden kaynaklanmaktadır. Bu hükümlerdeki "kanun" sözcüğünün

kapsamına Anayasa da girmektedir. Yani işlendiği zaman yürürlükte bulunan

Anayasanın suç saymadığı bir fiilden dolayı evleviyetle kimseye ceza verilemez.

Örneğin : İşlendiği zaman yürürlükte bulunan yasa, fiili suç saysa, o zaman

yürürlükte bulunan Anayasa suç saymasa, dolayısıyla yasa fiilin işlendiği

zamanki Anayasaya aykırı olsa yasanın iptal edilip Anayasaya uygun hareket eden

kimsenin cezalandırılmaması gerekir. Fiilin işlendiği zamandan sonra yürürlüğe

giren ve yürürlüğe girdikten sonraki fiillere, olgulara, olaylara, oluşlara ve

işlemlere uygulanacak olan yeni Anayasa önceden işlenen fiilin eşidini suç

saysa ve yasa sonraki Anayasaya uygun olsa dahi işlendiği zaman yürürlükte

bulunan Anayasaya uygun fiilden dolayı kimsenin cezalandırılmaması, hukukun ana

ilkesi ve Anayasaların açık hükümleri gereğidir. 1961 Anayasası'nın 8 inci,

1982 Anayasası'nın 11 inci maddelerindeki : Anayasa hükümleri, yasama, yürütme

ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan

temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz" şeklindeki

hükümlerde fiilin işlendiği ve olayın vuku bulduğu zamandaki Anayasaya göre de

uygunluk denetimi yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu konu; hukuki durumlar ve hukuki tasarrufların sakat ve muteber oluşları, geri alınması kaldırılması ve değiştirilmesi konularıyla da yakınen ilgili bulunduğundan o konulara da kısaca dokunmakta yarar vardır :

Hukuki tasarrufların doğurduğu kudret ve yetkilerle mecburiyetler hukuki durumları oluşturur. Bu durumlar ya genel, gayrışahsi ve objektif veya belirli, ferdi ve subjektif olurlar.

Objektif tasarruflardan doğan objektif hukuki durumlar; genel, gayrışahsi ve süreklidir. Ancak, yeni bir objektif tasarruflarla kaldırılır veya değiştirilebilir.

Subjektif tasarruflardan doğan subjektif hukuki durumlar ise; objektif durumların aksine, belirli, ferdi ve geçicidir. (ihtiva ettikleri borçların ve mükellefiyetlerin ifası ile ortadan kalkarlar) ve en önemli özellikleri, kural tasarruflarla değiştirilemezler. Müktesep hak teşkil ederler. Objektif hukuk alemindeki değişiklikler esas itibariyle bunlara etki etmez.

Sakat tasarruflar (Çıkarıldıkları zaman yürürlükte bulunan

Anayasaya aykırı yasalar sakat tasarruflardır) : Doğuşlarında, yapıcı

unsurlardaki sakatlıklar dolayısıyla hukuk nizamına, hukuk alemine uymayan

tasarruflardır. Bunların ortadan kaldırılması, geri alınması ve hukuk nizamının

emrettiği müeyyidelerin tatbiki demektir. Sakat tasarruflar hukuk aleminde,

esasen vücut bulmadıkları için bir tesir de husule getirmemiş sayılabilir.

Nitekim İdari Mahkemeler ve Danıştayın iptal kararları, makable şamildir. Dava

konusu sakat idari tasarrufu işlemi), o tasarrufun ittihaz edildiği andan

itibaren ortadan kaldırır. Ancak yasalar yönünden, istikrar düşüncesi daha

fazla ağırlık kazandığı için, Anayasalar, Anayasa Mahkemesi'nce verilen iptal

kararlarının geriye yürümiyeceğini kabul etmektedirler.

Tam ve muteber tasarruflar (Çıkarıldığı zamanki Anayasaya uygun ve

sonraki Anayasaya aykırı örneğin, 1961 Anayasası'na uygun, 1982 Anayasası'na

aykırı yasalar tam ve muteber tasarruflardandır); Bunlar da sonraki bir

tasarrufla kaldırılabilir veya değiştirilebilir. Fakat esas itibariyle geri

alınamaz. Örneğin; sonraki yasanın, önceki kendine aykırı yasalara açıkça

olmasa da zımnen kaldıracağı veya değiştireceği ilkesi ile Anayasanın üstünlüğü

ve bağlayıcılığı ilkesi yeni Anayasaya aykırı yasaların da ortadan

kaldırılmasını gerektirir. Fakat tam ve sahih hukuki tasarruflar sonraki

yasalar veya Anayasa ile kaldırıldığında veya değiştirildiğinde, onların o güne

kadar ki doğurmuş olduğu hükümler, hukuki durumlar ve bunlara dayanan tekmil

hukuki hadiseler, haklar ve yükümlülükler muteberdir. Çünkü tam ve muteber bir

hukuki tasarrufu (yasayı) sonraki bir tasarruf (yasa veya Anayasa), açıkça,

istisnai ve özel bir hükümle geri almadıkça, ancak kaldırabilir ve

değiştirebilir. Önceki tasarrufun mazideki değil, istikbaldeki hükümlerini

durdurabilir ve devam edegelmekte olan hukuki duruma son verebilir.

II - Anayasanın 153 üncü maddesindeki; "kanun, kanun hükmünde

kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararının Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez" hükmü yer almıştır. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere iptal kararları genel, objektif ve mutlaktır. İptal edilen hüküm, mutlak ve herkese şamil olarak yürürlükten kalkar, yürürlükten kalkan bir hükmün de kimseye uygulanması söz konusu olamaz.

Halbuki çoğunluk kararında; "Bütçe Kanunu'nun itiraz konusu 30. maddesinin birinci fıkrasının Sayıştay Denetçileri açısından Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline denilmektedir. Bu kararla itiraz konusu kanun hükmü yürürlükten kalkmış mıdır' Kalkmamış mıdır' Kalkmışsa hiç kimseye uygulanamaz. Kalkmamışsa Sayıştay Denetçilerine de uygulanması gerekir. Hem iptal kararı verilip hem de Sayıştay Denetçileri dışındakilere uygulanabileceğini kabul etmek hukuk ve Anayasaya göre mümkün değildir.

Başlıca bu nedenlerle karara karşıyım.

Üye

Yılmaz Aliefendioğlu

KARŞIOY

YAZISI

Olay eski Anayasa'nın yürürlükte bulunduğu bir tarihte geçmiş olsa bile, itiraz konusu yapılan kanun hükmü yeni Anayasa zamanında cereyan edecek olaylara da uygulanabilecek ise, denetimin yeni Anayasa'ya göre yapılması gerektiğini kabul ediyor ve böyle kanunlarla ilgili davalar için çoğunluk kararında ileri sürülen gerekçelere katılıyorum.

Ancak, yeni Anayasa'nın yürürlüğe girmesinden önce yürürlükten kalkmış olan veya yeni Anayasa'nın yürürlüğe girmesinden sonra cereyan edecek herhangi bir olaya uygulanması mümkün bulunmayan kanun hükümlerine itiraz söz konusu olduğunda, bu itirazın, o hükümlerin uygulanma zamanına rastlayan eski Anayasa'ya göre incelenip karara bağlanması gerektiğini düşünüyorum.

Hiçbir zaman aynı olaya uygulanması mümkün olmayan 1979 Yılı Bütçe Kanunu hükümleri ile 1982 Anayasası hükümlerini birbirleriyle karşılaştırıp sonuca varmanın hukuk mantığıyla bağdaşmayacağı kanaatındayım.

Bu sebeple, 19'9 Yılı Bütçe Kanunu'nun 30. maddesinin itiraz konusu yapılan birinci fıkrası hükmünün, o tarihte yürürlükte bulunan 1961 Anayasası'na göre incelenip karara bağlanması gerektiğini düşündüğümden, aksi yönde oluşmuş bulunan çoğunluk kararına katılmıyorum.

Üye Muammer Turan Üye Mehmet Çınarlı

Anayasa Mahkemesi, E. 1983/9, K. 1984/1, 26 Ocak 1984 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I - Olay
  4. III - Yasa Metinleri
  5. I - İlk İnceleme
  6. V - Esasın İncelenmesi
  7. Karşıoy
  8. Yazısı
  9. Boyacıoğlu
  10. H. Semih
  11. Özmert
  12. Darıcıoğlu
  13. Karamüstantikoğlu
  14. Terzioğlu
  15. Aliefendioğlu
  16. Metin
  17. Cuhruk
  18. O. Mikdat
  19. Kılıç
  20. Karşıoy
  21. Yazısı
  22. I - Her olguya, olaya, oluşa, eylem, işlem vs.'ye vuku buldukları
  23. II - Anayasanın 153 üncü maddesindeki; "kanun, kanun hükmünde
  24. Karşıoy
  25. Yazısı
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1983/9
Karar No
1984/1
Tarih
26 Ocak 1984

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1984/1 K.1984/2
  • AYM Norm Denetimi E.1984/2 K.1984/3
  • AYM Norm Denetimi E.1984/3 K.1984/4
  • AYM Norm Denetimi E.1983/12 K.1984/5
  • AYM Norm Denetimi E.1984/5 K.1984/6
  • AYM Norm Denetimi E.1984/7 K.1984/7

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.