İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1988/15 K.1989/9

Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hâmillerinin Korunması Hakkında Kanun"un 15. maddesinin Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasına aykırılığı nedeniyle iptali istemidir.

Esas1988/15Karar1989/9Tarih14 Şubat 1989Okuma19 dk · 3.772 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1988/15
Karar tarihi
14 Şubat 1989
Esas Sayısı
1988 / 15
Karar Sayısı
1989/9
Karar Günü
14.2.1989
R.G. Tarih-Sayı
04.02.1991-20776
İtiraz yoluna başvuran
Sinop Sulh Ceza Mahkemesi
İtirazın konusu
19.3.1985 günlü, 3167 sayılı "Çekle
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.772 kelime·19 dk okuma·24 bölüm

Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hâmillerinin Korunması Hakkında Kanun"un 15. maddesinin Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasına aykırılığı nedeniyle iptali istemidir.

I- OLAY

Müşterilerinden birisine verdiği çek karnesi dolayısıyle hemen

ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, kısmen ya da tamamen ödenmeme

nedenini çekin üzerine yazmadığını, çek hesabı açılmaması ve çek karnesi

verilmemesi hususunda Merkez Bankası'nın bildirimlerine uymadığını, böylece

3167 sayılı Yasa'nın 4., 5., 9. ve 15. maddelerine aykırı davrandığını ileri

süren çek alacaklısının yaptığı başvuru sonucunda daha önce başka bir banka

şubesinden aldığı çekleri karşılıksız çıktığı ve süresinde düzeltme hakkını da

kullanmadığı için Merkez Bankasına bildirilen müşterisine çek karnesi vermesi

ve bu çeklerin de karşılıksız çıkması nedeniyle şikâyet edilen banka şubesinin

3167 sayılı Yasa'nın 4. maddesine aykırı eyleminden dolayı Türk Ceza Kanunu'nun

119.maddesi yoluyla 3167 sayılı Yasa'nın 4., 9. ve 15. maddeleri gereğince

cezalandırılması isteminde bulunarak Cumhuriyet Savcılığı'nın düzenlediği

iddianameyle açtığı kamu davasına bakan Mahkeme, uygulamak durumunda olduğundan

söz ettiği Yasa'nın 15. maddesinin Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasına

aykırı bulunduğu görüşüyle doğrudan Anayasa Mahkemesi'ne başvurarak iptalini

istemiştir.

III- YASA METİNLERİ

A. İptali İstenen Yasa Kuralı

Resmî Gazete'nin 3 Nisan 1985 günlü, 18714. sayısında yayımlanan 19.3.1985 günlü, 3167 sayılı Yasa'nın itiraz konusu "Bankalara uygulanacak cezalar" başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Madde 15.- Bu Kanunun 3, 4, 5 ve 13 üncü maddelerinde yazılı mükellefiyetleri yerine getirmeyen veya geciktiren banka hakkında onbin liradan yüzbin liraya kadar ağır para cezasına; 7 ve 9 uncu maddelerinde yazılı mükellefiyetleri yerine getirmeyen veya geciktiren banka hakkında ise beşyüzbin liradan ikimilyon liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur."

B- Dayanılan Anayasa Kuralı:

Anayasa'nın 38. maddesi, itiraz gerekçesinde dayanılan altıncı fıkrasıyla birlikte şöyledir:

"Madde 38.- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.

Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.

Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.

Ceza sorumluluğu şahsidir. Genel müsadere cezası verilemez.

İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir.

Vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilemez."

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Mahmut C. CUHRUK, Yekta Güngör ÖZDEN, Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Muammer TURAN, Mehmet ÇINARLI, Mustafa GÖNÜL, Mustafa ŞAHİN, Oğuz AKDOĞANLI, İhsan PEKEL ve Selçuk TÜZÜN'ün katılmalarıyla 13.5.1988 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esastanincelenmesine, sınırlama sorununun esasla birlikte ele alınmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Davanın esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, itiraz konusu kural, ilgili Yasa ile itiraza dayanak yapılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve öbür yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Sınırlama Sorunu

13.5.1988 günlü ilk inceleme kararında ".... sınırlama sorununun esasla birlikte ele alınmasına...." karar verilmiştir.

Resmî Gazete'nin 3 Nisan 1985 günlü, 18714. sayısında yayımlanmış olan 19.3.1985 günlü, 3167 sayılı Yasa'nın 15. maddesi, 3., 4., 5. ve 13. maddelerdeki yükümlülükleri yerine getirmeyen veya geciktiren banka hakkında onbin liradan yüzbin liraya kadar ağır para cezasına; 7. ve 9. maddelerinde yazılı yükümlülükleri yerine getirmeyen veya geciktiren banka hakkında ise beşyüzbin liradan ikimilyon liraya kadar ağır para cezasına hükmedilmesini öngörmektedir.

Şu halde 15. madde, Yasa'nın 3., 4., 5., 13., 7. ve 9. maddelerindeki yükümlülükleri yerine getirmeyen ya da geciktiren bankaya uygulanacak ceza yaptırımlarım düzenlemekte; tüzelkişilerin ceza sorumluluğu olamayacağı görüşüyle itiraz yoluna başvuran Sinop Sulh Ceza Mahkemesi ise, bakmakta olduğu davada ceza yaptırımları olarak Yasa'nın 15. maddesinde belirtilmiş olan 4. ve 9. maddeleri uygulama durumunda bulunmaktadır.

15. maddede yer alan 3., 5., 13. ve 7. maddeler davayla ilgili değildir. Bu nedenle Mahkemenin, 15. maddenin Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasına aykırılık savını, yalnız maddede adı geçen 4. ve 9. maddelerin ceza yaptırımları için ileri sürebileceği ve bu maddelerle sınırlı olarak iptal isteminde bulunabileceği söylenebilirse de, 15. maddenin, genel olarak tüzelkişilere çeşitli ceza yaptırımları uygulama yetkisi veren bir ilke hükmü olduğu gözönünde bulundurulduğunda maddedeki bu ilkenin Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasına aykırı olup olmadığının, sınırlama yapılmadan incelenmesi Anayasa'ya uygunluk denetiminin anlam ve amacına daha uygundüşecektir.

Mahmut C. CUHRUK, Yekta Güngör ÖZDEN, Necdet DARICIOĞLU, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N. SEZER bu görüşe katılmamışlardır.

B. 3167 Sayılı Yasa'nın 15. Maddesinin Anayasa'nın 38. Maddesinin Altıncı Fıkrasına Aykırılığı Savının Esastan İncelenmesi:

1- Sinop Sulh Ceza Mahkemesi, 3167 sayılı Çekle Ödemelerin

Düzenlenmesi ve Çek Hâmillerinin Korunması Hakkında Kanun'un 15. maddesinin,

Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasının "Ceza sorumluluğu

şahsidir" biçimindeki âmir hükmüne aykırı bulunduğunu, zirahukuk

mevzuatımızda ve özellikle Türk Ceza Kanunu'nda tüzelkişilerin suç faili

olabileceklerinin kabul edilmediğini, yasanın sistemine göre, suç faili olarak

çeşitli maddelerde sözü geçen "her kim", "kimse" gibi

sözcüklerin daima gerçek kişileri anlattığını, çağdaş hukuk düzeninde suç faili

sayılabilmek için temel şarttan birinin insan olmak; ikincisinin de hayatta

bulunmak olduğunu, insan sayılmayan eşya veya canlıların suç faili

olamayacaklarını; diğer taraftan isnat kabiliyeti ile kusurluluğu etkileyen

hallerin sadece gerçek kişiler hakkında geçerli olabileceğini ileri sürmüştür.

Bu sava karşı, tüzelkişilerin de, gerçek kişiler gibi ceza sorumlulukları olup olmayacağını belirlemek üzere, geçmişteki gelişimlerini ve bugünkü hukuk sistemimizdeki düzenleniş biçimlerini kısaca gözden geçirmekte yarar vardır.

Toplumların konuşma dillerine girmiş olan "Devlet, İl,

Belediye, Dernek, Şirket, Vakıf" gibi sözcükler, bireylerden farklı kimi

örgütlerin varlığını duyurmaktadır. İnsan ya da mal topluluklarının hukuk

düzenine de kendilerini kabul ettirmelerinin iki gerekçesi olabilir: Biri doğal

sebeplerdir. Nitekim bu varlıklar insanın hayal gücünün yarattığı kavramlardan

ibaret olmayıp, toplumsal gereklerin örgütlediği ve varlık kazandırdığı

kuruluşlardır. Bu kuruluşlar,kendilerini oluşturan insanlardan bağımsızlaşıp

kendi başlarına, dışa dönük ve gerçek anlamda ekonomik, hukukî ve sosyal

etkinliklerde bulunurlar. Diğer gerekçe ise, tekniktir. Her hakkın ve borcun

bir sahibi olması gerekir. İnsan yaşamı ise süre ile sınırlı olduğuna göre,

kişinin bu süreyi aşan yani ölümünden sonra yerine getirilmesi gereken

borçlarından sorumlu olacak veya kazanılmış haklarını kullanmaya devam edecek

temsilci, vekil, yönetici ya da yararına vasiyet yapılan gibi gerçek kişiler

düşünülebilir. Hattâ bu kişilerin bu arada, ölenin borçlarını ödemeye ve

haklarını kullanmaya devam etmeleri sağlanabilir. Ancak, bunun gibi dolaylı

çözümler yerine, ölen kişinin özellikle süresiz ve topluma dönük, sosyal

amaçlar taşıyan haklarının kullanılması ve borçlarının yerine getirilmesini

sağlayacak ve insan ömrünü aşan bir yaşam süresi olan tüzelkişinin bu görevi

üstlenmesini kabul etmek, toplumsal gereksinimlerle bütünleşen hukuk mantığının

akılcı bir çözümüdür. Bu nedenlerle, gerçek kişiler yanında, onlarınölümünden

sonra süreyle kısıtlanmadan hukukî işlemlerini sonuçlandırmaya devam edecek

hukukî varlıklar yani tüzelkişiler, hukuk kurallarıyla geliştirilmeye başlandı.

Bununla birlikte tüzelkişi kavramı ve bu kişiliğe bağlı pasif ve aktif

ehliyetler, çağdançağa ve ülkeden ülkeye farklı hukukî teorilere konu olmuş ve

bu yüzden değişik çözümler ve düzenlemeler ortaya çıkmıştır. Bunların, varsayım

teorisi ile gerçeklik teorisi olmak üzere iki önemli teoriye yön verdikleri

bilinmektedir.

Varsayım teorisi yanlılarına göre tüzelkişi gerçekten var olmayıp; hukukun yarattığı yapay bir varlıktır. Bu nedenle fiil ehliyetleri yoktur. Bununla beraber bazı gereksinimlerinin karşılanması için, nasıl fiil ehliyeti olmayan gerçek kişilerin yasal temsilcilerinin yaptıklarıhukukî işlemlerin sonuçlarından yararlanmaları mümkünse, benzetme yoluyla, fiil ehliyeti olmayan tüzelkişilerin de, temsilcilerinin veya yöneticilerinin yaptıkları hukukî işlemlerden yararlanmaları düşünülebilir. Ancak, temsil yalnız hukukî işlemlerde sözkonusu olduğundan, gerçekte var olmayan, yalnız hukukî yönden varsayılabilen tüzelkişilerin haksız fiillerinden dolayı sorumlu tutulmaları mümkün değildir.

Gerçeklik teorisini savunanlara göre ise; tüzelkişi, insanın hayal

gücünün yarattığı bir varsayım olmayıp sosyal gereksinimlerin ve gelişimin

ürünüdür. Nitekim bireyin gerek yaşam süresi, gerekse gücünün yeterli olmadığı

faaliyetleri, insan toplulukları başarabilmektedir. Bu topluluklar hukukun

örgütlediği, hak ve eylem ehliyeti tanıdığı tüzelkişilerdir.Daha başka bir

deyimle hukuk, gerçekte var olan insan topluluğuna işlerlik kazandırmakta;

tüzelkişiliğine haklar edinme, bu haklan kullanma ve borçlanma yeteneği (pasif

ve aktif ehliyetleri) kazandırmakta, ayrıca haksız eylemleri ile başkalarına

verdiği zararlardan sorumlu tutmaktadır. Türk hukuku, tüzelkişiler için İsviçre

Medenî Kanunu'nda kabul edilmiş olan "gerçeklik teorisi"ni

benimsemiştir. Nitekim Medenî Kanunu'nun 46. maddesiyle "Hükmî şahıslar"

cins, yaş, hısımlık gibi yaratılış icabı olarak ancakinsana has olanlardan

maada bütün hakları iktisap ve borçları iltizam edebilirler" hükmü

konulmuştur.

2- Tüzelkişiler fiil ehliyetlerini organları aracılığıyla kullanırlar. Organ, tüzelkişiyi iç yapısında veya dışta üçüncü kişilerle olan hukukî ilişkilerinde bağımsız olarak temsil etmek, haklarını kullanmak, borçlarını yerine getirmek için yasaya, tüzüğe göre seçilmiş veya atanmış kişi veya kişilerden oluşur. Nitekim, Medenî Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrasında: "Hükmî şahsın iradesi uzuvları aracılığıyla ifade olunur" denilmektedir.

25.4.1985 günlü, 3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun 5. maddesine

göre, bankalar, anonim ortaklık olarak kurulabilir. Anonim şirket,

tüzelkişiliği olan bir ortaklıktır (Ticaret Kanunu, 137. md.). Medenî Kanun'un

45., 47., 48. ve 49. maddeleri anonim şirketlere de uygulanır (Ticaret Kanunu,

138. madde). Medenî Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrasına uygun olan

Ticaret Kanunu'nun 318. maddesine göre, anonim şirket, idare meclisi tarafından

yönetilir ve temsil olunur. Organ kavramı, öğretide ve Yargıtay içtihatlarında

geniş anlamda yorumlanmaktadır. Nitekim, organ, yalnız tüzüğüne veya yasaya

göre seçilerek tüzelkişinin iradesini oluşturan ve bağımsız karar alan yetkili

kişilerle sınırlı tutulmamakta; statüsünde açıkça organ olarak gösterilmemiş

bazı kimseler de organ kavramı kapsamında görülmektedir. Örneğin, banka müdürü,

yardımcısı, müdür temsilcisi, ticarî mümessil, ticarî vekil, kısım şefi, şube

şefi, yönetim kurulu genel sekreteri, tasfiye memuru da tüzelkişinin organı

sayılabilir. Organ kavramına böyle geniş bir içerik kazandırılmasının sebebi,

sorumluluğun daha âdil dağılımını sağlamak suretiyle adalet ve hakkaniyeti

gerçekleştirmektir.

Tüzelkişiler, amacıyla sınırlı olarak organlarının yaptıkları hukuksal işlemlerle bağlıdır (Medenî Kanun 48. II md.). Bundan başka, organların kusurlu eylemleriyle verdikleri zararlardan dolayı da sorumludur (aynı madde). Ticaret Kanunu'nun 321. maddesinde anonim şirketin yönetim kurulu tarafından idare ve temsil olunacağını belirtilmekle beraber, bu organın yanında, temsil ya da yönetime yetkili olanların, görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız eylemlerden dolayı anonim şirketin sorumlu olduğu hükme bağlanmakta, böylece Medenî Kanun'un, tüzelkişinin organlarının kusurlu ve haksız eylemlerinden sorumlu olduğu kuralının kapsamını genişletmiş bulunmaktadır.

Tüzelkişinin, organlarının haksız eylemlerinden sorumlu olacağı kuralı özel hukuk alanında kuşkusuz kabul edilmekte ve uygulanmakta ise de, organların suç oluşturan fiillerinden de sorumlu tutulması gereği tartışmalı olup hattâ uzun süre tüzelkişinin bu tür eylemlerden sorumsuz olduğu savı ileri sürülmüştür.

3- Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası, "Ceza sorumluluğu şahsidir" hükmünü koymaktadır. Aynı kural, 1961 Anayasası'nın 33. maddesinin beşinci fıkrasında yer almakta idi.

İtiraz yoluna başvuran mahkeme, çağdaş hukuk düzeninde suç faili olabilmek için insan olmak ve hayatta bulunmak gibi iki temel koşulun gerektiğini insan olmayan eşya veya canlıların suç faili olamayacaklarım, ayrıca isnat kabiliyeti ile kusurluluğu etkileyen hallerin sadece gerçek kişiler hakkında geçerli sayılacağını belirtmiştir.

Öğretide ve uygulamada uzun süreden beri tüzelkişinin ceza sorumluluğu

ve isnat yeteneğinin olamayacağını savunan bu klâsik görüş, bugün etkisini

yitirmiş ve yerini tüzelkişinin ceza sorumluluğu olduğu ve isnat kabiliyeti de

bulunduğu görüşüne terketmeye başlamıştır. Klâsik görüşe göre tüzelkişinin ceza

sorumluluğunun olmadığı savının en önemli kanıtı, suçun ancak anlama ve istemeyeteneği

olan gerçek kişiler tarafından işlenebileceği; tüzelkişilerde ise, bu tür

yetenekler bulunmadığından suç işlemelerinin olanaksız bulunduğu savıdır.

Özellikle hukukumuzda tüzelkişiler için kabul edilmiş olan gerçeklik teorisi,

tüzelkişinin, kendisini oluşturan gerçek kişilerin iradelerinden farklı bir

iradesi olduğu görüşünü benimsemektedir. Buradan kalkılarak, tüzelkişinin

organları aracılığıyla, her türlü hukukî işlemleri yapabileceği, haklan

kazanabileceği ve borç altına girebileceği, aynı zamanda organların haksız

fiillerinden dolayı sorumlu olacağı tartışmasız iken ceza sorumluluğu

olamayacağı görüşünü çelişkili bulur. Gerçi suç, aslında organlarını oluşturan

gerçek kişilerin düşünce ve eylemleri sonucu tüzelkişiye işletilmiş olmaktadır.

Böylecesonuçta tüzelkişi suç işlemektedir. Bu nedenle, tüzelkişi işlediği suçun

sorumlusu olmalıdır. Bir suçun işlenmesi ile failin bu suçtan sorumlu tutulması

ve cezalandırılması farklı konular olup birbiriyle karıştırılmamalıdır.

Örneğin, küçük bir çocuğun işlediği suçtan dolayı cezalandırılmaması, ceza

politikasının bir tercihi olup, cezalandırmama suçun işlenmediği anlamına

gelmez. Kaldıki, organları tüzelkişiyi hak sahibi yapabildiğine, borçlandırabildiğine

ve işledikleri haksız fiilleriyle tazminat ödemesine neden olabildiklerine ve

bütün bu sonuçlara tüzelkişi bağımsız kişiliği ile muhatap olabildiğine göre,

yine bu organları aracılığıyla suç işleyebileceği ve ceza sorumluluğu da kabul

edilmelidir. Bununla beraber, tüzelkişiler, yapılan gereği, gerçek kişilerden

farklı oldukları için yaş, cins, akrabalık gibi yalnız gerçek kişilerde aranan

bazı özelliklerden yoksun bulunduklarından (Medenî Kanun md. 46); ceza hukuku

yönünden de ırza geçme, zina, adam öldürme türü yalnız gerçek kişilerin

işleyebilecekleri suçları işlemeleri de düşünülemez. Ancak, tüzelkişilerin

amaçları ile sınırlı olarak kuruldukları ve bu amacın yasa dışı veya yasaya

aykırı bir amaç olamayacağından hareket ederek suç işlemelerinin olanaksız

bulunduğu savı doğru değildir. Zira, tüzelkişilerinamaçlarına uygun

faaliyetleri sırasında da, vergi beyan etmeme, vergi kaçırma, evrakta

sahtekârlık, iş yasalarına aykırılık ve benzeri diğer suçları da işlemeleri

mümkündür. Tüzelkişinin bireysel iradesi olmadığı için isnat yeteneği de

bulunmadığı görüşü,organın aldığı ve suç teşkil eden kararı uygulayan gerçek

kişinin cezalandırılması yani tüzelkişinin suçundan dolayı başka birinin

sorumlu tutulması sonucunu doğurur. Ayrıca, tüzelkişinin organlarında görevli

kişilerin gizli oyla aldıkları ve suçu oluşturan bir kararın sorumlusu

bulunamaz. Eğer tüzelkişinin ceza sorumluluğu olmadığı da kabul edilirse

cezalandırılacak kimse bulunamayacaktır. Hareketsiz kalmanın suçun maddî

unsurunu gerçekleştirmeye yeterli olmayan durumlarda da, eylemi

gerçekleştirmede enönemli görevi üstlenen veya bu eylemi bizzat yerine getiren

gerçek kişi cezalandırılamamış olacak ve tüzelkişinin de sorumsuzluğu kabul

edilirse suç failleri yine ceza görmemiş olacaktır.

Tüzelkişinin cezalandırılması durumunda suçun işlenmesinde hiçbir kusuru olmayan diğer üyelerin de dolaylı olarak cezalandırılmış sayılacağı görüşüne karşılık gerçek kişilerin cezalandırılmasında da aile bireylerinin dolaylı bir zarar gördükleri söylenebilir. Aynı biçimde, tüzelkişinin üyeleri de dolaylı zarar görebilirler.Ancak, tüzelkişinin organlarını seçen, kendileridir. Tüzelkişiye nitelikli yöneticiler seçmemelerinden ve onları gereği gibi denetlemediklerinden dolayı uğradıkları zarara katlanmaları gerekir.

Tüzelkişiye verilecek cezanın ıslah edici hiçbir etkisi olamayacağı da söylenmiştir. Ancak, tüzelkişi yerine, suçtan dolayı organlarını oluşturan gerçek kişilerin cezalandırılmaları da tüzelkişiyi hiç etkilemeyeceği gibi, kamu önünde cezanın küçültücü ve utandırıcı etkisi tüzelkişiye değil, gerçek kişiye ait olacaktır. Bu nedenle işlenen suçtan dolayı tüzelkişiyi değil; gerçek kişileri cezalandırmanın, tüzelkişiyi ıslah bakımından yararı söz götürür.

4- Yapılan açıklamalardan anlaşıldığı gibi, Anayasa'nın 38.

maddesinin altıncı fıkrasındaki "Ceza sorumluluğu şahsidir"

tümcesinin yalnız gerçek kişileri kapsadığı, tüzelkişiyi dışında bıraktığı

savı, bugün yeni bir yorum getirmektedir. Nitekim, ekonomik ve sosyal

ihtiyaçların tüzelkişiye büyük önem kazandırdığı günümüzde, tüzelkişiliği olan

ve anonim şirket veya iktisadidevlet kuruluşu niteliğiyle kurulan bankaların

toplumsal hayatımızda üstlendikleri görevleri ve sorumlulukları gereği gibi

yerine getirmeyerek, hukuka aykırı eylemleri suç oluşturduğu takdirde, yalnız

organlarında görevli gerçek kişilere ceza yaptırımı uygulayıp tüzelkişiyi bu

yaptırımın dışında tutmak çıkar ve sorumluluk ilişkisinin hukuksal yönünü

dengesiz düzenlemek anlamına gelir.

Bu konuyla ilgili Anayasa Mahkemesi'nin 16.6.1964 günlü, E. 1963/

101, K. 1964/49 sayılı kararında (26.9.1964 günlü ve 11817 sayılı Resmî Gazete)

şöyle denilmektedir: ".... Bugün toplumda tüzelkişilerin çalışma alanları

daha geniş ve etkili olmaktadır. Bazı hallerde yalnız idare edenleri

cezalandırmak, suçları önleme bakımından yeter bir tedbir olmayabilir.

Tüzelkişileri kanunların önleyici etkisinden uzak bulundurarak serbestçe

faaliyetlerine yer verilmesi toplumun güvenliği bakımından sakıncalı olabilir.

Bu sebeple tüzelkişilerin de yapılarına uygun bir ceza sorumluluğu altında

bulundurulmalarında zorunluk olduğunu kabul etmek gerekir", "....

Anayasanın 33. maddesindeki (1961 Anayasası) (Ceza sorumluluğu şahsidir) kuralı

bir kimsenin fiilinden, başkasının sorumlu tutulmamasıdır. Tüzelkişilerin

iradeleri, organları aracılığıyla açıklandığına ve böylece yöneticilerin fiil

ve hareketleri kollektif bir iradenin sonucu olduğuna göre; bundan,

tüzelkişinin sorumlu tutulmasıyla başkasının cezalandırıldığı anlamını çıkarmak

doğru bir görüş sayılmaz. Anayasanın 33. maddesindeki "kimse" deyimi

gerçek ve tüzelkişileri de kapsar. Bu sebeplerle iptali istenen hükümler

Anayasa'ya aykırı bulunmadığından davanın reddi gerekir".

Bu kararda, "yöneticilerin fiil ve hareketlerinin kollektif

bir iradenin sonucu olduğu ve bu sonuçtan tüzelkişinin sorumlu tutulmasının

başkasının cezalandırılması anlamına gelemeyeceği" görüşü, klâsik öğretide

eleştirilerek Anayasanın ceza sorumluluğunun şahsi olduğu ilkesine ters düştüğü

ileri sürülmüşse de, yeni öğreti kollektif iradenin tüzelkişinin iradesini

oluşturduğunu ve bu iradenin tüzelkişinin bağımsız iradesiolduğunu

doğrulamaktadır. Nitekim, gerçeklik varsayımını kabul etmiş olan hukukumuzda,

organların kolektif iradesiyle alınan kararlarla tüzelkişi borçlanmakta,

alacaklı olmakta ya da haksız fiillerden dolayı tazminat ödemekte; kendisine

karşı işlenen suçlardan zarar görmüşse suç faillerine karşı açılan kamu

davasına katılabilmekte ve tazminat da isteyebilmektedir. Bütün bu hallerde

tüzelkişi bir gerçek kişi gibi kabul edilmekte, ancak organları bir suç

işlemişse tüzelkişinin ceza sorumluluğu olamayacağı ileri sürülerek yalnız

organlarını oluşturan kişiler cezalandırılmaktadır. Halbuki bugün,

tüzelkişilerin ekonomik ve toplumsal hayatta kazandıkları önemden dolayı

hukuksal güvenceleri de daha iyi sağlanmaktadır. Bu ortamdan yararlanarak

sermayelerini ve üretimlerini artırmakta, iş alanlarını genişletmektedirler. Bu

kolaylıklara bir de ceza sorumsuzluğu katılarak suç fiillerine göz yumulmasında

toplumun yararı değil, zararı vardır.

Gerçekten, Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasındaki

"Ceza sorumluluğu şahsidir." hükmünün yalnız gerçek kişileri

ilgilendirdiğine ve tüzelkişilerin hükmün kapsamı dışında olduğuna ilişkin

Anayasa'da hiçbir açıklık yoktur. Anayasa Mahkemesi, yukarıda anılan kararıyla

bu fıkraya günün ekonomik ve sosyal koşulları içinde yeni biryorum getirerek

tüzelkişilerin de ceza sorumluluğu olduğu sonucuna varmış, bu suretle

organlarının kolektif kararlarıyla tüzelkişinin bireysel suçlu iradesini

oluşturduğunu kabul etmiştir. Bu yorum, tüzelkişilerin gerçeklik teorisine

uygun olarak -ceza yaptırımlarındaki farklılıklar dışında- gerçek kişiler gibi

ceza sorumluluğu olduğunu doğrulamaktadır. Bu yorum biçimi, Anayasa

Mahkemesi'nin, bir yasanın Anayasa'ya uygunluk denetimini ceza hukuku

ilkelerine göre değil, Anayasa'ya göre yapmasının da bir sonucudur.

Tüzelkişinin ceza sorumluluğu, ilke olarak, ABD, İngiltere, Hollanda, İrlanda ve Danimarka'da kabul edilmiştir. Bu gelişmeler Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda anılan kararında da belirgin hale geldiği gibi, Türk Yasakoyucusuna da yön vermiştir. Nitekim Adalet Bakanlığı'nca oluşturulan Komisyon'un hazırladığı Türk Ceza Kanunu Öntasarısı'nın "Tüzelkişilerin ceza sorumluluğu" kenar başlığını taşıyan 26. maddesi, "Tüzelkişiler, kanunun ayrıca belirttiği hallerde, organ veya temsilcilerinin tüzelkişi yararına işledikleri suçlardan dolayı sorumludurlar. Bu sorumluluk, fiili işleyen kimsenin suçunu ortadan kaldırmaz.

Tüzelkişinin sorumluluğu hakkında kanunların ayrıca hüküm koyduğu haller saklıdır." hükmünü koymuş, bu suretle, organların işledikleri suçlardan dolayı kişisel sorumlulukları yanında tüzelkişinin de bu suçtan sorumluluğu kabul edilmiştir.

5- Tüzelkişinin, işlediği suçtan dolayı cezalandırılmayacağı; ceza

yaptırımının gerçek kişilere uygulanabileceği savının uzun süre etkili olmasına

karşın, bugün ciddî gerekçelere dayanmadığı anlaşılmıştır. Ancak, klâsik

görüşün etkisinde kalan ceza hukuku ve ceza yasaları suç işleyen tüzelkişiye,

eylemine uygun ceza yaptırımları üretememiştir. Oysa, suç işleyen ve bu yüzden

ceza sorumluluğu da olması gereken tüzelkişiye verilecek ceza, toplumda

itibarını sarsarak, kendisini yasalara uygun davranmaya çağırmış olacaktır.

Ancak idam, hapis gibi cezaların yalnız gerçek kişilere verilebileceği de

gözardı edilemez. Bu durumda bu yaptırımların benzerleri olan kapatma ve geçici

süreli çalışmadan yasaklama cezaları düşünülebilir. Para cezası ise suç işleyen

tüzelkişiye uygulanacak en uygun yaptırımlardan biridir. Bununla birlikte,

miktarlar artırılarak daha etkin duruma getirilmesi gerekebilir. Anayasa'ya

aykırılık savı incelenmekte olan 3167 sayılı Yasa'nın 15. maddesi de, Kanunun

3., 4., 5. ve 13. maddelerindeki yükümlülükleri yerine getirmeyen veya

geciktiren banka hakkında onbin liradan yüzbin liraya kadar ağır para cezasına;

7. ve 9. maddelerdeki yazılı yükümlülükleri yerine getirmeyen veya geciktiren

banka hakkında ise beşyüzbin liradan ikimilyon liraya kadar ağır para cezasına

hükmolunmasını öngörmektedir.

İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin bakmakta olduğu davadaki somut

olayda adı geçen TC. Ziraat Bankası, tüzelkişiliği olan bir iktisadi devlet

kuruluşudur. Bankanın 9.11.1984 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmış olan Ana

Statüsünün 5. maddesine göre bankanın organları; yönetim kurulu ve genel

müdürlüktür. Statünün 6. ve 9. maddelerine göre, Yönetim Kurulu ve Genel Müdür,imza

yetkisini "çift imza" yöntemiyle daha alt kademedeki şube müdürü,

müdür yardımcısı, muhasebeci, âmir, şef, şef muavini gibi görevlilere

devredebilir. Yasakoyucu, 3167 sayılı Yasa ile bu organların bankayla ilgili

işlemleri dolayısıyla işledikleri suçtan dolayı öncelikle kendilerini değil,

banka tüzelkişiliğini ceza sorumlusu saymakla gerek Anayasa Mahkemesi'nin

16.6.1964 günlü, E. 1963/101, K. 1964/ 49 sayılı kararına, gerek yeni öğretide

benimsenen organların kollektif iradeleriyle işledikleri suçtandolayı

tüzelkişinin ceza sorumluluğunu kabul eden görüşe uygun bir düzenleme

yapmıştır.

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanmış olan Ceza Kanunu

Öntasarısı'nın 27. maddesinin birinci fıkrasında "Tüzelkişilerin organ

veya temsilcilerinin tüzelkişi yararına işledikleri suçlardan dolayı sorumlu

oldukları hallerde, fiili işleyen kimse hakkında hükmedilen veya hükmedilmesi

gereken para ve müsadere cezaları tüzelkişi hakkında da ayrıca

hükmolunur." denilmekte, maddenin ikinci fıkrasında da fiili işleyen

kişinin,şahsî hürriyeti bağlayıcı cezalarla kamu hizmetlerinden yasaklanma, bir

meslek veya san'at veya ticaretin icrasının durdurulması cezaların verilmesi

durumunda, aynı ceza süreleri kadar tüzelkişinin de faaliyetten men edilip

edilmeyeceğine veya ne süreylemen edileceğine mahkemenin karar vereceğini,

ayrıca tüzelkişinin beş yılı aşmamak üzere, adlî nezaret altında faaliyetine

devam etmesine de hükmedebileceğim bildirmektedir.

Bu düzenlemeler, organların ya da temsilcilerin işledikleri suçlardan dolayı, gerçek kişiler olarak cezalandırılacağını, tüzelkişiye de kendi hukuksal yapısına özgü yaptırımlar uygulanabileceğini göstermektedir. Ayrıca, Öntasarıda tüzelkişilerin ceza sorumluluğuna yer veren Türk Yasakoyucusunun, çeşitli özel yasalarda tüzelkişiler içinöngörülen ceza yaptırımlarını, Ceza Yasası'nda ilkeye bağlamak, bu suretle klâsik öğretide bu yaptırımların ancak "emniyet önlemi olabileceği; ceza yaptırımı olamayacağı" tartışmasına son vermek amacını ortaya koymaktadır.

Özetlemek gerekirse, Anayasa'da, tüzelkişilerin ceza sorumluluğunu önleyen hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin bu görüşü doğrulayan kararı da gerek yeni öğretide gerekse Türk Ceza Kanunu Ön-tasarısında benimsemiş bulunmaktadır.

Bu nedenlerle itirazın reddi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

19.3.1985 günlü, 3167 sayılı "Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hâmillerinin Korunması Hakkında Kanun"un 15. maddesinin;

A) Anayasa'ya aykırılık sorununun esas yönünden incelemesinin sınırlama yapılmadan sürdürülmesine,

Mahmut C. CUHRUK, Yekta GüngörÖZDEN, Necdet DARICI-OĞLU, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N. SEZER'in karşıoyları ve oyçokluğuyla,

B) İnceleme sonunda, sözü edilen maddenin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemini içeren itirazın REDDİNE, oybirliğiyle,

14.2.1989 gününde karar verildi.

KARŞIOY

YAZISI

Esas Sayısı: 1988/15

Karar Sayısı: 1989/9

Esasa ilişkin incelemenin sınırlama yapılmadan sürdürülmesine dair çoğunluk görüşüne, Yekta Güngör ÖZDEN, Necdet DARICIOĞLU, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N. SEZER'in müşterek karşıoy yazılarındaki görüşlerle karşıyım.

Başkan

Mahmut

C. CUHRUK

Başkanvekili

Yekta Güngör ÖZDEN

Üye

Necdet

DARICIOĞLU

Üye

Muammer

TURAN

Üye

Mehmet

ÇINARLI

Üye

Servet

TÜZÜN

Üye

Mustafa

ŞAHİN

Üye

İhsan

PEKEL

Üye

Selçuk

TÜZÜN

Üye

Ahmet

N. SEZER

Üye

Erol

CANSEL

KARŞIOY

YAZISI

Esas Sayısı: 1988 / 15

Karar Sayısı: 1989/9

Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddeleri, itiraz yolunu, bakılmakta olan davada uygulanacak yasa hükümlerine açık tutmakta, uygulanma olanağı bulunmayan hükümleri itiraz yoluyla Anayasa'ya uygunluk denetiminin dışında bırakmaktadır.

19.3.1985 günlü, 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun'un itiraz konusu 15. maddesi, "Bankalara uygulanacak cezalar" başlığını taşımakta ve bu Yasa'nın 3., 4., 5., 7., 9. ve 13. maddelerinde yazılı yükümlülükleri yerine getirmeyen veya geciktiren bankalar hakkında hükmolunacak cezalan belirlemektedir.

Sinop Cumhuriyet Savcılığı'nca düzenlenen 11.1.1988 günlü, Hz. 1987/880, Esas: 1988/10 ve İdd. 1988/5 sayılı İddianame'de, 3167 sayılı Yasa'nın salt 4. ve 9. maddelerine aykırı eylemlerinden dolayı sanık Banka'nın, Türk Ceza Kanunu'nun 119. maddesi delaletiyle 3167 sayılı Yasa'nın 15. maddesi uyarınca cezalandırılması istendiğine; bu durumda, anılan maddede değinilen 3., 5., 7. ve 13. maddelerde yazık yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ya da geciktirilmesiyle ilgili bir ceza davasının varlığından söz edilemeyeceğine göre, iptali istenen 15. madde yalnız 4. ve 9. maddeler açı-açısından uygulama alanına girmiş olmaktadır.

İtiraz konusu 15. maddenin, 3., 4., 5., 1., 9. ve 13. maddelere aykırı eylemlerin yaptırımını belirleyen, birbirinden ayrı altı değişik hükümden oluştuğu; bakılmakta olan davada, anılan maddenin, 3., 5., 7. ve 13. maddeler yönünden uygulama alanı dışında kalacağı gözönünde tutulduğunda, 3167 sayılı Yasa'nın 15. maddesine yönelik itirazla ilgili esas incelemesinin, bu Yasa'nın 4. ve 9. maddeleriyle sınırlı olarak yapılması gerekir.

Anayasa Mahkemesi'nin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe, aynı yasa hükmünün Anayasa'ya aykırılığı savıyla tekrar başvuruda bulunulamayacağını hükme bağlayan Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Yasa'nın 28. maddeleri de sınırlama sorunu üzerinde önemle durulmasını zorunlu kılmaktadır.

Gerçekten, iptali istenen 15. maddenin bütünüyle ilgili Anayasa'ya uygunluk denetimi sonucunda, Anayasa'ya aykırılık savı yerinde görülmeyerek itirazın reddi cihetine gidildiği takdirde, 3., 5., 7. ve 13. maddeler yönünden uygulama alanı dışında kalan 15. madde, sözü edilen maddeler açısından da on yıl süreyle denetlenemeyecek; başka bir anlatımla, bakılmakta olan değişik bir davada 3., 5., 7. ve13. maddeler yönünden uygulanacak yasa kuralı niteliğini taşısa bile, on yıllık başvuru yasağı nedeniyle, bu yönden Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılamayacaktır.

"Anayasa'ya aykırılık sorununun esas yönünden incelenmesinin sınırlama yapılmadan sürdürülmesine" ilişkin olarak oyçokluğuyla verilen Karar'a bu nedenlerle katılmamaktayım.

Başkan

Mahmut

C. CUHRUK

Başkanvekili

Yekta Güngör ÖZDEN

Üye

Necdet

DARICIOĞLU

Üye

Selçuk

TÜZÜN

Üye

Ahmet

N. SEZER

Anayasa Mahkemesi, E. 1988/15, K. 1989/9, 14 Şubat 1989 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I- Olay
  4. Iıı- Yasa Metinleri
  5. A. İptali İstenen Yasa Kuralı
  6. Iv- İlk İnceleme
  7. V- Esasın İncelenmesi
  8. A. Sınırlama Sorunu
  9. Karşıoy
  10. Yazısı
  11. C. Cuhruk
  12. Darıcıoğlu
  13. Turan
  14. Çınarlı
  15. Tüzün
  16. Şahin
  17. Pekel
  18. Tüzün
  19. N. Sezer
  20. Cansel
  21. Karşıoy
  22. Yazısı
  23. C. Cuhruk
  24. Darıcıoğlu
  25. Tüzün
  26. N. Sezer
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1988/15
Karar No
1989/9
Tarih
14 Şubat 1989

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1988/32 K.1989/10
  • AYM Norm Denetimi E.1989/1 K.1989/12
  • AYM Norm Denetimi E.1989/8 K.1989/11
  • AYM Norm Denetimi E.1988/46 K.1989/15
  • AYM Norm Denetimi E.1988/45 K.1989/14
  • AYM Norm Denetimi E.1988/35 K.1989/13

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.